18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Cumartesi, 01 Temmuz 2017 19:10

ADALET YÜRÜYÜŞÜ'NE AKBÜK'TEN DESTEK

ADALET YÜRÜYÜŞÜ AKBÜK PAZARINI SALLADI

Akbük Demokrasi Platformu’nun öncülüğünde gerçekleştirilen “Adalet Etkinliği” Akbük Cuma Pazarı’nda büyük ilgi göndü.

Ellerindeki “Adalet” yazılı pankartlarla pazar yerinde yürüyen katılımcılar halkın coşkulu alkışları ile etkinliklerini sürdürdüler.

Etkinlik hakkında açıklamalarda bulunan Ferda Kılıç kısaca şunları söyledi:

- Bizler Akbük demokrasi Platformu bileşenleri olarak Anayasa Referandumu’nda oluşturduğumuz “hayır” iradesini tüm zamana yazma azmindeyiz. Sayın Kılıçtaroğlu’nun başlattığı “Adalet Yürüyüşü”nü destekliyoruz. Özellikle de eylemin partiler üstü niteliğini alkışlıyoruz.

EYLEMİN PARTİER ÜSTÜ NİTELİĞİ ÖNEMLİDİR

Adalet talebi halkın talebidir… Ve halka mal/edilmelidir. Eylemin partiler üstü niteliği halkın tüm kesimlerini birleştirici bir unsurdur. Katılımcı demokrasinin bir gereğidir.

Demokrasinin işlemediği bir ülkede adaletten söz etmenin imkânı yoktur…

 

ADALET TALEBİ TOPLUMSAL MUHALEFETİN

EKSENİNE YERLEŞTİRİLMELİDİR

Bizler adalet istiyoruz. Demokrasi ve özgürlük istiyoruz. Yargı gücünün siyasi otoritenin egemenliğinden kurtarılmasını talep ediyoruz. Söz konusu taleplerin toplumsal muhalefetin eksenine yerleştirilmesini istiyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yayınlandığı yer Didim
Cumartesi, 01 Temmuz 2017 19:09

HAYVAN SEVERLER ADALET İSTEDİ

HAYVAN SEVERLER ADALET İSTEDİ

Didim'de yaşayan hayvanseverler dün (1 Temmuz 2017) Cumhuriyet Meydanında bir araya gelerek 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanununda yapılan düzenlemelerin hayvanları korumadığını ve bu yasa hazırlanırken hayvanseverlerin görüşünün alınmadığını belirten bir açıklama yaptılar.

HAYKONFED Didim Temsilcileri Didim Hayvanseverler, Didim İngiliz Gönüllü Gurubu Ve  Tüm Hayvan Hakları Savunucuları bugün (1 Temmuz 2017) Saat 13'de Didim Cumhuriyet Meydanında bir araya gelerek 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanununda değişiklik yapılması için Orman Su İşleri Bakanlığınca hazırlanan, özellikle sokak hayvanları için sürgün ve ölüm içeren yasa tasarısı, katliamlara sebep olmadan çekilmesini istediler.

Tüm Türkiye'de aynı gün ve aynı saatte yapılan basın açıklaması Hayvanseverler guruplarının gurup temsilcileri tarafından okundu. Açıklamada esas olarak  STK lar, akademisyenler, Veteriner Hekimler Odaları ve Baro Hayvan Hakları Komisyonlarının da katılımı ile tekrar görüşülüp, çözüm odaklı olarak ve sokağın gerçeklerine, eko dengeye, vicdani ve insani koşullara uygun olarak yeniden hazırlanmalıdır görüşüne yer verildi.

HAYKONFED Didim Temsilcileri Didim Hayvanseverler, Didim İngiliz Gönüllü Gurubu Ve  Tüm Hayvan Hakları Savunucuları tasarı hazırlanırken farklı  görüşlere dikkat edilmesini istediler ve olması gerekenleri şu şekilde  maddeler halinde sıraladılar.

Hayvanseverler gurupları adına şu görüşleri paylaştılar.

" Mevcut yasada tüm belediyelerin kısırlaştırma ve bakım merkezi kurması hükmü varken, değişiklik tasarısının 8. maddesinde, nüfusu 100 binden az olan 970 ilçe belediyesinde KISIRLAŞTIRMA merkezi kurulmasına gerek
görülmemiştir. Bu durumda, kısırlaştırma merkezi olmayan belediyelerce, kısırlaştırılmadan şehir çevrelerine, çöplüklere ve yaban hayatına atılan sahipsiz hayvanlar, oralarda yazın susuzluktan kışın da korunaksız olarak soğuk ve kara mahkum olarak acı içinde can verecekler. Bunun yanında, yaban hayatında yoğun olan KUDUZ hastalığının, evcil olan kedi ve köpeklere geçip, hastalığın bir şekilde insan oturumlu olan şehirlere gelmesine sebep olacaktır. Sayıları da kontrol edilemez biçimde artacağı için, hayvanlar zehirlenip vurularak öldürülecek yasa tasarısının bu maddesi ile KATLİAMLARA sebep olacaktır."

" Bu tasarının uygulamada getireceği bir diğer sakınca, şu anda bile yasal engel olmasına rağmen, birbirlerine gizlice kedi ve köpek atan belediyeler, tasarının verdiği imkan ile ilçe dışına ve başka şehirlere hayvanları atmayı daha da hızlandıracaklardır. İstanbul gibi bir metropolde bile bu gün yaşanan en büyük sorunlardan birisi, ilçelerin birbirlerine köpekleri atmalarıdır."

"Tasarının 3. Maddesinde, "bakım evlerindeki sahiplendirilemeyen hayvanlar, okul, hastane, ibadethane, çocuk oyun alanı gibi toplumun yoğun olarak kullandığı yerler hariç alındığı ortama bırakılır" hükmü ile, hayvanlar dar gelirli ve fakir insanların oturduğu kenar mahallelere ve şehir dışlarına atılacak, oralarda hayvan sayısı artınca, VATANDAŞ ve zaten öldürmeye hazır olan belediyeler tarafından zehirleme ve katliamlar başlayacaktır.

Tasarı madde 5 ile, Kanunun 10 uncu maddesi *Ev hayvanı satış yerlerinde ev hayvanı bulundurulamaz, ancak bu yerlerde hayvan üretim çiftlikleri ve bakımevlerindeki hayvanların satışı yapılabilir." şeklinde değiştirilmiştir. Petshoplarda ev hayvanı bulundurulamaz derken, belediye bakımevlerinde bulunan sahipsiz hayvanların satışı yapılabilir hükmünün getirilmiştir. Sahipsiz hayvanlar üzerinde deney yapılamayacağı için, barınaklardaki sahipsiz hayvanların satış adı altında sahipli konuma getirilip, işkenceli deneylere yollanmasının önü açılmıştır.

Bu gün yurdumuzda, sahipsiz hayvanlara karşı asıl kötü muamele ve eziyet, büyük ölçüde belediyeler tarafından yapılmaktadır. Tasarıda, öldüren, zehirleyen, ormana dağa kırsala atan, bakımevlerinde aç susuz pislik ve hastalıkla gelen ölümlere mahkum eden belediyeler için bir yasal yaptırım getirilmemiştir. Kanun Türk Ceza Kanunu kapsamına alınırken, belediyelerin uygulamaları da mutlaka bu kapsamda yer almalıdır. Şahıslardan hayvanlara zulüm ve işkencede verilen cezalar ise zaten yeterli biçimde caydırcı değildir."

" Ev hayvanlarının sayısı ve durumu ise, tepkiyi önleme açısından çıkacak yönetmelikte belirlenerek, 24. Dönem TBMM Çevre Komisyonunda konuşulduğu gibi bakılan hayvan sayısına mekan ve sayı sınırlaması getirilmesi hedeflenmektedir. Bu durum, hayvanların felaketi olacağı gibi, sokak hayvanı sayısını hızla artıracaktır. Hayvanını vermek istemeyen insanlar ile kurumlar arasında ciddi sorunlar yaşanacaktır. Hayvan haklarının yanında insan hakları da ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle, evlerdeki sahipli hayvanların durumu kanunla güvence altına alınmalı, yönetmeliklere bırakılmamalıdır."

" Ayrıca tasarının diğer maddeleri de aynı şekilde çelişkiler ve vahim yanlışlar içermekte; üretim, satış, yasa dışı ithalat, hayvanat bahçeleri, deney, sirkler, av, yunus parkları, yük ve binek hayvanları vb. gibi temel konularda hayvanları koruma kanunuyla yasaklanması gereken hususlar da bu tasarıda daha da geliştirilmiş olarak yer almaktadır. 21. yüzyıl gibi etiğin hızla geliştiği bir çağda, hayvanların hâlâ eğlence unsuru olarak kullanılması ve topluma bu şekilde tanıtılması ahlâken kabul edilebilir bir durum değildir. Hayvanların esaret koşullarında tutulduğu tesislerin ilgili kurum ve kuruluşlarla eşgüdüm sağlanarak kademeli olarak kapatılması ve bu tesislere kapatılmış tüm hayvanların özgürce yaşam hakları garanti altına alınarak tüm yaşamsal ihtiyaçları karşılanılarak yaşatılması esas alınmalıdır."

"Tasarı, tıbben ve uygulamada hayvanlar için vahşete varan sonuçlara sebep olan Mobil Kısırlaştırma Ünitelerini çözüm olarak sunmaktadır. Gerek Gıda ve Tarım Bakanlığı ve gerekse Veteriner Hekimler Odalarının tamamen karşı çıktıkları Mobil Kısırlaştırma tamamen yasaklanmalıdır. Mobil Kısırlaştırma, tıbbi uygulamalara aykırı olmasının yanında, mevcut yasaya da aykırıdır. Şöyle ki, operasyon öncesi kuduz müşahedesi için 10 gün karantinada tutulması gereken ve ameliyat sonrası da 7 gün iyileşme süreci olması gereken hayvanlar, alındıkları gün ameliyat ediliyor ve ertesi günü de dışarıya bırakılıyor. Tıbba, bilime ve insanlığa aykırı bu mobil klinik uygulamasının tamamen iptal edilmesi gereklidir."
'Kısaca İnsanla iç içe yaşayan hayvanların artık varlığını insansız sürdürmesi düşünülemez denilen açıklamada "sahipsiz sokak hayvanı yoktur" denildi

O HAYVANLARIN SAHİBİ DEVLETTİR.

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesine göre de bütün hayvanların insanca bakılma gözetilme ve korunma hakkı vardır. Ve hayvanlara fiziki ve psikolojik acı verecek tıbbi ticari bilimsel deney yapılamaz. Hayvan hak sahibi olan bir varlıktır. 2 Ekim 1997’de Üye Devletlerce imzalanarak Mayıs 1999’da yürürlüğe giren Amsterdam Antlaşması ile hayvanların duygulu varlıklar olduğu benimsenmiştir denilen açıklama " Hiç bir hayvan kaderine terk edilemez Yaşam hakkı tüm hakların üzerinde korunması gereken en kutsal haktır" uyarısı yapıldı.

HAYVANSEVERLER DERNEKLEŞMELİ

Basın açıklamasının ardından görüşlerini gelen guruplarla paylaşanlar, ülke genelinde hayvan hakları ile ilgili kurumların ve hayvanseverlerin birbirleri ile irtibatsız oldukları ve bunu daha organize ve bir şekilde yürütmek gerektiği konusunda fikir birliğine varıldı. Gurup daha sonra beraber hareket etme konusunda nelerin yapılacağını görüşmek üzere toplanma kararı aldı.

 

 

Yayınlandığı yer Didim
Cumartesi, 01 Temmuz 2017 19:04

SİVAS KATLİAMI BASIN AÇIKLAMASI

2 Temmuz yangını, Cumhuriyetimizi de, milletimizin birliğini de yakmaya devam ediyor. Sivas katliamı, Türkiye’nin 70 yıldır yaşadığı karşı devrim sürecinin önemli bir kilometre taşıdır. Madımak yangını, “Küçük Amerika” olmak zavallılığıyla başlayan, “Yeşil Kuşak”, “Türk-İslam Sentezi”, “Ilımlı İslam”, “Dinler Arası Diyalog” vb adı altında Yeni Dünya Düzeni saldırısıyla sürdürülen ve nihayet Büyük Ortadoğu Projesi ile doruğa çıkan karşı devrim sürecinin sıçrama noktalarından biridir.


2 Temmuzu bize ABD’nin ülkemiz ve bölgemizdeki uygulamaları anlatıyor. 2 Temmuz, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin ilk adımlarından birisidir. Başında ülkemizin yer aldığı, 24 Asya ve Afrika ülkesinin haritalarını yeniden düzenlemeyi, bölgeyi ABD’nin mutlak egemenliği altına almayı hedefleyen BOP uygulamasında, etnik ve dinsel ayrışmaları kışkırtmak, iç karışıklık ve iç savaşlarla milli devletlerin ortadan kaldırılması,  bölge halklarını devletsiz bırakmak amacı vardır.

BOP’un Türkiye uygulamasında Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-dindar ayrışması yaratmak, böylece milletin birliğini bozmak önemli yer tutmaktadır. Türkiye gibi devrimle kurulmuş ve güçlü bir milletleşme atağı ile milli devletini inşa etmiş bir ülkenin yıkılmasında etnik ve dinsel ayrışma önemli bir silahtır. İşte bunun için Maraş, Malatya, Sivas, Çorum katliamları gereklidir. Bunun için Madımak yangınları, Başbağlar katliamları kaçınılmazdır.

Plan Amerika’nın, tamam da peki ya uygulayıcılar? Madımak’ın önüne yığılıp, “yak, yak” naralarıyla, “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” diye haykıran binlerce kişi nereden çıktı? Kim örgütledi, kim topladı? 1950’lerden bu yana Amerikan emperyalizminin projelerinde roller üstlenen hükümetler, onların kontrgerillaları, Süper NATO’ları, Fetullahçı Gladyoları…
Aydınlanma hareketimizi boğmak için bu katliamları yaptılar.

Tıpkı İstiklal Savaşımızın, 23 iç isyanını kurgulayan ve uygulayan Kuvvayı inzibatiye gibi… Emperyalizmin emrinde, onun planlarını uygulayan işbirlikçiler!

2 Temmuz 1993 günü Madımak’ta canlarımız yakıldı. Onlar bütün Türkiye’nin canlarıydı. Madımak’tan 3 gün sonra PKK Başbağlar köyünde 34 köylümüzü kurşuna dizdi.
Başbağlar baskını da, Madımak’ın yakılması gibi halk düşmanı bir eylemdi. Ciğerimiz hem Madımak’ta hem de Başbağlar’da yandı.


Yanan, her iki yerde bizim halkımız, bizim vatanımız, bizim Cumhuriyetimizdi.
Madımak ve Başbağlar kırımları, insanlığa karşı cinayetler olmanın ötesinde, milleti ve halkı bölmeye yönelik büyük tertibin uygulamalarıdır.
Tetikçiler kim olursa olsun, her iki katliam da ABD’nin emrindeki Gladyo’nun saldırılarıdır.


1993 yılı, işte bu yüzden çok önemli bir yıl olmuştur.

Uğur Mumcu 24 Ocak 1994 günü bu nedenle katledildi.

Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in uçağı 17 Şubat günü bu nedenle düşürüldü.

2 Temmuz’da Madımak’ta 35 aydın bu yüzden yakıldı.

5 Temmuz’da Başbağlar köyü bu yüzden basıldı, 33 köylü işte bu yüzden kurşuna dizildi.

Madımak yangını devam ediyor. Yangını, “kebapçıyı kapatıp müze yapmak”, “Alevi kimliği -bir anlamda azınlık kimliği- oluşturmak” veya “Cemevlerine ibadethane statüsü kazandırmakla” söndürmek mümkün mü? Ortaçağı tasfiye etmeden, emperyalizme bağımlılığa son verip tam bağımsızlığı sağlamadan, kısaca yangının siyasal ve toplumsal zeminlerini yok etmeden yangını söndürmek mümkün mü?

Yangını söndürmek ve yeni yangınların zeminini yok etmek, ancak bunu hedefleyen bir program ve iktidar ile olanaklıdır. Ülkemiz, sınanmış ve başarılmış bir programa sahiptir. Bu Kemalist Devrim’in programıdır.


Türkiye, karşı karşıya olduğu tehditleri ancak yeniden yapılanarak, Kemalist Devrim’in kurumlarını ve toplumunu yeniden örgütleyerek göğüsleyebilir.


Türkiye halkı, Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştırarak ve Cumhuriyet’i kurarak, Türk milletini devrimle oluşturmuştur. Cumhuriyeti kurma iradesine ve eylemine, eşit yurttaşlık bağına, ortak millî kültüre ve birlikte yaşama arzusuna dayanan millî birliğimizi pekiştirmek ve kaynaşma sürecini ilerletmek; özgürleşmenin gereğidir.

Laiklik, millî egemenliğin ve halk iktidarının şartıdır ve demokratik devrimlerdeki bu içeriğiyle hayata geçirilmelidir. Din bir vicdan işidir. Dünya işleri, devletin bağımsızlığı, milletin egemenliği, vatanın bütünlüğü ve halkın mutluluğu esaslarına göre düzenlenmelidir. "Türkiye şeyhler, müritler, dervişler ve meczuplar ülkesi olamaz. Alevi yurttaşlarımızın azınlık konumuna düşürülmesine izin verilmesi düşünülemez.

Herkes, vicdan, kanaat, dinî inanç veya inanmama özgürlüğüne sahiptir. Herkes, ibadetini serbestçe yapar. İnsanların ibadet ihtiyaçlarını karşılayan yerler kapatılamaz.

Bütün mesele, bağımsız millî devletimizi Mustafa Kemal’in 6 oku temelinde yeniden örgütleyecek bir meclis ve hükümetin oluşturulmasıdır. Yangını söndürmenin birinci adımı buradadır!

Vatan Partisi Didim İlçe Başkanı

Bülent Boyer

 

 

Yayınlandığı yer Didim
Sayfa 15 / 15