20 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

İlter Gözkaya-Holzhey

İlter Gözkaya-Holzhey

İlter Gözkaya-Holzhey Hakkında

Web sitesi adresi:

Cuma, 03 Mart 2017 07:54

K A L İ T E L İ Ü Y E

K A L İ T E L İ   Ü Y E

Kalite kelimesi Türkçe’ye Fransızca’dan girmiştir. Bir şeyin iyi ya da kötü niteliği. Kumaşın, kâğıdın,boyanın ve betonun kalitesi.

Nitelik iyi olursa uzun süre kullanılır, dayanıklı olur. Kumaşın iyisini terzi seçer, dayanıklı betonu deneyimli, dürüst mimar yapar.

Kalitenin önemini insanla ilişkilendirince durum farklı değildir. Zenginlik tanıdığın insanların değeriyle ölçülür. Boşuna eski dostlara şarkı türkü söylenmemiş. Kırmızı şarap eskidikçe, mahzende yıllarını geçirince lezzeti artar. Dost da eskidikçe güvenilir, dayanılır. Acı, ısdırap ve üzüntüyü azaltmak, neşeyi çoğaltmak paylaşmakla mümkündür.

Sosyal medyada bugün paylaşma daha geniş bir alanda. Beğenilen düşünce, müzik, resim ve haber paylaşılıyor. İçine ironi katarak bir derneğe kaliteli üye nasıl olur, diye sormuş birisi. Dernek yönetimine sözüm ona muhalif olma anlamı kokusu var ifadede.

Üye olunan derneğe, vakfa, partiye, birliğe ve her hangi bir kuruluşta üyelerin elbette iyi vasıfları olmalı.

Önce parasız bir etkinlik yapılamıyacağını düşünerek aidatını zamanında ödeme gelir. Bir çoğu büro için kira ödüyor. Aidattan başka  geliri olmayan dernekten beklenenler, ancak aidat ödenirse yerine getirebilir.

Toplantıda konuşulan konuları haber olarak iletirken içine kötü niyet katmamalı. Denenen söylenirse haber olur, üstüne konursa, çarpıtılırsa dedikodu olur.

Tüzüğü okuyarak bilgi edinme arzu ve önerileri sınırlar, olamıyacak konuyla toplantıda zaman harcanmaz.

Her üye gönüllü bir dernekte becerisine göre görev almalı. Gerek yoksa, üye katılarak desteklediğini gösterebilir. Katıldığı etkinliklerde yeni bir şey öğrenir, bilgisini artırır. Yeni dost ve arkadaş kazanır.

Kuruluş amacı fikirdaşları bir araya getirdiğinden dolayı argumanlar genişletilir.

Berlin’de dernekler genelde hafta sonu etkinlikler  düzenliyor. Artık ilk nesil, ikinci ve üçüncü nesle yönetimi devretti. Zaten devredemeyen dernekler yok olmaya mahkumdur.

Eleştirileri sosyal medyada yazmadan önce yönetime iletmelidir. Önem verilmediyse üyelere de duyurup, doğruluğuna karar verilebilir. Eleştirme öğrenilmesi gereken bir meslektir. Sıradan insan önce dinlemeyi bilmeli, nesnel eleştiri yapmalı. Sözlüde ses tonundan niyet anlaşılır. Yapıcı veya yıkıcı amaçlı olup olmadığı farkedilir. Yazma sanatını bilen birisi kötü niyetini satırların içine iğneleyerek serper.

Yeni kayıt olacak üyeler tavsiye ile alınmalı, ki bozucu birisi çıkarsa neden toplumun huzurunu kaçıran bir üyeyi tavsiye ettin, diye yönetim sorabilmeli.

Güzel, faydalı bir düşünce etrafında en az beş kişiyle dernek, vakıf veya parti kurulabilir. Böyle küçük çapta başlayan Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) bu yıl 150. yıldönümünü kutladı. Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi cumhuriyetle yaşıt, 2023 yılında yüz yaşını anacak.

Berlin CHP Birliği yönetimi, Kenan Kolat başkanlığında Ekim ayı seçiminden sonra hızla yol alıyor. Türkiye’den gelen milletvekilleri tarafından ilk dilden üyeler bilgilendiriliyor. Parti içinde üyelerin eğitimi için politika seminerine katılamadım, ama çok faydalı geçtiğini basında okudum ve üyelerden işittim.

Elbette başkan ve yönetimin kalitesi kuruluşun gelişip, serpilmesinde ve büyümesinde çok önemlidir. Üyelerin düşünce, fikir, arzu ve önerilerini dikkatle dinleyip, deneyimlerinden faydalanmalıdır.

Derneği bir okul olarak görüp, üyelerin eğitimi sağlanırsa görev teslimi zor olmaz. Avrupa’daki derneklerde yaşadıkları ülke dillerini Türkiye ile birlikte yaşam dili olarak konuşmalıdır. Bilhassa kurulacak gençlik kollarında ülke dilini de kullanmak şart olmalıdır. Politikaya girecek gençler derneklerde yetişir.

Didim’de de küçük çapta başlayıp Türkiye’ye adını duyuran sosyal ve çevre dernekleri vardır. Dernek çalışması olmasaydı inşaatı bitmeyen devlethastanesi kolay kolay açılmıyacaktı. Yardımseverler Derneği Deniz Baylan başkanlığında etkinliklerde biriktirdikleri bütçeyle hastaneyi yeni ve modern cihazlarla donatmış, adını duyurmuştur.

Yeri gelmişken aidatını yıllık ödeyen Avrupa’da yaşayan komşulara Yeşilkent-Didim site derneği yönetimi duyuru yapmamı rica etti. Kışın da yapılacak işler var, traktör bakımı, kışın sitede yaşayan komşulara yapılacak hizmet ve işçi maaşlarının ödenmesi çok önemli. Lütfen aidatınızı ödeyin, herkes üye olduğu derneğe aidatını zamanında ödemeli.

Site dernek yönetimi, çoğu üyelerinin kadın olduğu kardeş çevre derneğini destekliyeceğine, hiç değilse gölge yapmayacağına dair söz veriyor.

Zaman zaman köşeyazılarımda bir rüyam var, diyorum. Camii inşaasında fevkalade biraraya gelen vatandaşlardan örnek alarak, Berlin gibi büyük Avrupa şehirlerinde bir dernek binası inşa edilse.

Dernekler ve diğer sivil kuruluşlar büro kiralarını birleştirebilir, birkaç salonu çeşitli büyüklükte toplantı ve panel ve diğer etkinliklere ayrılır. Aynı günde birkaç toplantı aynı binada yapılır. Gelecek nesillere bina miras olarak bırakılabilir. Camiisi olmayan ilçe kalmadı, neden dernek binası da olmasın. Birlikten kuvvet doğar, neler yapılmaz ki. Önemli olan ebru sanatında olduğu gibi, çok renkli, ama ahenkle birlikte yaşayabilmektir.

Hoşça kalın!

 

Pazartesi, 13 Şubat 2017 19:25

K O R K U Y A K A R Ş I

K O R K U Y A    K A R Ş I

Bebek korku ve iktiyaçlarını ağlayarak gösterir. İleride eğer çocuk duygularını bildirmeyi öğrenmediyse neden huzursuz olduğunu anlatamaz.

Odasında yalnız kalmayı istemiyen bir çocuk, anababa ilgisi beklediği gibi, korkudan da kaynaklanıyor olabilir. Yatağın altında hayalet olduğunu söyleyince alay edilmez veya baskı altına alınmazsa gelecek sefer doğrusunu açıklar. Bilhassa erkek çocuklarda, korkuları baskıya alınırsa yetişkin olunca şiddet uygular.

İçine kapanıp, kendini içki ve uyuşturucuya vermek psikolojik şiddettir. Açıklanmayan bilinçsiz endişe dışa vuran kırıcı davranışlar, topluma zarar verir ve kutuplaşmalara yol açar.

Avrupa’da ve tüm Dünya’da aşırı partilerin sosyal toplum uçlarında hareketlenmeyi doğru anlamak politikacıların görevidir.

Ailede ve çevrede sevgiyle, hoşgörüyle büyümeyen gençler daha alıngan olup, ciddiye alınmama kuruntusuna kapılıyor.

Ciddiye alınmama korkusu, çoğunluk toplumda azınlık teşkil eden gruplarda daha yoğun olur. Ülkelerarası kuruluşlarda, bu korkuya karşı konan veto hakkının sakıncaları Avrupa Birliği’nde görülmüştür. Yıllarca Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde önce Yunanistan, üye olduktan sonra da Güney Kıbrıs veto hakkıyla gereken dosyaların açılmasına engel olmuştur. Yalnız Türkiye’ye zarar verdiği düşünülmüştü, fakat sığınmacı politikasında yıllarca işlenen hatanın Avrupa’ya da zarar verdiği anlaşılmıştır.

Bu satırları yazarken Almanya yetmişbeş yıl önce yapılan Wannsee konferansını anıyor. Akıl tutulmasıyla, yalnız bu ülkede değil, ulaşıp etki altına alacağı tüm Dünya’da musevi soyuna son vermeye karar veriyor.

Tarih kaynaklı korkudan dolayı ilk defa dışişleri bakanı İsrail’in politikasını eleştiriyor. Tarihî kara leke, göçmen ve yabancı politikasında da kendini gösteriyor. Bazı Alman sorumluları yabancıdüşmanı çekmecesine itilir korkusuyla açık konuşamıyor. Bazıları da atalarının hatasını davam ettirip, bizden üstünü olamaz, ötekilere ait din, cilt rengi, kültür, bilgi ve beceri hep aşağı değerdedir.

Hükümetlerin, diktatörlerin yaptığı hataların, gelecek nesillere devrettiği mirasın zararları kolay kolay söküp atılamıyor.

Savaşta ülkesini, işini, ailesini kısaca herşeyini kaybeden sığınmacılara öngürülen barınakları yakanların korkuları şiddete dönüşmüş, artık onlara dur demek ancak ve ancak ceza vermekle mümkündür.

Toplumun geri kalanlarını korumanın başka çaresi kalmamıştır. Küfür, hakaret, kötüleme, iftira etmeye ve diğerini aşağılamaya dönüşen korkular da cezasız kalmamalı.

Önemli olan, çoğunluk topluma bu duruma gelmeden önce geride kalanları da katmayı becermektir. Bu nedenle, demokrasiyi anlamak iyi işlemesini sağlar. Yönetenler politik biliminsanlara, eğitici, öğretici uzmanların sözlerine değer vermelidir.

Bir yetişkinin radikalleşmesi yuvada, ailede okulda başlar. Grupta, partide, dernekte, sınıfta dışlanarak gelişir. Yaşadığı topluma faydalı olması sevgi gösterilmeyerek, ciddiye alınmayarak engellenmiş olur.

Devletleri idare eden hükümetler bir yandan güncel sorunlara çözüm getirirken, diğer yandan da uzun süreli önlemler almalıdır. Seçilememe kaygısı olan bir milletvekili dürüst çalışamaz, oylamada adaletli olamaz. Becerebilen yönetici olmak ve seçilebilmek için eğitim öğretim şarttır. Berlin’de bazı okullarda Hayat Bilgisi dersinde birleştirilerek başlanan Politika dersi genişletilmeli, küreselleştirimelidir.

Bugünkü sorunların çoğu küreselleşmenin yalnız ticaret olarak anlaşılmasından kaynaklanıyor. Ekonomide ortaya çıkan paragözlülük, etik anlayışını yok eden küresel gençlik yetişiyor.

Korkuların çeşitliliği kadar, giderilmeyen korkuların sebep olduğu hastalıklar vardır, tedavi edilmezse insanlığın geleceğini zehirler.

Korkuları, endişe ve kuruntuları yenmeyi de ailede başlayarak yuvada, okulda öğrenmek mümkündür, hatta zorunludur.

Korku, aklı ve ruhu yer bitirir. Alman atasözü

Korkusuz kalın!

 

Çarşamba, 01 Şubat 2017 16:50

T E S A D Ü F ve K A D E R

T E S A D Ü F    ve   K A D E R

Dünya’da korkutan terör olayları asrın savaş yöntemi olarak izah ediliyor. Devletlerin gücü görünmez, uzakta olmayan düşmana karşı kendini, halkını koruma zorlaşıyor.

Gelişen tıp ve teknolojiyle insan ömrü uzatıldı. Yaşadığımız asırda artık altmış yaşına erken ölüm deniyor.

Bu yaşı geçmek tesadüfe kaldı, yanlış zaman ve mekânda olan terör kurbanı olabiliyor. Noel panayırından bir saat önce orada olanlar, bir gün önce aynı saatte oradan geçenler kıl payı hayatta kalmış oluyor.

Aynı yerde bir bisiklet kazası olunca, rastlantı mı olduğuna cevap ararken, zaman zaman önlem alınınca kazanın tekrarlanmadığı görülüyor.

Nasrettin Hoca’nın dediği gibi, eşeği sağlam bağladıktan sonra Tanrı’ya emanet etmekte fayda var. Kömür ocaklarında sık rastlanan kazalar, başka bir ülkede olmuyorsa önlem alma çare olabilir. Osmanlı İmparatorluğu yıkılma döneminde Türklere karşı savaşan İngiliz Lawrence tarihe geçmiş bir subaydır. Grubunda Arap askeri Kâzım çölde gece karanlıkta unutulur. Müslüman arkadaşları ölümü onun kaderidir, deyip çölde kalmasını doğru bulurlar. Lawrence geri dönmekte israr eder ve Kâzım’ı getirir.

Üç gün sonra çıkan bir isyanda onu yine kendi eliyle tabancayla öldürmek zorunda kalır.

Bu olay tesadüf ve kadere kafa yoran filozofların notları arasında kitaplara konu olmuştur.

Bir anne ticaretle uğraşan, sık sık uçakla yollarda olan oğluna, bugün kötü bir rüya gördüm, gitme der. Oğlu uçuşunu iptal eder, anne mutfakta radyoda haberleri dinler.

Oğlunun uçacağı uçağın düştüğünü, hiç kimsenin sağ kalmadığını haber vermek için uyuyan oğluna koşar. Ama evlâdını yatakta ölü bulur.

Ölümün, kazanın kader olduğunu anlatan böyle hikâyeler vardır.

Erkek arkadaşı hastalanan genç kadın dans lokalini yalnız gider. O akşam bir ömür birlikte yaşayacağı eşiyle tanışır.

Yaşanan tesadüf kötü olursa kader, iyi olursa şans olarak kabul edilir. Kaderde artık yapılacak bir şey kalmamıştır, inanç acıya tahammül etmeyi, yas tutmayı kolaylaştırıır.

Bir ülke iyi güvenlik önlemleri alır, akıllı dış politika yaparsa, teröre karşı koyabilir. Bugün Avrupa ülkelerinde önlemler çok sıkı, tekrar sınırları kapama kontrol etme gündemde. Arı kovanına çomak sokmadan yaşamayı, politika üretmede coğrafya da yardım ediyor.

Terör olayları aydınlatılmadıkça, yalnız tetikçilerin kanuna teslim edilmesi yeterli değildir.

İstanbul’da o dans lokaline gitmeseydi demekle iş bitmez. Halkın yaşam tarzına karışanlara yüz verilmemesi, tepki göstterilmesi şart olmuştur.

Tesadüf 1932 yılına kadar psikolojide ve filozofide konu olarak ele alınmamış, kaderle ilişkisi imcelenip araştırılmamıştır. Astronotların uzaya gidişi esnasında yeryüzüne telepati bağlantısı denenmiştir. Enerji dalgaları şans ve rastlantıyı etkiler mi sorusuna cevap bulmaya çalışılmıştır.

Geleceğini tesadüfe bırakmak istemeyen fala baktırır. Önsezisi çok kuvvetli olan falcı Erik Jan Hanussen, hipnotizma metoduyla 1930 yılında Hitler’in Almanya’ya ve Avrupa’ya getireceği savaş ve neticelerini söyledi. Falının cezası, SS tarafından ormanda vurularak öldürüldü. Falı yazılı olarak bıraktığından dolayı, savaş sonrası yazıları değerlendirildi. Söylediklerinin hepsi doğru çıkmıştı.

Mesleği yolda geçirenler yaşamlarını tesadüfe bırakırken, önce önlem almalıdır. Şoför ve kaptan olanların işi oldukça zor günümüzde.

Şahsın önlem alması, devletin alacağı gövenlik önlemi gibi etkili olamaz. O halde terörle yaşamaya alışmamalı, barış ve insan hakları için demokratik güçler, devletler birlikte hareket etmeli.

Bütün Dünya’da bir deprem, dip dalga görülüyor. Politikacılar vatandaşların istek ve arzularına kulak vermelidir. Muhaliflerin sözüne düşmanca karşı koymamak gerek. Azınlığın,   muhaliflerin hakkına saygı göstermek demokrasinin temel taşlarından en önemlisidir.

Demokrasi muhaliflere yalnız direnme hakkı vermek olarak anlaşılırsa kısır kalır, başarılı olmaz.

Tanrı, çocuk ve torunlarımızı iyi insanlarla karşılaştırsın. Şans getiren tesadüfler olsun, rastlantılar kazaya sbep olmasın.

Son toplantıda yanımda ikinci devlet sınavını vererek Berlin’de öğretmen olmuş bir genç kız oturdu. Hacer’i tanıdığıma çok sevindim. Bu nedenle etkinliklerde yer ayırmayı doğru bulmuyorum.

 

Hoşça kalın!

Perşembe, 19 Ocak 2017 14:49

A V R U P A D E Y İ N C E

A V R U P A    D E Y İ N C E

Avrupa,  antik yunan çağında Suriye’de Phönizien prensesiydi. Tanrılar tanrısı Zeus’un kandıramadığı hiçbir kadın yoktu. Prenses çiçek toplayıp kendisine taç yaparken Akdeniz’in dalgalarında ritme dalmıştı. Zeus şekilden şekle girip kadınların gönlüne taht kurardı. Avrupa’nın önünde güzel bir boğa peydah oldu. Avrupa boğanın boynuzuna yaptığı çiçek tacını takar, sırtına yatar. Dağlardan, köylerden bahsedildiğine göre Anadolu üzerinden Girit adasına gelince gözünü açar.

Destanda üç oğlu olur, Zeus Olimpos dağına dönmek ve ülkeyi idare etmek zorundadır. Zamanın en güzel kadınları onu bekliyor. Avrupa çocuklarını büyütme kaygısıyla Girit kralı Asterion’la evlenir. Kral oğullarını kendi öğlu gibi yetiştirir. Birisi sayılan hakim olur, anne Avrupa ölene kadar kraliçe olarak Girit halkına hizmet eder. Girit halkı hâlâ Avrupa’yı severek anar.

Çok ileri medeniyete sahip Suriye, ilk defa kırmızı rengin elde edildiği ülkedir. Kırmızı tozu çok pahalıdır, bu nedenlerle kral ve prensler kırmızı giysiler giyebilirlerdi. Purpur kırmızı renk bir midye türünden elde ediliyordu.

Yani Avrupa adı, bugün savaşın yaşandığı ülkeden geliyor.

Kıtaların en küçüğü olan Avrupa ABD ile birlikte dünya politikasında karar veriyor. Eski atlaslarda Ural dağlarında kıtanın sınırı sona eriyor.

Politik nedenlerle olsa gerek, İstanbul boğazında Asya’dan ayrıldı. Halbuki Anadolu tarihin, medeniyetin beşiği olarak Avrupa’ya aittir.

Roma, antik yunan medeniyetlerinin geliştiği yer Anadolu’dur. Demokrasinin beşiği, bilimin gelişmesi orada en canlı, hareketli ve renkli yaşanmıştır. Roma ve Atina ile birlikte Milet’in anılmaması tarihi bir noksanlıktır.

Medeniyetin, demokrasinin altın çağlarını geride bırakan Avrupa ortaçağın karanlığına bürünmüş, insanları savaşlardan bitap düşmüş, bulaşıcı hastalıklarla boğuşmuştur. Amerika’nın keşfi büyük göçlere sebep olmuş, Afrika’da sömürgelerle Avrupa kendine gelmeye çalışmıştır.

İnsan hakları, hürriyet kavramları Fransız ihtilâlinden sonra öne çıkarılmıştır. Bilim, sanat ve kültürde geçmişteki örneklere geri dönülmüştür. Bağdat’ta tercüme edilip, korunan, geliştirilen bilim kitapları tekrar Avrupa dillerine çevirilerek üniversitelerde okutulmuştur.

Ticaret amacıyla biraraya gelen beş devletin kurduğu Avrupa Birliği bugün birçok alanda gelişmiştir. Dünyada örnek olabilecek süreçte iken, savaşlar neticesinde artan sığınmacı nedeniyle, bugün birlik oldukça zor günlerden geçiyor.

Birlikten kuvvet doğar, ilkesi Avrupa kıtasında her alanda varlığı, rahatlığı getirmiştir. Bazı ülkelerin birliğe hazır olmadan alınması sorunları sonradan görülür hale getirdi.

Yıllarca demirperde bekçiliğini yapan Türkiye hep kapıda bekletilirken, doğu Avrupa ülkeleri çok hızlı bir şekilde üyeliğe kabul edilmiştir. Bugün demokrasinin temellerine ayak uyduramadıklarına şaşmamak gerekir.

Tam yirmibeş yıl arabayla Berlin’den yola çıkarak, Türkiye’ye varana kadar üye ülkelerin gelişmesini adım adım takip ettim. İlk yıllarda Dereköy’den Kırklareli’ye varınca nefes alıyor, dünya varmış diyorduk. Restoran, otel bulmada zorluk çekmiyorduk. Her yerden buyurun, hoş geldiniz sesleri geliyordu.

Sınırlarda beklemeden, arabayı benzin bidonlarıyla doldurmadan, para bozdurmadan seyahat özgürlüğün tadını çıkaralım derken, sorunlar başladı.

Tutucu, milliyetçi partilerin güçlenmesi, Avrupa’yı tekrar karanlığa götürmesine izin verilmemelidir. Demokrat insanların gayret etmesi, değerleri kaybetmemesi gerekir. Yoksa bütün gayretler boşuna gider.

Yaşlı kıtanın kötüye gitmesinde en fazla göçmenler zarar görür. Göçmenlerden birliğe üye olmayan ülkelerden gelenleri sıkıntılı günler bekliyor.

Avrupa’da yaşayan Türkler Doğu Avrupa’dan gelen ülkelerden daha fazla kıtanın gelişmesine emek vermiştir. Türkler batıda sokakları süpürüp, tuvaletleri temizlerken, birliğe sonradan üye olan ülkeler demokrasiyle idare edilmiyordu. Bu nedenle Avrupalı olma haklarımıza sahip çıkmalıyız. Göçmen dostu politikacıları desteklemeliyiz. Zira azınlık haklarına saygı gösterenler demokrasiyi anlamış demektir.

 

Hoşça kalın!

Salı, 10 Ocak 2017 17:23

K Ü R E S E L L İ D E R

K Ü R E S E L    L İ D E R

Doğu’yu Batı’dan ayıran demirperde kalkınca gezegenimize 

barış geldi sanılmıştı. Savaşlardan kazanan silah tüccarları yeni düşman İslâm’ı yarattı. Küreselleşme adı altında fakir zengin makası açıldı, zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul oldular. Fakirlerin sayısı arttı.

Ortadoğu Asya ve Kuzey Afrika’da savaşlar Ege Denizini mezarlık yaptı, birçok insanı yurtsuz bıraktı. Milyonlarca insanı sığınmacı durumuna düşürdü.

Küreselleşmenin getirdiği en önemli olumlu gelişme teknolojide görüldü. Yerkürenin ücra köşelerinden küresel lidere mektuplar yağıyor.

Tarihte çok soykırımı yapılmıştır. Ama Almanya’nın yahudilere öldürme fabrikaları kurarak uyarladığı metodun emsali görülmedi. Karanlık tarihe aydınlık bir mesaj verilmesinin tam zamanı gelmişti.

Küresel lider sığınmacılara açtığı hoş geldin kültürü, birlikte başarırız sloganıyla dünya vatandaşlarına insanlık göstererek gönülleri fethetti. Avrupa sınırda aç susuz bekleyen sığınmacıların, seni seviyorum Merkel ana, Merkel abla çağrı ve çığlıkları Berlin, Brüksel görünmez duvarlarına kadar ulaşıyordu.

Avrupa’yı birleştirici çabalarıyla, tarihte savaşlarla birbirini kırmış komşu ülkelere barış güvercini uçuruyordu. Karanlık Almanya tarihine ışık aydınlık getirmiş, demokrasi temellerini pekiştirmişti. Barış, kültür, sanat, bilgi ve birçok alanda yapılan anketlerde Almanya’yı ilk sıraya taşımıştı.

Berlin’de Noel panayırında kamyonla yapılan katliamda, daha cani veya caniler yakalanmadan, cenazeler kaldırılmadan iki tutucu parti (CSU, AfD) küresel lidere ve sığınmacı politikasına karşı seçim kampanyasına başladılar.

Doruğa ulaşan Dr. Angela Dorothea Merkel 1954 yılında Hamburg’ta doğduğu halde Doğu Almanya Cumhuriyet’inde çocukluğunu, gençliğini, tahsil hayatını geçirmiştir. Babası papaz olduğundan olsa gerek sosyal hayatın içinde aktif olmuştur. Otuz yaşındayeken daha fazla beklentisi olan babasını sakinleştirmek için ona Türk kahvesi yapar. Fizikçi, bilim insanı olarak çalışmış, iki Almanya’nın birleşmesinde komisyonda görev almıştır.

Birleşen Almanya ilk seçimi 1990 yılında politikaya girmiş ve başbakan Dr. Helmut Kohl’un desteği ve eğitimiyle yolu açılmıştır. Onun dördüncü hükümetinde Aile ve Gençlik bakanı olarak görev yaptı.

Gerhard Schröder’den (SPD) 2005 yılında hükümeti devraldı ve Kasım 2016 tarihinde Federal Almanya 2017 yılı genel seçiminde partisini (CDU) başarıya götürmeye karar verdiğini ve yeniden adaylığını basına açıkladı. Seçilirse dördüncü kez hükümetin başına geçecek.

Kendi Partisi CDU ve bilhassa kardeş parti CSU erkek egemen. Önüne her fırsatta taş koyan, ayağına çelme takan parti arkadaşları tarafından bile saygı görmeyi başardı. Geçtiği dikenli yolu biyografi kitabını okuyunca daha iyi anlaşılır. Tutarlı, bilime akla ve mantığa dayalı cesur politikası onu başarıya götürdü. Dünya kadınların onuru olarak tarihe geçti.

Tek ve en büyük hatası Almanya’daki Türkleri sevmiyor imajını düzeltti, Türklere yaklaştı ve tanıyınca yumuşadı. Ama Türkiye politikasında Fransa’yı da arkasına alarak çok büyük hata yaptı. Bu hatanın izleri, getirdiği nokta yalnız Türkiye’ye değil, Avrupa’ya dolayısıyla dünyaya çok zarar verdi. Halbuki olumlu yaklaşsaydı bugün durum çok iyi olabilirdi. Zira 2007 yılında AB komisyon başkanı José Manual Barroso’dan sonra ikinci yetkiliydi, konseyde müşavir seçilmişti.

Alman halkının işsiz sınıfı ve başka olan herkese ve herşeye karşı olanları, dünya halkını düşünürken bizi unutma, yardım elini açarken aşırıya kaçma, diye hatırlatıyorlar.

Küresel lider küre nüfusunun umudu oluyor. Şam’dan yazan Abdulsattar Scharaf, Baschar al-Assad’ın kimyasal silah kullanmasına Batı izin versin, böyle yaşamaktansa bir an önce ölüp kurtulalım, diyor.

Kahire’den Mohammed Tolba kurdukları ticaret anlaşması durma noktasına gelmiş. ABD ile yapılan anlaşmanın yürümesi için Trump’a liberal değerleri anlatmasını istiyor.

Riga’dan yazan Agnese Kleina Letonya’nın hürriyetine kavuşma tarihini anlatıyor. Avrupa’yı birleştirici çalışmalarına devam etmesini istiyor.

Önümde basına geçen otuzüç mektubun arasında Aydın Engin’in mektubu da var. Gözaltında yaşadıklarını anlatıyor. Türkiye görüşmelerinde basın ve düşünce özgürlüğüne vurgu yapmasını istiyor.

Almanya 2017 genel seçimde yeniden Federal Almanya Başbakanı olursa yasa dışı göçü durdurarak, insanların hayatını kurtarmaya devam edecektir. Bu arada insan kaçakçılarına engel olmada Türkiye anlaşması diğer Kuzey Afrika ülkelerine örnek olacak. Mültecileri kabulde gönüllüler canla başla çalışmaya devam edecekler. Henüz Avrupa’da ortak bir iltica politikası yürütülemiyor. İlticası reddedilenler geldikleri ülkelere geri gönderilecek. Mültecilerin arasına sızan teröristler Avrupa’nın korkusu olmaya devam edecek.

Bayan Merkel tekrar seçilirse, Türkiye Almanya ilişkisinin iltica anlaşmasıyla başlamadığı sık sık hatırlatılmalıdır.

Basın temsilcileri, Türkiye dostu Avrupa politikacıları, önsezerler, öncüdüşünürler, Türkiye’deki politikacılar Türkiye politikasını değiştirmesini telkin etmelidir. İyi bir seçim kampanyası ve emeği geçeceklere başarılar diliyorum.

Arzum Türk ve İslâm değerlerine saygısızlık yapılmasın, seçimde kötüye alet edilmesin.

Çocuk ve torunlarımızın geleceğini açan, yollarına taş koymadan kaçınacağına inanarak, bayan Merkel’e başarılar diliyorum.

 

Hoşça kalın!

Pazar, 01 Ocak 2017 12:55

H U Z U R A Y I

H U Z U R    A Y I

Aralık ayı Almanya’da ve çoğunluğu hıristiyan dinine inanan ülkelerde huzur ayıdır. Dünyaya huzur, barış ve adalet getireceğine inanılan bir bebeğin doğum günü kutlanır.

Her doğan çocuk aileyi sevindirir. Akrabalar daha iki haftalık bebeği amca, teyze, büyükbabaya benzediğini söyler. Büyük bir bilim insanı olacağı, aileye bereket vereceğine inanılır.

İsa peygamberin tam ne zaman doğduğu tartışmalara sebep olsa da, yılı sıfır olarak takvime geçti. Milât olarak tarihe yön, öncesi sonrası ile zaman şeridini okumamızı kolaylaştırdı.

Dört hafta bayrama hazırlanırken en önemlisi çocukları sevindirmektir. Noel Baba kıyafetiyle Noel panayırlarında dağıttıkları küçük hediyelerle neşe kaynağı yaratılır. Her hafta bir mum yakılarak, dört mumla çam dallarıyla süslenmiş masa çelengi ailenin bir araya toplanmasını sağlar, huzurla gelecek iş haftasına hazırlanılır.

Aile bir araya gelir, küsler barışır, mezarlıklar ziyaret edilir. Varlıklı aileler muhtaç olanlara yardım eder. Sokakta yaşayanlara sıcak yemek ve yatacak yer verilir.

Yerkürede iklim değişiklikleri ve savaşlar yüzünden, doğduğu anavatanlarını terkeden insan sayısının 65 milyon olduğu sanılıyor. Almanya sığınmacılara yardımda çok sayıda gönüllülerin gayretle çalıştığı ülkelerin başında geliyor.

Vakıflar bu ayda fakir ülkelerde bilhassa çocuklara yardım elini uzatır. Televizyon yayınlarında dinlendirici müzik eşliğinde ünlü vatandaşlar telefon başında yardım toplarlar.

Okullarda Hayat Bilgisi ve Müzik derslerinde Noel Bayramını anlatan hikâyeler okunur, anlatılır ve şarkılar söylenir. Resim dersinde ilgili resimler çizilir, boyanır. Almanca dersinde şiirler ezberlenir, Noel Baba’ya mektup yazılır.

Annesi babası ayrılan bir öğrencim, ailesini tekrar biraraya getirmesini dilemişti. Yani biz müslümanız Noel kutlamayız anlayışıyla dört hafta buyunca öğrenciye derse katılmasında bir mesafe koymaya gerek yoktur.

Tekrar etmekte fayda var, okul şarkıların çoğu Almanca’dan alınmıştır. Örneğin, daha dün annemizin kolarında yaşarken melodisi yarın Noel Baba geliyor, şarkısının melodisidir, Mozart’ın bestesidir.

Bayrama açık olunup yeni şeyler öğrenilir, örnek alınması önemlidir. Bir resim öğretmeni Noel takvimini örnek alarak Ramazan ayında takvim yapmıştı. Öğrenci gün, gece gündüz, hafta ve ay kavramlarını uygulayarak öğrenir.

İyilik sembolü melek Cebrail Meryem Ana’ya, doğacak bebeğin harika bir insan olacağını müjdelemişti. Yani hastaları iyileştirecek, zenginden alıp fakire verecek. Barış ve eşit paylaşımla dünyaya huzur geleceğini iletmişti.

Demek ki o zamanda adaletsizlik, savaş ve kötü şiddet uygulayan insan vardı. İsa Peygamber çarmıha gerilip, şiddet uygulanarak öldürülmüştü. Vücudunu fiziksel öldürenler, ruhunu yok edemediler. Etki tam tersine tepti, onu ölümsüz kıldı. Gelişen medeniyet ölüm cezasını kaldırdı, zira o gün suçlu görenler, sonra onu kutsal yaptı. Barış, eşit paylaşım, adalet kavramlarını doğru bulma ve uygulama suçtan ziyade insan olanı erdemliğe ulaştırdığına inanıldı.

Bayram hangi dine ait olursa olsun insanlığa hizmet eder. Politik, sosyal ve kültürel anlamda aşağıda kalan insanların elinden tutup, eşit muamele etmektir. Geçirilen deneyimlerle demokrasilerde anayasanın temelini oluşturmuştur.

Noel Bayramı 24 Aralık’ta kutlanırken de yine aile mevhumu, huzur ve birbirini sevindirmek esas alınır. Çam ağacı süslemek dini bir inanış değil, adet olarak günümüze kadar gelmiştir. Ağaç altına konan hediyelerini Noel Baba’nın getirdiği anlatılır. Zira çocuklar önceden dileklerini yazmışlardı.

Bir çocuğa bütün dikkatleri toplarken, dünyada diğer çocukları da düşünmek bu bayramın amaçlarından en önemlisidir.

Tertemiz doğan bir bebek nasıl oluyor da cani oluyor, terör ve  şiddet uyguluyor? Her terör olayından sonra Türkiye’de gözyaşları, lânetlemeler ve intikam söylemleriyle geçiriliyor.

Alman yazılı ve sözlü medyada terör eylemlerine katılmış, pişman olarak dönenlere söz hakkı veriliyor. Neden o kötü yola düştükleri, çocukları gençleri o yoldan nasıl korumalı konusu yazılıp, tartışılıyor. Psikologlar Aile bakanı nezdinde ailelere yardım ediyor, gençlere terapi, tedavi imkânı veriliyor. Türkiye bundan örnek almalıdır.

Yılın son akşamı 31 Aralık yılbaşı kutlamasının dini anlamdan ziyade giden yıla güle güle, içine girdiğimiz yeni yıla hoş geldin anlamındadır. Almanya’da bugünde hediye verilmez, birlikte eğlenme renkli ışık ve müzik eşliğinde gerçekleşir.Önce yerkürede barış olursa, yeni yılda huzurlu geçer.

Dünya cennet olsun, yaşasın insan

Gelin barışalım, dökülmesin kan.

Son bulsun savaşlar, kesilsin figan

Barış güvercini uçsun dünyada.

İnsancı insanlar barıştan yana

ancak zalim olan kıyar cana.

Barış aşkı yayılmalı cihana

Barış güvercini uçsun dünyada. Nesimi Çimen

 

Hoşça kalın!

Cuma, 23 Aralık 2016 13:31

V E R E L İ M Ç O C U K L A R A

V E R E L İ M    Ç O C U K L A R A

Emek verelim çocuklara, zira çocuk yetiştirmek kolay değil. Çocuk eğitimi hakkında okurken yazarken tekrar tekrar düşünürüm.  Araba kullanmak ancak ehliyet almakla mümkünken, bazı minikler rastgele dünyaya getiriliyor.

Evrensel çocuk hakları kararı alınırken çocuk olma yaşı onsekiz olarak verilmiştir. Bu süre içinde küçükler yetişkin olmaya hazırlanır. Doğru gıda alma, büyüme esnasında sağlıklı kalması önemlidir. Vücut sağlığı ruh sağlığıyla bütünleşir.  Pedagoglar, doğar doğmaz bebeğin öğrenmeye meraklı olduğunda hemfikir. Okul öğrenimine, dil gelişmesine üç yaşında yuvada hazırlığa başlanması gerek. Dil eğitimini bebek doğmadan annenin sesiyle başladığı, müzik dinlediğini araştırmalar gösteriyor.

Devlet ailede gelecek nesilleri yetiştirmede çıkardığı kanunlarla, imkânlarla yardımcı olur. Demokrasisi yerleşmiş, idare rejimi cumhuriyet olarak gelişmiş ülkelerde sorun yoktur.

Yıllardır Türkiye’yi yok sayan Batı uyandı. Medya ve basın her an olumsuz bir haber bekliyor. Çoğu zaman yetmişbeş milyon insanın yaşadığı bir ülke olduğu yok sayılıp, bir tek kişiye indiriliyor. Türkiye’de belli bir kesim erkekler durmadan ülkede cinsel bir sorun olduğunu hatırlatıyor.

Meclisten geri çekilen kanun önergesi, Dünya tarihine kara bir leke olarak girecek. Kanunla erken evlenmeye teşvik edilir. Burada kastedilen çoğunlukla kız çocukları. Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa Birliği ülkelerinde çocuk haklarını koruma zorunluğu ve görevi olan ailere ceza vermeye hazırlanıyor. Suriye’den gelen sığınmacılarla konu yaşlı kıtaya da geldi. Bütün negatif gelişmeler İslâm dinine mal ediliyor.

Daha kötüsü, erken yaşta evlenecek kız çocuğunu tecavüzcü ile evllendirme fikri akıl mantığa sığmaz. Bazı sanatçılar haykırarak çığlıklarını duyurdular. Muhalif, sosyal medya ile dayanışma gösterdi.

Türk özel televizyonlarda yayınlanan evlenme programlarında evlenmenin bilhassa kızların hayatında ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Çiftler birlikte bir çay içseler, hemen sahipleniyor, diğer kadın veya erkeklerle konuşmayı yasak ediyorlar. Normal denilecek evliliklerde bu kadar sorun varken, bir kız çocuğunu erken evlendirip, bir ömür boyu tecavüze maruz bırakmak nasıl bir mantık olabilir.

O zoraki yapılam evlilikten doğacak çocukların meydana getireceği toplumun sağlığından endişe edilmelidir.

Almanya’da kanunlar meclise gelmeden tartışmalar altdan başlar ve konu aylar sonra meclise sunulur. Hazırlık tartışmalarını o

konuda uzmanlar yürütür, böylece nesnel olur. Yüzde doksan isabetli kararlar alınır. Sığınmacı sorununda olduğu gibi bazan da tartışma uzarken problem çözülmeden politikayı şaşırtır.

Yurtdışı Türkleri dışardan baktığı ve karşılaştırma şansları olduğundan olsa gerek Türkiye’deki halktan daha fazla üzülüyor. Oyun ve yarışma yayınlarıyla medya halkı uyuşturuyor.

Muhalif, bilinçli demokrasiye inanmış aydın bir kesim, Türkiye’de sorunları omuzlarında taşıyor ve direnme hakkını kullanıyor.

Çocuklara kıymayın efendiler !

Yurtdışına çıkan Türkler ilk fırsatta Nazım Hikmet’in Türkçe’yi dünyaya nasıl tanıttığına şahit olur.

Dünya’yı verelim çocuklara (18 yaşına kadar)

Dünya’yı verelim çocuklara hiç değilse

bir günlüğüne

Allı pullu bir balon gibi verelim

oynasınlar

Oynasınlar türküler söylüyerek

yıldızların arasında

Dünya’yı çocuklara verelim kocaman

bir elma gibi verelim

Sıcacık bir ekmek somunu gibi

hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

Bir günlük de olsa öğrensin dünya

arkadaşlığı

Çocuklar Dünya’yı alacak elimizden

ölümsüz ağaçlar dikecekler.

Öğretmen olarak en önemli insan olma değeri olan dostluğu, arkadaşlığı ve barışı çocuklardan öğrendim. İşte yerküremizde bir tek o ülkede Çocuk Bayramı her yıl 23 Nisan’da kutlanır.

 

Çocukları koruyarak koşça kalın!

Pazartesi, 12 Aralık 2016 16:02

H E D E F İ L E R İ

H E D E F   İ L E R İ

Basılan kalır, söylenen uçar gider, sloganıyla Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) 1876 yılında bir dergi çıkarır. Parti iki, işçiyi koruma sosyal amaçlı partinin birleşmesiyle oluşmuştur.

Dergi yönetimi altı ad arasından İLERİ (Vorwärts) başlığa karar verir. İşçi sınıfı içeriği anlamalı, ama aynı zamanda bilgi, sanat ve genel kültürü geliştirmeliydi.

Edebi köşe yazıları, karikatür yanında parti çalışmaları haberlerine yer veriliyordu. Bugünkü gibi fotoğraf çekme kolay değildi, bu nedenle ressamların çızgilerine ihtiyaç duyuluyordu.

1 Ekim 2016 yılında 140. yaşını anan dergi tarihini anlatan bir ilâve çıkardı. Derginin tarihi aynı zamanda Avrupa’nın tarihinde iz bırakmış Almanya’nın tarihini yazdı. Bu konuda açılan sergi 10 Ekim’e kadar açık kalmıştır.

Geriye bakılınca ileriye alınacak çıkarılacak dersler vardır. Tarih, içinde yaşayanlardan ve ülke dışından içeriye bakanlarla tamamlanabilir.

Dergiyi okurken Berlin Cumhuriyet Halk Partisi Birliği yeni yönetimini seçti. Sosyal medyada Türkiye’den umutla yorum yazanlar sizler yurtdışında ne yapabilirsiniz ki, diye sordular. Yurtdışı Türkleri sürgünde yaşamıyor, ama dışardan bakış açısı Türkiye’ye faydalı olabilir.

Önce Berlin, sonra Almanya, ileride Avrupa çapında bir dergi çıkarmak için kolları sıvamalı. İşverenler maddi destek sağlamalı, eli kalem tutanlar yazmalı, çizmeli.

1914 Birinci Paylaşım Savaşı başlamadan bir gün önce 160.000 dergi basılmıştır. Rakip sağcı, tutucu partilerin imkânları fazladır, ayakta kalabilmek için firmaların reklâm vermesi başlatılır.

Kadın hakları koruyucu Lily Braun dergiyi babasından gizli okuduğunu anlatır. Babası bir gün okurken yakalayınca hayli kızar. Kadınların okuması uygun bulunmaz.

Açıldıktan iki yıl sonra arama sonucunda kapatılır, dergi yönetim başkanı August Bebel hapise girer, dergi arşivine el konur. Eşi Julie Bebel karşı koyarak Leipzig şehrini protest merkezi, evini yayınevi yapar.

Yayın gizli devam eder, organizeyle sürgüne giden yazarlara ve

hapiste olanların ailelerine yardım toplanır.

Berlin-Kreuzberg arka zemin katta zamanın sosyal politik konserin ritmini veren bu dergi, halkın doğru haber almasını sağlar.

1933 yılına kadar büyüyen gelişen Sosyal Demokrat üye ve taraftarları Hitler’i rahatsız eder. Parti kapatılır, derginin yayını yasaklanır.

Sürgün yazar ve sosyal demokratlar önce Prag’ta dergiyi binbir zorluk ve yoklukla yayınlamaya devam ederler. Hitler’in faşist baskıcı etkisi ile ya yurdu terketme, ya da yayını durdurmak zorunda kalırlar. O arada Paris’ten devetiye alırlar ve orada yayına devam ederler. Sürgünde sosyal demokratlar dergi sayesinde haberleşir ve organize olmaya devam ederler. Savaş karşıtlarından destek alırlar. Ta ki Paris işgal edilene kadar. Yahudi olan yazarlar toplama kamplarında öldürülür.

Geride, hayatta kalan sosyal demokratlar savaştan hemen sonra, 1946 yılında bugünkü Sosyal Demokrat Partisi’nde biraraya gelir.

Hayatları protest ve yürüyüşlerle geçen yazar, çizer parti üyeleri tarihe geçmiştir. Adları sokaklara, müzelere verilmiştir. Heinrich Zille, Kurt Tucholsky, Erich Ohser, Käthe Kollwitz bunlardan sadece birkaçıdır.

Gerektiği zaman duruş göstermek, demokrasi demektir, sözü ilkeleri olmuştur.

Hürriyetimizi ve hayatımızı alabilirler, ama onurumuzu alamazlar.

Otto Wels

Kırmızı katoliklerin üstünde bir gökyüzü olduğunu bazan

düşünüyorum.

Renate Faerber-Husemann

Dünya politikasında, her gün ezilenlere, mutsuzlarla sessizce

dikkat çekmekten başka, daha önemli yapılacak şeyler vardır.

Fritz Heine

İşkence, toplama kampları, insanların ya intihar ya kaçıp sığınma zorunda bırakılma haberlerini ilk veren İleri dergisidir.

11 Eylül 1948 yılında ilk sayısında şöyle yazıyor:

Dergimizi eline alan o zamana bir göz atar, çözülmeyen soruları ve affedilmeyecek katliamı okur, görür.

İleri dergisi okurları konuşturmalıdır. Bu onlara yalnız iyi geldiği için değil, okurların ne düşündüğünü bildirmeleri bize yol göstereceği için elzemdir.

Erhard Eppler

Şu anda genel yayın yönetmeni olan Katarina Barley, Sosyal Demokratları diğer partilerden ayıran özellik dergi içeriğinin  tartışmaya açık olmasıdır, diyor.

Okuyarak kalın!

 

Pazar, 04 Aralık 2016 17:54

T O P R A K A N A

T O P R A K   A N A

Gelişen endüstri ve teknoloji toprak anayı önlenmesi gittikçe zorlaşarak kirletiyor. Nefes alırken insanın verdiği karbondioksit gazını bitkiler özümleme yoluyla harcıyor ve temizleyerek havaya geri veriyor. Böylece normal şartlarda doğada verme alma denge sağlanıyordu.

Daha fazla kimyasal gazlar karışınca buharlaşan gazlar yağan yağmurla toprağa işliyor ve kirletiyor. Toprakta beslenen tahıl, sebze ve meyva gibi gıdalar vasıtasıyla insana geçiyor ve sağlığı tehdit ediyor. Hayvana geçen kimyasal maddeler et gıda alma yoluyla insanı hasta yapıyor.

Doğayı tahrip, canlıların sağlığını tehdit eden kimyasal gaz ve maddeler gözle görülmüyor. Bu durumda görme, duyma algısıyla tehlike hızla ilerliyor. İklimin sadece iki derece yükselmesiyle soyu tükenen, ölen canlılar var.

Havanın ısınmasıyla kutuplarda ve dağlarda eriyen buz ve karların suyu denize karışarak su seviyesini yükseltiyor. Saatte bir futbol sahası kadar toprak erozyonlar kaybolduğu tespit ediliyor.

Elde edilen enerjiden en fazla faydalanan zengin ülkeler, iklim değişikliğine önleme için yapılan toplantılarda anlaşmalara zor imza atıyorlar.

Yerkürede sahillerde oturan fakir halk önce içecek temiz suya muhtaç oluyor, sonra yiyecek bulamayınca göç ediyor. Göçemeyenler de sel altında kalarak can veriyor.

Savaş ve iklim değişikliği neticesinde göçler dünya politikasına yeniden yön verdi. Cumhuriyet, demokrasi kavramların uygulaması zorlaştı. Geliştirmek yerine direnç, karşı koyma ve isyan etmenin adı demokrasi oldu.

Platon devlet ve demokrasi kitabını yazdığında yeryüzünün, atmosferin, kısaca kürenin bu kadar kötü kullanılacağını, harap edileceğini bilmiyordu. Antik çağda düşünce Amerika’da ilk yerlilerin düşüncesi gibiydi. Dünya insana ait değil, insan doğanın bir parçasıdır. İnsan doğasız yaşayamaz, ama doğa insansız yaşayabilir.

Gök, yer ve atmosferin kirletilmasıyle din adamları, mezhep öncüleri dini yönden yeryüzünü doğayı korumaya çağrı yapıyor. Kiliseler doğayı koruma, din kardeşlerini aydınlatma amacıyla çalışma kolları kuruyorlar. Camilerin böyle bir gayreti var mı, bilmiyorum. Ama Yeşil Çember Çevre Derneği”nin Berlin’den başlayarak çok önemli yol katettiği sık sık basında duyuluyor.

Didim’de Akbük Çevre Derneği’nin çevre korumaya önemli katkılarını yakından tanıyorum.

Yeryüzü yaşayan bir organizmadır, kendi kendini belli bir noktaya kadar yeniliyebilir. Kirlenme aşırı olursa gücü yetmez. Yani insan türü yok olursa, önce kirlenme durur, sonra temizlemeye başlar. Doğa insansız yaşamaya devam edebilir.

Doğayı emanet alıp, çocuklara gelecek nesillere yaşanacak bir ortam bırakmak, her bireyin sorumlu davranmasıyla mümkündür.

Türkiye’den gelen bir gazeteci, Berlin Eyalet Aile ve Uyum Bakanı Dilek Kolat ile söyleşi yapmak için bekler. Bir kafile siyah mercedes konvoyu, koruyucuların yerine, gayet rahat spor kıyafet ve bisikletle gelen bakanı görünce şaşırır.

Didim-Yeşilkent Migros Jet mağazası önünde üstü açık bir arabada İngilizler oturuyor, araba motoru çalışıyor. Anlaşılan tur yapacaklar, gecikenleri bekliyorlar. Motoru kapatmalarını söyleyince kahkahalarla alay ederek gülüyorlar. Londra’da bunu yapamazsınız, hatta bu filitresiz motorla şehir merkezine dahi giremezsiniz, deyince şoför kapatmak zorunda kaldı.

Yük arabası motoru sitede açık bırakıp, sahilde yemek yiyor. Şoförü çağırıp, kapattırana kadar bekledim.

Yılda üç milyon insan kirli havadan dolayı akciğer hastalıklarına yakalanarak ölüyor.

Araba motoruna filitre taktırana kadar Berlin’de şehir merkezine oniki yaşındaki bir mazot/Diesel arabayla girmenin yasak olduğunu, trafik polisinin ceza yazdığını anlattım.

Ağaçların, yeşilliğin dinlenme parkların nefesimiz olduğunu sitede anlatmaya artık gerek kalmıyor. Gerek okulda, gerek RTÜK tarafından televizyonlarda zorunlu spotlarla uyarılan halk, sana ne demiyor. Beş yıl önce sana ne sen başkan mısın, derlerdi. Artık herkesin karışması, her bireyin uyarması gerektiği anlaşıldı. Komşular bana Atatürk parkında o iki ağaç neden kesilmiş, başkana sor, diyorlar, her üye sorabilmeli. Terkedilen odanın elektriğini kapatmaya çok dikkat eden torunuma, elektrik parasında fazla ödenenden geri kalan gelince harçlık veriyorum. Sınıfımda bir öğrenci en son sınıfı terk eder, tuvaletlerde elektrik kapatılmasını kontrol ederdi. Sınıfın önünde o öğrenciyi ödüllendiriyordum, genç meslektaşlarımı uyarıyorum.

Dünya’da en çok uçak seyahati yapan zengin ülke vatandaşlarıdır. Bu taşımacılığın hızla ilerleyeceği hesaplanıyor. Savaşlardan, doğa kirliliğinden en fazla nasibini alanlar ise fakir ülkeler. Tahsil ve bilincin az olması zararı çoğaltıyor.

Yeryüzünde yaşayan yedi milyar insan huzur, mutlu yaşama hakkına sahiptir. Önemli olan haklı eşit paylaşımdır.

Aç gözlülüğün kasıp kavurmasına insanlık izin vermemelidir.

Berlin duvarı yıkılınca dünyaya seyahat özgürlüğü geldi, sanılmıştı. Toprak üstüne sınırlar çizilip, duvar yapılırken atmosfere duvar örülemiyor.

Gezegenin geleceği beş veya yirmi ülkeye bırakılmayacak kadar ciddidir. İkinci, üçüncü dünya diye ayırmaya çalışanlar, tek bir gezegen olduğunu kabul etmek zorundadır.

Birey gereksinimi için alışverişinde kanaat etmekle başlamalı. Ormanların korunması, savaşların sona ermesi, tarım alanlarının genişletilmesi, çöp ayırımında yeniden kullanma amacı desteklenmelidir. Bisiklet kullanılma desteklenmesi sözle, bisiklet almayla olmaz, yollar ona göre yapılmalıdır.

Uçaklarda boş koltuk bırakılmıyor, kimyacılar yakıtların daha az zarar vermesi için uğraşıyorlar. Rüzgâr ve güneş enerjisinden faydalanma esas alınıyor.

En küçük önlemde damlaya, damlaya göl olur, prensibiyle hareket etme, önce zararı durdurur. Bilim insanların, uzmanların uyarısı dikkate alınırsa belki doğa kendi kendini temizlemeye, yenilemeye geçebilir.

Genç  meslektaşlarım öğrencileri meslek seçimine yönlendirirken iklim değişikliği, atmosferin ısınması, buzulların erimesiyle gelen tehlikeye karşı önlem alan mesleklere yönlendirmelidir. Yakın bir gelecekte doğanın korunmasını ele alan böyle mesleklere ihtiyaç duyulacaktır.

Dünya çapında iklim değişikliğine karşı önlemleri konu alan toplantılarda alınacak kararlara kulak verelim.

Son toplantıda alınan bir karara göre kırkbeş ülkede kömürden enerji elde etmeye son veriliyor. Siirt’te maden ocağında göçük yine can aldı.

Doğayı koruyarak, hoşça kalın!

 

Pazartesi, 21 Kasım 2016 13:25

S U Ç ve H A T A

S U Ç  ve  H A T A

Suç kelimesi dilimize arapçadan gelmiştir. Törelere yasalara aykırı davranış olarak izah edilir. Hata ve kusur anlamında da kullanıldığından dolayı karıştırılır.

Hata kelimesi de iki anlamda kullanılır. Yanlış yapma derslerde yapılan hatalardır. İstenmeyen bilmeyerek işlenen kusur ise yanılmayı anlatır.

Türkiye’de suçlu diye yakalanıp götürülen insanlar, başlarına basılmış halde televizyon yayınlarında tekrar tekrar gösteriliyor. Bu nedenle sosyal sorumluluğu olanların ilgilenmesi gereken bir konudur.

Hukuk uzmanları ayrıntılarını daha yerinde araştırabilir. Sıradan vatandaşa verilen izlenime göre mahkeme suçlu olduğuna karar verene kadar itham edilenin yüzünü kapatma hakkı vardır. Alman televizyon yayınlarında gözaltı bulutlandırarak gösteriliyor.

Bazı durumlarda gençler zorla suça itilir, onları dinlemek gerek. O gün suç sayılan bugün aklanabilir. Görülememiş adlı makalemde bu daha iyi anlaşılıyor.

İtham edilen kendisinin suçsuz olduğunu kanıtlamak zorunda değil, tam tersine hakim mahkemede suçunu ispat etmesi şarttır.

Okulda ayrımcılığa uğrayan bir öğrenciye daha kolay kabahat ithamı, yani iftira edilebilir. Ailesiyle iyi anlaşan zamanında bildirir, yol yakınken temize çıkarılabilir.

Çocuk bütün çabalarına rağmen, bu ithamdan kurtulamazsa gerçekten hırsızlığa yönelebilir. Yanlış seçilen arkadaş etkisiyle daha kötü yola düşebilir.

Bu defa kötü davranış yapan işlediği kusuru kendisi kabul eder ve özür dilerse affetmek büyüklüktür. Türk toplumunda erkek çocuklara çok erken yaşta hatalarını görmeyi ve özür dilemeyi öğretmek gerekir.

Eskiden boşanmalarda suç prensibi vardı, şimdi bu kaldırıldı. Anlaşamama prensibi gözönünde tutuluyor.

Hata yapmayan tek bir insan vardır, o da hiç birşey yapmayandır. Önemli olan tekrar etmemek için hatadan ders çıkarmaktır.

Politikada, sosyal kuruluşlarda rakibi yıpratmak adına eski defter, kapanan bir olay tekrar tekrar servis edilir. Kötülük üreten diziler halka kötü örnek oluyor.

Viktor Hugo’nun Sefiller romanı klasik roman olmuştur. Zira her zaman aşamasında izleri vardır.

Romanın kahramanı aç kaldığı için bir ekmek çalar ve kürek mahkümü olur. Tanınmamak amacıyla yerini değiştirir, fabrika kurar. Bir çok işçiye iş yeri açar, hep mazlumun yanında olur. Fakat ne yaparsa yapsın bir türlü geçmişinde konan lekeden kurtaramaz kendini.

Hata arayan insan bulur, hele yıpratmak amacı güdülürse iftira edilir. Bilhassa namusu yalnız kadınlarda arayan ülkelerde namus bekçileri toplumda yaralar açar. Kadınları intihara sürükler.

Son yıllarda ceza evinde haksızlığa dayanamayan intihar eden askerler veya iftiranın zehiriyle hastalanıp ölen tutuklular da tarihe geçti.

Kendisinden emin, bilinçli huzurlu ve mutlu insan, başkalarına kötülük etmez. Ticari anlamda rakip ise işini doğru yaparak daha iyi kazanır. Politikada da işi yapabilecek birikimli kişi lider seçilirse toplum kazanır.

Dost hatayı dosta söyler, bir daha tekrarlamaması amacını güder. Yıpratmak için duyurma amacı çirkindir, yapan kendisi güven kaybeder.

En büyük mahkeme insanın vicdanıdır, yapılan muhakeme en etkindir. Bu konuda yazılmış romanlar sinemaya da uyarlanmıştır.

Başkasını yargılamak kolaydır, en zoru kendini yargılamaktır.

Bunu beceren bilge olmuş sayılır. İnsan yüreğiyle bakarsa doğruyu görebilir.

Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır. Viktor Hugo

Sınıfımda, çevremde her hangi birine işlediği bir hatadan dolayı yıpratılmak amacı güdüldüğüne şahit olursam, yanlış olduğunu hatırlatırım. Mesleğin verdiği güçle enerji dolarım ve o kişiyi, öğrenciyi korumaya alırım. Bu, her öğretmenin insanlık görevidir.

Toplum becerileri, birikimleri olan insanları topluma kazandırdıkça ilerleyebilir. Tarihte cereyan eden bütün icadlar, örnekler geliştirilerek bugünkü son duruma getirilmiştir. Hata yapmadan en iyisine ulaşılamaz.

Teknolojide gelişme hızlı ilerler, ama düşüncede gelişme yavaş olur. Buna rağmen bugün sosyal, kültür ve politikada sahip olduğumuz tüm olumlu düşünce ve davranışlar bizden önce başlayanlar sayesinde mümkün olmuştur.

Hoşça kalın!