17 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Şehit Madencilerimizi şükranla anıyorum

Hiç mi saygı ve değer kalmadı anlayamıyorum. Ben yıllarca bu yaşıma kadar 8 Kasım gününü, yıllarca kömür işletmesinde çalışarak emekli olmuş bir babanın oğlu olarak, hep kutladım. Bu günü kutlarken, hep hüzün dolu anıları yaşadım. Her bir yeri kömür karası ile kaplanmış, yüreği yanan, evine getireceği ekmek için bedenini, geleceğini ateşe atan, alnı temiz, teri helal olan bu insanlara hep saygı ile ve sevgi ile baktım. Tüm ölen maden şehitlerimize rahmet yağdırdım. Ben gençliğimde iki farklı mesleğin şehitliğini öğrenerek büyüdüm. Biri bizleri koruyan güvenlik güçlerimiz, diğeri ise yer altındaki kara elması bizlere ölme pahasına çıkaran maden şehitlerimiz. İlerleyen senelerde, bizlere öğreten, bizleri ve bu ülkeyi modern hale getirmek için çabalayan değerli öğretmenlerimizi terör nedeniyle katlettiklerinde kabullendik.

İnanmayan bu gün takvime baksın. Baksın ve ibret alsın. Yıllarca 8 Kasım günlerinin o hüzün kokan hikayelerini okurken veya yazdığımda gözümden üç beş damla gözyaşının yazı kağıdıma döküldüğü günleri hiç unutmadım. Yerin yüzlerce altında ne yaşayacağını bilmeden kazma kürek çalışan, domuz bağı yapan bu emekçiler için, hiç olmazsa senede bir kere onları anmak fazla görülmüş demek ki, bu nedenle bilgisayarımda açtığım önemli günler ve haftalar programından kaldırılmış. Böyle bir şeyin olmadığını görmek beni yıprattı ve bunu yapanlara saygımı yitirdiğimi ifade etmekten de asla çekinmedim.

Bir başka sayfada ise 8 Kasım değil, 6 Kasım tarihi olarak gösterilmiş. İnanmak mümkün değil. Senede bir gün bile olsa, birilerinin para kazanması için, onlara verilmeyen değerin yaşandığı bu ülkede ben çok utanıyorum. Bu memleketin gerçek emekçileri olan maden işçileri, Ocak 1991 yılında o yüzlerinin karalığını hiç silmeden, madenden çıktığı gibi, emeğinin karşılığı için yollara düştüğünde bile bu denli hor görülmemiş, ardından emeğinin hakkı olmasa da verilen zamlar ile gönlü alınmıştı.

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri enerji ihtiyacımızdır. Gerekli enerjinin en büyük kısmını yıllarca madenlerimizden karşıladık. Son yıllara bakarsak, yer altı zenginliklerimiz zarar ediyor bahanesiyle ya kapatıldı, ya da parçalanmak suretiyle birilerine devri sağlandı. Elimizde yılları yaşatacak düzeyde kömür madeni rezervleri olmasına rağmen, biz döviz harcayarak dışarıya paramızı akıtıyoruz. Dışarıdan gelen kömür ile bütçemiz açık verirken, memleketimizin doğal kaynağı olan kömür yer altında kalıyor. Bu ülkemize yapılan en büyük haksızlıktır.

 

Haksızlığın en büyüğü ülkeye yapılmış olsa da, o madenin yer yüzüne çıkarılmasında emeği geçen tüm maden şehitlerimize saygı ve minnet borcumuz olmasına rağmen, onları anmayıp, emeklerini hiçe sayıp, onların gelirlerini asgariye indirmek adına maden sahalarını devletten alarak özele devrediyoruz. Peki bunların hakkını nasıl helal ettireceğiz. Bırakın şimdi yaşayanları, ya şehit madencilerimiz?

Yayınlandığı yer Erol YILDIZ
Salı, 07 Kasım 2017 09:19

Halk­çı Ece­vit­ler (1)

Halk­çı Ece­vit­ler (1)

Geç­ti­ği­miz gün­ler­de ölüm yıl­dö­nü­mü ne­de­niy­le anıl­dı Bay Bü­lent Ece­vit...​Ve bu­gün­ler­de de yine gün­dem­de...​Chp Mil­let­ve­ki­li Fikri Sağ­lar'ın, ön­ce­ki Cum­hur­baş­ka­nı­mız Sayın Ahmet Nec­det SEZER be­ye­fen­di ile yap­tı­ğı söy­le­şi ne­de­niy­le. Kuş­ku­suz merak eden­ler söy­le­şi­yi ay­rın­tı­sıy­la okur­lar, yo­rum­lar ve Bay Ece­vit'e iliş­kin olum­lu ya da olum­suz duygu ve dü­şün­ce­le­ri­ni ta­ze­le­miş olur­lar.

Ama bana göre ya­pı­lan bu söy­le­şi­nin özün­de ne var der­se­niz?...​El­bet­te ki Ana­ya­sa ki­tap­çı­ğı­nın atıl­ma­sı olayı var­dır derim.

Bi­li­yor mu­su­nuz?...​Sayın SEZER Ana­ya­sa ki­tap­çı­ğı­nı neden fır­lat­mış Bay Ece­vit'e doğru?...

Sayın Bay Ka­ra­oğ­lan; FAZİLET PARTİSİ'nin ka­pa­tıl­ma­sı­nı is­te­me­di­ği için...

Milli Gü­ven­lik Ku­ru­lu'nda Bay Ece­vit; "Fa­zi­ler Par­ti­si ka­pa­tıl­ma­sın" demiş.Sayın SEZER de bunun üze­ri­ne Eco'ya Ana­ya­sa ki­tap­çı­ğı­nı fır­lat­mış.

İşte o Ka­ra­oğ­lan var ya; ne kara oğ­lan­mış da o gün­ler­de kim­se­cik­ler an­la­ya­ma­mış onun ger­çek kim­li­ği­ni, ki­şi­li­ği­ni...​DSP-MHP-ANAP ko­alis­yo­nu dö­ne­min­de; Vah­det­tin Efen­di­si'ne sev­gi­le­ri­ni su­nun­ca, ik­ti­dar olmak uğ­ru­na Fetoş'un di­zi­nin di­bi­ne so­ku­lun­ca ger­çek kim­li­ği ve de ki­şi­li­ği gün yü­zü­ne çık­ma­ğa baş­la­dı.

Ah Bay Ece­vit, ah!...​Nasıl da al­dat­tı­nız bu halkı?...​Nasıl da döndü üze­ri­niz­den Er­ge­ne­kon terör ör­gü­tü fı­rıl­dak­la­rı?...

 

Siz ve sayın eşi­niz­le il­gi­li anı­la­rım; an­ma­sam, an­lat­ma­sam hiç olur mu?...

 

Dö­nü­yo­rum o çok önem­li ol­du­ğu­nuz gün­le­re; 1994'e...

 

Gün­ler­den 10 Mayıs 1994… “Ulu­dağ Üni­ver­si­te­si Spor ve Kül­tür Et­kin­lik­le­ri” çer­çe­ve­sin­de Bursa’nın ünlü ko­nuk­la­rı var; KKTC Cum­hur­baş­ka­nı Rauf DENK­TAŞ’la bir­lik­te DSP Genel Baş­ka­nı Bü­lent ECEVİT ve sev­gi­li eşi Rah­şan Ha­nı­me­fen­di… Ve ben de o gün­ler­de Bursa ye­re­lin­de ya­yın­la­nan HAKİMİYET Ga­ze­te­si’nde (ki gü­nü­mü­zün Bursa Haber Ga­ze­te­si) “Eko­no­mi­den Po­li­ti­ka­ya” baş­lı­ğı al­tın­da bir kö­şe­de ya­zı­yo­rum ve Bü­lent ECEVİT’i de kö­şe­me ta­şı­mak is­ti­yo­rum… Bu ne­den­le ne­re­de kal­dık­la­rı­nı öğ­ren­mek­le işe baş­lı­yo­rum… ÇELİKPA­LAS’ta ka­lı­yor­lar… Re­sep­si­yon gö­rev­li­si Rauf DENK­TAŞ’ın da Çe­lik­pa­las’ta kal­dı­ğı­nı ve et­kin­lik­ler çer­çe­ve­sin­de prog­ram­la­rı­nın ortak ol­du­ğu­nu söy­lü­yor. Üni­ver­si­te­de­ki prog­ra­mın ar­dın­dan saat 17.00 sı­ra­la­rı geri ge­le­cek­le­ri­ni, o zaman ara­ma­mı söy­lü­yor…

 

Saat 17.00 olup da ara­dı­ğım­day­sa re­sep­si­yon gö­rev­li­si henüz gel­me­dik­le­ri­ni ama akşam ye­me­ği için ke­sin­lik­le dö­ne­cek­le­ri­ni, 18.30 sı­ra­la­rı ara­ma­mın ye­rin­de ola­ca­ğı­nı be­lir­ti­yor… Ve 18.30’da Çe­lik­pa­las’ın te­le­fo­nu­nu çe­vir­di­ğim­de, re­sep­si­yon gö­rev­li­si bana şu bil­gi­le­ri ve­ri­yor: ECEVİTLER gel­miş­ler… Ben­den önce Kanal 6 ara­mış, Çe­lik­pa­las’ın için­de­ki ECEVİT’i bulup gö­rüş­tü­re­me­miş­ler… Bunun üze­ri­ne ben de Sayın Rah­şan Ha­nı­me­fen­di ile gö­rü­şe­bi­le­ce­ği­mi be­lirt­ti­ğim­dey­se, Sayın Ha­nı­me­fen­di’nin “Şu an mü­sa­it de­ği­lim, bağ­la­ma­yın” diye bu­yur­du­ğu­nu ile­ti­yor gö­rev­li…

 

 

Ve ar­dın­dan DSP İl Ör­gü­tü’ne te­le­fon edi­yo­rum… Saat 18.40… Par­ti­de in, cin top atı­yor… Neden mi te­le­fon etme ge­re­ği­ni du­yu­yo­rum ?... Acaba Genel Baş­kan­la­rı’nın Bursa’da bu­lun­duk­la­rın­dan du­yum­la­rı olmuş mu, özel gö­rü­şe­bil­miş­ler mi ?... Merak edi­yo­rum…Sakın ola ki; “Hiç öyle şey olur mu ?... El­bet­te­ki gö­rüş­müş­ler­dir…” de­me­yin, ra­hat­sız et­me­sin­ler diye bil­dir­me­miş­ler­dir gel­dik­le­ri­ni… Çünkü 1993 yı­lın­da Mi­mar­lar Odası’nın ko­nu­ğu olan ECEVİT; DSP’den hiç kim­sey­le gö­rüş­me­den çekip git­miş­ti de… ECEVİT’in huyu böy­ley­miş işte; ya­nı­lıp da par­ti­li­si TBMM’de ECEVİT’i gör­mek is­te­se, hemen ters yüz edip; “Genel Mer­kez’de Rah­şan Ha­nı­me­fen­di ile gö­rü­şün” der­miş. Genel Mer­kez’e gi­di­lin­ce de bu kez Ha­nı­me­fen­di mü­sa­it ol­ma­dık­la­rı­nı bu­yu­rur­lar­mış… Böyle daha başka ör­nek­ler mi is­ter­si­niz ?... Örnek çoook…

 

1990’da Mar­din İl Baş­ka­nı; parti genel mer­ke­zi­nin çay oca­ğın­da 3 gün, 3 gece ECEVİT’le gö­rüş­mek için bek­le­miş… ECEVİT yu­ka­rı­da otu­ru­yor, ama gö­rüş­me her na­sıl­sa ger­çek­le­şe­mi­yor…

 

Bursa’nın İnegöl İlçesi’nin Eski Baş­kan­la­rı’ndan Sü­ley­man ASLAN ile Yıl­dı­rım İlçe Be­le­di­ye Baş­kan aday­la­rın­dan Lütfü KA­NOĞ­LU gün­ler­ce genel mer­kez­de bek­li­yor­lar; Rah­şan Ha­nı­me­fen­di gö­rüş­me­le­ri­ne izin ver­me­di­ği için vus­lat ger­çek­le­şe­mi­yor… 1989’da An­ka­ra’nın bel­de­le­rin­den bi­rin­de be­le­di­ye baş­ka­nı se­çi­len bir par­ti­li seçim ön­ce­si halka sağ­lık ocağı sözü ve­ri­yor. Se­çi­mi ka­za­nı­yor ve sağ­lık oca­ğı­nın açı­lı­şı için ECEVİT’i ça­ğı­rı­yor. El­bet­te­ki gelen, giden yok… Adam kah­rın­dan has­ta­la­nıp, ölüp gi­di­yor… Ve ECEVİT de; “Öl­dük­ten sonra bari ce­na­ze­si­ne gi­de­lim” diyor…

 

İşte HALK­ÇI ECEVİT’in HALK­LA BÜ­TÜN­LEŞ(eme)ME geç­mi­şi… Böyle bir geç­mi­şin ge­ti­ri­si de bir ata­sö­zü­müz­le özet­le­ne­bi­lir: YE­ME­YENİN MA­LI­NI YER­LER… Halk­çı olup da, halk­la bü­tün­le­şe­me­ye­nin hal­kı­nı alıp gö­tü­rür­ler… Sa­nı­rım RTE’nin yap­tı­ğı da bu oldu…

Sü­recek...

Yayınlandığı yer Selma Erdal

SİYA­SE­TE ARA VERİP DİDİM’İ YA­ŞA­MAK

Mev­cut Didim CHP İlçe Baş­ka­nı Gök­men Ka­ra­taş, CHP’den aday ola­cak mı?

De­le­ge­nin büyük bir kıs­mı­na hakim olan Nu­ret­tin Koçak de­le­ge­le­ri­ni ya­nın­da tu­ta­cak mı?

Ha­tı­rı sa­yı­lır bir de­le­ge­ye hakim, eski Be­le­di­ye Baş­ka­nı Mümin Ka­ma­cı’nın bun­dan son­ra­ki tavrı ne ola­cak?

Akbük Ma­hal­le­sin­de liste çı­ka­ra­rak ba­şa­rı­lı olan Cahit KAYA ne ya­pa­cak, ve en önem­li­si sayın Deniz Ata­bay aday çı­ka­ra­cak mı?

Hay Allah; bugün bun­lar­la meş­gul ol­ma­yıp si­ya­set yap­ma­ya­ca­ğım yaz­ma­ya­ca­ğım dedim, ama yap­tı­ğım şu işe bakın . Özür di­le­rim. Huy çık­mı­yor.

Evet ger­çek­ten de bu gün­ler­de Didim en güzel güz dö­ne­mi gün­le­ri­ni ya­şı­yor, ama­tör ba­lık­cı­lar eş­le­ri ço­cuk­la­rı ve dos­la­rı man­gal ya­kı­yor, eğ­le­ni­yor­lar, balık tut­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar ama na­fi­le ça­ba­lar balık kal­ma­mış. Vahşi av­la­ma yön­tem­le­ri sonuç ver­miş, rast gele di­yo­ruz ama iş­le­ri hiçte rast git­mi­yor. Ol­ta­lar dolu atı­lı­yor boş çı­kı­yor. Acı bir durum. Bir­den biraz ge­ri­le­re git­tim, dal­mı­şım.

İnsa­nın, beton yı­ğın­la­rı­nın az, ba­lık­la­rın, bört­lü bö­ce­ğin bol ol­du­ğu gün­le­re, Çam­ko­ru’da sa­hi­den at­tı­ğım olta ke­sin­lik­le boş çık­mı­yor, hatta dost­la­rım­la pay­la­şı­yor­dum. güzel be­re­ket­li gün­ler­di. Tek der­di­miz, gün­le­ri ol­du­ğun­ca güzel ya­şa­mak­tı.

Çev­re­çi­le­ri hep anar­şist, ay­kı­rı gören bir dev­let ge­le­ne­ği, uy­gu­la­ma­la­rı çevre düş­ma­nı bi­rey­ler ya­ra­tı ma­le­sef rant­cı an­la­yış­la­rın ha­ki­mi­ye­ti top­lu­mu­da et­ki­le­di ve birer çevre düş­ma­nı in­san­lar olu­ver­dik, vahşi ka­pi­ta­liz­min bizi bu kadar da çevre düş­ma­nı ya­pa­ca­ğı­nı dü­şün­me­dik, yada gör­mez­den gel­dik ve günü ya­şa­ma­yı yeğ­le­dik. Güzel yur­du­mun gü­zel­lik­le­ri­ni, vah­şi­ce kat­let­tik,

Yine de, güzel yur­du­mun, güzel in­san­la­rı­nın ya­şa­dı­ğı Didim’de ya­şa­mak çok güzel, hele hele bu gün­ler­de. Öyle ya Didim’de, el­bir­li­ği ile tu­rist­le­ri yok ettik, ga­vur­lar gitti, çok şükür es­na­fı­mız ka­za­nı­yor, Müs­lü­man­lı­ğı­mı­zı dolu dolu yaşar olduk. Akbük’te daha çok cami, daha az okul, acil ser­vis yok­muş, canım ol­ma­sa da olur, önem­li olan iman­lı bi­rey­ler ye­tiş­tir­mek . Akbük, Didim bü­yü­me­ye devem edi­yor, balık çık­ma­sa ne yazar. Birde, AKBÜK CEMEVİ di­yecek olu­yo­rum, di­ye­ce­ği­me piş­man olu­yo­rum . Aman oda ne, ne ace­le­si var , te­me­li atıl­mış öy­le­ce uslu uslu ya­tı­yor, ma­şal­lah. Be­le­di­ye­miz, Ma­şal­lah işa­dam­la­rı­mız sı­ra­ya gir­miş­ler, biran önce bi­ti­ril­sin diye. Bu ça­ba­la­rın­dan do­la­yı ken­di­le­ri­ne ,sayın ce­me­vi baş­ka­nı Hay­dar beyin say­gı­la­rı­nı ile­ti­yo­rum, ken­din­den izin al­ma­dım ba­ğış­la­sın.

Akbük ce­me­vi in­şa­atı, Hasan Hü­se­yin’in de­yi­mi ile her geçen gün yük­se­li­yor, yük­se­li­yor yapı, kan­ter üs­tü­ne.

Ner­den ne­re­ye gel­dim, Didim’in güz gü­zel­lik­le­ri­ni an­la­ta­cak­tım, af­fı­nı­za sı­ğı­nı­yo­rum. Bari pazar günü AKBÜK ÇAM­KO­RU SAHİLİNDE halen ilçe sek­re­te­ri olan ve ka­dı­nın adı Didim’de de ol­ma­lı­dır di­ye­rek ilçe baş­kan­lı­ğı­na aday olan sayın Filiz Kork­maz, kadın kol­la­rı baş­ka­nı Figen hanım ve ar­ka­daş­la­rı güzel bir hafta sonu ya­şa­dı­lar, Bize de ya­şat­tı­lar. Si­ya­set­ten uzak güzel son­ba­har günü ya­şa­dık, iyi ki gel­di­ler AKBÜK ÇAM­KO­RU SAHİLİNE.

Yayınlandığı yer Hasan Sani Güneş
Sayfa 2 / 2