19 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Salı, 26 Eylül 2017 10:43

GARDİYAN / ÖYKÜ

Yazan  Musa Dinç

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı

musadinc2109gmail.com

GARDİYAN /  ÖYKÜ

Değerli bir dostum yarım asır önce başından geçmiş bir anısını benimle paylaştı, hoşuma gitti; ben de öyküleştirdim.

 

Kasabamızdaki cezaevi evimize yakındı. İki gardiyanı vardı. İkisi de komşumuz olup, yakından tanırdım. Yalnız ikisinin de kafasında eksiklik var gibiydi. Bazen birbirimize takılmadan edemezdik. Anlayacağınız gibi senli-benliydik Gardiyan Yakup’la. Bazen sayımı, bazen de kapıları kapatmayı unuturdu. Gelir oturur, gece geç saatlere kadar oyun oynar; sonra giderdi. Bazen de beni çağırır çay yapardı; nöbetçi askerlerle oturur, sohbet eder, birlikte çay içerdik.

 

Cezaevimizde yatan mahkûmlar salt adi suçtan ceza yiyenlerden veya cezası az kalanlardan oluşuyordu. Bu yüzden kimse kaçmaya teşebbüs etmiyordu; ayrıca cezaevinde bir dostluk havası esiyordu.  İki ağabeyim de köy arazisi yüzünden cezaevinde yatıyorlardı.

Haziran sonlarıydı. Bir gece ansızın eve geldiler, yanlarında da iki arkadaşları vardı. Babam afalladı, rengi soldu birden:

 

“Hayrola, ne arıyorsunuz; ne işiniz var burada?” dedi. Ağabeylerimin büyüğü :  “Telaşlanma, izinliyiz baba! Köye gittik, arkadaşın buğdayını tırpanlayıp, topladık. Tam üç gün, üç gece sürdü çalışmamız. Çok yorgunuz; biraz ayran veya soğuk su içelim, soluklanalım, sonra sohbet ederiz.” Kalaylanmış bakır tasta ikram edilen ayranı afiyetle içip, ağızlarının kenarlarını bir güzel sildikten sonra: “Sağ olsunlar, gardiyanlarımız fakir fukara babasıdır, gidin yardım edin garibana,” dedi. “Fazla kalmayacağız, yemek yiyip gideceğiz.”

 

“İyi, hoş; sağ olsun ama ya Hükümet duyarsa ne olur? Oğlum böyle sakat iş yapmayın, akıllı olun!” Öğütlerini bir bir sıraladı: “Karnınızı doyurun gidin hemen!” dedi, babam.

Selametle gittiler, arayıp soran olmamıştı. Çok şükür!

 

Ertesi gün mahallemizde düğün vardı. Bizim Gardiyan da sağ olsun keyifçi idi. Keyif çıkarmaya bayılıyordu. Bir gülüşü vardı ki hâlâ kulağımda sesi; iyi de halay çekiyordu. Hay Allah, gözlerime inanamıyorum! İki mahkûmla kendisi halay başı çekiyorlar. Mendili sallanıyor, sağa sola da gülücükler dağıtıyordu. Kurtlarını döküp gittiler. Biz bir güzel seyredip, alkışlayıp uğurladık.

 

Aradan bir hafta filân geçmişti ki, Çermik Hamamı’ndan çıkarken baktım o da orada.

“Ne arıyorsun?” dedim. “Valla mahkûm arkadaşın taksisi var, beşimiz binip geldik, bir güzel yıkanıp, şu kiri üzerimizden atalım, dedik. Yani bir kusur mu işledik?” “Yok, iyi yaptınız; arkadaşlık böyle günler içindir!” “Aferin, sen çok akıllısın, hak verdin bana; akşam misafirimsin,” dedi. “Tamam, gelirim, ama soframız geniş olsun!”dedim.“Tamam” dedi. Akşamüzeri gittim. Bizim cezaevi yeni olduğu için etrafı açık ve ağaçlarla kaplıydı. Kuzeyinde en yakın ev, beş yüz metre filândı.

 

Baktım, bizimki ağacın dibinde oturmuş iki mahkûmla sofrayı kurmuşlardı. Selam verip, hal hatırdan sonra oturdum, hemen. Kafaları demlemeye başladık. Sohbetimiz uçan balon olmuş, göklerde geziyordu. Bir aşağı bir yukarı rüzgârın yönüne doğru sallanıyordu. Bardaklar boşaldıkça hemen ikramla doluyordu. Ben yukarıya doğru bakıyordum. Gelenler dikkatimi çekti ama karanlık olduğu için pek seçilmiyordu. Yaklaştıkça adımlar hızlanıyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar başımıza dikildiler. Gelenler Savcı, Başçavuş ve iki askerdi. Hepimiz ayağa kalkıp, toparlandık.

 

“Gardiyan gel hele, sen şöyle geç” dedi, sonra bana döndü: “Sahi, sen kimsin?” dedi.

 

“Savcı Bey, bu arazi bizim, evimiz burada; hemen hemen her akşam buralardayız,” dedim

 

“Tamam” dedi. Diğer iki mahkûmu da arkadaşım sandı. “Siz oturun” dedi. Gardiyanı alıp içeri geçti. Gardiyan kavak ağacı olmuştu. Rüzgâr esiyor misali yeri öpüp doğruluyordu. İçeriye girip çıkması bir oldu. İki mahkûmu da çağırdı. Savcı Bey’in sesi duvarları deliyordu adeta. Bense keyfime keyif katmıştım. Ortalık sakinleşince gittim. Gardiyan birkaç gün ortalıkta görünmedi. Doğrusu merak etmedim değil, sonucu öğrenmek istiyordum. Gardiyan’ın tutuklandığını duydum. Ziyaret ettim onu, meğer esas suçu bu değilmiş. Başka bir suç işlemiş. Savcı onu araştırmaya gelmişken bu sefer zil zurna sarhoş bizimle içki sofrasında yakalamıştı.

 

Bir imam yatıyordu. Adı Hüsnü’ydü. Silah yakalatmıştı. Bu imam bir ay önce bir köye gitmiş beş tabanca almış, satmaya getirmişti. İhbar sonucu dördünü saklamayı becermiş. Birini de yakalatmış. Daha sonra, Yakup Gardiyan’la yarı yarıya anlaşmış, çıkıp getirmeye gitmiş. Jandarmalar takip etmiş; tekrar yakalanmış, suçu çiftleşmişti.

 

Arada bir ziyaretine gider sohbet ederdik.“Çıkacağım, hem de milletvekili olacağım, görürsün; ama senden bir ricam olacak: Biz arkadaşız, kirveyiz, dostuz; bana çalışacaksın!”dedi Güzelce bir süzdüm,”Yakup, sahi mi söylüyorsun?” “He!” dedi. “Pekâlâ, çık, adam ol; ben de duruma bakayım,” dedim.

 

Bizim Gardiyan’ın Ankara’da dayıları vardı. Dört-beş ay sonra çıktı. Seçimler yaklaşmıştı. Bağımsız milletvekili adayı oldu. Seçim döneminde yanında birkaç mızıkçı-yalakacı arkadaşla tur atıyordu. Arkadaşlarından biri bana: “Yarın sürprizimiz var. Sabah saat 10’da kasaba meydanında ol,” dedi. “Tamam” dedim.

 

Sabah meydana vardığımda bizim adayımızı deveye bindirip gezdiriyorlardı. Etrafında yüz kişi birikmiş. Onun da ağzı açılmış kanatları havada, gülücükler dağıtıyordu. Arkadaşımız devenin dizine vuruyor: “Iğ… Iğ…” diyor, deve tam eğiliyor o dengesini kaybedip, düşecek gibi oluyor, tekrar doğruluyordu. Oradakileri kahkahaya boğmuştu. Gözlerden yaş, şırıl şırıl akıyordu.

 

Seçimler bitti nihayet. Sonuçlar belli oldu. Bizim Gardiyan arkadaşımız 152 oyla rekor kırdı.

 

Bir iki hafta sonra tekrar kahveye gelip, yanımıza oturdu: “Ben, bu insanlara bir daha güvenmem! Hâlbuki ben şimdi Meclis’te olsaydım, hepsini işe alırdım. Olsun, onlar boş gezsinler, bana da lazım değil! Almanya’ya gidiyorum zaten; varsın düşünsünler!” dedi.

 

Gerçekten de, Gardiyan Yakup bir yolunu bulup, Almanya’ya kapağı attı, şimdi mali durumu çok iyi. Ha, bir de keyfine de çok düşkün, yaz tatillerinde Fethiye/Ölüdeniz’de tatilin tadını çıkartıyor, kumsalda sere serpe güneşlenip, bronzlaşan üstsüz turistleri süzmekten de geri kalmıyor.