20 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Selma Erdal

Selma Erdal

Web sitesi adresi:

Çarşamba, 08 Kasım 2017 08:41

Halk­çı Ece­vit­ler (2)

Halk­çı Ece­vit­ler (2)

Halk­la bü­tün­leş­me­yi bir türlü be­ce­re­me­yin­ce, ik­ti­da­ra gel­mek uğ­ru­na; halk dal­ka­vuk­lu­ğu yap­mak bağ­la­mın­da Hü­sa­met­tin ÖZKAN eliy­le do­lay­lı bir bi­çim­de ta­ri­kat­la­ra bu­la­şan bir DSP… İşin doğ­ru­su; “sol gös­te­rip, sağ vuran” bir sos­yal de­mok­rat ya da de­mok­ra­tik sol parti ara­cı­lı­ğıy­la do­lay­lı ola­rak ta­ri­kat­la­ra bu­laş­mak­tan­sa, doğ­ru­dan ta­ri­kat­la­rın ku­ca­ğın­da­ki AKP’ye yö­nel­mek o hal­kın ko­la­yı­na geldi, işine geldi…

Bi­lin­di­ği gibi 4 Ha­zi­ran 2009 günü Rah­şan ECEVİT ve Em­re­han HA­LI­CI; DSP’den is­ti­fa etti…Artık ECEVİT AŞ’yi; ECEVİTLER bü­tü­nüy­le terk etti… Bay ECEVİT be­de­nen terk et­miş­ti ya, so­nun­da Bayan ECEVİT de terk etti… EŞİM VE BEN Par­ti­si artık yok…Sa­nı­rım Rah­şan Ha­nı­me­fen­di’nin bu is­ti­fa­sıy­la bir­lik­te DSP’li olmak is­te­yen­le­rin önün­de­ki engel; KARA KAPLI DEF­TER de ka­pan­dı… Artık DSP’ye gönül ver­me­si­ne kar­şın, Bayan ECEVİT’in KARA KAPLI’sında adı ya­zı­lı ol­du­ğu için par­ti­ye üye ola­ma­yan­lar, bun­dan böyle ko­lay­ca üye ola­bi­le­cek­ler­dir gü­ver­cin­li par­ti­ye… Artık GÜ­VERCİN; Bayan ECEVİT’in ve­sa­ye­tin­den kur­tul­du, kendi ka­nat­la­rıy­la öz­gür­ce uça­bi­lir…

Ve daha son­ra­sın­da yeni bir parti ku­ra­ca­ğı­na iliş­kin söy­len­ce­le­rin ar­dın­dan du­yul­du ki Hulki CEVİZOĞLU’nun “gö­rü­nür­de­ki” genel baş­kan kim­li­ğiy­le (gö­rün­me­ye­ni Rah­şan Ha­nı­me­fen­di) ger­çek­leş­tir­miş ama­cı­nı Bayan ECEVİT…

Kuş­ku­suz KARA KAPLI Def­te­ri yine elin­de­dir; kim bilir belki de yeni üye ka­yıt­la­rı­nı sür­dür­mek­te­dir gem vu­rul­maz hırsı, ih­ti­ra­sı ve bir o kadar da sola ver­di­ği za­rar­lar eş­li­ğin­de…Bu bağ­lam­da me­ra­kım odur ki Sayın CEVİZOĞLU ne kadar kat­la­na­bi­lecek Bayan ECEVİT’in kap­ris­le­ri­ne ?... de­di­ğim o gün­ler­de onun da Bayan Ece­vit'den uzak­laş­dı­ğı tez günde du­yul­muş­du ka­mu­sal alan­da...

Ola ki Fikri Sağ­lar'ın; sayın Ahmet Nec­det SEZER'le yapt­ğı söy­le­şi gel­me­sey­di gün­de­me ECEVİT Ano­nim Şir­ke­ti'ni de anmak, anım­sa­mak gel­me­ye­cek­di benim usuma...

Hey gidi gün­ler, hey!... Bu ül­ke­nin, bu ulu­sun AK­BA­BA­LAR'ın ege­men­li­ği­ne bı­ra­kıl­ma­sın­da; el­bet­te ki Mo­ri­son Sü­ley­man'ın, Ton­ton Özal am­ca­nın et­ki­si çok, çok da siz­le­rin iş­le­vi on­la­rın­kin­den daha çok Bay ve Bayan ECEVİT...

Salı, 07 Kasım 2017 09:19

Halk­çı Ece­vit­ler (1)

Halk­çı Ece­vit­ler (1)

Geç­ti­ği­miz gün­ler­de ölüm yıl­dö­nü­mü ne­de­niy­le anıl­dı Bay Bü­lent Ece­vit...​Ve bu­gün­ler­de de yine gün­dem­de...​Chp Mil­let­ve­ki­li Fikri Sağ­lar'ın, ön­ce­ki Cum­hur­baş­ka­nı­mız Sayın Ahmet Nec­det SEZER be­ye­fen­di ile yap­tı­ğı söy­le­şi ne­de­niy­le. Kuş­ku­suz merak eden­ler söy­le­şi­yi ay­rın­tı­sıy­la okur­lar, yo­rum­lar ve Bay Ece­vit'e iliş­kin olum­lu ya da olum­suz duygu ve dü­şün­ce­le­ri­ni ta­ze­le­miş olur­lar.

Ama bana göre ya­pı­lan bu söy­le­şi­nin özün­de ne var der­se­niz?...​El­bet­te ki Ana­ya­sa ki­tap­çı­ğı­nın atıl­ma­sı olayı var­dır derim.

Bi­li­yor mu­su­nuz?...​Sayın SEZER Ana­ya­sa ki­tap­çı­ğı­nı neden fır­lat­mış Bay Ece­vit'e doğru?...

Sayın Bay Ka­ra­oğ­lan; FAZİLET PARTİSİ'nin ka­pa­tıl­ma­sı­nı is­te­me­di­ği için...

Milli Gü­ven­lik Ku­ru­lu'nda Bay Ece­vit; "Fa­zi­ler Par­ti­si ka­pa­tıl­ma­sın" demiş.Sayın SEZER de bunun üze­ri­ne Eco'ya Ana­ya­sa ki­tap­çı­ğı­nı fır­lat­mış.

İşte o Ka­ra­oğ­lan var ya; ne kara oğ­lan­mış da o gün­ler­de kim­se­cik­ler an­la­ya­ma­mış onun ger­çek kim­li­ği­ni, ki­şi­li­ği­ni...​DSP-MHP-ANAP ko­alis­yo­nu dö­ne­min­de; Vah­det­tin Efen­di­si'ne sev­gi­le­ri­ni su­nun­ca, ik­ti­dar olmak uğ­ru­na Fetoş'un di­zi­nin di­bi­ne so­ku­lun­ca ger­çek kim­li­ği ve de ki­şi­li­ği gün yü­zü­ne çık­ma­ğa baş­la­dı.

Ah Bay Ece­vit, ah!...​Nasıl da al­dat­tı­nız bu halkı?...​Nasıl da döndü üze­ri­niz­den Er­ge­ne­kon terör ör­gü­tü fı­rıl­dak­la­rı?...

 

Siz ve sayın eşi­niz­le il­gi­li anı­la­rım; an­ma­sam, an­lat­ma­sam hiç olur mu?...

 

Dö­nü­yo­rum o çok önem­li ol­du­ğu­nuz gün­le­re; 1994'e...

 

Gün­ler­den 10 Mayıs 1994… “Ulu­dağ Üni­ver­si­te­si Spor ve Kül­tür Et­kin­lik­le­ri” çer­çe­ve­sin­de Bursa’nın ünlü ko­nuk­la­rı var; KKTC Cum­hur­baş­ka­nı Rauf DENK­TAŞ’la bir­lik­te DSP Genel Baş­ka­nı Bü­lent ECEVİT ve sev­gi­li eşi Rah­şan Ha­nı­me­fen­di… Ve ben de o gün­ler­de Bursa ye­re­lin­de ya­yın­la­nan HAKİMİYET Ga­ze­te­si’nde (ki gü­nü­mü­zün Bursa Haber Ga­ze­te­si) “Eko­no­mi­den Po­li­ti­ka­ya” baş­lı­ğı al­tın­da bir kö­şe­de ya­zı­yo­rum ve Bü­lent ECEVİT’i de kö­şe­me ta­şı­mak is­ti­yo­rum… Bu ne­den­le ne­re­de kal­dık­la­rı­nı öğ­ren­mek­le işe baş­lı­yo­rum… ÇELİKPA­LAS’ta ka­lı­yor­lar… Re­sep­si­yon gö­rev­li­si Rauf DENK­TAŞ’ın da Çe­lik­pa­las’ta kal­dı­ğı­nı ve et­kin­lik­ler çer­çe­ve­sin­de prog­ram­la­rı­nın ortak ol­du­ğu­nu söy­lü­yor. Üni­ver­si­te­de­ki prog­ra­mın ar­dın­dan saat 17.00 sı­ra­la­rı geri ge­le­cek­le­ri­ni, o zaman ara­ma­mı söy­lü­yor…

 

Saat 17.00 olup da ara­dı­ğım­day­sa re­sep­si­yon gö­rev­li­si henüz gel­me­dik­le­ri­ni ama akşam ye­me­ği için ke­sin­lik­le dö­ne­cek­le­ri­ni, 18.30 sı­ra­la­rı ara­ma­mın ye­rin­de ola­ca­ğı­nı be­lir­ti­yor… Ve 18.30’da Çe­lik­pa­las’ın te­le­fo­nu­nu çe­vir­di­ğim­de, re­sep­si­yon gö­rev­li­si bana şu bil­gi­le­ri ve­ri­yor: ECEVİTLER gel­miş­ler… Ben­den önce Kanal 6 ara­mış, Çe­lik­pa­las’ın için­de­ki ECEVİT’i bulup gö­rüş­tü­re­me­miş­ler… Bunun üze­ri­ne ben de Sayın Rah­şan Ha­nı­me­fen­di ile gö­rü­şe­bi­le­ce­ği­mi be­lirt­ti­ğim­dey­se, Sayın Ha­nı­me­fen­di’nin “Şu an mü­sa­it de­ği­lim, bağ­la­ma­yın” diye bu­yur­du­ğu­nu ile­ti­yor gö­rev­li…

 

 

Ve ar­dın­dan DSP İl Ör­gü­tü’ne te­le­fon edi­yo­rum… Saat 18.40… Par­ti­de in, cin top atı­yor… Neden mi te­le­fon etme ge­re­ği­ni du­yu­yo­rum ?... Acaba Genel Baş­kan­la­rı’nın Bursa’da bu­lun­duk­la­rın­dan du­yum­la­rı olmuş mu, özel gö­rü­şe­bil­miş­ler mi ?... Merak edi­yo­rum…Sakın ola ki; “Hiç öyle şey olur mu ?... El­bet­te­ki gö­rüş­müş­ler­dir…” de­me­yin, ra­hat­sız et­me­sin­ler diye bil­dir­me­miş­ler­dir gel­dik­le­ri­ni… Çünkü 1993 yı­lın­da Mi­mar­lar Odası’nın ko­nu­ğu olan ECEVİT; DSP’den hiç kim­sey­le gö­rüş­me­den çekip git­miş­ti de… ECEVİT’in huyu böy­ley­miş işte; ya­nı­lıp da par­ti­li­si TBMM’de ECEVİT’i gör­mek is­te­se, hemen ters yüz edip; “Genel Mer­kez’de Rah­şan Ha­nı­me­fen­di ile gö­rü­şün” der­miş. Genel Mer­kez’e gi­di­lin­ce de bu kez Ha­nı­me­fen­di mü­sa­it ol­ma­dık­la­rı­nı bu­yu­rur­lar­mış… Böyle daha başka ör­nek­ler mi is­ter­si­niz ?... Örnek çoook…

 

1990’da Mar­din İl Baş­ka­nı; parti genel mer­ke­zi­nin çay oca­ğın­da 3 gün, 3 gece ECEVİT’le gö­rüş­mek için bek­le­miş… ECEVİT yu­ka­rı­da otu­ru­yor, ama gö­rüş­me her na­sıl­sa ger­çek­le­şe­mi­yor…

 

Bursa’nın İnegöl İlçesi’nin Eski Baş­kan­la­rı’ndan Sü­ley­man ASLAN ile Yıl­dı­rım İlçe Be­le­di­ye Baş­kan aday­la­rın­dan Lütfü KA­NOĞ­LU gün­ler­ce genel mer­kez­de bek­li­yor­lar; Rah­şan Ha­nı­me­fen­di gö­rüş­me­le­ri­ne izin ver­me­di­ği için vus­lat ger­çek­le­şe­mi­yor… 1989’da An­ka­ra’nın bel­de­le­rin­den bi­rin­de be­le­di­ye baş­ka­nı se­çi­len bir par­ti­li seçim ön­ce­si halka sağ­lık ocağı sözü ve­ri­yor. Se­çi­mi ka­za­nı­yor ve sağ­lık oca­ğı­nın açı­lı­şı için ECEVİT’i ça­ğı­rı­yor. El­bet­te­ki gelen, giden yok… Adam kah­rın­dan has­ta­la­nıp, ölüp gi­di­yor… Ve ECEVİT de; “Öl­dük­ten sonra bari ce­na­ze­si­ne gi­de­lim” diyor…

 

İşte HALK­ÇI ECEVİT’in HALK­LA BÜ­TÜN­LEŞ(eme)ME geç­mi­şi… Böyle bir geç­mi­şin ge­ti­ri­si de bir ata­sö­zü­müz­le özet­le­ne­bi­lir: YE­ME­YENİN MA­LI­NI YER­LER… Halk­çı olup da, halk­la bü­tün­le­şe­me­ye­nin hal­kı­nı alıp gö­tü­rür­ler… Sa­nı­rım RTE’nin yap­tı­ğı da bu oldu…

Sü­recek...

Pazartesi, 06 Kasım 2017 08:24

Zey­tin­den Yola Çık­tım

Zey­tin­den Yola Çık­tım

 

Bi­lin­di­ği gibi Ekim,Kasım ay­la­rı zey­tin hasat ay­la­rı­dır. Bi­li­rim zey­tin ye­tiş­tir­me­nin çok emek is­te­yen bir iş ol­du­ğu­nu , ama so­nu­cun­da da insan sağ­lı­ğı için çok ge­rek­li, önem­li ve de­ğer­li bir ürün elde edil­di­ği­ni de iyi bi­li­rim...​Anne ta­ra­fım;Se­la­nik'de zey­tin­ci­lik ya­par­mış, an­ne­min ço­cuk­lu­ğu zey­tin bağ­la­rın­da minik ku­zu­suy­la hop­la­ya, zıp­la­ya geç­miş...​Ve doğ­du­ğum kent Bursa da zey­ti­nin baş­ken­tiy­di bir za­man­lar...​Ama sa­na­yi­leş­me ya­la­nı, ya­pı­laş­ma ta­la­nı; Bursa'nın zey­tin­lik­le­ri­ni yok etdi.

Ela­zığ­lı Prof. Dr. Canan Ka­ra­tay te­le­viz­yon­lar­da zey­tin mu­hab­bet­le­ri yap­ma­dan çok önce; biz zey­tin ya­ğı­na "hilaç bu hilaç" diyen bü­yü­kan­ne­ler­le bü­yü­dük. Daha gür­leş­sin diye zey­tin­ya­ğı sü­rü­lür­dü yı­kan­ma­dan önce saç­la­rı­mı­za...​So­kak­da koşup düş­tü­ğü­müz­de di­zi­miz­de­ki ka­na­yan ya­ra­ya da zey­tin­ya­ğı sü­rü­lür­dü, el­le­ri­miz bir kaza so­nu­cu ya­nın­ca da...​Ve deniz ke­na­rın­da zey­tin­ya­ğı sü­rer­dik te­ni­mi­ze gü­ne­şin olum­suz­luk­la­rı­na karşı biz­le­ri ko­ru­sun diye...​Ve en önem­li­si de pilav bile zey­tin­ya­ğı ile pi­şi­ri­lir­di ev­le­ri­miz­de...

 

Böy­le­si­ne zey­tin tut­ku­su olun­ca bende, ben­li­ğim­de...​Yine bir zey­tin kenti olan Didim bu ne­den­le oldu yeni evim.

 

İşte bu Pazar günü Ak­ye­ni­yöy'deki bir üre­ti­ci­den Me­me­cik Zey­tin­ya­ğı almak için yola çı­kı­yo­ruz...

Tav­şan­bur­nu Kamp ye­ri­nin önün­de­ki polis nok­ta­sı­na gel­di­ği­miz­de, ile­ri­de du­man­la­rın yük­sel­di­ği­ni gö­rü­yo­ruz.Biz yak­laş­dık­ça du­man­la­rın yo­ğun­lu­ğu daha da ar­tı­yor. Tam o sı­ra­da ar­ka­mız­dan bir it­fa­iye aracı ge­li­yor, yol ve­ri­yo­ruz, geçip gi­di­yor önü­müz sıra...​Sanıl­ma­sın ki çok hızlı gi­di­yor; biz 60'la gi­di­yor­sak, yan­gın sön­dür­me-me aracı en çok 80'le gi­di­yor.

Ak­köy­lü kadın pa­zar­cı­la­rın bu­lun­du­ğu yere yak­la­şık 150 metre kala alev­le­ri gö­rü­yo­ruz.Alev­ler zey­tin ağaç­la­rı­nı sar­mış, in­san­lar al­dı­rış­sız,hiç bir çaba gös­ter­mi­yor­lar yan­gı­nı sön­dür­mek için...​Ve ar­ka­mız­dan gelip, bizi geçen it­fa­iye aracı da gö­rü­nür­de yok.

Ge­çen­ler­de yanan ma­ki­lik­de­ki gibi,belki bu yan­gın da ka­sıt­lı çı­ka­rıl­mış­dır, ya­pı­laş­ma için arsa üre­ti­mi için yine bir kun­dak­çı­lık­dır bu diye kay­gı­la­nı­yo­ruz.

Tam Ak­köy­lü ka­dın­la­rın pa­za­rı­na ulaş­dı­ğı­mız­da; kar­şı­dan it­fa­iye ara­cı­nın gel­di­ği­ni gö­rü­yo­ruz. Oysa yan­gın daha ge­ri­dey­di, neden bu araç, geçip git­miş yan­gın ye­ri­nin ya­nın­dan ve şimdi ne­re­den ge­li­yor diye merak edi­yo­ruz.

 

İstan­bul-İzmir arası 2 saat kı­sal­sın diye;Dünya sı­ra­la­ma­sın­da, sof­ra­lık zey­tin­ler ara­sın­da ALTIN MA­DAL­YA­LI Gem­lik-Or­han­ga­zi zey­tin­le­ri­nin bağ­la­rı yok edil­di. İstan­bul'dan yola çı­kan­lar;2 saat erken ge­le­cek­ler­miş İzmir'e diye,İstan­bul-Bur­sa-İzmir Ka­ra­yo­lu yapım ça­lış­ma­la­rı sı­ra­sın­da, ül­ke­mi­zin ge­le­ce­ği yok edil­di, ül­ke­mi­zin öz­kay­na­ğı SİYAH ALTIN ZEYTİN'in ağaç­la­rı ke­sil­di.

Za­val­lı ülkem!...​Umar­sız ülkem!...

Hoy­rat ege­men­le­rin elin­de; bi­ti­yor­sun, yok­lu­ğa gi­di­yor­sun, to­zu­ma­ya uğ­ru­yor­sun gün­den, güne...

Oysa bir avuç­luk ülke Mon­te­neg­ro'da ya da Os­man­lı­nın ver­di­ği adıy­la Ka­ra­bağ'da; zey­tin ağaç­la­rı­nı kes­mek yasak...​Zey­tin bağ­la­rı­nın bu­lun­du­ğu top­rak­la­rı ya­pı­laş­ma­ğa açmak yasak, imar izni ver­mek yasak...​Bun­la­rı bi­li­yor muy­dun Didim Be­le­di­ye­si?...Üs­te­lik ta­be­lan­da CHP ya­zı­lı ama sanki için­de başka par­ti­ler mi saklı?...​Hiç ve­ri­lir mi bunca imar izni; zey­tin­lik alan­la­ra?...

Ül­ke­miz­de AK­BA­BA­LAR ik­ti­da­ra gel­di­ğin­den beri (ki bu ne­den­le de­ğiş­ti­ril­di Yerel Yö­ne­tim­ler Ya­sa­sı) ya­pı­laş­ma uğ­ru­na; tarım top­rak­la­rı­na, me­ra­la­ra, zey­tin bağ­la­rı­na uza­nı­yor yok edi­ci­le­rin,van­dal­la­rın kı­rı­la­sı­ca el­le­ri.

Didim'de; dün gör­dü­ğün zey­tin­lik­de, bugün yan­gın, yarın yap-sat­çı­la­rın top­ra­ğın kar­nı­nı yaran kep­çe­le­ri, zey­tin­le­rin ye­ri­ne be­ton-çi­men­to dö­kü­yor...​Ve on­la­rın ne göz­le­ri, ne de ka­rın­la­rı hiç, ama hiç doy­mu­yor ne yazık ki..

 

GÖREN GÖZ, SÖY­LE­YEN DİL PAY­LAŞ­MIŞ...​Pay­laş­mış da ne olmuş?...

Ya­kı­nı­yo­ruz...Ül­ke­mi­zi, ül­ke­mi­zin var­lık­la­rı­nı kem göz­ler­den sa­kı­nı­yo­ruz...​Sonuç; elde var sıfır...

Sa­bah­çı kah­ve­le­rin­de­ki ga­rip­ler gibi miyiz yoksa ?...​Onca gam­sız­lar uyur­ken mışıl, mışıl; biz gamlı bay­kuş­lar dü­şün­ce­le­rin gir­da­bın­da...

Oysa...

Ko­yun­la­rı say­dık­ça uy­ku­su ge­lir­miş biz­den ön­ce­ki­le­rin. Say, say ko­yun­la­rı; tü­ken­mi­yor­lar ki en ve­rim­li dö­ne­min­de üre­tim 2002'den beri...

Veee

Kasım ayı geldi...​Ya­kın­dır BÜTÇE/KÜRT­ÇE GÖ­RÜŞ­ME­LERİ; daha şim­di­den HA­YIR­LI OLSUN mu de­me­li?...

Ne demek mi bunun an­la­mı ?...,

Yıl­lar­dır BÜTÇE gö­rüş­me­le­ri baş­lar; ko­mis­yon­lar top­la­nır, TBMM'de gö­rüş­ler açık­la­nır, tar­tış­ma­lar ya­pı­lır...

Ama bö­lü­cü­le­rin BİR TÜRLÜ DEĞİŞME­YEN bir tek gün­dem mad­de­si var­dır; KÜRT­ÇE, KÜRT­ÇÜ­LÜK, BÖ­LÜ­CÜ­LÜK...

ANA­YA­SA'nın de­ğiş­ti­ri­le­mez ilk üç mad­de­si bile de­ği­şir/de­ğiş­ti­ri­lir, Ana­ya­sa'nın içe­ri­ği de­ği­şir /de­ğiş­ti­ri­lir; ama bö­lü­cü­le­rin bu gün­dem mad­de­si hiç de­ğiş­mez, de­ğiş­ti­ril­mez...​Ba­ka­lım bu yıl neler ko­nu­şu­la­cak, tar­tı­şı­la­cak, ne söv­gü­ler dü­zü­lecek, ne kav­ga­lar iz­le­necek TBMM tv yan­sı­la­rın­dan?...

Ha­yır­la­ra ve­si­le olsun desek mi acaba ?... Ol­ma­ya­cak duaya amin den­me­ye­ce­ği­ne göre...​Yormaya­lım çe­ne­mi­zi, na­sıl­sa gül­dü­re­mi­yo­ruz ül­ke­mi­zin çeh­re­si­ni...

Ama içi­miz ya­nı­yor­muş zey­tin­lik­ler için...

Bir de demiş ki ozan; sen yan­ma­san, ben yan­ma­sam, nasıl çı­ka­cak ka­ran­lık­lar ay­dın­lı­ğa?...

Be hey sev­gi­li ozan; var­ken bu kadar oyun bozan...​Bu ülke hep­den kül, duman da...İtfa­iye­ci­le­rin başka iş­le­ri var,var ki yan­gı­nın ya­nın­dan geçip, gi­di­yor­la

Cumartesi, 04 Kasım 2017 08:20

Orada Mu­ha­le­fet Var mı?...

Orada Mu­ha­le­fet Var mı?...

Di­gi­tal tek­no­lo­ji dev­ri­mi ya­şa­dı­ğı­mız bir ger­çek... Geç­miş­de 45'lik­ler, 33'lük­ler, ar­dın­dan LP (açı­lı­mı LONG PLAY, Türk­çe­si ile uzun çalar; me­ca­zi an­la­mıy­la da cuk otur­mak­ta gü­nü­mü­ze, ülke gün­de­mi­ne...Gü­nü­müz; kav­ram­sal ola­rak ger­çek bir uzun çalar dö­ne­mi...​ve belki de sür­dü­rü­le­bi­lir ça­lar­lık dö­ne­mi bile dense daha da ye­ri­dir)...​Ve son­ra­sın­da teyp­ler ki bir disk­ten di­ğe­ri­ne ak­ta­rı­lır­dı bant­lar, üze­ri­ne ses ka­yıt­la­rı ya­pıl­mış ola­rak...

FETOŞ ent­ri­ka­la­rı ne­de­niy­le daha düne kadar her­ke­sin di­lin­de­ki "tape" geç­miş­de­ki bil­di­ği­niz, bil­di­ği­miz teyp...​Bunca yıl­dan sonra İngi­liz­ce kay­nak­lı bu sözü ya­zıl­dı­ğı gibi oku­mak ve de sanki ona çok başka güçlü ve gi­zem­li bir anlam kat­mak ya da sanki ka­fa­lar­da çok başka bir kav­ram ya­rat­ma­ya ça­lış­mak da ayrı bir ma­ri­fet, el­bet­te­ki gül­me­ce kı­va­mın­da...

Anım­sa­na­ca­ğı gibi bu ta­pe­ler, teyp­ler, ses ka­yıt­la­rı; nasıl da sol­la­mış­dı geç­miş­de ger­çek­leş­ti­ril­miş olan altın plak, pla­tin cd satış sa­yı­sı­nı...​Bir kaç yıl ön­ce­sin­de en hit par­ça­lar bu "tape"ler, oku­nur bi­çi­miy­le teyp­ler, ses bant­la­rıy­dı... Ve bun­la­rı gün­de­me ge­ti­ren­ler bağ­la­mın­da; ger­çek­li­ği­ni ka­nıt­la­mak, sor­gu­la­mak, so­ruş­tur­mak­sa...​El­bet­te ki yar­gı­nın gö­re­vi, işiy­di desem...​diyemi­yo­rum...o düzen ancak hukuk dev­let­le­rin­de ge­çer­li... Bizde ise; ta­raf­lar ara­sın­da­ki görev bö­lü­şü­mü; bir taraf yi­ğit­le­rin inkar ka­le­si...​Diğer ta­raf­sa; en so­nun­da attık golü, işte şimdi ka­zan­dık maçı...​Ama her şey bo­şu­na; hemen ŞİKE ÇETESİ çıkar or­ta­ya...​Taraftar­dan da yük­se­len des­tek çığ­lık­la­rı:

-İnkar, if­ti­ra, mon­taj...​Biz yap­ma­yız asla pa­ti­naj... Hep bir­lik­te önü­müz­de­ki maç­la­ra ba­ka­ca­ğız...

Bu bağ­lam­da di­ye­bi­le­ce­ği­miz söz, hem de pek çok söz var da...​Edep ya hu der su­sa­rız, sus­kun ka­lı­rız ül­ke­miz­de­ki bu hu­kuk­sal aç­maz­lar kar­şı­sın­da...

Durup, du­rur­ken neden mi dep­reş­di anı­la­rım­da FETOŞ ta­pe­le­ri?...

Ül­ke­mi­zin ku­ru­cu­su, Ulu Ön­de­ri­miz Kemal ATA­TÜRK'ün an­ne­si­ne ha­ka­ret­den 2 Kasım 2017 günü yerel mah­ke­me­ce tu­tuk­la­nan yav­şak, 3 Kasım 2017 günü sa­lı­ve­ril­miş bir üst mah­ke­me ta­ra­fın­dan...​Kadın­la­ra yö­ne­lik has­ta­lık­lı duy­gu­la­rıy­la on­la­ra sal­dı­ran­lar da nasıl ki yar­gıç kar­şı­sı­na ge­çin­ce "açık giy­si­le­ri ne­de­niy­le müs­lü­man­cı­lık de­ğer­le­ri­nin ze­de­len­di­ği" sa­vıy­la anın­da sa­lı­ve­ri­lir­ler...İşte ben­ze­ri bir hu­kuk­suz­luk yine ya­şan­dı; Ata­mız'ın an­ne­si­ne sal­dı­ran ya­ra­tık, ser­best bı­ra­kıl­dı.Ama ATA­MIZ'ın kur­du­ğu par­ti­den, ko­nu­yu iz­le­me­ğe alan,bu ya­ra­tık ser­best bı­ra­kıl­dı diye soran sor­gu­la­yan ya da karşı çıkıp "mu­ha­le­fet yapan" henüz kimse çık­ma­dı.

Ne yazık ki ül­ke­de ya­şa­nan bunca hu­kuk­suz­luk kar­şı­sın­da hep ye­ter­siz kalan, hep ba­şa­rı­sız olan bir mu­ha­le­fet...

Ve onlar yal­nız­ca ko­nu­şu­yor, bu hukuk ta­nı­maz­lar­la ça­ça­ron ma­hal­le ka­dın­la­rı gibi çene ya­rış­tı­rı­yor. Seçim dö­nem­le­rin­de de halka, seç­me­ne buy­ruk ve­ri­yor:

- San­dık­lar­da işi bi­ti­rin!...

San­dık­lar ne zaman hu­ku­kun ye­ri­ne geçdi?... Sana so­ru­yo­rum baş mu­ha­le­fet­de­ki m'irim?... Yoksa sen de mi alı­yor­sun bir mik­tar prim; ül­ke­de ya­şa­nan onca dep­re­min şid­de­ti­nin ce­za­sı­nı verme işini seçim za­ma­nı­na bı­ra­kı­yor­sun,de­mi­ri ta­vın­da döv­mek var­ken?...​Neden hesap so­ra­mı­yor­sun?... Nedir senin TBMM'de bu­lun­ma ne­de­nin?...

Gerçi sen de hak­lı­sın; bu ül­ke­de HUKUK dün yoktu ki bugün olsun...​Bo­şu­na fer­yad figan...​Na­sıl­sa her seçim ön­ce­sin­de da­ğı­tı­la­cak ulu­fe­ler ola­cak­dır si­ya­sal ve top­lum­sal ya­şam­da olu­şan kir­li­lik­le­ri ör­tecek ipek gibi bir yor­gan...

Veee

Son gün­ler­de;PKK yine iş­ba­şın­da...​Sonuç ola­rak; Vatan sağ...9 Meh­met­çik şehid...66 te­rö­rist ölü...​Te­rö­re neden olan­la­rın be­li­ni kır­mış olan bu ülke; nasıl oldu böyle yine kan gölü?...2002'den beri KOCA ÇINAR'ın dal­la­rı­na tü­ne­yen AK­BA­BA­LAR, söy­le­yin ba­ka­lım;nedir bu ya­şa­nan­la­rın nihai çözüm yolu?...

Melih; metal yor­gu­nu...​An­la­dık da bunca be­ce­rik­siz­lik var­ken or­ta­da; sakın ola ki metal yor­gun­lu­ğu bu­la­şı­cı bir has­ta­lık ol­ma­sın tüm AK­BA­BA­LAR'ın ara­sın­da?...

Ve ölen­le­rin ana­la­rı; nasıl ya­nı­yor­sa yü­rek­le­ri, aynı ateş­le yak­ma­lı bu iş­le­re neden olan­la­rın ca­nı­nı...Şehid ana­la­rı­nın bu sus­kun­lu­ğu sür­dük­çe, Ölüm Me­le­ği PKK eliy­le bu ül­ke­nin asker, polis de­me­den genç­le­ri­nin def­te­ri­ni dür­dük­çe...​Kimsecik­ler de sor­ma­ya­cak­sa bu nasıl AK­DÜ­ZEN diye...​Hele ki şu baş mu­ha­le­fet;dut yemiş bül­bül ola­rak ka­la­cak­sa...

 

Aman;bana ne olu­yor­sa?...

Bun­dan böyle;boş ve­re­ce­ğim ben de ve de al­dır­ma­ya­ca­ğım.Yere dü­şe­ni kal­dır­ma­ya­ca­ğım.Sü­rün­mek çok ya­kı­şı­yor bu mil­le­te, şey­tan azap­ta gerek…di­ye­ce­ğim...​diyebi­lir­sem eğer...

Cuma, 03 Kasım 2017 10:46

Kan­dı­ran, Kan­dı­ra­na

Kan­dı­ran, Kan­dı­ra­na

Bu yıl 29 Ekim kut­la­ma­la­rı için; AKP'nin söy­lem­le­ri­nin ve AZİZ ATA­TÜRK'e saygı su­num­la­rı­nın en üst dü­zey­de ol­du­ğu bir yıl­dö­nü­müy­dü de­ne­bi­lir. Çünkü bu­gün­ler­de­TÜRK­ÇÜ­LÜK moda (özde değil el­bet­te sözde) ve Meral Katun çıktı ya ka­mu­sal alana... Sen bak AK­BA­BA­LAR'daki ta­kiy­ye­ci ATA­TÜRK­ÇÜ­LÜK ya­la­nı­na ve tü­kür­dü­ğü­nü ya­la­ma ya­rı­şı­na...

Ak­ko­yun­lar da iyice aptal ola­cak­lar; bir gün ATA­TÜRK'e küfür, diğer gün şükür...

Vel­ha­sıl AK­BA­BA­LAR'ın ça­yır­la­rın­da ko­yun­luk zor za­na­at...

 

Üs­te­lik "Demir dağ­la­rı eri­ten ata­la­rın to­run­la­rı­yız biz" diyor artiz Er­tuğ­rul da TRT1'de...

Bu ne per­hiz, bu ne la­ha­na tur­şu­su...​Hani Er­ge­ne­kon diye bir şey yokdu, uy­dur­may­dı ve Er­ge­ne­kon bir terör ör­gü­tüy­dü.Sen ER­GE­NE­KON; terör ör­gü­tü­dür di­ye­rek nice can­la­rı yak­tı­ğı­nı/al­dı­ğı­nı unut­tu­ğu­mu­zu sa­nı­yor­sun sa­nı­rım...​Sakın sanma!...

 

TRT 1'deki Er­tuğ­rul; AK­BA­BA­LAR'ın ve on­la­rın ne­re­de ot­la­ya­ca­ğı­nı şa­şı­ran da­var­la­rı­nın kes­kin U dö­nüş­le­ri­nin yan­sı­dı­ğı bir dizi film... Daha ön­ce­le­ri Polat Alem­dar­lı KURT­LAR VADİSİ'nde ül­ke­nin po­li­tik se­nar­yo­la­rı ya­zı­lır, ön­gö­rü­lür ve dizi film­le Ame­ri­ka'ya karşı kah­ra­man­lık­lar ya­şa­nır ve ya­şa­tı­lır­dı(biraz Reha Muh­tar söy­le­mi gibi oldu)...​Bugün­ler­de de Er­tuğ­rul di­zi­siy­le Tür­kün düş­man­la­rı­na korku sa­lı­nı­yor ev­ve­lal­lah... Hol­y­wo­od; Dünya si­ya­se­ti­ni, ge­le­ce­ği, gi­de­ce­ği (ik­ti­dar­lar bağ­la­mın­da) dis­to­pi­ala­rıy­la, bazen de uto­pi­ala­rıy­la be­lir­ler de bi­zim­ki­ler hiç geri durur mu?...​Beyaz cam ara­cı­lı­ğıy­la tarih ya­zı­yor­lar, tarih...​Heyt bre peh­li­van­lar!...Önce Arap ya­rı­ma­da­sın­dan çıktı ma­sal­la­rı, ama Meral katun yü­zün­den Er­ge­ne­kon Des­ta­nı'na ulaş­dı.

Kan­dı­ran, kan­dı­ra­na...Ül­ke­nin de­ği­şen si­ya­set ba­ro­met­re­si­ne göre, dev­let te­le­viz­yo­nun­da ya­yın­la­nan di­zi­nin akışı bi­çim­le­ni­yor. Doğal ola­rak da da­var­lar pek bir şaş­kın.Neyse ki Sır­bis­tan'dan et­le­ri geldi de...İşte görün!...Sırp­sın­dı­ğı Sa­va­şı'nın he­zi­me­ti­ni 21.yüz­yıl­da bile üze­rin­den ata­ma­yan Sırp­lar, AK­KO­YUN­LAR'a hiz­met ya­rı­şın­da...​Adı Fetoş'la aşk-meşk iliş­ki­le­ri­ne ka­rı­şık A1 mar­ket, artık AK­BA­BA­LAR'la ba­rı­şık ol­du­ğu için bu et­le­ri onlar sa­ta­cak­mış. Bir de Bilal oğ­la­nın dük­kan­la­rı... Sen KOÇ'un, SA­BAN­CI'nın dük­kan­la­rı­na gi­der­sen, çok bek­ler­sin Sırp­sın­dı­ğı Sa­va­şı'nın ga­ni­met­le­rin­den se­bep­len­me­ği...

 

Üm­met-i Tay­yi­ban'ın yi­ye­ce­ği et­le­re ağ­zı­mı­zı su­lan­dır­ma­ya­lım(çünkü ümmet, kimin üm­me­tiy­se; onun sof­ra­sı­na çöker,sa­hi­bi­nin at­tı­ğı ke­mi­ği yalar)...

Ülke ge­ne­lin­de­ki kan­dı­rık­çı­la­rı bı­ra­ka­lım, bir de yerel dü­zey­de­ki kan­dı­rık­çı­la­ra ba­ka­lım.

 

Efen­dim; Di­dim­li­ler'e hiz­met için be­le­di­ye­nin te­pe­sin­de kol­tuk kapan bir Halk Par­ti­li demiş ki:

-Bun­dan böyle kut­la­ma­lar­da ha­va-i fişek kul­lan­ma­ya­ca­ğız. Çünkü kuş­lar ölü­yor...

Aman ne güzel...​Kutlarız...​Ama bu ar­ka­daş; kuş­la­rı dü­şün­dü­ğü kadar, kent­de ya­şa­yan­la­rı da dü­şün­se nasıl olur acaba?...

Kuş­lar; ha­va-i fi­şek­ler ne­de­niy­le uça­mı­yor­lar, ölü­yor­lar. Kent­li­ler de bit­mez, tü­ken­mez konut üre­tim­le­ri, ya­pı­laş­ma ne­de­niy­le yol­lar­da yü­rü­ye­mi­yor­lar.

İşte be­le­di­ye­nin ba­şın­da­ki baş­kan; kuş­la­rı dü­şün­dü­ğü gibi, kent­li­le­ri de dü­şün­se iyi olmaz mı?... Daha açık bir de­yiş­le; mü­te­ah­hit­le­ri, yap-sat­çı­la­rı,in­şa­at­çı­la­rı değil de Di­dim­li­ler'i dü­şün­se...

 

Ör­ne­ğin; Hisar Ma­hal­le­si'nde köşe ba­şı­nı tut­muş bir dev gibi, Dünya Komp­lek­si adlı ya­pıy­la iki yolu da işgal eden, işgal de nedir ki, dü­pe­düz gasp eden mü­te­ah­hit...​Kuşku­suz adı, in­şa­atın ruh­sat ta­be­la­sın­da ya­zı­lı,doğal ola­rak bi­li­yor­dur Baş­kan onun kim­li­ği­ni...​Sayesinde ma­hal­le­li; İsrail'in yük­sek du­var­lar­la top­rak­la­rı­nın sı­nır­la­rı­nı çe­vir­di­ği Fi­lis­tin­li­ler gibi kı­sı­lıp, kal­mış durumda...​Evine gi­rer­ken;her gün "yol bul­ma­ca" so­ru­nuy­la karşı, kar­şı­ya...

İşte bu­ra­da sor­mak is­te­rim ki o kol­tuk­la otu­ran gö­rev­li­nin;Be­le­di­ye Baş­ka­nı ola­rak tem­sil et­ti­ği parti acaba kimin par­ti­si?...​Halkın CHP'si mi?...​Yoksa mü­te­ah­hit­le­rin CHP'si mi?...

Baş­kan­lık gö­re­vi­ne; kime hiz­met etmek için gel­miş o kol­tuk­da otu­ran kişi?...

Yoksa o da mı bir kan­dı­rık­çı ?...

O kol­tuk­da otu­ran kişi için de­ğer­li olan, önem­li olan kim ya da ne?...​Halk mı, halka hiz­met mi?... Yoksa mü­te­ah­hit­ler mi, on­la­rın iş­le­ri­ni ko­lay­laş­tır­mak mı?...

Yoksa, yoksa; Didim'i altın ta­bak­da, AKP'ye sun­mak mı?...

Her­kes ya­kı­nı­yor; halk, esnaf, taksici...​ Ama be­le­di­ye umur­sa­maz, hal­kı­nı saymaz...​Yok, yok; ül­ke­yi yö­ne­ten­ler gibi, be­le­di­ye de kan­dı­rık­çı, kan­dı­rık­çı...​Halkın par­ti­si sa­vıy­la oy­la­rı almış, otur­muş o kol­tu­ğa ama ka­yır­dı­ğı, kol­la­dı­ğı belli ki halk değil...Çünkü halk ezi­yet çe­ki­yor, ama mü­te­ah­hit­le­rin dev gibi iş ma­ki­na­la­rı hal­kın kul­la­na­ca­ğı yol­la­rın önüne set çe­ki­yor...​Halka hiz­met için gö­re­ve ge­len­ler­se halkı hiç umur­sa­mı­yor.

Ba­ka­lım bu gi­di­şa­tın sonu ne­re­ye va­ra­cak?...

Perşembe, 02 Kasım 2017 18:09

Günah Ke­çi­si

Günah Ke­çi­si

 

Kaçış yok; ke­sin­lik­le bir “günah ke­çi­si” ya­ra­tı­la­cak, sal­dı­rı­la­cak bir düş­man gös­te­ri­lecek…

Hit­ler de öyle yap­ma­dı mı?… Musa’nın ço­cuk­la­rı­nı hedef gös­te­re­rek; “İşte bun­lar; sizin işsiz kal­ma­nı­zın ne­de­ni­dir” di­ye­rek Ya­hu­di­ler’in yok edil­me­si için ge­rek­li or­ta­mı oluş­tur­ma­dı mı?…Ve Ya­hu­di­ler’i yok ede­rek; ik­ti­da­rı­nı sağ­lam­laş­tı­rıp, Dünya’yı ele ge­çir­me düş­le­ri kur­ma­dı mı?…

 

Bi­lin­di­ği gibi; in­san­la­rın iki temel iç­gü­dü­sü var­dır:Ya­şat­ma iç­gü­dü­sü ve öl­dür­me iç­gü­dü­sü…

Öl­dür­me iç­gü­dü­süy­le kuş­ku­suz insan; her önüne ge­le­ni öl­dür­mez ama in­san­la­ra düş­man­lık duyar, on­lar­dan nef­ret eder, sal­dır­gan­lık eği­li­mi gös­te­rir.

Ve ya­şat­ma iç­gü­dü­süy­le de; sever, mer­ha­met eder, korur, kol­lar…

İşte AK­DÜ­ZEN’i ko­ru­yup, kol­la­mak için de; düş­man­lar ya­ra­tıl­mak­ta, “iç­gü­dü­le­riy­le tutum ve dav­ra­nış­la­rı­nı ser­gi­le­yen” ege­men­ler ta­ra­fın­dan… Üs­te­lik yal­nız­ca dış­dan, dı­şa­rı­dan değil; içden, içe­ri­den düş­man­lar ya­ra­tıl­mak­da, ka­mu­sal dü­zey­de yan­daş ta­ife­si­nin öl­dür­me iç­gü­dü­le­ri­nin do­yu­ma ulaş­tı­rıl­ma­sı bağ­la­mın­da…Ki on­la­rın ya­şat­ma iç­gü­dü­le­ri­nin dışa vu­ru­mu yö­ne­lik olsun; yal­nız­ca ve yal­nız­ca ik­ti­da­ra, güce, oto­ri­te­ye, yet­ke­ye…

 

İkti­da­ra gel­dik­le­ri gün­den beri AK­DÜ­ZEN’de; her gün yeni bir günah ke­çi­si, yeni bir düş­man ya­rat­ma ope­ras­yo­nu/iş­le­mi ya­pı­lı­yor sü­rek­li.Ses­siz­ce ve sin­si­ce değil; ban­gır, ban­gır…Gü­rül­tü­lü, san­cı­lı, sal­ya­lı, sü­mük­lü, ağ­la­mak­lı… Bu ope­ras­yo­nun ya­rat­tı­ğı günah ke­çi­le­rin­den bi­ri­si de, bi­lin­di­ği gibi; Baş­ba­kan­lık kol­tu­ğun­da “tem­si­li ola­rak” otur­tul­muş olan Ahmet Da­vu­toğ­lu ya da nam-ı diğer David Efen­di idi… Ga­ri­bin; Tay­yi­ban’ın ga­za­bın­dan ko­run­ma­sı­na, hekim olan zev­ce­si­nin oku­yup, üf­le­me­le­ri bile kar et­me­miş­di…Bir de bu nisa; bi­lim­sel araş­tır­ma­lar so­nu­cu bu­lu­nan sa­ğal­tım yön­tem­le­ri­ni ve ilaç­la­rı kul­lan­mak ye­ri­ne, oku­yup üf­le­me­li te­da­vi yön­tem­le­ri tav­si­ye et­miş­di has­ta­la­rı­na… Vay ha­li­ne bu ni­sa­nın söz­le­ri­ne ka­na­nın!…Kadın ko­ca­sı­nı kur­ta­ra­ma­dı, değil ki has­ta­la­rı­nı kur­ta­ra­bil­sin...​Gerçi bun­lar da gö­zar­dı edil­me­me­si ge­re­ken çet­re­fil­li ko­nu­lar da…Neyse biz dö­ne­lim asli ko­nu­mu­za, sap­ma­ya­lım tali yol­la­ra…

 

Kuş­ku­suz ik­ti­da­rın se­la­me­ti, be­ka­sı için üre­ti­len, tü­re­ti­len, ya­ra­tı­lan düş­man­lar ya da günah ke­çi­le­rin­den en üst rüt­be­li­siy­di; Da­vu­toğ­lu… Ondan ön­ce­ki düş­man­sa; Pa­ra­lel Yapı, sanki yıl­lar­ca aynı yol­lar­da be­ra­ber yü­rü­dük­le­ri ger­çe­ği­ni unut­muş­ça­sı­na ya da biz­le­re unut­tur­muş­ça­sı­na… Ve ev­ve­li, ezeli, fo­re­ver düş­man, en bi­lin­dik günah ke­çi­si; el­bet­te ki ve de bit­ta­bii ki laik kim­lik­li ve de kı­lık­lı cümle insan…

Eği­tim­li kö­pek­ler; “sal­dır” diye gös­te­ri­len he­de­fe nasıl koşar ve sal­dı­rır, ısı­rır, par­ça­lar, pa­ra­lar hani ya…İkti­dar­da olan­lar için; hal­kın ya da Üm­met-i Tay­yi­ban’ın öl­dür­me iç­gü­dü­sü­nü do­yu­ra­cak düş­man da se­çil­miş, günah ke­çi­si ta­nım­lan­mış, ölüm­cül duy­gu­la­rın ışın­la­na­ca­ğı hedef bu­lun­muş de­mek­tir. Artık bun­dan sonra ya­şat­ma iç­gü­dü­süy­le; Üm­met-i Tay­yi­ban, ik­ti­dar­da­ki gücü ko­şul­suz sever, sor­gu­la­maz, yar­gı­la­maz, korur, kol­lar, ya­şa­tır.

Üs­te­lik bu sevgi or­ta­mı­nı ya­şat­mak, sür­dü­rü­le­bi­lir­li­ği­ni sağ­la­mak için de özel­lik­le La­ik­ler’in var­lı­ğı­nı ko­ru­mak ön­ko­şul­dur. Çünkü La­ik­lik il­ke­si ol­maz­sa, La­ik­ler ya­şa­tıl­maz­sa; “günah ke­çi­si” bulma so­ru­nu ya­şa­nır.

Öl­dür­me iç­gü­dü­sü; do­yu­ma ulaş­mış, günah ke­çi­si ola­rak be­lir­le­nen he­de­fe söv­gü­ler dü­zül­müş, yeri gel­miş düş­man dö­vül­müş, ör­se­len­miş ve belki de son aşa­ma­da öl­dü­rül­müş…Aman ne güzel!… Ayak­to­pu ma­çın­da, karşı ta­kı­mın ta­raf­ta­rıy­la ka­pı­şır gibi; kus öf­ke­ni, hır­sı­nı, ki­ni­ni…Sonra?… Son­ra­sın­da ege­men güç ses­le­ni­yor işte:

-Sen ya­şat­ma iç­gü­dü­nün yan­sıt­tı­ğı ne varsa; yal­nız­ca bana ver!...​Bana, ik­ti­da­ra, AK­DÜ­ZEN’e, Tay­yi­ban’a!… Ben ki AK­DÜ­ZEN’in ya­ra­tı­cı­sı, ku­ru­cu­su, ko­ru­yu­cu­su, kul­la­nı­cı­sı; sen ey Üm­met-i Tay­yi­ban !… Tapın bana !…

İşte bu kadar; günah ke­çi­si so­ru­nu çö­zül­dük­ten sonra,artık ya­şat­ma iç­gü­dü­sü­nün yön­len­di­ri­le­ce­ği tek bir hedef var; AK­DÜ­ZEN’in ba­şın­da­ki zat-ı muh­te­rem…

Onun ko­ru­nup, kol­lan­ma­sı, ya­şa­tıl­ma­sı, ik­ti­da­rı­nın sağ­lam­laş­tı­rıl­ma­sı böy­le­ce çok daha kolay… Çünkü eği­tim­li kö­pek­le­rin sal­dır­ma­sı için hedef gös­te­ril­miş­dir.

Ne zor iş; şu Ak­ba­ba­lar’ın Koca Çınar’da tü­ne­me­si, ya­ra­tıl­ma­yın­ca bir günah ke­çi­si…Ger­çek­ten de zor iş, çok zor iş…

Çarşamba, 01 Kasım 2017 08:39

KA­DIN­LA­RA BİR ANIM­SAT­MA

KA­DIN­LA­RA BİR ANIM­SAT­MA

Ben usan­ma­dan ka­dın­lar için ne çok söz­ler söy­le­mek­te­yim... Ve bi­li­yo­rum ki ka­dın­lar için ne kadar çok söz söy­len­se azdır...​Ka­dın­lar al­dır­maz­sa onlar için söy­le­nen söz­le­re; bu dünya ka­dın­la­ra hep dar­dır...

Ama...

Son yıl­la­rın sim­ge­sel bir adı olan Öz­ge­can'a ve nice, nice ka­dın­la­ra kıyan oğul­la­rı ye­tiş­ti­ren­ler de ka­dın­lar­dır... Ka­dın­lar eğit­me­dik­çe ken­di­le­ri­ni; ger­çek an­lam­da bir ERKEK ye­tiş­tir­mek ko­nu­sun­da...O zaman onlar da ka­dın­la­ra kıyan; ca­na­var ka­dın­lar­dır... Ve bi­lin­me­li­dir ki ya­şa­nan bu kat­li­am­lar­da on­la­rın da çok büyük suç payı var­dır...

 

Bey­ni­ni tür­ban­la sak­la­ma kadın... Bugün; ya­rı­nı­nı dü­şün­me­den at­tı­ğın her yan­lış adım, gün gelir seni de kat­le­der... Ama ar­kan­dan ağıt­lar ya­ka­cak bir kadın bile bu­la­maz­sın...

Dün…Dün de­di­ğin; AKP’den ön­ce­sin­de kal­mış…Dün­den bu­gü­ne; top­lum pek çok ya­ra­lar almış…

En çok da ka­dın­lar…Ya­ra­la­rı; kan revan için­de…Ve sü­rük­le­ni­yor­lar yok edi­li­şe…Oysa dün…

Dün; gün­ler­den 8 Mart 1994…Bursa’dayız, top­lan­mı­şız yerli, ya­ban­cı pek çok kadın; tar­tı­şı­yo­ruz kadın hak­la­rı üze­ri­ne ve Türk An­ne­ler Bir­li­ği Bursa Şu­be­si’nce dü­zen­le­nen DÜN­YA­DA KADIN HAK­LA­RI ko­nu­lu panel ne­de­niy­le…

Bugün neler ya­şa­nı­yor, ka­dın­lar nasıl ya­ra­la­nı­yor, nasıl da kan kay­be­di­yor, nasıl da tü­ke­ti­li­yor, gi­de­rek yok edi­li­yor diye; işte ben de bu ne­den­le dünü dü­şün­mek, dünü ta­şı­mak is­te­dim bu­gü­ne…

İste­dim; çünkü kadın hak­la­rı-er­kek hak­la­rı diye bir cin­sin, di­ğe­ri üze­rin­de ege­men­lik kurma gi­ri­şim­le­ri­nin ne denli yer­siz ve de yan­lış ol­du­ğu­nu sa­vun­muş­tum yıl­lar­ca…Bir de is­te­dim ki kendi içi­miz­de, se­siz­ce;ATA­TÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ’nin Türk hal­kı­na ta­nı­dı­ğı hak­lar çer­çe­ve­sin­de, ka­dın-er­kek ne­den­li eş ve eşi­tiz, bir kez daha dü­şü­ne­lim dün ve bugün bağ­la­mın­da… Bir başka de­yiş­le; dün ne­re­dey­dik ve bugün de yü­rü­yo­ruz bir yer­le­re, acaba ne­re­ye ?…

Dün…Gün­ler­den 8 Mart 1994 gü­nün­de­yiz…

Türk An­ne­ler Bir­li­ği’nin Bursa Şu­be­si’nin dü­zen­le­di­ği top­lan­tı­da…

Otu­ru­mu yö­ne­ten; Pror.​Dr. Ülkü ÖZALP (O gün­ler­de Bursa Ana­kent Be­le­di­ye Baş­ka­nı olan Te­oman ÖZALP’in eşi diye ta­nım­la­ma­ya, ta­nıt­ma­ya gerek yok ken­di­si­ni; çünkü Bayan ÖZALP kendi kim­li­ğiy­le top­lum­da va­ro­lan bir kadın)…

Os­man­lı Dö­ne­mi’ndeki ka­dın­dan, Cum­hu­ri­yet Dö­ne­mi’ndeki ka­dı­na; Türk ka­dı­nı­nın top­lum­sal ya­şam­da­ki ge­li­şi­mi­ni an­la­tı­yor. An­la­tır­ken de Ata­türk’ün öz­le­di­ği Türk ka­dı­nı­nın canlı bir ör­ne­ği ola­rak kar­şı­mız­da du­ru­yor.

Konuk ko­nuş­ma­cı­la­ra ge­lin­ce; ilk ko­nuş­ma­cı Al­man­ya’nın İstan­bul Baş­kon­so­lo­su’nun eşi ola­cak­mış ama onun ye­ri­ne kon­so­los­luk gö­rev­li­le­rin­den bir başka ko­nuş­ma­cı ka­tı­lı­yor top­lan­tı­ya… Onun an­la­tı­mın­dan da öğ­re­ni­yo­ruz ki ge­liş­miş Batı Ül­ke­le­ri’nden Al­man­ya’da da ka­dı­nın, pek de yu­ka­rı­lar­da ol­ma­dı­ğı­nı Türk ka­dı­nın­dan …Üs­te­lik Al­man­ya’da sa­yı­sal üs­tün­lük ka­dın­lar­da ol­ma­sı­na kar­şın hiç de öyle mutlu ço­ğun­luk falan de­ğil­miş Al­man­ya’da ka­dın­lar… Neden mi?…

 

Nasıl ol­sun­lar ki?…

1949’daki Ana­ya­sa ile kadın hak­la­rı, er­kek­le­rin­kiy­le eşit­len­miş…(Oysa Türk ka­dı­nı bu hak­la­rı 1924 Ana­ya­sa­sı ile elde et­miş­ti…İşte bu ne­den­le; yoz­lar, yo­baz­lar NEDEN SEVSİNLER Kİ KEMAL ATA­TÜRK’Ü ?…)

15-65 yaş arası eko­no­mik an­lam­da etkin sa­yı­lan ka­dın­la­rın daha çabuk işsiz kal­dı­ğı­nı an­la­tı­yor Alman ko­nuş­ma­cı… Ül­ke­miz­de ka­dın­la­rın ege­men ol­du­ğu eği­tim kad­ro­la­rı bile; ön­ce­lik­le er­kek­le­re öne­ri­li­yor­muş Al­man­ya’da… El­bet­te ki er­kek­ler çocuk do­ğur­mak gibi, ne­sil­le­rin üre­ti­mi iş­le­vi­ni üst­len­me­dik­le­ri ge­rek­çe­siy­le ön­ce­lik­liy­miş işe alın­ma­da…

Ve Al­man­ya’da ka­dın­lar az üc­ret­le ça­lı­şı­yor­lar­mış, ama ka­dın­la­rın aynı iş ye­rin­de­ki er­kek­ler kadar ücret ala­bil­me­le­ri için dava açma hakkı var­mış. Oysa bizim 1475 Sa­yı­lı İş Ya­sa­mız’da “eşit işe, eşit ücret” il­ke­si ge­çer­li­dir. Tür­ki­ye’de cins­le­re göre ücret gös­ter­ge­le­ri dü­zen­len­mez.

 

1918’den beri Alman ka­dı­nı­nın seçme ve se­çil­me hakkı var­mış. Ama po­li­ti­ka­da aktif kadın sa­yı­sı azmış. Bu ne­den­le Alman Sos­yal De­mok­rat Par­ti­si kadın ko­ta­sı ayır­mak­tay­mış… An­la­şı­lan bizim SHP’liler de bu Alman ben­zer­le­rin­den yüzde 25 kadın ko­ta­sı uy­gu­la­ma­sı­nı kopya çek­miş­ler, 90’lı yıl­lar­da, ama… Kon­ten­jan uy­gu­la­ma­yan par­ti­le­re oran­la yine de en az ka­dı­nı SHP’de gör­dük o gün­ler­de ya, neyse…

Bu ko­ta­la­ra kar­şın; Alman par­la­men­to­sun­da 4 kadın bu­lun­mak­tay­mış. Bir de o bizim o gün­ler­de­ki mec­li­si­mi­ze bak­tı­ğı­mız­da ille de hak is­te­riz diye or­ta­lı­ğı bu­lan­dı­ran PKK’lı­la­rın, par­don DEP’li­le­rin bile bir Leyla ZANA’sı vardı o gün­ler­de, başka ka­dın­la­rı yoktu, ama bir kadın va­li­miz, bir de kadın baş­ba­ka­nı­mız ol­muş­tu Türk kim­li­ğin­den…

Ge­lir­sek Azer­bay­can ka­dı­nı­na…

O gün­ler­de ken­ti­miz üni­ver­si­te­sin­de konuk öğ­re­tim gö­rev­li­si ola­rak bu­lu­nan Ulduz AS­LA­NO­VA; Azer­bay­can ka­dın­la­rı­nın her alan­da et­ki­li ol­duk­la­rı­nı an­la­tı­yor ka­tı­lım­cı ka­dın­la­ra…

1917’de seçme ve se­çil­me hak­kı­nı ka­za­nan Azer­bay­can ka­dı­nı­nın yüzde 30’unun par­la­men­to­da ol­du­ğu­nu söy­lü­yor (Bence şük­ran borç­lu ol­ma­lı Azeri ka­dın­lar Lenin Amca’ya)…Yine üni­ver­si­te öğ­ren­ci­le­ri­nin yüzde 60’ının kız öğ­ren­ci­ler­den oluş­tu­ğu­nu be­lir­ti­yor…Azer­bay­can ka­dı­nı­nı gök­le­re çı­ka­ran AS­LA­NO­VA; bugün de Azer­bay­can ka­dı­nı­nın ül­ke­si­nin zor gün­le­rin­de (Er­me­nis­tan’la so­run­la­rı vardı ve Rus tank­la­rı ge­çi­ver­miş­ti bir uçtan, bir uca Azer­bay­can top­rak­la­rın­dan o gün­ler­de) er­ke­ğiy­le omuz, omuza sa­vaş­tı­ğıy­la öğü­nü­yor…

“Bir soy­daş ülke, bir kar­deş ülke ka­dı­nı da olsa; ger­çek­ten ka­dın-er­kek omuz, omuza sa­vaş­mış ol­sa­lar­dı, bir Er­me­ni dü­ve­li­ni ül­ke­le­rin­den ata­maz­lar mıydı?… Dün­ya­da hiç­bir ülke ka­dı­nı yok­tur ki Ana­do­lu ka­dı­nı gibi yok­luk için­de, yedi dü­ve­li­ne karşı er­ke­ğiy­le bir­lik­te bir BA­ĞIM­SIZ­LIK SA­VA­ŞI ver­miş olsun; haydi neyse, ne de olsa kar­deş ülke, ül­ke­mi­zin ka­dı­nıy­la kar­şı­laş­tı­rıp yorum yap­ma­ma­lı­yım yine de…”

Üçün­cü konuk, aynı za­man­da Ulu­dağ Üni­ver­si­te­si öğ­re­tim gö­rev­li­si (ki o gün­ler­de) Yrd. Doç. Dr. Oya İZMİRLİ…El­bet­te­ki o bir Türk ka­dı­nı…Ama İtalya’nın Fahri Baş­kon­so­lo­su un­va­nıy­la din­le­yi­ci­le­re İtal­yan ka­dı­nı­nı an­la­tı­yor.

Onun an­lat­tık­la­rı­na göre; 1968 öğ­ren­ci dev­ri­mi ön­ce­si­ne değin silik kal­mış, ke­na­ra itil­miş tipik bir Ak­de­niz ka­dı­nıy­mış İtal­yan ka­dı­nı… Zayıf bir cin­si­yet ola­rak de­ğer­len­di­ri­len İtal­yan ka­dı­nı­nı; Va­ti­kan ve Ka­to­lik inanç ikin­ci sınıf ola­rak gö­rü­yor­muş.

1968 yı­lın­da Av­ru­pa’da esen dev­rim rüz­gar­la­rıy­la, İtal­yan ka­dı­nı­nın etek­le­ri ha­va­lan­mış ve o gün­ler­de ül­ke­miz özel te­le­viz­yon ka­nal­la­rın­da da göz­len­di­ği gibi; İtal­yan ka­dı­nı ön­ce­lik­le ken­di­ni teş­hir etme öz­gür­lü­ğü­ne ka­vuş­muş…

 

İtal­yan ka­dı­nı­na 1946’da se­çil­me hakkı ta­nın­mış ama bu hak kağıt üze­rin­de kal­mış. Ancak 1968’ler­den sonra ka­dın­lar; Va­ti­kan ki­li­se­si­nin bas­kı­sı­na rağ­men, ta­bu­la­rı yık­ma­ya baş­la­mış.İlk yap­tı­ğı işler de; si­ga­ra içmek ve pan­to­lon giy­mek olmuş. Tıpkı bizim fe­mi­nist­ler gibi on­la­rın öz­gür­lük an­la­yı­şı da; er­kek­ler­le be­den­sel ya­rı­şa gi­riş­mek olmuş, be­yin­sel ya­rı­şa gi­riş­mek ye­ri­ne…

Ve daha da inmek ge­re­kir­se de­ri­ne; her 8 Mart gü­nün­de derim ki ulu­or­ta her­ke­se:

– Ben fe­mi­nist de­ği­lim… Bir kadın ola­rak benim kut­sal gün­le­rim; 29 Ekim Cum­hu­ri­yet’in ku­ru­luş gü­nü­dür. 4 Ekim 1926 Türk Me­de­ni Ka­nu­nu’nun (Yurt­taş­lar Ya­sa­sı) yü­rür­lü­ğe gir­di­ği gün­dür. 5 Ara­lık 1934 Türk Ka­dı­nı­na Seçme ve Se­çil­me Hakkı’nın ta­nın­dı­ğı gün­dür.

Çünkü ben; Atası’nın tüm Türk yurt­taş­la­rı­na ta­nı­dı­ğı hak­lar doğ­rul­tu­sun­da, er­ke­ğiy­le eşit bir Türk ka­dı­nı­yım ve tüm Türk ka­dın­la­rı­nı da bu bi­linç­len­me doğ­rul­tu­sun­da hak ve ödev­le­ri­ne sahip çık­mak, on­la­rı ko­ru­mak ko­nu­sun­da üzer­le­ri­ne düşen gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­ye ça­ğı­rı­yo­rum…

Çünkü…

8 Mart 1994’den, bu­gün­le­re gel­di­ği­miz­de… ki bir­kaç ay son­ra­sın­da 8 Mart 2018 günü ne­de­niy­le ka­dın­lar yine ge­le­cek­ler bir araya…Çı­ka­cak­lar so­kak­la­ra; var ol­du­ğun­da ayır­dı­na va­ra­ma­dık­la­rı, de­ğe­ri­ni bilip, kul­la­nıp, ko­ru­ya­ma­dık­la­rı hak­la­rı­nı ara­ma­ya…

Çünkü…

2018’e doğru yol alır­ken ya­şam­la­rı­mız şu Dünya adlı ge­ze­gen­de; Türk ka­dı­nı­nın ki­şi­li­ği, Ata­türk İlke ve Dev­rim­le­ri’nden kay­nak­la­nan say­gın, er­ke­ği­ne eş ve eşit yurt­taş­lık kim­li­ği kal­ma­sın diye or­ta­da… Her türlü sal­dı­rı, yoz­luk, yo­baz­lık; ka­dı­nın tüm de­ğer­le­ri­ni to­zu­ma­ya uğ­rat­mak­da…

Ka­dı­nın top­lum­sal ya­şam­da­ki yeri yok edil­mek­de…Yolu, yönü, pu­su­la­sı; ka­ran­lık­la­ra çev­ril­mek­de…

Do­ğu­ra­ca­ğı çocuk sa­yı­sı­nın be­lir­len­me­sin­den, nasıl gi­yi­ne­ce­ği­ne, nasıl ya­şa­ya­ca­ğı­na iliş­kin da­yat­ma­lar­la; kadın tut­sak alın­ma­ya ça­lı­şıl­mak­da…

 

Öğ­re­tim­de tev­hi-i ted­ri­sat ka­nu­nu(*) yok sa­yı­lıp; kız­lar ve er­kek­ler ay­rış­tı­rı­lıp, bir­bi­rin­den so­yut­la­nıp, top­lum­sal cin­si­yet ay­rım­cı­lı­ğı­na gi­dil­mek­de…

Özel­lik­le de ka­dın­la­rın eko­no­mik ya­şam­dan, iş dün­ya­sın­dan ko­pa­rı­la­rak; ev­le­re ka­pa­tıl­ma­sı için yoğun ça­ba­lar gös­te­ril­mek­de… Üret­ken kadın kav­ra­mı­nın kar­şı­lı­ğı ola­rak “özel­lik­le yerel yö­ne­tim­le­rin gi­ri­şim­le­riy­le”; dan­tel­ci, ör­gü­cü, yuf­ka­cı, göz­le­me­ci, kon­ser­ve­ci kadın ör­nek­le­ri ço­ğal­tıl­mak­da…

Dün; bu­gü­ne göre ne kadar ça­ğı­mı­zın ge­ri­sin­de kal­mış­sa… Bu­gün­kü kadın da; dün­de­ki ka­dı­na göre, o kadar ça­ğı­nın ge­ri­sin­de kal­mış­dır, dün­de­ki ka­dı­na göre ge­ri­le­me­ye baş­la­mış­dır…

Zaman ve kadın ol­gu­sun­da gözle gö­rü­lür bir ter­si­ne iş­le­yiş, ter­si­ne yö­ne­liş ve ke­sin­lik­le ra­hat­sız edici, us dışı bir ters oran­tı var­dır… Gö­rü­nen odur ki bu ül­ke­de ka­dın­lar için kı­ya­met günü yak­la­şı­yor, yak­laş­mak nedir ki?… Kı­ya­met ko­pu­yor…Ka­dın­lar için mah­şe­rin dört at­lı­sı yola çık­mış ge­li­yor, ama ka­dın­lar çok acı­dır ki at­la­rın nal ses­le­ri­ni duy­mu­yor…

Belki de umur­sa­mı­yor kı­ya­me­ti­ni, kı­ya­mı­nı… Kim bilir ?…

Ka­dın­la­rın yal­nız­ca be­den­le­ri değil, ben­lik­le­ri de bir soy­kı­rı­ma uğ­ra­mak­da, yok edil­mek­de… Ama ka­dın­lar bu ya­şa­nan­la­rın ayır­dın­da değil her ne­den­se…

(*) Bir anım­sat­ma:

Tev­hid-i Ted­ri­sat Ka­nu­nu (Öğ­re­tim Bir­li­ği Ya­sa­sı), Tür­ki­ye Büyük Mil­let Mec­li­si ta­ra­fın­dan 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Nu­ma­ra­sı ile kabul edil­miş olan ve ül­ke­de­ki bütün eği­tim ku­rum­la­rı­nın Ma­arif Ve­ka­le­ti’ne (Milli Eği­tim Ba­kan­lı­ğı’na) bağ­lan­ma­sı­nı ön­gö­ren ya­sa­dır.

Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti’nde eği­ti­min temel ka­nu­nu kabul edil­miş ve daha sonra çı­ka­rı­lan ka­nun­la­ra esas teş­kil et­miş­tir. 1982 ana­ya­sa­sın­da 174. mad­dey­le ko­ru­ma al­tı­na alın­mış “in­kı­lap ka­nun­la­rın­dan” bir ta­ne­si­dir.

Tür­ki­ye’de eği­tim ala­nın­da re­form ya­pa­bil­mek; mil­li­lik, la­ik­lik, mo­dern­lik esas­la­rı­nı uy­gu­la­ya­bil­mek için eği­tim ku­rum­la­rı­nın bir­leş­ti­ril­me­si­ne ih­ti­yaç du­yul­ma­sı se­be­biy­le ha­zır­la­nan kanun; ül­ke­nin eği­tim iş­le­rin­de çok­baş­lı­lı­ğın kal­dı­rıl­ma­sı­nı sağ­la­dı. Ha­li­fe­li­ğin kal­dı­rıl­ma­sı’na dair kanun ve “Şe­ri­ye ve Evkaf Ve­ka­le­ti’nin Kal­dı­rıl­ma­sı hak­kın­da kanun“la aynı gün çı­ka­rıl­dı.

Tev­hid-i Ted­ri­sat Ka­nu­nu ay­rı­ca tekke ve za­vi­ye­le­rin ka­pa­tıl­ma­sı; din­sel ol­du­ğu dü­şü­nü­len Arap harf­le­ri­nin kal­dı­rı­lıp Harf Dev­ri­mi’nin ya­pıl­ma­sı gibi diğer bazı Ata­türk dev­rim­le­ri­nin ger­çek­leş­me­si için de alt­ya­pı­yı oluş­tur­muş­tur.

Salı, 31 Ekim 2017 14:19

Ekim Ayını Uğurlarken

Ekim Ayını Uğurlarken



Daha dün yeni yılı kutlarken; bugün Ekim ayını uğurluyoruz...Günler hızlı geçiyor, anlamadan gün bitiyor, ay bitiyor, bir de bakmışsınız yıl bitiyor... 2011 yılında Japonya'da yaşanan 8.9 şiddetindeki Tsunami ve deprem sonrasında; Dünyamız'ın ekseni bir kaç derece kaydığından dolayı günler daha hızlı geçiyor, aylar daha hızlı kaçıyor. Doğal olarak da işte Ekim ayı da sararan yapraklarla birlikte pek çok anı ve olayı ardında bırakarak çekip gidiyor. 2017 Ekim ayında şöyle bir baktığımızda anılarımıza;neler yaşamadık ki?...



Öncelikle belediye başkanları ve onların "ileri demokrasilere özgü, Saint Tayyip Efendi zorlamalı" istifaları...Bu istifalar sırasında Melih Gökçek'in pazarlıkları...Ama sonuç olarak Ankara artık Melihsiz kalmış...

Metal yorgun, Melih yorgun; bir tek Ulu Manitu Saint Tayyip Efendi haşa..Bir tek o yorulmaz!...

Zavallı Melih!...BÖYLE SANATIN İÇİNE TÜKÜREYİM demek kolay; BÖYLE SİYASETİN İÇİNE TÜKÜREYİM desene!...

Ah, ah keşke böyle siyasetin içine tükürmek için tükrük bezleri güçlü bir Melih görseydik...

Ama Ankaralı'nın bayramını gördük; Melih Gökçek'den kurtuluş bayramını... İyi oldu, iyi...Hem de çok iyi...



İYİ demişken; bir de çiçeği burnunda,her türlü çıkar guruplarından seçkin katılımcılar koynunda yeni bir siyasal partimiz de oldu bu Ekim ayında...Meral Akşener'in İYİ Partisi...

Yüce bir amaç için siyaset değil; ziyafet için siyaset yapanlar var bu ülkede...İYİ si de böyle olacakdır, kötüsü de hiç kuşkunuz olmasın...



Kamusal yarar değil zarar ilkesini benimseyecekdir İYİsi de, kötüsü de...Özel yararlarının, çıkarlarının önceliği olacakdır hep gündemde...



ERDOĞAN'la Osmanlı-Amerikan Devleti'ni kuramayanlar; umutlarını AKŞENER bacınıza mı bağladılar acaba?...

Ve diyorlar ki:

- Akşener’in İYİ Partisi’nin ismi, Kayıların “IYI” isimli sancağına göndermedir.Kayı Boyu Oğuzlarin bir koludur.Kol Gokturk'lere kadar uzanır.



Benim de anladığım odur ki Kayı; Osmanlı'yı kurdu...Bu durumda Meral Bacınız da Yeni Osmanlı'yı mı kuruyor olacak?... Bakalım bu ülkede daha ne fırıldaklar dönecek?...





Her Çarşamba; Diriliş Ertuğrul Gecesi...25 Ekim Çarşamba da; Meral Akşener günü ve gecesi

Bir başka anlatımla yiyicilerin pardon İYİ'cilerin gecesi

Acaba kim, kime sponsor?...TRT'li Diriliş Akşener'e mi, Akşener Diriliş'e mi?... Ya da her ikisinin ardındaki kuklacı kim?...

Sorular, sorular; aldı başını gidiyor...

Türk Siyasal Tarihi'nde; ilk kez bir sıfat, bir siyasal partinin adı oldu:İYİ...

Acaba...

Ardından KÖTÜ ve ÇİRKİN partileri de gelecek mi?...

Partinin adı için düşünüle, düşünüle bulunan ad buysa...

Neden olmasın; Kötü ve Çirkin adlı partiler?...

Sanki spagetti western filmlerini izler gibi...

Yoksa dağ fare mi doğurdu ?...

Bununla birlikte Türklük, Türkçülük yeniden gündemde, tedavülde, geçer akçe, moda...Türklük ve Türkçülük için söylenen kötücül sözler; söyleyenler ve dinleyenler tarafından hazmedilmiş olmalı içince birer şişe soda...Bundan böyle; "Ver Mehteri" dönemi kapanmışdır!..."Çal Dombra'yı" dönemi başlamışdır. ANDIMIZ'ı kaldıranlar, ERGENEKON'u terör örgütü diyerek kafaları bulandıranlar; ulusal bayram kutlamalarında dişi kurt Asena önderliğinde, dağı delip de ta Ergenekon'den başlayacak yolculukla,girerse Anadolu'dan içerilere sakın şaşırmayalım...Hani temsili Kuvva-i Milliyeciler gibi, hani Samsun'a yanaşan Bandırma Vapuru ve Samsun'dan, Ankara'ya koşan sporcular gibi...



Türkün kimlik bilinciyle uğraşanlar; ne oldu da böylesine Türkçü oldular?...Dün Türk'e tükürenler;Diriliş Ertuğrul'la,tükürdüklerini yalamakdalar...

Velhasıl TÜRKÇÜLÜK MODASI aldı yürüdü...Anlaşılan AKBABALAR; geleceğin (Y)İYİ'cilerinden pek korkmaktalar...

Ve bu arada önce Anıtkabir'e gitmiş Meral Hatun/Katun, oradan da türbeye... Ne diyelim?...

Oynak türbanlı Çiller Bacısı'ndan, türbanı cebinde Meral Bacısına;Mübarek olsun bu sofra, biliyoruz çevresinde toplanacak türlü çeşitli softa...Biraz da onlar aldatacaklar ve aldanacaklar; kimin umurunda ki bu ülke, bu ulus neredeyse son nefesde?...







Ve ayaktopçular...Yine saf dışı, yine hesap dışı...Tutmadı yapılan "o yenilseydi, şu berabere kalsaydı,hakem bize düdük çalsaydı, halamın bıyıkları olsaydı amcam olurdu" teraneleri...Tayyiban'ın topçuları; yine iflas etti...Boşuna bekledik,umutlandık, heveslendik; sonunda ayaktopu karşılaşmalarının tarihinden silindik...

Ümmet-i Tayyiban topçuları;dünya 5'den ibaret değilse, yenilme de görelim dedik, ama boşuna, nafile...

Okyanus ısınıyor,deniz kıyıları yükseliyor;ama bizimkiler BOP'çuların ayağında lastik top,yalnızca oynuyorlar onlarla hop,hop...Ama Tayyibanın topçuları, yeşil sahalarda hiç yok...

One munut;hani 3. gol?...3. golu de yediler; ayaktopu tarihi sahnesinden silindiler.

Harç bitti, yapı paydos!...

Ayaktopçular, Bonzaiciler, hapçılar, ceplerden paraları kaptıkaçtılar...

Unutmayalım, şiddetle anımsayalım;Qatar da demek ki değilmiş ki dost...Harçlıkları kalmadı; ümmet dururken, ulusun cebine daldı AKBABA pençeleri...Vergi de vergi diye düşdü çeneleri...Hiç düşünen yok mudur şu TBMM'de; bu halkın durumu ne olacak diye?...



ESKİ YUNAN'DA VE DE ROMA'DA...FİLOZOFLAR HEP ERKEKTİR...HEP EŞEYSELDİR...KADINSIZ DÜNYANIN TOHUMLARI SAÇILMIŞ TA O GÜNLERDEN

VE BOY VERMİŞ KUTSAL KİTAPLARDA KADINLARA YÖNELİK DÜŞMANLIK, ONLARI YOK SAYMAK, ŞEYTAN DİYE TANIMLAMAK ve TAŞLAMAK..

SONRA DA DENMİŞ Kİ GELİŞMİŞ İNSANLIK...BEN GÖREMİYORUM, VAR MI GÖREBİLEN İNSANLIKTAKİ "KADINSAL" KONULARA İLİŞKİN GELİŞMEYİ...

KANIMCA GELİŞEN YANIZCA DÜŞMANLIK; SOFTALAR DİLİYLE, YOBAZLAR ELİYLE...

Çünkü...

Şu kadınların;oğulları hiç yoluna her gün şehid...Müftüler; koca heriflerle, bebelerin nikahını kıyacak...Ana-babalar nedense hep suskun...Ve bize de ne oluyorsa?...Bu yozluk, yobazlık için kaygılıyız...

Fesli deli; Mısırlıoğlu...

Fethedenin fethi...

Sen koskoca Osmanlı; FAS'ı al, sonra da başına hamam tası gibi FES'i al.Ve ardından da 94 yıllık Cumhuriyetin sanki hiç yokmuşçasına; FES'li bir manyak, ulusla geçsin matrak...

Sinek küçük mide bulandırır.Ümmetin aklı kaçık; bu FES'li çatlağın sözlerine inanır. Ayaktopçular gibi, bu topraklardaki kadınlar da toplumsal tarihimizden silinir; varlıkları yoklar hanesine yazılır...

Müftü nikah kıyacak, imam şehid cenazelerinin namazını kıldıracak...Saint Tayyip Efendi de buyruklarını yağdıracak... Memleket of the Tayyiban'da işbölümü yapılmış, halk sellere kapılmış.

Boşverin kaygılanmayı;şimdi cihad zamanıdır. Öyleyse Ekim ayında başlatılan şu İdlib Operasyonları bir düşünelim bakalım;kime ne yarar sağlar?

1)Dünya nüfus planlaması bağlamında savaş ölümleri

2)Savaş tüccarlarının dolan cebleri

3)Siyasilerin sallanan ya da sağlamlaşan koltukları

Yıllardır her alanda yere çakılmışız, kimsenin umurunda değil.Milli Takım yenilince birilerinin onuruna dokunmuş. Sizin onurunuza turp suyu...

Ve yıllardır adı konmamış bir savaşın içindeyiz.Bu koşullar sürdükçe düşünüyorum da "Yetmez ama EVET" diyenlerin iç sesi gerçekde ne dedi?...

-Ölüm ve zulüm; yetmez ama daha çok ölüm ve zulüm.

İşte özledikleri son yaklaşıyor...Ortadoğu batağına dalınca Tayyibanın ordusu; bu neyin kurgusu diye sorunca USA hem dolar yükseliyor, hem de Trump eniştemin öfkesi...

Bugün kahrolsun Amerika diyenlere... Yeşil kart verileceği üzerine bir çağrı gelse...Dantelli çarşaf kefenli kimsecikler kalmaz bu ülkede; hepsi yüzerek çıkar Elbe Adası'na, yapışırlar Madam Liberty'nin eteklerine...

Aman ne gam?... Zaten Kurtuluş Savaşı'nı ATATÜRK değil de, "yeşil sarıklılar" kazanmış-mış ya nasıl olsa Ortadoğu batağında da Coniler'in icabına bakar bu yeşil sarıklılar.

Bir de sormak isterim:

-TRUMP'la bundan böyle "kaç dakika" görüşemeyecek diye de hava atacak mısınız AKDAVARLAR?...

Siz nikahı müftü mü kıysın, imam mı derken; Ortadoğu batağında Azrail çocuklarınızla ölümüne nikah kıyacak ömürlerinin henüz baharındayken...Haberiniz var mı?...



Ümmet-ül Tayyiban; memleketde cihad, cihanda cihad dedi...Ve yürüdü gitti küffarın üzerine; yanar-döner Uğur Işılak söylesin dombrayı, dombaylara...

Ve utanmazca sözler türetiyorlar...Neymiş?...Atatürk ne yapmış?...Türkiye İngilizin izin verdiği kadar bağımsızmış.

Böyle diyen akdavar; göster bakalım senin bağımsızlığın ne kadar?...Senin gücün düşmanı nasıl savar?...Derdin, sıkıntın Osmanlıcılık oynamak...Yeni Osmanlılık markasıyla var olmaya kalkışmak...

Yeni Osmanlılık mı?...Batı da diyecek ki?...Nerede kalmışdık?...

Sen saymazsan ve de saydırmazsan Lozan'ı; topraklarında çıkarılacak savaşda çaldırırsın ölüm borazanı...



ÇİN korkusundan olsa gerek Donald Duck; K.Kore ile kapışmayacak... Ama bizimkiler dalınca İdlib macerasına DOSTUM sözüyle birlikte, vizeleri de kaldırdı.Ümmet-i Tayyiban yosmaları artık çocuklarını USA'da doğuramayacak ah ne yazık!...

Kısasa, kısas...Vizeye, karşı vize kaldırma...Aman Amerika beni aldırma; ZARRAF'ın okey masasına 4.kişi diye yalvarmamak için mi bütün bu olanlar?.



Çok yazdık; uysa da kodum, uymasa da diyecek, USA bize demokrasi getirecek diye...İşte bu nedenle vizeye, karşı vize; USA sakın bize gelme...

Ve VİZE demişken;şu artiz İlyas SALMAN da Fransız konsolosluğunun kapısında VİZE için nasıl da ağlıyordu bir zamanlar...

Unutmadık, unutturmayız böylesi yavşaklıkları!...

Önce TRT'de etnik kimlikler bağlamında yayınlar başladı... Ardından İ-MAN kafaların Arapça'yı, Kürtçe'yi okullara sokmak için sonsuz çabaları...

Boşnakça da öğretilecek okullarda dediler; sonra da yeterli katılım yok diyerek Boşnakça derslerini zorunludan, seçmeliye dönüştürdüler.

Acaba bu değişiklik neden diye sormaya başladı Boşnak kökenli Türkiye Cumhuriyeti yurtdaşları...Acaba neden?...

Hani insanın aklına Boşnaklar ayrılıkçı olmadığı, bölücü olmadığı için onları yok saymak amacıyla mı kaldırılıyor Boşnakça?...

Ya da seçme-me-li durumuna getiriliyor Boşnak diline ilişkin dersler?...

Çünkü seçmeli ders demek; seçilmeyen ders demekdir bilindiği gibi...

Yine yaptı yapacağını takiyyeciler her zamanki gibi...Ama kaygılanmasınlar; bu halk çocuklarına Boşnakça öğretmesini de bilir,NE MUTLU TÜRKÜM demesini de...

ÖNCELİKLE OSMANLI TARİHİ BİLİNE... CAHİLLİK BU ULUSTAN SİLİNE... DİKİLMESE GÖZLERİMİZ KİMSELERİN İLİNE...

AMA YİNE DE MAL SAHİBİ, MÜLK SAHİBİ HANİ BURALARIN İLK DEĞİL DE 600 YILLIK SAHİBİ DENİLE...

Avusturyalı, köpeklerine koklatınca Türkleri; Viyana kapılarına dayanası gelir bu halkın...Bu kadar da kavga aranmayın Saint Tayyip Efendi ile uğraşacağız diye Eyyy Avusturya!...


Ve bu arada; 29 Ekim kutlamaları bağlamında verilen receptiona kimler, kimler katılmış da; biliyor musunuz ki bir tek kim yok?...Meral Katun'dan İYİ haberleri aldık da bir de en kötüsü kaldı, onu da duyuralım...Ah ne yazık ki Saint Recep Efendi'nin 29 Ekim reception'una katılanlar arasında bu yıl GÜLBEN ERGEN yok...Ne kötü bir haber değil mi?...


Eflatun CemGüney anlatıp, bitirirken masallarını gökten 3 elma düşürürdü; biri masal kahramanlarının,biri dinleyenlerin, biri de masalı anlatanın başına...

Ne yazık ki bizim artık tüm masallarımız tasalı başımıza elma yerine bomba ya da bomba etkisinde türlü,çeşitli bela düşüyor yıllardan beri...

Eloğlu,almış eline davulu; yaşamdan keyif almak için çalmakta

Bizlerse her gün bir yara sarmakta; ülke için, doğa için, özgürlükler için...

Yine de susmayacak dilimiz, durmayacak elimiz, var olacak benliğimiz sonsuza dek her EKİM ayı geldiğinde;Cumhuriyetimiz'i kutlamak için...

KUTLU OLSUN CUMHURİYET; TÜM SALDIRILARA KARŞIN AYDINLIKLARDAN GELİYORUZ, AYDINLIKLARA YÜRÜYECEĞİZ...ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİNİN DOĞRULTUSUNDA; BU YÜRÜYÜŞÜMÜZ ULAŞACAK SONSUZLUĞA...

Selma ERDAL;Didim, 29 Ekim 2017

 

 

Her 29 Ekim Gü­nün­de, Ye­ni­den, Ye­ni­den Doğ­mak…

Bi­rin­ci Dünya Sa­va­şı’nın ar­dın­dan, güzel Ana­do­lu­muz’u pay­la­şan yedi dü­ve­le kar­şın o gün­le­rin Gazi Mus­ta­fa Kemal’i; Ana­do­lu hal­kı­nı “Ya is­tik­lal, Ya Ölüm” di­ye­rek bir Kur­tu­luş Sa­va­şı baş­lat­mak için teş­vik eder­ken şöyle de­miş­ti:

-HAT­TI MÜ­DA­FAA YOK, SATHI MÜ­DA­FAA VAR­DIR !...

 

Kemal ATA­TÜRK güzel Ana­do­lu­muz’u ba­ğım­sız­lı­ğı­na ka­vuş­tur­mak için; yal­nız­ca bir cep­he­de değil, pek çok cep­he­de bir­den sa­va­şıl­ma­sı ve Ana­do­lu­muz’un bü­tü­nüy­le sa­vu­nul­ma­sı ge­rek­li­li­ği­ni bu söz­le­riy­le an­lat­mış­tır. Üs­te­lik Kemal ATA­TÜRK; ülke sa­vun­ma­sı­nın, yal­nız­ca düş­ma­nın ül­ke­den ko­vul­ma­sıy­la bit­me­di­ği­ni ve bit­me­ye­ce­ği­ni de bu söz­le­riy­le dile ge­tir­miş­tir. Çünkü O; “yedi dü­ve­lin de­ni­ze dö­kül­me­siy­le işi­miz bitti” di­ye­rek bir kö­şe­ye çe­kil­me­miş, ter­si­ne dev­rim­le­riy­le “sathı mü­da­faa” ya­pa­rak, bir diğer de­yiş­le geniş bir alan­da­ki sa­vun­ma­sıy­la, Ana­do­lu hal­kı­nı iç­te­ki ve dış­ta­ki düş­man­la­rın­dan ko­ru­ma­ya ça­lış­mış­tır.

Os­man­lı Dev­le­ti’nin önem­se­me­di­ği, gi­de­rek yok say­dı­ğı Ana­do­lu Türkü’ne; NE MUTLU TÜR­KÜM DİYENE söz­le­riy­le, Türk­lük’den kı­van­ma­sı­nı öğ­ret­miş­tir. Ona din­sel ge­ri­ci­lik­ten arı­nıl­ma­sı­nın ge­rek­ti­ği­ni an­la­ta­rak İslam di­ni­nin akıl ve man­tık dini ol­du­ğu­nun yo­lu­nu gös­ter­miş­tir. En önem­li­si de; Türk hal­kı­nı, ulu­su­nu ay­dın­lat­mak için yeni Türk harf­le­ri­ni doğ­ru­dan ken­di­si öğ­re­te­rek, tüm ulu­su­nun ba­şöğ­ret­me­ni ol­muş­tur. İşte bütün bun­la­rın an­la­mı; “sathı mü­da­faa” kav­ra­mı­na girer. Bir başka de­yiş­le; O’na göre belli bir hatta, bir diğer de­yiş­le cep­he­de düş­man­la, elde si­lah­la sa­vaş­mak ye­ter­li de­ğil­dir. Her alan­da ba­ğım­sız­lık için, bu sa­va­şı top­lum­sal ya­şa­mın her ala­nı­na yay­mak ge­re­kir. Do­la­yı­sıy­la ba­ğım­sız­lık sa­va­şı­nın ar­dın­dan, ya­pı­lan dev­rim­ler “sathı mü­da­faa” de­mek­tir ki Türk­lük bi­lin­ciy­le, kı­van­cıy­la dolu bir ulus, mi­sak-ı milli sı­nır­la­rı için­de ül­ke­si­ni her alan­da sa­vu­na­cak­tır.

Perşembe, 26 Ekim 2017 08:47

Koç Ha­ne­dan­lı­ğı

Koç Ha­ne­dan­lı­ğı

KOÇ de­di­niz mi ak­lı­nı­za gel­me­sin davar sü­rü­sü­nün da­mız­lık er­ke­ği...​Bizim dile ge­tir­di­ği­miz KOÇ; başka tür­den, ADEM oğul­la­rı tü­rev­le­rin­den ve var­sıl­lık­la­rıy­la da ül­ke­mi­zin en bü­yü­ğü sa­yı­lan bir aile ve marka…Hani şu İsmet Paşa’nın, Milli Şef’lik dö­ne­min­de, onun des­tek­le­riy­le yok­tan var olan ha­ne­dan­lık…Gerçi im­pa­ra­tor­luk dense bile yeri var (ki 70’lerde Erol TOY on­la­rın va­ro­luş/var­lık­lı oluş öy­kü­sü­nü İMPA­RA­TOR ro­ma­nın­da ay­rın­tı­lı bir bi­çim­de yaz­mış­tı; ke­sin­lik­le okun­ma­lı bu kitap)…

Anım­sa­na­ca­ğı gibi KOÇ’ların gü­nü­müz tem­sil­ci­si Ali KOÇ; buy­ruk ver­miş­ti ya Tak­sim’deki ote­li­nin ça­lı­şan­la­rı­na, “açın ka­pı­la­rı ge­zi­ci­le­re” diye o çok tan­ta­na­lı gün­ler­de…Ar­dın­dan KOÇ şir­ket­le­ri­ne iliş­kin de­ne­tim­ler söz ko­nu­su olun­ca da ge­zi­ci­ler kal­kan ke­si­li­ver­miş­ler­di onlar için, çünkü KOÇ ha­ne­dan­lı­ğı­nı ken­di­le­rin­den bil­dik­le­ri için...​Ne de olsa alış­tı­lar sanal or­tam­da oyun­lar oy­nar­ken çift­lik falan edin­me­ye, ondan olsa gerek bu algı…

Oysa…Oysa daha dün gibi anı­la­rım­da­dır en baba KOÇ, Vehbi'nin 29 Ekim 1983 ta­rih­li Mil­li­yet ga­ze­te­sin­de yer alan gö­rüş­le­ri;“1950-1960 ara­sın­da, yani bir on se­ne­lik dö­nem­de, De­mok­rat Parti ik­ti­da­rıy­dı.Tek ba­şı­na bir parti ik­ti­dar­da ol­du­ğu zaman, daha çabuk karar alı­nı­yor ve işler daha hızlı yü­rü­tü­lü­yor­du.Bu de­vir­de büyük sa­na­yi ham­le­le­ri ya­pıl­mış­tır. Ko­alis­yon de­vir­le­rin­de ise çok çe­şit­li mü­da­ha­le­ler­den, eko­no­mi­miz büyük zarar gör­müş­tür.

Benim her zaman arzum, mem­le­ke­ti­miz­de, bi­ri­si ik­ti­dar­da, di­ğe­ri mu­ha­le­fet­te iki par­ti­nin bu­lun­ma­sı­dır.” içe­rik­li söz­le­ri...

Baba KOÇ 1983’de bu açık­la­ma­la­rı ya­par­ken, 1993’de de oğul KOÇ Rahmi TÜSİAD ara­cı­lı­ğıy­la, tıpkı ba­ba­sı­nın yö­rün­ge­sin­de­ki söz­ler­le DYP-SHP ko­alis­yo­nu­nu eleş­ti­ri bom­bar­dı­ma­nı­na tu­tu­yor­du say­gı­de­ğer ba­ba­sı­nın izin­de gi­de­rek…Ve Or­ta­çağ fe­odal­le­ri gibi halkı yok sa­yar­ca­sı­na, hal­kın ira­de­si­ne say­gı­sız­ca...

Gerçi yine bu KOÇ ha­ne­dan­lı­ğı "kuş­ku­suz Bur­sa­lı­lar’ın güzel ha­tı­rı­na değil" kendi iş­le­ri­nin daha güzel gir­me­si için yo­lu­na ve de daha ön­ce­le­ri ko­alis­yon­la­rı eleş­tir­dik­le­ri­ni unut­muş­ça­sı­na,

ki o dö­nem­de se­çim­ler­den bir ko­alis­yo­nun çı­ka­ca­ğı çok ön­ce­sin­den ön­gö­rül­müş­tü, ya da bes­bel­liy­di... ANAP-DSP-MHP ko­alis­yo­nu­na bir adet mü­hen­dis tayin edi­yor­lar­dı Bursa'daki fab­ri­ka­la­rın­dan; DSP eti­ke­ti al­tın­da­ki Ha­ya­ti KORK­MAZ’ı…

 

O gün­ler­den, bu­gün­le­re ge­lir­sek...

Önce 2013 yı­lı­na ba­kar­sak;KOÇ ha­ne­dan­lı­ğı yine gün­dem­dey­di o yıl bo­yun­ca...

Ko­alis­yon­la­rı sev­me­yen, tek parti ik­ti­dar­la­rı­na öv­gü­ler düzen ül­ke­mi­zin en büyük ha­ne­da­nı KOÇ; o gün­ler bağ­la­mın­da yak­la­şık on bir yıl­dır ül­ke­mi­ze tek ba­şı­na hü­kü­met eden bir par­tiy­le ge­çi­ne­mi­yor­du…Ola­bi­lir, ara­la­rın­da dünya gö­rü­şü­ne ve ya­şam­sal ter­cih­le­re iliş­kin ay­rı­lık­lar, ay­rı­ca­lık­lar ola­bi­lir el­bet­te... Çünkü bu­ra­sı Tür­ki­ye; ne Lenin’in, ne de Mao’nun ül­ke­si, üs­te­lik bu ül­ke­de hiç kim­se­yi de tek tip dü­şün­ce­ye zor­la­yan­lar yok…Bu ne­den­le KOÇ’lar is­te­dik­le­ri­ne tos­la­ya­bi­lir­ler de…

Ama ge­zi­de, ge­zi­nen­le­re ne olu­yor­du da o gün­ler­de;an­sı­zın KOÇ’un sa­vun­man­lı­ğı yap­ma­yı de­mok­ra­tik bir tutum ve dav­ra­nış ola­rak de­ğer­len­dir­me­ye baş­la­mış­lar­dı?... Be­da­va­dan/be­le­şin­den KOÇ ürün­le­ri­nin ta­nı­tı­mı­nı yap­dı­lar dur­mak­sı­zın sos­yal med­ya­da ille de bu ürün­le­ri kul­la­nın da­yat­ma­sı eş­li­ğin­de…Ben de bunu an­la­ya­mı­yor­dum.Yoksa KOÇ’lar rek­lam hiz­met­le­ri­ni, do­la­yı­sıy­la da gi­der­le­ri­ni; pro­fes­yo­nel şir­ket­ler ye­ri­ne on­la­ra mı ha­va­le et­miş­ler­di, mas­raf­la­ra gi­decek pa­ra­yı da on­la­ra mı üleş­tir­miş­ler­di ?... Sü­re­kii de­miş­dim ki var bir hin­lik ya da çokça bin­lik bu işin için­de...

Ve so­ru­lar tü­ret­miş­dim o gün­ler­de:

-Be hey sı­ra­dan yurt­taş; be hey üc­ret­li, emek­çi, emek­li !...​Ne zaman senin ya­nın­da oldu bu ha­ne­dan­lık ki şimdi sen onun ya­nın­da­sın?...

Ör­ne­ğin; şu çok ünlü 24 Ocak ka­rar­la­rı alın­dı­ğın­da ve bu ka­rar­lar ge­rek­çe gös­te­ri­le­rek iş­çi­ler dö­kü­lür­ken so­ka­ğa, KOÇ­lar ol­du­lar mı hiç emek­çi­den yana ?...​Onlar siz­le­rin oy ver­di­ği ko­alis­yon­la­rı eleş­ti­rir­ken; as­lın­da siz­le­rin oy­la­rı­nı, siz­le­rin de­mok­ra­tik se­çim­le­ri­ni­zi eleş­tir­di­ler, siz­le­ri yok say­dı­lar… Balık ha­fı­za­la­rı­nı­za çok çabuk yem oldu bu ya­şa­nan­lar… Dün on­lar­la karşı saf­lar­da olan siz­ler; bugün siz on­la­rın pe­şin­de­si­niz…

 

Ve yıl­lar sonra, yıl 2017...​Referan­dum ön­ce­si; Saint Tay­yip Efen­di'nin baş ha­se­ki­si, AK­SA­RAY'da dü­zen­le­yin­ce ye­mek­li bir ka­dın­lar ma­ti­ne­si, KOÇ ka­dın­la­rı baş kö­şe­ye ku­ru­lun­ca... İşte o zaman an­la­dım ki yok­tur pa­ra­nın dini, imanı, pek sever gücü, ik­ti­da­rı... İşte durum böyle olun­ca; ne gerek vardı bu so­ru­ya?... Ama sor­ma­dan da du­ra­ma­dım:

-Ülke kan ku­su­yor, KOÇ­Lar neden su­su­yor?...

 

Gerçi bu so­ru­nun ya­nı­tı­nı KOÇ­lar'dan değil, GEZİCİ olup KOÇ­lar'ın pe­şin­den ko­şan­lar­dan almak is­ter­dim de... On­la­rın her biri dil­le­ri­ni yut­muş du­rum­da bi­lin­di­ği gibi...