20 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Selma Erdal (169)

GDO Gı­dık­la­ma Den­ge­mi Oğlum)

Anım­sa­na­ca­ğı gibi 90’lı yıl­lar­da gün­de­me düş­müş­tü kan kan­se­ri say­rı­lı­ğı­na ya­ka­la­nan Dr. Oktay BA­BU­NA so­ru­nu…Gerçi onca tan­ta­na­dan sonra; ne oldu ona, merak et­mek­te­yim so­nu­nu ?... Ne de olsa kan ver­dim onun için…

Dö­ner­sek o gün­le­re; ara­na­cak­dı İstan­bul, İzmir ve Bursa’da BA­BU­NA’ya uygun kan, ilik nakli ya­pa­bil­mek için… İnsan­ca ve­ri­ci­lik var ya ben­li­ğim­de, ko­şa­rak git­tim bu çağ­rı­yı duy­du­ğum­da… Bursa’nın ka­pa­lı spor sa­lo­nun­da kan ala­cak gö­rev­li­ler ve kan ver­mek için sa­bır­la bek­le­yen Bur­sa­lı­lar hınca hınç do­luş­muş­tu; daha doğ­ru­su Bursa’da ya­şa­yan yurt­daş­lar, Do­ğu­lu­su, Ba­tı­lı­sı, Ku­zey­li­si, Gü­ney­li­si sıra, sıra di­zil­miş­ti kan ver­mek için (Bi­lin­di­ği gibi Bursa 90’lar­dan beri sanki Tür­ki­ye’nin bir özeti ; ül­ke­nin her ken­tin­den göç al­mak­ta)…

Gö­rev­li­ler gö­rün­ce iğne atsan yere düş­mez ka­la­ba­lı­ğı; sa­rı­şı­nı, es­me­ri, kum­ra­lı… Yap­tı­lar du­yu­ru­yu:

- Yal­nız­ca Ru­me­li kö­ken­li­ler­den alı­na­cak kan… Di­ğer­le­ri bo­şu­na bek­le­me­sin­ler, git­sin­ler…

 

BA­BU­NA da ben gibi Yu­gos­lav­ya kö­ken­li ol­du­ğun­dan ön­ce­lik­le al­dı­lar kan; ben ve ben gi­bi­ler­den, daha sonra da Bul­ga­ris­tan, Yu­na­nis­tan kö­ken­li­ler­den… Ki biz­ler, özel­lik­le kan ver­me­si is­te­nen­ler; geç­mi­şin Os­man­lı te­ba­sı… Ve yıl­lar sonra DSP-ANAP-MHP Ko­alis­yo­nu dö­ne­min­de, MHP’li Sağ­lık Ba­ka­nı Dr. Osman DUR­MUŞ, ol­duk­ça sor­gu­la­mış­tı, biz­ler­den alı­na­rak Ame­ri­ka’ya gö­tü­rü­len bu kan ör­nek­le­ri­ni, ara­mış­tı bu ey­le­min al­tın­da bir ça­pa­noğ­lu… Ve sa­nı­rım daha sonra BA­BU­NA Aile­si yar­gı­ya da düştü bu ya­şa­nan­lar bağ­la­mın­da…

2000’li yıl­la­rın ba­şın­da, Os­man­lı Eya­let sis­te­mi ve Be­le­di­ye­ci­lik üze­ri­ne yap­tı­ğım bir araş­tır­ma için ge­zer­ken sanal çöp­lük­te yan­sı­ya düştü; Os­man­lı-Ame­ri­kan Dev­le­ti üze­ri­ne bir­kaç ma­ka­le… Bu nasıl şey­dir, nasıl sığar akla, ha­ya­le der­ken, AÇI­LIM bağ­la­mın­da etek­te­ki taş­lar dö­kül­dük­çe, dil­ler çö­zü­lüp ha­ri­ta­lar çi­zil­dik­çe; işte o zaman an­la­dım ki BA­BU­NA ve KAN ve de ku­rul­ma­sı düş­le­nen dev­let-i OS­MAN­LI-AMERİKAN ara­sın­da vardı ilgi, iliş­ki, bağ­lan­tı… O dö­nem­ler­den beri kay­gı­lan­mak­ta olan geç­mi­şin Sağ­lık Ba­ka­nı DUR­MUŞ yer­den, göğe kadar haklı…

Neden mi di­ye­cek­le­re…Ola ki ger­çe­ği­ni bulup da pey­nir, ekmek yi­ye­cek­le­re açık­la­ma­ya ça­lı­şa­yım; usu­mun er­di­ği, di­li­min dön­dü­ğü, eli­min yaz­dı­ğın­ca…

Şöyle bir anım­sa­ya­lım ba­ka­lım; BA­BU­NA kan oyu­nun­dan sonra sı­ra­sıy­la neler geldi Ana­do­lu yi­ği­di­nin ba­şı­na ?...

-Kuş gribi…

-Kene ısır­ma­sı…

-Do­muz gribi…

İşte bu­ra­da saklı, gizli ka­nım­ca bu ya­şa­nan­la­rın ga­ri­bi, ga­ra­be­ti…

AÇI­LIM diye or­ta­ya dö­kü­len­le­re verse de des­tek şu iki­yüz­lü Batı, iş ül­ke­le­ri­ne giriş için vize ver­me­ye ge­lin­ce; ne­den­se on­la­ra dav­ra­nı­şı ol­duk­ça katı…”Yok öyle bir şey” de­se­ler de, kan­ma­yın… Es­ki­şe­hir’in öte­sin­de, özel­lik­le de Gü­ney­do­ğu’daysa ya­şa­yan­lar, ala­bi­li­yor­lar mı ko­lay­ca vize, git­mek is­te­dik­le­ri ya­ban­cı bir ülke ki orası olsa USA… El­bet­te­ki işler biraz ka­rı­şık, biraz zor…Ama konu olun­ca kene ısır­ma­sı, kuş gribi, domuz gribi sal­gı­nı ko­lay­lık­la al­mak­ta­lar vize ne­den­se ço­ğun­luk­la Doğu ve Gü­ney­do­ğu kö­ken­li­ler, bi­raz­cık koyu ten­li­ler; Arabı, Kürdü, ka­rı­şık bo­ya­lı­lar… Ve onlar is­te­dik­le­ri­ni seç­sin­ler AÇI­LIM üze­rin­den; ABD ve AB des­tek­li nakış, nakış iş­len­miş, ince ent­ri­ka­lı oyun­lar ara­sın­dan…

2000’li yıl­la­ra gir­di­ği­miz­de sanal or­tam­da te­da­vü­le so­ku­lan, bu­gün­ler­de artık dil­le­re dö­kü­len Ame­ri­kan-Os­man­lı Dev­le­ti’nin nüfus kit­le­sin­de yer açıl­ma­mış on­la­ra… AÇI­LIM üze­rin­den bu­gün­ler­de ya­pı­lı­yor ya prova… Nasıl ki PKK’nın ol­ma­dıy­sa Kuzey Irak, Doğu ve Gü­ney­do­ğu da ola­ma­ya­cak PKK'lı Kür­dün, belki de de­necek on­la­ra işte orada ülke size; Irak, İran, Su­ri­ye ya da Ürdün…Ola ki bunca sal­gın ve sal­dı­rı­nın ar­dın­dan ka­lır­sa bir avuç Kürt ge­ri­ye, yedi dü­vel­le iş­bir­li­ği etti diye ba­ğış­la­ma­ya­cak­lar on­la­ra bu yurdu; çünkü te­tik­de bek­le­mek­te Er­me­ni ve de Pon­tus Rumu…

 

Ve GDO’lu ürün­ler… Rek­lam­lar eş­li­ğin­de türlü çe­şit­li sü­rüm­ler… Her seçim ön­ce­si oy ye­mi­ni kar­şı­lı­ğı eve gi­ren­ler; renk­li gazoz, bis­kü­vi, çi­ko­la­ta bi­çi­min­de, kuzu pos­tun­da­ki kurt ki onlar kara gözlü be­be­le­rin için­de… Özel­lik­le de Bur­sa­lı’yı del­len­di­ren, İznik Gölü’nü bu­lan­dı­ran CAR­GILL; sa­nı­yor musun ki olu­yor sana ak­ra­ba, kom­şu­gil ?... So­ya­lı, mı­sır­lı yapay tat­lan­dı­rı­cı­la­rıy­la (ve de RTE or­tak­lı yö­ne­tim ya­pı­sıy­la), ço­cuk­lu­ğum­dan beri duy­du­ğum ez­gi­si eş­li­ğin­de “ak­şa­ma ba­ba­cı­ğım unut­ma ….. getir” diye tem­bih edi­len ürün­le­riy­le be­be­le­rin de ge­be­le­rin de be­den­le­ri­ne akan zehir…

Uzun dö­nem­de bek­le­nen; beyin fonk­si­yon­la­rı gi­de­rek ör­se­le­necek ço­cuk­lar ki onlar ge­le­ce­ğin ye­tiş­kin­le­ri…Ge­le­cek­de bun­la­rı AB pa­zar­la­rı­na işçi, köle, amele, ırgat diye pa­zar­la­ma­yı düş­le­yen gü­nü­mü­zün ege­men piş­kin­le­ri… Beleş bul­du­ğun­da ne varsa mi­de­ye in­di­ren oy de­po­su, arka bahçe şaş­kın­la­rı… Oyun sizin üze­ri­niz­den oy­nan­mak­ta; bu oyun­da denek de, dönek de siz­si­niz… Değil mi ki NE MUTLU TÜR­KÜM DİYENE söy­le­min­den dön­dü­nüz, AÇI­LIM diye açıl­mak­ta­sı­nız, İLERİ DE­MOK­RASİ na­ra­la­rıy­la ATA­TÜRK CUM­HURİYETİ'nin yo­lun­dan çık­mak­da­sı­nız...​Ama ne­den­se her dem siz­ler bo­ğul­mak­da­sı­nız, bu oyun­da kur­ban da kobay da siz­ler ol­mak­da­sı­nız… Hiç bo­şu­na düş­le­me­yi­niz KÜRDİSTAN diye bir ülke; ora­la­rı vaad edil­di çok­da­a­an başka halka…Re­fe­ran­dum diye bir yer­le­ri­ni yırt­tı­ran Bar­za­ni; nasıl da alın­dı kı­za­ğa?...

 

Her ne ise; dö­ne­lim ger­çek so­run­sa­lı­mı­za, GDO ko­nu­su­na...

Uz­man­lar an­la­tı­yor­lar ya GDO’lu ürün­ler bazı or­gan­la­rı ve özel­lik­le de beyni kü­çül­tü­yor­muş diye… Ar­dın­dan bey­nin de iş­lev­sel­li­ği kü­çü­lü­yor­muş, azal­ma­lar, ge­ri­le­me­ler baş­lı­yor­muş dü­şün­ce ye­te­ne­ğin­de…Hani der­ler ya “dü­şü­nen hay­van­mış insan”… İşte GDO’lu ya­şam­la, bir ba­kı­ma “dü­şün­me­yen/dü­şü­ne­me­yen bir hay­van”a da dö­nü­şen bir nesil ???...

Beyin ye­ri­ne be­den­sel güç, kas­lar… Kas gü­cüy­le ça­lış­ma…Kas gü­cün­den ya­rar­lan­ma… Yarı in­san-ya­rı hay­van bir ya­ra­tık… Yapay bes­len­me tar­zıy­la dö­nüş­tür on­la­rı; ya­şar­sa hay­van ni­ye­ti­ne ha­ra­ya, ya­şa­maz­sa işlem ha­ta­sı diye me­za­ra tık…

 

Oktay Ba­bu­na ve kan­dan söze gir­dik; dünde ka­lan­la­rı anım­sa­mak ge­re­ği duy­duk, la­fı­mı­zı, ke­la­mı­mı­zı, sö­zü­mü­zü masal gibi din­le­te­rek… Bu ül­ke­de “her şey sa­tı­lık” di­yen­ler so­nun­da hal­kı­nı da sattı be­ya­zı­na, ka­ra­sı­na bak­mak­sı­zın; GDO’lu şir­ket­le­re… Bun­dan böyle kim kulak ve­recek, kim çözüm bu­la­cak; ölüm­cül fir­kat­le­re ?...​Kuş gribi, kene ısır­ma­sı, domuz gribi… İşte bu işin ga­ri­bi; so­nun­da oy de­po­la­rı­nı ze­hir­le­ye­rek, bin­dik­le­ri dalı ke­se­cek­ler…

Yok canım, siz öyle sanın; o kadar çok bek­le­me­ye­cek­ler, tez günde GDO’lu şir­ket­le­rin de kat­kı­sıy­la tıka, basa dol­dur­duk­la­rı ka­sa­la­rı­nı alıp ka­ça­cak­lar…

 

Neden ULUS DEV­LET, ULU­SAL BİRLİK den­ge­si, dü­ze­ni gü­nü­mü­zün ege­men­le­ri­nin hiç işine gel­mi­yor; bütün bu ge­liş­me­ler eş­li­ğin­de yine de an­la­mak­ta zor­la­nan­lar var mı acaba ?...

 

Ve de “komp­lo te­ori­si” bütün bun­lar, ge­rek­siz kay­gı­lan­ma­lar di­yecek olan­lar da çı­ka­bi­lir ara­mız­dan…Ne de olsa kur­tu­la­mı­yo­ruz bir türlü "neme la­zım­cı­lık" ve de "bana yılan bin yıl ya­şa­sın"ya­ra­mız­dan...

Olur ya in­san­lık hali… Anım­sı­yor­su­nuz değil mi o gün­ler­de domuz gri­bi­ne karşı aşı ol­ma­dı; RTE ve GÜL’ün yanı sıra Bur­sa­lı Vali ?… Neyse dö­ne­lim söze, “aman ne kadar da kuş­ku­cu­su­nuz” di­yen­le­re, ve­re­lim hep bir­lik­te kar­şı­lık:

 

 

- Gönül ra­hat­lı­ğıy­la yi­yi­niz efen­di­ler; afi­yet olsun siz­le­re GDO’lu ürün­ler… Seçim ulu­fe­le­ri ne­de­niy­le bün­ye­niz na­sıl­sa yıl­lar­dır on­la­ra alı­şık…2019 se­çim­le­ri yak­la­şır­ken AK-NİSALAR ve el­le­rin­de tor­ba­lar,ça­la­cak­lar ka­pı­la­rı,akıl­lar ola­cak bir kez daha kar­ma­ka­rı­şık...​Ne olur;sat­ma­yı­nız bu tor­ba­la­rın için­de­ki­le­re ken­di­ni­zi ha­nı­me­fen­di­ler ve be­ye­fen­di­ler!...

Duy­du­nuz mu?...​ Egemen Bağış; Bize Ül­ke­mi­zi Ba­ğış­la­mış

9 AK­BA­BA+4 KI­RI­KOK+1KURT... 5 Ocak 2015 günü otu­rup; pa­zar­lık ya­pa­cak­lar­dı...​Hangi ko­nu­da der­se­niz?... El­bet­te ki 4 adet "pa­ra­ya"bakan za­tı-ı muh­te­re­min; "ki­ri­ni arıt­ma­ya gerek var mı, varsa hangi de­ter­jan­la ko­nu­yu aklar, pak­lar, hak­la­rız, en za­rar­sız bir şe­kil­de ko­nu­yu nasıl hasır altı ya­pa­rız?" ko­nu­sun­da kafa yo­ra­cak­lar­dı...

Eee, düş­mez kalk­maz bir Allah...​Bugün si­zey­se, yarın bize...​Ne olur, ne olmaz?...​Kaderde varsa; hani bize de nasip olur­sa bir "yüce divan"...Bı­çak­la­rı çek­me­den iyi dü­şün­me­li de­miş­ler­dir.

Bir za­man­lar da nasıl ak­lan­mış­tı ANAP-DSP-MHP ko­alis­yo­nu­nun Ba­yın­dır­lık Ba­ka­nı MHP'li kos­ko­ca­man kurt Koray Aydın???...​Bugün­ler­de ne İYİlik­ler yap­ma­ğı dü­şü­nü­yor­dur kim bilir bu ül­ke­ye?...​Hep bir­lik­te gö­re­ce­ğiz el­bet­te...

Kim bilir 15 Ocak 2015 günü yak­la­şır­ken; ma­zi­ye bakıp da nasıl da en­di­şe­liy­dik o gün­ler­de diye dü­şü­nen mu­ha­lif­ler ne de­miş­ler­dir acaba?...

Ör­ne­ğin, me­se­la (yeni Os­man­lı­ca'yı her­kes böyle kul­la­nı­yor da; ben de kul­lan­mış oldum) de­miş­ler­dir ki:

-Tak­ma­yın ka­fa­nı­zı; ya­pa­rız size bir kıyak da...​Yeter ki çak­tır­ma­ya­lım seç­me­ni­mi­ze; sonra at­ma­sın­lar bize san­dık ba­şın­da dayak...

 

Durup, du­rur­ken neden anım­sa­yı­ver­dim 15 Ocak 2015 gü­nü­nü bi­li­yor mu­su­nuz de­ğer­li oku­la­rım?... Hani şu AK­BA­BA­LAR'ın o ünlü 4 adet "pa­ra­ya"ba­kan­la­rı­nın en baş kah­ra­ma­nı, artık bu ül­ke­den ça­la­ma­ya­cak, bu ül­ke­nin pa­ra­la­rı­nı ayak­ka­bı ku­tu­la­rın­da sak­la­ya­ma­ya­cak, hele ki Zar­raf efen­di ile or­tak­lık ya­pa­ma­ya­cak... Neden mi?...Çünkü o artık Türk va­tan­daş­lı­ğın­dan çık­mış (kendi is­te­ğiy­le) ve baş­vur­muş "sözde" yavru vatan KKTC dev­le­ti­ne, demiş ki on­la­ra; alın beni koy­nu­nu­za, siz­le­ri de ka­ta­yım bun­dan son­ra­ki türlü, çe­şit­li çalıp, çırp­ma, soy­gun iş­le­ri­me...İşte böyle demiş midir, de­me­miş midir bi­le­mem ama Ege­men Bağış;artık bir KKTC va­tan­da­şı.

 

Tak­vim yap­rak­la­rı iler­le­se de za­man­da, bazı ko­nu­lar­da ta­kı­lı kalır bel­le­ğim, geç­mi­şin o unu­tul­maz an­la­rın­da...​Ve ka­rış­tı­rı­ve­ri­rim gün­ce­mi... Ül­ke­nin hiç de­ğiş­me­yen gün­de­mi; çalma, çırp­ma, yol­suz­luk, su­is­ti­mal­li iş­le­ri­ni.. Bakar mı­sı­nız,lüt­fe­dip okur mu­su­nuz?...​Yoksa kül­fet­li bulup, al­dır­maz mı­sı­nız?...​Elbette ki de­ğer­li oku­run özgür is­ten­ci­ne kal­mış.

Ama...

Tak­vim yap­rak­la­rı iler­le­se de za­man­da, bazı ko­nu­lar­da ta­kı­lı kalır bel­le­ğim, geç­mi­şin o unu­tul­maz an­la­rın­da...​Ve ka­rış­tı­rı­ve­ri­rim gün­ce­mi... Ül­ke­nin hiç de­ğiş­me­yen gün­de­mi; çalma, çırp­ma, yol­suz­luk, su­is­ti­mal içe­rik­li iş­le­ri­ni...

Bi­li­niz ki Ege­men'in;KKTC yurt­da­şı olup da bu ül­ke­yi biz­le­re ba­ğış­la­yıp gi­di­ver­me­sin­den çok et­ki­len­dim, çok duy­gu­lan­dım, bi­raz­cık da huy­lan­dım. Zar­raf; ko­nu­şur da, sor­gu­la­ma sı­ra­sı bana ge­lir­se,ABD belki de Fetoş'la beni takas eder­se vs. gibi kay­gı­lar­la, ulus­la­ra­ra­sı alan­da "yok hük­mün­de bir dev­let" ya da "kor­san dev­let" ve de bazen de "iş­gal­ci dev­let" ola­rak ta­nım­la­nan şu KKTC'de olur­sam, hu­ku­ken yok say­dık­la­rı bu ülke ile, hu­kuk­sal iliş­ki­le­ri nasıl ku­ra­cak­lar, beni nasıl ala­cak­lar diye dü­şün­müş­dür bu kur­naz...

 

İşte 15 Ocak 2015 günü, namus bor­sa­sın­da tavan ya­pan­la­rın, bir başka de­yiş­le 4"pa­ra­ya" ba­ka­nın ka­de­rin­de; "yüce divan" var mı, yok mu diye fal­la­rı­na ba­kan­la­rın, sonra da bu ko­nu­nun üze­ri­ne ölü top­ra­ğı atan­la­rın sa­ye­sin­de, bugün Ege­men Bağış yap­mış büyük bir kaçış KKTC devletine...​Ve işte o sor­gu­cu top­lu­lu­ğu­nun için­de yer alan 4 kırık ok ki on­la­rı CHP'li mil­let­ve­kil­le­ri ola­rak ta­nı­yo­ruz TBMM or­ta­mın­da...İşte onlar bu­gü­nün CHP 'si ve on­la­rın için­de er­gi­yip giden "DYP'li ko­alis­yo­nu­nun" SHP'si ve bu ikili ko­alis­yon dö­ne­min­de ya­şa­nan­lar... Ne zaman AK­BA­BA­LAR her hangi bir ko­nu­da dil­le­re dü­şer­ler­se; ben de anı­la­rı­mın içine dü­şü­yo­rum ve bu ül­ke­yi AKP'ye mec­bur bı­ra­kan­la­rı ve on­la­rın ey­lem­le­ri­ni anım­sa­ma­dan du­ra­mı­yo­rum. Bu anı­la­rım­dan bir kup­le­cik şa­kı­ya­yım okur­la­rı­ma;hey gidi gün­ler hey cı­vıl­tı­la­rı eş­li­ğin­de...

Veee

Şöyle bir dö­ne­lim tak­vim-i tarih sah­ne­sin­de bi­raz­cık ge­ri­le­re...

 

*Ba­yın­dır­lık Ba­kan­lı­ğı’na bağlı İller Ban­ka­sı adlı ku­ru­lu­şun, 90’lı yıl­lar­da­ki mü­dür­le­rin­den Funda CİVELEK (ki gece ku­lüp­le­rin­de­ki uver­tür kız­la­rın adıy­la ben­zer­li­ği­ne al­dan­ma­yı­nız, zat-ı muh­te­rem er­kek­tir), SİMGE in­şa­at pat­ro­nu Nezir’le (ki ken­di­si de za­ma­nın­da PTT’nin me­mur­cuk­la­rın­dan­dı ve Tanrı “yürü ya da yürüt ya kulum” demiş ol­ma­lı ki ona, (ne­re­dey­se 90'lı yıl­lar bo­yun­ca tek yet­ki­liy­di Bursa’nın in­şa­at şan­ti­ye­si­ne dö­nüş­me­si an­la­mın­da bu Nezir Ağa)...İşte bu ikili; bir takım fı­rıl­dak­lar çe­vir­mek­tey­di “iha­le­ler bağ­la­mın­da” ve de İşban­ka­sı’nın o yıl­lar­da­ki Halil adlı mü­dü­rü de ara­la­rın­da… Adı geçen ban­ka­ya ya­tı­rı­lan; İLBANK pa­ra­la­rı ne­de­niy­le bir takım kar pay­la­rı/yüz­de­ler an­la­mın­da ortak ça­lış­ma­la­rı vardı ara­la­rın­da CİVELEK Funda ile çap­kın müdür Halil’in “gü­nah­la­rı bo­yun­la­rı­na”… Amma ve lakin ERDAL Selma adlı bir kadın ka­rış­tır­dı or­ta­lı­ğı HA­CI­ÖME­ROĞ­LU Fik­ret adlı in­şa­at mü­hen­di­si iş ar­ka­da­şı­nın yar­dı­mıy­la ve de dü­şür­dü ya­zı­ya (KURT­LAR VADİSİ di­zi­sin­de adı Cavit AKAR­SU diye geçen Bur­sa­lı bir media pat­ro­nu­nun ga­ze­te­sin­de tam da DYP-SHP ko­alis­yo­nu dö­ne­min­de)… “SOL GÖS­TERİP, SAĞ VU­RAN­LAR… HAL­KIN CEBİNE SAL­DI­RAN­LAR” iz­le­ği ve de “Tür­ki­ye’nin Bir Özeti: BURSA” baş­lı­ğı al­tın­da ya­zı­ya dü­şün­ce ay­rın­tı­lar, kuş­ku­suz ya­zı­lar ke­sil­di Müdür Funda CİVELEK ve de yar­dım­cı­sı/ya­la­ka­sı Fev­ka­ni KAYA şi­ka­ye­ti/ya­kın­ma­sı so­nu­cu solcu ge­çi­nen yazı iş­le­ri mü­dü­rü Erol BİLEN­SER eliy­le…

Ve ar­dın­dan “sen me­mur­sun, nasıl yazı yazıp da para ka­za­nır­sın ga­ze­te­ler­den ?” diye ba­ha­ne­ler­le sü­rün­dü yıl­lar­ca me­mur­cuk ERDAL Selma İDARİ YARGI’nın önün­de…

Ve de o dö­nem­de SHP’li Ba­yın­dır­lık Ba­ka­nı (İmar İskan Ba­ka­nı diye ta­nım­la­nır­dı o gün­ler­de bu mev­kii) Onur KUM­BA­RA­CI’nın da­nış­ma­nı geldi Bursa’ya, ERDAL Selma’yı teh­dit edip, sus­tur­ma­ya; “ya kes bu ya­zı­la­rı, ka­rış­tır­ma or­ta­lı­ğı ya da sü­re­riz seni Bursa dı­şı­na”…

Bu toz duman or­ta­mın­da İşban­ka­sı’nın so­rum­lu­luk his­si­ya­tın­da­ki yö­ne­ti­mi saldı sor­gu­cu­la­rı­nı/mü­fet­tiş­le­ri­ni Bursa’ya, öğ­re­nin­ce CİVELEK Funda eş­li­ğin­de çev­ri­len “ti­ca­ri içe­rik­li” dönen fı­rıl­dak­la­rı çek­ti­ler Müdür Halil’i kı­za­ğa… Ve de­di­ler ki;

- Sen hak­lı­sın kamu ya­ra­rı­nı dü­şün­mek­le ve bu kay­gı­la­rın­la dö­nen­le­ri ya­zı­la­rı­na dü­şür­mek­le… Biz olsak tut­ma­yız bir an bile CİVELEK Funda’yı…Ama sizin yö­ne­tim tam bir ka­ba­da­yı… Geçer akçe ka­mu­da böy­le­le­ri… Tanrı ko­ru­sun sen gibi “ki kadın da olsan” ba­ba­yi­ğit­le­ri… Ge­re­kir­se biz­den bir yar­dım; esir­ge­me­yiz sen­den… Kur­tul­ma­mı­za kat­kın oldu ku­ru­mu­mu­zun aracı ola­rak kul­la­nıl­ma­sı dü­şü­nü­len böy­le­si yav­şak­lık­lar­dan…

 

Kuş­ku­suz ka­mu­da işler; çok başka türlü işler… Ko­vuş­tu­rul­ma­sı ge­re­kir­ken CİVELEK’in cil­ve­le­ri, kı­za­ğa sü­rül­dü me­mur­cuk ERDAL Selma… Refah par­ti­si ge­lin­ce­ye değin ik­ti­da­ra CİVELEK Funda ve ta­ife­si sürdü sefa… Makam ara­cıy­la gitti kö­pe­ği ve­te­ri­ne­re aşıya… Ve de en az Müdür CİVELEK Funda kadar müdür eşi(eş du­ru­mun­dan "müdür" sa­nı­yor­du ken­di­si­ni haspa) gün geldi ku­afö­re, pren­se­si, kızı da bı­ra­kıl­dı makam ara­cıy­la okula… İşte bu hen­ga­me, bu kar­ga­şa or­ta­mın­da geç­miş­de MHP’li bil­di­ği­miz ÜS­TÜ­NEL Meh­met Ali adlı bir in­şa­at mü­hen­di­si “sözde” ar­ka­daş, ERDAL Selma’nın ya­zı­la­rı­nı dos­ya­la­dı koydu REFAH’ın önüne, sürdü re­fa­hı, gö­nen­ci; otu­run­ca bölge müdür yar­dım­cı­lı­ğı kol­tu­ğu­na… Kıyak yaptı ken­di­ne, kıyak yap­ma­yı dü­şün­me­di bile bu yol­suz­luk­la­rı or­ta­ya döken ka­dı­na, o kadın sü­rü­nür­ken İDARİ YARGI’da…

Bun­lar­dan bize ne diyeceklere...​Biliniz ki bu­gün­kü ik­ti­dar işte böy­le­si adam­la­rın var­lı­ğıy­la; var...

Ve AK­BA­BA­LAR on­la­ra ne kadar da min­net­tar; "BİZLERİ, SİZLER VAR ETTİNİZ" der­ken, on­la­rın sa­ye­sin­de nasıl da ol­du­lar bah­ti­yar...

 

Hey gidi gün­ler hey...​Hala tap­ta­ze can­lı­dır o anı­lar bende be hey...

Bel­lek, bellek...​Belge, belge...​Yok henüz on­la­rı "de­le­te" edecek silgi de ...

Bu si­ya­si­ler bir­bi­ri­ne HIR­SIZ de­dik­çe; ten­ce­re­ler ve dip­le­ri ko­nu­sun­da ata­söz­le­ri düş­mek­te usuma...

Az sabır di­yo­rum şu ge­ve­ze gönül ku­şu­ma; bunca bil­dik­le­rin, bunca ya­şa­dık­la­rın sende saklı kal­ma­ya­cak, az kaldı, az kaldı dü­şe­cek­si­niz kitap say­fa­la­rı­na...

 

Ama neyse ki geç­miş olsun cüm­le­ten he­pi­mi­ze; Ege­men Bağış,yapdı biz­le­re çok özel bir bağış,ül­ke­mi­zi bize bı­ra­kıp, bu ül­ke­den kaçdı...​Hayır­lı­sıy­la aya­ğı­nı sü­rü­ye; ben­zer­le­ri de kal­ma­sın ar­dın­dan geriye...​AMENNNN...

Perşembe, 16 Kasım 2017 08:06

Mi­sa­fir

Yazan Selma Erdal

Mi­sa­fir

Biz mil­let­çe se­ve­riz mi­sa­fi­ri; ne­re­den gel­di­ği­ne, kim ol­du­ğu­na bak­mak­sı­zın “Tanrı mi­sa­fi­ri” der, bağ­rı­mı­za ba­sa­rız…Haf­ta­so­nu da bizim bir mi­sa­fi­ri­miz vardı; uzak di­yar­lar­dan, taaa Riyad’dan…Riyad’dan de­diy­sem, orada ya­şı­yor olsa da mi­sa­fi­ri­miz Suudi asıl­lı de­ğil­di… Mi­sa­fi­ri­miz; Su­ri­ye­li ba­ba­dan, Lüb­nan­lı bir an­ne­den doğma Bayan Nadal…

Ken­di­si kı­zı­mın ar­ka­da­şı­nın üvey an­ne­si ama öz anne kadar yakın, öz anne kadar il­gi­li…

Hoş, beş, ka­dın­ca ko­nu­lar, moda, şu, bu der­ken, si­ya­se­te gel­me­den olur mu ?… Olmaz el­bet­te…

Sor­dum ken­di­si­ne;” Nedir bu Esad’dın yap­tık­la­rı ?” diye…Dedi ki; “ Aman, aman; Esad deme bana, sorma onu…O çok kötü…Hal­kı­na kan kus­tur­mak­ta…Bir de siz­den onu des­tek­le­yen­ler var; biz de bunu an­la­ma­mak­ta”…

Ve sür­dür­dü ko­nuş­ma­sı­nı:

-Su­ri­ye’de hiç kimse; ne ya­ban­cı­ya ev sa­ta­bi­lir, ne de ya­ban­cı ül­ke­den ev ala­bi­lir… Suudi Ara­bis­tan’da da öyle…Çünkü ülke on­la­rın, hal­kın değil…Mül­kün sa­hi­bi halk değil, Su­ri­ye’de Esad, Suudi Ara­bis­tan’da da Kral, Prens ve Pren­ses­ler…Biz Val­la­hi öze­ni­yo­ruz size…Sizin pre­si­dent Er­do­gan öyle değil, biz çok se­vi­yo­ruz onu val­la­hi…

Dedim ki ona:

-Ama bizim ül­ke­miz de­mok­ra­tik, be­ğen­me­se de Av­ru­pa…Bizde se­çim­le gelir ül­ke­yi yö­ne­ten­ler gö­re­ve… Ay­rı­ca mülkü olan is­te­di­ği­ne satar, pa­ra­sı olan da is­te­di­ği yer­den mülk alır…

Dedi ki bana:

-Siz is­te­di­ği­niz gibi ko­nu­şu­yor…Sizin Er­do­gan’ı eleş­ti­ri­yor…Biz Val­la­hi hiç­bir söz ede­mi­yor Esad için…Suudi de hiç­bir söz ede­mi­yor Kral için, prens­ler ve pren­ses­ler için…Hem Val­la­hi Ame­ri­ka gö­rü­yor, bi­li­yor bunu…Ama ses et­mi­yor…Sizin ül­ke­de, sizin pri­si­dent Er­do­gan bir şey söy­le­di mi, hemen ha­re­ke­te ge­çi­yor CNN, Ro­uters Ajan­sı, kri­tik edi­yor sizin pre­si­dent… Biz çok is­ti­yor olmak sizin gibi, sizin ka­dın­lar gibi… Siz ya­pı­yor ti­ca­ret Se­yi­de Ha­ti­ce mi­sa­li…Siz edi­ni­yor mülk, ama bize yok mü­sa­ade…

Dedim ki bayan Nadal’a:

-Biz­de ya­ban­cı­ya mal sa­tı­lı­yor diye kı­zan­lar var…Esad’ı ül­ke­si­nin top­rak­la­rı­nı sat­mı­yor diye se­ven­ler var…

Dedi ki bana:

-Siz Esad hiç bil­mi­yor…O bir Mason…O kö­tü­lük ya­pı­yor ama onu ko­ru­yor­lar…Bak gir­me­di sa­va­şa Ame­ri­ka…Neden ?…Çünkü Esad Mason…Çünkü Mason demek; İsrail demek…Onun ar­ka­sın­da İsrail var…Ama siz bun­la­rı bil­mi­yor, siz bun­la­rı an­la­mı­yor…

Dedim ki ona:

-Bak bunda hak­lı­sın…Biz siz­ler kadar ta­nı­ya­ma­yız ki Esad’ı…Ve de onun Ma­son­luk ama­cıy­la hal­kı­na yap­tı­ğı fe­sa­dı…

Bayan Nadal sür­dür­dü ko­nuş­ma­sı­nı:

-On­lar is­ti­yor top­rak Me­zo­po­tam­ya’dan, Büyük İsrail için…Onlar is­ti­yor sizin top­rak­lar­dan çıkan, bizim top­rak­lar­dan geçen su­la­rı…Siz bun­la­rı bil­mi­yor…Sizin mu­ha­le­fet se­vi­yor Esad’ı… Esad Mason, biz bi­li­yor, o Büyük İsrail’e hiz­met edi­yor…

Dedim ki ona:

-Esad’ı siz­ler kadar ta­nı­mam, ama sa­va­şı da hiç sev­mem… Din kar­deş­le­ri olan biz­le­rin sa­vaş­ma­sı­nı, Müs­lü­man’ın, Müs­lü­man kanı dök­me­si­ni de hiç is­te­mem… Yeter ki şu Batı’nın ent­ri­ka­la­rı so­nu­cun­da düş­man kar­deş­ler ol­ma­ya­lım bir­bi­ri­mi­ze…Aman si­ya­set, pek hoş ol­ma­dı şu tatlı zi­ya­fet üs­tü­ne…Biz en iyisi dö­ne­lim yine ka­dın­ca ko­nu­la­ra…

 

Henüz 1920’lere kadar bizim olan top­rak­lar­da; savaş en­di­şe­si, savaş bek­len­ti­si, savaş kor­ku­su…Ne yazık ki Os­man­lı çe­kil­di­ğin­den beri; hiç bit­me­di, hiç de bit­me­yecek gibi…Ne zaman ki Batı pet­ro­lu, İsrail Me­zo­po­tam­ya’ya be­re­ket da­ğı­tan su­la­rı içecek… Bu gi­diş­le sa­vaş­lar ancak o zaman bi­tecek…

Bu gi­diş­le ba­rı­şın ge­li­şi; aç gözlü Ba­tı­lı’nın doy­mak bil­mez iş­ti­ha­sı, Or­ta­do­ğu’nun kay­nak­la­rı­nı bi­ti­rin­ce ancak o zaman ger­çek­le­şecek…

Ki o Ba­tı­lı; pre­si­dent Er­do­ğan’ın da sıkça dile ge­tir­di­ği gibi, Dünya’ya hük­met­me­ye me­rak­lı o 5 ülke…Ki onlar Kü­re­sel­leş­me ma­sal­la­rı­nı üre­tir­ken de; işte hep bu amaç­la­rı güt­tü­ler, ne­re­de bir zen­gin­lik, bir var­sıl­lık, bir doğal kay­nak varsa, ko­lay­ca ele ge­çi­re­bil­mek ni­ye­tiy­le…Kü­re­sel­leş­me diye bir kav­ram at­tı­lar ki or­ta­ya ve de­di­ler ki “sı­nır­lar kalk­tı, ol­ma­lı artık Dünya üze­rin­de bir tek ülke”…Ve böy­le­ce; di­le­dik­le­rin­ce kan dök­mek, di­le­dik­le­rin­ce sö­mür­mek, di­le­dik­le­rin­ce ege­men olmak bütün Dünya ül­ke­le­ri­ne, artık yal­nız­ca on­la­rın elin­de…

 

Ger­çek­ten de öyle mi ol­ma­lı ?…Sus­kun mu ka­la­cak bu gaspa, bu sö­mür­gen­li­ğe, kan emi­ci­li­ğe; Ana­do­lu, Or­ta­do­ğu, Af­ri­ka, Asya, Latin Ame­ri­ka ?…Sü­recek mi bu vah­şet ala­bil­di­ği­ne ?…

Dur den­me­yecek mi bu acı­ma­sız dü­ze­ne ?… Çık­ma­ya­cak mı bir baş­ka­sı daha sor­mak için; “Bu Dünya’da söz sa­hi­bi olan yal­nız­ca bu 5 ülke midir ?” diye ?…

Çarşamba, 15 Kasım 2017 09:17

Söz­ler

Yazan Selma Erdal

Söz­ler

La­ik­lik söz ko­nu­su olun­ca, DEV­LET'in dini olmaz der­ler...

Zorda ka­lın­ca da; DEV­LET BABA'dan yar­dım is­ter­ler...

DEV­LET insan mı ki din­dar ya da laik olsun gibi eleş­ti­ri ge­ti­ren­le­re sor­mak ge­re­kir;

DEV­LET insan mı ki "baba" olsun?...

DEV­LET insan mı ki "şef­kat, mer­ha­met, acıma" duy­gu­la­rı olsun?...

Daha an­la­şı­lır bir an­la­tım­la; "laik" ta­nım­la­ma­sı ya­kış­tı­rıl­ma­yan DEV­LET'e, nasıl "şef­kat, mer­ha­met, acıma" duy­gu­la­rı ya­kış­tı­rı­lı­yor?...

İste­rim ki so­ru­ma ya­nı­tı; özel­lik­le beleş ya­şa­mak için her türlü ent­ri­ka­ya baş­vu­ran­lar ver­sin...

Ay­rı­ca Dev­let Bah­çe­li konu dı­şı­dır; iyi bi­lin­sin...

Gerçi bu gi­diş­le her alan­da ve her an­lam­da konu dışı, kayıt dışı, kayıp....

Ama bu­gün­ler­de DEV­LET ki o Saint Tay­yip Efen­di ola­rak kar­şı­mız­da dur­mak­da ve ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK oy­na­mak­ta­dır bi­lin­di­ği gibi...

 

İstan­bul kö­ken­li İsrail yurt­daş­la­rı; 1942 yı­lın­da uy­gu­la­nan Var­lık Ver­gi­si ve neden ol­du­ğu za­rar­la­rı gün­de­me ge­ti­rip, Dev­let'den (şu an için RTE'den) özür ve son­ra­ki aşa­ma­da kuş­ku­suz taz­mi­nat bek­li­yor­lar.

Sal­kım Ha­nı­mın Ta­ne­le­ri ro­ma­nı ve filmi; bir çeşit özür gi­biy­di Özal dö­ne­min­de...

 

Ve bu uy­gu­la­ma­lar ya­pı­lır­ken; Hit­ler'le "iyi ge­çin­me pe­şin­de" Milli Şef İnönü olun­ca ik­ti­dar­da, do­la­yı­sıy­la Saint Tay­yip Efen­di Ata­türk­çü­lük oy­na­mak­dan sı­kı­lın­ca, Der­sim­li Kemal'e bi­raz­cık da bu ko­nu­dan çakar...

Ve Musa'nın ço­cuk­la­rı­nı da böy­le­si mu­hab­bet­ler bi­raz­cık olsun mutlu eder zan­nım­ca...

Bo­şu­na de­me­miş biz­den ön­ce­ki­ler; Ya­hu­di tüc­car yok­sul­la­şın­ca, eski def­ter­le­ri ka­rış­tı­rır diye...

Ne yap­sın­lar ?...​Ortadoğu'da diner gibi olun­ca fır­tı­na; or­ta­lık ka­rış­tır­mak için yeni kar­ma­şa­lar gerek Musa'nın şu ya­ra­maz ço­cuk­la­rı­na...

Ulu­sal ve yerel ba­sın­da "nef­ret söy­le­mi" araş­tır­ma­sı ya­pıl­mış ve so­nuç­la­rı ya­yın­lan­mış.Bu araş­tır­ma­nın so­nuç­la­rı­na göre;masum köylü gibi, MASUM YAHUDİLER...​En çok NEF­RET SÖY­LEMİ sı­ra­la­ma­sın­da; ilk sı­ra­da­lar...​Acaba kipa'la­rı­nı el­le­ri­ne alıp da NEDEN, NİÇİN diye sor­gu­şa­ma­yı hiç dü­şün­mez­ler mi?...

Han­gi­mi­zin geç­mi­şin­de bir Ya­hu­di ka­zı­ğı yok­tur ki özel­lik­le Bursa ve İstan­bul kö­ken­li ipek­çi, do­ku­ma­cı ba­ba­la­rın ço­cuk­la­rı ola­rak?...

Nef­ret edecek o kadar çok anım­sa­dı­ğı­mız ka­zık­lar var...​ama biz göm­mü­şüz, üze­ri­ne kül dök­mü­şüz...​Ama onlar zü­ğürt Ya­hu­di­lik yapıp, eski def­ter­le­ri ka­rış­tır­mak­dan asla bık­maz­lar, usan­maz­lar. Eee kolay mı din­le­ri­ni, inanç­la­rı­nı dü­ze­ne so­ka­na kadar kaç pey­gam­ber­le­ri olmuş adam­lar onlar...​Değil ki biz­ler­le iyi ge­çi­ne­cek­ler...

12 Kasım 2017 ge­ce­si Irak ve İran sal­lan­dı; büyük bir dep­rem ya­şan­dı Or­ta­do­ğu top­rak­la­rın­da...​Hani Müs­lü­ma­nın bol ol­du­ğu ül­ke­ler­de...

Pısst Mol­la­lar, ka­ran­lık he­rif­ler!...Ül­ke­miz­de; açık gezen ka­dın­lar, La­ik­ler ne­de­niy­le dep­rem olu­yor di­yor­su­nuz da, ya Müs­lü­man Arap ül­ke­le­rin­de olan dep­rem­le­rin ge­rek­çe­si­ni neden açık­la­mı­yor­su­nuz ya da hangi ge­rek­çe­ye bağ­la­ya­rak açık­lı­yor­su­nuz?... Acaba neden dep­rem oldu ora­lar­da?...Çok merak edi­yo­rum ben...Söy­le­se­ne sen...

Bazı (B)ilim adam­la­rı; 12 Kasım 1999 Düzce Dep­re­mi'ni neden an­mı­yor­lar diye so­ru­yor­lar. 1999 Ko­ca­eli dep­re­mi; ATA­TÜRK­ÇÜ­LER, la­ik­ler, açık gezen ka­dın­lar yü­zün­den oldu de­di­ler.Düzce; bil­di­ğin tek­ke­ci, ta­ri­kat­çı...​Buradaki dep­re­min ge­rek­çe­si­ni aynı se­çe­nek­le­re nasıl bağ­la­ya­cak­lar?...Öy­ley­se anma,unut git­sin kur­naz­lı­ğı...

Ve bu arada Rasim Ozan Kü­tah­ya­lı'nın ATA­TÜRK­ÇÜ oluşu da ül­ke­de dep­rem et­ki­si ya­rat­tı.Yav­şak­lar, kav­şak ta­nı­maz...​Arabasına bin­dik­le­ri­nin tür­kü­sü­nü söy­le­mek için "on­la­rın" dü­şün­ce­le­riy­le fo­re­ver sla­lom ya­par­lar.İşte Kü­tah­ya­lı, Fetoş kızı Na­ge­han'ın ko­ci­şi...​Topaç mü­ba­rek, topaç...

Daha ne di­ye­lim?...​ROK da ATA­TÜRK­ÇÜ ol­muş­sa...​Ya kı­ya­met ko­pa­cak ya da Ame­ri­ka em­per­ya­list emel­le­rin­den, kü­re­sel efen­di­lik­den geri duracak...​Var, var; bun­la­rın kor­ku­su var, Meral katun ikame edi­lecek Saint Tay­yip Efen­di­le­riy­le, bun­lar da kı­vır­ma­ğa baş­la­dı­lar efe­mi­ne­ce...

Bi­lin­di­ği gibi kor­ku­nun ecele fay­da­sı yok­tur," ama AK­BA­BA­LAR ken­di­le­ri­ne göre "de­ni­ze düş­müş­ler, yı­la­na sa­rı­lı­yor­lar" ki bunun an­la­mı nef­ret et­tik­le­ri ATA­TÜRK'e, O'nun var­lı­ğı­na sı­ğı­nı­yor­lar, ken­di­le­ri­ni ATA­TÜRK­ÇÜ diye pa­zar­lı­yor­lar.

Ey­val­lah; ta­nım­la­sın­lar, daha da ötesi gel­sin­ler ara­mı­za ATA­TÜRK­ÇÜ ol­sun­lar.Dış­la­ma­yız, ya­dır­ga­ma­yız. Ama on­lar­dan daha da gü­lünç olan­lar var.​Kimler mi?...​Bugün­ler­de ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK oy­na­ma­ğa baş­la­yan PKK gö­nül­daş­la­rı...

Dünün ül­kü­cü ma­fi­ası AKGÜN aşi­re­tin­den olup da buna kar­şın sol ce­nah­da fin­gir­de­yen, PKK'ya büyük aşk bes­le­yen bu ha­tun­lar,bir ATA­TÜRK­ÇÜ ol­muş­lar ki, sor­ma­yın gitsin.​ATATÜRK ilke ve dev­rim­le­rin­den yana; yana, ya­kı­la ya­zı­lar yaz­dı­ğım için beni ırkçı fa­şist ol­mak­la suç­la­yan bu aşif­te­ler...​AKBABALAR nedir ki on­lar­dan daha da hızlı ATA­TÜRK­ÇÜ ol­muş­lar şa­şı­la­cak derecede...​Belli ki AK­BA­BA­LAR'ın hış­mın­dan, ATA­TÜRK­ÇÜ­LER'in hır­sın­dan ve hın­cın­dan kor­kan bu PKK ke­leş­le­ri Os­man­lı'nın Sa­be­tay dön­me­le­ri kadar kan­dı­rık­çı­lar. Sakın on­la­ra da al­dan­ma­yı­nız !...

AMERİKA ATA­MIZ'I SEVİYOOO...​Birisinin pa­buç­la­rı­nı dama atmış ola­bi­lir ya da kim bilir ne ay­rı­ca­lık­lar sağ­la­mak için ATA­MIZ'ı se­vi­yor ola­bi­lir. Ellen Musk; yü­zün­de bir mask ve ak­lın­da türlü çe­şit­li fı­rıl­dak, ba­ka­lım al­tın­da neler çı­ka­cak?

Ame­ri­ka­lı Ellen MUSK dün bu­ra­day­dı.Bugün de Alman Üwe Hück...​Elektrik­li ara­ba­la­rı­nı pa­zar­la­mak için em­per­ya­liz­min ne­fer­le­ri, ül­ke­mi­ze se­fer­le­ri,her gün biri aşın­dı­rı­yor ka­pı­mı­zı...​Recep Efen­di de Rusya ile mu­hab­be­ti ko­yul­turken; belli ki iliş­ki­le­re çomak sok­mak amaç­la­rı...

Ame­ri­ka­lı; ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK'de AKA­BA­BA­LAR'ı bile sol­lar. Alman olanı; Türk­ler'i Al­man­ya'da ezil­mek­den "sözüm ona" kollar...​Dostluk için boks maçı dü­zen­le­mek ister; yeter ki Türk'ü al­da­ta­bil­sin diye, nu­ma­ra­dan dayak bile yer...​Neyler­si­niz; ka­ça­nı ko­va­lar­lar dün­ya­sı...

Biz so­ku­lu­ruz iterler...​Biz ar­ka­mı­zı dö­ne­riz; pe­şi­mi­ze dü­şer­ler. Ne ol­du­rur­lar, ne öl­dü­rür­ler; iki yüzlü dost­luk­la­rıy­la ne de tır­nak uzat­tı­rır, yü­zü­mü­zü gül­dü­rür­ler şu süzme O.Ç. em­per­ya­list­ler...

Ve son­söz ola­rak...

ATA­TÜRK­ÇÜ ol­du­lar, haydi şimdi İNÖ­NÜ­Cü de ol­sun­lar. Ve "yeni bir dünya ku­ru­lur, Tür­ki­ye de orada ye­ri­ni alır" desinler.​Kurtulup şu Ame­ri­kan em­per­ya­liz­min­den, şu­ra­da komşu Rusya, İran ile dost­ça ya­şa­mak var­ken, ne işin var New York so­kak­la­rın­da seni yaya yü­rü­ten­le­rin ya­nın­da?... di­ye­rek ko­ya­lım bir nokta söz­le­ri­mi­ze...

Nük­le­er Sant­ral­lar İçin Kay­gı­lan­mak

2015 yı­lı­nın yaz ay­la­rı ol­duk­ça sıcak geçdi ül­ke­miz için…Ve NASA 2016 yı­lı­nın kış ay­la­rı­nın da çok soğuk ge­çe­ce­ği­ni ön­gör­müş­dü, öyle de oldu…2017 yaz ay­la­rı da ol­duk­ça sı­cak­dı ve işte 2017-2018 kış ay­la­rı da ka­pı­da...​Geçen yıla göre ülke ge­ne­lin­de ha­va­lar so­ğu­ma­ğa baş­la­dı bile, bizim şirin Di­di­mi­miz'de de se­rin­le­me­ğe...

Bu du­rum­da ileri sü­re­bi­li­riz ki bu yılın kış ay­la­rın­da yine so­ğuk­lar ge­lecek, yine do­ğal­gaz ye­ter­siz­li­ğin­den söz edi­lecek ve bu ye­ter­siz­li­ğe bağlı ola­rak elekt­rik ke­sin­ti­le­ri ger­çek­le­şecek…Bu gi­di­şin so­nun­da da pek çok et­ki­li ve de yet­ki­li kişi “nük­le­er sant­ral tar­tış­ma­la­rı­nı” baş­la­ta­cak… Bu ne­den­le­dir ki bütün bu ola­sı­lık­lar ger­çek­leş­me­den “nük­le­er sant­ral­lar” ko­nu­su­nun ir­de­len­me­si­nin ye­rin­de ola­ca­ğı ka­nı­sın­da­yım. Bu bağ­lam­da bazı alın­tı­la­ra yer ver­mek is­ti­yo­rum:

“Yük­sek ener­ji kul­la­na­cak bir ge­le­ce­ğin çevre risk­le­ri de kaygı ve­ri­ci olup, bazı kuş­ku­la­ra yol aç­mak­ta­dır. Bun­lar­dan dördü özel­lik­le dik­kat çe­ki­ci­dir:

1-At­mos­fe­re bı­ra­kı­lan SERA ETKİSİ se­be­biy­le iklim de­ği­şik­li­ği ya­rat­ma­sı ko­nu­sun­da­ki ciddi ih­ti­mal ( bu gaz­la­rın en önem­li­si kar­bon­di­ok­sit olup, fosil ya­kıt­la­rın yan­ma­sın­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır)

2-Fo­sil ya­kıt­la­rın yan­ma­sın­dan kay­nak­la­nan kir­le­ti­ci­le­rin ya­rat­tı­ğı kir­li­lik

3-Çev­re­de aynı se­bep­ler­le asi­tin art­ma­sı

4-Nük­le­er re­ak­tör risk­le­ri, arıt­ma so­run­la­rı, re­ak­tör­le­ri hiz­met ömür­le­ri­nin so­nun­da sökme risk­le­ri, nük­le­er ener­ji kul­la­nı­mın­da bir yay­gın­laş­ma­nın ge­ti­re­ce­ği teh­li­ke­ler­dir.”

Ve alın­tı­la­rı­mı sür­dü­rü­yo­rum:

“Nük­le­er ener­ji üre­te­bil­mek ancak, bugün için çö­züm­süz gö­rü­len so­run­la­rın sağ­lam çö­züm­le­re ka­vuş­ma­sı ha­lin­de haklı gö­rü­le­bi­lir. Çevre açı­sın­dan sağ­lam ve eko­no­mik ba­kım­dan cazip al­ter­na­tif­ler­le il­gi­li araş­tır­ma, ge­liş­tir­me ve nük­le­er ener­ji­nin gü­ven­li­ği­ni art­tır­ma im­kan­la­rı­nın araş­tı­rıl­ma­sı­na bi­rin­ci de­re­ce­de ön­ce­lik ve­ril­me­li­dir.”

Şimdi sıra bu alın­tı­la­rın kay­na­ğı­nı açık­la­ma­ya geldi.

Bu alın­tı­lar; Bir­leş­miş Mil­let­ler Genel Ku­ru­lu’nun 1983 yı­lın­da al­dı­ğı bir ka­rar­la ku­ru­lan ve Nor­veç Baş­ba­ka­nı Gro Har­lem Brundt­land’ın baş­kan­lı­ğın­da ça­lı­şan Dünya Çevre ve Kal­kın­ma Ko­mis­yo­nu’nun var­dı­ğı so­nuç­la­rı or­ta­ya koyan ve 1972 yı­lın­da ORTAK GE­LE­CEĞİMİZ adıy­la ya­yın­la­nan ra­por­dan­dır.

Olum­lu-olum­suz pek çok eleş­ti­ri alsa da çevre so­run­la­rıy­la il­gi­li ilk ulus­la­ra­ra­sı ça­lış­ma Roma Ku­lü­bü’nün Camb­rid­ge Üni­ver­si­te­si bilim adam­la­rın­dan Do­nel­la ve Den­nis Me­ado­ws’a ha­zır­lat­tı­ğı ve 1972 yı­lın­da ya­yın­la­nan EKO­NOMİK BÜ­YÜ­MENİN SI­NIR­LA­RI adlı rapor ol­muş­tur. Bu ra­po­run ar­dın­dan 20 yıl geç­tik­ten sonra Do­nel­la ve Den­nis Me­ado­ws ha­zır­la­dık­la­rı BÜ­YÜ­MENİN YENİ SI­NIR­LA­RI adlı ikin­ci bir ra­por­la yal­nız­ca Dünya’nın sı­nır­la­rı­nın nerde baş­la­dı­ğı­nı an­lat­mak­la kal­ma­yıp, ya­şa­nan yok oluş sü­re­ci­nin nasıl dur­du­ru­la­bi­le­ce­ği­ne iliş­kin öne­ri­ler ge­ti­ri­yor­lar.

Ve bu ra­por­dan bazı alın­tı­la­ra yer ver­mek is­ti­yo­rum. BÜ­YÜ­MENİN YENİ SI­NIR­LA­RI adlı ra­por­da bakın Me­ado­ws çifti; NÜK­LE­ER ATIK­LAR ko­nu­sun­da neler söy­lü­yor ?…

“Gü­nü­mü­zün en so­run­lu, za­rar­lı mad­de­le­ri kuş­ku­suz nük­le­er ve kim­ya­sal atık­lar. Bun­lar ör­ne­ğin; sera gazı olu­şu­mu gibi kü­re­sel bi­yo­kim­ya­sal sü­reç­le­ri et­ki­li­yor. Kim­ya­sal ola­rak başka mad­de­ler­den güç­lük­le ay­rı­lı­yor, güç­lük­le fark edi­le­bi­li­yor. Ze­hir­li un­sur­la­rı­nın yok edil­me­si ne­den­se ola­nak­sız.

Bu­gü­ne dek hiç­bir ülke nük­le­er atık so­ru­nu­na bir çözüm bu­la­ma­dı. Bu atık­lar can­lı­lar ve tüm yaşam bi­çim­le­ri için büyük bir teh­li­ke oluş­tu­ru­yor­lar: On­la­rı za­rar­sız bir mad­de­ye dö­nüş­tür­me­nin ola­na­ğı yok. Bun­la­rın yok olma sü­re­ci rad­yo­ak­tif mad­de­nin tü­rü­ne göre yüz­ler­ce hatta bin­ler­ce yıl sü­re­bi­li­yor. Nük­le­er ener­ji­nin ka­çı­nıl­maz yan ürün­le­ri ol­duk­la­rı için, mik­tar­la­rı hızla ar­tı­yor.”

İşte bilim in­san­la­rı nük­le­er sant­ral­lar için bu açık­la­ma­la­rı ya­pı­yor, kay­gı­la­rı­nı böyle dile ge­ti­ri­yor…

Cher­no­bil’in ar­dın­dan Dünya ül­ke­le­ri­nin nük­le­er sant­ral­lar ko­nu­sun­da ser­gi­le­dik­le­ri tu­tum­la­ra ge­lin­ce; Avust­ral­ya, Avus­tur­ya, Da­ni­mar­ka, Lük­sem­burg, Yeni Ze­lan­da, Nor­veç, İsveç ve İrlan­da, son­ra­dan Yu­na­nis­tan ve Fi­li­pin­li­ler nük­le­er ol­ma­yan ya da an­ti-nük­le­er po­li­ti­ka iz­le­yen ül­ke­ler ol­muş­lar. Bu arada Fin­lan­di­ya, İtalya, Hol­lan­da, İsviç­re ve Yu­gos­lav­ya nük­le­er gü­ven­lik ve an­ti-nük­le­er ko­nu­su­nu ye­ni­den in­ce­le­me­ye ya da ya­sa­lar çı­ka­rıp nük­le­er ener­ji­nin daha da bü­yü­me­si­ni ön­le­mek­le, nük­le­er re­ak­tör tek­no­lo­ji­si­nin dı­şa­lım ve dış­sa­tı­mı­nı, rad­yo­ak­tif atık­lar so­ru­nu­nun çö­züm­len­me­si­ne bağ­lan­mak­ta­dır­lar. Bir­kaç ül­ke­de nük­le­er güç ko­nu­sun­da kendi ka­mu­oy­la­rı­nı yok­la­mak için re­fe­ran­dum dü­zen­le­yecek de­re­ce­de kay­gı­lı ol­duk­la­rı­nı be­tirt­miş­ler­dir.

Bi­lin­di­ği gibi elekt­rik elde edil­me­sin­de nük­le­er ener­ji, bir üre­tim ham­mad­de­si ol­du­ğu için, bu­ra­dan kay­nak­la­nan çevre so­run­la­rı­nın in­ce­len­me­si, yal­nız­ca üre­tim saf­ha­sı için ya­pı­la­bi­lir. Nük­le­er güç sant­ral­la­rı­nın, elekt­rik ener­ji­si üre­ti­mi için ge­rek­li cev­her­le­rin çı­ka­rıl­ma­sı, re­ak­tör­de kul­la­nıl­ma­sı, kul­la­nıl­dık­tan sonra ge­ri­ye kalan nük­le­er atık­la­rın de­po­lan­ma­sı saf­ha­la­rın­da, çevre so­ru­nu­na neden ola­ca­ğı ke­sin­dir…Çev­re­yi rad­yas­yon yö­nün­den kir­le­ten nük­le­er sant­ral atık­la­rı, ka­tı-sı­vı-gaz ola­rak üç gu­rup­ta­dır.

Henüz ül­ke­miz­de ge­liş­miş bir nük­le­er ener­ji en­düst­ri­si bu­lun­ma­dı­ğı için, mik­tar ve ak­ti­vi­te açı­sın­dan nük­le­er atık­lar sorun de­ğil­dir.Buna kar­şın nük­le­er sant­ra­lın ba­şı­mı­za ne işler aça­bi­le­ce­ği­nin deh­şet­li bir ör­ne­ği tüm Dünya’nın yan et­ki­le­ri­ne tanık ol­du­ğu gibi, Ka­ra­de­niz kı­yı­la­rı­mı­zın kar­şı­sın­da­ki bir ül­ke­de Uk­ray­na’da ya­şan­mış­tır. Daha açık bir de­yiş­le Cher­no­bil tüm Dünya ka­mu­oyun­ca deh­şet­le iz­len­di­ğin­den, nük­le­er sant­ral­la­rı bir­kez daha tar­tış­ma­ya gerek gör­me­den di­yo­rum ki;

 

ENF­LAS­YO­NA BİLE EVET DİYEBİLİRİZ, AMA NÜK­LE­ER SANT­RAL­LA­RA ASLA…

Bunca risk­le­ri­ne kar­şın; hele ki halka rağ­men nük­le­er sant­ral­la­ra onay ver­mek ancak NÜK­LE­ER DE­MOK­RASİ ola­rak ta­nım­la­na­bi­lir ve ancak nük­le­er sant­ral­lar ko­nu­sun­da ye­te­rin­ce bil­gi­len­di­ril­me­miş top­lum­lar­da ya­şa­nır.

Geç­miş­de Celal BAYAR Türk hal­kı­nı; “Bu kış ül­ke­ye ko­mü­nizm ge­lecek” diye kor­ku­tur­du…Gü­nü­müz­de de her kış ön­ce­sin­de ben de ül­ke­mi­ze Nük­le­er Sant­ral­lar ge­lecek diye kork­mak­ta­yım…

Aman di­yo­rum, aman; bu kış yine Nük­le­er Sant­ral­la­rı tar­tış­mak zo­run­da kal­ma­ya­lım…Ge­le­ce­ğe yö­ne­lik en­di­şe­le­ri­mi­zi, kor­ku­la­rı­mı­zı, kay­gı­la­rı­mı­zı bir de rad­yas­yon­la bes­le­me­ye­lim…

Pazartesi, 13 Kasım 2017 09:50

Son ATA­TÜRK­ÇÜ

Yazan Selma Erdal

Son ATA­TÜRK­ÇÜ

Hey gi­di­nin yanar, döner Dün­ya­sı...​Kimile­ri­nin ebe­di­yen ik­ti­dar­da kal­mak olun­ca rü­ya­sı...​Anında de­ği­şir da­va­sı, ha­va­sı, ha­fı­za­sı, haf­sa­la­sı... Anın­da çark eder,yapar kes­kin bir U dö­nü­şü... Bir de bak­mış­sı­nız ki ADAM, sanki olmuş ATAM...​Sanki O'nun yo­lun­dan, özün­den, sö­zün­den çık­ma­yan...O'nun İlke ve Dev­rim­le­ri, ay­dın­lık düş­le­ri, yurt­daş­lık hak­la­rı bağ­la­mın­da ka­dı­nın ge­le­ce­ği­ni gü­ven­ce­ye alan, YURT­DA BARIŞ, DÜN­YA­DA BARIŞ di­ye­rek gök­le­re beyaz gü­ver­cin­ler salan...​Aman bun­la­rın hepsi, ama hepsi yalan...​Yeter ki kol­tuk ay­rıl­ma­sın mabaddan...​Takiyye diye bir kur­tu­luş yolu var...​Hele su se­çim­ler bir ger­çek­leş­sin; sonra "kal­dı­ğı­mız yer­den, ka­ran­lı­ğa dal­dı­ğı­mız yer­den devam" di­yecek bu ADAM bilesiniz...​Hemen mi?...​Değil el­bet­te...

 

Durun ba­ka­lım; daha günde 5 vakit namaz ye­ri­ne, günde 5 kez AN­DI­MIZ'ı oku­yup, NE MUTLU TÜR­KÜM di­ye­rek sa­la­vat ge­ti­recek...

Ama ka­na­cak mıyız?...​Elbette ki hayır!...

Bu arada son ATA­TÜRK­ÇÜ­LER eğer size, özel­lik­le de ADAM'ınıza kan­ma­mı­zı is­ti­yor­sa­nız; ya­pı­la­cak­lar sı­ra­la­ma­sın­da pek çok iş var...​Bozduk­la­rı­nı­zı onar­mak için ne kadar is­te­ği­niz var?...Söy­le­yin de, bi­le­lim...

 

Hey!...​Siz çakma ATA­TÜRK­ÇÜ­LER!...

Ni­ka­hı kıy­ma­ya­cak değil mi müf­tü­ler?...

Ve bun­dan böyle ra­kı­nın ya­nın­da ye­necek mi köf­te­ler?...

Artık ATA­TÜRK­ÇÜ ol­du­ğu­nu­za göre...

Artık o ka­ran­lık ta­ri­kat yu­va­la­rın­da te­ca­vü­ze uğ­ra­ma­ya­cak değil mi be­be­ler?...

Ve so­kak­lar­da öz­gür­ce do­la­şa­bi­lecek değil mi ka­dın­lar, kız­lar ve özel­lik­le de ge­be­ler?...

Üs­te­lik ka­dın­lar ba­şa­rı­ya doğru ko­şar­ken ol­ma­ya­cak değil mi hiç kim­se­cik­ler; aya­ğı­na çelme takan, önüne engel koyan, eve dön-gel diyen?...

 

Ah, ah sizi gi­di­ler!...​Numara­cı­lar,ent­ri­ka­cı­lar,oyun­cu­lar...

İster Os­man­lı­cı­lık oy­na­yın, ister ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK...​Yoksa sof­ra­nız­da sarı leb­le­bi, ile RAKI,bir de Mü­zey­yen'den Var­dar Ovası; hijjj kan­dı­ran­maz­sı­nız bizi aga­lar...

 

Gök­ler­den yük­se­len bir ses (as­lın­da yusuf, yusuf diyen mabad) OL dedi, oldu...​AKBABALAR'ın Saint Tay­yip Efen­di­le­ri an­sı­zın ATA­TÜRK­ÇÜ oldu.

Ey haş­met­li kol­tuk!... Sen ne­le­re ka­adir­sin!...

Çevir kazı yan­ma­sın,halk uyan­ma­sın!...

Bun­lar her­ke­si AK­DA­VAR bel­le­miş­ler;sa­nı­yor­lar ki bir 10 Kasım'lık ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK'le kol­tuk­la­rı­nı ga­ran­ti­le­ye­cek­ler.

Balık ha­fı­za­lı­yız ya; he­men­ce­cik unut­tuk var ol­du­ğu­nuz ilk gün­ler­den beri ATA­TÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'ne yö­ne­lik düş­man­lık­la­rı­nı­zı...

 

Ne de­miş­ler?...Düş­mez, kalk­maz bir Allah...​Ne oldum de­me­me­li, ne ola­ca­ğım de­me­li...Büyük lokma yense de, büyük söz söy­len­me­me­li... Üni­ver­si­te­ler­den fahri dok­to­ra ver­mek de ney­miş ki?...​ADAM'ı işte böyle te­pe­den inme ATA­TÜRK­ÇÜ ya­par­lar, "sözde de olsa" ATA­TÜRK­ÇÜ olmak zo­run­da bı­ra­kır­lar...

Ne çe­ki­yor­sa bu ül­ke­nin kur­naz­la­rı; biz ATA­TÜRK­ÇÜ­LER'den çe­ki­yor­lar. Al­da­ta­ma­dık­la­rı yal­nız­ca biz ol­du­ğu­muz için; AK'ı da, ka­ra­sı da... İYİ'si de, kö­tü­sü de... Pe­rin­çek'i de, Fi­lis­tin kamp­la­rı­nın fel­se­fe­si­ni içine de­rin­çe­ki de... Hepsi bir­den ATA­TÜRK­ÇÜ ol­du­lar, sa­ye­miz­de...

 

Bir dö­ne­min ves­ti­yer Ata­türk­çü­ler'inden sonra; bir de ANIT­KABİR ATA­TÜRK­ÇÜ­LERİ tü­re­di ba­şı­mı­za...​Oysa kan doğ­ra­mak­da­lar yıl­lar­dır tatlı aşı­mı­za.Dil­le­ri­ne do­la­mak­la ATA­MIZ'ın adını, sa­nı­yor­lar ki sus­tu­ra­cak­lar aç ka­rın­la­rın gurultusunu.​Hani ne oldu enf­las­yon­suz bir Tür­ki­ye va­adet­miş­di­niz?...

 

Enf­las­yon art­mış, me­mur-iş­çi-emek­li aç kal­mış...​Susun, ses­siz durun; biz ATA­TÜRK­ÇÜ olduk, şimdi de bu du­ru­şu­muz­la uyu­şun.Ne eleş­ti­ri, ne baş­kal­dı­rı; ATA­TÜRK­ÇÜ­YÜZ dedik ya, yap­ma­yın işte bize sal­dı­rı...​demek is­ti­yor şu AK­BA­BA­LAR akıl­la­rın­ca...

 

Öf­ke­li ses diyor ki:

-Ben sa­ray­da;siz açlık sı­nı­rın­da ya­şar­ken...​Avutun ken­di­ni­zi ATA­TÜRK­ÇÜ olduk ya daha ne is­ti­yor­su­nuz nan­kör­ler?...

 

10 Kasım ge­ce­si Necip Fazıl'ın KAL­DI­RIM­LAR şiiri oku­nu­yor­du yan­daş ka­nal­lar­dan bi­rin­de..."Tak, tak kal­dı­rım­la­ra vuran kadın ba­cak­la­rı" mıs­ra­ğı at­la­na­rak, Necip fazıl'ın ayyaş ve kadın düş­kü­nü geç­mi­şi sak­la­na­rak...İşte bun­la­rın ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK me­ra­kı da ancak böyle, yan­lış­la­rın üstü ör­tü­le­rek, ya­lan-yan­lış ken­di­le­ri­ne göre uy­gu­la­na­rak ve uy­du­ru­la­rak; el­bet­te ki bütün bun­lar se­çim­ler ya­pı­lın­ca­ya kadar.​Bunlara al­da­na­nın sü­la­le­si­ni si­ne­ma­ya gö­tür­sün­ler mi?...

 

Çan­ka­ya köşkü iptal...​Atatürk Orman Çift­li­ği işgal....​Nasılsa bu halk aptal...​ATATÜRK­ÇÜ­YÜZ di­ye­rek ANIT­KABİR'de "sözde" saygı du­ru­şu­na ka­tı­lan AK­BA­BA­LAR; işin ger­çe­ği bu­ra­dan ne RANT sağ­la­rız diye KEŞİF yap­mak için gidip, di­ki­lip dur­du­lar o so­ğuk­da...

Yoksa bun­la­rın ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK diye bir kay­gı­la­rı, ne de Ulu Ön­de­ri­miz'e bi­raz­cık da olsa say­gı­la­rı var san­ma­yın.Sanıp da saf, saf on­la­ra sakın kan­ma­yın.Çünkü onlar ATA­TÜRK'den ve O'nun ay­dın­lı­ğın­dan dü­şer­ler çok,çok uzağa...​Ola ki al­da­nır­sa­nız, ka­nar­sa­nız on­la­ra; dü­şü­rür­ler siz­le­ri de tu­za­ğa...​Bilesi­nizzzz

Müs­lü­man Ma­hal­le­sin­de Sal­yan­goz Sa­tan­lar

Soğuk Savaş dö­ne­min­de; ABD ve SSCB sü­rek­li ya­rı­şır­dı, sü­rek­li ka­pı­şır­dı her ne ye­ni­lik, her ne yeni buluş, her ne yeni bi­lim­sel araş­tır­ma varsa "Biz yap­tık" söz­le­riy­le...

Bu­gü­nün AKP'si de CHP ile aynı yarış, aynı ka­pış­ma ve aynı kavga içe­ri­sin­de...İşte bunun son ör­ne­ği; ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK...

Ve ne diyor Baş­ba­kan Yar­dım­cı­sı Boz­dağ?:

-Cum­hu­ri­yet'e de, Ata­türk’ün mi­ra­sı­na ve he­def­le­ri­ne de biz sahip çık­tık

İna­nı­la­cak gibi değil; düş mü gö­rü­yo­ruz, ger­çek­den de AKP'liler bu söz­le­ri söy­lü­yor­lar mı?...​Bir il­lüz­yon mu?...​Yoksa ta­pe­le­re mon­taj mı ya­pıl­mış?... Fetoş'a ka­nan­lar, PKK ile al­da­nan­lar, Bar­za­ni ile ne­re­dey­se Mi­sak-ı Milli sı­nır­la­rı­nı yok sa­yan­lar; an­sı­zın ATA­TÜRK­ÇÜ ol­du­lar.Şaş­kı­nız; Dünya ter­si­ne mi dö­nü­yor, yoksa Fatih Ak­genç­lik baş­ka­nı­nın de­di­ği gibi Dünya düz, düm­düz mü?...​AKP'liler ATA­TÜRK­ÇÜ ol­du­lar. Buna kar­şın CHP'liler de PKK'nın si­ya­sal ka­na­dıy­la ya­kın­laş­ma­ğa baş­la­dı­lar. İlginç, çok il­ginç!...

Anım­sa­na­ca­ğı gibi 90'lı yıl­lar­da Murat Ka­ra­yal­çın baş­kan­lı­ğın­da­ki SHP; HADEP'le ya­kın­laş­ma­sı, bir­leş­me­si, bu­luş­ma­sı son­ra­sın­da Çil­ler'in DYP'si ile ko­alis­yon or­ta­ğı ol­muş­du. Bu bir­lik­te­lik son­ra­sın­da da o günün SHP 'si her ne kadar CHP'nin ye­ri­ne ikame edil­miş, onun iş­le­vi­ni görüp, onun boş­lu­ğu­nu dol­dur­muş ol­du­ğu sa­vıy­la var­lı­ğı­nı sür­dür­müş olsa da ATA­TÜRK'ün kur­du­ğu par­ti­nin il­ke­le­rin­den, de­ğer­le­rin­den çok uzak­lar­day­dı. Daha son­ra­sın­da Deniz Bay­kal'ın baş­kan­lı­ğın­da ye­ni­den CHP adıy­la Türk Si­ya­sal Ya­şa­mı'nda ye­ri­ni alan bu si­ya­sal dü­şün­ce; işte o gün­ler­de eroz­yo­na/to­zu­ma­ğa/bo­zul­ma­ğa/eri­me­ğe/çö­zül­me­ğe/çü­rü­me­ğe baş­la­mış­dır. Bugün için Der­sim­li Kemal'in CHP'si, ile Se­la­nik­li Kemal'in CHP'si ara­sın­da uçu­rum­lar var­dır. Çünkü bu­gü­nün CHP'si; ATA­TÜRK'ün "altı oku"nu kıra, kıra yol al­mak­da, se­çim­ler­de oy yi­tir­me kay­gı­sıy­la PKK'nın gez­di­ği yol­la­ra dal­mak­da ve bun­dan do­la­yı da ger­çek ATA­TÜRK­ÇÜ CHP'li­le­rin oy­la­rı­nı yi­ti­re­bi­le­ce­ği ola­sı­lı­ğı­na hiç al­dır­ma­mak­ta­dır. Daha açık bir de­yiş­le HDP'nin oy­la­rı­na gö­zü­nü dik­mek­te­dir.

AKP'nin amacı, yolu belli, besbelli.​AKP ger­çek an­lam­da bir ka­ran­lık yolcusu.​Daha düne kadar Ame­ri­ka'nın ku­ca­ğın­dan in­me­yen,Ara­bın koy­nun­dan çık­ma­yan AK­BA­BA­LAR; bugün ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK mas­ke­si tak­mış­lar, bizi kan­dı­ra­cak­lar. Si­ya­set bi­li­min­de­ki "ka­di­fe el­di­ven için­de­ki demir yum­ruk" ya da Obama için her zaman söy­le­di­ğim "Siyah tenli/mas­ke­li, beyaz adam" ta­nım­la­ma­sı gibi...Ör­ne­ğin Obama; ne zaman zen­ci­den, kara adam­dan yana oldu?...O; İllu­mi­na­ti ör­gü­tü­nün ata­dı­ğı bir baş­kan, o ör­gü­tün emir eri...​Obama'nın ya­nın­da Trump; daha doğru, dü­rüst, açık, be­lir­gin...Çünkü rengi, içe­ri­ği, ko­ku­su bes­bel­li; ırkçı fa­şit­sin en önde gi­de­ni...İşte Ak­ba­ba­lar'ın, ger­çek­tey­se Saint Tay­yip Efen­di'nin kol­tu­ğu­nu yi­tir­me kor­ku­su, yaptı onu ATA­TÜRK yolcusu...​Pekiyi ger­çek ATA­TÜRK­ÇÜ­LER yer mi bunu?...O şimdi bal gibi; Müs­lü­man ma­hal­le­sin­de sal­yan­goz satan bir Adam!...

Ve Der­sim­li Kemal de bu­lun­du­ğu, git­ti­ği kent­de­ki hal­kın ya­pı­sı­na göre; bir ATA­TÜRK­ÇÜ, bir APOCU... Onun için de ge­lecek se­çim­ler­de belli ki pabuç ol­duk­ça pa­ha­lı...​Bu ne­den­le onun da gözü HDP, DEP, HADEP ge­le­ne­ği­ne, bir başka de­yiş­le PKK'nın si­ya­sal ka­na­dı­nın oy­la­rı­na di­kil­miş. İşte o da bir başka sal­yan­goz sa­tı­cı­sı...

Ne di­ye­lim bu sa­tı­cı­la­rın sat­tı­ğı sal­yan­goz­la­rı yi­yen­le­re, on­la­rın kur­du­ğu sof­ra­la­ra otu­ran­la­ra afi­yet olsun. Ama bu bay­la­rın sa­tış­la­rı­na kan­ma­yan­lar, sat­tık­la­rı­nı al­ma­yan­lar da ola­cak­dır; bunun so­nu­cu da pu­su­da bek­le­yen ba­ya­nın çok işine ya­ra­ya­cak­dır, bu ola­sı­lık­dan da sal­yan­goz­cu kur­naz­la­rın ha­be­ri olsun.

10 Kasım ve Ötesi...

10 KASIM 1938'DEN BERİ O BE­DE­NEN YOK...

KİMİLERİNE GÖRE O SON­SU­ZA DEK YA­ŞA­YA­CAK, OYSA KİMİLERİNE GÖRE HİÇ OL­MA­MA­LIY­DI VE DEVRİMLERİ DE, İLKE­LERİ DE, CUM­HURİYETİ DE, BA­ĞIM­SIZ ÜLKESİ DE HİÇ OL­MA­MA­LIY­DI...

İŞTE BU NE­DEN­LE GÖ­REV­DE­LER; ONDAN KALAN NE VARSA YOK ETMEK İÇİN..

Bey­ler bi­li­niz ki ger­çek amaç­la­rı­nı­zı çok iyi bi­li­yo­ruz ve sat­tı­ğı­nız sal­yan­goz­la­rı ye­me­ye­ce­ğiz...​Boş yere heder et­me­yi­niz ken­di­ni­zi...

CHP’nin Eş­cin­sel­ler­le İmti­ha­nı

AKP Genel Baş­ka­nı ve Cum­hur­baş­ka­nı Tay­yip Er­do­ğan, 41. Muh­tar­lar Top­lan­tı­sı'nda ko­nuş­muş.Demiş ki...

-Ana mu­ha­le­fet par­ti­si sı­fa­tı­nı ta­şı­yan bir parti mil­le­ti­miz­den o kadar ay­rıl­dı ki şu an CHP İlçe Be­le­di­ye­li Ma­hal­le Ko­mi­te­le­ri'nde ya­pı­la­cak se­çim­de 5'de bir ora­nın­da eş­cin­sel ko­ta­sı ko­yu­yor­lar. Allah şa­şırt­ma­sın. Bir par­ti­de ölçü kal­ma­yın­ca işte böyle ne­re­ye sav­ru­la­ca­ğı belli ol­mu­yor. Bun­lar böyle devam etsin.

Ah, ah!...​Yok mu şu CHP'liler?...​Yine altın ta­bak­da sun­muş­lar Saint Tay­yip Efen­di'ye tap­ta­ze bir gün­dem ko­nu­su...Üs­te­lik ül­ke­de genel ve yerel se­çim­ler göz kır­par­ken seç­me­ne...​Hiç böyle bir uy­gu­la­may­la dü­şü­lür mü AK­BA­BA­LAR'ın di­li­ne?...​Gerçek şudur ki Bursa'da CHP'nin böyle bir uy­gu­la­ma­sı son yerel yö­ne­tim se­çim­le­rin­de; se­çi­mi ko­lay­lık­la ka­zan­dır­mış­dı AKP'ye...

Bu du­rum­da ne ya­pa­lım?...​Anıla­rı­mız­la ara­mız­da­ki per­de­yi kal­dı­ra­lım ve düne ba­ka­lım.Dünde ya­şa­nan­la­rı şöyle bir anım­sa­ya­lım...

Ön­ce­le­ri Kemal ATA­TÜRK’ün ya­nın­da yer alan, daha sonra Ame­ri­kan man­da­cı­lı­ğı­nı sa­vu­nan Ha­li­de Edip Adı­var’ın “Tür­kün Ateş­le İmti­ha­nı” ro­ma­nı­na gön­der­me­de bu­lu­nur­ca­sı­na bir baş­lık­la baş­la­dık ya­zı­mı­za…Çünkü CHP’nin eş­cin­sel tut­ku­su tüm hı­zıy­la sür­mek­te, bu tutku sık­lık­la gün­de­me ge­ti­ril­mek­de…Üs­te­lik söy­lem dü­ze­yin­de kal­ma­mak­da, ey­le­me de dö­nüş­mek­de...Ör­ne­ğin; Mart 2014 yerel se­çim­le­rin­de ol­du­ğu gibi lis­te­ler­de eş­cin­sel aday­lar da yer bul­mak­ta… Bursa Os­man­ga­zi Be­le­di­ye Mec­lis Üye­li­ği’ne “se­çil­me­si ola­nak­sız bir sı­ra­dan olsa da” Öykü Özen EVREN’in aday gös­te­ril­me­si gibi…

Neydi bu böyle; CHP’nin ben­li­ği­ne düşen eş­cin­sel­le­re yö­ne­lik ilgi, sevgi, tutku ?...

Tiki kız­la­rı mı örnek aldı CHP; ille de bir eş­cin­sel ar­ka­da­şım olsun, daha ha­va­lı olu­rum özen­ti­siy­le ?...

 

Eko­no­mik ya­şam­da sos­yal gü­ven­ce­den yok­sun, tar­la­da­ki “üc­ret­siz aile iş­çi­si” ol­mak­dan öteye gi­de­me­yen ka­dı­nı, si­ya­set­de de “üc­ret­siz parti iş­çi­si” ki bir yer­le­re aday gös­te­ril­me­miş, gös­te­ril­se de se­çi­le­me­yecek sı­ra­la­ra kon­muş si­ya­sal par­ti­li kadın ko­nu­mun­dan; aktif si­ya­se­te sok(a)mayan, ka­dın­la­rın üs­tü­ne ba­sa­rak, emek­le­ri­ni ça­la­rak yerel ve genel yö­ne­tim­le­re ka­tı­lan aslan sos­yal de­mok­rat­lar…Ka­dın­la­rın hak­la­rı­nı çiğ­ne­mek­den geri dur­du­lar, on­la­rı si­ya­sal ve de top­lum­sal hak­lar bağ­la­mın­da gö­nen­ce ka­vuş­tur­du­lar da sıra eş­cin­sel­le­rin hak­la­rı­nı sa­vun­ma­ya mı geldi ki yıl 2013’den beri on­la­ra yö­nel­di tüm il­gi­le­ri ?...

Pop kül­tü­rün (popo kül­tü­rün) sa­nat­çı ge­çi­nen sho­w­man ve sho­wwo­man ör­nek­le­ri­ne özgü; çokça sho­w­bu­si­ness bir dav­ra­nış bu gi­ri­şim ka­nım­ca ve belki de tri­bün­le­re oy­na­ma­nın en kur­naz­ca bir yolu... III.​Haklar (ki eş­cin­sel hak­la­rı­nı da kap­sa­yan, kü­re­sel­leş­me ol­gu­suy­la bir­lik­te Batı’nın et­ki­siy­le tar­tış­ma­ya açı­lan ve ya­yı­lan hak­lar) bağ­la­mın­da çağ­daş­lık mas­ke­siy­le sos­lan­mış, süs­len­miş bir kur­naz­lık ör­ne­ği ser­gi­le­mek…

Kim bilir; YENİ önad­lı CHP’nin “ye­ni­lik” al­gı­sı bu mudur acaba?...

Belki de bazen tür­ban­lı­ya, bazen kara çar­şaf­lı­ya ka­pı­la­rı­nı açan CHP’den; bir başka oy kay­bet­tir­me bi­çi­mi midir eş­cin­sel aday­la­rı öne çı­kar­ma gi­ri­şi­mi, kim bilir ?...

Ve ATA­TÜRK’ün Par­ti­si sa­vıy­la si­ya­sal ya­şam­da yer alan ve biz­le­ri bu savla yıl­lar­dır al­dat­ma­ya ça­lı­şa­rak var olma sa­va­şı­mı veren CHP; (üs­te­lik de Dev­rim düş­man­la­rın­ca Ata­türk’e ya­kış­tı­rı­lan, ya­pış­tı­rıl­mak is­te­nen “eş­cin­sel” yaf­ta­sı­nı; eş­cin­sel­le­re bu denli ilgi gös­te­re­rek, sanki per­çin­le­mek is­ter­ce­si­ne) hem par­ti­ye hem de par­ti­nin ku­ru­luş fel­se­fe­si­ne (Türk Yurt­taş­lar Ya­sa­sı’na uygun ola­rak; cin­si­yet ay­rım­cı­lı­ğı ya­pıl­ma­ma­sı an­la­mın­da) zarar ver­mek­te­dir.

CHP’nin; cin­sel kim­lik­le­riy­le top­lum­sal ya­şam­da var olma kav­ga­sı ve­ren­ler­le, yal­nız­ca eş­cin­sel hak­la­rı­nın pe­şin­de ko­şan­lar­la ne işi olur ?...

Ka­dın­lar; cin­sel kim­lik­le­riy­le top­lum­da var olmak is­ter­ler­se yafta ha­zır­dır: Sür­tük, yosma, aşif­te…

Ka­dın­lar; sos­yal ve si­ya­sal hak­la­rı için sa­va­şım ver­di­ğin­dey­se yanıt yine ha­zır­dır: Kadın hak­la­rı değil, önce insan hak­la­rı…

Eş­cin­sel kim­lik­li, eş­cin­sel hak­la­rı pe­şin­de ko­şan­la­ray­sa; açıl­mış CHP’li ege­men­ler­ce ku­cak­lar…Ne di­ye­lim ?... Ka­nım­ca CHP; eş­cin­sel­le­rin par­ti­siy­miş di­ye­lim…

Yeni CHP; sanki yerel ya da genel se­çim­ler­de ba­şa­rı­yı amaç­la­mak, he­def­le­mek ve ku­cak­la­mak ye­ri­ne, ATA­TÜRK’ün Par­ti­si’ne “En çok za­ra­rı kim ve­re­bi­lir ?... Nasıl ve hangi yol­lar­la, yön­tem­ler­le ve­re­bi­lir ?...” ya­rış­ma­sı­na ka­tıl­mış­sa, biz sı­ra­dan yurt­se­ver­le­rin söy­le­yecek ne sözü ola­bi­lir ve el­bet­te ki ve­ri­lecek ne de oyu…Ki biz­ler sı­ra­dan ve sı­ra­da­ki ölüm­lü­ler; usan­ma­dan Ata­türk İlke ve Dev­rim­le­ri’nin pe­şin­de ko­şan­lar...​Boşa kürek çek­mek­de­yiz bo­ğul­ma­mak için de­mok­ra­si ok­ya­nu­sun­da; oysa eş­cin­sel­ler çık­mış­lar ka­ra­ya CHP'nin yar­dı­mıy­la...

Anım­sa­na­ca­ğı gibi...

İlk önce Şubat 2013’de Bin­naz TOP­RAK’la dışa vu­ru­lan CHP’nin eş­cin­sel aşkı; 2014 yerel se­çim­le­rin­de daha bir coş­ku­luy­du, eş­cin­sel­le­rin aday gös­te­ril­me­siy­le…Daha sonra 22 Ağus­tos 2014 günü bir kez daha düşdü gün­de­me; yak­la­şan Ku­rul­tay ne­de­niy­le, KI­LIÇ­DA­ROĞ­LU’nun lis­te­sin­den PM adayı ol­ma­sı bek­le­nen Melda ONUR'un di­liy­le…

Melda ONUR; 10 say­fa­lık bir Ku­rul­tay Ma­ni­fes­to­su ha­zır­la­mış­dı ve “Gezi Ruhu’nu gör­mek is­te­di­ği PM’ye ke­sin­lik­le LGBT üyesi alın­ma­lı diye be­lirt­miş­di, daha açık bir de­yiş­le “eş­cin­sel” üye…

(Sanki geç­miş­de CHP bün­ye­sin­de hiç eş­cin­sel mil­let­ve­ki­li ol­ma­mış gibi; neyse ver­me­ye­lim ölüp, git­miş­le­rin adını)

Ve 9 Kasım 2017 günü Saint Tay­yip Efen­di yağıp, gür­lü­yor­du yine 41.​Muhtarlar Top­lan­tı­sı'nda CHP'nin eş­cin­sel­le­re yö­ne­lik il­gi­si ve sağ­la­dı­ğı ay­rı­ca­lık ne­de­niy­le...

Ve üs­te­lik AK­BA­BA­LAR; ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK mü­sa­me­re­le­ri dü­zen­ler­ken, CHP'nin eş­cin­sel­le­re yö­ne­lik aşkı dep­reş­miş yine...​Belli ki müz­min mu­ha­le­fet par­ti­si olma ka­ra­rı almış CHP...

Halk­çı Ece­vit­ler'den Söz Açıl­mış­ken (3)...

Bir za­man­lar “ki o gün­le­ri bil­mez yaşı otu­zun al­tın­da­ki­ler” Kıb­rıs Barış Ha­re­ka­tı’nın ar­dın­dan uy­gu­la­nan am­bar­go­lar sil­si­le­si sü­re­cin­de ABD bu­yur­du T.C.’ye, Baş­ba­kan ECEVİT’in şah­sın­da; Tür­ki­ye, TÜTÜN ek­me­sin diye…

Böy­le­ce 80’lerin so­nun­da, Bursa’nın Gö­rük­le kö­yü­nün tütün tar­la­la­rı­na te­mel­ler atıl­dı, ve­rim­li top­rak­la­rın üze­ri­ne ko­nuş­lan­dı­rıl­dı ULU­DAĞ ÜNİVERSİTESİ… Ve son­ra­sın­da sıra, sıra TEKEL TÜTÜN İŞLEME iş­yer­le­ri, de­po­la­rı ka­pan­dı, ör­ne­ğin Mu­dan­ya’da­ki­ne bir ad kondu; Ulu­dağ Üni­ver­si­te­si’ne bağlı Güzel Sa­nat­lar Fa­kül­te­si diye… Henüz An­ka­ra’da TEKEL iş­çi­si so­kak­la­ra çık­ma­dan çok daha ön­ce­sin­de Bursa so­kak­la­rın­da do­laş­ma­ya baş­la­dı JAPON TO­BAC­CO’yu pa­zar­la­yan şir­ke­tin ara­ba­la­rı…

Daha son­ra­sın­da TEKEL iş­çi­si so­kak­la­ra dö­kü­lün­ce, yıl­lar­dır sin­si­ce ve de giz­li­ce ya­pı­lan pa­zar­lık­la­rı sanki bil­mez­miş­çe­si­ne si­ya­set­çi­ler; bir­den des­tek­çi olu­ver­di­ler TEKEL ça­lı­şan­la­rı­nın iş akit­le­riy­le il­gi­li so­run­la­rı­na… CHP’li Çetin SOY­SAL biber gazı sal­dı­rı­sı­na uğ­ra­dı az kal­sın bo­ğul­ma pa­ha­sı­na… Se­siy­le, yü­re­ğiy­le des­tek ver­me­ye geldi Edip AK­BAY­RAM… 12 Eylül 1980 ön­ce­sin­de kalan işçi, emek­çi sınıf da­ya­nış­ma­sı anı­sı­na Şev­val SAM boy gös­ter­di ka­me­ra­la­rın kar­şı­sın­da… Bayan ECEVİT’siz olur mu ?... O da “Dev­let Baba”ya kustu öf­ke­si­ni; “Uta­nı­yo­rum…Dev­let Baba, ba­ba­lı­ğı­nı yap­mı­yor diye uta­nı­yo­rum” ma­ka­mın­dan… Ne yazık ki her şey boş, her şey na­fi­le… So­nun­da ye­nil­me­ye mah­kum bu ka­fi­le…

Bugün mu­ha­le­fet­te olup da dün ik­ti­da­rı pay­la­şan­lar; kü­re­sel ka­pi­ta­liz­min sah­ne­ye koy­du­ğu ve 90’lerın ba­şın­dan beri kamu ku­rum­la­rın­da baş­la­tı­lan “emek­çi sı­nı­fı” güç­süz­leş­tir­me, erit­me ve en önem­li­si de sen­di­ka­sız­laş­tır­ma aracı, yolu, yön­te­mi “ta­şe­ron­laş­ma” uy­gu­la­ma­sı­nı neden kal­dır­ma­dı­lar RTE’den çok ön­ce­sin­de ik­ti­dar­da ol­duk­la­rı gün­ler­de ?…Oysa on­la­rın dö­nem­le­rin­de bir yıl­lık söz­leş­me­ler­le ger­çek­leş­ti­ri­len, kamu ku­rum­la­rın­da­ki “ge­çi­ci işçi sta­tü­sü” kad­ro­la­rı işte bu ka­ran­lık gün­le­rin ha­ber­ci­siy­di…

 

Kü­re­sel­leş­me bağ­la­mın­da en çok “öteki” ve “öte­ki­leş­tir­me” ya da ulus dev­let kav­ra­mı­nı to­zu­ma­ya, eroz­yo­na uğ­rat­ma ama­cı­nı için­de giz­le­yen “ye­rel­leş­me” kav­ram­la­rı­na kafa yoran aydın, bay­dın ki­şi­lik­ler; kü­re­sel­leş­me­nin, sı­nır­la­rın kalk­ma­sı bağ­la­mın­da üre­ti­len o tatlı ya­lan­la­rı­na ka­nar­ken “sanki ge­liş­miş ül­ke­ler,ge­liş­me­miş­le­re kucak do­la­yı­sıy­la sı­nır­la­rı­nı aça­cak, do­la­yı­sıy­la tüm Dün­ya­lı­lar gö­nenç için­de ya­şa­ya­cak”…

Ne­re­de o yo­ğur­dun bol­lu­ğu ?...

Bi­tecek mi kulun, kula; kö­le­li­ği, kul­lu­ğu kü­re­sel­leş­me sü­re­cin­de ?...

Ne­den­se kü­re­sel eko­no­mi­le­rin sö­mü­rü dü­ze­ni­ni daha da pe­kiş­tir­mek bağ­la­mın­da “acı­ma­sız­ca sınır ta­nı­ma­yan” emek­çi sı­nı­fı yok et­me­ye yö­ne­lik ayak oyun­la­rı­nı gör­me­di­ler (mi ?), gö­re­me­di­ler (mi ?), yoksa gör­mek is­te­me­di­ler (mi ?) bu aydın, bay­dın ki­şi­lik­ler/kim­lik­ler…

Ki RTE’ye ge­lin­ce­ye değin…

Çünkü bu uy­gu­la­ma Ana­va­tan Par­ti­li Mesut Yıl­maz’ın Baş­ba­kan ol­du­ğu dö­nem­de baş­la­mış­dı…Ve onun ar­dın­dan, özel­lik­le de Bay(an) ECEVİT’in “ko­alis­yon eş­li­ğin­de de olsa” baş­ba­kan ol­du­ğu dö­nem­de ya da daha geniş bir anım­sat­may­la DSP’nin önce “büyük” sonra da “küçük” ortak ol­du­ğu dö­nem­ler­de de iş­çi­nin yaz­gı­sı IMF’nin buy­ruk­la­rıy­la sen­di­ka ağa­la­rın­dan, ta­şe­ron şir­ket­le­rin in­sa­fı­na bı­ra­kıl­mış­dı.

 

Bir dö­ne­min 1475 Sa­yı­lı İş Ya­sa­sı’nın CHP’li Ça­lış­ma Ba­ka­nı Bü­lent ECEVİT’in; iş­çi­nin-emek­çi­nin yaz­gı­sı­nı, ka­ran­lık ge­le­ce­ği­ni yazan bu “ta­şe­ron­laş­ma” yön­te­mi, DSP’li bir baş­ba­kan ola­rak kol­tu­ğa otur­du­ğu gün­ler­de ne­den­se onun ca­nı­nı hiç acıt­ma­mış­dı ve yine o gün­ler­de “Bay ECEVİT be­de­ni­nin için­de­ki baş­ba­kan” Bayan ECEVİT de TEKEL iş­çi­si so­ka­ğa dö­kül­dü­ğün­de Dev­let Baba’nın, TEKEL iş­çi­le­ri­ne karşı ba­ba­lı­ğı­nı yap­ma­ma­sın­dan do­la­yı utanç duy­du­ğu gibi, ne­den­se o gün­ler­de hiç de utanç duy­ma­mış­dı işçi sı­nı­fı­nın gi­de­rek olum­suz­la­şan ko­şul­la­rın­dan…Çünkü Bay(an) ECEVİT’ler için o gün­ler­de önem­li ve de ön­ce­lik­li olan; Hü­sa­met­tin ÖZKAN’ın do­lay­lı ta­ri­kat des­te­ği ve de Vah­det­tin’in “vatan sev­gi­si” üze­ri­ne ya­pı­lan açık­la­ma­lar eş­li­ğin­de sağ­la­nan, sağ­lam bir kol­tuk gü­ven­ce­siy­di…

 

Ne yazık ki ül­ke­miz­de si­ya­sal par­ti­ler bozuk saat gibi dur­duk­la­rı za­man­da, dur­duk­la­rı yerde doğru söy­ler­ler… Ne za­man­da, ne­re­de mi ?... El­bet­te­ki mu­ha­le­fet­te ol­duk­la­rın­da… O gün­ler­de TEKEL iş­çi­le­ri­nin saf­la­rın­da son ne­fe­si­ni, son gü­cü­nü yi­ti­rir­ken, on­lar­dan yana söz söy­le­yip, halk ya da iş­çi-emek­çi sı­nı­fı dal­ka­vuk­lu­ğu yap­mak; vahşi ka­pi­ta­liz­min dişli çark­la­rı­nın ara­sın­da öğü­tü­lüp, kanı akı­tı­lan iş­çi­yi, emek­çi­yi kur­tar­ma­ya yet­mi­yor… Zin­cir­le­rin­den önce, mi­de­sin­de­ki açlık zi­li­nin kı­rıl­ma­sı kay­gı­sı­na düşen işçi sı­nı­fı­nın “üre­tim­den gelen güç” teh­di­di; “pat­ron” Hü­kü­me­ti hiç ür­küt­mü­yor, do­la­yı­sıy­la is­tek­le­ri­ni elde ede­me­yen emek­çi­nin kar­nı­nı da do­yur­mu­yor… O gün­ler­de Hü­kü­me­tin iş­çi­le­re öner­di­ği 15 Şubat 2010 gü­nü­ne değin iş­ba­şı ya­pan­la­ra üc­ret­le­ri­nin öde­ne­ce­ği, ya­şa­dık­la­rı kent­ler­de başka kamu ku­rum­la­rın­da gö­rev­len­di­ri­le­cek­le­ri ve en önem­li­si de mil­yon­lar­ca iş­si­ze kar­şın “sen­di­ka­lı ola­rak is­te­dik­le­ri­nin ya­rı­sı kadar olsa da” ücret kar­şı­lı­ğın­da iş gü­ven­ce­si, is­tih­dam ola­na­ğı su­nu­la­ca­ğı söz­le­ri­nin ve­ril­me­si kar­şı­sın­da iş­çi­le­rin çoğu çö­zü­lü­yor, di­re­niş­ten geri dö­nü­yor, işçi sı­nı­fı eri­yor, tü­ke­ni­yor, do­la­yı­sıy­la RTE’nin aba al­tın­dan sopa gös­te­ren söz­le­ri kar­şı­sın­da emek­çi sı­nı­fı dün ekmek uğ­ru­na sa­vaş­dı­ğı­nı söy­ler­ken, son­ra­sın­da yine ekmek uğ­ru­na savaş ala­nın­dan çe­ki­li­yor­du…

Ve böy­le­ce Hü­kü­met de grev kı­rı­cı­lık iş­le­vi­ni “pes eden, ekmek kor­ku­su­na, kay­gı­sı­na düşen” iş­çi­ler üze­rin­den ger­çek­leş­tir­miş olu­yor…

Ne de­miş­di 24 Ocak 2010 günü (hani şu ünlü 24 Ocak ka­rar­la­rı­nın alın­dı­ğı güne gön­der­me­de bu­lu­nur­ca­sı­na) RTE?...

- Ku­su­ra bak­ma­yın…Ka­sa­yı soy­du­ra­mam !...

 

Kü­re­sel­leş­me budur işte… Vahşi ka­pi­ta­liz­min sö­mü­rü­sü­nün daha da acı­ma­sız­laş­ma­sı… Kü­re­sel düşün, yerel yaşa… Gö­re­cek­sin bak daha neler ge­lecek başa ?...

 

İşte bu­gün­ler­de de Zon­gul­dak­lı Maden İşçisi; özel­leş­tir­me kar­şıt­lı­ğıy­la, ka­pa­tın­ca ken­di­ni maden ocak­la­rı­na... Ki onlar dün TEKEL iş­çi­si­nin ya­şa­dık­la­rı­nı bu­gün­ler­de ya­şa­ma yolunda...​Ondandır bunca söz, on­dan­dır dünü anım­sa­mak...​Ve on­dan­dır işçi sı­nı­fı­nın ge­le­ce­ği için kay­gı­lan­mak...​Gidiş hiç iyi değil dostlar...​Ve siz far­kın­da mı­sı­nız bu ya­şa­nan­la­rın Sayın Bayan ECEVİT?...

 

Bugün de gün­ler­den 10 Kasım...​Varolu­şu­mu­zu,ba­ğım­sız­lı­ğı­mı­zı, ge­le­ce­ği­mi­zi borç­lu ol­du­ğu­muz o büyük in­sa­nın; Ulu Ön­de­ri­miz Kemal ATA­TÜRK'ün be­den­sel ola­rak ara­mız­dan ay­rıl­dı­ğı gün...

O'nu say­gıy­la anı­yo­rum; var ol­duk­ça da O'nun ay­dın­lı­ğın­dan ay­rıl­ma­ya­ca­ğı­ma and içi­yo­rum.Yolum,yönüm,yö­rün­gem; yal­nız­ca sen­sin

Çarşamba, 08 Kasım 2017 08:41

Halk­çı Ece­vit­ler (2)

Yazan Selma Erdal

Halk­çı Ece­vit­ler (2)

Halk­la bü­tün­leş­me­yi bir türlü be­ce­re­me­yin­ce, ik­ti­da­ra gel­mek uğ­ru­na; halk dal­ka­vuk­lu­ğu yap­mak bağ­la­mın­da Hü­sa­met­tin ÖZKAN eliy­le do­lay­lı bir bi­çim­de ta­ri­kat­la­ra bu­la­şan bir DSP… İşin doğ­ru­su; “sol gös­te­rip, sağ vuran” bir sos­yal de­mok­rat ya da de­mok­ra­tik sol parti ara­cı­lı­ğıy­la do­lay­lı ola­rak ta­ri­kat­la­ra bu­laş­mak­tan­sa, doğ­ru­dan ta­ri­kat­la­rın ku­ca­ğın­da­ki AKP’ye yö­nel­mek o hal­kın ko­la­yı­na geldi, işine geldi…

Bi­lin­di­ği gibi 4 Ha­zi­ran 2009 günü Rah­şan ECEVİT ve Em­re­han HA­LI­CI; DSP’den is­ti­fa etti…Artık ECEVİT AŞ’yi; ECEVİTLER bü­tü­nüy­le terk etti… Bay ECEVİT be­de­nen terk et­miş­ti ya, so­nun­da Bayan ECEVİT de terk etti… EŞİM VE BEN Par­ti­si artık yok…Sa­nı­rım Rah­şan Ha­nı­me­fen­di’nin bu is­ti­fa­sıy­la bir­lik­te DSP’li olmak is­te­yen­le­rin önün­de­ki engel; KARA KAPLI DEF­TER de ka­pan­dı… Artık DSP’ye gönül ver­me­si­ne kar­şın, Bayan ECEVİT’in KARA KAPLI’sında adı ya­zı­lı ol­du­ğu için par­ti­ye üye ola­ma­yan­lar, bun­dan böyle ko­lay­ca üye ola­bi­le­cek­ler­dir gü­ver­cin­li par­ti­ye… Artık GÜ­VERCİN; Bayan ECEVİT’in ve­sa­ye­tin­den kur­tul­du, kendi ka­nat­la­rıy­la öz­gür­ce uça­bi­lir…

Ve daha son­ra­sın­da yeni bir parti ku­ra­ca­ğı­na iliş­kin söy­len­ce­le­rin ar­dın­dan du­yul­du ki Hulki CEVİZOĞLU’nun “gö­rü­nür­de­ki” genel baş­kan kim­li­ğiy­le (gö­rün­me­ye­ni Rah­şan Ha­nı­me­fen­di) ger­çek­leş­tir­miş ama­cı­nı Bayan ECEVİT…

Kuş­ku­suz KARA KAPLI Def­te­ri yine elin­de­dir; kim bilir belki de yeni üye ka­yıt­la­rı­nı sür­dür­mek­te­dir gem vu­rul­maz hırsı, ih­ti­ra­sı ve bir o kadar da sola ver­di­ği za­rar­lar eş­li­ğin­de…Bu bağ­lam­da me­ra­kım odur ki Sayın CEVİZOĞLU ne kadar kat­la­na­bi­lecek Bayan ECEVİT’in kap­ris­le­ri­ne ?... de­di­ğim o gün­ler­de onun da Bayan Ece­vit'den uzak­laş­dı­ğı tez günde du­yul­muş­du ka­mu­sal alan­da...

Ola ki Fikri Sağ­lar'ın; sayın Ahmet Nec­det SEZER'le yapt­ğı söy­le­şi gel­me­sey­di gün­de­me ECEVİT Ano­nim Şir­ke­ti'ni de anmak, anım­sa­mak gel­me­ye­cek­di benim usuma...

Hey gidi gün­ler, hey!... Bu ül­ke­nin, bu ulu­sun AK­BA­BA­LAR'ın ege­men­li­ği­ne bı­ra­kıl­ma­sın­da; el­bet­te ki Mo­ri­son Sü­ley­man'ın, Ton­ton Özal am­ca­nın et­ki­si çok, çok da siz­le­rin iş­le­vi on­la­rın­kin­den daha çok Bay ve Bayan ECEVİT...

Sayfa 1 / 13