18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Pazartesi, 06 Kasım 2017 08:26

EĞİTİMCİ YAZAR ZEKİ SARIHAN İLE GÖRÜŞME

Yazan  Musa Dinç

Musa DİNÇ/ Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

EĞİTİMCİ YAZAR ZEKİ SARIHAN İLE GÖRÜŞME

Yazar Hakkında

Öğretmen ve yazar Zeki Sarıhan, 1944’te Ordu iline bağlı Fatsa ilçesinin Beyceli köyünde doğdu. 6 yıllık Akpınar İlk öğretmen Okulu’nu, Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Kamu Yönetimi Lisansüstü Programını bitirdi. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptı. Ülkenin karışık ortamından ötürü 7 yılı okul ışında geçmiş, bu arada yayıncılık gibi işler yapmıştır. Yurdun pek çok yerinde ve Almanya’da konferanslar vermiş, radyo ve televizyon programlarında Kurtuluş Savaşı’nı anlatmıştır.

Beyceli Kalkındırma Derneği, Fatsa Köycülük Derneği, Gazi Eğitim Enstitüsü Öğrenci Derneği, Ankara Yüksek Okullar Talebe Birliği, Kore Dostluk Derneği, Eğitim Hakkını Savunma Komitesi, Ulusal Eğitim Derneği’nde başkanlık, 1980’de arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Öğretmen Dünyası dergisinde uzun yıllar yöneticilik yapmıştır.

Kurtuluş Savaşı tarihi, eğitim, anı, deneme gibi türlerde yayımlanmış 37 kitabı bulunan Sarıhan’ın çalışmalarından Kurtuluş Savaşı Günlüğü 1990’da Afet İnan Tarih Araştırmaları Ödülü’ne, Kurtuluş Savaşı Kadınları 2006 Yunus Nadi Sosyal Bilimler Ödülü’ne, Milli Mücadelede Maarif Ordusu 2014’te Nafi Atuf Kansu Eğitim Araştırmaları Ödülü’ne değer bulunmuştur.

1993’te emekli olmuştur. Evli ve iki evlat babasıdır. Ankara’da oturmaktadır.

Öğretmen Dünyası Dergisi’nin bir dönem Diyarbakır Temsilciliğini üstlenmiştim. Sayın Zeki Sarıhan ile yollarımız o zaman kesişmişti. Dile kolay 25 yıla yakındır dostluğumuz aynı tazelikte sürüyor. Yazılarını severek ve beğenerek okuyorum. Özü, sözü birdir. Mevlana’nın sözü sanki onun için söylenmiştir: “Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol.”

Onun dünya görüşünü beğeniyor ve takdir ediyorum. O aynı zamanda çok iyi bir araştırmacıdır. Yazdığı her yazının mutlaka hakkını verir ve taşları yerine oturtur. Çok değerli ve saygı duyduğum bir eğitimci ve yazın emekçisidir. Üretkendir, kalemi güçlüdür, yazı dili arıdır. Hep yararlı olma ilkesi gözeten, evrensel değerleri her şeyin üstünde tutan Sayın Zeki Sarıhan’la Röportaj yapmak, benim gibi bir dostu için, bir ayrıcalıktır.

Musa DİNÇ: Eğitimcisiniz, ama aynı zamanda objektif siyasi analizlerde yapıyorsunuz; eleştiri kültüründen yoksun bir toplumda, stresi göğüslemek zor olmuyor mu?

Zeki SARIHAN: Şu sıralar yayımladığım ‘Biraz da ezber bozalım’ yazılarımdan söz ediyor olmalısınız. Ezber bozmak kolay iş değil. Kırk yıllık dost bildiğim bazı arkadaşlardan bir kısmı bu ezberleri dolayısıyla bana karşı hücuma geçtiler. Olsun. Hamama giren terler! Gerçek eninde sonunda kendini kabul ettirir.


 

Musa DİNÇ: Sizin gibi değerli hümanist eğitimciler çok zor yetişiyor. öğretmenlik yaptığınız bir dönemde yaşadığınız bir anekdotunuzu bizimle paylaşabilir misiniz?

Zeki SARIHAN: Anlatacak çok şey var, hangi birinden söz etsem? Öğretmen Dünyası’nda yayımlanan ‘Eğitimde Rüşvet’ dosyasından ötürü 1990’da Ankara 50. Yıl Lisesinden Üregil Ortaokulu sürülmüştüm. Vedalaşmak için girdiğim sınıfların birinde, öğrencilerimden biri ‘Öğretmenim sıranın üstüne çıkıp atlamak istiyorum’ dedi. Ölü Ozanlar Derneği adlı filmdeki bir sahneyi hatırlatıyordu. Filmdeki öğretmen öğrencilerinin körü körüne itaat eden kişiler olmaması için onları masanın üstünden atlatıyordu. O da benim gibi bir öğretmenmiş. Filmdeki okulun müdürü öğretmenin sürgün kararını bildirmek için sınıfta iken öğrenciler tek tek sıranın üstüne çıkıp atlamışlardı. Benim vedalaşmamda okul müdürü sınıfta olamadığı için öğrencimin bu isteğini geri çevirdim.

Musa DİNÇ: Sizin cezaevi yıllarınız içimi burkmuştur. O yıllara dönüp de sizleri üzmek istemiyorum. Ama biliyorum ki Cezaevi kitap okuma konusunda bir üniversite görevi görmüştür. Cezaevi yıllarından biraz söz eder misiniz?

Zeki SARIHAN: Cezaevleri insanlara çok değerli hayat dersleri verir. Ben de bu derslerin izlerini taşıyor olmalıyım. 1971’de İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı Tutukevinde kaldığım üç ay ve 1971-1974’te üç yıl yattığım Mamak Askeri Cezaevinde bol bol kitap okudum ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili araştırmalara başladım. Kötü bir romatizmaya da yakalandım. Bereket, bu hastalık tahliye olduktan bir süre sonra geçti. 1986’da Ordu Efirli Cezaevinde bir aylık bir tutukluluk daha yaşadım. Bunların hepsini ‘Benim Hapishanelerim’ adlı kitapta anlattım. Benim davalarım hukuken yok hükmündedir. Sicilim tertemizdir…

Musa DİNÇ: Siyasi düşüncelerinden dolayı bedeller ödeyen, ama fikirlerinden asla taviz vermeyen bir emekçisiniz. Hayatınız hep yaşam mücadelesi içinde geçmiştir ve halen de devam ediyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Zeki SARIHAN: Mücadelemde haklı isem ve bunları usulüne uygun yazıp söylüyorsam niçin vazgeçeyim? Yanlış yolda gidenler vazgeçsinler! Adalet peşinde koşmak bana onur veriyor. Mevki, makam, servet peşinde olanlar güçlülerin karşısında eğilip bükülebilir.

Musa DİNÇ: Sayın Av. Şenal Sarıhan / yengemiz CHP Ankara Milletvekili olduktan sonra hayatınızda bir değişiklik oldu mu?

Zeki SARIHAN: Bir değişiklik olması mı gerekirdi? Eşim aldığı milletvekili maaşını siyasi çalışmalarında harcayıp bitiriyor! Hatta seçime girerken benden on bin lira borç almıştı, hâlâ ödeyemedi! Şu var ki, evde yemek yapmayı ihmal etmemekle birlikte buna zaman bulamamışsa ara sıra Meclis lokantasından yemek sardırıp getiriyor. Ben milletvekili maaşlarının beş bin liraya indirilmesi için bir kampanya açmıştım. Umduğumdan çok az ilgi gördü. Başka ne yapabilirdim? Bir de şu var: Beni başkalarıyla tanıştıranların ‘Milletvekili Şenal Sarıhan’ın eşi’ demelerini yadırgıyorsam da buna artık alıştım.

Musa DİNÇ: Milli Eğitim Bakanı veya Kültür Bakanı seçeneğim olsaydı; favorim siz olurdunuz. İdealize edecek olursanız, bu bakanlıkların eğitim politikaları nasıl olmalıydı?

Zeki SARIHAN: Teveccühün için teşekkür ederim. Milletvekili ve bakan, başbakan, hatta cumhurbaşkanı olmak, sizin iyi veya kötü, doğru veya eğri olduğunuzu göstermez. Bu, ülkede sınıfların ve siyasetin gücüyle ilgilidir. Her siyaset, binlerce kişi arasından görev vereceği kişileri bulur. Aynı ilkokuldan mezun olduğumuz bir hemşerim, İmam Hatipçi olduğu için milletvekili yapıldı ama bana bir okul müdürlüğü bile vermedikleri gibi yorganım sırtımda gezdirdiler. Benim günüm hiç gelmedi. Emekçi sınıflar bir gün iktidar olduklarında bakanlık yapacak kişi bulmakta zorluk çekmeyeceklerdir. Bu bakanlıkların eğitim ve kültür politikalarına gelince, özellikle günümüzde çok berbat. Zaten kendileri söylediler: Dinci ve kinci bir gençlik yetiştirmek istiyorlar. Benim eğitimden beklediğimi “Bağımsızlıkçı, aydınlanmacı, halkçı” eğitim” olarak biçimlendirdik.

Musa DİNÇ: Verimli bir görüşme oldu; teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

 

Son değişiklik Pazartesi, 06 Kasım 2017 08:29