19 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Cuma, 03 Kasım 2017 13:41

İ T İ B A R…

İ T İ B A R…

 

İtibar kulağa hoş gelen bir sözcük ama irdelenmesi gerek. İtibarın algısında istenildik, güven, özenti, saygı ve sevgi var. Güven tüm beklentilerin kaynağı olarak değerlendirilebilir. Saygı ise, olumlu algıların ürünüdür. Evrensel olan temel hakların yaşama geçirilmesi saygı ile hoşnutluğu yani, sevgiyi besler. Güven olgusu kararlı ve tutarlı bir yapı için öngörülebilirliği içerir. Pozitif beklentiler itibar olgusunun saygınlığı ile ilgilidir.

İtibar bir “tür” milliyetçiliğinin ürünüdür. Hayvanlar için itibar güçlülüğü işaret eder. Bitkiler için itibar ender olmak ve görkemliliktir. Cansız varlıklarda itibar, insanların onlara biçtiği değerlerle ilgilidir. Değerin ise, az bulunurlukla ve güç elde edilmekle ilişkisi var. Değerli olan az bulunur olan ve benzerlerinden çok farklı olan(yaratı katkısı) şeyler için yapılan bir değerlendirmedir.

İnsan türü için itibar, kişiler için olabilir, kurumlar için olabilir, devletler için olabilir. Ayrıca bireylerin ustalıkla akılla ve yüreklerini katarak ürettikleri şeyler için değer anlamında bir itibardan söz edilebilir. Ulusların varlıklara ve yaşamlara karşı saygın davranışları da aynı kapsamda değerlendirilebilir.

Kişi için itibarsızlık, onursuz davranışları nedeniyle saygınlığını yitirmesidir. Güvenirliği olmayan kişi saygın değildir. Hırsızlık, dolandırıcılık, yolsuzluk, yalancılık, aşırı çıkarcılık, haksızlık, hukuksuzluk kişilerin itibarını yerle bir eder.

Bir demokratik hukuk devletinde bir kurumun güvenirliğini yitirmesi o kurumu itibarsızlaştırır. Kurumlar için itibarın ölçüsü; yaşama ilişkin temel haklara karşı saygıdır. Bu saygı bireylerdeki güveni artırır.

Devlet için itibar laik ve demokratik olmakla başlar. Demokratik devlette fırsat eşitliği, laik devlette ise inanç özgürlüğü söz konusudur. Bu nedenle laiklik inancın güvencesidir. Aynı zamanda hukukun üstünlüğünü yaşama geçirmeyen bir devlette itibardan söz etmek güçleşir. Örneğin; Kurtuluş Savaşı ve yeni bir cumhuriyetin kuruluşu devlete çok büyük itibar sağlamıştır.

Bir ülkede hak, hukuk ve adalet gözetilerek adil paylaşım yapılır ve fırsat eşitliği gözetilerek liyakate önem verilirse, o ülkede devletin itibarı sıradan vatandaşların itibarları toplamından oluşur. Herhangi bir ülkede anayasal düzene karşı devlet gücü hukuka aykırı kullanılıyor ise, muhalif vatandaşlara sözde yargı pusuları kuruluyor ve kişiler temel haklardan yoksun bırakılıyor ise, o koşullarda itibardan söz etmek mümkün olmaz. Bu tür olaylar öteki devletler tarafından dikkatlice izlenir. Bu gibi olayların yarattığı algılar sonuçta ülkeye fatura edilir. Bu şekilde yitirilen itibarlar gerekliliği tartışmalı yol yapımı, hava alanı inşası veya köşk veya saray yapımlarıyla geriye kazanılamaz aksine; bu girişimler son itibar kırıntılarını da silip süpürür:

Aykut Erdoğdu, : “Müteahhitlere 2018 yılında, 6.2 milyar lira garanti ödemesi yapılacak. Garantiler birçok bakanlık bütçesini geçti. Bu ödemeler önümüzdeki yıllarda bütçeye çok daha büyük yükler getirecek” dedi.

Ulaştırma projelerine verilen garantiler için 3.6 milyar, şehir hastanelerine verilen garantiler için ise 2.6 milyar olmak üzere 2018 yılı bütçesinde 6.2 milyar liralık ödenek ayrıldığını belirten Erdoğdu yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Yap-işlet-devret modeli ile ve halkın cebinden kuruş çıkmadan yaptırıldığı söylenen projeler hizmete girdikçe ödenecek garanti rakamları katlanarak büyüyecektir. Dövize endeksli olduğu için, bu ödemeler önümüzdeki yıllarda bütçeye daha da büyük yükler getirecek. AKP'nin şehir hastaneleri, köprüler, otoyollar ve tüneller gibi rant projelerine verdiği garantilerin birinci yıl ödemesi, şimdiden bakanlık bütçeleriyle yarışır hale geldi.” Erdoğdu, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki yüklenici firmaya 2018'de yapılacak garanti ödemelerinin 29 ayrı bakanlık bütçesinden daha büyük olduğunu belirterek “Mega projelere ödenecek garanti tutarı, 5 Gümrük Bakanlığı, 5 TBMM, 4 Başbakanlık bütçesine denk” dedi.

 

Saygı, kendi dışındakilere karşı duyulan duygu ve davranışların karşılığıdır ki; bu itibarı işaret eder. Bir yönetimin kararlılığı, tutarlılığı ve güvenirliliği yok ise; itibarının olması mümkün değildir!

Yayınlandığı yer Ferhan Ercan
Cuma, 03 Kasım 2017 10:46

Kan­dı­ran, Kan­dı­ra­na

Kan­dı­ran, Kan­dı­ra­na

Bu yıl 29 Ekim kut­la­ma­la­rı için; AKP'nin söy­lem­le­ri­nin ve AZİZ ATA­TÜRK'e saygı su­num­la­rı­nın en üst dü­zey­de ol­du­ğu bir yıl­dö­nü­müy­dü de­ne­bi­lir. Çünkü bu­gün­ler­de­TÜRK­ÇÜ­LÜK moda (özde değil el­bet­te sözde) ve Meral Katun çıktı ya ka­mu­sal alana... Sen bak AK­BA­BA­LAR'daki ta­kiy­ye­ci ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK ya­la­nı­na ve tü­kür­dü­ğü­nü ya­la­ma ya­rı­şı­na...

Ak­ko­yun­lar da iyice aptal ola­cak­lar; bir gün ATA­TÜRK'e küfür, diğer gün şükür...

Vel­ha­sıl AK­BA­BA­LAR'ın ça­yır­la­rın­da ko­yun­luk zor za­na­at...

 

Üs­te­lik "Demir dağ­la­rı eri­ten ata­la­rın to­run­la­rı­yız biz" diyor artiz Er­tuğ­rul da TRT1'de...

Bu ne per­hiz, bu ne la­ha­na tur­şu­su...​Hani Er­ge­ne­kon diye bir şey yokdu, uy­dur­may­dı ve Er­ge­ne­kon bir terör ör­gü­tüy­dü.Sen ER­GE­NE­KON; terör ör­gü­tü­dür di­ye­rek nice can­la­rı yak­tı­ğı­nı/al­dı­ğı­nı unut­tu­ğu­mu­zu sa­nı­yor­sun sa­nı­rım...​Sakın sanma!...

 

TRT 1'deki Er­tuğ­rul; AK­BA­BA­LAR'ın ve on­la­rın ne­re­de ot­la­ya­ca­ğı­nı şa­şı­ran da­var­la­rı­nın kes­kin U dö­nüş­le­ri­nin yan­sı­dı­ğı bir dizi film... Daha ön­ce­le­ri Polat Alem­dar­lı KURT­LAR VADİSİ'nde ül­ke­nin po­li­tik se­nar­yo­la­rı ya­zı­lır, ön­gö­rü­lür ve dizi film­le Ame­ri­ka'ya karşı kah­ra­man­lık­lar ya­şa­nır ve ya­şa­tı­lır­dı(biraz Reha Muh­tar söy­le­mi gibi oldu)...​Bugün­ler­de de Er­tuğ­rul di­zi­siy­le Tür­kün düş­man­la­rı­na korku sa­lı­nı­yor ev­ve­lal­lah... Hol­y­wo­od; Dünya si­ya­se­ti­ni, ge­le­ce­ği, gi­de­ce­ği (ik­ti­dar­lar bağ­la­mın­da) dis­to­pi­ala­rıy­la, bazen de uto­pi­ala­rıy­la be­lir­ler de bi­zim­ki­ler hiç geri durur mu?...​Beyaz cam ara­cı­lı­ğıy­la tarih ya­zı­yor­lar, tarih...​Heyt bre peh­li­van­lar!...Önce Arap ya­rı­ma­da­sın­dan çıktı ma­sal­la­rı, ama Meral katun yü­zün­den Er­ge­ne­kon Des­ta­nı'na ulaş­dı.

Kan­dı­ran, kan­dı­ra­na...Ül­ke­nin de­ği­şen si­ya­set ba­ro­met­re­si­ne göre, dev­let te­le­viz­yo­nun­da ya­yın­la­nan di­zi­nin akışı bi­çim­le­ni­yor. Doğal ola­rak da da­var­lar pek bir şaş­kın.Neyse ki Sır­bis­tan'dan et­le­ri geldi de...İşte görün!...Sırp­sın­dı­ğı Sa­va­şı'nın he­zi­me­ti­ni 21.yüz­yıl­da bile üze­rin­den ata­ma­yan Sırp­lar, AK­KO­YUN­LAR'a hiz­met ya­rı­şın­da...​Adı Fetoş'la aşk-meşk iliş­ki­le­ri­ne ka­rı­şık A1 mar­ket, artık AK­BA­BA­LAR'la ba­rı­şık ol­du­ğu için bu et­le­ri onlar sa­ta­cak­mış. Bir de Bilal oğ­la­nın dük­kan­la­rı... Sen KOÇ'un, SA­BAN­CI'nın dük­kan­la­rı­na gi­der­sen, çok bek­ler­sin Sırp­sın­dı­ğı Sa­va­şı'nın ga­ni­met­le­rin­den se­bep­len­me­ği...

 

Üm­met-i Tay­yi­ban'ın yi­ye­ce­ği et­le­re ağ­zı­mı­zı su­lan­dır­ma­ya­lım(çünkü ümmet, kimin üm­me­tiy­se; onun sof­ra­sı­na çöker,sa­hi­bi­nin at­tı­ğı ke­mi­ği yalar)...

Ülke ge­ne­lin­de­ki kan­dı­rık­çı­la­rı bı­ra­ka­lım, bir de yerel dü­zey­de­ki kan­dı­rık­çı­la­ra ba­ka­lım.

 

Efen­dim; Di­dim­li­ler'e hiz­met için be­le­di­ye­nin te­pe­sin­de kol­tuk kapan bir Halk Par­ti­li demiş ki:

-Bun­dan böyle kut­la­ma­lar­da ha­va-i fişek kul­lan­ma­ya­ca­ğız. Çünkü kuş­lar ölü­yor...

Aman ne güzel...​Kutlarız...​Ama bu ar­ka­daş; kuş­la­rı dü­şün­dü­ğü kadar, kent­de ya­şa­yan­la­rı da dü­şün­se nasıl olur acaba?...

Kuş­lar; ha­va-i fi­şek­ler ne­de­niy­le uça­mı­yor­lar, ölü­yor­lar. Kent­li­ler de bit­mez, tü­ken­mez konut üre­tim­le­ri, ya­pı­laş­ma ne­de­niy­le yol­lar­da yü­rü­ye­mi­yor­lar.

İşte be­le­di­ye­nin ba­şın­da­ki baş­kan; kuş­la­rı dü­şün­dü­ğü gibi, kent­li­le­ri de dü­şün­se iyi olmaz mı?... Daha açık bir de­yiş­le; mü­te­ah­hit­le­ri, yap-sat­çı­la­rı,in­şa­at­çı­la­rı değil de Di­dim­li­ler'i dü­şün­se...

 

Ör­ne­ğin; Hisar Ma­hal­le­si'nde köşe ba­şı­nı tut­muş bir dev gibi, Dünya Komp­lek­si adlı ya­pıy­la iki yolu da işgal eden, işgal de nedir ki, dü­pe­düz gasp eden mü­te­ah­hit...​Kuşku­suz adı, in­şa­atın ruh­sat ta­be­la­sın­da ya­zı­lı,doğal ola­rak bi­li­yor­dur Baş­kan onun kim­li­ği­ni...​Sayesinde ma­hal­le­li; İsrail'in yük­sek du­var­lar­la top­rak­la­rı­nın sı­nır­la­rı­nı çe­vir­di­ği Fi­lis­tin­li­ler gibi kı­sı­lıp, kal­mış durumda...​Evine gi­rer­ken;her gün "yol bul­ma­ca" so­ru­nuy­la karşı, kar­şı­ya...

İşte bu­ra­da sor­mak is­te­rim ki o kol­tuk­la otu­ran gö­rev­li­nin;Be­le­di­ye Baş­ka­nı ola­rak tem­sil et­ti­ği parti acaba kimin par­ti­si?...​Halkın CHP'si mi?...​Yoksa mü­te­ah­hit­le­rin CHP'si mi?...

Baş­kan­lık gö­re­vi­ne; kime hiz­met etmek için gel­miş o kol­tuk­da otu­ran kişi?...

Yoksa o da mı bir kan­dı­rık­çı ?...

O kol­tuk­da otu­ran kişi için de­ğer­li olan, önem­li olan kim ya da ne?...​Halk mı, halka hiz­met mi?... Yoksa mü­te­ah­hit­ler mi, on­la­rın iş­le­ri­ni ko­lay­laş­tır­mak mı?...

Yoksa, yoksa; Didim'i altın ta­bak­da, AKP'ye sun­mak mı?...

Her­kes ya­kı­nı­yor; halk, esnaf, taksici...​ Ama be­le­di­ye umur­sa­maz, hal­kı­nı saymaz...​Yok, yok; ül­ke­yi yö­ne­ten­ler gibi, be­le­di­ye de kan­dı­rık­çı, kan­dı­rık­çı...​Halkın par­ti­si sa­vıy­la oy­la­rı almış, otur­muş o kol­tu­ğa ama ka­yır­dı­ğı, kol­la­dı­ğı belli ki halk değil...Çünkü halk ezi­yet çe­ki­yor, ama mü­te­ah­hit­le­rin dev gibi iş ma­ki­na­la­rı hal­kın kul­la­na­ca­ğı yol­la­rın önüne set çe­ki­yor...​Halka hiz­met için gö­re­ve ge­len­ler­se halkı hiç umur­sa­mı­yor.

Ba­ka­lım bu gi­di­şa­tın sonu ne­re­ye va­ra­cak?...

Yayınlandığı yer Selma Erdal
Sayfa 2 / 2