24 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Pazartesi, 23 Ekim 2017 11:18

YEŞİLLİK / ÖYKÜ

Yazan  Musa Dinç

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

YEŞİLLİK /  ÖYKÜ

Bir hafta sonuydu, canımız lahmacun istemişti. Uğradım şatafatlı bir restorana.

“ On lahmacun isterim; üçü acılı, yedisi normal. Bak Usta, bol yeşillik olsun; yeşilliksiz yiyemeyiz lahmacunu.”

Yeşillik dememle, Usta’nın kaşları çattı, sinirleri gerildi, meğerse Usta’nın yarasını deşmiştim. Usta dayanamadı dile geldi:

“ Ah kardeşim, ah! Yeşillik iflahımızı kesti, yedi bitirdi bizleri! Bol kıymalı diyeydin de, yeşillik demeyeydin!”

“Nedendir Usta?”

“Bak kardeşim, yeşilliğe verdiğim parayı biriktirseydim, yılda bir daire satın alırdım; çok fena alıştırmışlar bu halkı yeşilliğe! Bir kasa domatesin fiyatı ne kadardır, biliyor musun? Havucu, turpu, karalâhanayı, yeşil soğanı, marulu, maydanozu… İçim yanıyor arkadaş! Yeşillikle de yetinmiyorlar, bir de üstüne üstlük limon istiyorlar; acımıyorlar! Sık babam sık!

“Yahu Usta, yeşillik olmadan, lahmacun da yenilmiyor be!”

“Batıda böyle midir sanki bir domatesi söğüşlerler; bir güzel hesaba yüklerler!”

“Sahi Usta, müşteriden yana çok mu dertlisin?”

“Müşteri velinimetimizdir; ama gel gör ki; vicdan, merhamet ne gezer. Acımazlar bizlere, buldular beleş peçeteyi, sil babam sil! Sosyete lahmacun istediğinde işimize gelmediği için yok deriz; çünkü iki de bir zırt - pırt peçeteyle ellerini silerler. Şişman ve yaşlı müşterilerimize limon yetiştiremez olduk! Vay efendim, tansiyon düşürüyormuş; birader tansiyon düşürme mercisi biz miyiz sanki (!?)  Limon mu dayanır, verdik limon suyu, bu sefer de üzerine su ilave edip, içine de birkaç kesme şeker; limonata niyetine içtiler. Gel de sızlanma!”

 

“Usta, merak ettim; var mı başka sıkıntınız?”

“ Olmaz olur mu?” deyip, başladı anlatmaya:

“ Eskiden masalarda pul biber, karabiber, kimyon, tuz bırakırdık; ama kaldırdık. Adamlar buldular beleşi, çiğköfte yapacağız deyip, harç niyetine yürüttüler.”

“ Yahu Usta, masalarınızda kürdan bile yok!”

“ Kürdan da bırakırdık, ama kış aylarında kürdan koymayız. Adamlar sobayı tutuşturacağız diye, çıra niyetine alanlara da rastladık.”

“ Masalarda şeker de yok!”

“ Yok, kardeşim, çayı kıtlama içeceğiz diye, çaya şeker mi dayanır!”

“Usta be, Trakya’daki işkembeciler, meze niyetine süs biberi verirler.”

“Onu da denedik, adamlar süs biberini leblebi gibi yutuyorlar.”

“Acısı çarpmıyor mu?”

“Yok kardeşim, buranın yerli halkı: ‘Biz acıların çocuğuyuz zaten!’ diyorlar.

“Tesir etmiyor onlara.”

“Peki, tesir edenleri olmuyor mu?”

“Olmaz olur mu? Onlar da ekmeğe dadanıyorlar. Bir kâse çorbayla iki ekmeği bitiriyorlar.”

“Yeşilliğe önleminiz var mı?”

“Var, lokantacı ve restoranlarla iş birliği yapıp, kökten çözüm bulmak istiyoruz.”

Usta, konuşmasını sürdürürken; garsonlara talimat vermekten de geri kalmıyordu: “ 9 numaralı masaya 4 porsiyon, yan masaya ayran,  2 paket hazırlanacak. “

Usta konuşmasına kaldığı yerden devam etti: “ Bir keresinde biz yeşillik vermedik, diğer meslektaşlarımız yeşillik verdi; uyumsuzluk baş gösterince rekabet başladı, biz kaybettik, müşteri kazandı.”

“Eh Usta, müşteri her zaman haklıdır.”

“Lahmacununuz hazır beyim.”

“Yeşillik de hazır mı?”

Buruk ve isteksiz: “Hazır hazır!” dedi.

Eve varıp, paketi açtım; yeşillik demeye bin şahit. Rendelenmiş biraz turp, biraz havuç biraz da karalâhana.

Bir çoban salata yaptım, yanına da nefis bir ayran. Ailece yumul babam yumul, afiyetle yedik.

 

Son değişiklik Pazartesi, 23 Ekim 2017 11:31