20 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Özlem Kurdoğlu

Özlem Kurdoğlu

Özlem Kurdoğlu Hakkında

Web sitesi adresi:

Cumartesi, 09 Ağustos 2014 14:05

KUZEY EGE'NİN GÖBEĞİNE DOSAB TECAVÜZÜ

KUZEY EGE'NİN GÖBEĞİNE DOSAB TECAVÜZÜ

 

Haber kanallarında yeni bir gündem belirdi: DOSAB Bursa'nın göbeğine termik santral yapacakmış.

Şehir merkezinden 10 km mesafeye üstelik.. Bu bölgede ilk defa sermaye ve Akp bir konuda ittifak kurmuş.

Yayın organlarının kimisi çok iyi bir habermiş gibi sunuyor, kimisi de felaket habercisi gibi karşılıyor.

Asıl ince hesap bölgede yatırım kararı alan Sabancı grubuna destek çıkmak. Koç'a ait doğalgaz çevrim santraline mecbur kalmaktan kurtulmak isteyen sermaye sahipleri, bölge belediyesini de arkasına almayı başarmış.

Yani bir kez daha filler tepişirken çimler ezilme durumu oluşuyor.

Öncelikle bu zırvalık gerçekleşirse milletçe hepimize geçmiş olsun, çünkü o termik santral çok can yakar. Kömürü çıkaranlardan başlar, o yolla üretilen verimsiz enerjiye fatura ödeyenlerden devam eder, pisliğine maruz kalanları da ayrıca hasta ederek çalışır.

Başkasını tüketerek para istiflemeyi normal sananlar tabii ki bütün bunların neresinde sorun olduğunu anlayamayacak.

Bu arada belirteyim ki bütün dünyada termik santraller artık kâr edemez hale geliyor. Çünkü güneş enerjisi teknolojisi gittikçe güçlü ve verimli hale geldi, üstelik ucuzluyor da. Önümüzdeki dönemde Almanya'dan başlamak üzere hepsinin tasfiyesinin kendiliğinden icap etmesi sözkonusu.

Ama tabii bizim şaşkın vahşikapitalistlerimiz onca yalan dolan içinde gerçekleri dünyanın geri kalanından biraz daha geç idrak edecekler muhtemelen.

Sıkıntı şu ki, bugünkü dünya şartlarında o tarz enerjiye saldıracak parababalarının babalığı fazla sürmez. Zira bu devirde eskisine göre yapılan ince hesapların hepsi ölü yatırımdır.

 

"Kârı pahalıya malettiklerine", çünkü paralarını çıkmaz sokağa gömdüklerine bir türlü kafaları basmadığı için sonunda hep beraber şapa oturacaklar, giderken birbirlerini de götürecekler bu gidişle...

 

Cuma, 16 Mayıs 2014 17:42

YANGINDAN KÖMÜR KAÇIRMA

YANGINDAN KÖMÜR KAÇIRMA

 

"Bize birşey olmaz," diye bir yaklaşımı vardır ya hani insanımızın..  Meğer madenin bir damarında zaten önceden yangın çıkmış, ağzu betonla kapatılmış havasız kalsın diye.

Ama kömür bu söner mi? İçin için yanmaya, basınç üretmeye devam.

Belki de patlayıp kullanılamaz hale gelmeden önce yangından ne mal kaçırsak kardır deyip, olabildiğince kömürü kurtarmak için, çoluk çocuk kimi buldularsa indirmişler oraya.

BİRŞEY OLURSA ÇOĞUNU GERİ ÇIKARTAMAYACAKLARINI BİLE BİLE göndermişler onları aşağıya, yangının yanı başına.

İşte Trafo hikayesi bunu örtüyor. İşte Soma faciasının gerçek sebebi bu.

İşte bu ortaya çıkmasın diye uğraşıyorlar. Paylaşımda bir yazı: "Ege Üniversitesi Hastanesinde staj yapıyorum. Hemşireyim. Hastanemizde Soma'lı Maden İşçileri var bir kaç tane. Servis hemşireleri Sağlık Bakanlığı tarafından aranıp yanlarına kimseyi sokmamaları, gazetecilere bilgi sızdırılmaması konusunda uyarıldı. Ayrıca soma devlet hastanesi acilinde çalışan hemşire arkadaşımın söylediği sözleri aktarmak istiyorum. Bakanların söylediği ölü sayısı yarısı bile değil. biz burdaki ölü sayısını açıklasak burayı yakarlar! Bunları yayınlayın! Susturulmaya çalışılan tüm insanlar için bunu yayınlayın!"

Valla zahmet etmesinler, öğrendik bile.

BELKİ DE BİNİ GEÇEN SAYIDA MADENCİYİ GÖZ GÖRE GÖRE, her an ölüm tuzağına dönüşeceğini bildikleri karanlık koridorlara doldurmuşlar. Birşey olduğunda ÇIKARTAMAYACAKLARINI BİLE BİLE.

Yangından Mal Kaçırmak İçin Can Harcamışlar.

Ve tekinin bile ağzından "yangını söndürüp o 450 kişiyi kurtarma girişimi yapılmalı" lafı çıkmıyor. Varsa yoksa gaipte ilan etme, bu işte ölünür doğaldır, fıtratında telef olmak var, biz gözden çıkardık siz de çıkarın n'olacak ki canım.

....

Yahu millet... Bu insan malzemesiyle Din desen ucunun nereye gittiği belli, Kapitalizm desen sonunun nereye çıktığı belli... Bizim toplumca kafa kafaya verip, şu yaşam karmaşamıza bir çeki düzen getirmemiz gerekmiyor mu sizce de?

Karar uygulamaya çekinip başkasının beynini takip etmek yerine, kendi beynimizi kullanarak yaşama işini ele alsak mı artık? Hem de görünüşte değil, gerçekten?

Yüzümüze gözümüze ne kadar bulaştırsak, sonucu bu kadar korkunç hale getiremeyiz ne de olsa.

Pazartesi, 12 Mayıs 2014 16:38

DANIŞTAY

DANIŞTAY

 

 

CHP ekibi ve diğer tüm "fark yaratması" beklenenler...

Genel Başkan Yardımcınız Faruk Loğoğlu'nun son yorumunu duydunuz mu?

Böyle bir dönemde bile seçim kazanmakta neden zorlandığınızı merak ediyorsanız, işte orada güzel bir örneği var.

Öncelikle şunu herkes bilsin: Metin Feyzioğlu o kürsüde bir Atatürk evladı gibi davranmıştır.

Gerçekleri dile getirmenin yeri-zamanı, meşruiyetini yitirmiş siyasi kapkaççıların keyfine göre düzenlenmez.

Zaten onların keyfine kalırsa bu asla ve hiçbir yerdir çünkü.

Gerçekleri dile getirmenin yeri-zamanı "daima ver her yerde"dir. Feyzioğlu bunu çok etkili bir yerde ve zamanda yapmıştır.

CHP ekibi ve diğer tüm fark yaratması beklenenler...

"En az tepki alacağı umulan güvenli orta bölgeden seyir" ihtiyacınızı görüyorum ve anlıyorum.

Ama Ey Türkiye insanları...

Şu sıra güvenli orta gibi görünen şey, toplum zihnini esir alan bir tuzak.

Bizim milletçe genetiğimize işlemiş yanlış bir refleksimiz var: Ne olduğumuzdan çok, dışarıdan nasıl görüneceğimize önem verip mesai harcıyoruz.

Bu durumda karşımıza geçip her "haksızsın, ben haklıyım" diyen otomatikman gözümüzde kendini otorite haline sokuyor.

Artık atarlardan tafralardan etkilenmez konumu kendimize öğretmeliyiz.

Büyük çoğunluğumuz "haksız yere suçlu ilan edilme" fobisiyle yoğurularak büyüdük. Öyle ki o tarafımıza yüklenen her uyanığın elinde kalıyoruz.

Kendimizi her sözel şiddet ustasına tepsiyle sunarak teslim etmeyi bırakmamız gerekiyor.

Kimin kaprisini dikkate almaya, cevaz vermeye değer bulacağınızı iyi düşünün.

Özellikle şu sıra Metin Feyzioğlu'na tam destekle sahip çıkmanızı güçleştiren ne varsa zihninizde, onu hemen bulup ruhunuzdan atın kardeşim.

Yoksa gözünüzün içine baka baka tüm hayatlarınızı soyup götüren hırsızlara daha çook yem olursunuz.

 

 

 

 

Perşembe, 08 Mayıs 2014 18:24

MANİFESTO

MANİFESTO

Gezi olaylarında yaralananları tedavi eden hekimler şu sıra yargıç karşısında ifade veriyor.

Buyurun, zaten gerçek olan birşeyi tekrar kanıtlamak için mesai harcamaya...

Milletçe kendi bünyemizden çıkan şımarık yobaz ergenlerin dağıntısıyla uğraşıyoruz.

"Cami kirlendi..." Akıtmasaydınız kardeşim durup dururken vatandaşınızın kanını? Yemişim cami halılarını. "Suçluya yardım ettin..." Hayatta haksız yere suçlu ilan edilmek kadar kötü bir his tanıyanınız var mı? Eğer hayat kurtarmak gibi bir eylemi bile,

"Sonradan birileri bunun için bana kızıp cezalandırır mı acaba,"

Diye korkarak yapacaksan... Hatta yapamaz hale sokabilecekse koca toplumu, özgürlüğe bile hazır olmayan korkak beyinler...

Niye zahmet edip sağ kalalım ki zaten. Öl gitsin. Uğraşamam.

Zira öyle bir durumda, o ömrünü pipisini tutarak geçirenler dahil hiçbirimizin kaybedeceği birşey kalmadı demektir.

Malesef şekerim. İşte bu da benim kaygılarımın gözümü kör ettiği nokta. Kimin ne hassasiyetine dokunuyorsa istediği kadar tırmalasın, umurumdan çıkar bu noktada. Uzun uzun sürünüp, her tarafı kaplattıkları beton içinde, nükleer çöplükte boğularak sefilce gebermektense...

Hayat kurtarma özgürlüğümüze sahip çıkıp, onurumuzla nefes almaya devam etmekten başka yaşam tarzı tanımıyorum. O kadar.

 

 

Pazar, 27 Nisan 2014 22:56

FORMÜL

FORMÜL

--> Yoktan, tohumdan birşey üretmek GÜÇ demektir. Çiftçimiz, üreticimiz inanılmaz baskı altında.

--> Hayatlarımızı kolaylaştıracak ürün ve hizmetleri insanlara ulaştırmak GÜÇ demektir. Esnafımız, serbest meslek erbabımız inanılmaz baskı altında.

--> Hastalık ve ağrıyı geçirebilmek GÜÇ demektir. Doktorumuz gittikçe arttırılan inanılmaz baskı altında. --> İnsanların içini açacak görsel, işitsel, duyusal sanat eserleri yaratmak da GÜÇ demektir. Sanatçımıza bizim kültürde zaten daha baştan hayat hakkı çıkmıyor pek... Sınırları aşıp sanatını dünya çapında icra edenlerimiz ise yine kendi ülkemizde baskı altında.

--> Bilgiyi aktarmak GÜÇ demektir. Öğretmenlerimizin durumu ise hepimizin malumu.

Toplum hayatımızın içinde bu şablona uyacak daha çok örüntü var. Hepsinin de ortak noktası şu:

Kendini zerre kadar güçlü hissedebilecek her türlü üretim ve hizmet grubunun takati daha baştan kesilmiş. Herkes sırf GÜCÜNÜ fark edemediği için kendini demir yumruk altında yaşamak zorunda sanıyor.   Birileri hemen kaygılanıyor: "Gücümüzü fark edip de ne yapacağız, tepemizdekileri alaşağı edince başımız göğe mi erecek?"

Yok kardeşim, eline fırsat geçince zorbaya geri zorbalık etmek değil ki marifet? Bak, şimdiki yöneticiler aynen öyle yapıyor ve bu yüzden berbat durumdalar. Zaten böyle durumlarda gelen gideni aratır, çünkü ana malzemede iş yok...

En iyisi biz bu işi çekirdeğinden ele alalım. Dönüp kendi içimize bakalım. Hazır olmayan beyine özgürlük bile tehlike gibi görünür. Bizim toplum çoğu noktada bu yüzden kaybediyor. Herkes boş korkularını, boş kaygılarını, gereksiz suçluluk hislerini içinden birer birer ayıklasın, çıkarıp atsın bakalım...

İşte o zaman geriye kalanın şimdiye dek bildiğimiz herşeyden daha güçlü, toleranslı, merhametli ve ihsanlı birşey olacağına bilimsel olarak garanti veririm. İşte o zaman kendi tohumundan korkmazsın, kendi tarım bakanlığın onu yasaklamaya kalkmaz.

Kendi civcivinden korkmazsın, elalem sana kendi tavuğunu "kuş gribi" palavraları sıkıp yaktıramaz.

Kendi esnafının, çalışanının elinden her elde ettiğinin %70'ini deli dumrul gibi gaspetmeye mesai harcamazsın.

Kendi doktoruna tafra attı diye kızmadan güvenle bakarsın, o da sana şefkatle bakar. Kendi sanatçının sunduklarının keyfini çıkarırsın, için açılır, mutlu olursun.

Kendi öğretmeninin bilgi yaymasının önü açılır.

İşte o zaman her kim olursa olsun, eskiden ne yapmış olursa olsun, tek bireyimizi bile ayazda bırakmadan birbirimize hep beraber sahip çıkarak yaşarız.

Gücümüzün tadına hep birlikte varıp, hayatımızı hep birlikte doğru dürüst şekle sokarız.

Salı, 19 Kasım 2013 15:37

MUHAKEME SAHİPLERİNE HİTABEN..

Sevgili Kürt Kardeşlerim,

Dünyada bazıları tuhaf tuhaf haritalar çiziyor, ülkemizin doğusunu, Suriye kuzeyini filan içine alan...

Pazartesi, 11 Kasım 2013 17:45

ÖZGÜRLÜĞÜNÜZÜN FARKINDA MISINIZ?

Dinci vatandaşlarım...

Ata'mın size dair engellediği hiçbir şey yok..

Başkasını kendinize İTAATE zorlamanız hariç.

Sayfa 5 / 5