19 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Perşembe, 09 Kasım 2017 09:30

AZRAİLEM / ÖYKÜ

Yazan  Musa Dinç

 

Musa DİNÇ/ Sağlık İletişim uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

AZRAİLEM  /  ÖYKÜ

 

Diyarbakır / Eğil, Ergani ve Dicle ilçesini içine alan (Terkân )mıntıkasında dindar bir adamın dört tane oğlu varmış. Büyükten küçüğe sırasıyla: ‘Azrail, Cebrail, Mikail ve İsrafil adlarını koymuş.

Gel zaman, git zaman çocukları büyümüş; İş, güç ve meziyet sahibi olmuş. Azrail balıkçılığı meslek edinmişti. Bize Azrail gerekli olduğu için, diğerlerinin ne iş yaptığı, pek o kadar önemli değil.

Azrail, her sabah erkenden kalkıp, oltasını ve ağını da alıp, Dicle Nehri kıyısına gider, sazan balığı yakalarmış. Balıkları hasır sepetine doldurur, taze taze getirip, Diyarbakır/ Balıkçılarbaşı Semti’ndeki tezgâhında istif ederek, satarmış her akşamüstü.

Eh, günlerden bir gün Azrail, Dicle Nehri’nde balık ağını serpip, kısmetini bekliyormuş.

Dicle Nehri kıyısında karpuz yetiştiriciliği yapan Osman Emmi de nehrin karşı yakasına geçmek istiyormuş o sırada; ama gözü bir türlü kesmiyormuş.

Azrail, yaşlı adamı gözlemlemiş ve acımış haline. Ona yardım etmeye karar vermiş:

“Emmi bekle beni, yardım edecağım saha,” deyip, Osman Emminin yanına gelmiş ve onu sırtladığı gibi Dicle Nehri’ni geçmeye çalışmış. Nehrin coşkulu ve akıntılı yerinde Osman Emmi kendi kendine: “Yahu, bu bahan yardım edi; acep kimdir, kimlerdendir? Diye içinden geçirmiş: “Oğlım, berhudar olasan; ama sen kimsen, kimlerdensen, ey hêr sahıbi?”

 

Genç Balıkçı yekten:” Azrail ”der,

Osman Emminin yüreği daralır, beti benzi kaçar:  “Ben bılidim zaten, Azrail’in öyle kötü bir yerde beni yakalayacağıni!”

“ Emmi, yanlış anladın!  Üç kardaşım daha var:  Cebrail, Mikail, İsrafil.”

“Sus!...O kadarını bende bıliyem. Daha kafîr olmadığ; çoğ şükır! “

Eşhedu…en…la…ilah!…” diyerek, şahadetin sonunu getirmeden Osman Emminin kalbi yenik düşüp, kriz geçirir.

Balıkçı Azrail,  yaşlı adamı nehrin karşı yakasına getirir. Osman Emminin kalbine kulaklarını dayayıp, dinler, pek bir şey duymaz ve en son şah damarını parmaklarıyla yoklar:

“Hele şükür Osman Emmi yaşıyor.”

Tam o sırada Osman Emmi’nin küçük Torunu Veysel, evden Dedesine  azık getirmesin mi.

Torun Veysel  bir de bakmış ki, Osman Dedesinin cansız bedeni yerde, yanı başında da  puşili bir adamın elleri onun  boynunda;

“Ne ’olmiş Osman Dedeme? Yoksa Dedemi mi boğiyordın?”

“Dilin ne söyli yeğen? Bağ anlatayım: “Ben Azrailem,” der demez, daha meramını anlatmadan, ruh alan gerçek Azrail zannedilerek, Torun Veysel de korkusundan üstündeki elbiselerle balıklama Dicle Nehri’ne atlar ve nehrin karşı yakasından çıkar.

Her ne kadar, Azrail arkasından bağırsa da, fayda etmez. Torun Veysel arkasına bile bakmadan soluğu köyünde alır:

“Azrail, Dedem’ in ruhunu aldı, hem de gözlerimle gördüm!” der.

Köylüler, olanlara pek bir anlam veremez.

Balıkçı Azrail’de yanlış anlamalara meydan vermemek için, balık ağını toplar ve Osman Emminin cansız bedenini eşeğe bindirip, düşmemesi için de sicimle bağlayarak sabitler. Eşeğin kıçına da bir kaç sopa vurunca, rotası hiç şaşmadan doğru köye.

Osman Emmiyi düşürmeden, köyündeki evinin avlusuna kadar götürmüş vefalı Eşek.

Yakın akrabaları, dostları ve komşuları Osman Emminin imdadına koşmuşlar; eşekten indirip, sırtladıkları gibi, getirip odanın divanına uzatmışlar.

Bilgiç kesilenler, Lokman Hekim’e özenenler yoklamışlar: “Şükürler olsın, Osman Emmimiz yaşıyor!”

Ev halkı, derin bir nefes almış.

Haberi duyan ve merak eden kim varsa, Osman Emminin evine akın etmiş.

Boşuna dememişler; ‘fazla merak ya candan eder, ya da imandan!’

Osman Emmi kalabalığa ve her gün aynı senaryoyu anlatmaya kalbi pek tahammül edememiş ve ne yazık ki,  hakkın rahmetine kavuşmuş.

Haberi duyan Balıkçı Azrail; istemeyerek de olsa, sebep olduğu bu acı olay karşısında pek çok üzülmüş.

İlk iş olarak, mahkemeye başvurup; ‘Azrail’ adını değiştirivermiş.

 

Son değişiklik Perşembe, 09 Kasım 2017 11:23