22 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Ferhan Ercan

Ferhan Ercan

Ferhan Ercan Hakkında

Web sitesi adresi:

Cumartesi, 25 Şubat 2017 19:47

KOALİSYON­LAR...

KOALİSYON­LAR...

Ko­alis­yon­lar bir kül­tür çar­pıt­ma­sı­nın ürünü ola­rak ondan hep tu-ka­ka ola­rak söz edil­mek­te­dir. Oysa ko­alis­yon bir­lik­te ya­şam­da bir uz­laş­ma­dır. Ko­alis­yon­da­ki ta­raf­lar aynı ül­ke­nin uygar ve özgür bi­rey­le­ri­dir. Ko­alis­yon ken­di­si­nin dı­şın­da olan­la­rın hak­la­rı­nı ve is­tem­le­ri­ni etik ku­ral­lar eş­li­ğin­de kabul ede­bil­mek­tir. Aynı ül­ke­de, aynı ku­rum­lar, aynı yasa ve il­ke­ler eş­li­ğin­de ve hal­kın re­fa­hı te­me­lin­de ben­zer po­li­ti­ka­lar üre­ten si­ya­si par­ti­le­rin uz­laş­ma­sın­dan daha doğal ne ola­bi­lir?

Ko­alis­yo­na karşı çıkan par­ti­ler­de özün­de bir ko­alis­yon­dur. Bir parti bün­ye­sin­de sa­de­ce ser­ma­ye­dar­lar değil, ser­ma­ye­dar­la­rın acı­ma­sız­ca sö­mür­dü­ğü emek­çi­ler­de var. Ko­alis­yon ise, ko­alis­yon par­ti­le­ri­nin bi­leş­ke­si­dir. Ko­alis­yon­lar­dan olu­şan bir par­ti­de yer alan emek­çi­ler bi­linç­siz­li­ğin­den ve şaş­kın­lı­ğın­dan, ser­ma­ye ise bi­le­rek, is­te­ye­rek ve ta­sar­la­ya­rak par­ti­de yer alır(!)?Ser­ma­ye ülke ya­pı­sı­na ege­men olan si­ya­si par­ti­yi yeğ­ler ve ko­alis­yo­na girer. AKP?nin son örtük ko­alis­yo­nu MHP ile değil; bir­den bire kes­kin bir ?U? dö­nü­şü yapan Bah­çe­li ile­dir. Bir dö­ne­meç­te de onu terk edil­miş ola­rak gö­re­bi­li­riz(!)

İç bi­le­şen­le­rin yanı sıra birde dış bi­le­şen­ler var. AKP bunun en tipik ör­nek­le­rin­den­dir. Özel­lik­le li­be­ral­ler(yet­mez ama­cı­lar) mayın eşeği ola­rak kul­la­nıl­mış­tır. Bu ne­den­le; ?kul­la­nış­lı ap­tal­lar? ni­te­le­me­si ya­pıl­mış­tır. Dö­ne­meç­ler­de kul­lan­ma ta­ri­hi geçen atık­lar gö­rül­müş­tür! Zaman zaman Kürt­le­ri tem­sil eden grup­lar­da aynı ker­va­na ka­tıl­mış­tır. İtti­fak ya­pı­sın­dan son ola­rak kopan grup Fe­tö­cü­ler­dir. Ancak, son kul­lan­ma sü­re­si dolan ki­şi­ler­de saf dışı edil­miş­ler­dir! Ne ha­zin­dir ki, saf dışı bı­ra­kı­lan­la­rın büyük bö­lü­mü de bir­lik­te yola çı­kan­lar­dır.

Şimdi sıra ku­rum­la­rın ge­ri­ye ka­lan­la­rı­nın saf dışı edil­me­si­ne gel­miş­tir. Önce eği­ti­mi ve eği­tim­ci­le­ri pe­ri­şan et­ti­ler. Sonra sağ­lık­çı­la­ra ve sağ­lık ku­rum­la­rı­na sal­dır­dı­lar. Yar­gı­yı ele ge­çir­mek için bir re­fe­ran­dum yap­tı­lar. Yet­mez ama di­yen­ler ve boy­kot­çu­la­rın kat­kı­la­rıy­la amaç­la­rı­na ulaş­tı­lar. Or­du­yu pe­ri­şan et­tik­le­rin­de se­si­ni çı­ka­ra­cak kimse kal­ma­mış­tı(!) Sözüm ona ül­ke­yi ve­sa­yet­ten kur­tar­dı­lar, ve­sa­ye­tin ne hale gel­di­ği­ni gör­dük(!)

Ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği ile kuv­vet­ler bir­li­ği­ni sağ­la­yıp, son kurum olan mec­lis de devre dışı bı­ra­kıl­mak is­ti­yor­lar. Mec­lis büt­çe­si­ni ya­pa­mı­yor ise, temel iş­le­vi olan yasa çı­kar­ma­dan yok­sun bı­ra­kı­lı­yor ise tem­sil ye­te­ne­ği­ni yi­tir­miş olur. Tem­sil ye­te­ne­ği­ni yi­ti­ren bir ku­ru­mun var­lı­ğı tar­tı­şı­lır hale gelir. Ön­ce­lik­le de ?HAKİMİYET KA­YIT­SIZ ŞART­SIZ MİLLETİNDİR? il­ke­si ger­çek­li­ği­ni yi­tir­miş olur. Bu olum­suz ge­liş­me ve yak­la­şım­lar so­nun­da ne cum­hu­ri­yet, ne de­mok­ra­si ne de la­ik­lik kalır!

Top­lu­mun büyük bir ke­si­mi henüz ola­yın cid­di­ye­ti­ni kav­ra­ya­ma­mış­tır. Oysa sorun ülke so­ru­nu­dur ve ge­le­cek­te olmak ya da ol­ma­mak so­ru­nu­dur. Lüt­fen sev­gi­li va­tan­daş­lar de­ği­şik­lik­le­rin neler ol­du­ğu­nu araş­tı­ra­lım. Eğer söz ko­nu­su olan bir re­fe­ran­dum ise ka­çı­nıl­maz ola­rak iki se­çe­nek var­dır. Va­tan­daş­lar bu se­çe­nek­ler­den bi­ri­ni özgür ira­de­le­riy­le se­çe­cek­ler­dir. Ki­şi­le­rin ter­cih­le­ri­ne saygı du­yul­ma­ya­cak­sa neden re­fe­ran­dum ya­pıl­mak­ta­dır? Evet di­yecek olan­lar için hiç­bir sorun yok . Hayır di­yecek olan­lar için en­gel­ler çı­ka­rıl­ma­ma­lı­dır ve sı­ra­dan va­tan­daş dev­let gücü ile mü­ca­de­le etme du­ru­mun­da kal­ma­ma­lı­dır! Yet­ki­nin ol­du­ğu yerde so­rum­lu­lu­ğun­da ol­ma­sı ge­re­kir. Bir eylem veya işlem söz ko­nu­su ol­du­ğun­da de­ne­ti­min bir ol­maz­sa olmaz ol­du­ğu kabul edil­me­li­dir. Hiç­bir ki­şi­ye bu kadar yetki ve­ri­le­mez! Bir kişi cum­hur baş­ka­nı, parti baş­ka­nı, hakim, savcı ve kanun ko­yu­cu, tüm ma­kam­la­ra atama yapan ol­ma­ma­lı­dır. Zaten dünya üze­rin­de buna ben­ze­yen bir uy­gu­la­ma yok. Do­la­yı­sıy­la bizde de ol­ma­sın!...

Cuma, 24 Şubat 2017 16:13

OKUMAK...

Oku­mak fark­lı bi­çim­ler­de an­lam­lan­dı­rı­la­bi­lir. Her­ke­sin oku­du­ğu me­tin­den aynı an­lam­la­rı çı­kar­ma­dı­ğı­nın ta­nı­ğı­yız. Da­ha­sı, ana dilde ya­ban­cı dilde ko­nu­şur gi­bi­yiz. Bu kadar ay­maz­lık ancak eği­til­miş ce­ha­let­le ola­nak­lı­dır(!) Yıl­lar­dır örtük ola­rak sür­dü­rü­len bu ça­ba­lar artık açık­tan ve bek­len­me­dik des­tek­ler­le ya­pıl­mak­ta­dır. Büyük öz­ve­ri­ler­le ka­vu­şu­lan bu cum­hu­ri­ye­tin altı oyul­mak­ta­dır.

Oku­yan ve oku­du­ğu­nu an­la­ya­bi­len bir insan, ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği ile il­gi­li 18 mad­de­yi oku­du­ğun­da; özel ko­şul­la­rı ile il­gi­li bir zo­run­lu­luk yok ise, mut­la­ka ter­ci­hi­ni “HAYIR” ola­rak kul­la­nır! Bu özel ko­şul­lar ne ola­bi­lir? Bi­rin­ci koşul oku­mak­tan yana so­run­lu ol­mak­tır. Böyle bir aciz ki­şi­nin sağ­lık­lı karar ve­re­me­ye­ce­ği ke­sin­dir. Bu kap­sam­da; borç­lu­lar, suç­lu­lar ve çı­kar­cı­lar yer ala­bi­lir.

Gü­ven­di­ği ki­şi­le­re gü­ven­me­ye devam eden­ler; araş­tır­mak ve so­ruş­tur­mak gibi bir alış­kan­lı­ğı ol­ma­yan­lar, ken­di­le­ri­ne söy­le­nen­le­re ina­nır ve ya­şa­mı­na iliş­kin tüm yet­ki­le­ri(ki­şi­sel hü­küm­ran­lık ala­nın­da yer alan) baş­ka­sı­na dev­re­de­bi­lir. Böyle bir ki­şi­nin kendi ya­şa­mı­na sahip çık­tı­ğı­nı söy­le­mek güç­le­şir! Ne yazık ki, va­tan­daş­la­rı­mı­zın azım­san­ma­ya­cak bir kısmı inan­dık­la­rı için bu ha­ta­la­rı yap­mak­ta­dır­lar!

Ana­ya­sa top­lu­mun en yay­gın bi­çim­de uz­laş­tı­ğı bir top­lum­sal söz­leş­me­dir. Bu söz­leş­me­nin ya­pı­la­bil­me­si için top­lu­mun her ke­si­mi­nin; özel­lik­le ör­güt­lü ke­si­mi­nin tar­tış­ma­ya ka­tıl­ma­sı ve görüş bil­dir­me­si ge­re­kir. Bu açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da ül­ke­miz­de­ki on­lar­ca hukuk fa­kül­te­sin­de bilgi üre­ten bilim in­san­la­rı so­ru­na sahip çık­ma­lıy­dı. Ana­ya­sa tar­tış­ma­la­rı­na bi­rin­ci de­re­ce­den so­rum­lu ve gö­rev­li olan­lar ka­tı­la­ma­mış­lar­dır. İki par­ti­nin ka­pa­lı ka­pı­lar ar­dın­da yap­tı­ğı uz­laş­ma hiç­bir ko­şul­da be­lir­le­yi­ci ola­maz!

Kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı yok ise, ül­ke­nin ana­ya­sa­sı yok de­mek­tir(!) Bu ne­den­le vur­gu­la­mak ge­re­kir ki, ik­ti­dar her ya­pı­da va , mu­ha­le­fet sa­de­ce de­mok­ra­tik ya­pı­lar­da var!

Son 15 yılda dev­let ta­ra­fın­dan ya­pı­lan (yol­lar hariç) bir ya­tı­rım yok. Özel­leş­tir­me­ler 170 mil­yar dolar, ya­pı­lan yol­lar da 10 mil­yar do­lar­dır(!) Ya­pı­lan özel­leş­tir­me­ler şef­faf ol­ma­yan bi­çim­ler­de ve de­ne­tim­ler­den ka­çı­rı­la­rak ya­pıl­mış­tır.

Büyük yay­ga­ra­lar­la açı­lan yol­lar, köp­rü­ler ve hava alan­la­rı hal­kın ge­le­cek­te­ki ge­lir­le­ri­ne el koy­ma­nın bir aracı ola­rak kul­la­nıl­mış­tır. Bu pro­je­ler için akıl almaz ha­zi­ne gü­ven­ce­le­ri ve­ril­miş­tir. Köp­rü­ler için araç geçiş gü­ven­ce­si ve­ri­lir­ken, kent has­ta­ne­le­ri için %70 hasta gü­ven­ce­si ve­ril­miş­tir. Bu pro­je­ler ül­ke­mi­zin ge­le­ce­ği­ni ipo­tek al­tı­na sok­muş­tur.

Bir yağma dü­ze­ni var ve bu düzen daha da pe­kiş­ti­ril­mek is­ten­mek­te­dir. Bunun için hu­kuk­la uzak yakın hiç­bir iliş­ki­si ol­ma­yan bir ana­ya­sa onay­la­tıl­ma­ya ça­lı­şıl­mak­ta­dır. Bu ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği­nin 18 mad­de­si­nin bir te­kin­de bile ne halk, ne de ülke ya­ra­rı­na tek bir madde yok­tur!...

Pazartesi, 20 Şubat 2017 07:37

VARLIK FONU.

VARLIK FONU.

Varlık fonu belirli ve sürekli geliri olan ülkelerin kurduğu bir fondur. Petrolü veya sürekli gelir getiren varlıklara sahip olan ülkeler böyle bir fon kurarak gelecek kuşaklara katkı sunmayı amaçlarlar. Bizde böyle bir varlık yok, bu nedenle(nedenler inandırıcı değil) ülkenin en değerli varlıkları bu fona aktarılmıştır. Üstelik fon özel hukuka tabi olduğu için vergilerden harçlardan muaf. Bu fon Sayıştay ve meclis denetiminin dışında. Ayrıca ihale yasasına tabi olmadığından tamamen yönetimin inisiyatifindedir.

Bugüne dek alınan ekonomik kararlar, varlık fonunun yandaşlardan yana kullanılacağı yönünde kuşkuların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Köprüler ve bağlantı yolları ile hava alanı yapımlarında uygulanan politika ülke varlıklarının belli şirketlere aktarıldığını göstermiştir. III. Köprü 3 milyar dolara mal olmuştur. Yapımcı şirket 10 yıl, 2 ay 20 gün köprüyü işletecek. Bu şirkete 135 bin araç geçiş güvencesi verilmiştir.  Osman Gazi Köprüsünde verilen güvence rakamlarına ulaşılmamakta ve hazine ödeme yapmaktadır. Havaalanları için verilen güvence rakamlarına ulaşmanın olanağı yok. Bu hazinenin yüklenici şirketlere sürekli olarak bir gelir aktaracağının kanıtı. Kent hastaneleri ile ilgili olarak Özgür Erbaş devletin raporundan alıntıyla şu vurguyu yapıyor:

?Raporda sunulduğuna göre ihale alan şirketlerden çıkacak para 17 şehir hastanesi için yaklaşık 10 milyar dolar. Buna karşılık devletin şirketlere ödeyeceği para tam 27 milyar dolar.

Erbaş?ın hesapladığına göre Erzurum?da klasik ihale yöntemiyle yapılan 1200 yataklı, içinde 7 tane ameliyathanesi, yoğun bakım ünitesi olan hastaneden 81 ilimize bir tane yapsak, bunun devlete toplam maliyeti yalnızca 6 milyar dolar.?

Bu gerçekler ışığında Varlık Fonu olgusuna yaklaşırsak beklenmeyen ve istenmeyen şeylerin olabileceği kuşkusu yadırganamaz:

 

?Varlık fonlarının uluslararası faaliyetlerini düzenleyen Birleşmiş Milletler gibi uluslarüstü bir yapı mevcut değil. Ancak bazı fonlar kurumsal yapılanma ve risk yönetimi konusunda gönüllü olarak iyi yönetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda yol göstermeyi amaçlayan Santiago Prensipleri?ni takipedebiliyorlar.

 

Fonların başarısında yönetim anlayışı en önemli etken ön plana çıkıyor. Profesyonelce yönetilen fon örnekleri de bulunmakla birlikte, Malezya gibi nereye kaybolduğu bulunamayan 650 milyon doların ardından borçlarının faizini ödemekte güçlük çeken varlık fonları da mevcut .?(Prof. Dr. Yalçın Karatepe)

 

CHP?li Selin Sayek Böke?nin uyarılarını dikkate almak gerek:

 

?Bir: Bütçenin gelir kalemleri paralel hazineye devredildiği için ya bütçe açığı olacak ya da yeni vergilere ihtiyaç olacak. (?)(devredilen kurumların hazineye katkısı 5 milyar lira)

 

İki: Hazinenin yanına paralel hazine, bütçenin yanına aile şirketleri ortak edilince mali disiplin tamamen ortadan kalkacak. Türkiye ekonomisi 90?ların krizlerine geri döndürülecek.

 

Üç: Bu paralel hazine Türkiye Cumhuriyetinin hazinesine rakip olacak. Faizler artacak tüketici için, ticari krediler için, konut kredileri için.

 

Dört: Gelecek nesillerin geliri bu fonla bugünden harcanacak. Cumhuriyet sizlere varlık bıraktı; Saray, çocuklarımıza borç bırakacak.

 

(?.)

 

Bu iş Saray?ı ve Sarayın uzantılarını kurtarmak için yapılıyor ama kurtarması mümkün değil.

 

Türkiye mutlaka bu günleri aşacak, hep beraber aşacağız. Türkiye bu düzene ?HAYIR? diyecek. Saray değil mutlaka halk kazanacak.?

 

Cumartesi, 18 Şubat 2017 14:05

MADDE 9

9.​Madde, Cum­hur­baş­ka­nı hak­kın­da, bir suç iş­le­di­ği id­di­asıy­la TBMM üye tam­sa­yı­sı­nın salt ço­ğun­lu­ğu­nun ve­re­ce­ği öner­gey­le so­ruş­tur­ma açıl­ma­sı­nı ön­gö­rü­yor.(Salt ço­ğun­luk 301 ancak mil­let­ve­ki­li sa­yı­sı 600 olur ise. Vekil sa­yı­sı­nı ar­tır­ma­nın ge­çer­li ve tu­tar­lı bir ne­de­ni yok. Özel­lik­le de iş­lev­siz­leş­ti­ri­len bir mec­lis­te...) Mec­lis, öner­ge­yi en geç 1 ay için­de gö­rü­şüp, üye tam­sa­yı­sı­nın beşte üçü­nün gizli oyuy­la so­ruş­tur­ma açıl­ma­sı­na karar ve­recek.

So­ruş­tur­ma açıl­ma­sı­na karar ve­ril­me­si ha­lin­de, Mec­lis'teki si­ya­si par­ti­le­rin, güç­le­ri ora­nın­da ko­mis­yo­na ve­re­bi­le­cek­le­ri üye sa­yı­sı­nın üç katı ola­rak gös­te­re­cek­le­ri aday­lar ara­sın­dan her si­ya­si parti için ayrı ayrı ad çekme su­re­tiy­le ku­ru­la­cak 15 ki­şi­lik bir ko­mis­yon ta­ra­fın­dan so­ruş­tur­ma ya­pı­la­cak. Ko­mis­yon, so­ruş­tur­ma so­nu­cu­nu be­lir­ten ra­po­ru­nu iki ay için­de Mec­lis Baş­kan­lı­ğı'na su­na­cak. So­ruş­tur­ma­nın bu sü­re­de bi­ti­ri­le­me­me­si ha­lin­de, ko­mis­yo­na bir aylık yeni ve kesin bir süre ve­ri­lecek.

Rapor, Baş­kan­lı­ğa ve­ril­di­ği ta­rih­ten iti­ba­ren 13 gün için­de da­ğı­tı­la­cak, da­ğı­tı­mın­dan iti­ba­ren 10 gün için­de Genel Kurul'da gö­rü­şü­lecek. TBMM üye tam sa­yı­sı­nın üçte iki­si­nin gizli oyuy­la Yüce Divan'a sevk ka­ra­rı alı­na­bi­lecek. ( üçte iki 400' te­ka­bül et­mek­te­dir.) Yüce Divan yar­gı­la­ma­sı üç ay için­de ta­mam­la­na­cak, bu sü­re­de ta­mam­la­na­maz­sa bir de­fa­ya mah­sus olmak üzere üç aylık ek süre ve­ri­lecek, yar­gı­la­ma bu sü­re­de kesin ola­rak ta­mam­la­na­cak.

Hak­kın­da so­ruş­tur­ma açıl­ma­sı­na karar ve­ri­len Cum­hur­baş­ka­nı, seçim ka­ra­rı ala­ma­ya­cak. Yüce Divan'da se­çil­me­ye engel bir suç­tan mah­kum edi­len Cum­hur­baş­ka­nı­nın gö­re­vi de sona erecek. Cum­hur­baş­ka­nı­nın gö­rev­de bu­lun­du­ğu sü­re­de iş­le­di­ği iddia edi­len suç­lar için gö­re­vi bit­tik­ten sonra da bu madde hükmü uy­gu­la­na­cak.”

Mev­cut du­rum­da sa­de­ce va­ta­na iha­net­ten yar­gı­la­na­bi­len cum­hur­baş­ka­nı artık öteki suç­lar ne­de­niy­le de yar­gı­la­na­bi­lecek. Bu te­orik ola­rak olum­lu bir ge­liş­me gibi gö­zük­mek­te­dir ancak, pra­tik ola­rak uy­gu­lan­ma ola­na­ğı yok gi­bi­dir:

1-Par­ti baş­ka­nı­nın ata­mış ol­du­ğu(seçme) ve­kil­le­rin ço­ğun­lu­ğa sahip ol­du­ğu bir mec­lis­te baş­kan­la­rı için böyle bir karar al­ma­la­rı müm­kün gö­zük­me­mek­te­dir. Çünkü ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği ile il­gi­li oy­la­ma­lar­da özgür iradi ter­cih­le­rin or­ta­ya çık­ma­sı­na imkan ta­nın­ma­mış­tır!

2-So­ruş­tur­ma gi­ri­şi­mi gün­de­me gel­di­ğin­de durum kri­tik ola­rak gö­rü­lür­se; mec­li­si fesih et­me­nin önün­de bir engel yok(!) ).9. Mad­de­nin son­dan ikin­ci pa­rag­ra­fın­da “Hak­kın­da so­ruş­tur­ma açıl­ma­sı­na karar ve­ri­len Cum­hur­baş­ka­nı, seçim ka­ra­rı ala­ma­ya­cak.” Hükmü var fakat bunun için önce salt ço­ğun­lu­ğa ulaş­mak ge­rek­mek­te­dir.

3-Var­sa­ya­lım­ki bu ço­ğun­lu­ğa ula­şıl­dı ve so­ruş­tur­ma ile il­gi­li karar alın­dı. Kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı ol­ma­yan bir ya­pı­da yar­gı­la­ya­cak olan­lar kim­ler­dir? Ço­ğun­lu­ğu­nu ken­di­si­nin seç­ti­ği ve geri ka­la­nı­nı da mec­lis ço­ğun­lu­ğu­nun be­lir­le­di­ği bir heyet. Böyle bir hukuk dışı ya­pı­da adil bir yar­gı­la­ma ola­bi­lir mi?

4-Ki­şi­sel suç­lar ile görev suç­la­rı ara­sın­da bir ayrım ya­pıl­ma­mış­tır. Cum­hur­baş­ka­nı her­han­gi bir bi­çim­de ve hak­sız ola­rak bir ki­şi­yi öl­dü­rür ise, aynı pro­se­dü­re tabi ola­cak(!)

5-Ömür boyu bu ko­ru­ma­lar­dan ya­rar­la­na­cak olan ba­kan­lar ve yar­dım­cı­lar(yar­dım­cı sa­yı­sı tah­min­le­ri aşa­bi­lir ve buna engel ola­bi­lecek bir kurum yok.) görev suç­la­rın­da mec­lis üye tam sa­yı­sı­nın salt ço­ğun­lu­ğu­nun tek­li­fi ve üye tam sa­yı­sı­nın beşte üçü­nün kabul oyu ile yar­gı­la­na­bi­lecek. Gö­re­vi ile il­gi­li ol­ma­yan suç­lar­da ise, ya­sa­ma do­ku­nul­maz­lı­ğın­dan ya­rar­la­na­cak­lar(!)

Her ko­şul­da yet­ki­yi so­rum­lu­luk iz­le­me­li ve de­ne­tim de her ko­şul­da ya­pıl­ma­lı­dır!

Pazartesi, 13 Şubat 2017 17:41

HA­YI­RIN AÇ­MAZ­LA­RI

HA­YI­RIN AÇ­MAZ­LA­RI

Re­fe­ran­dum­da bir konu ile il­gi­li görüş sor­mak amaç­la­nır. Re­fe­ran­dum so­nuç­la­rı da si­ya­si­le­re yol gös­te­rir. Sorun çöz­mek için hal­kın eği­lim­le­ri dik­ka­te alın­mış olur. Bu yak­la­şım son be­lir­le­me­de mu­ha­le­fe­te ik­ti­da­rın yo­lu­nu açar.

Hal­kın ona­yı­na su­nu­lan re­fe­ran­dum­da ve­ri­le­bi­lecek iki yanıt var; “evet” veya “hayır”. Halka gö­rü­şü so­rul­du­ğun­da bu iki yanıt dı­şın­da yanıt yok! Aynı za­man­da bu iki yanıt, özgür iradi ter­cih kul­la­nan va­tan­daş­la­rın ira­de­si­ni yan­sı­tır. Tüm ik­ti­dar­la­rın ön­ce­lik­li gö­re­vi bu iradi ter­cih­le­ri kabul et­mek­tir. Bu ira­de­nin öz­gür­ce kul­la­nıl­ma­sı ül­ke­de­ki de­mok­ra­tik or­tam­la il­gi­li­dir. Ör­ne­ğin; OHAL al­tın­da özgür iradi bir ter­ci­hin ya­pıl­ma­sı zor­la­şı­yor:

“Re­fe­ran­dum sü­re­ciy­le il­gi­li ko­nu­şan Er­do­ğan, "Sağ­lık­lı bir anket dö­ne­min­de de­ği­liz. Hal­kı­mı­zın sis­te­mi tam ola­rak an­la­ma ko­nu­mu­na gel­di­ği­ne inan­mı­yo­rum. Kan­dil'de olan­lar­la bun­lar­la ha­re­ket eden­ler ve uzan­tı­la­rı hayır diyor. 16 Nisan aynı za­man­da 15 Tem­muz'a cevap ola­cak­tır. Bir çıkış ola­cak­tır. Hayır di­yen­le­rin ko­nu­mu, 15 Tem­muz'un ya­nın­da yer al­mak­tır" de­ğer­len­dir­me­si yaptı.(ABC)

Va­tan­da­şı­na onun ya­şa­mı ile il­gi­li bir soru so­ru­yor­sun ve o da bil­gi­len­di­ği öl­çü­de olu­şan ka­na­atiy­le bir ter­cih­te bu­lu­nu­yor. Si­ya­si par­ti­ler, de­mok­ra­tik kitle ör­güt­le­ri ve top­lum ön­der­le­ri bu ko­nu­da gö­rüş­le­ri­ni yasal sı­nır­lar için­de ve uygun araç­lar­la kit­le­le­re ilet­mek is­ter­ken;

MERAL Ak­şe­ner “hayır” için Ça­nak­ka­le’ye git­miş.

Ancak kon­fe­rans ve­re­ce­ği sa­lo­nun elekt­rik­le­ri­ni kes­miş­ler.

O da buna rağ­men ko­nuş­muş.

Eğer ger­çek­ten de...

“Meral Ak­şe­ner ko­nu­şa­ma­sın, ha­yır­cı­lar ço­ğal­ma­sın” falan diye böyle bir şey yap­tı­lar­sa...

Yap­tık­la­rı si­ya­si açı­dan çok ah­mak­ça bir şey!...(Ahmet Hakan)

Hayır afiş­le­ri asan­lar mü­te­ma­di­yen gö­zal­tın­da­lar.

Ka­dın­lar co­şu­yor bir o yana, bir bu yana, orta yerde ha­la­ya du­ru­yor­lar.

So­kak­lar­da cop ses­le­ri, fer­yat figan, çığ­lık­lar.

Va­pur­da, met­ro­da he­ye­can­la bil­di­ri­le­ri­ni oku­yor üni­ver­si­te­li­ler.

O muz­la­rın­da gitar, kü­fe­le­rin­de ki­tap­la­rı var.

Ko­nuş­ma bi­ti­yor, apan­sız bir alkış tu­fa­nı yük­se­li­yor içer­den.

Bir şe­hir­de “baş­kan­lık kar­şı­tı” bil­di­ri da­ğı­tır­ken, bir baş­ka­sın­da “ana­ya­sa­ya hayır!” der­ken gö­zal­tı­na alı­nı­yor genç­ler. (YUSUF NAZIM T 24)

“İkti­dar ka­mu­nun ve med­ya­nın ola­nak­la­rıy­la “Evet” le­hi­ne ciddi bir ba­sınç oluş­tur­ma­ya ça­lı­şı­yor. Ne­re­dey­se “tek kale” maç oy­na­nı­yor! Te­le­viz­yon tar­tış­ma­la­rı­na davet edi­len “Ha­yır­cı­la­rın” bir­ço­ğu “kont­rol edi­le­bi­lir ve zayıf” olsa da “Evet­çi­le­rin” du­ru­mu çok içler acısı olun­ca “Ha­yır­cı” bi­ri­si­nin ol­du­ğu her or­tam­da “Evet­çi­ler” kay­be­di­yor, iyot gibi açık­ta ka­lı­yor­lar, yal­nız­ca laf çe­vi­ri­yor­lar!” (NEC­DET SA­RAÇ-ABC)

Ön­ce­lik­le par­ti­ler ve par­ti­le­rin yö­nel­di­ği va­tan­daş­lar gü­ve­ni­lir bil­gi­le­re eri­şe­bil­me­li­ler. Bil­gi­ye eri­şim­de ka­mu­sal görev yapan ile­ti­şim araç­la­rı ob­jek­tif dav­ra­na­bil­me­li­dir­ler. Tüm si­ya­si ta­raf­la­ra adil ve eşit­lik te­me­li­ne yak­laş­ma­lı­dır­lar.

Evet di­yen­ler her türlü ola­nak­lar­dan(dev­let ola­nak­la­rı, resmi kı­lı­fı giy­di­ri­len açı­lış ve tö­ren­ler) ya­rar­la­nır­ken; hayır di­yen­ler en­gel­le­ni­yor ise, de­mok­ra­tik­lik­ten söz edi­le­mez! Ga­ze­te­le­rin büyük bö­lü­mü, te­le­viz­yon­la­rın ezici ço­ğun­lu­ğu ve ajans­lar ik­ti­da­rın kont­ro­lün­de(!) YSK’nın tv ka­nal­la­rı üze­rin­de­ki kont­ro­lü yü­rür­lük­ten kal­dı­rı­lır­ken, bir başka hak­sız­lı­ğa ve eşit­siz­li­ğe kapı ara­lan­mak­ta­dır!

FETÖ’nün, PKK’nin ne de­di­ği ülke sı­nır­la­rı için­de olan ve oy kul­la­na­cak olan özgür iradi ter­cih­te bu­lu­na­cak olan va­tan­daş­la­rı­mı­zı il­gi­len­dir­mez ve bu ne­den­le bir suç­la­ma­nın ne man­tık­lı ne de hu­ku­ki bir yanı yok­tur! Ancak hu­kuk­suz­lu­ğun ka­nı­tı ola­rak gö­rül­mek­te­dir. Bunu hangi makam ve mev­ki­de olan is­tis­mar eder­se etsin!...

Cumartesi, 11 Şubat 2017 10:15

TAKDIR HAKKI

TAKDIR HAKKI

Yetki kul­la­nı­mın­da tak­dir hakkı, key­fi­lik­le zo­run­lu­lu­ğun bi­le­şi­min­den olu­şur. Uygun bi­le­şim ada­le­te hiz­met eder. Key­fi­lik ağır ba­sın­ca da ada­let­siz­lik ka­çı­nıl­maz­dır. Öz­gür­lük­ler ve de­mok­ra­tik­lik açı­sın­dan yargı de­ne­ti­mi dı­şın­da kalan (Ba­ğım­sız yargı) her olay kuş­ku­lar ba­rın­dı­rır.Or­ta­la­ma de­ğer­ler­le ha­re­ket edil­di­ğin­de,top­lum­sal akıl, bi­rey­sel akıl­dan önde gelir (pa­to­lo­jik du­rum­lar ve ta­bu­lar dı­şın­da ).Nor­mal dı­şı­lar için aynı kural ge­çer­li ol­ma­ya­bi­lir (Ga­li­leo- Dünya dö­nü­yor).Top­lum­sal akılı, ku­ral­lar koyan ve il­ke­le­ri olan ku­rum­sal gü­ven­ce­ye sahip şey ola­rak ta­nım­la­ya­bi­li­riz. Yani, ku­rum­sal­laş­mış bir hu­kuk­tan söz etmiş olu­ruz.Üs­tün­lü­ğü ken­di­ni üstün sa­yan­lar­ca da kabul edi­len hukuk. Ve önün­de her bi­re­yin eşit sa­yıl­dı­ğı, gi­ri­şim ve fır­sat eşit­li­ği­ne ola­nak sağ­la­yan ve sunan bir hukuk.

Hu­ku­kun ku­rum­sal­laş­ma­dı­ğı ül­ke­ler­de,yet­ki­li ve so­rum­lu­la­rın so­rum­suz­ca dav­ran­ma ay­rı­ca­lı­ğı ola­rak al­gı­lan­mak­ta ve uy­gu­lan­mak­ta­dır tak­dir hakkı.

Oysa yetki kul­la­nı­mı her ko­şul­da hu­ku­ka ve kamu ya­ra­rı­na ay­kı­rı ol­ma­ma­lı­dır.As­lın­da bu iki kri­te­re tüm var­lık­la­rın ya­ra­rı­na ay­kı­rı kul­la­nı­la­ma­ya­ca­ğı ke-sin hükmü ek­len­me­li­dir.​

Buna aile içi key­fi­lik­ler ve sahip ol­mak­tan doğan hak kul­la­nım­la­rı­nın da ek­len­me­si ge­rek­mek­te­dir.​Hiç­bir yet­ki­li­nin so­rum­suz­lu­ğu ileri sü­rü­le­mez.Bu te­mel­de se­çil­miş­lik veya atan­mış­lık bir ay­rı­ca­lık ya­rat­maz.Tüm eylem ve iş­lem­le­rin yargı de­ne­ti­mi­ne tabi ol­ma­sı ge­re­kir.​Tak­dir adı al­tın­da ya­pı­lan şey ya bir eylem, ya da bir iş­lem­dir.Bunun yargı de­ne­ti­mi dı­şın­da tu­tul­ma­sı için haklı bir neden ile­ri­ye sü­rü­le­mez.Çünkü, so­nuç­ta yö­ne­ten ya bir atan­mış, ya da ken­di­si­ne yetki ve­ri­len bir se­çil­miş­tir.Bun­la­rın tek­rar ni­te­lik­li iş­lem­le­ri ve ben­zer­le­ri­ni yap­ma­la­rın­da bir sa­kın­ca yok­tur.Yö­ne­ten­le­re yetki dev­rin­de bu­lu­nan­la­rın ço­ğun­lu­ğu­nun is­tem­le­ri­ni kar­şı­la­dı­ğı sü­re­ce de sorun yok.​Bu arada dev­let sır­rı­nın da ir­de­len­me­si ge­rek­mek­te­dir.Çünkü onun ar­dı­na sı­ğı­nı­la­rak ya­pı­lan şey­ler top­lu­mun be­de­nin­de ona­rıl­ma­sı güç so­run­lar ya­ra­ta­bi­lir.

Dev­let sırrı:Açık­lan­ma­sı, dev­le­tin dış iliş­ki­le­ri­ne, milli sa­vun­ma­sı­na ve milli gü­ven­li­ği­ne zarar ve­re­bi­lecek,Ana­ya­sal dü­ze­ni bo­za­bi­lecek ve dış iliş­ki­le­rin­de teh­li­ke ya­ra­ta­bi­lecek bil­gi­ler dev­let sırrı* sa­yıl­ma­lı­dır.Dev­let sırrı yarar ve zarar mu­ha­se­be­si so­nu­cun­da bu­lu­na­cak ve buna da yargı karar ve­re­cek­tir.​Her­han­gi bir sır açık­lan­dı­ğın­da za­ra­rı ya­ra­rın­dan fazla ise, bu sır ol­ma­ya devam edecek;eğer açık­lan­ma­sın­da kamu ya­ra­rı var ise,bilgi sır ol­mak­tan çı­ka­rı­la­cak­tır.Dev­let kamu ya­ra­rı­nı, sır­lar ise dev­let çı­ka­rı­nı ko­ru­du­ğu sü­re­ce an­lam­lı ola­bi­lir.​Dev­let sırrı; çı­kar­la­rın, hak­sız­lık­la­rın, hukuk dı­şı­lık­la­rın,yol­suz­luk­la­rın ör­tü­sü ve şem­si­ye­si ola­maz. Dev­let erki kul­la­nan biri bunu kendi ya­ra­rı­na,bir grup veya zümre ya­ra­rı­na kul­lan­dı­ğın­da hu­ku­ka ay­kı­rı bir iş yapar.​Bu ay­kı­rı­lı­ğı giz­le­mek için sır kal­ka­nı­nı kul­lan­dı­ğın­da, buna önce dev­le­tin (gö­rev­li ve yet­ki­li or­gan­la­rın­ca) karşı çık­ma­sı ge­re­kir.​Bunun ak­si­ne dav­ra­nan dev­let so­nuç­ta ken­di­si­ni zayıf dü­şü­rür.

Tak­dir hakkı, eşit­ler ara­sın­da ülke ya­ra­rı­na ya­pı­lan bir ter­cih için an­lam­lı ola­bi­lir. Keser gibi sü­rek­li ola­rak ken­di­ne doğru yon­tan bir durum hoş kar­şı­lan­ma­ya­bi­lir. De­mok­ra­tik­li­ğin ege­men ol­du­ğu ku­rum­lar­da ve hu­ku­kun üs­tün­lü­ğü­nün kabul gör­dü­ğü ül­ke­ler­de tak­dir hakkı sı­fı­ra yak­la­şır­ken, keyfi yö­ne­tim­ler­de tak­dir hak­kı­nın yay­gın bi­çim­de kul­la­nıl­dı­ğı gö­rü­lür. Ya­pı­lan ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği re­fe­ran­dum­da kabul edi­lir­se, ya­şan­tı­mı­za iliş­kin karar ve dü­zen­le­me­ler ağır­lık­lı ola­rak tek ki­şi­nin tak­di­ri­ne bı­ra­kıl­mış ola­cak.

Kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı yok ise, ül­ke­nin ana­ya­sa­sı yok ola­rak kabul edil­mek­te­dir. İkti­dar her ya­pı­da var ama, mu­ha­le­fet sa­de­ce de­mok­ra­tik ül­ke­ler­de var. Aynı şe­kil­de tak­dir hakkı as­ga­ri dü­zey­de kul­la­nıl­dı­ğın­da ya­pı­nın de­mok­ra­tik­li­ğin­den söz edi­le­bi­lir. Tek adam­lık hiç­bir ko­şul­da de­mok­ra­tik­lik­le bağ­daş­maz!

Cuma, 10 Şubat 2017 14:19

EVET DE­ME­ME­MEK!

Her yetki mut­la­ka so­rum­lu­luk ge­rek­ti­rir. Hu­ku­kun üs­tün­lü­ğü­nü be­nim­se­yen de­mok­ra­tik ül­ke­ler­de bu denge mut­la­ka gö­ze­ti­lir. Böyle bir yak­la­şım yö­ne­tim­de is­tik­ra­rın te­me­li­dir. Yetki ve so­rum­lu­luk­la yü­küm­len­di­ri­len se­çil­miş veya atan­mış­la­rın tüm eylem ve iş­lem­le­ri de­net­len­me­li­dir, bu de­ne­tim de­mok­ra­tik­li­ğin ve şef­faf­lı­ğın ge­re­ği­dir.

Önce yet­ki­le­re ba­ka­lım: Baş­ba­ka­nın yet­ki­le­ri­ni dev­ra­lı­yor. Ba­kan­lar ku­ru­lu­nu be­lir­li­yor ve gö­rev­den alı­yor. Yargı or­gan­la­rı üye­le­ri­nin ço­ğun­lu­ğu­nu atı­yor. Parti baş­ka­nı ola­rak mil­let­ve­kil­le­ri­ni be­lir­li­yor. Rek­tör­le­ri atı­yor ve gö­rev­den alı­yor, üst düzey bü­rok­rat­la­rı(ne­re­den baş­la­dı­ğı sap­tan­ma­mış) atı­yor ve gö­rev­den alı­yor. Sa­yı­sı be­lir­len­me­miş olan baş­kan yar­dım­cı­la­rı­nı atı­yor. Yü­rüt­me­yi de­net­le­me aracı olan bütçe yapma hakkı mec­li­sin elin­den alı­nı­yor. TSK’nın baş­ko­mu­tan­lı­ğı­nı tem­sil edi­yor ve TSK’nın kul­la­nıl­ma­sı­na karar ve­ri­yor. Cum­hur­baş­ka­nı yü­rüt­me yet­ki­si­ne iliş­kin ko­nu­lar­da ka­rar­na­me çı­kar­ma yet­ki­si var. Bu yetki mec­li­se ait olan yet­ki­le­rin kul­la­nıl­ma­sı an­la­mı­na ge­li­yor. Mec­li­sin iş­lev­siz­leş­ti­ril­me­si­ne kar­şın sa­yı­nın 550'den 600'e çı­ka­rıl­ma­sı­nın man­tı­ğı­nı çöz­mek kolay değil.

Mec­lis bu ka­rar­na­me­le­ri en­gel­le­me ola­na­ğın­dan yok­sun­dur. Mec­li­sin çı­kar­dı­ğı ka­nu­nu Cum­hur­baş­ka­nı veto ede­bi­lir. Veto edi­len yasa ancak 301 oy ile ye­ni­den kabul edi­le­bi­lir, aksi halde kabul edil­me­miş sa­yı­lır. Mec­li­sin, Cum­hur­baş­ka­nın is­te­me­di­ği hal­ler­de ve ko­nu­lar­da yasa çı­kar­ma­sı­nın önü ke­si­le­rek ka­rar­na­me­nin yolu açı­lır.

Milli ege­men­li­ğin te­me­li, ege­men­li­ğin halka ait ol­ma­sı ve bu hak­kın tem­sil­ci­ler eliy­le kul­la­nıl­ma­sı­dır. Ege­men­li­ğin halka ge­çi­şi bu ne­den­le önem­li ve ge­rek­li­dir. Mec­lis ya­sa­ma yet­ki­si te­ke­li­ne sahip iken ya­pı­lan de­ği­şik­lik­ler­le bu yet­ki­nin büyük bö­lü­mü el de­ğiş­ti­ri­yor. Cum­hu­ri­ye­tin ve de­mok­ra­tik yö­ne­ti­min anlam ve önemi bu nok­ta­da açık­lık­la gö­rü­le­bi­li­yor. Ege­men­lik sa­ray­dan alı­na­rak halka ve­ril­miş. Şimdi ise bunun tersi ya­pıl­mak is­te­ni­yor. Bu yet­ki­ler mec­li­sin elin­den alın­dı­ğın­da ege­men­lik doğ­ru­dan hal­kın elin­den alın­mış olu­yor.

Önem­li yet­ki­ler­den bi­ri­de mec­li­si fesih yet­ki­si­dir. Bu yetki fark­lı yön­ler­den tar­tı­şı­la­bi­lir ama en önem­li kısmı; mec­li­sin tem­sil yet­ki­si Cum­hur­baş­ka­nı­nın tem­sil yet­ki­sin­den fazla ola­cak­tır.%51 ile %80'lerle tem­sil eşit de­ğil­dir ve bu ne­den­le son sözü söy­le­yecek ola­nın mec­lis ol­ma­sı ge­re­kir. Hal böyle iken, Cum­hur­baş­ka­nı ge­rek­çe gös­ter­me­den mec­li­si fesih ede­bil­mek­te­dir. Bu yü­rüt­me­nin ya­sa­ma üze­rin­de­ki ta­hak­kü­mü­nü gös­te­rir ve de­mok­ra­tik de­ğil­dir. Ör­ne­ğin Cum­hur­baş­ka­nı bir hata veya suç­tan do­la­yı 301 imza ile hak­kın­da so­ruş­tur­ma açıl­ma­sı­nı is­te­se(pra­tik­te böyle bir ola­sı­lı­ğın or­ta­ya çık­ma­sı ola­nak­sız gi­bi­dir) Cum­hur­baş­ka­nı so­ruş­tur­ma açıl­ma­dan önce mec­li­si fesih ede­bi­lir(!)

Ana­ya­sa­ya iliş­kin tar­tış­ma­lar bir köşe ya­zı­sı­na sığ­dı­rı­la­maz. Bu ne­den­le bu önem­li ko­nu­yu son­ra­ki ya­zı­lar­da tar­tış­ma­ya devam ede­ce­ğiz. Bu de­ği­şik­lik re­fe­ran­dum­da kabul edi­lir ise so­ru­su­nun ya­nı­tı­nı Bü­lent Tez­can’ın konu ile il­gi­li gö­rüş­le­rin­den pay­la­şa­lım:

-Ana­ya­sa ile bir dik­ta­tör ya­ra­tı­rız. Her şeye do­ku­nan ama ken­di­si­ne do­ku­nu­la­ma­yan bir dik­ta­tör or­ta­ya çıkar.

-De­mok­ra­tik re­jim­den ta­ma­men ay­rı­lıp oto­ri­ter bir rejim ku­ru­lur.

Perşembe, 09 Şubat 2017 08:49

NEDEN HAYIR?

NEDEN HAYIR?

Re­fe­ran­dum bir ko­nu­da ka­mu­oyu gö­rü­şü­nü sap­ta­mak için ya­pı­lan yok­la­ma­dır. Özel­lik­le vur­gu­la­mak ge­re­kir ki, tek bir ko­nu­ya iliş­kin sap­ta­ma­dır. Bu vur­gu­nun ne­de­ni ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği ile il­gi­li 18 madde ve tek madde ile 60’ın üze­rin­de mad­de­de ya­pı­lan de­ği­şik­lik­ler için; “evet” ya da “hayır” diye tek bir yanıt is­te­ni­yor. Oysa her madde tek tek oy­lan­ma­lı­dır. Özgür iradi ter­cih­te bu­lu­nan bi­rey­ler bazı mad­de­le­re evet, ba­zı­la­rı­na da hayır di­ye­bi­lir­ler.

As­lın­da bütün bun­lar­dan önce ya­pıl­ma­sı ge­re­ken şey tüm va­tan­daş­la­rın doğru ola­rak bil­gi­len­di­ril­me­le­ri­dir. Ken­di­le­ri­ne da­nı­şı­lan bi­rey­ler konu hak­kın­da hüküm üre­te­bi­lecek dü­zey­de bil­gi­ye sahip ol­ma­sı ve ondan sonra özgür ira­de­siy­le ka­ra­rı­nı ve­re­bil­me­li­dir. Bi­rey­le­rin özgür ira­de­le­ri­ni et­ki­le­yen ya­nıl­tı­cı bilgi veya teh­dit­ler­dir. Ha­zi­ran se­çim­le­ri ön­ce­sin­de 400 mil­let­ve­ki­li is­ten­me­si veya “Beyaz To­ros­lar” ha­tır­lat­ma­sı aba al­tın­dan sopa gös­ter­mek­ti.

Tek­rar re­fe­ran­du­ma dö­ner­sek; bir­den fazla so­ru­ya top­tan­cı yak­la­şım­la(torba yasa alış­kan­lı­ğı ile) tek yanıt is­te­nir ise, bu gi­ri­şim hiç­bir ko­şul­da de­mok­ra­tik olmaz ve hu­kuk­la da bağ­daş­maz! Genel ola­rak mad­de­le­rin bü­tü­nü üze­rin­den bir de­ğer­len­dir­me ya­pı­lır ise; hiç­bir madde ülke ve mil­let ya­ra­rı­na de­ğil­dir. Re­fe­ran­dum­da takım tutar gibi dav­ran­mak man­tık­lı bir yak­la­şım de­ğil­dir. Bu ne­den­le okur­ya­zar olan her birey de­ği­şik­lik ya­pı­lan mad­de­le­ri­ni ve o mad­de­le­rin eski ha­li­ni kar­şı­laş­tır­ma­lı­dır­lar. Sa­adet Par­ti­si Genel Baş­ka­nı Ka­ra­mol­la­oğ­lu şöyle ifade etti: “Bu metne oku­ma­dan evet di­ye­bi­li­rim ama, okur­sam mut­la­ka hayır derim” dedi.

Ana­ya­sa­lar top­lum­la­rın temel uz­laş­ma me­tin­le­ri­dir. Bu ko­nu­da iki par­ti­nin an­laş­ma­sı yet­mez. Esas olan bütün par­ti­le­rin uz­laş­ma­sı­dır. Bu gi­ri­şim ön­ce­lik­le tüm ülke sat­hın­da baş­la­tı­lıp, bütün ke­sim­le­rin (özel­lik­le ör­güt­lü ke­sim­le­rin) görüş ve dü­şün­ce­le­ri alı­na­rak, ola­bil­di­ğin­ce en yı­ğın­sal ka­tı­lım­lar sağ­lan­ma­lıy­dı. Bu ge­liş­me­le­re son nok­ta­yı mec­lis koy­ma­lıy­dı. Gerçi şim­di­de mec­lis koydu ama; tekme, tokat ve baskı ve şid­det­le yasa kabul et­ti­ril­di. Üs­te­lik öner­ge­ye imza atan ve­kil­ler hangi metne imza at­tık­la­rı­nı bil­dik­le­ri kuş­ku­luy­du. Sonra Ana­ya­sa­ya ay­kı­rı ola­rak açık oy kul­la­nan­lar oldu.

De­ği­şik­lik­le­rin neler ge­tir­di­ği­ne bak­mak gerek:

-Kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı or­ta­dan kal­dı­rı­lı­yor ve tüm yet­ki­ler tek adama ve­ri­li­yor. Bunun dün­ya­da bir tek ör­ne­ği yok!

-Par­ti­li baş­kan­lık kabul edi­li­yor ki, bu ka­çı­nıl­maz ola­rak parti dev­le­ti­ni ge­ti­ri­yor. Dev­let par­ti­sin­den ol­ma­yan­lar dev­le­tin ka­pı­sın­dan bile ge­çe­me­yecek.

-Ka­rar­na­me çı­kar­ma yet­ki­si, yasa yapma yet­ki­si­ni mec­li­sin elin­den almış olu­yor. Et­ki­siz­leş­ti­ri­len bir mec­lis­te vekil sa­yı­sı­nı ar­tır­ma­nın elle tu­tu­lur bir yanı yok. Atan­mış­lar ya­şa­mın her ala­nın­da söz sa­hi­bi olu­yor(!)

-Baş­kan, sa­yı­sı belli ol­ma­yan baş­kan yar­dım­cı­la­rı ve ba­kan­lar suç iş­le­me­le­ri ha­lin­de 400 mil­let­ve­ki­li izin ver­mez ise mah­ke­me­ye çı­ka­rı­la­ma­ya­cak ve söz ko­nu­su ki­şi­ler yaşam boyu bu hak­tan ya­rar­la­na­cak.

-Yar­gı­da­ki ku­rum­sal ör­güt­lü­lü­ğü tek ba­şı­na bir kişi ve o ki­şi­nin be­lir­le­di­ği ve­kil­ler be­lir­le­miş ola­cak. Va­tan­daş­la­rı ko­ru­ya­cak bir kurum kal­ma­ya­cak ve can ve mal gü­ven­li­ği or­ta­dan kal­ka­cak.

-Baş­kan iki dönem se­çi­le­bi­lir, ikin­ci dö­ne­min son yı­lın­da mec­lis fes­he­di­le­rek erken se­çi­me gi­dil­me­si ha­lin­de baş­kan ye­ni­den aday ola­bil­mek­te ve bir beş yıl daha görev yap­ma­nın yolu açı­lı­yor. Her dönem bit­me­den aynı yola baş­vu­rul­ma­ya­ca­ğı­nın bir gü­ven­ce­si yok. Bunun an­la­mı ömür boyu baş­kan­lık­tır.

Başka haklı ve güçlü ne­den­ler­de var, bir başka ya­zı­da devam etmek üzere say­gı­la­rım­la…

Cumartesi, 04 Şubat 2017 14:08

MU­HA­FA­ZA­KÂR EGE­MENLİĞİ…

MU­HA­FA­ZA­KÂR EGE­MENLİĞİ…

 

Mu­ha­fa­za­kâr, sa­hi­bi ol­du­ğu maddi ve ma­ne­vi var­lık­la­rı ko­ru­ma­yı bir yaşam bi­çi­mi ola­rak al­gı­lar ve al­gı­la­dı­ğı bi­çim­de de ya­şa­mı­nı sür­dür­mek ister. Ancak somut ola­rak gö­rü­len o ki; genel ola­rak var­sıl­lar maddi var­lık­la­ra, yok­sul­lar da ma­ne­vi var­lık­la­ra sa­hip­tir­ler. Maddi var­lık­lar­dan ödün ver­mek müm­kün­dür ama, ma­ne­vi de­ğer­ler­den ve­ri­le­bi­lecek bir ödün yok(!) En azın­dan ina­na­nın ve­re­bi­le­ce­ği bir ödün yok. Bu ne­den­le var­sıl­la­rın di­ren­ci ay­rın­tı­lı bir bi­çim­de plan­lan­mış, yasal ve ku­rum­sal gü­ven­ce­ler­le do­na­tıl­mış­tır. Var­sı­lın di­renç es­nek­li­ği ödün ve­re­bi­lir ol­ma­sın­dan­dır. Bek­len­me­dik ko­şul­lar­da; sı­kış­tı­ğın­da kuy­ru­ğu­nu bı­ra­kıp kaçan ker­ten­ke­le gibi dav­ra­na­rak az bir za­rar­la kur­tul­ma­yı ba­şa­ra­bi­lir. Böyle bir şansı ol­ma­yan yok­su­lun mu­ha­fa­za­kar­lı­ğı al­da­tıl­mış­lık te­me­lin­de ge­li­şir. Böyle olun­ca da, var­sıl­la­ra bi­linç­li mu­ha­fa­za­kar; yok­sul­la­ra ise al­da­tıl­mış mu­ha­fa­za­kar demek yan­lış olmaz. Var­sıl için mu­ha­fa­za­kar­lık bir se­çe­nek, yok­sul­lar için ise zo­run­lu­luk­tur. (Ancak, sınıf bi­lin­ci­ne sahip olun­ca­ya dek…)
Ki­şi­le­rin top­lum­da­ki ko­num­la­rı ya­şa­ma bakış ve al­gı­la­rıy­la be­lir­le­nir. Buna kı­sa­ca ide­olo­jik konum de­ne­bi­lir. Bu ide­olo­jik ko­num­lar belli top­lum­sal kat­man­la­rı oluş­tu­rur. İlk di­ye­bi­le­ce­ği­miz ba­sa­mak­ta din veya mil­li­yet­çi­lik al­gı­la­rı ağır basar. Bu iki bakış az veya çok öteki ko­num­lar­da da var­lı­ğı­nı sür­dü­rür. Bun­la­rı mu­ha­fa­za­kar kat­man izler. Mu­ha­fa­za­kar­la­rın ko­nu­mu ül­ke­le­ri­nin kal­kın­mış­lı­ğı ile ya­kın­dan iliş­ki­li­dir. Ge­liş­me­miş ül­ke­le­rin mu­ha­fa­za­kar­la­rı din ve mil­li­yet­çi­lik ek­se­ni­ni be­nim­ser­ler. Oto­ri­ter­li­ğe yat­kın­lık­la­rı ve ita­at­kar­lık­la­rı bu kay­nak­lar­dan bes­le­nir. Ge­liş­miş ül­ke­le­rin mu­ha­fa­za­kar­la­rı de­mok­rat­tır(işler bek­le­dik­le­ri gibi git­ti­ği sü­re­ce).Bu ne­den­le la­ik­lik ile ge­liş­miş­lik ara­sın­da­ki iliş­ki doğru oran­tı­lı­dır. Bu savın ka­nı­tı, ya­şa­ma iliş­kin temel hak­la­rın gö­ze­til­me­si­dir. İnanç­la­ra ve yaşam bi­çim­le­ri­ne ka­rı­şıl­ma­ma­sı­dır.
Mo­dern mu­ha­fa­za­kar­la­rın top­lum­da be­lir­le­yi­ci ko­num­da ol­duk­la­rı tar­tı­şı­la­maz. Bu aynı za­man­da ülke kay­nak­la­rı­nın nasıl pay­la­şıl­dı­ğı­nı gös­ter­mek­te­dir. Fakat bu yan, mu­ha­fa­za­kar­lı­ğın yı­kı­cı­lık özel­li­ği­ni göz­ler­den ka­çır­ma­ya ya­ra­mak­ta­dır. Zaten önem­li olan top­lu­mun büyük bö­lü­mü­nün mu­ha­fa­za­kar ol­ma­sı değil, bu ke­si­min ik­ti­da­rı ele ge­çir­miş ol­ma­sı­dır! (Bu kesim IŞİT gibi un­sur­la­rı üre­tecek ik­li­mi ya­rat­mak­ta­dır.) İkti­da­rı ele ge­çi­ren kesim ön­ce­lik­le ülke kay­nak­la­rı­nın kul­la­nı­mın­da be­lir­le­yi­ci olur. Erk kul­la­nı­mı­nın en önem­li yanı, pay­la­şı­mın be­lir­len­me­si­dir. Geç­miş­te­ki ya­pı­lar­da bu güç ege­men­le­rin elin­de veya kont­ro­lün­de olur­du (o dö­nem­ler­de de sı­ra­dan­lar pay­la­şım­da söz sa­hi­bi de­ğil­di). Şimdi ise, yan­daş­lar­dan olu­şan yeni ege­men­ler bu ola­nak­lar­dan sı­nır­sız bi­çim­de ya­rar­lan­mak­ta­dır­lar. Bu sü­reç­te­ki yı­kı­cı­lık­la­rı do­ğa­nın tah­ri­bi ve kay­nak kul­la­nı­mı ile il­gi­li­dir(özgür bi­rey­le­rin ya­şam­la­rı­na mü­da­ha­le­ler de aynı sü­reç­le ke­siş­mek­te­dir). İstan­bul’un Kuzey or­man­la­rı yok edi­lin­ce hava alanı ile ya da oto yol­lar­la aynı var­lık­la­rı geri ge­tir­me­nin ola­na­ğı yok­tur. Art­vin ko­nu­mu ge­re­ği yer üstü var­lık­la­rı ve kay­nak­la­rı, yer al­tın­da­ki ma­den­ler­den daha kıy­met­li ve ge­rek­li­dir.( Kaz Dağ­la­rı için de aynı şey­le­ri söy­le­ye­bi­li­riz.) Çünkü iş­gal­ci man­tı­ğıy­la ya­pı­lan maden iş­let­me­ci­li­ği do­ğa­nın yağ­ma­lan­ma­sıy­la so­nuç­lan­mak­ta­dır. Maden vur­gu­nun­dan sonra ge­ri­de bı­rak­tık­la­rı me­kan­lar­da ot bit­me­mek­te­dir. Yani, so­nuç­ta tüm var­lık­lar­la il­gi­li ya­şa­mı yok et­mek­te­dir­ler. Mu­ha­fa­za­kar­lı­ğın yı­kı­cı­lı­ğı bu nok­ta­da or­ta­ya çık­mak­ta­dır.
De­ği­şim­le­re karşı olan mu­ha­fa­za­kar­lar bi­linç­siz olan cahil emek­çi­ler­dir. Es­ki­den eği­tim ce­ha­let­ten kur­tar­mak için uy­gu­la­nır­dı, şimdi ise cahil ye­tiş­tir­mek için etkin bir ide­olo­jik araç ola­rak kul­la­nıl­mak­ta­dır(!) Yok­sul emek­çi­le­rin mu­ha­fa­za­kar­lı­ğı hem yok­sul­lu­ğun sür­dü­rül­me­si­nin hem de var­sıl­la­rın var­lık­la­rı­nı sür­dür­me­le­ri­nin gü­ven­ce­si­dir.
Ya­şa­dı­ğı­mız sü­reç­te­ki baş­kan­lık zor­la­ma­la­rı ve ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği ça­ba­la­rı üstte de­ği­ni­len ne­den­ler­den kay­nak­lan­mak­ta­dır. Oysa sorun ki­şi­ler­le il­gi­li de­ğil­dir; ta­ma­men ve doğ­ru­dan doğ­ru­ya ül­ke­mi­zin ge­le­ce­ği ile il­gi­li­dir. Ge­lecek den­di­ğin­de sa­de­ce ken­di­mi­zi değil, ço­cuk­la­rı­mı­zı ve to­run­la­rı­mı­zı da dü­şün­mek zo­run­da­yız.

Salı, 31 Ocak 2017 15:28

SİYASET

SİYASET

Si­ya­set sorun çözme sa­na­tı­dır. Si­ya­set­çi sorun çözme be­ce­ri­si­ni ay­rı­ca­lı­ğa dö­nüş­tür­dü­ğün­de lider olur. Lider kolay ve eko­no­mik çö­züm­ler üret­ti­ği sü­re­ce hem var­lı­ğı­nı, hem de ay­rı­ca­lı­ğı­nı sür­dü­rür.

 

Üst­te­ki sap­ta­ma genel ge­çer­li­li­ği olan bir sap­ta­ma­dır.Be­lir­ti­len ni­te­lik­le­ri ol­ma­ma­sı­na kar­şın lider gibi gö­zük­me­yi ba­şa­ran­lar yok değil ama, on­la­rın mumu yat­sı­ya kadar yanar!..​Lider veya li­der­lik ile il­gi­li söy­len­miş il­ginç (ders alı­na­cak) söz­ler var­dır:

 

*Bin asker bul­mak ko­lay­sa da on­la­ra bir ge­ne­ral bul­mak zor­dur.( Japon ata­sö­zü)

 

*Or­kest­ra­yı yö­net­mek is­te­yen, sır­tı­nı ka­la­ba­lı­ğa dön­me­li­dir. (James Crook)

 

*Lider, so­run­la­rı en az so­run­la çö­ze­bi­len­dir.( F:E)

 

*Yö­ne­ti­ci­le­ri­miz bizim efen­di­miz gibi gö­zü­kür ama, on­la­rı da yö­ne­ten­ler var ise; on­la­rın­da biz­den farkı ka­la­maz!..(F:E)

 

Top­lum nor­mal ise, li­de­ri nor­ma­lin üs­tün­de olur. Eğer top­lum doğal aka­rın­da de­ğil­se, li­de­ri­nin nor­mal olup ol­ma­dı­ğı da tar­tı­şı­lır.Nor­mal aka­rın­da olan bir sürü ge­ri­ye çev­ril­di­ğin­de, ak­sak­lar ve has­ta­lar öne geçer.

 

Top­lum ge­ri­ye doğru gi­der­ken, en ge­ri­den ge­len­le­rin öne geç­me­si şa­şır­tı­cı ol­ma­ma­lı­dır.Zaten ge­ri­ye doğru kayan bir top­lu­mun nor­mal­li­ğin­den de söz edi­le­mez!.. Ör­güt­lü ce­ha­let; iyi­nin, gü­ze­lin ve doğ­ru­nun düş­ma­nı­dır! Aynı şe­kil­de, bi­linç­siz insan da ken­di­si­nin düş­ma­nı­dır.

 

Top­lum­la­rı nor­mal ko­num­la­rın­dan uzak­laş­tı­ran nor­mal dışı ge­liş­me­le­rin ol­ma­sı ge­re­kir ki; 12 Eylül bizim top­lu­mu­mu­zun tanık ol­du­ğu en büyük ta­lih­siz­lik­tir. Darbe her ko­şul­da bir trav­ma­dır. Birey veya top­lum bir trav­ma ya­şar­sa, trav­ma­nın et­ki­siy­le doğru oran­tı­lı ola­rak nor­mal­den uzak­la­şır. Şu anda hızla nor­mal­den uzak­la­şı­yor­sak, bir sivil dar­be­nin ol­du­ğu­nu dü­şün­me­me­miz için bir neden yok.

 

Özgür bi­rey­le­rin iradi ter­cih­le­ri hem ken­di­le­ri­nin, hem de ge­le­cek­le­ri­nin gü­ven­ce­si­dir. Bu tür bi­rey­ler­den olu­şan bir top­lum gök­ten zem­bil­le inmez. Top­lu­mu oluş­tu­ran sis­tem­le­rin (eği­tim sis­te­mi, sağ­lık sis­te­mi,sos­yal gü­ven­lik sis­te­mi v.b) sağ­lık­lı ol­ma­sı ge­re­kir.​Bu­ra­da­ki sağ­lık­tan kasıt, in­san­la­rın ve öteki var­lık­la­rın var olma hak­kı­nı ta­nı­yan, gö­ze­ten ve ge­liş­me­si­ne ola­nak­lar sunan bir bakış veya yaşam al­gı­sı­dır!.. Bunun için yasal ve ku­rum­sal ör­güt­le­rin ol­ma­sı ge­re­kir.

 

Sağ­lık­lı bir top­lum için özgür birey önem­li­dir, özgür bi­rey­le­rin li­de­ri ise, daha da önem­li­dir!..

 

Top­lum­da hukuk oldu ama, sı­ra­dan­lar için hukuk ol­ma­dı. Çünkü hukuk, ege­men­le­rin sı­ra­dan­lar için üret­tik­le­ri buy­ruk­lar ol­mak­tan öteye git­me­di. Bi­ri­le­ri ve­sa­ye­tin sa­hi­bi oldu ama, sı­ra­dan­lar için böyle bir hak hiç ol­ma­dı!

 

Sı­ra­dan­lar ege­men­ler­den daha çok ölüm­lü­dür. Çünkü, kı­rıl­gan­dır sı­ra­da­nın ya­şa­mı.Doğa fe­la­ket­le­ri kar­şı­sın­da in­san­lar ta­raf­tır ama, sı­ra­dan ile ege­men hiç­bir zaman eşit de­ğil­dir.Ege­men­ler tüm fe­la­ket­le­re karşı ken­di­le­ri­ni gü­ven­ce­ye al­ma­nın bir yo­lu­nu bu­la­bi­lir­ler. Çünkü maddi ola­nak­la­rı bunun için uy­gun­dur. Sa­vaş­lar­da aynı kap­sam­da de­ğer­len­di­ril­me­li­dir. Şehit ce­na­ze­le­ri yok­sul ha­ne­le­re gider.

 

Dep­rem­ler­de ve öteki doğal afet­ler­de ağır­lık­lı ola­rak sı­ra­dan­la­rın der­me-çat­ma ve de­ne­tim­den uzak ko­nut­la­rı baş­la­rı­na yı­kıl­dı­ğın­da, üst­te­ki sav bir kez daha ka­nıt­lan­mış olur!

 

İyiye, doğ­ru­ya ve gü­zel­lik­le­re git­me­di­ği­mi­zi ne kadar çabuk an­lar­sak; top­lum ola­rak olası za­rar­dan daha az za­rar­la kur­tul­muş ola­ca­ğız! Her türlü te­rö­re karşı çık­mak in­san­la­rın temel gö­rev­le­rin­den­dir. Ama bu karşı çıkış, sü­rek­li ola­rak barış ta­le­bi­ni de dil­len­dir­me­li­dir. Bu ül­ke­de en çok ba­rı­şa ih­ti­ya­cı­mız var. Bir arada ve kar­deş­çe ya­şa­ya­bil­me­miz için fi­dan­la­rı­mız top­ra­ğa düş­me­me­li. Her ko­şul­da ül­ke­nin çı­ka­rı ön plan­da tu­tul­ma­lı­dır.

Ana­ya­sa­ya iliş­kin dü­zen­le­me­ler­de ülke ya­ra­rı­nın ol­du­ğu­nu ileri sür­mek ol­duk­ça güç. Güç­len­di­ril­di­ği iddia edi­len par­la­men­to­da sa­de­ce sayı ar­tı­rıl­mış olu­yor. İşlev­siz kı­lı­nan bir ya­pı­da sa­yı­yı ar­tır­ma­nın hiç­bir an­la­mı yok! De­net­le­me gö­re­vi yok, yasa yapma yet­ki­si ol­duk­ça sı­nır­lan­dı­rıl­mış bir mec­li­sin et­kin­li­ğin­den söz edi­le­mez. Kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı de­mok­ra­si­nin ol­maz­sa ol­maz­la­rın­dan­dır. Tüm yetki tek ki­şi­ye ve­ril­di­ğin­de böyle bir hak­tan söz edi­le­mez. Bu­ra­da söz ko­nu­su olan kişi veya ki­şi­ler değil ter­cih edil­mek is­te­nen sis­tem­dir. Ay­rı­ca so­rum­lu­luk bi­le­rek ve is­te­ne­rek iş­le­mez hale ge­ti­ril­miş­tir. So­rum­suz­luk hiç­bir zaman ve hiç­bir ko­şul­da hiç kim­se­ye ta­nın­ma­ma­lı­dır!