20 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Çarşamba, 08 Kasım 2017 08:41

Halk­çı Ece­vit­ler (2)

Halk­çı Ece­vit­ler (2)

Halk­la bü­tün­leş­me­yi bir türlü be­ce­re­me­yin­ce, ik­ti­da­ra gel­mek uğ­ru­na; halk dal­ka­vuk­lu­ğu yap­mak bağ­la­mın­da Hü­sa­met­tin ÖZKAN eliy­le do­lay­lı bir bi­çim­de ta­ri­kat­la­ra bu­la­şan bir DSP… İşin doğ­ru­su; “sol gös­te­rip, sağ vuran” bir sos­yal de­mok­rat ya da de­mok­ra­tik sol parti ara­cı­lı­ğıy­la do­lay­lı ola­rak ta­ri­kat­la­ra bu­laş­mak­tan­sa, doğ­ru­dan ta­ri­kat­la­rın ku­ca­ğın­da­ki AKP’ye yö­nel­mek o hal­kın ko­la­yı­na geldi, işine geldi…

Bi­lin­di­ği gibi 4 Ha­zi­ran 2009 günü Rah­şan ECEVİT ve Em­re­han HA­LI­CI; DSP’den is­ti­fa etti…Artık ECEVİT AŞ’yi; ECEVİTLER bü­tü­nüy­le terk etti… Bay ECEVİT be­de­nen terk et­miş­ti ya, so­nun­da Bayan ECEVİT de terk etti… EŞİM VE BEN Par­ti­si artık yok…Sa­nı­rım Rah­şan Ha­nı­me­fen­di’nin bu is­ti­fa­sıy­la bir­lik­te DSP’li olmak is­te­yen­le­rin önün­de­ki engel; KARA KAPLI DEF­TER de ka­pan­dı… Artık DSP’ye gönül ver­me­si­ne kar­şın, Bayan ECEVİT’in KARA KAPLI’sında adı ya­zı­lı ol­du­ğu için par­ti­ye üye ola­ma­yan­lar, bun­dan böyle ko­lay­ca üye ola­bi­le­cek­ler­dir gü­ver­cin­li par­ti­ye… Artık GÜ­VERCİN; Bayan ECEVİT’in ve­sa­ye­tin­den kur­tul­du, kendi ka­nat­la­rıy­la öz­gür­ce uça­bi­lir…

Ve daha son­ra­sın­da yeni bir parti ku­ra­ca­ğı­na iliş­kin söy­len­ce­le­rin ar­dın­dan du­yul­du ki Hulki CEVİZOĞLU’nun “gö­rü­nür­de­ki” genel baş­kan kim­li­ğiy­le (gö­rün­me­ye­ni Rah­şan Ha­nı­me­fen­di) ger­çek­leş­tir­miş ama­cı­nı Bayan ECEVİT…

Kuş­ku­suz KARA KAPLI Def­te­ri yine elin­de­dir; kim bilir belki de yeni üye ka­yıt­la­rı­nı sür­dür­mek­te­dir gem vu­rul­maz hırsı, ih­ti­ra­sı ve bir o kadar da sola ver­di­ği za­rar­lar eş­li­ğin­de…Bu bağ­lam­da me­ra­kım odur ki Sayın CEVİZOĞLU ne kadar kat­la­na­bi­lecek Bayan ECEVİT’in kap­ris­le­ri­ne ?... de­di­ğim o gün­ler­de onun da Bayan Ece­vit'den uzak­laş­dı­ğı tez günde du­yul­muş­du ka­mu­sal alan­da...

Ola ki Fikri Sağ­lar'ın; sayın Ahmet Nec­det SEZER'le yapt­ğı söy­le­şi gel­me­sey­di gün­de­me ECEVİT Ano­nim Şir­ke­ti'ni de anmak, anım­sa­mak gel­me­ye­cek­di benim usuma...

Hey gidi gün­ler, hey!... Bu ül­ke­nin, bu ulu­sun AK­BA­BA­LAR'ın ege­men­li­ği­ne bı­ra­kıl­ma­sın­da; el­bet­te ki Mo­ri­son Sü­ley­man'ın, Ton­ton Özal am­ca­nın et­ki­si çok, çok da siz­le­rin iş­le­vi on­la­rın­kin­den daha çok Bay ve Bayan ECEVİT...

Yayınlandığı yer Selma Erdal
Çarşamba, 08 Kasım 2017 08:40

Benim düşünecek halim kalmadı

Benim düşünecek halim kalmadı

Milletin aklıyla oynamak buna denir diye düşünüyorum. Sayın Bakan kalkacak ve basına demeç verecek. Diyecek ki, benim vatandaşım altmış üç kilo dana eti yiyebilecek para kazanıyor. Ben mi aklımı yitirdim yoksa benim aklımla dalga mı geçiyorlar anlayamadım. Müslüman diye geçinenlerin Allah’ın huzurunda böyle bir sözü söylemeyle acaba nasıl bir günah işlemektedirler, merak ediyorum.

Bu gün itibarıyla asgari ücret net olarak 1.400 lira diye biliyorum. Hadi bir de yeni yılda %100 zam yapsalar, asgari ücretler 2.800 olur. Hayatta olmayacak bir düşünce bu. Şimdi sormak lazım diye düşünüyorum. Etin kilosunu ya bilmiyorlar ya da insanları kandırıyorlar. Buna bence gerek yok. Fiyatlar ortada. Hatta en düşük semtteki kasap fiyatları ile anlatmak istiyorum. En ucuz dana eti fiyatının yaptığım araştırmaya göre Ağrı’da satıldığını öğrendim. Ağrı’da şu anda dana etinin ortalama 40 liradan satıldığını bilgi verdiler. Yani 40 x 63 = 2.520 lira yapıyor. Asgari ücret 2018 yılında taş patlasın 1.600 lira net olsa, bu eti almak ve tüketmek için bir insanın mesleğinin hırsız olması lazım. Yarısını emeğinin hakkıyla, diğer yarısını ise çalarak sağlamak koşuluyla ancak olacaktır.

Başka bir yetkili ise söylediği açıklama ile beni fazlasıyla şaşırtmıştır. Yapılan tüm zamların bakanlık tarafından olmadığını, tamamen otomatik olarak zamların yapıldığını söylemişler. İşte bu harika habere şapka kaldırırım. Şimdi efendim, tüm çalışanlar ve emekliler kalkıp şunu demeliler. “Sayın Bakanım, bizlerin ücretlerini de şu otomatiğe bağlayıp da aynı eş değerde artış sağlasanız. Mesela her sene %200 zam. Her şey otomatik.”

Ne para dönerdi piyasada. Millet köşeyi döner, herkes en kısa zamanda borçlarından kurtulur. Bankalara olan borçlar ve krediler ortadan kalkar. İnsanlar bir ay içinde ete doyar. İnsanlar en müstesna evleri satın alarak kiradan kurtulur. Evinin köşesine veya yastık altına paralarını, dolarlarını ve altınını istif eder. Arabasını yeniler. MTV vergisini farklı yatırır. Ev ve arsa emlak vergilerine otomatik olarak kendisi zam yaparak öder. Su ve elektrik bedeline katkıyı kendisi belirler. Şehrin içinde bulunan otopark mafyasına katkı vererek bol bol para akışı sağlar. Mazotu ve benzini su gibi harcar. Doğal gazı sonuna kadar açarak, en az 60 derecede ve 24 saat yakarak evde donla gezip, büyüklerimizin istediği gibi çocuk sayısına katkı sağlar. Her şey güllük gülistanlık geçen şu kısa ömürde ellerimiz havada bunları bize sağlayana dualar ederek, onların bu dünyada ve ahiretteki tüm günahlarının affı için yalvarırdık. Hırsızlık ortadan kalkar, her aile en az bir Suriyeli aileyi yanına alarak onlara bakar, onların tüm ihtiyaçlarını karşılardı. Kendi çocuğunu değil, onların çocuklarını özel kurslara göndererek desteğini esirgemezdi. Neler olurdu neler.

 

Bunların tamamı bence rüya. Biri kalkıp rüya görmüş ve bizlere anlatıyor. Rüya tabirlerine baktım ve bunun açıklaması bile görünmüyor. Bunca yıl ısınmak için kullandığım doğal gazı kıstığımdan hep açıkta kalan popomdan dolayı bile böyle rüya görmedim desem yalan olmaz. Ne diyeyim başka. Anlatacak ne kaldı. Ben kendimden vaz geçtim. Bu tür düşüncelere oy da vermedim. Bence bu işi verenler düşünsün artık.

Yayınlandığı yer Erol YILDIZ
Çarşamba, 08 Kasım 2017 08:39

D İ L B A Y R A M I

D İ L    B A Y R A M I

Dilin önemi, her şeyde olduğu gibi kaybedince daha iyi anlaşılır. Altmış yıllarında Avrupa’ya işçi göçü gurbet kelimesini sık kullanır hale getirdi. Yurtiçi göçlerindeki, yabancı olma duygusundan daha acıydı, işçilerle birlikte giden okur yazarlar için gurbet dilinden ayrılınca başladı.

Dil akıl ve bilime öncülük eder, dil sayesinde insan vatandaş olmanın bilincine varır. Ortak noktaları birleştirir, düşünce üretir ve zihni geliştirir, duyguları ifade eder. Açıklanan, yaşanan duygu şiir, edebiyat ve şarkıya yansır.

Dil devriminin 85. yılı Türkiye’de, ilerici belediyelerden alınan destekle çeşitli kentlerde görkemli kutlamalar yapıldığını, bazı medya ve basın yayınlarından öğrendim. Yeri gelmişken Berlin-Spandau’da bir Dil Derneği vardı, yeniden canlandırılmasını öneriyorum.

Öğretim ve Eğitim, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü dil kurumunu etkileyen de dildir. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte kılık kıyafet, ölçüler ve takvim yenilenmişti.

1928 yılında harf devrimi ile erkeklerde yüzde dört, kadınlarda binde iki iken, okur yazar sayısını kısa zamanda çoğaltmıştı. 1932 yılında başlayan dil devrimiyle yüzyıllarca unutulan Türkçe canlandırıldı. Halk eğitim öğretim, adalet ararken kendine ve devletine gövendi.

Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu 1980 askeri darbenin akabinde 1983’de kapatılıp, Cumhurbaşkanı gözetiminde Başbakanlığa bağlı bir devlet dairesine dönüştürüldü. Böylece işlevini kaybettiğini biz yurtdışında pek anlamamıştık. Ama dilin önemini, gelişmesini koruyan aydınların 1987’de kurduğu Dil Derneği’nden haberdar olmuştuk.

Harf ve dil devrimleri lâik eğitimin anahtarı görevini üstlendi. Din ile bağı koparılmıştı, zira Osmanlıca dine bağımlı arapçaydı.

Dernek, tabela kirliliğine, yiyecek giyeceklerin, konaklama, alışveriş marketlerin İngilizce adlandırılmasına karşı çıktı. Avrupa’da da İngilizce anaokullarına kadar inmiştir. Dünya dili olmasından kaçınılmıyor, bu dili öğrenmeden yurtdışı ilişki kurulamıyor, seyahat mümkün olmuyor.

Almanya’da da Türklerin oturduğu semtlerde alışveriş merkezleri, restoranların adı Türkçe. Buna alışmayan tutucu Almanlar da var. Küresel Dünya’ya açılma tarafları olanlar turistleri o semtlere getirip, gösteriyorlar.

Türkçem benim ses bayrağım. Fazıl Hüsnü Dağlarca

Anadil insanın yuvasıdır, evidir. Bu nedenle Dil Derneğine üye olarak desteklemeli. Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel, herkesi düşüncesi, yapıtlarıyla ve eylemleriyle birlikte ortak akıl üretmeye çağırıyor. Elimizi tutun, sesimize ses verin, yitirdiğimiz zamanı, karar gününde birlikte aydınlatalım, diyor. Yurtdışında destekleyeci dernekler kurulmalı.

Avrupa’da dilimize sevdalı öğretmenler, düğer ülke dilleriyle Türkçe’nin eşit muamele görmesi için çok emek verdiler. Fakat başarmak çok zor, Türkiye’nin Avrupa Topluluğuna üye olmaması öne konulan engel oluyor. Türkiye AB’ye üye olan Yunanistan ve Bulgaristan Türkleri desteklemeli.

Almanya’da eyaletten eyalete durum değişiyor. Berlin’de Türkçe birinci dil veya ikinci dil olarak seçilen okullar var.

Aziz Nesin İlkokulu iki dil eş değerli okutulan tek okuldur.

Üçüncü, dördüncü nesilde artık Türkçe anadili olarak okutulmuyor. Eyaletlerde Senatörlüklerde görevli öğretmenler bunun bilincinde, öğretimde ona göre metod uyguluyorlar. Ailede iki dilli yaşama uyulmalıdır.

Konsolosluklar nezdinde Türkiye’den gönderilen öğretmenler, ders saatleri dışında ders yaptıklarından dolayı arzu edilen başarıya ulaşılmıyor. Aynı zamanda öğrencinin bildiği noktadan hareket edemiyorlar. Durumu tanımadıkları gibi, çözülmesi gereken başka sorunlar da var. Bu konuda etraflı açıklama ayrı bir makale yazdırır.

Artık üçüncü nesilden itibaren yaşadığı ülkenin dilinin anadili olduğu kabul edilmeli. Türkçe ona göre verilmeli, Dil Derneği ile Avrupa’daki dernekler anlaşarak, öğrencilere ders verilmelidir. Türkçe bilmediklerinin sebebini anlayıp, hor görmemelidir.

Yaz tatillerinde Türkiye’de Türk olarak nasıl Türkçe bilmezsin, diyerek, çocukların cesareti kırılmamalıdır. Yüzyılda  hâlâ Türkçe bilmeyen kürt kökenli vatandaşlar olduğunu bilmiyorum, ama tahmin ediyorum. Yani dil okulda öğrenilir. Almanya’da Alman öğretmenlerin bazıları hâlâ Türkçe öğrenmeyi, konuşmayı Almanca’ya karşıt, engel olarak görüyorlar. Evde aileleriyle Türkçe konuşmalarına karşı, Türkçe televizyon izlememelerini arzu ediyorlar.

Özel Türkçe yayın yapan televizyon kanallarının kalitesi düzeltilmeli. Avrupa’da sadece reklâm amaçlı yayın yapıyorlar. Avrupa yaşamına uymayan, Türkiye’de çevrilmiş filmler gösteriliyor. İzleyici reklâmdan bıkınca, kaliteli Alman Devlet kanallarına yöneliyor.

Dil kültür birleştirici, iletişim aracıdır. Ülkede vatandaşlık bağlarını kuvvetlendirir. Ülke dilini bilme şartıyla, azınlık dilleri de geliştirilmelidir. Kaybolan her dil çeşitliliğe zarar verir. Nesli tükenen her bitki, her çeşit hayvan doğanın fakirleşmesi anlamına gelir. Dil de böyledir, bütün var olan dilleri yaşatmaya çalışılmalı.

Hoşça kalın, ama dilsiz kalmayın.

 

 

 

Yayınlandığı yer İlter Gözkaya-Holzhey
Sayfa 2 / 2