20 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Cuma, 06 Ekim 2017 17:13

Akbük'de Aşure Günü

Akbük'de Aşure Günü

Muharrem ayı sebebiyle Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Didim Akbük şubesi'nin düzenlediği aşure günü etkinliği Akbük şubesinde yapıldı.

Haydar Kocaoğlu,yaptığı konuşmada; Gelen herkese teşekkür ederken, insanları birlik beraberlik olmaya, kardeşçe ve barış içinde yaşamaya davet etti.

Aşure etkinliğine katılan isimler arasında; Didim Kaymakamı Mehmet Türköz, Didim Belediye Başkanı Deniz Atabay, CHP Meclis Üyeleri, Jandarmalar, Atatürkçü Düşünce Derneği ve Sivil Toplum Örgütleri vardı. Henüz inşaatı bitmeyen Akbük Cemevi'nin yapımı için bağış kutusu oluşturuldu: ''Tüm canlar için, Akbük Cemevi'ne kavuşuyor. Akbük Cemevi için bir tuğla da senden olsun.''

Aşure günü kapsamında sazlar çalındı, aşureler dağıtıldı, dualar okundu ve şehit edilenler için saygı duruşunda bulunuldu.

 


Yayınlandığı yer Didim

SEREBRAL PALSİLİLER İÇİN ZIPLADILAR

Didim Yöresi Engelliler Derneği’ Serebral Palsililer gününde( 6 Ekim)  Serebral Palsi hakkındaki son gelişmeleri hastalığın seyri ile ilgili olarak Didim’de aileleri ve Didimlileri bilgilendirmek için bir seminer düzenledi.

Didim Ticaret Odası kültür merkezinde düzenlenen seminere Serebra Palsili çocuklar ve aileileri ile Didimliler katıldı.

Saat 15'de başlayan seminer öncesi Didim Yöresi Engelliler Derneği Başkanı Bedri Altıntaş seminerin 6 Ekim günü tüm Dünya ile birlikte farkındalık etkinliği olarak yaptıklarını söyledi ve katılımcılara teşekkür etti.

Didim Yöresi Engelliler Derneği tarafından düzenlenen semineri özellikle bu hastalığın tedavisi üzerine çalışmalar yapan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı  Prof. Dr. Muharrem İnan  ve Ortopedi, botoks ve ameliyatları ile skolyoz gibi hastalıklar hakkında da  Doç.Dr. Umut Baki Tugay , Dr. Ozan Ali Erdal, Fzt. M.Zafer Pınarer de katıldı.

Uzmanlar hastalığı,n gelişimi, erken yaştan başlayan uzun ve zor bir süreçte ailelerin bilgilendirilmesi ve farklı tiplerde görülen hastalığın tedvi süreci ve yeni gelişmeler hakkında bilgiler verdiler.

Uzmanlar hatalığın bir ekip tarafından takip edilmesinin önemini vurgularken  İstanbul'da olmaları sebebi ile yerelde hastalıkla ilgili bilgi almak isteyen ailelerin ve hastası ile ilgili tedavi süreci hakkında bilgi paylaşmak isteyen hekimler için telefonlarının 7/24 açık olduğunu söylediler.

 

Dünya Serebral Palsililer günü sebebiyle tüm dünyada yapılan farkındalık yaratmak için program içinde  olan tekerleme söyleme ve zıplama etkinliği de seminerin sonunda aileler ve uzmanların katılımıyla yapıldı.

Yayınlandığı yer Didim

Adı Var Kendisi Yok SİT Alanında Takas

Akbük'te 1. Derece Sit Alanı ilan edilen  İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 14.11.2003 tarih - 12181 sayılı kararı ile değişik 03.02.1988 tarih - 67 sayılı kararı ile ilan edilmiş olan I, II ve III. derece arkeolojik sit statüsüne sahip, Teikhiussa Arkeolojik Sit Alanı’nın içerisinde kalan özel mülkiyet sahiplerine bu alandaki yerlerine takas imkanı getiriliyor.

Söz konusu sit alanı , Aydın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 26.12.2008 tarih,1910 sayılı kararı ile değiştirilerek son şeklini Aldı.  Teikhiussa Antik Kenti SİT alanı içindeki taşınmazların Hazine taşınmazları ile değiştirilmesi hakkındaki yönetmeliğe göre 16.08.2017 tarihli Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün verdiği olur ile trampa programına Akbük'teki Teikhiussa Antik Kenti'de dahil edildi.

Teikhiussa Arkeolojik Sit Alanı, ilçe merkezine yaklaşık 11 km. mesafede, Fevzipaşa Mahallesi sınırları içinde, Akbük Koyu’nda yer almaktadır. 298 hektarlık bu alanda %57’si kamu, %43’ü özel mülkiyet olan alanda Kamu mülkiyetleri toplam 169,8 hektar olup, %89,6’sı orman, %10,4’ü maliye hazinesinin ve mevcut yerleşik dokuda yapım tekniği ya da yapı malzemesi açısından tarihi özellik taşıyan bir yapı mevcut değildir. Planlama Alanı’nda tescil edilmiş herhangi bir taşınmaz kültür ya da doğa varlığı bulunmuyor. Bu alan için Aydın Büyükşehir Belediyesi 2016 yılında Teikhiussa Arkeolojik Sit Alanı (Fevzipaşa Mahallesi) için Koruma amaçlı imar planı da hazırlatmıştı.

 

Kum Kent Sitesi yanından başlayıp Saplı Ada ve Holiday Hotel ile Parbük Hotel’inde içinde bulunduğu bu alanda taşınmazları olan mülkiyet sahipleri Milet Müze Müdürlüğüne trampa etmek isteği ile başvurmaları halinde kendilerine hazine arazilerinden başka bir alan verilebilecek.

Yayınlandığı yer Didim
Cuma, 06 Ekim 2017 14:06

HALI SAHADA BİRLİK MESAJI

HALI SAHADA BİRLİK MESAJI

Didimspor bu hafta deplasmanda Söke gücü ile oynayacağı maç için sentetik sahada antrenmanlarını sürdürüyor.

Dün yapılan antrenmana Didim Belediyesporlu yöneticiler ve futbolcular Didimspor’u ziyaret ederek destek verdiler.

Antrenmanı Didimsporlu ve Didim Belediyesporlu yöneticiler birlikte seyrettiler. Antrenman sonrasında baklava ikram edildi ve yarın oynanacak Sökegücü maçı için başarılar dilendi.

Her iki takımının yöneticileri Didim’de aşta futbol olmak üzere tüm sporların gelişmesi için ellerinden geleni yapma kararı aldılar ve sporun birleştirici olma özelliğinden dolayı önemli olduğu hakkında ortak görüşe vardılar ve bu çabalarının  her iki takım içinde şampiyonlukla süslenmesi dileklerini birbirlerine ilettiler.

 

 

 

Yayınlandığı yer Didim
Cuma, 06 Ekim 2017 14:05

BİR FORMADA SEN AL

BİR FORMADA SEN AL

Hafta başında Didim Belediyespor tarafından başlatılan “Takımına Sahip Çık Bir Forma’da sen al Kampanyası ilgiyle devam ediyor.

Didim Belediyespor Yönetim Kurulu Başkan Cezmi Arslan ile birlikte Başkan Yardımcısı  Evren Ermurat, Genel Kaptan Mustafa Teke, Mali İşler ve Alt Yapı Sorumlusu Halil İbrahim Hacer forma almak isteyen esnaflardan bazılarını birlikte ziyaret ederek formalarını teslim ettiler ve işadamları takıma maddi destek oldular.

Kulüp Başkanı Cezmi Arslan; “Didim Belediyespor yeni başlayan sezonda ilk haflardaki başarı ile Didimlilerin umudu oldu,  yeni transferlerle oluşan takımımızın bulunduğu ligde ekonomik olarak da güçlü olmasını istiyoruz.

 

Başlattığımız kampanyada Didimli işadamları ve esnafların ilgisi bizleri  cesaretlendiriyor, Didimlilerin takıma sahip çıktığını görmek hem sporcularımız için hem de bizim için büyük moral kaynağı yardım eden tün esnafımıza yönetim kurulu olarak teşekkür ediyoruz” dedi.

Yayınlandığı yer Didim

DİDİM TİCARET ODASINDAN OKULLARA  KIRTASİYE VE AYAKKABI YARDIMI


Didim Ticaret Odası geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yılda ihtiyaç sahibi öğrencilere verilmek üzere  kırtasiye yardımları öğrencilere ulaştırdı.

İlk Orta ve Lise olmak üzere üç çeşit olarak hazırlanan kırtasiye paketleri ve bununla beraber hazırlanan ayakkabı hediye kuponları da ihtiyaç sahibi öğrencilere ulaştırılmak üzere okul müdürlerine teslim edildi.

 

Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şaban Üstündağ ve Başkan Yardımcısı Mehmet Urgancı dağıtım esnasında Atatürk İlkokulunu ziyaret ederek okul müdürü Akın Söyler aracılığı ile öğretmenler ve öğrencilere, yeni eğitim öğretim yılında başarılar diledi, hazırlanan kırtasiye paketlerini de müdüre teslim ettiler.

Yayınlandığı yer Didim
Cuma, 06 Ekim 2017 12:51

CHP’DE GENÇLİK BİRLEŞTİRDİ

CHP’DE GENÇLİK BİRLEŞTİRDİ

Aralık ayında yapılacak olan parti içi seçimlerde Didim CHP ilçe Başkanlığına talip olan Aşkın Atlı, Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı Kemal Güneri, Aydın Gençlik Kolları Başkanı Yılmaz Tilki ile   Kuşadası ve İncirliova  ilçe gençlik  kolları başkanlarının desteğiyle ilçe başkanı adayı olduğunu  önceki gün parti binasında yaptığı bir açıklamayla deklare etti.

CHP İlçe Başkanı Gökmen Karataş parti içi demokrasi gereği tüm üyelerin aday olma  hakkı olduğunu belirterek gençlik kollarından yetişerek gelen Aşkın Atlıya başarılar diledi.  Aday açıklamalarına katılan Didim Belediye Başkanı Deniz Atabay’ın Aşkın Atlı’nın açıklamasına ilçe dışındaki bir işi olmasından dolayı katılamadı öğrenildi.

Halen Aydın İl Gençlik Kolları üyesi olan Aşkın Atlı,  gençlik kolları üyeleri tarafından sık sık sloganlarla kesilen konuşmasında şunları söyledi;

“Ülkemiz uzun yıllardır karanlık günler yaşıyor. Mevcut durumun bugüne kadar artarak zifiri karanlığa dönüşmesinin nedeni, aydınlığı  getirecek olanların dağınık ve örgütsüz olmasıyla alakalıdır.

Bugün partimizin üstüne düşen sorumluluk şafağı bu topraklarda yaratmaktır. Bugün kendi içimizdeki ayrıştırmacı tartışmalar sadece partimize zarar vermektedir”.

Atlı aday olma gerekçesini de bu nedenler bağladığı sözlerini söyle sürürdü; “Geleceğimizi belirleyeceğimiz günlerden geçmekteyiz. İşte Bu yüzdendir ki.  Benim adaylığım, bu mevcut durumun farkındalığının eylemidir.

Toplumsal çıkarları ön planda tutacağız. Örgütte birliği sağlayacağız. Memleket bu durumdayken ayrışma aymazlıktır.  Bugün bizim enerji dolu bir örgüte ihtiyacımız olduğu konusunda şüphemiz yoktur.  Diri bir örgüt yaratmanın yolu da her bir üyemizin sorumluluk almasıyla mümkün olacaktır.

Göreve geldiğimiz ilk 10 gün içerisinde mahalle başkanlıkları kuracağız. Delegeler kendi mahalle başkanlarını seçecekler. Mahalleler ve delegeler arası iletişimin sürekliliğini sağlayacağız.

Birliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz günlerde, ülkeye veya partiye karşı duyulan kaygılar sosyal medyada kahvede dile getirilmeyecek, her ay geniş katılımlı örgüt toplantıları düzenleyeceğiz ve böylelikle eleştiri özeleştiri mekanizmasını partimizde hayata geçirmiş olacağız. 3 ay da bir mutlaka danışma kurul toplantılarımızı düzenleyeceğiz.”.

Yayınlandığı yer Didim
Cuma, 06 Ekim 2017 12:14

ON­LAR­SIZ HAYAT DAHA RENKSİZ

ON­LAR­SIZ HAYAT DAHA RENKSİZ

Bir­lik­te ya­şa­dı­ğı­mız­da, on­la­ra evi­miz­de ya da bah­çe­miz­de bir yer ayır­dı­ğı­mız­da, ancak o zaman on­la­rın ha­ya­tı­mız için vaz­ge­çi­le­mez ol­du­ğu­nu fark edi­yo­ruz.

Hay­van­lar­dan söz edi­yo­rum.

Bir ke­di­miz var, adı bon­cuk. 3 yıl olu­yor, evin bir ferdi sa­yı­la­lı. Bon­cuk’u bu sü­re­dir iz­li­yo­ruz; yemek sa­at­le­riy­le, uyku za­man­la­rıy­la, evin sa­hip­le­ri­ni mutlu etmek ama­cıy­la yap­tı­ğı sem­pa­tik yak­la­şım­la­rıy­la, av­lan­ma me­sa­isiy­le onun bas­ba­ya­ğı bir yaşam dü­ze­ni var. Üs­te­lik bu yaşam di­sip­li­ni­ni sa­hip­le­ri­ne de uy­gu­lat­ma gi­ri­şim­le­ri olu­yor. Da­ha­sı, kızım Dilek’in de­fa­lar­ca be­lirt­ti­ği gibi; O, bizi sa­hip­le­ni­yor, ger­çek­te. Demem o ki, hay­van deyip geç­me­ye­lim; var­lık­la­rı­nı daha bir bi­linç­le al­gı­la­ma­mız gerek.

Sev­di­ği­niz ar­ka­da­şı­nız, gü­ve­ni­ne bel bağ­la­dı­ğı­nız dost­la­rı­nız ol­muş­tur. Gün gel­miş­tir, ca­nı­nız­dan aziz bil­di­ği­niz o kim­se­ler­den ve­fa­sız­lık, hatta kö­tü­lük gör­müş­sü­nüz­dür. Bir lokma yemek ver­di­ği­niz hay­van­la­rı­nız öyle mi ya… Onlar ne şart­lar için­de olur­lar­sa ol­sun­lar, siz­den sev­gi­le­ri­ni, bağ­lı­lık­la­rı­nı esir­ge­mez­ler. Hiç unut­mam, rah­met­li babam hasta ol­muş­tu da; evi­mi­zin ke­di­si, hasta ya­ta­ğın­da si­nek­ler ba­ba­mı ra­hat­sız et­me­sin diye gün­ler­ce ba­ba­mın baş ucun­da bek­le­miş, pa­ti­le­riy­le si­nek­le­ri kov­muş­tu.

On­la­rın biz­le­ri , anlık da olsa mutlu eden var­lı­ka­rı­na karşı ge­re­ken has­sa­si­ye­ti çok­luk­la gös­ter­mi­yo­ruz. Hatta gi­de­rek, kendi ra­ha­tı­mız uğ­ru­na on­la­rın var­lık­la­rı­nı teh­dit eder hale ge­li­yo­ruz. Ya­şa­dı­ğım sahil bel­de­sin­de do­muz­la­rın, til­ki­le­rin, ağaç ka­kan­la­rın ve bi­lu­mum orman sa­kin­le­ri­nin, in­şa­at­lar­la yaşam alan­la­rı o kadar kı­sıt­lan­dı ki, öteye be­ri­ye “Dik­kat domuz çı­ka­bi­lir” ta­be­la­la­rı asmak ge­re­ği duy­duk. As­lın­da sa­hip­len­di­ği­miz yer­ler on­la­rın yaşam alan­la­rı. Dü­şü­nün, evi­mi­zin bar­kı­mı­zın yı­kı­lıp bir köprü al­tın­da, bir ağaç ko­vu­ğun­da ha­ya­tı­nı sür­dür­me­yi kim ister? Hay­van­la­rı da öyle dü­şü­ne­lim ve kabul ede­lim ki, bu yer­yü­zün­de on­la­rın da ken­di­le­ri­nin olan bir hayat ala­nın­da ya­şa­ma hak­la­rı var.

Hay­van Hak­la­rı Günü’nü idrâk et­ti­ği­miz şu gün­ler­de, rast­la­dı­ğı­mız­da bir gü­lüm­se­mek­ten, bir tüy­le­ri­ni ok­şa­mak­tan öte hay­van­la­ra karşı so­rum­lu­luk­la­rı­mız, gö­rev­le­ri­miz var­dır. Daha güzel bir dün­ya­da ya­şa­ya­cak­sak,bu on­lar­la bir­lik­te müm­kün ola­cak­tır.

Yayınlandığı yer Gündüz Murgul
Cuma, 06 Ekim 2017 10:40

Aşk-ı Os­ma­ni ve de Li­sa­ni

Aşk-ı Os­ma­ni ve de Li­sa­ni

ARAP­ÇA, BOŞ­NAK­ÇA, KÜRT­ÇE özel yayın ya­pı­yor yıl­lar­dır TRT... Ulu­sun bir­li­ği­ni, dir­li­ği­ni kav­ga­ya dö­nüş­tür­mek; sanki en bi­rin­ci görev, en bi­rin­ci va­zi­fe...

AK­BA­BA­LAR'a yet­me­di çok dilli, çok kül­tür­lü bö­lü­cü­lük gi­ri­şim­le­ri; son gün­ler­de amaç an­sı­zın de­ğiş­ti... Ve bi­lin­di­ği gibi ille de ku­ru­la­cak YENİ OS­MAN­LI DEV­LETİ...​Dolayı­sıy­la Irak ve Su­ri­ye sı­nır­la­rı­na asker yı­ğıl­dı.

Ve de BOP diye hop­la­yan­la­rın yar­dım­la­rıy­la; İsrail'e ba­ğış­la­na­cak top­rak­lar­dan sonra, plan­la­nan Vi­ya­na ka­pı­la­rı­na kadar uza­nan Yeni Os­man­lı düş­le­ri...​Kulakla­rı­mız­da çın­la­sa da; olan bi­te­ni sey­rey­le­yen Av­ru­pa­lı'nın alay­cı gü­lüş­le­ri...

Sür­dük­çe AK­BA­BA­LAR'ın pa­di­şah­lık he­ves­le­ri; dev­le­tin ku­ru­lu­şun­dan önce, sıra geldi di­li­ne... Buy­ruk ve­ril­di aza­met­le:

- Bun­dan böyle di­van­da, mey­dan­da,bi­lu­mum me­kan­da ko­nu­şu­la­cak­tır OS­MAN­LI­CA...

Bu buy­ruk ne­de­niy­le ku­rul­muş­tur pek çok kum­pan­ya ki bu ve­si­le ile YENİ OS­MAN­LI'nın po­tan­si­yel reaya sı­nı­fı ola­rak yap­mak­ta­yız gün­ler­dir; te­ra­zi las­tik, fikr-i cim­nas­tik fas­lın­dan bir çeşit mi­za­hi mi­zan­sen­ler eş­li­ğin­de kam­pan­ya...

*Bu arada anım­sat­mak is­te­rim çok önem­li bir ay­rın­tı­yı de­ğer­li okur­la­ra:

Ka­ra­man oğlu Meh­met bey; bun­dan böyle Divan'da, Der­gah­ta, Ber­gah'ta, Mec­lis'te Türk­çe'den başka dil kul­la­nıl­ma­ya­cak­tır demiş ve "Ka­ra­ma­nın ko­yu­nu, sonra çıkar oyunu" na­ka­ra­tı eş­li­ğin­de bu top­rak­lar­dan sür­gün edil­miş...​Ama bir başka Ka­ra­man­lı Mus­ta­fa Kemal de gel­miş; Türk Ulusu'na ye­ni­den TÜRK­ÇE ko­nuş­ma­nın kı­van­cı­nı ver­miş de...​Her neyse, bun­lar kaldı ma­zi­de...​Kahraman­lık­lar kaldı; bu top­rak­lar için sa­va­şan şe­hid­de, ga­zi­de...​Biz ye­ni­den dö­ne­lim YENİ OS­MAN­LI'nın doğum san­cı­la­rı­na...

Bi­lin­di­ği gibi; ya­şa­dı­ğı­mız top­rak­lar üze­rin­de var olan dev­let ki son yıl­lar­da "ge­çi­ci ola­rak" adı YENİ TÜRKİYE diye anı­lan ve pa­di­şah­lık düş­le­ri gö­ren­ler­ce yö­ne­ti­len bu dev­let... Öy­le­si­ne var­lık­lı, öy­le­si­ne dir­lik­li, öy­le­si­ne bir­lik­li imiş ki...​Tek kay­gı­sı, tek üzün­tü­sü, tek beisi; mer­hum de­de­si­nin mezar taş­la­rın­da yazan ulvi ve uh­re­vi ke­la­mı oku­ya­ma­ma­sı­na ait aci­zi­ye­ti imiş...

Gel zaman, git zaman; şi­ka­yet­ler bir art­mış, bir art­mış...​Bu aci­zi­yet, ver­me­ye baş­la­mış pek büyük bir ezi­yet o de­de­le­rin döl­le­ri­ne...​Sanki düş­müş­ler kız­gın ve kurak Af­ri­ka çöl­le­ri­ne...​Has­ret kal­mış­lar; mis ko­ku­lu gül­le­re... Su­suz­luk­tan du­dak­la­rı çat­la­mış bir köle gibi in­le­me­ye baş­la­mış­lar; su, su... diye mi?...​Yok canım; " Neden bil­mi­yo­rum ben Os­man­lı­ca ?... Kim attı benim kadim di­li­me kanca ?...​Neden oku­ya­mı­yo­rum de­de­min mezar ta­şın­da­ki sms'yi iyice? " diye...

Be hey dan­ga­lAK; be hey AK­sa­lak...​De­de­nin ne zaman bir mezar taşı oldu?...​Taşın­dan geç­tim; ne zaman bir me­za­rı oldu?... Velev ki me­za­rı vardı da acaba aynı çu­ku­ra; kaç sa­hip­si­zin be­de­ni gö­mül­dü?...

Ayağı yalın, donu ya­ma­lı deden; me­za­rı­nı yap­tı­ra­cak pa­ra­yı ve de mezar yap­tı­ra­ca­ğı top­ra­ğı yedi dü­ve­lin iş­ga­lin­de­ki Os­man­lı'da acaba ne­re­den buldu?...

OS­MAN­LI PADİŞA­HI­NIN KULU, şu reaya deden; ken­di­ne mezar ve de me­za­rı­na taş yap­tı­ra­cak pa­ra­yı çarık ku­tu­la­rın­da mı sak­la­dı acaba ?... diye sana so­ra­sım var...

Ve OS­MAN­LI­CA...​Daha ön­ce­sin­de de ARAP­ÇA...​Bu denli zor­lan­dık­ça.. Benim de bir anımı bel­le­kis­ta­nım­dan or­ta­ya çı­ka­ra­sım var...​Sakın ola ki ürk­me­yi­niz söz­le­rim de­ğil­dir Os­man­lı­ca; el­bet­te ki TÜRK­ÇE...

Biz Ru­me­li­ler deriz, NATO KAFA, NATO MER­MER... Ben ki me­rak­ta­yım; OS­MAN­LI­CA aş­kı­na dü­şen­le­re, çağ­daş dün­ya­lı­lar acaba nasıl güler ?...​Ama var­dır bunda da bir İngi­liz oyunu...​Neden der­se­niz ?...Yıl­lar­ca ön­ce­sin­de; mas­ter ya­par­ken, İngi­liz­cem için gi­di­yor­dum Bursa'da bir dil oku­lu­na... Ve öğ­ret­me­nim de ger­çek bir İngi­liz; hani Hint­li'den, Çinli'den dev­şir­me falan değil, tam mavi kan ge­çi­nen­ler­den...O yıl­lar­da teker, teker tü­re­me­ye baş­la­mış­tı tür­ban­lı­lar ve sı­nı­fı­mız­da da bir tane var... Bir gün öğ­ret­me­ni­miz Paul; tür­ban­lı öğ­ren­ci­yi öv­gü­ye değer bulup, bize örnek gös­ter­me­ye kalk­tı...​Ben de hemen sözü aldım; ona ger­çek Tür­kün, İslam di­niy­le ta­nış­ma­dan ön­ce­ki Tür­kün nasıl ol­du­ğu­nu an­lat­ma­ya baş­la­dım...​Paul öf­ke­den kı­zar­dı...

Bir başka akşam da Arap al­fa­be­si­ne öv­gü­ler düz­me­ye; ya­ba­na özen­miş­si­niz de Latin al­fa­be­si­ni al­mış­sı­nız diye ko­nuş­ma­ya baş­la­dı...​Bir şey­ler an­lat­ma­ya ça­lış­tım ama ...İnatçı İngi­liz an­la­ma­mak­ta ıs­rar­lı...

Bir son­ra­ki ders­de; ben de ona Gök­türk, Orhun ya­zıt­la­rın­da­ki al­fa­be­ye iliş­kin bel­ge­ler ge­tir­dim ve dedim ki;

- Alsın La­tin­ler, alsın Arap­lar da ken­di­le­ri­nin­ki­ni... Buyur bak, gör; Tür­kün ger­çek abe­ce­si...

Ve "Ne di­yor­sun ba­ka­lım şimdi?" diye so­run­ca; öf­ke­si tavan yaptı...

İşte böyle öğ­ret­men diye ül­ke­mi­ze ge­len­ler de RTE ve ta­ife­si­nin amaç­la­rı­na uygun alt ya­pı­yı oluş­tur­mak için her türlü yar­dı­mı yap­tı­lar yıl­lar­ca; ki­mi­le­ri ben gibi ayır­dı­na vardı, ki­mi­le­riy­se olan bi­te­ne hiç al­dır­ma­dı ... Al­dı­rış­sız­lık­la­rı, ses­siz­lik­le­ri, tep­ki­siz­lik­le­ri yet­mez­miş gibi, çoğu da bana güldü; "işin mi yok senin, uğ­ra­şı­yor­sun bun­lar­la ?" diye... Ve onlar saf, saf di­zil­mek­te­ler bugün RTE'nin ar­dın­da, yurt­taş kim­li­ğin­den dü­şe­rek de aşa­ğı­la­ra; din­ci­nin üm­me­ti, pa­di­şa­hın kulu sı­fa­tıy­la...

NE DEMELİ?...​BI­RA­KA­LIM BUN­LA­RI OS­MAN­LI­CA DERS­LERİYLE BAŞ­BA­ŞA...

BA­KA­LIM NE KA­DA­RI GİRECEK KA­FA­LA­RI­NA ?...

EN KO­LA­YIN­DAN TÜRK­ÇE'Yİ SÖ­KE­ME­YEN­LER, BA­KA­LIM NASIL SO­KA­CAK­LAR BAŞ­LA­RI­NI BE­LA­YA; FARS­ÇA-ARAP­ÇA-FRAN­SIZ­CA KAR­MA­SI BİR DİLLE BO­ĞU­ŞUR­KEN ?...

Bu işin sonu taaaa...​Divan ede­bi­ya­tın­dan, halk ede­bi­ya­tı­na kadar gider...​Ama bizim AK­BA­BA­LAR bun­dan ne anlar ?...

OS­MAN­LI­CA ba­ha­ne...​Arap harf­le­ri­ni da­ya­ta­cak ya ka­fa­sı­na göre; ATA­TÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'ni yok say­ma­ca­sı­na...​Bun­la­ra; Fu­zu­li'den iki beyit attır desen ya da Yavuz'un, Ka­nu­ni'nin mah­las­la yaz­dık­la­rı be­yit­ler­den oku desen...

OS­MAN­LI­CA'nın en sa­ray­lı ede­bi­ya­tı­nın yani divan ede­bi­ya­tı­nın ( ki di­van­da; PADİŞAH'ın hu­zu­run­da demek ol­du­ğu­nu bilir mi acaba?); mey(içki) ve mah­bup (er­ke­ğin oğlan sev­gi­li­si) hak­kın­da ol­du­ğu­nu öğ­ren­dik­le­rin­de, ne olur acaba?... Gerçi bir sa­kın­ca­sı da olmaz bun­la­ra; na­sıl­sa düş­le­dik­le­ri ka­dın­sız bir vaha...

Hani nasıl ki Batı'da hal­kın FOLK mü­zi­ği varsa ve de sa­ray­lı asil­le­rin KLASİK MÜZİKLERİ, AR­YA­LA­RI, OPE­RA­LA­RI, BA­LE­LERİ varsa...​Ve bun­lar da nice yıl­lar son­ra­sın­da halk­la bu­luş­muş­sa; tıp­kı­sı­nın ay­nı­sı bizim sul­tan­la­rın da, pa­di­şah­la­rın da DİVAN Ede­bi­ya­tı var­dır ki en ha­sın­dan OS­MAN­LI­CA işte bun­la­rın di­li­dir...

Yok­sul, reaya de­di­ğin; bir taş­ra­lı kul.. Yö­re­sin­de ne ko­nu­şur ?...ÖZ­TÜRK­ÇE...

Şöyle bir üşen­me de HALK OZAN­LA­RI'nın koş­ma­la­rı­na bak be hey AK­SA­LAK... Ondan sonra da Os­man­lı­ca/Arap­ça diye zır­va­la­ma­yı bırak...

Yayınlandığı yer Selma Erdal