18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Perşembe, 02 Kasım 2017 18:09

Günah Ke­çi­si

Yazan  Selma Erdal

Günah Ke­çi­si

 

Kaçış yok; ke­sin­lik­le bir “günah ke­çi­si” ya­ra­tı­la­cak, sal­dı­rı­la­cak bir düş­man gös­te­ri­lecek…

Hit­ler de öyle yap­ma­dı mı?… Musa’nın ço­cuk­la­rı­nı hedef gös­te­re­rek; “İşte bun­lar; sizin işsiz kal­ma­nı­zın ne­de­ni­dir” di­ye­rek Ya­hu­di­ler’in yok edil­me­si için ge­rek­li or­ta­mı oluş­tur­ma­dı mı?…Ve Ya­hu­di­ler’i yok ede­rek; ik­ti­da­rı­nı sağ­lam­laş­tı­rıp, Dünya’yı ele ge­çir­me düş­le­ri kur­ma­dı mı?…

 

Bi­lin­di­ği gibi; in­san­la­rın iki temel iç­gü­dü­sü var­dır:Ya­şat­ma iç­gü­dü­sü ve öl­dür­me iç­gü­dü­sü…

Öl­dür­me iç­gü­dü­süy­le kuş­ku­suz insan; her önüne ge­le­ni öl­dür­mez ama in­san­la­ra düş­man­lık duyar, on­lar­dan nef­ret eder, sal­dır­gan­lık eği­li­mi gös­te­rir.

Ve ya­şat­ma iç­gü­dü­süy­le de; sever, mer­ha­met eder, korur, kol­lar…

İşte AK­DÜ­ZEN’i ko­ru­yup, kol­la­mak için de; düş­man­lar ya­ra­tıl­mak­ta, “iç­gü­dü­le­riy­le tutum ve dav­ra­nış­la­rı­nı ser­gi­le­yen” ege­men­ler ta­ra­fın­dan… Üs­te­lik yal­nız­ca dış­dan, dı­şa­rı­dan değil; içden, içe­ri­den düş­man­lar ya­ra­tıl­mak­da, ka­mu­sal dü­zey­de yan­daş ta­ife­si­nin öl­dür­me iç­gü­dü­le­ri­nin do­yu­ma ulaş­tı­rıl­ma­sı bağ­la­mın­da…Ki on­la­rın ya­şat­ma iç­gü­dü­le­ri­nin dışa vu­ru­mu yö­ne­lik olsun; yal­nız­ca ve yal­nız­ca ik­ti­da­ra, güce, oto­ri­te­ye, yet­ke­ye…

 

İkti­da­ra gel­dik­le­ri gün­den beri AK­DÜ­ZEN’de; her gün yeni bir günah ke­çi­si, yeni bir düş­man ya­rat­ma ope­ras­yo­nu/iş­le­mi ya­pı­lı­yor sü­rek­li.Ses­siz­ce ve sin­si­ce değil; ban­gır, ban­gır…Gü­rül­tü­lü, san­cı­lı, sal­ya­lı, sü­mük­lü, ağ­la­mak­lı… Bu ope­ras­yo­nun ya­rat­tı­ğı günah ke­çi­le­rin­den bi­ri­si de, bi­lin­di­ği gibi; Baş­ba­kan­lık kol­tu­ğun­da “tem­si­li ola­rak” otur­tul­muş olan Ahmet Da­vu­toğ­lu ya da nam-ı diğer David Efen­di idi… Ga­ri­bin; Tay­yi­ban’ın ga­za­bın­dan ko­run­ma­sı­na, hekim olan zev­ce­si­nin oku­yup, üf­le­me­le­ri bile kar et­me­miş­di…Bir de bu nisa; bi­lim­sel araş­tır­ma­lar so­nu­cu bu­lu­nan sa­ğal­tım yön­tem­le­ri­ni ve ilaç­la­rı kul­lan­mak ye­ri­ne, oku­yup üf­le­me­li te­da­vi yön­tem­le­ri tav­si­ye et­miş­di has­ta­la­rı­na… Vay ha­li­ne bu ni­sa­nın söz­le­ri­ne ka­na­nın!…Kadın ko­ca­sı­nı kur­ta­ra­ma­dı, değil ki has­ta­la­rı­nı kur­ta­ra­bil­sin...​Gerçi bun­lar da gö­zar­dı edil­me­me­si ge­re­ken çet­re­fil­li ko­nu­lar da…Neyse biz dö­ne­lim asli ko­nu­mu­za, sap­ma­ya­lım tali yol­la­ra…

 

Kuş­ku­suz ik­ti­da­rın se­la­me­ti, be­ka­sı için üre­ti­len, tü­re­ti­len, ya­ra­tı­lan düş­man­lar ya da günah ke­çi­le­rin­den en üst rüt­be­li­siy­di; Da­vu­toğ­lu… Ondan ön­ce­ki düş­man­sa; Pa­ra­lel Yapı, sanki yıl­lar­ca aynı yol­lar­da be­ra­ber yü­rü­dük­le­ri ger­çe­ği­ni unut­muş­ça­sı­na ya da biz­le­re unut­tur­muş­ça­sı­na… Ve ev­ve­li, ezeli, fo­re­ver düş­man, en bi­lin­dik günah ke­çi­si; el­bet­te ki ve de bit­ta­bii ki laik kim­lik­li ve de kı­lık­lı cümle insan…

Eği­tim­li kö­pek­ler; “sal­dır” diye gös­te­ri­len he­de­fe nasıl koşar ve sal­dı­rır, ısı­rır, par­ça­lar, pa­ra­lar hani ya…İkti­dar­da olan­lar için; hal­kın ya da Üm­met-i Tay­yi­ban’ın öl­dür­me iç­gü­dü­sü­nü do­yu­ra­cak düş­man da se­çil­miş, günah ke­çi­si ta­nım­lan­mış, ölüm­cül duy­gu­la­rın ışın­la­na­ca­ğı hedef bu­lun­muş de­mek­tir. Artık bun­dan sonra ya­şat­ma iç­gü­dü­süy­le; Üm­met-i Tay­yi­ban, ik­ti­dar­da­ki gücü ko­şul­suz sever, sor­gu­la­maz, yar­gı­la­maz, korur, kol­lar, ya­şa­tır.

Üs­te­lik bu sevgi or­ta­mı­nı ya­şat­mak, sür­dü­rü­le­bi­lir­li­ği­ni sağ­la­mak için de özel­lik­le La­ik­ler’in var­lı­ğı­nı ko­ru­mak ön­ko­şul­dur. Çünkü La­ik­lik il­ke­si ol­maz­sa, La­ik­ler ya­şa­tıl­maz­sa; “günah ke­çi­si” bulma so­ru­nu ya­şa­nır.

Öl­dür­me iç­gü­dü­sü; do­yu­ma ulaş­mış, günah ke­çi­si ola­rak be­lir­le­nen he­de­fe söv­gü­ler dü­zül­müş, yeri gel­miş düş­man dö­vül­müş, ör­se­len­miş ve belki de son aşa­ma­da öl­dü­rül­müş…Aman ne güzel!… Ayak­to­pu ma­çın­da, karşı ta­kı­mın ta­raf­ta­rıy­la ka­pı­şır gibi; kus öf­ke­ni, hır­sı­nı, ki­ni­ni…Sonra?… Son­ra­sın­da ege­men güç ses­le­ni­yor işte:

-Sen ya­şat­ma iç­gü­dü­nün yan­sıt­tı­ğı ne varsa; yal­nız­ca bana ver!...​Bana, ik­ti­da­ra, AK­DÜ­ZEN’e, Tay­yi­ban’a!… Ben ki AK­DÜ­ZEN’in ya­ra­tı­cı­sı, ku­ru­cu­su, ko­ru­yu­cu­su, kul­la­nı­cı­sı; sen ey Üm­met-i Tay­yi­ban !… Tapın bana !…

İşte bu kadar; günah ke­çi­si so­ru­nu çö­zül­dük­ten sonra,artık ya­şat­ma iç­gü­dü­sü­nün yön­len­di­ri­le­ce­ği tek bir hedef var; AK­DÜ­ZEN’in ba­şın­da­ki zat-ı muh­te­rem…

Onun ko­ru­nup, kol­lan­ma­sı, ya­şa­tıl­ma­sı, ik­ti­da­rı­nın sağ­lam­laş­tı­rıl­ma­sı böy­le­ce çok daha kolay… Çünkü eği­tim­li kö­pek­le­rin sal­dır­ma­sı için hedef gös­te­ril­miş­dir.

Ne zor iş; şu Ak­ba­ba­lar’ın Koca Çınar’da tü­ne­me­si, ya­ra­tıl­ma­yın­ca bir günah ke­çi­si…Ger­çek­ten de zor iş, çok zor iş…