24 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Selma Erdal

Selma Erdal

Web sitesi adresi:

Salı, 31 Ekim 2017 14:19

Ekim Ayını Uğurlarken

Ekim Ayını Uğurlarken



Daha dün yeni yılı kutlarken; bugün Ekim ayını uğurluyoruz...Günler hızlı geçiyor, anlamadan gün bitiyor, ay bitiyor, bir de bakmışsınız yıl bitiyor... 2011 yılında Japonya'da yaşanan 8.9 şiddetindeki Tsunami ve deprem sonrasında; Dünyamız'ın ekseni bir kaç derece kaydığından dolayı günler daha hızlı geçiyor, aylar daha hızlı kaçıyor. Doğal olarak da işte Ekim ayı da sararan yapraklarla birlikte pek çok anı ve olayı ardında bırakarak çekip gidiyor. 2017 Ekim ayında şöyle bir baktığımızda anılarımıza;neler yaşamadık ki?...



Öncelikle belediye başkanları ve onların "ileri demokrasilere özgü, Saint Tayyip Efendi zorlamalı" istifaları...Bu istifalar sırasında Melih Gökçek'in pazarlıkları...Ama sonuç olarak Ankara artık Melihsiz kalmış...

Metal yorgun, Melih yorgun; bir tek Ulu Manitu Saint Tayyip Efendi haşa..Bir tek o yorulmaz!...

Zavallı Melih!...BÖYLE SANATIN İÇİNE TÜKÜREYİM demek kolay; BÖYLE SİYASETİN İÇİNE TÜKÜREYİM desene!...

Ah, ah keşke böyle siyasetin içine tükürmek için tükrük bezleri güçlü bir Melih görseydik...

Ama Ankaralı'nın bayramını gördük; Melih Gökçek'den kurtuluş bayramını... İyi oldu, iyi...Hem de çok iyi...



İYİ demişken; bir de çiçeği burnunda,her türlü çıkar guruplarından seçkin katılımcılar koynunda yeni bir siyasal partimiz de oldu bu Ekim ayında...Meral Akşener'in İYİ Partisi...

Yüce bir amaç için siyaset değil; ziyafet için siyaset yapanlar var bu ülkede...İYİ si de böyle olacakdır, kötüsü de hiç kuşkunuz olmasın...



Kamusal yarar değil zarar ilkesini benimseyecekdir İYİsi de, kötüsü de...Özel yararlarının, çıkarlarının önceliği olacakdır hep gündemde...



ERDOĞAN'la Osmanlı-Amerikan Devleti'ni kuramayanlar; umutlarını AKŞENER bacınıza mı bağladılar acaba?...

Ve diyorlar ki:

- Akşener’in İYİ Partisi’nin ismi, Kayıların “IYI” isimli sancağına göndermedir.Kayı Boyu Oğuzlarin bir koludur.Kol Gokturk'lere kadar uzanır.



Benim de anladığım odur ki Kayı; Osmanlı'yı kurdu...Bu durumda Meral Bacınız da Yeni Osmanlı'yı mı kuruyor olacak?... Bakalım bu ülkede daha ne fırıldaklar dönecek?...





Her Çarşamba; Diriliş Ertuğrul Gecesi...25 Ekim Çarşamba da; Meral Akşener günü ve gecesi

Bir başka anlatımla yiyicilerin pardon İYİ'cilerin gecesi

Acaba kim, kime sponsor?...TRT'li Diriliş Akşener'e mi, Akşener Diriliş'e mi?... Ya da her ikisinin ardındaki kuklacı kim?...

Sorular, sorular; aldı başını gidiyor...

Türk Siyasal Tarihi'nde; ilk kez bir sıfat, bir siyasal partinin adı oldu:İYİ...

Acaba...

Ardından KÖTÜ ve ÇİRKİN partileri de gelecek mi?...

Partinin adı için düşünüle, düşünüle bulunan ad buysa...

Neden olmasın; Kötü ve Çirkin adlı partiler?...

Sanki spagetti western filmlerini izler gibi...

Yoksa dağ fare mi doğurdu ?...

Bununla birlikte Türklük, Türkçülük yeniden gündemde, tedavülde, geçer akçe, moda...Türklük ve Türkçülük için söylenen kötücül sözler; söyleyenler ve dinleyenler tarafından hazmedilmiş olmalı içince birer şişe soda...Bundan böyle; "Ver Mehteri" dönemi kapanmışdır!..."Çal Dombra'yı" dönemi başlamışdır. ANDIMIZ'ı kaldıranlar, ERGENEKON'u terör örgütü diyerek kafaları bulandıranlar; ulusal bayram kutlamalarında dişi kurt Asena önderliğinde, dağı delip de ta Ergenekon'den başlayacak yolculukla,girerse Anadolu'dan içerilere sakın şaşırmayalım...Hani temsili Kuvva-i Milliyeciler gibi, hani Samsun'a yanaşan Bandırma Vapuru ve Samsun'dan, Ankara'ya koşan sporcular gibi...



Türkün kimlik bilinciyle uğraşanlar; ne oldu da böylesine Türkçü oldular?...Dün Türk'e tükürenler;Diriliş Ertuğrul'la,tükürdüklerini yalamakdalar...

Velhasıl TÜRKÇÜLÜK MODASI aldı yürüdü...Anlaşılan AKBABALAR; geleceğin (Y)İYİ'cilerinden pek korkmaktalar...

Ve bu arada önce Anıtkabir'e gitmiş Meral Hatun/Katun, oradan da türbeye... Ne diyelim?...

Oynak türbanlı Çiller Bacısı'ndan, türbanı cebinde Meral Bacısına;Mübarek olsun bu sofra, biliyoruz çevresinde toplanacak türlü çeşitli softa...Biraz da onlar aldatacaklar ve aldanacaklar; kimin umurunda ki bu ülke, bu ulus neredeyse son nefesde?...







Ve ayaktopçular...Yine saf dışı, yine hesap dışı...Tutmadı yapılan "o yenilseydi, şu berabere kalsaydı,hakem bize düdük çalsaydı, halamın bıyıkları olsaydı amcam olurdu" teraneleri...Tayyiban'ın topçuları; yine iflas etti...Boşuna bekledik,umutlandık, heveslendik; sonunda ayaktopu karşılaşmalarının tarihinden silindik...

Ümmet-i Tayyiban topçuları;dünya 5'den ibaret değilse, yenilme de görelim dedik, ama boşuna, nafile...

Okyanus ısınıyor,deniz kıyıları yükseliyor;ama bizimkiler BOP'çuların ayağında lastik top,yalnızca oynuyorlar onlarla hop,hop...Ama Tayyibanın topçuları, yeşil sahalarda hiç yok...

One munut;hani 3. gol?...3. golu de yediler; ayaktopu tarihi sahnesinden silindiler.

Harç bitti, yapı paydos!...

Ayaktopçular, Bonzaiciler, hapçılar, ceplerden paraları kaptıkaçtılar...

Unutmayalım, şiddetle anımsayalım;Qatar da demek ki değilmiş ki dost...Harçlıkları kalmadı; ümmet dururken, ulusun cebine daldı AKBABA pençeleri...Vergi de vergi diye düşdü çeneleri...Hiç düşünen yok mudur şu TBMM'de; bu halkın durumu ne olacak diye?...



ESKİ YUNAN'DA VE DE ROMA'DA...FİLOZOFLAR HEP ERKEKTİR...HEP EŞEYSELDİR...KADINSIZ DÜNYANIN TOHUMLARI SAÇILMIŞ TA O GÜNLERDEN

VE BOY VERMİŞ KUTSAL KİTAPLARDA KADINLARA YÖNELİK DÜŞMANLIK, ONLARI YOK SAYMAK, ŞEYTAN DİYE TANIMLAMAK ve TAŞLAMAK..

SONRA DA DENMİŞ Kİ GELİŞMİŞ İNSANLIK...BEN GÖREMİYORUM, VAR MI GÖREBİLEN İNSANLIKTAKİ "KADINSAL" KONULARA İLİŞKİN GELİŞMEYİ...

KANIMCA GELİŞEN YANIZCA DÜŞMANLIK; SOFTALAR DİLİYLE, YOBAZLAR ELİYLE...

Çünkü...

Şu kadınların;oğulları hiç yoluna her gün şehid...Müftüler; koca heriflerle, bebelerin nikahını kıyacak...Ana-babalar nedense hep suskun...Ve bize de ne oluyorsa?...Bu yozluk, yobazlık için kaygılıyız...

Fesli deli; Mısırlıoğlu...

Fethedenin fethi...

Sen koskoca Osmanlı; FAS'ı al, sonra da başına hamam tası gibi FES'i al.Ve ardından da 94 yıllık Cumhuriyetin sanki hiç yokmuşçasına; FES'li bir manyak, ulusla geçsin matrak...

Sinek küçük mide bulandırır.Ümmetin aklı kaçık; bu FES'li çatlağın sözlerine inanır. Ayaktopçular gibi, bu topraklardaki kadınlar da toplumsal tarihimizden silinir; varlıkları yoklar hanesine yazılır...

Müftü nikah kıyacak, imam şehid cenazelerinin namazını kıldıracak...Saint Tayyip Efendi de buyruklarını yağdıracak... Memleket of the Tayyiban'da işbölümü yapılmış, halk sellere kapılmış.

Boşverin kaygılanmayı;şimdi cihad zamanıdır. Öyleyse Ekim ayında başlatılan şu İdlib Operasyonları bir düşünelim bakalım;kime ne yarar sağlar?

1)Dünya nüfus planlaması bağlamında savaş ölümleri

2)Savaş tüccarlarının dolan cebleri

3)Siyasilerin sallanan ya da sağlamlaşan koltukları

Yıllardır her alanda yere çakılmışız, kimsenin umurunda değil.Milli Takım yenilince birilerinin onuruna dokunmuş. Sizin onurunuza turp suyu...

Ve yıllardır adı konmamış bir savaşın içindeyiz.Bu koşullar sürdükçe düşünüyorum da "Yetmez ama EVET" diyenlerin iç sesi gerçekde ne dedi?...

-Ölüm ve zulüm; yetmez ama daha çok ölüm ve zulüm.

İşte özledikleri son yaklaşıyor...Ortadoğu batağına dalınca Tayyibanın ordusu; bu neyin kurgusu diye sorunca USA hem dolar yükseliyor, hem de Trump eniştemin öfkesi...

Bugün kahrolsun Amerika diyenlere... Yeşil kart verileceği üzerine bir çağrı gelse...Dantelli çarşaf kefenli kimsecikler kalmaz bu ülkede; hepsi yüzerek çıkar Elbe Adası'na, yapışırlar Madam Liberty'nin eteklerine...

Aman ne gam?... Zaten Kurtuluş Savaşı'nı ATATÜRK değil de, "yeşil sarıklılar" kazanmış-mış ya nasıl olsa Ortadoğu batağında da Coniler'in icabına bakar bu yeşil sarıklılar.

Bir de sormak isterim:

-TRUMP'la bundan böyle "kaç dakika" görüşemeyecek diye de hava atacak mısınız AKDAVARLAR?...

Siz nikahı müftü mü kıysın, imam mı derken; Ortadoğu batağında Azrail çocuklarınızla ölümüne nikah kıyacak ömürlerinin henüz baharındayken...Haberiniz var mı?...



Ümmet-ül Tayyiban; memleketde cihad, cihanda cihad dedi...Ve yürüdü gitti küffarın üzerine; yanar-döner Uğur Işılak söylesin dombrayı, dombaylara...

Ve utanmazca sözler türetiyorlar...Neymiş?...Atatürk ne yapmış?...Türkiye İngilizin izin verdiği kadar bağımsızmış.

Böyle diyen akdavar; göster bakalım senin bağımsızlığın ne kadar?...Senin gücün düşmanı nasıl savar?...Derdin, sıkıntın Osmanlıcılık oynamak...Yeni Osmanlılık markasıyla var olmaya kalkışmak...

Yeni Osmanlılık mı?...Batı da diyecek ki?...Nerede kalmışdık?...

Sen saymazsan ve de saydırmazsan Lozan'ı; topraklarında çıkarılacak savaşda çaldırırsın ölüm borazanı...



ÇİN korkusundan olsa gerek Donald Duck; K.Kore ile kapışmayacak... Ama bizimkiler dalınca İdlib macerasına DOSTUM sözüyle birlikte, vizeleri de kaldırdı.Ümmet-i Tayyiban yosmaları artık çocuklarını USA'da doğuramayacak ah ne yazık!...

Kısasa, kısas...Vizeye, karşı vize kaldırma...Aman Amerika beni aldırma; ZARRAF'ın okey masasına 4.kişi diye yalvarmamak için mi bütün bu olanlar?.



Çok yazdık; uysa da kodum, uymasa da diyecek, USA bize demokrasi getirecek diye...İşte bu nedenle vizeye, karşı vize; USA sakın bize gelme...

Ve VİZE demişken;şu artiz İlyas SALMAN da Fransız konsolosluğunun kapısında VİZE için nasıl da ağlıyordu bir zamanlar...

Unutmadık, unutturmayız böylesi yavşaklıkları!...

Önce TRT'de etnik kimlikler bağlamında yayınlar başladı... Ardından İ-MAN kafaların Arapça'yı, Kürtçe'yi okullara sokmak için sonsuz çabaları...

Boşnakça da öğretilecek okullarda dediler; sonra da yeterli katılım yok diyerek Boşnakça derslerini zorunludan, seçmeliye dönüştürdüler.

Acaba bu değişiklik neden diye sormaya başladı Boşnak kökenli Türkiye Cumhuriyeti yurtdaşları...Acaba neden?...

Hani insanın aklına Boşnaklar ayrılıkçı olmadığı, bölücü olmadığı için onları yok saymak amacıyla mı kaldırılıyor Boşnakça?...

Ya da seçme-me-li durumuna getiriliyor Boşnak diline ilişkin dersler?...

Çünkü seçmeli ders demek; seçilmeyen ders demekdir bilindiği gibi...

Yine yaptı yapacağını takiyyeciler her zamanki gibi...Ama kaygılanmasınlar; bu halk çocuklarına Boşnakça öğretmesini de bilir,NE MUTLU TÜRKÜM demesini de...

ÖNCELİKLE OSMANLI TARİHİ BİLİNE... CAHİLLİK BU ULUSTAN SİLİNE... DİKİLMESE GÖZLERİMİZ KİMSELERİN İLİNE...

AMA YİNE DE MAL SAHİBİ, MÜLK SAHİBİ HANİ BURALARIN İLK DEĞİL DE 600 YILLIK SAHİBİ DENİLE...

Avusturyalı, köpeklerine koklatınca Türkleri; Viyana kapılarına dayanası gelir bu halkın...Bu kadar da kavga aranmayın Saint Tayyip Efendi ile uğraşacağız diye Eyyy Avusturya!...


Ve bu arada; 29 Ekim kutlamaları bağlamında verilen receptiona kimler, kimler katılmış da; biliyor musunuz ki bir tek kim yok?...Meral Katun'dan İYİ haberleri aldık da bir de en kötüsü kaldı, onu da duyuralım...Ah ne yazık ki Saint Recep Efendi'nin 29 Ekim reception'una katılanlar arasında bu yıl GÜLBEN ERGEN yok...Ne kötü bir haber değil mi?...


Eflatun CemGüney anlatıp, bitirirken masallarını gökten 3 elma düşürürdü; biri masal kahramanlarının,biri dinleyenlerin, biri de masalı anlatanın başına...

Ne yazık ki bizim artık tüm masallarımız tasalı başımıza elma yerine bomba ya da bomba etkisinde türlü,çeşitli bela düşüyor yıllardan beri...

Eloğlu,almış eline davulu; yaşamdan keyif almak için çalmakta

Bizlerse her gün bir yara sarmakta; ülke için, doğa için, özgürlükler için...

Yine de susmayacak dilimiz, durmayacak elimiz, var olacak benliğimiz sonsuza dek her EKİM ayı geldiğinde;Cumhuriyetimiz'i kutlamak için...

KUTLU OLSUN CUMHURİYET; TÜM SALDIRILARA KARŞIN AYDINLIKLARDAN GELİYORUZ, AYDINLIKLARA YÜRÜYECEĞİZ...ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİNİN DOĞRULTUSUNDA; BU YÜRÜYÜŞÜMÜZ ULAŞACAK SONSUZLUĞA...

Selma ERDAL;Didim, 29 Ekim 2017

 

 

Her 29 Ekim Gü­nün­de, Ye­ni­den, Ye­ni­den Doğ­mak…

Bi­rin­ci Dünya Sa­va­şı’nın ar­dın­dan, güzel Ana­do­lu­muz’u pay­la­şan yedi dü­ve­le kar­şın o gün­le­rin Gazi Mus­ta­fa Kemal’i; Ana­do­lu hal­kı­nı “Ya is­tik­lal, Ya Ölüm” di­ye­rek bir Kur­tu­luş Sa­va­şı baş­lat­mak için teş­vik eder­ken şöyle de­miş­ti:

-HAT­TI MÜ­DA­FAA YOK, SATHI MÜ­DA­FAA VAR­DIR !...

 

Kemal ATA­TÜRK güzel Ana­do­lu­muz’u ba­ğım­sız­lı­ğı­na ka­vuş­tur­mak için; yal­nız­ca bir cep­he­de değil, pek çok cep­he­de bir­den sa­va­şıl­ma­sı ve Ana­do­lu­muz’un bü­tü­nüy­le sa­vu­nul­ma­sı ge­rek­li­li­ği­ni bu söz­le­riy­le an­lat­mış­tır. Üs­te­lik Kemal ATA­TÜRK; ülke sa­vun­ma­sı­nın, yal­nız­ca düş­ma­nın ül­ke­den ko­vul­ma­sıy­la bit­me­di­ği­ni ve bit­me­ye­ce­ği­ni de bu söz­le­riy­le dile ge­tir­miş­tir. Çünkü O; “yedi dü­ve­lin de­ni­ze dö­kül­me­siy­le işi­miz bitti” di­ye­rek bir kö­şe­ye çe­kil­me­miş, ter­si­ne dev­rim­le­riy­le “sathı mü­da­faa” ya­pa­rak, bir diğer de­yiş­le geniş bir alan­da­ki sa­vun­ma­sıy­la, Ana­do­lu hal­kı­nı iç­te­ki ve dış­ta­ki düş­man­la­rın­dan ko­ru­ma­ya ça­lış­mış­tır.

Os­man­lı Dev­le­ti’nin önem­se­me­di­ği, gi­de­rek yok say­dı­ğı Ana­do­lu Türkü’ne; NE MUTLU TÜR­KÜM DİYENE söz­le­riy­le, Türk­lük’den kı­van­ma­sı­nı öğ­ret­miş­tir. Ona din­sel ge­ri­ci­lik­ten arı­nıl­ma­sı­nın ge­rek­ti­ği­ni an­la­ta­rak İslam di­ni­nin akıl ve man­tık dini ol­du­ğu­nun yo­lu­nu gös­ter­miş­tir. En önem­li­si de; Türk hal­kı­nı, ulu­su­nu ay­dın­lat­mak için yeni Türk harf­le­ri­ni doğ­ru­dan ken­di­si öğ­re­te­rek, tüm ulu­su­nun ba­şöğ­ret­me­ni ol­muş­tur. İşte bütün bun­la­rın an­la­mı; “sathı mü­da­faa” kav­ra­mı­na girer. Bir başka de­yiş­le; O’na göre belli bir hatta, bir diğer de­yiş­le cep­he­de düş­man­la, elde si­lah­la sa­vaş­mak ye­ter­li de­ğil­dir. Her alan­da ba­ğım­sız­lık için, bu sa­va­şı top­lum­sal ya­şa­mın her ala­nı­na yay­mak ge­re­kir. Do­la­yı­sıy­la ba­ğım­sız­lık sa­va­şı­nın ar­dın­dan, ya­pı­lan dev­rim­ler “sathı mü­da­faa” de­mek­tir ki Türk­lük bi­lin­ciy­le, kı­van­cıy­la dolu bir ulus, mi­sak-ı milli sı­nır­la­rı için­de ül­ke­si­ni her alan­da sa­vu­na­cak­tır.

Perşembe, 26 Ekim 2017 08:47

Koç Ha­ne­dan­lı­ğı

Koç Ha­ne­dan­lı­ğı

KOÇ de­di­niz mi ak­lı­nı­za gel­me­sin davar sü­rü­sü­nün da­mız­lık er­ke­ği...​Bizim dile ge­tir­di­ği­miz KOÇ; başka tür­den, ADEM oğul­la­rı tü­rev­le­rin­den ve var­sıl­lık­la­rıy­la da ül­ke­mi­zin en bü­yü­ğü sa­yı­lan bir aile ve marka…Hani şu İsmet Paşa’nın, Milli Şef’lik dö­ne­min­de, onun des­tek­le­riy­le yok­tan var olan ha­ne­dan­lık…Gerçi im­pa­ra­tor­luk dense bile yeri var (ki 70’lerde Erol TOY on­la­rın va­ro­luş/var­lık­lı oluş öy­kü­sü­nü İMPA­RA­TOR ro­ma­nın­da ay­rın­tı­lı bir bi­çim­de yaz­mış­tı; ke­sin­lik­le okun­ma­lı bu kitap)…

Anım­sa­na­ca­ğı gibi KOÇ’ların gü­nü­müz tem­sil­ci­si Ali KOÇ; buy­ruk ver­miş­ti ya Tak­sim’deki ote­li­nin ça­lı­şan­la­rı­na, “açın ka­pı­la­rı ge­zi­ci­le­re” diye o çok tan­ta­na­lı gün­ler­de…Ar­dın­dan KOÇ şir­ket­le­ri­ne iliş­kin de­ne­tim­ler söz ko­nu­su olun­ca da ge­zi­ci­ler kal­kan ke­si­li­ver­miş­ler­di onlar için, çünkü KOÇ ha­ne­dan­lı­ğı­nı ken­di­le­rin­den bil­dik­le­ri için...​Ne de olsa alış­tı­lar sanal or­tam­da oyun­lar oy­nar­ken çift­lik falan edin­me­ye, ondan olsa gerek bu algı…

Oysa…Oysa daha dün gibi anı­la­rım­da­dır en baba KOÇ, Vehbi'nin 29 Ekim 1983 ta­rih­li Mil­li­yet ga­ze­te­sin­de yer alan gö­rüş­le­ri;“1950-1960 ara­sın­da, yani bir on se­ne­lik dö­nem­de, De­mok­rat Parti ik­ti­da­rıy­dı.Tek ba­şı­na bir parti ik­ti­dar­da ol­du­ğu zaman, daha çabuk karar alı­nı­yor ve işler daha hızlı yü­rü­tü­lü­yor­du.Bu de­vir­de büyük sa­na­yi ham­le­le­ri ya­pıl­mış­tır. Ko­alis­yon de­vir­le­rin­de ise çok çe­şit­li mü­da­ha­le­ler­den, eko­no­mi­miz büyük zarar gör­müş­tür.

Benim her zaman arzum, mem­le­ke­ti­miz­de, bi­ri­si ik­ti­dar­da, di­ğe­ri mu­ha­le­fet­te iki par­ti­nin bu­lun­ma­sı­dır.” içe­rik­li söz­le­ri...

Baba KOÇ 1983’de bu açık­la­ma­la­rı ya­par­ken, 1993’de de oğul KOÇ Rahmi TÜSİAD ara­cı­lı­ğıy­la, tıpkı ba­ba­sı­nın yö­rün­ge­sin­de­ki söz­ler­le DYP-SHP ko­alis­yo­nu­nu eleş­ti­ri bom­bar­dı­ma­nı­na tu­tu­yor­du say­gı­de­ğer ba­ba­sı­nın izin­de gi­de­rek…Ve Or­ta­çağ fe­odal­le­ri gibi halkı yok sa­yar­ca­sı­na, hal­kın ira­de­si­ne say­gı­sız­ca...

Gerçi yine bu KOÇ ha­ne­dan­lı­ğı "kuş­ku­suz Bur­sa­lı­lar’ın güzel ha­tı­rı­na değil" kendi iş­le­ri­nin daha güzel gir­me­si için yo­lu­na ve de daha ön­ce­le­ri ko­alis­yon­la­rı eleş­tir­dik­le­ri­ni unut­muş­ça­sı­na,

ki o dö­nem­de se­çim­ler­den bir ko­alis­yo­nun çı­ka­ca­ğı çok ön­ce­sin­den ön­gö­rül­müş­tü, ya da bes­bel­liy­di... ANAP-DSP-MHP ko­alis­yo­nu­na bir adet mü­hen­dis tayin edi­yor­lar­dı Bursa'daki fab­ri­ka­la­rın­dan; DSP eti­ke­ti al­tın­da­ki Ha­ya­ti KORK­MAZ’ı…

 

O gün­ler­den, bu­gün­le­re ge­lir­sek...

Önce 2013 yı­lı­na ba­kar­sak;KOÇ ha­ne­dan­lı­ğı yine gün­dem­dey­di o yıl bo­yun­ca...

Ko­alis­yon­la­rı sev­me­yen, tek parti ik­ti­dar­la­rı­na öv­gü­ler düzen ül­ke­mi­zin en büyük ha­ne­da­nı KOÇ; o gün­ler bağ­la­mın­da yak­la­şık on bir yıl­dır ül­ke­mi­ze tek ba­şı­na hü­kü­met eden bir par­tiy­le ge­çi­ne­mi­yor­du…Ola­bi­lir, ara­la­rın­da dünya gö­rü­şü­ne ve ya­şam­sal ter­cih­le­re iliş­kin ay­rı­lık­lar, ay­rı­ca­lık­lar ola­bi­lir el­bet­te... Çünkü bu­ra­sı Tür­ki­ye; ne Lenin’in, ne de Mao’nun ül­ke­si, üs­te­lik bu ül­ke­de hiç kim­se­yi de tek tip dü­şün­ce­ye zor­la­yan­lar yok…Bu ne­den­le KOÇ’lar is­te­dik­le­ri­ne tos­la­ya­bi­lir­ler de…

Ama ge­zi­de, ge­zi­nen­le­re ne olu­yor­du da o gün­ler­de;an­sı­zın KOÇ’un sa­vun­man­lı­ğı yap­ma­yı de­mok­ra­tik bir tutum ve dav­ra­nış ola­rak de­ğer­len­dir­me­ye baş­la­mış­lar­dı?... Be­da­va­dan/be­le­şin­den KOÇ ürün­le­ri­nin ta­nı­tı­mı­nı yap­dı­lar dur­mak­sı­zın sos­yal med­ya­da ille de bu ürün­le­ri kul­la­nın da­yat­ma­sı eş­li­ğin­de…Ben de bunu an­la­ya­mı­yor­dum.Yoksa KOÇ’lar rek­lam hiz­met­le­ri­ni, do­la­yı­sıy­la da gi­der­le­ri­ni; pro­fes­yo­nel şir­ket­ler ye­ri­ne on­la­ra mı ha­va­le et­miş­ler­di, mas­raf­la­ra gi­decek pa­ra­yı da on­la­ra mı üleş­tir­miş­ler­di ?... Sü­re­kii de­miş­dim ki var bir hin­lik ya da çokça bin­lik bu işin için­de...

Ve so­ru­lar tü­ret­miş­dim o gün­ler­de:

-Be hey sı­ra­dan yurt­taş; be hey üc­ret­li, emek­çi, emek­li !...​Ne zaman senin ya­nın­da oldu bu ha­ne­dan­lık ki şimdi sen onun ya­nın­da­sın?...

Ör­ne­ğin; şu çok ünlü 24 Ocak ka­rar­la­rı alın­dı­ğın­da ve bu ka­rar­lar ge­rek­çe gös­te­ri­le­rek iş­çi­ler dö­kü­lür­ken so­ka­ğa, KOÇ­lar ol­du­lar mı hiç emek­çi­den yana ?...​Onlar siz­le­rin oy ver­di­ği ko­alis­yon­la­rı eleş­ti­rir­ken; as­lın­da siz­le­rin oy­la­rı­nı, siz­le­rin de­mok­ra­tik se­çim­le­ri­ni­zi eleş­tir­di­ler, siz­le­ri yok say­dı­lar… Balık ha­fı­za­la­rı­nı­za çok çabuk yem oldu bu ya­şa­nan­lar… Dün on­lar­la karşı saf­lar­da olan siz­ler; bugün siz on­la­rın pe­şin­de­si­niz…

 

Ve yıl­lar sonra, yıl 2017...​Referan­dum ön­ce­si; Saint Tay­yip Efen­di'nin baş ha­se­ki­si, AK­SA­RAY'da dü­zen­le­yin­ce ye­mek­li bir ka­dın­lar ma­ti­ne­si, KOÇ ka­dın­la­rı baş kö­şe­ye ku­ru­lun­ca... İşte o zaman an­la­dım ki yok­tur pa­ra­nın dini, imanı, pek sever gücü, ik­ti­da­rı... İşte durum böyle olun­ca; ne gerek vardı bu so­ru­ya?... Ama sor­ma­dan da du­ra­ma­dım:

-Ülke kan ku­su­yor, KOÇ­Lar neden su­su­yor?...

 

Gerçi bu so­ru­nun ya­nı­tı­nı KOÇ­lar'dan değil, GEZİCİ olup KOÇ­lar'ın pe­şin­den ko­şan­lar­dan almak is­ter­dim de... On­la­rın her biri dil­le­ri­ni yut­muş du­rum­da bi­lin­di­ği gibi...

Çarşamba, 25 Ekim 2017 08:18

Bir za­man­lar...

Bir za­man­lar...

 

*Bir za­man­lar SA­ADET PARTİLİ KA­DIN­LAR; 17 Eylül 2014 günü gös­te­ri yap­mış­lar­dı PEMBE MET­RO­BÜS İÇİN...​Ve de eleş­ti­ri­ler gön­der­miş­ler­di o gün­le­rin şeh­re­mi­ni, bu­gü­nün müs­te­fa­si­si (is­ti­fa etmiş demek) TOP­BAŞ EFENDİ haz­ret­le­ri­ne; 60 BİN İMZALI baş­vu­ru­la­rı­na yanıt ver­me­di­ği için...

Bu bağ­lam­da ge­ri­ci­lik ya­rı­şın­da; karar ve­re­mi­yo­rum bir türlü, acaba kim­ler ilk sı­ra­da?...

SA­ADETLİ SA­LAK­LAR MI, YOKSA İKTİDARIN DİŞİLERİ AK­MA­LAK­LAR MI ?...

Her neyse...​Onlar ya­rı­şa dur­sun­lar yo­baz­lık ipini gö­ğüs­le­mek için kendi ara­la­rın­da, biz­ler ba­ka­lım kendi iş­le­ri­mi­ze...​YAZILAR YA­ZA­LIM, BELKİ BİR OKU­YAN, AK­LI­NI AY­DIN­LIK­LA DO­KU­YAN OLUR­SA DİYE... Ah, ah avu­turken ken­di­mi­zi, ne yazık ki Bursa'nın ufak tefek taş­la­rı­na şim­di­ler­de do­ku­nu­yor pembe met­ro­bü­sün tekerlekleri...​Oysa o Bursa ken­tin­de ne tür­kü­ler söy­le­nir­di?...

 

Bur­sa­lı mısın ka­di­fe­li gelin

Çay­dan mı geç­tin?..

Ya­nak­la­rın al, al olmuş

Kon­yak mı içtin?...

İçti­ği­miz kon­yak, me­ze­miz kay­mak

Sen kimin ya­ri­sin yav­rum her yanın oynak?...

 

Oysa bugün Bursa'da her yerde yobaz; kent­de ay­dın­lık yurt­daş koymaz...​Ama Tay­yi­ba­nın gözü; yal­nız­ca Bursa'da kal­maz...Şimdi de dik­miş gö­zü­nü İzmir'e...​Sinsice ke­mi­re, ke­mi­re; gü­ve­ni­yor Su­ri­ye­li Arap­lar'la dök­tü­ğü çi­men­to­ya, demire...​Aman, aman dik­kat İzmir­lim, Ege­lim; ben ki Zeki Mü­re­nin, Mü­zey­yen'in Bur­sa­lı­sı, eyvah ki eyvah di­yo­rum ya­man­dır halimiz...​Sakın ola ki sakın; tes­lim ol­ma­yın yobaza...​Her bi­ri­miz çok iyi bi­li­yo­ruz ki bu kez de attı Ege Böl­ge­si'ne kanca...

 

 

*Bir za­man­lar dö­ne­min Baş­ba­ka­nı Men­de­res; 1957'de Öde­miş'de halka yap­tı­ğı ko­nuş­ma­sı­nı bir

Ka­sa­ba İmami gibi bi­tir­miş ve şu söz­le­ri söy­le­miş:

-Al­lah, mü­na­fık­la­rın şer­rin­den he­pi­mi­zi ko­ru­sun!...

Ve genel se­çim­ler yak­la­şın­ca da hı­zı­nı ala­ma­mış ve seç­me­ne şu va­at­ler­de bu­lun­muş:

-İstan­bul'u ikin­ci bir Mekke, Eyüp Sul­tan Camii'ni de ikin­ci bir kabe ya­pa­ca­ğız!...

 

İşte bu­gün­ler­de ER­DO­GAN ger­çek­leş­ti­ri­yor MEN­DE­RES'in bu söz­le­ri­ni; EYÜP SUL­TAN İKİNCİ KABE OLMA YO­LUN­DA HIZLA İLERLİYOR...

 

 

*Bir za­man­lar yine MEN­DE­RES 1955'de, DP Mec­lis gru­bun­da ar­ka­daş­la­rı­na şöyle ses­len­miş:

-Siz öyle güç­lü­sü­nüz ki, şu anda is­ter­se­niz Ana­ya­sa'yı de­ğiş­ti­re­bi­lir, hi­la­fe­ti bile ge­ti­re­bi­lir­si­niz!...

VE BU­GÜN­LER­DE ER­DO­ĞAN ONUN DÜŞ­LERİNİ GER­ÇEK­LEŞTİRİYOR...​AZ KALDI, AZ; YA­KIN­DA HALİFENİZ DE OLA­CAK...

 

Bir za­man­lar yazar Mark Twain demiş ki:

-God cre­ated war so that Ame­ri­cans would learn Ge­og­raphy...

 

Türk­çe çe­vi­ri­siy­le de­ğer­li okur "ki azılı Türk düş­ma­nı ola­rak bi­li­nen bu adam" demiş ki:

-TAN­RI SA­VA­ŞI NEDEN YA­RAT­MIŞ?... AMERİKA­LI­LAR COĞ­RAF­YA­YI ÖĞ­RENSİNLER DİYE...

 

Bi­le­me­dim ağ­la­ya­lım mı gü­le­lim ya­za­rın bu dü­şün­dü­rü­cü söz­le­ri­ne?...

İşin ger­çe­ği her yeri ka­rış­tı­ra­rark/savaş çı­ka­ra­rak gez­mi­yor mu dün­ya­yı en sı­ra­dan bir Ame­ri­ka­lı; bazen dip­lo­mat, bazen casus, bazen lo­bi­ci, bazen barış el­çi­si ve ge­nel­lik­le de Az­ra­ilin dünya tem­sil­ci­si bir asker kim­li­ğiy­le?...

İnsan ister, is­te­mez "ne kadar da doğru bir tes­pit" di­ye­rek nasıl da onay ve­ri­yor şu Türk düş­ma­nı İngi­liz ya­za­rın söz­le­ri­ne...

 

*Bir za­man­lar AN­DI­MIZ oku­nur­du her sabah, her okul­da...O gün­ler­de ül­ke­miz, ulu­su­muz yem ol­ma­mış­dı kurda, kuşa...

Eylül 2012'den beri okul­lar­da "AN­DI­MIZ" okun­ma­dan ders­le­re gi­ri­yor ço­cuk­lar...Çünkü bi­ri­le­ri is­te­mi­yor bu ül­ke­de NE MUTLU TÜR­KÜM il­ke­si ve ül­kü­sü doğ­rul­tu­sun­da ya­şa­ma­yı...​Elinde bir ka­şa­ğı; ka­şı­yor da ka­şı­yor bö­lü­cü­lük ya­ra­sı­nın ka­buk­la­rı­nı ülke kan revan...

Ki onlar ille de is­ter­ler­se; böl­mek is­te­dik­le­ri bu ulusu oluş­tu­ran her­kes için birer ANT...​Ve eğer sağ­la­ya­cak­lar­sa bun­dan da bir rant...İşte hazır onlar için bir na­ka­rat; söy­le­sin­ler dur­mak­sı­zın ve rengi or­ta­ya çık­sın sin­si­ce giz­len­miş kal­le­şin, bö­lü­cü­nün, iş­bir­lik­çi­nin,hır­sı­zın...

 

TÜR­KÜM, DOĞ­RU­YUM, ÇA­LIŞ­KA­NIM demek İTİCİ GELİYORSA ON­LA­RA, DESİNLER ARTIK HER SABAH;KÜR­DÜM, KAL­LEŞİM, ASA­LA­ĞIM, ASİMİLE OLA­MA­YAN İNATÇI BİR SA­LA­ĞIM...

VE KENDİNİ TÜRK ULU­SUN­DAN AYRI TUTAN; NE MUTLU TÜR­KÜM DİYE­ME­YEN KİMLER VARSA BU ÜL­KE­DE ARA­MIZ­DA, ON­LA­RA DA YA­ZA­RIZ BİRER ANT, TA­KA­RIZ GÖ­ĞÜS­LERİNE "BU AY­RI­LIK­ÇI­DIR" DİYE BİR BANT...

Ondan sonra yedi düvel yine gelir ül­ke­ne; pay­la­şım­lar par­sel, par­sel...Üm­met-i Tay­yi­ba­nın sıb­yan­la­rı­nın adı olur mu olur; Ge­or­ge, Eric,Vic­tor, Marsel...​Papa Haz­ret­le­ri de on­la­rı bir güzel tak­dis eder...

 

Hey!...​Sana söy­lü­yo­rum yüzde 99'u Müs­lü­man­cı­lık oy­na­yan ahali!...

Salı, 24 Ekim 2017 07:34

Müjde;Yeni Ba­cı­nız Ge­li­yor

Müjde;Yeni Ba­cı­nız Ge­li­yor

*Düne Bakış:

Ha­cı­yız, ba­cı­yız de­di­ler

İli­ği­mi­zi, ke­mi­ği­mi­zi erit­ti­ler

"Saçı bit­me­dik yetim hakkı" unu­tul­du

Hır­sız­lık, yol­suz­luk hüner oldu

Gün geldi ve­kil­ler mil­le­ti­ni soydu

Bu biz­le­re daha bir koydu

Gü­ve­ni­miz kal­ma­dı artık ha­cı­ya, ba­cı­ya

Yüce Mec­li­si­miz son ver­sin bu acıya

Gizli kal­ma­sın suç­lar, suç­lu­lar

Fır­sat bu­la­ma­sın kötü ni­yet­li güç­lü­ler

HUKUK'un üs­tün­lü­ğü il­ke­si ya­şa­ma geç­sin

Ulu­su­muz bir­kez daha ay­dın­lı­ğı seç­sin

Sı­ğı­nıl­ma­sın do­ku­nul­maz­lık zır­hı­na

Sor­gu­la­ma­lar baş­la­sın; hır­lı­sı­na, hır­sı­zı­na

Çık­sın Yüce Mec­li­si­miz'den yüce bir karar

Ül­ke­miz, ulu­su­muz gör­me­sin zarar

Doğ­ru­luk ye­ni­den erdem olsun

Say­gın ve­kil­ler Mec­lis'de ye­ri­ni bul­sun...

Bugün bir­lik za­ma­nı­dır, hem de dir­lik

Arın­dı­rıl­sın Mec­li­si­miz'deki kir­li­lik...

De­mok­ra­si­nin ge­re­ği­dir ba­ğım­sız yargı

Do­ku­nul­maz­lık­lar kal­dı­rıl­sın, baş­la­sın sorgu...

Ya­ra­şır Mec­li­si­miz'e gü­ve­ni­lir­lik, say­gın­lık

Kal­dı­rıl­maz­sa do­ku­nul­maz­lık­lar sü­recek bu dar­gın­lık

Bi­lin­sin ki du­yu­lun­ca­ya dek se­si­miz ulus­ca dar­da­yız

Ay­dın­lık gün­ler için bir da­ki­ka­lık ka­ran­lık­lar­da­yız...

 

Veee

 

Olay; Su­sur­luk

Durum; ku­sur­luk

An­la­tım­da; kı­sır­lık

Sonuç; çö­züm­süz bil­me­ce

Oysa uyu­ma­dı bu adam­lar

Ne gün­düz, ne gece

Kı­lı­fı­na uy­dur­mak için çal­dık­la­rı mi­na­re­yi

Na­sıl­sa hal­kı­mız ka­tık­sız enayi

Ke­yif­le yu­dum­lar­ca­sı­na du­ma­nı tüten kah­ve­si­ni

Yudum yudum sin­di­rir­ler­di iç­le­ri­ne

Hır­sız­la­ra yol­daş olan kah­pe­si­ni

Değil mi ki ülkem kal­mış­tı

Yol­dan çık­mış­la­rın p..​le­ri­ne...

İşte bun­dan do­la­yı;

Derin uy­ku­la­ra masal olsun diye ya­zıl­dı

Say­fa­lar do­lu­su kan­dır­ma­ca, yalan

Ey hal­kım biraz da böyle oya­lan

Gün olur da bir­gün baş­kal­dı­rır­san bu yaz­gı­na

Su olup da bo­şa­lır­san, ül­ke­ni saran yan­gı­na

Kül­len­di­re­bi­lir­sen yok­sul­lu­ğu

Ulu­su­nun umut­suz yü­re­ğin­den

Fı­rın­cı­nın ekmek kü­re­ğin­den

Ge­ti­re­bi­lir­sen ay­dın­lı­ğı Kaf­da­ğı'nın ar­dın­dan

İşte ogün,ir ama­cım yok­tur bi­le­sin

Güneş'den de ay­dın­lık olur

Ge­le­cek­te­ki gün­le­rin...

 

*Güne Akış:

Ye­ni­den AY­DIN­LIK GÜN­LER İÇİN kay­gı­lan­ma­ya­ca­ğı­mız, mum­lar yak­ma­ya­ca­ğı­mız AY­DIN­LIK BİR TÜRKİYE umu­duy­la biz ne ya­zı­lar yaz­dık...​Ve bize bu ya­zı­la­rı yaz­dı­ran­lar­sa; oynak tür­ban­la­rıy­la (ki bir ba­şın­da, bir om­zun­da; nabza göre şer­bet veren bir tür­ban) kar­şı­mız­da duran bir BACI...​Ya­nın­da da İçiş­le­ri Ba­kan­lı­ğı ma­ka­mın­da otu­ran bir başka BACI...​Ve yan­la­rın­da, yö­re­le­rin­de de ne idüğü be­lir­siz cüb­be­li bir şak­la­ban, bu­gün­ler­de Ame­ri­ka'nın inin­de sak­la­nan...İşte bu oynak tür­ban­lı Ba­cı­nın, Ba­cı­sı; İçiş­le­ri'ndey­ken, ül­ke­nin hali pür me­la­li sanki düz­dey­miş gibi... Şim­di­ler­de avu­cu­nun içi ay-yıl­dız­lı kı­na­lı bu hatun kişi NE MUTLU TÜR­KÜM di­ye­rek Tür­kün gö­zü­ne gir­me­ğe ça­lı­şı­yor.Şaş­kın­lar, dünde ya­şa­nan­la­rı unu­tan­lar da gi­de­rek ona alı­şı­yor, onu al­kış­lı­yor.

Ve bu BACI'nın da Ame­ri­ka­dan ica­zet­li ola­bi­le­ce­ği acaba hiç kim­se­cik­le­rin usuna gel­mi­yor mu?...

Ne der­sin dünü, dünde ya­şa­nan­la­rı unut­tu­ğun yet­mez­miş gibi; olan bi­te­ni sor­ma­yan, sor­gu­la­ma­yan dü­şün­me üşen­ge­ci sev­gi­li hal­kım?...​Meral Ak­şe­ner Bacı'dan umut bek­le­yen­ler gi­de­rek ço­ğa­lı­yor da ondan ötürü so­ru­yo­rum; yoksa hiç bir art ni­ye­tim yok bi­le­sin...

Pazartesi, 23 Ekim 2017 07:39

İnsan­lık Du­rum­la­rı

İnsan­lık Du­rum­la­rı

 

Bazı Havva kız­la­rı hoş­lan­mı­yor­muş ken­di­le­ri­ne BAYAN de­nil­me­sin­den...​On­la­ra KADIN de­nil­me­liy­miş. Ör­ne­ğin yolda giden bir kadın, ona ses­le­ne­cek­se­niz demek ki ona Hey KADIN diye hay­kı­ra­cak­sı­nız.

Bay; Mr...​Bayan; Mrs kar­şı­lı­ğı­dır Cum­hu­ri­yet'in ku­ru­lu­şun­dan beri...Üs­te­lik geç­miş­de (e-ma­il sa­nall­lı­ğı ya­şam­la­rı­mı­za bu­laş­ma­dan önce) mek­tup yazıp, bir­bi­ri­mi­ze gön­der­di­ği­miz gün­ler­de; zar­fın üze­ri­ne ya­zar­dık Bay ve Bayan ni­te­le­me­le­ri­ni, üs­te­lik de önüne SAYIN sö­zü­nü ek­ler­dik önüne...

Bı­ra­kın sözde fe­mi­nist­ler­le, dön­me­le­rin ille de KADIN de­necek söy­lem­le­ri­ni...​Bay ve Bayan ön ek­le­ri; saygı ve res­mi­yet içe­rir. KADIN ve ERKEK ta­nım­la­ma­la­rı da cin­si­yet kim­lik­le­ri için­dir. Eğer gö­ğüs­ler yerli ye­rin­de, 35 nu­ma­ra ayak­lar ve mi­ni­cik eller varsa gör­dü­ğün bi­rey­de; KADIN ol­du­ğu bes­bel­li­dir.​Ola ki gö­ğüs­ler bomba, eller mala gibi, ayak­lar en az 42 nu­ma­ra ve de boy­nun­da da ADEM EL­MA­SI...​Bu gö­rü­nen cisim; dön­me­nin da­nis­ka­sı...​Sen buna KADIN desen ne olur, BAYAN desen ne olur?... Ya­ra­dan ve ya­ra­dı­lış ko­nu­la­rı bir yana; tıb­bın in­din­de, he­kim­le­rin gö­zün­de bal gibi de ERKEK olur ken­di­le­ri...​Ve KA­DIN­LIK bi­lin­ci­ne ere­me­miş, cin­sel kim­li­ğin­den kuş­ku­lu şu fe­mi­nist has­pa­sı da illa ki BAYAN ye­ri­ne KADIN den­me­si­ni is­ti­yor­sa ken­di­si­ne (belli ki bir ek­sik­lik var ben­li­ğin­de); ve­re­lim bir paye, belki ula­şır cin­sel kim­li­ği­ne...

 

Her şey dir­li­ğin­de, dü­ze­nin­de...Ülke dört, dört­lük...​Bol­luk, be­re­ket sar­mış her yanı...​Aman efen­dim ne de çok sı­kı­lı­yor­muş ba­zı­la­rı­nın canı ken­di­si­ne BAYAN di­yen­le­re...Gülüp, geç­me­li mi?...​Acaba ne so­run­la­rı var diye; bir psi­kaytr eş­li­ğin­de, bi­lin­çal­tı­nı deş­me­li mi?...​Ata­türk İlke ve Dev­rim­le­ri'nin ken­di­si­ne sağ­la­dı­ğı ka­za­nım­la­rı gün geç­tik­çe yi­tir­di­ği­ne al­dır­mak, hak­la­rı­nı elin­den alan­la­ra sal­dır­mak ye­ri­ne; gü­nü­mü­zün si­li­kon­lu dil­ber­le­ri ne­le­re ka­fa­la­rı­nı ta­kı­yor­lar ne yazık ki...

 

Bir ara­lar ya­zar­dım MANİLER; arada ol­ma­sın diye en­gel­ler, özel­lik­le de gi­de­rek ge­ri­len, ger­gin­le­şen ül­ke­miz­de... Pay­la­şı­ve­re­yim de MANİLER'imi...​Kim bilir, belki de gi­de­rek ay­rış­tı­rı­lan ulu­su­mu­za olur bir yudum te­sel­li ?...​Ve BAY-BA­YAN say­gın­lı­ğın­da, eşit yurt­daş­lar ko­nu­mun­da, ER­KEK-KA­DIN elele bir­lik­te, yü­rü­rüz güzel ya­rın­la­ra içi­miz­de bin­bir umut­la di­ye­rek...

Yü­rek­ler sevgi dolu

El­ler­de zey­tin dalı

Gönül kır­mak ni­ye­dir

Var mı böyle bir deli?

Ka­pi­ta­list kö­pe­ği

Talan etti ül­ke­yi

Dü­şe­se saten düşes

Kal­ma­dı Bursa ipeği...

Dost­la­rım ister börek

Da­yan­maz buna yürek

Doğ­mu­şum Boş­nak kızı

Bö­re­ğe usta gerek...

De­ği­lim Banu Alkan

Elim­de kı­lıç-kal­kan

Be­ce­ri­rim her işi

Var mı bö­rek­ten kor­kan?

Kalma hiç kışa kara

Dü­şün­me kara kara

Ay döner bahar gelir

Ka­vu­şur­sun bir yara

Sev­gi­den yana yürek

İster­se yapar börek

Dos­tun sof­ra­sı­na da

Pas­kal­ya için çörek

Yedi hece say­ma­lı

Bir sı­ra­ya koy­ma­lı

Eğer zorca ge­lir­se

Şu ma­ni­den cay­ma­lı

Dedik de hiç cay­dık mı?

He­ce­le­ri say­dık mı?

He­ce­ler şöyle dur­sun

Ge­ce­le­ri say­dık mı?

Ge­ce­ler de sa­yıl­dı

Selma çokça ya­yıl­dı

Yetti artık tem­bel­lik

Sı­kın­tı­dan ba­yıl­dı

Sı­kıl­ma­sın ca­nı­mız

Kay­na­sın hep ka­nı­mız

Mani dü­ze­lim dost­lar

Du­yul­sun bre şa­nı­mız

Pa­ra­la­rı say­ma­dım

Yedi hece kadar

Bunca sı­kın­tı yeter

Bende ma­ni­ler biter

Pazar, 22 Ekim 2017 14:16

Bir Yakınma Yazısı...

Bir Yakınma Yazısı...
EV
Bay Pierre Loti;
Yeter artık boşalt şu evi
Sokak, sokak ev aramaktan
Ayaklarıma kara sular indi…
Bay Pierre Loti;
Yüzyıllardır konakladığın bu yer
Gözlediğin bu manzara
Artık yetti ama;
Haliç’e övgüler, Altın boynuz
Doğrusunu istersen bu sözlere tokuz…
Sen Eyüp sırtlarına
Araplar’a Boğaz’ın yamaçları
Adalara azınlıklar
Sonunda bende başladı azgınlıklar…
Bay Pierre Loti;
Bozmak istemezdim keyfini
Böyle zor olmasaydı ev bulmak
Daha yüzyıllarca yudumlardın kahveni…
Biliyorsun ki;
Ev yok, bulunsa da istenen para çok
Yoksa hiç çalar mıydım kapını ?...
Huzurla yazardın yazılarını…
Neylersin ki boş ev yok
Başımı sokacak, aşımı kaynatacak
Bilesin ki bu gidişle yolum şaşacak
Bakırköy’e doğru…
İyisi mi sen zora koşmadan beni
Başvurmadan da yargıca
Edebinle boşalt şu evi…
Dar gelmez odaları, yetişir
Üstelik sendense, bana daha bir yakışır
Kaygılanma arasıra konuk da gelebilirsin çaya
Bir zaman da ben süreyim keyfini
Şimdi de sen çık bakalım kiraya…
Pierre Loti; bilindiği gibi Osmanlı Dönemi’nde İstanbul’a gelip, Eyüpsultan İlçesi’nde, Haliç kıyılarında, Osmanlı’nın hoşgörüsünden yararlanıp, İstanbul’un keyfini süren bir Fransız yazardır.
O dönemde, onun yaşadığı ev, günümüzde “Pierre Loti Kahvesi” olarak bilinmektedir, kuşkusuz tadını da Fransız, İngiliz, Amerikalı gezginlerle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yurttaşları çıkarmaktadır. Bununla birlikte; bizlere övgüler düzerek, hoşgörümüzü (kuşkusuz bilinçli, ama ikiyüzlü tatlı dilleriyle) kullanarak, Truva Atı örneği içimize girip, bizleri sömüren/bölen/özdeğerlerimize yabancılaştıranlara bir göndermedir EV dizelerim… Gerçi Pierre Loti yüzde yüz böyleleri gibi olmasa da, o bir simgedir anlatımımda…
2005 yılı yaz başlarında, Atatürk’ün Yalova Termal Kaplıcaları’nın altın tabakta Araplar’a sunulmaya çalışıldığı anımsandığında ya da Arap petro-dolarları için İstanbul’a utanç kulelerinin dikilmesinin amaçlandığı günler anımsandığında anlamlı bulunacaktır EV dizelerim…
Ve daha da geçmişe, TÖ dönemine gidersek; ÖZAL döneminde, Araplar önce “5 villalık” yer edindiler Uludağ’da… Daha sonra çoğaldılar, elbetteki Bursa yerel yönetimine, bugün ülke genel yönetiminde de olanların gelmesiyle… Üstelik bu Araplar, dağ köylülerini de rahatsız ettiler, villalarının önünden geçerken, “na’mahremlerine halel geldiği” gerekçesiyle Bursalı dağ köylülerini dövdüler…
Bursa Kent Konseyi’nde Uludağ’ın (ki birinci sınıf SİT alanıdır ve de elbetteki Bursa’nın akciğerleri orman alanlarıdır) Araplar’ın ve ülkemizi Araplaştırmak isteyenlerin saldırısına uğraması tartışıldı, kaçak yapılaşmayı engellemek için Bursa Jandarma Bölge Komutanlığı çok etkili oldu. Ama ne yazık ki yönetimdekiler ( genel ve yerel yönetimdekiler) çıkardıkları yasalarla; orman alanlarına saldırmak, ülkemiz topraklarını yabancılara satmak için canla başla çalışmaktalar…
Bugün Uludağ ve ülkemizin pek çok değerli yerleri, yöreleri; ülkemizi Araplaştırmak isteyenlerin kurtarılmış bölgesi gibi… “Her şey satılık” diye yola çıkanlar, Kemal ATATÜRK’ün öncülüğünde bir Kurtuluş savaşı veren Türk Ulusu’nun kazanımlarını bir, bir yitirmek, ulusal egemenliğimizden ve bağımsızlığımızdan ödün vermek ve giderek ülkemizi sömürge durumuna düşürmek için göreve gelmişler… Ne acıdır ki ulusumuzun büyük çoğunluğu, bu gidişe dur demek şöyle dursun, kaygısızca, aldırmazca bir tutum içindedir. Ülkemiz de ellerimizden kayıp, gitmektedir…

Didim'de yaşayanlar; Bursa’nın Uludağ’ında yaşanan Araplaşma’dan da bize ne diyecek olsa da küçük bir anımsatma; o günlerin Jandarma Komutanı, Ergenekon Terör Örgütü yaftasıyla, tutuklandı… Üstelik Araplaşma yalnızca Uludağ ile sınırlı kalsa; ne gam, ne tasa ?... O günlerden, bu günlere; RTE avanesiyle ve de BOP düşleriyle Ortadoğu topraklarına dalmak için fırsat kollamasa… Ve başta Suriyeliler olmak üzere şu Araplar ülkemize doluşmasa... 
Çokça söze gerek yok;şu “one minute” gazileri ve de gevezeleri bakalım daha ne işler açacak başımıza ?...
Umalım ki fıtratımızda kanlı bir savaşın ortasına düşmek olmasın...
Salı, 10 Ekim 2017 18:27

Sana Kek Yap­tım Mu­hab­be­ti

Sana Kek Yap­tım Mu­hab­be­ti

Pro­fe­sör titri olan bir kadın "bakan" olur; aile sa­ade­ti, mut­lu­lu­ğu için ka­dın­la­ra börek aç­tı­rır.Ki­mi­si de fır­sat­çı, kur­naz ze­ka­sıy­la şar­kı­cı olur bu ül­ke­de; sev­gi­li­yi elde tut­mak için ka­dın­la­ra "kek" yap­mak üze­ri­ne şar­kı­lar din­le­tir. Ama her ne­den­se şu ka­mu­sal alana çıkan bir akıl­lı, uslu kadın olup da ka­dın­la­ra ayak­la­rı­nın üze­rin­de dur­ma­nın, üret­ken ol­ma­nın yo­lu­nu, yor­da­mı­nı gös­te­ren, öğ­re­ten, öne­ren söz­ler söy­le­mez bu ül­ke­de...​Ah ne yazık ki böy­le­ce Kemal ATA­TÜRK'ün ilke ve dev­rim­le­ri­nin ay­dın­lan­ma­sın­da yü­rü­yen değil, ge­ri­ci­li­ğin ka­ran­lı­ğın­da çü­rü­yen ka­dın­lar sarar, sar­ma­lar dört ya­nı­mı­zı...

 

İşte ka­dı­nın biri de yaz­mış­tı; sev­gi­li­si­ne kek yap­tı­ğı­na iliş­kin bir şarkı…Yıl­lar­dır ütü­ler durur ka­dın­la­rın bey­nin­de­ki kıv­rım­la­rı, düz­leş­ti­rir bu şar­kı­sıy­la Nil adlı bu kadın...​Kadın­la­rın beyin kıv­rım­la­rı düz­leş­dik­çe de ka­dın­lar dü­şün­mez olur, akıl ve man­tık me­ka­niz­ma­la­rı iş­lev­sel­li­ği­ni yi­ti­rir. Ger­çek ya­şam­da ol­ma­sa bile, düş ve dü­şün­ce dün­ya­sın­da ma­ga­zin yos­ma­la­rı­na öy­kü­nen, öze­nen ka­dın­lar ço­ğa­lır, ço­ğa­lır ve çığ gibi büyür boş­luk­da yüzen,top­lum­da asa­lak­ça gezen ka­dın­la­rın sa­yı­sı...

Bu arada onun yap­tı­ğı kek de nedir ki ?...​Bir de ben ve­re­yim kekin ta­ri­fi­ni öğ­ren­sin Nil kı­yı­sın­da ba­la­yı­na giden ve de ta­ri­kat­lar­la adı anı­lan bu hatun sağ­lık­lı bir kekin nasıl ya­pıl­dı­ğı­nı, üs­te­lik bu kekin içe­ri­ğin­de beyne ya­rar­lı hem ceviz, hem de havuç var.

Önce iki irice havuç, ren­de­le­nir… Ve de iki avuç ceviz, dö­vü­lür… Bun­lar bek­le­ti­lir bir ke­nar­da, ka­tı­lım için sı­ra­nın gel­me­si­ni ken­di­le­ri­ne; biz dö­ne­lim yu­mur­ta­la­ra… Ön­ce­lik­le çır­pı­lır dört adet yu­mur­ta, ka­rış­tı­rı­la­rak on­la­ra; dört çorba ka­şı­ğı un, dört çorba ka­şı­ğı toz şeker, bir paket ba­king po­w­der ve son aşa­ma­da ce­viz­le, havuç da ek­le­nir ve işte bu keki ha­zır­la­yan kız da kal­maz evde, tez­den ev­le­nir… El­bet­te­ki işi­miz henüz bit­me­di…Kek ka­lı­bı­nın dibi; Didim'in yap-sat­çı­la­rın ga­za­bın­dan, göz­le­rin­den arta kal­mış zey­tin­lik­le­rin­den üre­ti­len sızma zey­tin­ya­ğı ile bir güzel yağ­la­yıp, fı­rı­nı da 15 da­ki­ka ön­ce­sin­den 180 de­re­ce­ye dağ­la­yıp…Ar­dın­dan ver­dik mi ha­mu­ru fı­rı­na…Bun­dan son­ra­sın­da ko­pa­cak fır­tı­na için bütün be­ce­ri kalır ka­dı­na… İşvey­le, cil­vey­le fin­gir­der­ken ça­yı­nı dem­le­yip, öpü­cük­ler kon­du­rup du­dak­la­rı­na en baş kö­şe­ye er­ke­ği­ni buyur eder­sen, an­la­ma­dan geçer pişme sü­re­si için ge­re­ken kırk da­ki­ka…Kek ılı­nır­ken en az beş da­ki­ka kadar ka­bın­da; sen de kayna, küçük şuh ve şen kah­ka­ha­lar­la kı­kır­da… Bu­lur­sun tez­den nikah ma­sa­sın­da ya­nın­da otu­ran da­ma­dı…Bil ki sen­den ön­ce­ki kı­rık­la­rı­nın pa­buç­la­rı­nı bu for­mül; he­men­ce­cik dama attı… Kırk da­ki­ka­lık pişme, beş da­ki­ka­lık din­len­me sü­re­si­nin ar­dın­dan fı­rın­dan çı­kın­ca kek sıcak, sıcak; bil ki sev­gi­lin mest ola­cak…Aça­cak sana kucak… Sana de­diy­sem, sakın ola ki mar­ga­rin sanma…Sanıp da ve de ke­ki­ne katıp da ko­les­te­ro­le çağrı çı­kar­ma…Yal­nız­ca kek değil, yap­san da pilav, börek, ma­kar­na illa ki zey­tin­yağ­lı ol­ma­lı, üs­te­lik de sızma…Ve unut­ma ve de utan­ma; ye­mek­le­ri­nin ya­nın­da gar­ni­tür ola­rak işve, cilve…Aman hiç çe­kin­me; ke­sin­lik­le ol­ma­lı­sın süzme…El­bet­te­ki “ke­ki­ne ba­yıl­dım” de­dir­te­ce­ğin damat ada­yın için…

Gü­nü­mü­zün yaşam ko­şul­la­rın­da işi yok da ka­dı­nın, er­ke­ğe kek pi­şi­recek…ya da er­ke­ğin işi yok da kekin piş­me­si­ni bek­le­yecek…Kek pi­şe­ne kadar kim bilir kaç ki­şiy­le, kim­ler­le işi pi­şi­recek ?...

Erkek mi ?...​Yalnızca erkek olsa iyi, kadın da aynı…Şim­di­ler­de kaldı mı ya beyaz atlı pren­sin öpü­cü­ğü­nü bek­le­mek ?... Pren­sin öpü­cü­ğü ye­ri­ne; şif­re­yi kır, pren­se­si kur­tar ya da pe­şin­den gel­mez­se bırak evde kal­sın… Oysa Or­ta­çağ’da; be­ka­ret ke­me­ri­nin anah­ta­rı­nı bul, bu­la­bi­lir­sen…O dö­nem­ler daha bir dert ya neyse şim­di­ki aşık­lar el ense…

 

2017 yılı zam­lar­la gelip, ge­çi­yor: yal­nız­ca pi­ya­sa­ya mı, çocuk sa­yı­sı­na da zam geldi…Üçten, beşe ve o da yet­mez Saint Tay­yip Efen­di­ye yedi ola­rak be­lir­le­di do­ğu­ru­la­cak ve­led­le­rin sa­yı­sı…Oldu ki be­ce­re­mez­se­niz; Sağ­lık Ba­kan­lı­ğı’ndan da özel has­ta­ne­le­rin yar­dı­mıy­la bu iş ger­çek­leş­sin diye ay­rıl­mış öde­nek var… Kut­sal ki­tap­la­rın bu­yur­du­ğu üzere, gi­re­ne kadar me­za­ra; se­viş­me­li Adem’in oğul­la­rı ve Havva’nın kız­la­rı… Aman ke­sil­me­sin hız­la­rı…Mem­le­ke­tin acil ih­ti­yaç­lar lis­te­si­nin ilk sı­ra­sın­da çocuk ek­si­ği var !... Ama en az beş çocuk ya­par­san hangi bi­ri­nin ko­şa­cak­sın ar­dın­da ?...İşte bunu dü­şü­nen, soran, sor­gu­la­yan yok… Buy­ruk ve­ril­di bir kez; yeter ki çocuk doğur !...

Eğer do­ğu­ra­maz­san; tüp bebek, onu da ba­şa­ra­maz­san bil­me­li­sin ki yar­dı­mı­na kuma ge­lecek…Bu ezgi çok ge­ri­ler­de kaldı:

Edalı yar, iş­ve­li yar /Onu bırak bana gel Olur mu yar ?/ İki hanım alan­la­rın ce­za­sı var…

Hani ne oldu o ce­za­lar ?...Şim­di­ler­de yar dedin mi; erkek için dörde kadar izin var, yeter ki doğ­sun/do­ğu­rul­sun/do­ğur­tul­sun ço­cuk­lar…

Ve sonra bekle ki Mart ayı gel­sin sen de 8 Mart Ka­dın­lar Günü ne­de­niy­le; so­kak­la­ra dö­kü­lür­sün…

Gerçi seni o gün­ler­de so­kak­la­ra dö­ken­ler, ka­dın­lar­dan çok, ken­di­le­ri için bir şey­ler is­ter­ler; hani son ker­te­de ül­ke­yi böl­me­ye yö­ne­lik emel­ler içe­ren vs…Sense için­de kalan he­ves­le­rin­le; ka­lır­sın or­ta­lık yerde…İşte o zaman sor ba­ka­lım bir kez ken­di­ne; 8 Mart Dünya Ka­dın­lar Günü kur­ta­rı­yor mu seni?...

Ne sen­di­kal hak­lar… Ne si­ya­sal hak­lar… Ne sos­yal gü­ven­ce… Ba­şın­da bir koca... Bi­raz­cık da eli kan­lı­ca... Buy­ruk da ve­ri­lin­ce ha bire do­ğur­man için... Boşa kürek çekme be gülüm... Sen Ata­türk İlke ve Dev­rim­le­ri’ne da­yan­ma­dık­ça... Ve o il­ke­le­ri yok say­dık­ça dur­mak­sı­zın ko­va­la­ya­cak seni ölüm…

 

Bu gi­diş­le de ya­şa­mın tüm alan­la­rın­dan si­li­ne­cek­sin, si­le­cek­ler seni… Ve bu ci­na­yet­ler se­ri­si­ni de dü­şü­re­cek­ler sü­rek­li gün­de­me... Sa­la­cak­lar kor­ku­yu üze­ri­ne… Sak­la­na­cak­sın kendi ayak­la­rın­la ka­pı­sı­nı da el­le­rin­le ki­lit­le­di­ğin ka­fe­si­ne… Am­bar­go ko­ya­cak­lar yal­nız­ca bey­ni­ne, be­de­ni­ne değil, so­lu­ğu­na, ne­fe­si­ne bile… Ve ata­cak­lar anah­tar­la­rı gayya ku­yu­la­rı­na… Ama yine de ka­pı­la­rı açmak, ka­fes­ler­den kaç­mak için senin ger­çek anah­ta­rın, açkın; bey­nin­de, ay­dın­lı­ğa yö­ne­lecek bi­lin­cin­de… Haydi; yeter artık, dön geri, ka­ran­lı­ğa yü­rü­me !... Yoksa… Kek yap­mak işin ko­la­yı, hele ki iş­ve­yi,cil­ve­yi yap­mak… Hodri mey­dan sana; karşı koy az­ra­ili­ne !…Bil ki ger­çek ka­dın­lık budur işte !...

Pazartesi, 09 Ekim 2017 07:49

POLİS

POLİS

Eski Yunan’da POLİS; kent, şehir demek…

Son­ra­la­rı kent dü­ze­ni­ni sağ­la­mak için olu­şan bi­rim­le­re ve­ri­len ad… Daha açık bir de­yiş­le gü­nü­müz­de POLİS; kamu dü­ze­ni­ni ve yurt­daş­la­rın ca­nı­nı, ma­lı­nı, temel hak ve öz­gür­lük­le­ri­ni ko­ru­mak­la gö­rev­li, yasa uy­gu­la­yı­cı­sı bir kamu gö­rev­li­si­dir.

Ül­ke­miz­de Os­man­lı’dan beri POLİS ör­gü­tü var­dır; Cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de daha çağ­daş, daha ge­liş­miş bir kurum ola­rak var­lı­ğı­nı sür­dür­mek­te­dir, kamu dü­ze­ni­ni sağ­la­ma gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­tir­mek­te­dir…

Biz ço­cuk­ken Polis Am­ca­lar’ı se­ver­dik; yal­nız­ca kö­tü­ler kor­kar­dı po­lis­ler­den…

Hu­lu­si Kent­men’in, Nubar Ter­zi­yan’ın Ye­şil­çam film­le­rin­de can­lan­dır­dı­ğı Polis Amca ki­şi­lik­le­ri; canlı, canlı her ma­hal­le­de ya­şar­dı…

Ne zaman ki 68 Genç­li­ği’nin do­ğu­şuy­la, ül­ke­miz­de de or­ta­ya çıkan öğ­ren­ci olay­la­rıy­la bir­lik­te; Polis Am­ca­lar da de­ğiş­me­ğe baş­la­dı…Bir bö­lü­mü POL-DER’li olup de­mok­ra­si­yi sa­vun­du, bir bö­lü­mü de Top­lum Po­li­si kap­sa­mın­da FRUKO adını aldı, öğ­ren­ci olay­la­rın­da cop­la­rıy­la genç­le­rin üze­ri­ne daldı…

Ama yine öğ­ren­ci olay­la­rı sı­ra­sın­da (işin ger­çe­ği PKK eş­ki­ya­sı, ka­ti­li APO’nun bö­lü­cü­lü­ğe tohum ek­di­ği yıl­lar­da) kör kur­şun­lar­la şehid düş­tü­ler; on­la­rın öğ­ren­ci­le­re yap­tı­ğı iş­ken­ce­le­re kar­şın “kel ölür sırma saçlı, kör ölür badem gözlü” dedik…Ka­pan­dı öf­ke­miz­de­ki gedik on­la­ra göz yaş­la­rı­mı­zı ver­dik…

Bu­nun­la bir­lik­te FRUKO namlı top­lum po­lis­le­ri­nin var­lı­ğıy­la nifak to­hum­la­rı ekil­di POLİS AM­CA­LAR ile hal­kı­nın ara­sı­na…Daha son­ra­la­rı bir de si­ya­set bu­laş­tı­rıl­dı, daha büyük zi­ya­fet­le­re otu­ra­bil­sin­ler diye ki­mi­si FETOŞ sev­da­lı­sı oldu, ki­mi­si AK­BA­BA­LAR’ın ya­ma­cı­na kondu… Ger­çek an­lam­da hal­kın, özel­lik­le de ço­cuk­la­rın POLİS AMCA diye sevip, sayıp, bağ­rı­na bas­tı­ğı kaç kişi kaldı?… Bi­lin­mi­yor kuş­ku­suz… Üs­te­lik son aşa­ma­da Polis Yetki ve Se­la­hi­yet Ka­nu­nu da de­ğiş­ti­ril­di; PKK ile karşı, kar­şı­ya bı­ra­kıl­dı­lar.

Gü­nü­müz­de “şak­şak­çı, ya­la­ka çıkar gu­rup­la­rı­nın dı­şın­da” 10 Nisan gü­nün­de kut­la­nan Polis Bay­ra­mı da il­gi­len­dir­mi­yor halkı… Özel­lik­le de BEKÇİ DÜ­DÜK­LERİ du­yul­maz ol­du­ğun­dan bu yana hır­sız­lar da cirit atar­ken hal­kın yatak oda­la­rın­da… Nasıl il­gi­len­dir­sin ki?…

İşin ger­çe­ği as­ker­le­re de “ka­ğıt­tan kap­lan­lar” yaf­ta­sı ya­pış­tı­rıl­dı­ğın­dan beri ül­ke­yi kur­ta­ran, kuran ve ko­ru­yan; as­ke­rin du­ru­mu daha da pe­ri­şan, daha da acı­na­sı hal­kı­nın yü­re­ğin­de… Ör­ne­ğin; 70’lerde iş­ken­ce­ci…1950’ler­den beri Mus­ta­fa Kemal’in değil, NATO’nun as­ker­le­ri…60’larda Cemal Gür­sel ile sözde dev­rim­ci…70’lerde Faik Türün’le iş­ken­ce­ci…80’lerde Ce­ma­at’in ku­ca­ğı­na otu­ran…90’larda PKK eş­ki­ya­sı­na kur­şun sık­mak­tan sa­kı­nan…2000’lerde iyi­ce­si­ne Ame­ri­kan­la­şan ve bu­gün­ler­de hal­kın­dan iyice kopan… Asker yu­va­sın­da­ki bay­rak di­re­ği­ne PKK pa­çav­ra­sı­nı asana; “ço­cuk­tur” diye mer­ha­met eden… ve son aşa­ma­da bu ül­ke­yi, bu ulusu sa­vun­ma­sız bı­ra­kan eli ta­ban­ca­lı ve de pa­ra­sal ola­nak­lar bağ­la­mın­da ol­duk­ça ay­rı­ca­lık­lı bir top­lu­luk diye ba­kar­ken…

PKK kal­leş­le­ri­nin kar­şı­sın­da, yi­ğit­çe sa­va­şan, kan veren, can veren POLİS; as­ker­den daha çok sev­gi­mi­zi ka­zan­mış­ken bugün yü­re­ği­miz­de…

Ol­ma­dı be, ol­ma­dı, ya­kış­ma­dı hiç size ; bir ka­dı­nı sokak or­ta­sın­da copla, tek­mey­le döv­mek... Alan­ya'dan göz­le­ri­mi­ze düşen o ya­kı­şık­sız gö­rün­tü­ler ya­ra­la­dı yü­rek­le­ri­mi­zi...

İster­dim ki bu­gü­nün ço­cuk­la­rı da biz­ler gibi se­ve­bil­sin­ler POLİS AMCA di­ye­rek siz­le­ri, size gü­ve­ne­rek bü­yü­sün­ler…

Keşke hiç düş­me­sey­di on­la­rın göz­le­ri­ne; bir ka­dı­na acı­ma­sız­ca sal­dı­ran gö­rün­tü­le­ri­niz… Unut­ma­yı­nız ki üni­for­ma­la­rı­nız­dan sıy­rıl­dı­ğı­nız­da, si­lah­la­rı­nız­dan so­yun­du­ğu­nuz­da; siz­ler­le bir­lik­te he­pi­miz,hal­kız biz…

Cumartesi, 07 Ekim 2017 13:21

Ağaç Kat­li­am­la­rı

Ağaç Kat­li­am­la­rı

Entel, dantel..​Ulema, ukela...​Az bilen, çok bilen her kim varsa; dil­le­rin­de­ki ortak söy­lem­ler şöyle:

-Hay­van­la­rı ko­ru­ya­lım, se­ve­lim!...

-Gay­le­ri, kez­bi­yen­le­ri ko­ru­ya­lım, se­ve­lim!...

Ca­nı­nız kim­le­ri ko­ru­mak ve sev­mek is­ti­yor­sa; is­te­di­ği­ni­zi yapın da...Yü­re­ği­niz­de, vic­da­nı­nız­da bi­raz­cık da ağaç­la­ra yer açın be kar­de­şim!

 

Ekim ayı­nın ilk gün­le­rin­de Ma­lat­ya'dan bir duyum yan­sı­dı te­le­viz­yon ara­cı­lı­ğıy­la...​Malatya'da üre­tim ma­li­yet­le­ri­ni kar­şı­la­ya­ma­dık­la­rı için; ka­yı­sı ye­tiş­ti­ren köy­lü­ler, öf­key­le ka­yı­sı ağaç­la­rı­nı kes­miş­ler.

 

Bi­lin­di­ği gibi 1939 yı­lın­da ko­ru­ma al­tı­na alın­mış olan zey­tin ağaç­la­rı­nı da acı­ma­sız eller, vic­dan­sız yü­rek­ler yıl­lar­dır ke­si­yor, yok edi­yor. İşte yine Ekim ayı­nın ilk gün­le­rin­de Şar­köy'de zey­tin ağaç­la­rı ke­sil­miş...​Zeytinlik alana, ko­nut­lar di­kil­sin diye...

 

Ve Didim'de de zey­tin ağaç­la­rı­nın ke­sil­me­si­nin ya­nı­sı­ra, bir de ko­ru­ma al­tın­da olan ke­çi­boy­nu­zu ağaç­la­rı da yok edil­miş.Üs­te­lik de ağaç­la­rın ke­sil­me­si­nin yasak ol­du­ğu bi­lin­me­si­ne kar­şın, yap-sat­çı­lar bu kesim işini nasıl kı­lı­fı­na uy­dur­muş da ağaç­lar yok edil­miş,kim­se­cik­ler buna akıl, sır er­di­re­me­miş...​Ve yet­ki­li­ler de bu kat­li­ama nasıl ve neden göz yum­muş?...​Bunu da kim­se­ler bil­mi­yor; sor­mu­yor, sor­gu­la­mı­yor.

 

ŞE­REFSİZLİĞİN, NA­MUS­SUZ­LU­ĞUN BU KA­DA­RI­NA DA PES…

VE BU AĞAÇ­LA­RI KES­MEK­TEKİ HEVES; EL­BET­TEKİ BU ÜLKEYİ İYİCESİNE YEDİ DÜVELİN ÜRETTİKLERİNE TESLİM ETMEK İÇİN…

VE BUNCA PİÇİN AMACI; BİR ZA­MAN­LA­RIN BUĞ­DAY AM­BA­RI ÜLKEMİZİ, YA­BA­NIN DA­RI­SI­NA, AR­PA­SI­NA MUH­TAÇ ETTİKLERİ GİBİ, DOĞAL BESİN KAY­NAK­LA­RI­MI­ZIN EN ÖNEMLİSİ SAĞ­LIK İKSİRİ ZEYTİN YA­ĞI­MI­ZIN MEM­BA­ĞI ZEYTİNLİKLERİMİZİ YOK EDE­REK, ULU­SU­MU­ZU DA GDO’LU YA­ŞA­MA MEC­BUR ETMEK…

VE SON KER­TE­DE DE AMAÇ; BE­DE­NEN VE BEYİNEN SAĞ­LIK­SIZ BİR NÜFUS OLUŞ­TU­RA­RAK BU ÜLKEYİ DE TÜ­MÜY­LE BİTİRMEK…

DAHA UYU­YA­CAK MI­SI­NIZ BE HEY SO­RUM­SUZ MİLLET ?…

 

Şu AK­BA­BA­LAR'ın ege­men­li­ğin­dey­ken ülke bunca ağaç ve özel­lik­le de zey­tin ağacı yok edil­dik­çe so­ra­sım var on­la­ra:

-ZEYTİNLİKLERE SAL­DI­RAN MÜS­LÜ­MAN !…

HANİ PEY­GAM­BERİN ZEYTİNLE AÇAR­DI ORU­CU­NU,YOKSA BI­RAK­TIN MI Kİ ONUN YO­LU­NU;

KAT­LET­MEK­TESİN ZEYTİNLİKLERİ ?…

Ner­den, ne­re­ye?...Kıs­sa­dan, hisse...

İnsan türü; şu dün­ya­da va­ro­lan, an­la­şıl­ma­sı en zor ya­ra­tık …Hem ağaç, orman, ot, ye­şil­lik ol­ma­dan ya­şa­ya­maz…Hem de ağaç­la­rı keser, keser; on­lar­dan türlü nes­ne­ler yapar ve bazen de bu ağaç­lar­dan yap­tı­ğı nes­ne­le­re tapar…Ta­pın­mak için yap­tı­ğı nes­ne­nin bir adı da var; TOTEM…

PAS­KAL­YA ADASI DA İŞTE BU DÜ­ŞÜN­CEY­LE YOK EDİLMİŞ…

İNSAN­LAR TOTEM YAPMA YA­RI­ŞI­NA GİRİŞİP, AĞAÇ­LA­RI KESMİŞ VE KESMİŞ VE KESMİŞ…

SON AĞAÇ DA KESİLDİĞİNDE…İNSAN­LAR DA GİDEREK YOK OLMUŞ…

BUGÜN PAS­KAL­YA ADA­SIN­DA YA­ŞA­YAN­LAR ya da VA­RO­LAN­LAR; YAL­NIZ­CA O APTAL İNSAN­LAR­DAN KALAN TO­TEM­LERMİŞ…

Ağaç­la­rı yok et­me­ğe he­ves­li kur­naz;sen son ağacı kesip, son ko­nu­tu dik­ti­ğin­de,o ko­nu­tu sa­ta­ca­ğın bir insan kal­ma­ya­cak ha­be­rin olsun!...​Ve dik­ti­ğin o ko­nut­lar; o to­tem­ler gibi ar­kan­dan ka­la­cak­lar ama sen on­la­rın ya­nın­da ol­ma­ya­cak­sın...