19 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Selma Erdal

Selma Erdal

Web sitesi adresi:

Cuma, 29 Eylül 2017 12:42

Se­si­mi Duyan Var mı?...

Se­si­mi Duyan Var mı?...

17 Tem­muz 1999'da acıy­la yük­se­len bir soru tüm­ce­siy­di "se­si­mi duyan var mı?" söz­le­ri...

 

İşte o gün­ler­den beri se­si­mi­zi du­yur­mak is­ti­yo­ruz pek çok ko­nu­da, ahy­kı­rı­yo­ruz ül­ke­mi­ze ve ulu­su­mu­za duy­du­ğu­muz sevgi, so­rum­lu­luk ve say­gıy­la...​Ama kuş­ku­suz bil­mi­yo­ruz; ger­çek­ten de se­si­mi­zi duyan var mı bu kar­ma­şa, kaos or­ta­mın­da?...

 

Oysa ne çok sorun için se­si­mi­zi yük­sel­ti­yo­ruz, yük­selt­mek is­ti­yo­ruz ama duy­ma­sı ge­re­ken­ler sağır ol­duk­ça...​Yine de sus­mu­yo­ruz, baş­kal­dı­rı­yo­ruz tüm hak­sız­lık­la­ra...​Neler de­mi­yo­ruz ki?...

 

 

SAD­DAM...​KAD­DAFİ...​MURSİ...​ESAD...

NEDİR BUNCA ENTRİKA, BUNCA FESAD ?...

Daha kaç ki­şi­nin ba­şı­nı yi­ye­cek­sin be Sam Amca?...

Yeter!...

GİDİN BAŞKA YERDE OY­NA­YIN;

BÖL­GEMİZDE İSTEMİYORUZ CİHAD !...

 

Emine ŞENLİKOĞLU 1980 SON­RA­SIN­DA AĞ­ZI­NI BİR AÇTI, BU­GÜ­NE DEĞİN HİÇ SUS­MA­DI...KİMLER GELDİ, GEÇTİ YÖNETİMLER­DEN ONUN ATA­TÜRK CUM­HURİYETİ'NE NEF­RETİNİ KUS­MA­SI BİTMEDİ...​Kuşku­suz AK­BA­BA­LAR ona ve ben­zer­le­ri­ne do­ku­maz; ne de olsa hepsi aynı yolun yol­cu­su da...​AK­BA­BA­LAR ik­ti­dar olun­ca­ya kadar gelen, geçen yö­ne­tim­ler­de­ki YÖNETİCİLERİN HER BİRİSİ HEP mi UYU­YOR­DU ?...

 

Dü­şün­ce­le­rin, düş­le­rin iz­dü­şü­mü­nü dü­şür­mek için ki­tap­la­ra dans eder­ken 29 harf ya­zı­lar­da; bazen öl­dü­rür, bazen gül­dü­rür ya­za­nı­nı...Dü­şün­ce­ye gem vuran ya­sa­la­rı çok­tan kal­dı­ran ülkem; neden tut­sak alır ya­za­rı­nı, oza­nı­nı?...

TÜR­BAN'dan önce DÜ­ŞÜ­CE­YE ÖZ­GÜR­LÜK ge­rek­li !...

Perşembe, 28 Eylül 2017 07:45

NELER OLU­YOR HA­YAT­DA?…

NELER OLU­YOR HA­YAT­DA?…

Geç­ti­ği­miz yıl 90 yıl­lık en­ka­zı kal­dır­dık­la­rın­dan söze gi­ri­şin­ce First Oda­lık, ken­di­si bil­has­sa sa­ray­la­ra layık; an­sı­zın göze de girdi…El­bet­te ki yurt­daş­la­rı­nın öfke dolu göz­le­ri­ne ve göz­ler­den dile vuran öf­ke­le­ri­ne konu oldu, konuk oldu… Öy­le­si­ne öf­ke­len­di­ler ki söz­le­ri­nin sı­nı­rı kal­ma­dı; Fi­li­pin­li bir ka­dı­na kadar uzan­dı…Baş­la­dı­lar onu Imel­da’ya ben­zet­me­ye…

Gaf­let ve de­la­let uy­ku­su­na ya­tan­lar, bire bin ka­tan­lar de­di­ler ki; “bu kadar var­sıl­lık nasıl olur, geç­mi­şin­de olun­ca in­san­la­rın yok­sul­luk ?”…Sanki MAR­COS fa­mil­ya­sı gibi…

 

Asla ve kat’a… Olur mu öyle şey Ro­ma­lı­lar, yurt­daş­lar?…

İMELDA MAR­COS DEDİĞİN; SEMRA ÖZAL’A DENK GELİR…

GÜ­NÜ­MÜ­ZÜN MUK­TEDİRLERİ Mİ?…

ONLAR İSTİSNA, MUS­TES­NA, ŞAH­SI­NA MÜN­HA­SIR VE ASLA BEN­ZE­MEZ­LER ON­LA­RA… Lüt­fen at­ma­yı­nız if­ti­ra…

FRAN­SA KRAL­LA­RI İKTİDAR­LA­RI­NI GÜÇLÜ GÖS­TER­MEK İÇİN; İRA­DE­LERİNİ TANRI’DAN AL­DIK­LA­RI­NI SÖY­LEYİP, BEN TAN­RI­YIM DER­LERDİ…

BİZİM MUK­TEDİRLERİMİZ “90 YIL­LIK EN­KAZ­LA” CE­BEL­LEŞİYOR OL­SA­LAR DA….

HAŞA…ŞÜMME HAŞA…BU­RA­SI MÜS­LÜ­MAN BİR MEM­LE­KET…

OLABİLİR Mİ HİÇ ON­LA­RIN DİLİNDE BÖY­LESİ BİR GAF­LET?…

Aman ne MAR­COS, ne SAD­DAM, ne KAD­DAFİ, ne de MURSİ…

Daha da ön­ce­sin­de; ne HIT­LER ve ne de MUS­SOLİNİ…

Bizim hayal ve hayat kah­ra­man­la­rı­mız ola­bi­lir mi?…

Sahi bir de Ni­co­lae Ceaușescu VE ZEV­CESİ Elena vardı…

ANIM­SI­YOR MU­SU­NUZ ON­LA­RI?…

Kal­ma­dı­lar değil mi hiç kim­se­cik­le­rin anı­la­rın­da?…

Yal­nız­ca birer gör­sel­ler yo­utu­be or­ta­mın­da…

Amann şe­ker­ler; bize ne on­lar­dan…

 

Müj­de­ler, muş­tu­lar, büş­ra­lar olsun ki İstib­dat eş­li­ğin­de İstih­ba­rad Dö­ne­mi baş­lı­yor!...

Dil­ler­de ve fı­sıl­tı ga­ze­te­sin­de; erken seçim, bas­kın seçim söy­lem­le­ri... Ve yine dil­le­re dü­şe­cek­dir 90 YIL­LIK ENKAZ VE BİZLERİ DE EN­KA­ZA ÇEVİRMEK İÇİN… ADAM, ADAMA MAR­KAJ DÖNEMİ…SSCB’DE OL­DU­ĞU GİBİ…İLERİ DE­MOK­RASİDE GELİNEN SON AŞAMA…

Daha açık bir an­la­tım­la; her­ke­sin pe­şin­de bir polis, ya­ma­cın­da, yö­re­sin­de de bir muh­bir ola­cak­mış söy­len­ce­le­re göre…

Ne di­ye­lim; ileri de­mok­ra­si­ler­de olur böyle işler…Yet­mez; ama EVET… Fıt­rat so­run­sa­lı; ba­şı­na ge­le­cek­le­ri kabul et…

Kom­şu­lar­la “sıfır sorun” du­rum­la­rın­dan sonra, “yurt­daş­la da, par­don üm­met­le de sıfır sorun ve soru sorma po­li­ti­ka­sı” idare et…

Ve RECEP olmak…

Ama han­gi­si?… El­bet­te ki İVEDİK nam­lı­sı…Bu en ka­lı­cı­sı imiş; öyle diyor uz­man­lar…Şa­şa­lı ola­nın akı­be­ti üze­ri­ne çok çe­şit­li söy­len­ce­ler var…İlgi ala­nı­mı­za hiç mi hiç gir­mez (mi acaba?)

Neyse bizim öz­ne­miz RECEP; İVEDİK olanı…

Ki o bir film ka­rak­te­ri olsa da top­lum­sal ya­pı­nın bir iz­dü­şü­mü, top­lum­sal çar­pık­lı­ğın bir yan­sı­ma­sı…Bu çar­pık top­lu­mun, to­zu­ma­ya, yoz­laş­ma­ya uğ­ra­mış top­lu­mun bir ürünü… Top­lum mu onu ya­rat­tı ya da o ve ben­zer­le­ri mi bu top­lu­mu oluş­tur­du; bu da bir başka tar­tış­ma ko­nu­su…Bir ba­kı­ma yu­mur­ta-ta­vuk iliş­ki­si…

İşte bu Recep İVEDİK tip­le­me­si; gü­nü­müz er­ke­ği­nin ço­ğun­lu­ğu­nun iz­dü­şü­mü olsa da…Sanki Bayan Recep İVEDİK ör­nek­le­ri yok mu de­ği­şen top­lum­sal ya­pı­mız­da?… İste­me­di­ğin kadar…M’ACUN TV’de boy gös­te­ren kız­lar; bi­re­bir Recep han­zo­su­nun dişil uyar­la­ma­la­rı…

Di­yor­lar ki Recep İVEDİK ben­ze­ri er­kek­ler için; de­ği­şen Dünya ko­şul­la­rı bağ­la­mın­da ayak­ta ka­la­bi­lecek tür yal­nız­ca onlar…Biz­ler gibi gamlı bay­kuş­lar; ona, buna, şuna ka­fa­yı ta­kan­lar…Vay küre ısın­dı, in­san­lar aç-su­suz kaldı, iklim de­ği­şik­li­ği ne­de­niy­le göç­ler baş­la­dı, doğal kay­nak­la­rı pay­la­şım sa­vaş­la­rı çıktı ve daha da ar­ta­cak so­run­lar diye kay­gı­la­nır­ken, onlar geç­miş gün­ler­den gelen bir ta­nım­la­may­la “Dünya yansa, ha­sı­rı yan­ma­yan…Ha­sı­rı yan­ma­ya baş­lar­sa, ye­rin­den ancak kı­pır­da­yan in­san­lar” ol­duk­la­rın­dan “Dünya on­la­ra güzel”…

 

Neyse, biz dö­ne­lim İVEDİK Recep’in kız, kadın uyar­la­ma­la­rı­na…

Onca boya mal­ze­me­si, be­de­ni bi­çim­len­dir­me­de si­li­kon ekst­ra­sı…Aç­lı­ğı bas­tır­ma­da plas­tik içe­rik­li Ame­ri­kan çi­ko­la­ta­sı…İşte en il­ginç olanı da şu çi­ko­la­ta ko­nu­su… Açken sen, sen de­ğil­sin de…Plas­tik­le bes­len­di­ğin­de sen, sen misin?…

İlk çağ­lar­dan beri söy­le­ne gelen biz söz var­dır; insan ne yerse, odur…Bir ba­kı­ma bes­len­dik­le­rin­den olu­şur insan; beyin ve beden ge­li­şi­mi bağ­la­mın­da…

Plas­tik çi­ko­la­ta­lar­la aç­lı­ğı­nı bas­tı­rır­ken; miden de­lin­me­di mi senin?…

Hey İVEDİK nesli !…Ara­nız­dan hiç bi­ri­si, plas­tik çi­ko­la­ta­lar­dan kay­nak­lı; has­ta­ne­lik ol­ma­dı mı?…

Du­yul­ma­dı­ğı­na göre böy­le­si bir ya­kın­ma; an­la­şı­lan bu İVEDİK nes­li­ne vız gelir, tırıs gider kü­re­sel iklim de­ği­şik­li­ği ve de kü­re­sel ısın­ma…

Di­no­zor­lar gibi bun­la­rın da nesli tü­ke­necek sanma; tın­maz bun­la­ra ne iklim de­ği­şik­li­ği, ne de be­sin­le­rin bo­zu­lan ya­pı­sı, ge­ne­ti­ği de­ğiş­ti­ril­miş or­ga­niz­ma­lar vs… Bun­lar çok­tan ol­muş­lar mo­di­fi­ye…

Bu İVEDİK nesli var ya; tam ta­mı­na bak­te­ri ben­ze­ri… Dün var ol­duk­la­rı gibi, ya­rın­da da hep var ola­cak­lar…Sen ken­din için kay­gı­lan; or­ga­nik bay ve bayan…Bu gi­diş­le yaşam yol­cu­lu­ğun­da sen gi­bi­ler ka­la­cak yayan; tüm ha­şa­rat yü­rü­yecek duble yol­lar­da…

Çarşamba, 27 Eylül 2017 07:38

Tek­no­lo­jik Mo­ruk­lar

Tek­no­lo­jik Mo­ruk­lar

Ne çe­ne­si düşük mo­ruk­la­rız; ge­li­nin, da­ma­dın in­din­de...

Ne de bir ayağı çu­kur­da sa­ya­rız ken­di­mi­zi; bey­ni­miz­le her dem gen­ciz şu sanal alem­de

Baş­tan çı­kı­şı­mız ta­şı­na­bi­lir te­le­fon­lar­la baş­la­dı. Ma­sa­üs­tü bil­gi­sa­yar­lar di­ye­lim ki ge­rek­si­nim­di ama şu obur/obez tü­ke­tim alış­kan­lı­ğı­mı­zın önüne ge­çe­me­yi­şi­mi­zin arzu nes­ne­si olan di­züs­tü bil­gi­sa­yar­lar­la flör­tü­müz (ki ya­ta­ğı­mı­za bile al­mak­ta­yız) belki de son aş­kı­mız ola­cak­tı, tek­no­lo­ji ba­ğım­lı­lı­ğı­mız­da belki de son durak..İyi de şeh­ve­ten­giz tü­ke­tim iş­ta­hı­mı­zın son ol­du­ğu­nu san­dı­ğı­mız bu aşa­ma­sın­da ku­rul­du mu orada son durak ?...

Ne gezer ?...​Bu bağ­lam­da iç­ten­lik­le be­lirt­me­li­yim ki Ipod'u tran­sit geç­tim ama Ipad ke­sin­lik­le edi­nil­me­ye/elde edil­me­ye/ula­şıl­ma­ya/kul­la­nıl­ma­ya değer...

Her­ke­sin an­ne­si inci, elmas/pır­lan­ta bek­ler ço­cuk­la­rın­dan; ver­dik­le­ri emeğe,yap­tık­la­rı ya­tı­rım­la­ra, yıl­la­rın eme­ği­ne kar­şı­lık te­şek­kü­re en­deks­le­nen, hani anım­sa­ma­lık ve dahi min­net­tar­lık an­la­mın­da ... Oysa ben gibi me­no­poz ca­dı­nın yok­tur gözü bu tür ziy­net­te, mü­cev­he­rat­ta...​Benim için geçer akçe; tek­no­lo­jik oyun­cak­lar...

Tek tuşlu ev hiz­met­çi­le­ri ev­de­ki iş­le­ri yük­len­di­ğin­den ve dahi Olim­pia marka dak­ti­lo­lar an­ti­ka­cı­lar­da me­rak­lı­la­rı­nın yo­lu­nu göz­le­me­ye baş­la­dı­ğın­dan beri be­de­ni­min bir par­ça­sı oldu sanki bil­gi­sa­yar­lar; hani di­ya­lek­tik ku­ra­ma gön­der­me­de bu­lu­nur­ca­sı­na "yok­luk uzuv ya­ra­tır" ka­bi­lin­den...​Nasıl ki ki­mi­le­ri elin­de cep te­le­fo­nuy­la düş­müş­çe­si­ne ebe­nin eline; ben gibi me­no­poz cadı da bal gibi ba­ğım­lı olmuş şu bil­gi­sa­yar tü­rev­le­ri­ne...

Ak­şam­la­rı oğ­lum­la USA'dan ko­nuş­mak için; te­le­fon "out",Ipad "in"...​Blog­la­rım, sanal der­gi­ler­de­ki ya­zar­lık se­rü­ven­le­rim için ma­sa­üs­tü bil­gi­sa­ya­rım...Günde bir kaç yazı dü­şür­mez­sem yan­sı­ya; ken­di­mi ve­rim­siz sa­ya­rım, bilin ki bo­zu­lur aya­rım...​Tem­bel­lik edip de git­me­di­ğim zaman sahil bo­yun­ca yü­rü­yü­şe, fit­ness mer­kez­le­ri­ne ya da Tol­ga­han Dans Okulu'na, di­züs­tü bil­gi­sa­ya­rım kar­şım­da beni ça­lış­tı­ran usta; Pi­la­tes mi, ori­an­tal dans mı, body bu­il­ding mi ?...

Bir de ta­sav­vuf­çu­lar "tayyi mekan" diye bir kav­ram­dan söz eder­ler. 21. yüz­yı­la gel­sin­ler de gör­sün­ler; Tay­yip'i de, tayyi me­ka­nı da...​Zaman ve zemin/mekan sı­nır­lan­dır­ma­sı ol­ma­dan nasıl da fink at­tı­ğı­mı­zı "sanal da olsa" şu alem­de...​Nasıl da aynı anda, pek çok alan­da bu­lun­du­ğu­mu­zu, pek çok ki­şiy­le bu­luş­tu­ğu­mu­zu al­gı­la­ma­ya ça­lış­sın­lar; ta­sav­vuf fel­se­fe­si izin ver­di­ği öl­çü­de...

Ve ka­dın­lar, ka­dın­la­rın dün­ya­sı, kor­ku­lu rü­ya­sı; me­no­poz ...​Yok ateş­ler ba­sa­cak­mış, yok uy­ku­lar ka­ça­cak­mış, yok ke­mik­ler eri­ye­cek­miş şu me­no­poz ne­de­niy­le...​Sa­nı­rım ya­kın­da he­kim­ler bile şa­şı­ra­cak biz­le­re...​Sanal dün­ya­nın bah­şet­ti­ği mut­lu­luk­ta altın yıl­la­rı­nı sür­mek­te olan ben gibi me­no­poz­lar sanki bul­muş­lar son­suz ya­şa­mın sır­rı­nı("her­kes ölümü ta­da­cak­tır" yaz­gı­sı so­nu­cu; me­no­poz­lar ve dahi and­ro­poz­lar, kalk­sa­lar da te­da­vül­den be­de­nen,sanal or­tam­da var­lı­ğı­nı sür­dür­me­nin hazzı, do­ğal­dır ki va­ro­luş­çu bir ben­li­ğe ve­re­ce­ği mut­lu­luk yeter)...Üs­te­lik ne ya­şıt­la­rı olan içi ka­ra­mış ge­le­nek­sel mo­ruk­la­rın be­den­sel es­ki­me­le­ri­nin iz­dü­şü­mü say­rı­lık­la­rı­na, ne de yu­va­dan uçan özgür kuş­lar ör­ne­ği ço­cuk­la­rı­nı öz­le­mek­le olu­şan duy­gu­sal ay­rı­lık­la­rı­na in­dir­gen­miş söy­le­şi­le­ri­ne, söz­le­ri­ne kat­lan­mak da yok tek­no­lo­jik mo­ruk­lar için...

Sanal dün­yan­da zaman,mekan ve insan özgür,ba­ğım­sız...​Gerçi 21.yüz­yı­la özgü bu tayyi mekan ale­mi­mi­ze Tay­yip Efen­di ve ava­ne­sin­den atıl­mak is­ten­mek­te bir çen­gel, ta­kıl­mak is­te­ni­yor çelme,ger­çek alem­de ku­ru­lan ta­ri­kat­lar gibi, sanal alem­de de ku­rul­mak is­te­ni­yor ba­ri­kat­lar...​Ki onlar kı­sıt­la­ma­yı amaç­lı­yor "ileri de­mok­ra­si al­dat­ma­ca­sı eş­li­ğin­de" öz­gür­lük­le­ri­mi­zi...​El­bet­te­ki biz­ler an­ti-de­mok­ra­tik söy­lem ve ey­lem­le­re karşı;her dem söy­le­ye­ce­ğiz öz­gür­lük marşı... En gen­cin­den, en yaş­lı­şı­na...​En uça­rı­sın­dan, en ağır baş­lı­şı­na; yük­sel­te­ce­ğiz se­si­mi­zi...

Var­sın ev­le­ri­miz tek­no­lo­ji çöp­lü­ğü olsun...​Var­sın rad­yas­yon­la oy­naş­sın be­den­le­ri­miz...Sür­dük­çe sa­nal­da biz­le­ri mutlu eden se­rü­ven­le­ri­miz; sev­se­niz de, sev­me­se­niz de biz­ler yeni çağın ürünü tek­no­lo­jik mo­ruk­la­rız... Ölsek bile hort­la­rız; sa­na­la yaz­dık­la­rı­mız­la/sa­nal­da­ki var­lı­ğı­mız­la...

Salı, 26 Eylül 2017 18:09

Nuhun Am­ba­rı

Nuhun Am­ba­rı

Bi­zim­ki­ler ül­ke­mi­zi talan ede dur­sun­lar, Dünya’ya ve in­san­lı­ğa karşı so­rum­lu­luk duyan ül­ke­ler ge­le­ce­ğe iliş­kin kay­gı­la­rı ne­de­niy­le; önlem al­mış­lar, kı­ya­met ola­sı­lı­ğı­na karşı NUHUN AM­BA­RI’nı oluş­tur­muş­lar Nor­veç’de… Yıl­lar­dır ha­zır­lı­ğı süren bu am­ba­rın so­ğu­tu­cu­la­rı ça­lış­tı­rıl­ma­ya baş­la­mış ve am­ba­rın resmi açı­lı­şı da 26 Şubat 2008 günü ger­çek­leş­miş­di…

 

Am­bar­da; kı­ya­met son­ra­sı, ya­şa­ma ola­na­ğı bulan, sağ kalan in­san­la­rın, en ilkel yön­tem­ler­le ta­rım­sal üre­tim ya­pa­bil­me­le­ri için to­hum­lar sak­lan­mış­dı… Tüm ha­zır­lık­lar, ça­lış­ma­lar ta­mam­lan­mış ve işte bu to­hum­la­rı ko­ru­mak için de so­ğu­tu­cu­lar ça­lış­tı­rıl­ma­ya baş­lan­mış­dı 2008 yı­lı­nın Şubat ayın­da…

Bu­zul­la­rın eri­me­si, kü­re­sel ısın­ma kay­gı­la­rı bağ­la­mın­da oluş­tu­ru­lan bu am­bar­da insan bes­len­me­si için ge­rek­li tüm to­hum­lar var­mış… Kı­ya­met son­ra­sın­da ya­şa­ma şansı, ola­na­ğı bu­la­bi­len in­san­lar sil baş­tan ya­şa­ma baş­la­ya­bil­sin diye…Oysa bizde; Ana­do­lu ta­rı­mı­na özgü doğal to­rum­lar yok edil­mek­de, bu to­hum­la­rı takas etme gi­ri­şi­min­de bu­lu­nan yurt­daş­la­rı­mız ne­re­dey­se suçlu bu­lun­mak­da, tohum takas bu­luş­ma­la­rı ya­sak­lan­mak­da­dır.

 

Tufan ve Nuhun Ge­mi­si’ni bir masal gibi din­le­yen insan soyu; ne yazık ki yeni bir tufan, kı­ya­met, yok oluş bek­len­ti­si için­de… İçinde, için­de de bun­dan ki­mi­le­ri­ne ne?…Al­dı­ran var mı bu kay­gı­lı, en­di­şe­li ge­le­ce­ğe bu ül­ke­de?...

 

Ussal bir so­rum­lu­luk­la insan so­yu­nun ge­le­ce­ği­ni dü­şü­nen ül­ke­ler, ulus­lar; Doğa/Dünya/Çevre için önlem al­ma­nın ge­rek­li­li­ği, zo­run­lu­lu­ğu ve so­rum­lu­lu­ğu için­de ça­lış­ma, ça­ba­la­ma der­din­dey­ken, bi­zim­ki­ler de boş dur­mu­yor… Hiç kuş­ku­suz; do­ğa­mı­zı, ül­ke­mi­zi, yurt­taş­la­rı­mı­zı, öz kay­nak­la­rı­mı­zı ko­ru­mak, sa­kın­mak, sak­la­mak için değil, ta­la­na, sal­dı­rı­ya, her türlü teh­li­ke­ye atmak için… Do­la­yı­sıy­la da ül­ke­si­ne, ulu­su­na karşı so­rum­lu­luk duyan say­gı­de­ğer SEZER gibi bir Cum­hur­baş­ka­nı’nın veto et­ti­ği ya­sa­yı; eleş­ti­ri­le­re al­dır­mak­sı­zın kendi öner­dik­le­ri gibi ya­sa­laş­tır­mak için her yola baş­vur­du­lar. Ya­sa­ya körü kö­rü­ne onay ve­recek olan bir “cum­hu­run başı” olan ER­DO­ĞAN'ı seç­di­ler; onun onay­la­ma­sıy­la da “İşte Nük­le­er Ya­sa­mız” di­ye­rek so­rum­suz­ca kar­şı­mı­za geç­di­ler…

So­nun­da oldu di­le­dik­le­ri hü­küm­le­ri içe­ren; Maden ya­sa­sı ve Nük­le­er yasa… Bu sö­mür­gen­le­re kı­ya­met mi tasa?… Onlar için kı­ya­met; ka­sa­la­rı dol­maz­sa kopar… On­la­rın umu­run­da mı in­san­lı­ğın ge­le­ce­ği için oluş­tu­ru­lan Nor­veç’deki ambar ?…

Pazartesi, 25 Eylül 2017 10:27

Kur­ban­lık­lar

Kur­ban­lık­lar

Saint Tay­yip Efen­di; onca tan­ta­na, bunca şöyle ola­bi­lir, böyle ola­bi­lir içe­rik­li var­sa­yım­lar­la bu­gün­ler­de USA'da...​Bazı Av­ru­pa­lı kıs­kanç ga­fil­ler onu ben­ze­te­me­se de bir kuşa; o anlı, şanlı kos­ko­ca­man bir AK­BA­BA...Üs­te­lik de sır­tı­nı sı­vaz­la­dık­ça Trump Aga; kimde var, on­da­ki fi­ya­ka?...

 

Yok efen­dim o ko­nu­şur­ken BM'de; ken­di­le­ri­ni dün­ya­nın bü­yük­le­rin­den sayan ka­sın­tı­lar, sa­lon­dan çık­mış­lar, yal­nız­ca üçün­cü dünya ül­ke­le­ri ona alkış tut­muş­lar...​Yalan, val­la­hi de yalan...​Ballan­dı­ra, bal­lan­dı­ra an­la­tı­yor olan bi­te­ni yan­da­şı, can­da­şı te­le­viz­yon yan­sı­la­rın­da;gö­zü­me mi sö­zü­ne mi ina­na­yım fitne fücur ta­ife­si?...İçiniz hep fe­sat­lık; gör­mü­yor­su­nuz şu ül­ke­de ya­şa­nan be­re­ke­ti...

Üs­te­lik de Saint Tay­yip Efen­di; dö­nün­ce mem­le­ke­te, hemen imza ko­ya­cak tez­ke­re­ye sınır ötesi ha­re­kat için...​Trump agay­la an­laş­tı­lar yine...

Ben­ze­me­sin di­li­miz yan­da­şa, can­da­şa; biz ba­ka­lım ger­çek fo­toğ­ra­fa...

Evet; an­laş­tı­lar...

Kim bilir niçin?...

Kim bilir yine kim­le­rin canı ya­na­cak, kim bilir yine kim­le­rin kanı aka­cak; Ok­ya­nus öte­sin­de­ki efen­di bu­yur­du­ğu için?...

Yıl­lar­dan beri bu kadar derin dost­luk­lar içer­me­miş-miş iliş­ki­ler; ağız­lar­dan dö­kü­len bal­lar, bay­ram değil, sey­ran değil Trump Eniş­tem neden öptü acaba Saint Tay­yip Efen­di­ni­zi?...

Bende de dep­reş­di bir merak...​Acaba yine kim­ler kur­ban ola­cak bu dost­luk iliş­ki­le­ri uğ­ru­na?...

 

Bi­li­yo­ruz kur­ban bay­ra­mı geldi, geçti...​Ama bu ül­ke­nin kur­ban­lık mev­si­mi hiç geç­mez, kur­ban­lık­la­rı­nın ardı ar­ka­sı kesilmez...​Gel bak,gör va­tan­daş!...İşte kur­ban­lık bun­lar!...

 

 

Her Kur­ban Bay­ra­mı ön­ce­sin­de;

“Mar­ket­ler­de su­nul­muş boy, boy,

Ok­ka­sı şu ka­dar­dan

Tak­sit de ya­pa­rız hanım abla, bey amca

Yeter ki eve gö­tü­rür­ken yavaş git, ceza yeme ra­dar­dan”

Diyor ya bak­kal am­ca­nın az­ra­ili süper mar­ket­ler; asıl kur­ban­lık­lar sanki onlar da mı ?...

 

Bu mem­le­ket­te ne kur­ban­lık­lar var; üs­te­lik onlar da tak­sit, tak­sit, öde­me­ler değil top­tan

Ne kredi kartı, ne senet, ne de çek ge­rek­me­den; mayın, ka­laş­ni­kof, el bom­ba­sı, bubi tu­za­ğı üze­rin­den…

Boy, boy, renk, renk, semiz ve de temiz

Hor­mon­suz bes­len­miş; her böl­ge­den, her köy­den…

Henüz ki­reç­len­me­miş; çıtır, çıtır ke­mik­le­ri

Süt gibi ilik­le­ri; ne şeker, ne ko­les­te­rol

Mar­ket­ler­de iman için sa­tı­lık değil bun­lar; kış­la­lar­da vatan için bek­le­me­de, her an ha­zır-ol

Sınır öte­sin­den kaçak değil bun­lar, sınır öte­si­ne ge­çecek

İman için değil bun­lar, "sözde" vatan için kur­ban edi­lecek

Sırat köp­rü­sün­den geç­mek için değil bun­lar, al kanlı göm­lek­le­riy­le dos­doğ­ru cen­ne­te gi­decek…

Ezan­lar­la kes­kin bı­çak­lar­ca bo­ğaz­la­nıp, ka­nı­nı top­ra­ğa akıt­ma­lık değil, tek kur­şun­la fe­le­ği­ni şa­şırt­ma­lık bun­lar…

Koş va­tan­daş, koş; sa­tıl­mış ege­men­ler sa­ye­sin­de, yedi dü­ve­le kur­ban­lık bun­lar

Henüz karta kaç­ma­mış; ana ku­ca­ğın­dan, asker oca­ğı­na düş­müş kı­na­lı ku­zu­lar…

Çünkü Saint Tay­yip Efen­di­niz; gel­di­ği gibi, aya­ğı­nın to­zuy­la sınır ötesi ha­re­kat için tez­ke­re sunacak...​Ve bu tez­ke­re­nin ar­dın­dan; Ölüm Me­le­ği ba­ka­lım hangi kur­ban­lık Me­med­le­rin be­de­ni­ne ko­na­cak?...​AK gün­ler yakın, hem de çok yakın...​Ak ke­fen­ler­le do­na­na­cak Me­med­ler; Cen­net'e çok yakın...

Cumartesi, 23 Eylül 2017 07:46

Bel­le­ğim­de Bi­ri­ken­ler

Bel­le­ğim­de Bi­ri­ken­ler

Bu­gün­ler­de Or­ta­do­ğu’da ya­şa­nan­lar dizi film gibi ya da ço­cuk­lu­ğum­da kalan rad­yo­lar­da­ki ar­ka­sı yarın ti­yat­ro oyun­la­rı ben­ze­ri…İzli­yo­ruz sü­rek­li…

IŞİD silip, sü­pü­rür­ken Kürt­ler’i; ge­le­ce­ğin İsrail top­rak­la­rın­dan sı­nır­la­rı­mı­za doğru… Acaba bu ya­şa­nan­la­rın so­nu­cu; ba­şı­mı­za daha ne fe­la­ket­ler do­ğu­ru ?...

Kör­fez Sa­va­şı’nda; bire on mah­sül kal­dı­ra­ca­ğı­nı sanan ÖZAL ben­ze­ri, daha düne kadar BOP eş-baş­kan­lı­ğı kol­tu­ğun­da hop, hop hop­la­yan­lar ba­ka­lım ba­şı­mı­za ne ço­rap­lar öre­cek­ler ?... Bu ve ben­ze­ri türde so­ru­lar­la bey­ni­mi yor­mak­ta­yım… İşte bu ne­den­le di­yo­rum ki; en iyisi boş ve­re­yim bu ve ben­ze­ri so­ru­la­ra, yine da­la­yım bel­le­ğim­de bi­ri­ken anı­la­ra… Ben var ya ben; durup, du­rur­ken de­mi­şim ki ken­di­me:

- Be kadın; ken­di­ne bunca ya­tı­rım yap­tın…Onca bil­giy­le do­nan­dın…İyi de bun­la­rı pay­laş­maz­san bi­ri­le­riy­le; kal­mak­ta­sın böyle boş ka­pa­si­te (es­ki­le­rin di­liy­le; atıl)…Kar­şı­na çıkan ve dü­şün­ce­le­ri­ne karşı çıkan boş be­yin­le­ri bil­giy­le dol­du­ra­ca­ğım diye, bo­şu­na tü­ket­me so­lu­ğu­nu…Gö­rü­yor­sun kev­gir gi­bi­ler; bir türlü dol­mu­yor­lar işte…

Böyle söy­ler­ken dilim an­sı­zın baş­ka­la­rı­nın söz­le­ri dü­şü­yor bel­le­ğim­den gü­nü­me, gün­de­mi­me… Ses­le­ni­yor bel­lek da­ğar­cı­ğım­dan Prof Dr. Üstün Dök­men bu­gü­nü­me:

- Ne­re­ye git­ti­ği­ni bilen adama dünya yol verir !...

Oysa ben ne­re­ye git­ti­ği­mi; hep bil­dim, bugün de bi­li­yo­rum ve ke­sin­lik­le “ya­şı­yor­sam el­bet­te” ge­le­cek­te de hep bi­le­ce­ğim…Ama kim­se­ler bana yol ver­mi­yor… Acaba niye ?...​KADIN ol­du­ğum için mi, ne ?...

Bu­gün­ler­de yine dün­ya­da ya­şa­nan so­run­la­rı tar­tış­mak ama­cıy­la top­lan­dı BM üye­le­ri… Ve daha ön­ce­sin­de de top­lan­dı­lar, geç­miş yıl­lar­da…Ön­ce­ki­le­re Gü­lis­tan’ın GÜL Şahı ka­tıl­mış­tı; bu­gün­ler­de ya­pı­lan top­lan­tı­ya da Sul­tan TAYYİP…

Ön­ce­ki top­lan­tı­lar­da Efen­di GÜL haz­ret­le­ri için neler de­me­miş­tim ki ?...

- İklim de­ği­şik­li­ği için ko­nuş­ma yap…Kyoto’ya yeşil ışık yak…Sonra da ABD’li iş adam­la­rı­nı ya­tı­rım için Tür­ki­ye’ye çağır…Bu ne per­hiz, bu ne la­ha­na tur­şu­su?...​Az bir parça kalan bo­zul­ma­mış alan­la­rı­mı­zı ta­la­na açmak için çağrı çı­kar­mak ya­ba­na ?... Ot, buğ­day, başak kal­ma­sın diye midir; biç­mek için yaba’na?...

 

Bu kez ya­pı­lan top­lan­tı­ya ka­tı­lan Sul­tan TAYYİP…El­bet­te ki o da çe­ke­cek­tir “one mi­nu­te” Müs­lü­man­lık bağ­la­mın­da ve yeni duygu sö­mü­rü­sü mal­ze­me­si Ara­kan­lı Müs­lü­man­lar için ko­nu­şa­cak­dır boş kol­tuk­la­ra...​Ve ko­nuş­duk­ça sul­tan Tay­yip; son­ra­sın­da da acaba neler ola­cak KAYIP ?…İşte on­la­rın en­di­şe­siy­le, kay­gı­sıy­la bek­le­mek­te­yim ge­le­ce­ği­mi­zi…

Bu­gün­ler­de dünya sü­rek­li dep­re­şi­yor, kıp­ra­şı­yor; bir kez daha 7.1 şid­de­tin­de Mek­si­ka'da ölüm kol ge­zi­yor.

Dep­rem; top­ra­ğın al­tın­da­ki ha­re­ket­li­lik…

Tsu­na­mi; su­da­ki dep­re­şim dal­ga­sı…

Bek­le­nen İstan­bul dep­re­mi de sü­rek­li korku sa­lı­yor Mar­ma­ra Böl­ge­si’nde ya­şa­yan yurt­daş­la­rı­mı­zın yü­re­ği­ne…

Yak­la­şık iki yıl ön­ce­sin­de Ja­pon­ya’da ya­şa­nan Tsu­na­mi fe­la­ke­ti­nin ar­dın­dan; Prof. Dr. Şükrü Ersoy açık­la­ma yap­mış­dı, dü­zen­le­nen bir dep­rem plat­for­mun­da…Anım­sa­ya­lım...​Neler de­miş­di Prof. Dr. Ersoy o gün­ler­de ?...

- Elli san­tim­lik sel suyu bile teh­li­ke­li­dir. Çünkü ça­mur­lu, bal­çık­lı, mo­loz­lu, ağ­da­lı bir su akışı ol­du­ğu için, Mar­ma­ra’da olu­şa­cak bir met­re­lik dal­ga­lar teh­li­ke­li­dir.

Ve şöyle sür­dür­müş­tü Prof. Dr. Ersoy ko­nuş­ma­sı­nı:

- Af­ri­ka; Ana­do­lu’nun al­tı­na kay­dı­ğın­dan do­la­yı, Tür­ki­ye için Tsu­na­mi teh­li­ke­si var. Benim ama­cım halkı kor­kut­mak değil, uyar­mak, ay­dın­lat­mak…

Ve şöyle de­miş­ti son ola­rak da Prof. Dr. Ersoy:

- Bilim ada­mı­nın 3 gö­re­vi var­dır:

1) Öğ­ren­ci ye­tiş­tir­mek…

2) Araş­tır­ma yap­mak…

3) Ka­mu­oyu­nu ay­dın­lat­mak ve uyar­mak…

Gü­nü­mü­ze bak­tı­ğı­mız­da; bilim adam­la­rı/ka­dın­la­rı/eşey­sel­le­ri, Prof. Dr. Ersoy’un sı­ra­la­dı­ğı, gö­rev­le­ri ye­ri­ne ge­ti­re­bi­li­yor­lar mı ye­te­rin­ce ?... Hiç san­mı­yo­rum…Çünkü onlar AKP eliy­le; bi­lim­den, ilime çağ­rıl­mak­ta­lar “sec­ca­de, tes­pih, takke, ta­ri­kat…ay­dın­lı­ğa ku­rul­sun ba­ri­kat” tel­kin­le­ri eş­li­ğin­de…

 

Jose Bove; kim­dir bilir mi­si­niz ?...

Onun adını ilke kez duy­du­ğum­da; çev­re­ci bir çift­çiy­di, top­rak için, ta­rım­sal üre­tim ve ürün­ler için sa­va­şan…

Daha sonra mil­let­ve­ki­li de se­çil­di bu Fran­sız mösyö ül­ke­sin­de…

Ve ken­di­si bir kez daha bel­le­ğim­de ye­ri­ni aldı; 2010 Mart ayın­da, Fran­sa’da PKK’ya ver­di­ği des­tek­le…

Kuş­ku­suz ben de onun ki­şi­li­ğin­de; tüm ye­şil­le­re yö­ne­lik yar­gı­mı bir kez daha pe­kiş­tir­dim ben­li­ğim­de…İşte yine PKK’nın ye­şi­li­ni ku­cak­la­mış­tı; Alman ye­şil­le­ri gibi, Fran­sa’nınki de…Oysa top­rak­la­rı­mı­zı kaçak ya­pı­laş­may­la kir­le­ten, or­man­la­rı­mı­zı acı­ma­sız­ca yakan kim­ler­di ?... Sarı ve kır­mı­zı­nın ya­nı­na, yeşil bo­ya­yı da ka­ta­rak elin­de­ki pa­çav­ra­sıy­la ba­ğım­sız­lık sa­vaş­çı­sı ke­si­len bu bö­lü­cü te­rö­rist­ler­di… Bütün bun­la­ra du­yar­sız kalan top­rak dostu Jose Bove; bu doğa ve insan kat­li­am­cı­sı te­rö­rist­le­ri nasıl sevdi ?... Bu nasıl bir iki­lem ?... An­la­yan varsa; bana da an­lat­sın…

Kent­da­şım, Bur­sa­lı ünlü yazar;Pınar Kür… Demiş ki 1 Kasım 2007 günü te­le­viz­yon yan­sı­la­rı­na düşen söz­le­riy­le:

- Ro­man­cı ve şair yaz­mak için otu­rup, ilham bek­ler…Ama araş­tır­ma­cı yazar; sü­rek­li ça­lı­şır. Emek-yo­ğun ça­lı­şır. Va­ro­lan dün­ya­yı eleş­ti­rir yaz­dık­la­rıy­la…El­bet­te ki daha güzel, daha ya­şa­na­bi­lir ol­ma­sı için…

Kuş­ku­suz Pınar Kür’e hak ver­me­mek elde değil… Ya­zar­lık ya da söz söy­le­me sa­na­tı; özel bir ye­te­nek kuş­ku­suz… Çünkü ki­mi­le­ri iyi ko­nu­şur da, ko­nuş­tuk­la­rı­nı dö­ke­mez ya­zı­ya… Ve de bak­mak­la, gör­mek ara­sın­da­ki uçu­rum da gi­rin­ce sı­ra­ya; ya­zar­lık de­di­ğin kolay iş de­ğil­dir sı­ra­dan in­san­la­ra…

Ye­te­nek­le, bir de bilgi bi­ri­ki­mi bir­le­şin­ce…Kuş­ku­suz duygu yoğun ya­zı­lar, di­ze­ler değil ama…Dü­şün­ce ya­zı­la­rı için durum böyle…

Üs­te­lik so­ru­nu gören; çö­zü­mü de üre­te­bi­li­yor­sa, işte budur yo­rum­cu­luk ya da köşe ya­zar­lı­ğı, ya da dü­şün­ce ya­zar­lı­ğı (es­ki­le­rin fikir ya­zı­sı de­dik­le­ri­ni ya­zan­lar)…

Bil­di­re­lim is­te­dik; ga­ze­te­ler­de­ki köşe yas­tık­la­rı­na…

Doğan Cü­ce­loğ­lu; ünlü psi­ko­log­la­rı­mız­dan…

16 Mart 2006 günü ulu­sal te­le­viz­yon ka­nal­la­rın­dan bi­rin­de ko­nu­şu­yor, umut da­ğı­tı­yor hal­kı­mı­za…Diyor ki:

-Se­çi­ci olun…Sizin din­le­me­ye değil, ko­nuş­ma­ya ih­ti­ya­cı­nız var…İlişki ku­ra­ca­ğı­nız in­san­la­rı seçin…

Ve şun­la­rı ek­li­yor:

-Her­ke­sin yaşam yol­cu­lu­ğun­da ilgi alan­la­rı, bi­ri­kim­le­ri fark­lı…Her­kes kendi il­gi­le­ri­ni, önem­se­dik­le­ri­ni ko­nuş­mak ister…

Ve şöyle sür­dü­rü­yor ko­nuş­ma­sı­nı:

-Ya­şam ba­şa­rı­sı; an­lam­lı, coş­ku­lu bir ya­şam­da…Diğer bütün ba­şa­rı­la­rı ge­ti­rir…Ata­türk’ün o gün­ler­de; umu­du­nu kay­bet­me­me­si Yeni Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Dev­le­ti’ni ya­rat­tı. Bu­gün­kü ko­şul­lar; o gün­ler­den çok daha iyi, umut­suz­lu­ğa düş­me­ye hiç gerek yok…

Gü­nü­mü­ze dö­ner­sek; ben bu ya­zı­yı ya­zar­ken gün­ler­den 21 Eylül 2017… Mev­sim dö­nen­ce­si; yaz­dan, son­ba­ha­ra geçiş…Yeni bir baş­lan­gıç; ha­va­la­rın du­ru­mu bağ­la­mın­da…Ve psi­ko­log Doğan Cü­ce­loğ­lu; Mart 2006’dan, gü­nü­mü­ze geçiş yap­tı­ğın­da, yine aynı iyim­ser­lik­le, biz­le­re umut da­ğı­ta­bi­lir mi acaba ?... Sor­mak is­ter­dim ken­di­si­ne; “bu ko­şul­lar­da; ül­ke­mi­zin üze­rin­de­ki tüm ka­ran­lık bu­lut­la­rı ye­ni­den da­ğı­ta­bi­li­ecek miyiz bir kez daha ?...” diye, sor­mak is­ter­dim ona…

Perşembe, 21 Eylül 2017 09:43

Yüzde 5.1 Bü­yü­me mi De­di­niz?...

Yüzde 5.1 Bü­yü­me mi De­di­niz?...

Her yıl 23 Şubat günü baş­lan­gıç olmak üzere; 7 gün sü­re­sin­ce ül­ke­miz­de VERGİ HAF­TA­SI'dır… Se­ve­riz biz tö­ren­sel gün­le­ri an­ma­yı, kut­la­ma­yı… Tö­ren­sel so­rum­lu­luk­la­rı­mız­da sınır yok­tur; tören gün­le­ri­ni aş­ma­yız da, şaş­ma­yız da… Oysa sıra ge­lin­ce so­rum­lu­luk­la­rın sür­dü­rü­le­bi­lir­li­ği­ne; işte orada beşer, şaşar in­san­so­yu… Olsa da yap­tı­rım­lar, yine de de­ğiş­mez huyu…

Geç­ti­ği­miz gün­ler­de ülke eko­no­mi­sin­de­ki bü­yü­me, al­kış­lar, söy­lev­ler eş­li­ğin­de açık­lan­dı; obez eko­no­mi­mi­zin bü­yü­me bo­yu­tu 5.1 do­lay­la­rın­da şiş­man­la­mış­dı. Üs­te­lik de bu bü­yü­me­yi, bes­len­me­yi sağ­la­yan da halk­dan top­la­nan ver­gi­ler ola­rak be­lir­til­miş­di.

Bu bağ­lam­da biz de bu üşen­me­ye­lim şu VERGİ ol­gu­su­na şöyle bir ya­kın­dan ba­ka­lım; ver­gi­den ya­kı­nan­lar­dan ül­ke­mi­zi sa­kı­na­lım…Ne de olsa en bi­rin­ci yurt­taş­lık gö­re­vi­dir vergi, eğer ki ge­liş­miş­se o ül­ke­de yurt­taş­lık bi­lin­ci…

Dev­let maddi ola­nak­la­rı ol­maz­sa; ken­di­sin­den bek­le­nen gö­rev­le­ri nasıl ye­ri­ne ge­ti­re­bi­lir ?... Bu du­rum­da vergi; dev­le­tin kendi gü­cü­ne ve ku­ral­la­ra da­ya­na­rak ger­çek ve tüzel ki­şi­ler­den is­te­di­ği maddi katkı ol­mak­ta­dır.Bu du­rum­da di­ye­bi­li­riz ki ku­ram­sal ola­rak; vergi “keyfi” ola­maz, keyfi ola­rak top­la­na­maz.

Li­be­ral eko­no­mi an­la­yı­şı için­de vergi; ki­şi­le­rin dev­let­ten sağ­la­dık­la­rı ya­ra­ra kar­şı­lık öde­dik­le­ri bedel ola­rak ta­nım­lan­mak­ta­dır. Dü­şü­nür Locke; “dev­let­çe ko­ru­nan her­kes bunun be­de­li­ni kendi mül­kün­den ayır­dı­ğı bir kısım ile öde­me­li­dir” der. Bu arada ön­ce­lik­le eğ­len­ce sek­tö­rü için­de yer alan­lar başta olmak üzere, in­şa­at, ulaş­tır­ma sek­tör­le­rin­de ça­lı­şan büyük ço­ğun­lu­ğun ku­lak­la­rı­nı çın­lat­mak is­te­rim.

Unu­tul­ma­ma­lı­dır ki her­kes ya­sa­lar kar­şı­sın­da eşit­tir. Hak­lar ve yü­küm­lü­lük­ler kim­se­nin ki­şi­sel ko­nu­mu­na, du­ru­mu­na göre de­ğiş­ti­ri­le­mez. Do­la­yı­sıy­la da vergi ya­sa­la­rı­nın koy­du­ğu öl­çü­ler kar­şı­sın­da her­kes eşit­tir. Bi­lin­di­ği gibi ver­gi­nin kim­ler ta­ra­fın­dan, ne zaman, ne kadar öde­ne­ce­ği ya­sa­lar­la be­lir­le­nir. Uy­gu­la­yı­cı­la­rın is­te­ği­ne ve tak­di­ri­ne bağlı de­ğil­dir. Ver­gi­ci­le­rin de­yi­miy­le; “kazı ba­ğırt­ma­dan yol­mak” önem­li­dir.

 

Vergi po­li­ti­ka­sı, eko­no­mi po­li­ti­ka­sın­dan ayrı dü­şü­nü­le­mez.Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti’nin vergi po­li­ti­ka­sı, eko­no­mi po­li­ti­ka­sı­nın oluş­tu­rul­ma­sı için top­la­nan “İzmir İkti­sat Kong­re­si” ile baş­lar. Eko­no­mi­de li­be­ra­list po­li­ti­ka­la­rın ba­şa­rı­lı so­nuç­lar ver­me­me­si, 1932’den baş­la­ya­rak dev­let ka­rı­şım­cı­lı­ğı­nı ge­rek­tir­miş­tir. Bunun so­nu­cun­da da ka­rı­şım­cı­lı­ğın fi­nans­ma­nı için vergi ha­sı­la­tı­nın art­tı­rıl­ma­sı­na gi­dil­miş­tir. 1960’da baş­la­yan plan­cı­lık; ver­gi­ye, ge­le­nek­sel iş­le­vi olan kay­nak sağ­la­ma, kay­nak da­ğı­lı­mı­nı da dü­zen­le­me gö­re­vi­ni yük­le­miş­tir. Bu yıl­lar­da vergi re­for­mu ko­mis­yo­nu ta­ra­fın­dan ça­lış­ma­lar ya­pıl­mış­tır.

1970 vergi po­li­ti­ka­sı açı­sın­dan özel­lik­li bir yıl ol­muş­tur. Fi­nans­man ya­sa­sı için­de yer alan; taşıt alım, iş­let­me, gay­ri­men­kul kıy­met artış, spor toto, bina ver­gi­le­ri uy­gu­la­ma­sı baş­la­tıl­mış­tır. Bu­nun­la bir­lik­te 70’li yıl­la­rın ikin­ci ya­rı­sın­da yük­se­len enf­las­yon ne­de­niy­le ye­ni­den re­form ara­yış­la­rı­na gi­dil­miş­tir.

80’li yıl­lar­da gelir ver­gi­si oranı yüzde 40’dan baş­la­tıl­mış, yüzde 25’e dü­şü­rül­me­si de hükme bağ­lan­mış­tır. 1984’de 3065 Sa­yı­lı Katma Değer Ver­gi­si Ya­sa­sı çı­kar­tıl­mış­tır. Böy­le­ce kamu har­ca­ma­la­rı­nın kay­na­ğı ve yükü; tü­ke­tim üze­rin­den alı­nan ver­gi­le­re kay­dı­rıl­mış­tır.

Ve o gün­ler­den, bu­gün­le­re kaz­lar yo­lu­nur­ken, saz­lar ça­lın­ma­mış, ter­si­ne bolca ah’lar alın­mış­tır. Yıl­lar­ca da “as­ga­ri üc­re­tin vergi dışı bı­ra­kı­la­ca­ğı” ma­sal­la­rı an­la­tıl­mış­tır vergi yükü al­tın­da ezi­len üc­ret­li­ye, emek­çi­ye… Ya neler ol­muş­tur ye­mek­çi­ye ?...

Yurt­dı­şı­na ih­ra­cat ya­lan­la­rıy­la, “vergi iade­si” alı­nıp dev­let do­lan­dı­rıl­mış­tır…

Ül­ke­ye ege­men olan si­ya­set­çi­le­rin ken­di­le­ri ve de yan­daş­la­rı için vergi af­la­rı çı­ka­rıl­mış, ya­sa­lar de­ğiş­ti­ril­miş, vergi yük­le­ri ha­fif­le­til­miş­tir ön­ce­lik­le “bal tutan par­ma­ğı­nı yalar” bağ­la­mın­da un­la­rı akı­tan­lar, halkı aval, aval ba­kı­tan­lar için…

Lüks tü­ke­tim mal­la­rın­dan katma değer ver­gi­le­ri kal­dı­rı­lır­ken, zo­run­lu tü­ke­tim mal­la­rın­dan (başta bes­len­me-ile­ti­şim-ula­şım-sağ­lık olmak üzere ) ya­rar­lan­ma­da, kdv ara­cı­lı­ğıy­la hal­kın ka­nı­nın emil­me­si dü­ze­ni de­ğiş­me­miş­tir.

Sonuç ola­rak VERGİ ne­de­niy­le halk inim, inim in­le­til­miş­dir. Bu­nun­la bir­lik­te alı­nan VERGİLER, ülke eko­no­mi­si­ni yüzde 5.1 bü­yüt­müş­dür. Daha açık bir an­la­tım­la; halk , VERGİLER ne­de­niy­le gi­de­rek kü­çü­lür­ken, alı­nan VERGİLER ne­de­niy­le "sözüm ona" ülke eko­no­mi­si bü­yü­müş­dür. Ve acaba hiç soran, so­ruş­tu­ran, araş­tı­rıp, ko­vuş­tu­ran olmuş mudur ki ülke eko­no­mi­si şiş­man­lar­ken, acaba halk neden za­fi­yet ge­çir­miş­dir?...

Zen­gi­nin malı, zü­ğür­dün çe­ne­si­ni yorar… Dev­let ver­gi­yi biz­ler gibi sı­ra­dan yurt­taş­la­rı­na sorar…

Her bir vergi da­ire­si­nin ka­pı­sın­da da yurt­taş­la alay eder­ce­si­ne o veciz söz­ler yazar: VERGİLENDİRİLMİŞ KA­ZANÇ KUT­SAL­DIR…

Bu ül­ke­de ne üre­ti­li­yor ki, halk ne ka­za­na­cak, do­la­yı­sıy­la da vergi ile hangi ka­zan­cı kut­sa­na­cak?... Ey çok bi­len­ler kum­pan­ya­sı; sen bana ondan haber ver!...

Çarşamba, 20 Eylül 2017 14:54

İste­riz de İste­riz!...

İste­riz de İste­riz!...

MEB; 2017-2018 öğ­re­tim yılı ders prog­ra­mın­da çağ­daş, laik eği­tim­den çok uzak­lar­da ve şe­ri­atın koy­nun­da bü­yü­te­ce­ği ne­sil­le­ri ye­tiş­tir­mek için Saint Tay­yip Efen­di­nin buy­ruk­la­rıy­la tam yol ileri...

 

Bu ne­den­le ki­tap­lar­da­ki re­sim­ler­de kız­lar tür­ban­lı amma ve lakin ya er­kek­ler?...​Onlar fesli, en­ta­ri­li değil ki...İşte bu durum hiç içi­mi­ze sin­me­di... Hemen aldık ka­le­mi eli­mi­ze, avaz ettik Saint Tay­yip Efen­di­mi­ze İSTERİZ DE, İSTERİZ diye...

 

İste­riz de, İste­riz !...

Ol­mu­yor, böyle ol­mu­yor; ade­mo­ğul­la­rı as­rı­mı­za hiç uy­mu­yor…

Değil mi ki “çağ” at­la­dık; borç­la­rı bil­mem kaça kat­la­dık…

Am­pul­le­ri­miz­le nur­lan­ma­yan­la­rı, mec­li­si­miz­den se­pet­le­dik…

Biz bu iş­le­ri in­ce­den, in­ce­ye he­sap­la­dık…

Sa­id-i Nursi’den beri sa­bır­la bek­le­dik…

Boş dur­ma­dık, arada Ku­bi­lay’ı hak­la­dık…

Ka­çır­sak da Aziz’i eli­miz­den;

Epey­ce­si­ni Sivas ce­hen­ne­min­de pak­la­dık…

Be­ce­rik­liy­dik; emel­le­ri­mi­zi us­ta­ca sak­la­dık…

En so­nun­da ken­di­mi­zi Ak’ladık…

Ama yine de ol­mu­yor, ol­mu­yor;

Cum­hu­run başı; as­rı­mı­za hiç uy­mu­yor…

Hanım kar­deş­le­re, zev­ce­le­re, ke­ri­me­le­re tür­ban

Hay yo­lu­nu­za helal olsun; bu hay­rü-ni­sa kur­ban

Yeter ki siz emir bu­yu­run; tür­ba­na da gi­re­riz, ka­fe­se de

Amma ve lakin is­te­riz; efen­di­le­ri­mi­zi gör­mek FESle

O zaman yü­rü­rüz ar­dı­nız­dan daha bir he­ves­le…

Ve de il­la­ki baş efen­di­miz; “cum­hu­run başı”nı

Sakın ola ki çat­ma­sın kız­gın­lık­la ka­şı­nı

Yarı yolda bı­rak­ma­sın, bunca yol­da­şı­nı

İlle de onu FESle gör­mek is­te­riz…

Madem ki yo­lu­muz Ara­bın yolu

Terk ey­le­dik; hem sağı, hem de solu

Ma­ba­dı­na ge­rek­mez fren­gin donu

O ha­yır­lı be­den­de, ENTARİ is­te­riz…

El­zem­dir sil baş­tan; kı­lık-kı­ya­fet ka­nu­nu

Zin­har böyle olmaz;

Ör­tün­me­li mem­le­ket­te­ki her ade­moğ­lu

FESli, ENTARİli ve il­la­ki GÜL­KO­KU­LU

Cum­hu­run ba­şı­nı as­rı­mı­za uygun gör­mek is­te­riz

Üm­met-i Tay­yi­ba­nı; al­tın­cı yüz­yı­la bek­le­riz…

Salı, 19 Eylül 2017 07:29

Vay Ca­nı­na!...

Vay Ca­nı­na!...

*Bin­dik bir ala­me­te; gi­di­yo­ruz kı­ya­me­te…

Adama ki­mi­le­ri diyor USTA, ba­zı­la­rı da diyor HASTA…

USTA mı, HASTA mı bi­le­mem ama bi­ri­le­ri­nin kum­pas­ta ol­du­ğu bes­bel­li…Bu kum­pas­ta olan­lar yal­nız­ca Türk halkı mı di­ye­ce­ğim san­dı­nız; hayır, de­me­ye­ce­ğim, ya­nıl­dı­nız…Türk halkı el­bet­te ki kum­pas­ta, bu gi­diş­le din­le­ye­me­yecek Com­par­si­ta ve işte bu ne­den­le ol­duk­ça sert ko­nu­şa­cak­tır Kasım 2019 se­çim­le­rin­de... Ama AKP’nin son ku­rul­ta­yın­da ya da kong­re­sin­de Baş­ba­kan (B)in-ali yal­nız, ya­pa­yal­nız kaldı ya…Takım tas­ta­mam to­par­lan­dı AK-BAŞ­KAN-PAT­RON’un gü­dü­mün­de ve de saray sof­ra­sın­da... Bu du­rum­da USTA ya da HASTA ön ta­kı­la­rı ve de ta­kım­la­rı bir yana adam PAT­RON işte tek ba­şı­na, bu durum tes­cil­len­miş oldu iyi­ce­si­ne… Ve son aşa­ma­da yal­nız­ca PAT­RON’un de­di­ği olu­yor­sa…Sağ­lık ta­ra­ma­sı ya­pı­lır­ken; par­ti­nin yö­ne­ti­mi­ne ge­len­le­rin de de­ğer­len­dir­me­ye alın­ma­sı ge­re­kir zan­nım­ca…Bunca di­li­ni yut­muş­luk, bunca tep­ki­siz­lik, bunca tabi olma iç­gü­dü­sü (sürü iç­gü­dü­sü de­me­ğe de dilim var­ma­dı doğ­ru­su) de­dir­ti­yor ki in­sa­na bu nasıl bir tes­li­mi­yet­çi­lik­dir, vay ca­nı­na!...

*Yıl­lar­dır her RA­MA­ZAN ayın­da; MEDYA MÜF­TÜ­SÜ ola­rak ta­nım­la­dı­ğım “kenar ma­hal­le­nin yos­ma­sı, dil­be­ri gibi” kenar ma­hal­le­nin tü­re­di ho­ca­la­rı kanal, kanal gezer te­le­viz­yon­la­rı ve de ken­di­le­ri­nin ta­nı­tı­mı­nı, rek­la­mı­nı yap­tık­la­rı te­le­viz­yon­la­rın da yar­dı­mıy­la, te­le­fon­lar ara­cı­lı­ğıy­la ve de banka he­sap­la­rı­na kredi kart­la­rın­dan geçen pa­ra­cık­lar kar­şı­lı­ğın­da din sa­tar­lar­dı.

Ga­vu­ra öfke kusan, ga­vu­ru in­san­lık­tan tepen, ama ga­vu­run icadı ni­met­le­re tapan bu gra­vat tak­ma­yan ama din satan gavat; en so­nun­da in­ter­net üze­rin­den de din, dua pa­zar­la­ma­sı­na son sürat devam edi­yor…

Ve “şe­hit­le­ri­miz için FATİHA SURESİ oku­yo­ruz. Oku­yan­lar yo­ru­ma AMİN yazıp PAY­LA­ŞIP daha fazla oku­ma­mı­za des­tek ola­bi­lir mi?” içe­rik­li post-it’ler pay­la­şı­yor.

Bi­lin­di­ği gibi bu pay­la­şım­la­rın bir ederi var; mak­sat mu­hab­bet ya da mu­ba­re­ke olsun değil, mak­sat ra­ting’lerle he­sap­la­ra para dol­sun…Be hey kur­naz; bu dil sana üç, beş söz söy­le­me­den dur­maz ve el­bet­te ki böyle mar­ta­val­la­ra kanan sen aymaz, sana da sözüm var:

İNA­NI­YOR­SA­NIZ, DUA EDERSİNİZ…

Vay ca­nı­na!...​Bu ne saç­ma­lık­dır?...

ŞEHİDLER; İNTER­NE­TE Mİ GİRİYOR­LAR ya da SEVAP YA­ZI­CI ME­LEK­LER İNTER­NET KUL­LA­NI­CI­LA­RI­NI MI İZLİYOR­LAR?…

YOZ­LUK, YO­BAZ­LIK, AH­MAK­LIK DİZ BOYU…Vay ca­nı­na!...​BU KADAR DA AP­TAL­LIK OLUR MU?…

*Biz sanal or­ta­mın ya­lan­cı­sı­yız…

Henüz 2015 yı­lı­nın Eylül ayın­da di­yor­lar­dı ki sa­nal­da, ya­nal­da, dü­şey­de, di­key­de ve de her düz­lem­de; Ulus­la­ra­ra­sı Ceza Mah­ke­me­si ER­DO­ĞAN ve EKİBİ hak­kın­da in­ce­le­me baş­lat­mış…

Doğru mu, yalan mı acaba diye so­ra­ma­sam da bi­ri­le­ri­ne di­yo­rum ki o gün­ler­den beri vat ca­nı­na!…

DÜNYA DEV­LETİ OLMA İDDİASIN­DA OLAN­LAR YAR­GI­LA­NA­CAK­LAR HA?…

YÜZ­KA­RA­SI BİR DU­RUM­DUR BU…

ELEŞTİRSEM DE RTE VE TAİFESİNİ…

ASLA ÇEVİRME­YECEK OLSAM DA AK­BA­BA­LA­RIN İDE­OLOJİ KİTA­BI­NIN SAHİFESİNİ…

KİMİN HADDİNE DÜŞ­MÜŞ DEMEK İSTERDİM ON­LA­RI YAR­GI­LA­MAK AMMA VE LAKİN YEDİ DÜ­VE­LE VE EN BAŞTA AMERİKA’YA VERİLEN ÖDÜN­LER­LE OTU­RUR­SAN KOL­TU­ĞA…HESAP GÜNÜ GELİR Mİ, GELİR…

Oysa…

KİM CÜRET, KİM CE­SA­RET EDEBİLDİ ya da EDEBİLİRDİ (ancak siz gibi had bil­mez­ler, siz gibi say­gı­sız­lar ve Ce­ma­at-el Fet­toş ile PKK bö­lü­cü­le­rin­den başka) KEMAL ATA­ÜR­KÜ­MÜZ’e DİL UZAT­MA­ĞA, ONU ELEŞTİRMEĞE, ONU YAR­GI­LA­MA­ĞA ?…

Bir za­man­lar Kur­tu­luş Sa­va­şı için hal­kı­na öncü olan Kemal ATA­TÜRK’e “bir sa­rı­şın eş­kı­ya” de­miş­tir, sonra da bü­ke­me­di­ği eli öp­müş­tür Ame­ri­ka…

Oysa sa­ye­niz­de çuval ge­çi­ril­di Tür­kün Or­du­su’nun ba­şı­na…Ve şimdi de yar­gı­la­ma söy­lem­le­ri çık­mış ay­yu­ka...

Bunca aşa­ğı­lan­ma ne­re­ye kadar?…Val­la­hi pek şaş­kı­nım sa­ye­niz­de; bir kez daha di­yo­rum ki vay ca­nı­na!...

Uma­rım ki BM top­lan­tı­sı için ya­pı­la­cak yol­cu­luk­da kim­se­cik­le­rin ba­şı­na çir­kin olay­lar gel­mez...

*Kam­yon­la­rın ar­ka­sın­da sıkça gö­rür­dük şu söz­le­ri:

-AĞZI OLAN KO­NU­ŞU­YOR

Ve biz­ler de ül­ke­miz­de, dün­ya­mız­da ya­şa­nan olum­lu, olum­suz “olay, olgu, olu­şum” her ne varsa; on­la­ra iliş­kin sü­rek­li ko­nu­şu­yo­ruz ger­çek or­tam­da…

Ve el­bet­te ki sanal ya­şa­mı­mı­zı sür­dür­dü­ğü­müz; Ame­ri­ka’daki DEEP BLUE bel­le­ği­nin sun­du­ğu şu sanal ka­mu­sal dün­ya­mız­da da sü­rek­li ko­nu­şu­yo­ruz, ya­zı­yo­ruz ve her ko­nu­da “bi­lir-bil­mez” öy­le­si­ne ah­kam­lar ke­si­yo­ruz ki sanki tüm so­run­lar çö­zü­lecek söz­le­ri­mi­zin ar­dın­dan…

Ve biz­ler de öy­le­si­ne et­ki­li, güçlü birer ka­na­at ön­de­ri­yiz ki dü­şün­ce­le­ri­mi­zin ya da dü­şün­ce­siz­lik­le­ri­mi­zin iz­dü­şü­mü o muh­te­şem söz­le­ri­miz­le; bi­çim­len­di­re­ce­ğiz va­ro­lan ve de ya­kın­dı­ğı­mız şu dü­ze­ni is­te­di­ği­miz yönde…

Sanal dün­ya­mız­da, sanal ya­şı­yo­ruz ve öyle sa­nı­yo­ruz işte…Ve el­bet­te ki bütün bun­lar­la avu­tu­yo­ruz ken­di­mi­zi ege­men­ler izin ver­di­ği sü­re­ce... Oysa öz­gür­lük ala­nı­mız da san­sür haz­ret­le­ri­nin çek­ti­ği du­var­lar­la sı­nır­lı…Vay ca­nı­na!...​Ko­nu­şan Tür­ki­ye de­ni­len top­lum­sal yapı böyle mi ol­ma­lıy­dı?...

Pazartesi, 18 Eylül 2017 10:20

KASIM 2019 SON­RA­SI­NA ÖN­GÖ­RÜ­LER

KASIM 2019 SON­RA­SI­NA ÖN­GÖ­RÜ­LER

Ka­mu­sal alan­da ya da sanal or­tam­da; her­kes gön­lün­de yatan as­la­na iliş­kin pay­la­şım­lar­da bu­lu­nu­yor…Ki­mi­si bir­lik­te ol­ma­sı ola­nak­sız par­ti­le­re; AKP’ye karşı it­ti­fak oluş­tur­sun­lar diye çağrı çı­ka­rır­ken, bir baş­ka­sı da bu ola­sı­lık­la­ra çomak so­ku­yor…Bu arada AK-BA­BA­LAR hiç boş dur­mu­yor; bil­di­ği yolda yü­rü­yor, sin­si­ce oy kar­şı­lı­ğın­da va­ad­ler verip, rüş­ved da­ğı­tı­yor…

Kuş­ku­suz si­ya­sal mü­nec­cim­lik yok eti­ke­tim­de; ka­nım­ca gö­rü­nen köy kla­vuz is­te­mi­yor, ama bu gi­diş­le AK-BA­BA­LAR yine tü­ne­ye­cek­ler asır­lık çı­na­rı­mı­za bi­le­si­niz…

Bu du­rum­da yine bal­kon poz­la­rı ve daha da şid­det­li ola­cak doz­la­rı zafer ko­nuş­ma­la­rı­nın…

“BAL­KON KO­NUŞ­MA­SI TAMAM…

YAHUDİLER’E SÖV­GÜ­LE­RE DEVAM…

YA­KIN­DA KARA YA DA KAH­VE­RENGİ GÖM­LEKLİLER MUADİLİ ÇE­TE­LER DE SA­LI­NIR SO­KA­ĞA…

SI­RAY­LA GİRERİZ TOP­RA­ĞA…İLERİ DE­MOK­RASİDE; İYİ İLER­LE­ME­LER…” diye yük­se­lecek ses­le­ri­mi­zi daha bu­gün­ler­den duyar gi­bi­yim.

Ve ulu­sal­cı ya da mil­li­yet­çi, sanki yü­rü­dük­le­ri yol ben­zer­miş gibi gö­rün­se de ne CHP, ne de MHP; bu­luş­ma­ya­cak­lar aynı ül­kü­de, aynı amaç­ta, aynı ide­al­de…Kül­li­yen sı­nıf­ta ka­la­cak­lar; belki de TBMM’de yer bile bu­la­ma­ya­cak­lar…

Ve çok uzak­lar­dan , Ok­ya­nus öte­sin­den 7 Ha­zi­ran’da HDP’yi des­tek­le­yen CE­MA­AT; daha bir ge­tir­miş ola­cak ka­na­at “iyi ki bun­la­rı değil de; Ame­ri­ka’nın oyun­ca­ğı PKK’nın, HDP kuk­la­sı­nı des­tek­le­dim ve şimdi de AK­ŞE­NER kı­zı­mın ar­ka­sın­da du­ra­yım" di­ye­cek­dir bi­le­si­niz…

CHP’nin ve MHP’nin oy­la­rı­na göz dik­sin diye ku­ru­lan HEPAR ne ola­cak der­se­niz, bi­li­niz ki ata­ma­ya­cak­lar yine depar, ulu­sal­cı oy­la­rı böl­mek­ten başka bir iş­lev­le­ri ol­ma­ya­cak P(Y)AMU­KOĞ­LU pa­şa­la­rı­nın ön­der­li­ğin­de…Bal-kay­mak sü­re­cek­ler AK-BA­BA­LAR’ın ek­me­ği­ne…Eğer ki AK­ŞE­NER ab­la­la­rı­nın pe­şi­ne düş­mez­se,yan­la­rın­da duran her kim varsa...

Ve el­bet­te ki Dev­let BAH­ÇELİ; yine MEH­TER TA­KI­MI GİBİ…

İKİ İLERİ, BİR GERİ…AK­BA­BA­LAR'ın kotuk değ­ne­ği ola­rak var­lı­ğı­nı sür­dü­recek...​On­la­ra da di­ye­ce­ğiz; Kasım 2019 se­çim­le­ri zat-ı ali­ni­ze mü­ba­rek olsun...

Ve TAYYİBAN ye­ni­den te­şek­kür­le­ri­ni bil­di­recek mil­le­ti­ne…En başta SOMA’da can ve­ren­le­rin, PKK te­rö­rün­de dö­kü­len kanda bo­ğu­lup, şe­hid­lik mer­te­be­si­ne ula­şan­la­rın aile­le­ri­ne da­ğı­tı­lan taz­mi­nat­lar kar­şı­lı­ğın­da ulaş­tı­ğı ik­ti­da­rı için min­net­tar­lık­la­rı­nı bil­di­recek…Ve bil­has­sa Su­ri­ye­li asa­lak­la­ra da özel te­şek­kür­le­ri­ni su­na­cak...​Ve şu an yan­da­şı olan ta­ri­kat­la ik­ti­da­rı­na daha bir güç ka­ta­cak...

Ve daha ön­ce­ki se­çim­ler­den der­si­ni al­ma­mış olan­lar;yine Ok­ya­nus öte­si­ne umut bağ­la­ya­rak, gizli ya da açık CE­MA­AT sev­gi­le­riy­le Ce­ma­at-za­de olma umut­la­rıy­la yola çı­ka­cak­lar ve Ce­ma­at-ze­de ola­rak hal­kın kar­şı­sın­da iyi­ce­si­ne ufa­la­cak­lar.

On­la­ra da di­ye­ce­ğim ki;

“ARŞİMET KAL­DI­RA­CIY­LA DÜNYA’YI OY­NA­TABİLİRDİ AMA…

CE­MA­AT’İN KAL­DI­RA­CI, CHP VE MHP’Yİ KAL­DI­RA­MA­DI…

AMERİKAN VİAG­RA­SI ALIP, 2015 se­çim­le­rin­de ya­ta­ğa HDP ile giren Ce­ma­at, bu kez 2019 Kasım'ında AK­ŞE­NER kı­zı­nın sır­tı­nı sı­vaz­la­ya­cak bi­le­si­niz.

Ve yine ço­ğun­luk keş­ke­ler eş­li­ğin­de; “O, ONU DES­TEK­LE­SEYDİ…BU, ŞU­RA­DA ŞUNA YAR­DIM ET­SEYDİ…” diye ya­kı­na­cak…

Ve ben de yanıt ve­re­ce­ğim on­la­ra:

-BI­RA­KIN BU ARİSTO MAN­TI­ĞI­NI, HA­LA­MIN BI­YIK­LA­RI OL­SAY­DI, AMCAM OLUR­DU SÖY­LEM­LERİNİ…

BA­ŞA­RI­YA GİDEN HER YOL MÜ­BAH­TIR DİYE SES­LENİYOR TAAA 15. YÜZ­YIL­DAN MAC­HI­AVEL­LI… AKP DE MADDİ VE DE MANEVİ HER YOLU DENEDİ (PKK’ya karşı TÜRK­ÇÜ­LÜK bile yaptı)…BU SEÇİMİN SO­NU­CU EN BA­ŞIN­DAN BELLİYDİ…

BUN­DAN BÖYLE YA­PI­LA­CAK İŞ;BÜTÜN PARTİLERİN KA­PI­SI­NA KİLİT...​EY HAL­KIM ; kal­ma­dı sen­den yana bu ül­ke­ye umut, BUN­DAN BÖYLE DE­MOK­RASİ KAV­RA­MI­NI İYİCE UNUT!...

Neyse; siz al­dır­ma­yın benim söz­le­ri­me, dal­ma­yın bu ka­ran­lık res­min içine… Bu ön­gö­rü­le­rim­den do­la­yı; utan­dır­mak için beni,”haydi canım sen de…bak işte de­di­ğin çık­ma­dı… Oy­la­rı­mız­la; AK-BA­BA­LAR koca çı­na­ra tır­ma­na­ma­dı” diye vurun yü­zü­me…Bi­li­niz ki bu utan­cı şeref diye ta­şı­ya­ca­ğım yü­re­ğim­de…Yeter ki utan­dı­rın beni…

Haydi; var mı­sı­nız beni ve benim gibi dü­şü­nen­le­ri utan­dır­ma­ğa?…AK­BA­BA­LAR'ı tü­ne­dik­le­ri koca çı­na­rın dal­la­rın­dan in­dir­me­ğe var mı­sı­nız?...

Bakın onlar hiç boş dur­mu­yor­lar..​Haydi siz­ler de öz­ve­riy­le,is­tek­le baş­la­yın ça­lış­ma­ğa!...