19 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Çarşamba, 01 Kasım 2017 08:39

KA­DIN­LA­RA BİR ANIM­SAT­MA

Yazan  Selma Erdal

KA­DIN­LA­RA BİR ANIM­SAT­MA

Ben usan­ma­dan ka­dın­lar için ne çok söz­ler söy­le­mek­te­yim... Ve bi­li­yo­rum ki ka­dın­lar için ne kadar çok söz söy­len­se azdır...​Ka­dın­lar al­dır­maz­sa onlar için söy­le­nen söz­le­re; bu dünya ka­dın­la­ra hep dar­dır...

Ama...

Son yıl­la­rın sim­ge­sel bir adı olan Öz­ge­can'a ve nice, nice ka­dın­la­ra kıyan oğul­la­rı ye­tiş­ti­ren­ler de ka­dın­lar­dır... Ka­dın­lar eğit­me­dik­çe ken­di­le­ri­ni; ger­çek an­lam­da bir ERKEK ye­tiş­tir­mek ko­nu­sun­da...O zaman onlar da ka­dın­la­ra kıyan; ca­na­var ka­dın­lar­dır... Ve bi­lin­me­li­dir ki ya­şa­nan bu kat­li­am­lar­da on­la­rın da çok büyük suç payı var­dır...

 

Bey­ni­ni tür­ban­la sak­la­ma kadın... Bugün; ya­rı­nı­nı dü­şün­me­den at­tı­ğın her yan­lış adım, gün gelir seni de kat­le­der... Ama ar­kan­dan ağıt­lar ya­ka­cak bir kadın bile bu­la­maz­sın...

Dün…Dün de­di­ğin; AKP’den ön­ce­sin­de kal­mış…Dün­den bu­gü­ne; top­lum pek çok ya­ra­lar almış…

En çok da ka­dın­lar…Ya­ra­la­rı; kan revan için­de…Ve sü­rük­le­ni­yor­lar yok edi­li­şe…Oysa dün…

Dün; gün­ler­den 8 Mart 1994…Bursa’dayız, top­lan­mı­şız yerli, ya­ban­cı pek çok kadın; tar­tı­şı­yo­ruz kadın hak­la­rı üze­ri­ne ve Türk An­ne­ler Bir­li­ği Bursa Şu­be­si’nce dü­zen­le­nen DÜN­YA­DA KADIN HAK­LA­RI ko­nu­lu panel ne­de­niy­le…

Bugün neler ya­şa­nı­yor, ka­dın­lar nasıl ya­ra­la­nı­yor, nasıl da kan kay­be­di­yor, nasıl da tü­ke­ti­li­yor, gi­de­rek yok edi­li­yor diye; işte ben de bu ne­den­le dünü dü­şün­mek, dünü ta­şı­mak is­te­dim bu­gü­ne…

İste­dim; çünkü kadın hak­la­rı-er­kek hak­la­rı diye bir cin­sin, di­ğe­ri üze­rin­de ege­men­lik kurma gi­ri­şim­le­ri­nin ne denli yer­siz ve de yan­lış ol­du­ğu­nu sa­vun­muş­tum yıl­lar­ca…Bir de is­te­dim ki kendi içi­miz­de, se­siz­ce;ATA­TÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ’nin Türk hal­kı­na ta­nı­dı­ğı hak­lar çer­çe­ve­sin­de, ka­dın-er­kek ne­den­li eş ve eşi­tiz, bir kez daha dü­şü­ne­lim dün ve bugün bağ­la­mın­da… Bir başka de­yiş­le; dün ne­re­dey­dik ve bugün de yü­rü­yo­ruz bir yer­le­re, acaba ne­re­ye ?…

Dün…Gün­ler­den 8 Mart 1994 gü­nün­de­yiz…

Türk An­ne­ler Bir­li­ği’nin Bursa Şu­be­si’nin dü­zen­le­di­ği top­lan­tı­da…

Otu­ru­mu yö­ne­ten; Pror.​Dr. Ülkü ÖZALP (O gün­ler­de Bursa Ana­kent Be­le­di­ye Baş­ka­nı olan Te­oman ÖZALP’in eşi diye ta­nım­la­ma­ya, ta­nıt­ma­ya gerek yok ken­di­si­ni; çünkü Bayan ÖZALP kendi kim­li­ğiy­le top­lum­da va­ro­lan bir kadın)…

Os­man­lı Dö­ne­mi’ndeki ka­dın­dan, Cum­hu­ri­yet Dö­ne­mi’ndeki ka­dı­na; Türk ka­dı­nı­nın top­lum­sal ya­şam­da­ki ge­li­şi­mi­ni an­la­tı­yor. An­la­tır­ken de Ata­türk’ün öz­le­di­ği Türk ka­dı­nı­nın canlı bir ör­ne­ği ola­rak kar­şı­mız­da du­ru­yor.

Konuk ko­nuş­ma­cı­la­ra ge­lin­ce; ilk ko­nuş­ma­cı Al­man­ya’nın İstan­bul Baş­kon­so­lo­su’nun eşi ola­cak­mış ama onun ye­ri­ne kon­so­los­luk gö­rev­li­le­rin­den bir başka ko­nuş­ma­cı ka­tı­lı­yor top­lan­tı­ya… Onun an­la­tı­mın­dan da öğ­re­ni­yo­ruz ki ge­liş­miş Batı Ül­ke­le­ri’nden Al­man­ya’da da ka­dı­nın, pek de yu­ka­rı­lar­da ol­ma­dı­ğı­nı Türk ka­dı­nın­dan …Üs­te­lik Al­man­ya’da sa­yı­sal üs­tün­lük ka­dın­lar­da ol­ma­sı­na kar­şın hiç de öyle mutlu ço­ğun­luk falan de­ğil­miş Al­man­ya’da ka­dın­lar… Neden mi?…

 

Nasıl ol­sun­lar ki?…

1949’daki Ana­ya­sa ile kadın hak­la­rı, er­kek­le­rin­kiy­le eşit­len­miş…(Oysa Türk ka­dı­nı bu hak­la­rı 1924 Ana­ya­sa­sı ile elde et­miş­ti…İşte bu ne­den­le; yoz­lar, yo­baz­lar NEDEN SEVSİNLER Kİ KEMAL ATA­TÜRK’Ü ?…)

15-65 yaş arası eko­no­mik an­lam­da etkin sa­yı­lan ka­dın­la­rın daha çabuk işsiz kal­dı­ğı­nı an­la­tı­yor Alman ko­nuş­ma­cı… Ül­ke­miz­de ka­dın­la­rın ege­men ol­du­ğu eği­tim kad­ro­la­rı bile; ön­ce­lik­le er­kek­le­re öne­ri­li­yor­muş Al­man­ya’da… El­bet­te ki er­kek­ler çocuk do­ğur­mak gibi, ne­sil­le­rin üre­ti­mi iş­le­vi­ni üst­len­me­dik­le­ri ge­rek­çe­siy­le ön­ce­lik­liy­miş işe alın­ma­da…

Ve Al­man­ya’da ka­dın­lar az üc­ret­le ça­lı­şı­yor­lar­mış, ama ka­dın­la­rın aynı iş ye­rin­de­ki er­kek­ler kadar ücret ala­bil­me­le­ri için dava açma hakkı var­mış. Oysa bizim 1475 Sa­yı­lı İş Ya­sa­mız’da “eşit işe, eşit ücret” il­ke­si ge­çer­li­dir. Tür­ki­ye’de cins­le­re göre ücret gös­ter­ge­le­ri dü­zen­len­mez.

 

1918’den beri Alman ka­dı­nı­nın seçme ve se­çil­me hakkı var­mış. Ama po­li­ti­ka­da aktif kadın sa­yı­sı azmış. Bu ne­den­le Alman Sos­yal De­mok­rat Par­ti­si kadın ko­ta­sı ayır­mak­tay­mış… An­la­şı­lan bizim SHP’liler de bu Alman ben­zer­le­rin­den yüzde 25 kadın ko­ta­sı uy­gu­la­ma­sı­nı kopya çek­miş­ler, 90’lı yıl­lar­da, ama… Kon­ten­jan uy­gu­la­ma­yan par­ti­le­re oran­la yine de en az ka­dı­nı SHP’de gör­dük o gün­ler­de ya, neyse…

Bu ko­ta­la­ra kar­şın; Alman par­la­men­to­sun­da 4 kadın bu­lun­mak­tay­mış. Bir de o bizim o gün­ler­de­ki mec­li­si­mi­ze bak­tı­ğı­mız­da ille de hak is­te­riz diye or­ta­lı­ğı bu­lan­dı­ran PKK’lı­la­rın, par­don DEP’li­le­rin bile bir Leyla ZANA’sı vardı o gün­ler­de, başka ka­dın­la­rı yoktu, ama bir kadın va­li­miz, bir de kadın baş­ba­ka­nı­mız ol­muş­tu Türk kim­li­ğin­den…

Ge­lir­sek Azer­bay­can ka­dı­nı­na…

O gün­ler­de ken­ti­miz üni­ver­si­te­sin­de konuk öğ­re­tim gö­rev­li­si ola­rak bu­lu­nan Ulduz AS­LA­NO­VA; Azer­bay­can ka­dın­la­rı­nın her alan­da et­ki­li ol­duk­la­rı­nı an­la­tı­yor ka­tı­lım­cı ka­dın­la­ra…

1917’de seçme ve se­çil­me hak­kı­nı ka­za­nan Azer­bay­can ka­dı­nı­nın yüzde 30’unun par­la­men­to­da ol­du­ğu­nu söy­lü­yor (Bence şük­ran borç­lu ol­ma­lı Azeri ka­dın­lar Lenin Amca’ya)…Yine üni­ver­si­te öğ­ren­ci­le­ri­nin yüzde 60’ının kız öğ­ren­ci­ler­den oluş­tu­ğu­nu be­lir­ti­yor…Azer­bay­can ka­dı­nı­nı gök­le­re çı­ka­ran AS­LA­NO­VA; bugün de Azer­bay­can ka­dı­nı­nın ül­ke­si­nin zor gün­le­rin­de (Er­me­nis­tan’la so­run­la­rı vardı ve Rus tank­la­rı ge­çi­ver­miş­ti bir uçtan, bir uca Azer­bay­can top­rak­la­rın­dan o gün­ler­de) er­ke­ğiy­le omuz, omuza sa­vaş­tı­ğıy­la öğü­nü­yor…

“Bir soy­daş ülke, bir kar­deş ülke ka­dı­nı da olsa; ger­çek­ten ka­dın-er­kek omuz, omuza sa­vaş­mış ol­sa­lar­dı, bir Er­me­ni dü­ve­li­ni ül­ke­le­rin­den ata­maz­lar mıydı?… Dün­ya­da hiç­bir ülke ka­dı­nı yok­tur ki Ana­do­lu ka­dı­nı gibi yok­luk için­de, yedi dü­ve­li­ne karşı er­ke­ğiy­le bir­lik­te bir BA­ĞIM­SIZ­LIK SA­VA­ŞI ver­miş olsun; haydi neyse, ne de olsa kar­deş ülke, ül­ke­mi­zin ka­dı­nıy­la kar­şı­laş­tı­rıp yorum yap­ma­ma­lı­yım yine de…”

Üçün­cü konuk, aynı za­man­da Ulu­dağ Üni­ver­si­te­si öğ­re­tim gö­rev­li­si (ki o gün­ler­de) Yrd. Doç. Dr. Oya İZMİRLİ…El­bet­te­ki o bir Türk ka­dı­nı…Ama İtalya’nın Fahri Baş­kon­so­lo­su un­va­nıy­la din­le­yi­ci­le­re İtal­yan ka­dı­nı­nı an­la­tı­yor.

Onun an­lat­tık­la­rı­na göre; 1968 öğ­ren­ci dev­ri­mi ön­ce­si­ne değin silik kal­mış, ke­na­ra itil­miş tipik bir Ak­de­niz ka­dı­nıy­mış İtal­yan ka­dı­nı… Zayıf bir cin­si­yet ola­rak de­ğer­len­di­ri­len İtal­yan ka­dı­nı­nı; Va­ti­kan ve Ka­to­lik inanç ikin­ci sınıf ola­rak gö­rü­yor­muş.

1968 yı­lın­da Av­ru­pa’da esen dev­rim rüz­gar­la­rıy­la, İtal­yan ka­dı­nı­nın etek­le­ri ha­va­lan­mış ve o gün­ler­de ül­ke­miz özel te­le­viz­yon ka­nal­la­rın­da da göz­len­di­ği gibi; İtal­yan ka­dı­nı ön­ce­lik­le ken­di­ni teş­hir etme öz­gür­lü­ğü­ne ka­vuş­muş…

 

İtal­yan ka­dı­nı­na 1946’da se­çil­me hakkı ta­nın­mış ama bu hak kağıt üze­rin­de kal­mış. Ancak 1968’ler­den sonra ka­dın­lar; Va­ti­kan ki­li­se­si­nin bas­kı­sı­na rağ­men, ta­bu­la­rı yık­ma­ya baş­la­mış.İlk yap­tı­ğı işler de; si­ga­ra içmek ve pan­to­lon giy­mek olmuş. Tıpkı bizim fe­mi­nist­ler gibi on­la­rın öz­gür­lük an­la­yı­şı da; er­kek­ler­le be­den­sel ya­rı­şa gi­riş­mek olmuş, be­yin­sel ya­rı­şa gi­riş­mek ye­ri­ne…

Ve daha da inmek ge­re­kir­se de­ri­ne; her 8 Mart gü­nün­de derim ki ulu­or­ta her­ke­se:

– Ben fe­mi­nist de­ği­lim… Bir kadın ola­rak benim kut­sal gün­le­rim; 29 Ekim Cum­hu­ri­yet’in ku­ru­luş gü­nü­dür. 4 Ekim 1926 Türk Me­de­ni Ka­nu­nu’nun (Yurt­taş­lar Ya­sa­sı) yü­rür­lü­ğe gir­di­ği gün­dür. 5 Ara­lık 1934 Türk Ka­dı­nı­na Seçme ve Se­çil­me Hakkı’nın ta­nın­dı­ğı gün­dür.

Çünkü ben; Atası’nın tüm Türk yurt­taş­la­rı­na ta­nı­dı­ğı hak­lar doğ­rul­tu­sun­da, er­ke­ğiy­le eşit bir Türk ka­dı­nı­yım ve tüm Türk ka­dın­la­rı­nı da bu bi­linç­len­me doğ­rul­tu­sun­da hak ve ödev­le­ri­ne sahip çık­mak, on­la­rı ko­ru­mak ko­nu­sun­da üzer­le­ri­ne düşen gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­ye ça­ğı­rı­yo­rum…

Çünkü…

8 Mart 1994’den, bu­gün­le­re gel­di­ği­miz­de… ki bir­kaç ay son­ra­sın­da 8 Mart 2018 günü ne­de­niy­le ka­dın­lar yine ge­le­cek­ler bir araya…Çı­ka­cak­lar so­kak­la­ra; var ol­du­ğun­da ayır­dı­na va­ra­ma­dık­la­rı, de­ğe­ri­ni bilip, kul­la­nıp, ko­ru­ya­ma­dık­la­rı hak­la­rı­nı ara­ma­ya…

Çünkü…

2018’e doğru yol alır­ken ya­şam­la­rı­mız şu Dünya adlı ge­ze­gen­de; Türk ka­dı­nı­nın ki­şi­li­ği, Ata­türk İlke ve Dev­rim­le­ri’nden kay­nak­la­nan say­gın, er­ke­ği­ne eş ve eşit yurt­taş­lık kim­li­ği kal­ma­sın diye or­ta­da… Her türlü sal­dı­rı, yoz­luk, yo­baz­lık; ka­dı­nın tüm de­ğer­le­ri­ni to­zu­ma­ya uğ­rat­mak­da…

Ka­dı­nın top­lum­sal ya­şam­da­ki yeri yok edil­mek­de…Yolu, yönü, pu­su­la­sı; ka­ran­lık­la­ra çev­ril­mek­de…

Do­ğu­ra­ca­ğı çocuk sa­yı­sı­nın be­lir­len­me­sin­den, nasıl gi­yi­ne­ce­ği­ne, nasıl ya­şa­ya­ca­ğı­na iliş­kin da­yat­ma­lar­la; kadın tut­sak alın­ma­ya ça­lı­şıl­mak­da…

 

Öğ­re­tim­de tev­hi-i ted­ri­sat ka­nu­nu(*) yok sa­yı­lıp; kız­lar ve er­kek­ler ay­rış­tı­rı­lıp, bir­bi­rin­den so­yut­la­nıp, top­lum­sal cin­si­yet ay­rım­cı­lı­ğı­na gi­dil­mek­de…

Özel­lik­le de ka­dın­la­rın eko­no­mik ya­şam­dan, iş dün­ya­sın­dan ko­pa­rı­la­rak; ev­le­re ka­pa­tıl­ma­sı için yoğun ça­ba­lar gös­te­ril­mek­de… Üret­ken kadın kav­ra­mı­nın kar­şı­lı­ğı ola­rak “özel­lik­le yerel yö­ne­tim­le­rin gi­ri­şim­le­riy­le”; dan­tel­ci, ör­gü­cü, yuf­ka­cı, göz­le­me­ci, kon­ser­ve­ci kadın ör­nek­le­ri ço­ğal­tıl­mak­da…

Dün; bu­gü­ne göre ne kadar ça­ğı­mı­zın ge­ri­sin­de kal­mış­sa… Bu­gün­kü kadın da; dün­de­ki ka­dı­na göre, o kadar ça­ğı­nın ge­ri­sin­de kal­mış­dır, dün­de­ki ka­dı­na göre ge­ri­le­me­ye baş­la­mış­dır…

Zaman ve kadın ol­gu­sun­da gözle gö­rü­lür bir ter­si­ne iş­le­yiş, ter­si­ne yö­ne­liş ve ke­sin­lik­le ra­hat­sız edici, us dışı bir ters oran­tı var­dır… Gö­rü­nen odur ki bu ül­ke­de ka­dın­lar için kı­ya­met günü yak­la­şı­yor, yak­laş­mak nedir ki?… Kı­ya­met ko­pu­yor…Ka­dın­lar için mah­şe­rin dört at­lı­sı yola çık­mış ge­li­yor, ama ka­dın­lar çok acı­dır ki at­la­rın nal ses­le­ri­ni duy­mu­yor…

Belki de umur­sa­mı­yor kı­ya­me­ti­ni, kı­ya­mı­nı… Kim bilir ?…

Ka­dın­la­rın yal­nız­ca be­den­le­ri değil, ben­lik­le­ri de bir soy­kı­rı­ma uğ­ra­mak­da, yok edil­mek­de… Ama ka­dın­lar bu ya­şa­nan­la­rın ayır­dın­da değil her ne­den­se…

(*) Bir anım­sat­ma:

Tev­hid-i Ted­ri­sat Ka­nu­nu (Öğ­re­tim Bir­li­ği Ya­sa­sı), Tür­ki­ye Büyük Mil­let Mec­li­si ta­ra­fın­dan 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Nu­ma­ra­sı ile kabul edil­miş olan ve ül­ke­de­ki bütün eği­tim ku­rum­la­rı­nın Ma­arif Ve­ka­le­ti’ne (Milli Eği­tim Ba­kan­lı­ğı’na) bağ­lan­ma­sı­nı ön­gö­ren ya­sa­dır.

Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti’nde eği­ti­min temel ka­nu­nu kabul edil­miş ve daha sonra çı­ka­rı­lan ka­nun­la­ra esas teş­kil et­miş­tir. 1982 ana­ya­sa­sın­da 174. mad­dey­le ko­ru­ma al­tı­na alın­mış “in­kı­lap ka­nun­la­rın­dan” bir ta­ne­si­dir.

Tür­ki­ye’de eği­tim ala­nın­da re­form ya­pa­bil­mek; mil­li­lik, la­ik­lik, mo­dern­lik esas­la­rı­nı uy­gu­la­ya­bil­mek için eği­tim ku­rum­la­rı­nın bir­leş­ti­ril­me­si­ne ih­ti­yaç du­yul­ma­sı se­be­biy­le ha­zır­la­nan kanun; ül­ke­nin eği­tim iş­le­rin­de çok­baş­lı­lı­ğın kal­dı­rıl­ma­sı­nı sağ­la­dı. Ha­li­fe­li­ğin kal­dı­rıl­ma­sı’na dair kanun ve “Şe­ri­ye ve Evkaf Ve­ka­le­ti’nin Kal­dı­rıl­ma­sı hak­kın­da kanun“la aynı gün çı­ka­rıl­dı.

Tev­hid-i Ted­ri­sat Ka­nu­nu ay­rı­ca tekke ve za­vi­ye­le­rin ka­pa­tıl­ma­sı; din­sel ol­du­ğu dü­şü­nü­len Arap harf­le­ri­nin kal­dı­rı­lıp Harf Dev­ri­mi’nin ya­pıl­ma­sı gibi diğer bazı Ata­türk dev­rim­le­ri­nin ger­çek­leş­me­si için de alt­ya­pı­yı oluş­tur­muş­tur.