24 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Faruk Haksal

Faruk Haksal

Faruk Haksal Hakkında

Web sitesi adresi:

Pazartesi, 10 Temmuz 2017 11:22

ADALET BİR İMTİYAZ DEĞİLDİR

ADALET BİR İMTİYAZ DEĞİLDİR

“Adalet herkese lazım” sözü adalet talebini tam karşılamıyor.

Bizce daha doğrusu: “Adalet herkesin hakkıdır…” sözü.

Çünkü adalet alelade bir araç-gereç değil.

Bugün bana lazım, yarın sana lazım bir meta değil.

Bir hak!

Demokratik, uygar ve çağdaş bir ülke insanının en birincil hakkı…

Vazgeçilemez, özüne dokunulamaz, asla kısıtlanamaz en temel bir insanlık hakkı…

Adaletten PKK-FETÖ yararlanacakmış…

Geçiniz.

Adaletten herkes yararlanmalıdır.

PKK’lı terörist de, eğer çatışmada “etkisiz” hale getirilmemiş ve sağ olarak teslim alınmışsa, artık adaletin kapsama alanı içindedir…

Adil bir biçimde yargılanacaktır.

Ve hak ettiği cezayı alacak ve çekecektir.

İçimizdeki öfke bizi dilediği kadar kışkırtsın, hukuk devletinin gereği budur…

Çünkü, eğer o silahlı terörist artık Türkiye Devleti’nin egemenliği altındadır. Ve Türkiye devleti uygar, demokratik bir sosyal hukuk devletidir.

Artık o terörist bir düşman değil, bir suçludur.

Türk güvenlik güçleri bir teröristi tutuklamışsa, artık onu kendisi cezalandıramaz… Gereğini yapacak ve onu adalete teslim edecektir.

Cumhuriyetin savcısı ve hakim, kara kaplı kitapları açacak ve o kişiyi adil bir biçimde yargılayacaktır.

Hukuk, bize-size uygulandığı zaman değil, adalet huzuruna sevk edilen her “insan” için geçerli bir üst-yapı kültürüdür.

Bugün Türkiye’nin en güçlü ve en nitelikli halk hareketini, PKK ve FETÖ’ye bulaştırma çabaları, hukukun çivisini çıkartanlara hizmetten başka bir amaca hizmet etmez.

Her şartta, her ortamda ve her süreçte hukuku savunacağız; adalet talebinin safında olacağız…

Bu safın dışı karanlıktır…

Türlü çeşitli hesapların, başka türlü siyasetlerin izlerini taşımaktadır.

Selam olsun Türkiye’nin aydınlık insanlarına…

Selam olsun her türlü hukuksuzluğa meydan okuyup, adaletin peşine takılanlara…

Hedef; tam bağımsız, laik, sosyal hukuk devletidir…

Bilincimiz ve kişiliğimiz bizleri bu yolun dışına çıkartmasın; şu ya da bu nedenlerle, başka-başka yönlere saptırmasın!

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Cumartesi, 08 Temmuz 2017 10:04

MERAK,UYGARLIĞIN CAN DAMARIDIR…

MERAK,UYGARLIĞIN CAN DAMARIDIR…

İnanç, insanın gününe enerji pompalayan önemli bir motivasyon kaynağı…

İnanç, hele hele kurumlaştırılarak, sosyal ve siyasal bir yapılanma düzeyine ulaştırıldığında günlük motivasyonunun çok üzerinde bir etki alanına kavuşuyor…

Birey artık günlük yaşantısı içinde sadece psikolojik olarak motive edilen, destek gören bir “süje” değil, bütünlüğüne katıldığı ve içinde eridiği bir “obje”nin [yani toplumun] bir parçası haline geliyor…

“Kişi” artık toplum içinde yalnız değildir.

Büyük bütünün [altı çizilen] bir parçasıdır…

Geleceğe doğru yürüyen toplumsal organizmanın bir unsurudur…

O artık, toplumun resmi inanç bütünlüğünün bir tuğlasını oluşturmaktadır; bu anlamda “görevli”dir

Psikolojik varlığı, tabi olduğu disipline sadakatı oranında desteklenmekte, “aidiyet” duygusu ile toplumsallaşmaktadır…

Kabaca kültürel koordinatlarını belirlemiş olduğumuz bu inanç tabanlı “zenginlik”, kendi var oluşunu, kendi aklı, hayat tecrübesi ve iradesi ile yaratma meşgalesine kendisini adamış olan yaratıcı insan kişiliğinden önemli farklılıklar göstermektedir.

Birinci insan tipinde, toplumun değer ya da inanç külliyesini şaşmaz bir rehber olarak yaşamının eksenine yerleştirmiş olan bir kişililik yapılanmasını görüyoruz. Bu kişi için bir inanç sistemine bağlılık, “aidiyet duygusu” içinde eritilmiş ve adeta kişiliğin en temel ve vazgeçilemez bir unsuru düzeyine dönüşmüştür.

Siz o aidiyet duygusuna sorgulayıcı bir rasyonellikle yaklaştığınız anda, kişiliğin savunma mekanizmaları en üst düzeyde alarma geçer… Ve hele, sorgulamanızın sonucu bir eleştiriye yöneldiğinde olaşacak tepki, her türlü tahminin üzerindedir.

İkinci kişi ise, daha çağdaş ve uygar, ama bunun yanında da, çözümlenmesi gereken bir yığın soru, sorun ve sorunsalın göbeğinde sürekli olarak devinen [zaman zaman huzursuz] bir zihin faaliyeti içindedir…

Ünlü Yunan filozofu Pisagor;

- İnsanlar, anlam arayan yaratıklardır, diyor… Temel olan anlamdır!.. Anlamlı kılma çabası, Dünya’daki varlığımızın en önemli parçasıdır. O olmadan, ileriye doğru gelişimimizin ana fikri de kaybolacaktır…

Evet… “Anlam,” yaşamın ve ilerlemenin merkezindedir.

Önceden tanımlanmış “anlam”ları sorgusuz-sualsiz bellemek ise, yaşamın gerisine düşmekten başka bir şey değildir.

Dünya’yı ve yaşamı, ezberlenmiş “ön-kabuller” içinden algılamak [ve sorgulamadan kabullenmek] bizi düşünsel ve duygusal bir sığlığa götürür.

Dünya’nın anlamsız karmaşa olduğuna inanmak da kişiyi benzer bir duygusal ve zihinsel sağırlığa taşır…

Sözünü ettiğimiz sığlık ve sağırlık ise bizleri, hayatla ilgili tüm “merak”larımızı yitirmeye ve yaşamlarımızı adım adım söndürmeye sürükler…

Oysa, merak etmek, hayattan alınan tadı geliştiren önemli bir öğedir.

Ünlü bir tarihçi bu gerçeği şöyle özetliyor:

- Merak, gerçek uygarlığın can damarıdır…

Merak etmeyen insan, dogmaların üzerine çıkamaz… Onları sorgulayamaz; var olan [statik] gerçekleri tükenmeyen sorgulamaları ile eskitip, yeni ve daha doyurucu gerçeklere ulaşamaz.

Bir başka deyişle uygar insan, gerçeği merakı ile öğüten ve böylece yarınların aydınlanmasına omuz veren aydın kişidir… Kendisine belletilmiş “doğru”larla yetinip, aidiyet duygusunun içine bir kirpi gibi büzüşerek, hayattan gizlenen bir âdem değil…

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

ADALET YÜRÜYÜŞÜ ELEŞTİRİLEMEZ Mİ?

Adalet Yürüyüşü, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk mücadelesi tarihinin en önemli kilometre taşlarından birisidir.

Çivisi çıkmış adaleti eleştirmemek ve adil bir yargılama yapılanması talep etmek her uygar insanın, demokrasiden yana her toplumun birincil hakkıdır; en önde gelen sorumluluğudur.

Bu talebi [şu ya da bu nedenle] bulandırma çabaları ise, abesle iştigaldir… Bir adım ötesinde: Bulandırılan suda balık avlama fetbazlığıdır…

Bir adım daha ötesini ise, söylemeye dilimiz varmıyor!

Adalet Yürüyüşü eleştirilemez mi?

Tabii ki eleştirilir.

Örneğin;

Niçin bu kadar yıl beklendi?

Türk Ordusu ve yurtsever aydınlar Silivri’de tutsak edilirken nerelerdeydiniz?

Toplumsal muhalefet niçin bunca zaman TBMM’nin salonlarına ve Ankara kulislerine hapsedildi?

Ancak… Lütfen dikkat buyurun:

- Eleştirinin merkezinde “neden yapıldığı değil, niçin yapılmadığı” düşüncesi var…

Ve bugün ülkenin ana muhalefet partisi memleketin en önemli sorununa parmak basıp, çözümü halkla birleştirmişse, buna ancak alkış tutulur… Destek olunur, omuz verilir.

Öz-eleştiri yapılıp, kitlelerin oluşturduğu bağımsızlık-hukuk devleti – ve aydınlanma cephesi içinde saf tutulur…

Bu noktada bir gelişmenin sorgulanması gerekir:

Adalet talebi karşısında birleşen siyasi güçlerin hedefi nedir; nedenleri nelerdir?

AKP’yi anlamak mümkün… Adaletin çivisinin çıkarılmasında sorumluluğu olanların adaletin yeniden bağımsız terazisine ulaşmasına karşı gösterdikleri tepki anlaşılır bir şeydir.

MHP’nin borazanını öttüren rüzgârın ise, Saray’dan üflendiğini de bilmeyen, anlamayan kalmamıştır…

Peki ya Vatan Partisi?..

İşte bunu anlamamız oldukça güçtür…

Hele bu satırları karalayan kişi olarak bizim, gelinen çizgiyi sindirmemiz –asla- mümkün değildir.

Hele hele bu garip çizginin AKP-MHP koalisyonu ile aynı safta yer alıyor olmasına gözlerimizi yummamız bir kez daha mümkün değildir.

Bu çizginin altını bir kez daha çizmek ve sorgulamak ise, yaşamı sol tabanlı bağımsızlık mücadelesi içinde geçmiş bir hukukçu olarak, im-kan-sız-dır!

Üzüntü vericidir.

Ve [ne yazık ki] her şeyi yeniden sorgulama gerekliliğinin fitilini ateşlemektedir…

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Perşembe, 06 Temmuz 2017 13:13

GARİP… GERÇEKTEN ÇOK GARİP!

GARİP… GERÇEKTEN ÇOK GARİP!

Türkiye’de “adalet talebi ile” tarihin en büyük kitle eylemlerinden birisi yapılıyor…

Karşı cephede üç odak var:

AKP

MHP

VP [Vatan Partisi]

Garip!..

Vatan Partisi’nin genel başkanı şöyle buyuruyor:

- Yürüyüş, gerçek yüzünü gösterdi. En sonunda planlandığı gibi CHP yönetimi HDP/PKK’ya kavuştu. Kucaklaştılar ve kol kola girdiler

Ve devam ediyor:

- Yürüyüş’ün hedefi, HDP/PKK ve FETÖ’yü kurtarma amacının ötesindedir. Bu Yürüyüş, CHP’nin HDP/PKK ve FETÖ ile hükümet kurma sevdasıyla yapılıyor. Koalisyonun ortakları arasında Abdullah Gül ve Davutoğlu’nun AKP’si de bulunuyor.

Ve…

- CHP’nin yüzde 49 hesabı şu anda yüzde 19’a düşmüş bulunuyor ve bu gidişle yüzde 9’a kadar düşer.

Sonuç:

- Vatan Partisi ve vatansever olan güçler, AKP’ye rakip olacak iktidar seçeneğini üretiyorlar.

Vatan Partisi artık Türkiye için biricik çözümdür ve görevinin başındadır.

 

Varılan nokta [artık], “garip”in de ötesine varmıştır…

CHP’nin siyasetini kıyasıya eleştirebilirsiniz.

Genel başkanın şu politikasını- ya da bu politikasını yerden yere vurabilirsiniz… Zaman zaman haklı da olabilirsiniz, ama…

Şu gerçeği de kabul etmek zorundasınız: Türkiye’nin içine iteklendiği bu karanlık günlerde Cumhuriyet değerlerini, devrimleri, aydınlık Türkiye’yi ve adaleti savunun tek bir kitle örgütü vardır; onun da bayrağında altı oklu CHP arması bulunmaktadır…

Bu gücü, bu yapılanmayı yıpratmanın kimlere hizmet ettiğini düşünmek zorundasınız.

Bu birlikteliği bölerek ve yıpratarak partinizin oy oranını yüzde SIFIR-virgül-35’den biraz daha yukarı çekme siyasetinin [aslında] kimlere yarayacağı gerçeğini sorgulamak zorundasınız.

Eleştiri; düzeltmek, geliştirmek ve onarmak için yapılır.

Bunun için de, çözüm üretmek ve yol göstermek temel yöntem olmalıdır.

Cumhuriyetimizin ve tam bağımsız sosyal hukuk devletimizin son dayanağı olarak ayağa kalkma hamlesine adım atmış olan bir partinin tümünü, terör örgütleri ve emperyalist güçlerle birlikte göstererek karalamak vatanseverlikle ve iyi niyetle bağdaşmaz. Bağdaşamaz.

Bağdaştırılamaz!

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

Çarşamba, 05 Temmuz 2017 11:33

ORTAKLIKLARIMIZIN PAYDASI

ORTAKLIKLARIMIZIN PAYDASI

Bir halkı millet yapan en önemli faktörlerden birisi “kültürel ortak payda”dır…

Milli eğitim politikası bu paydanın mimarıdır, yaratıcısı, üreticisidir.

Bir vatan parçasını birlikte savunma refleksi ise, millet olmanın ikinci önemli unsurudur.

Bu unsurun sloganı da, tam bağımsızlıktır.

Çağdaş uygarlık, hukuk devleti, gerçek demokrasi ve sosyal devlet ilkeleri ise, millet olmaya giden yoldaki yapı taşlarıdır.

Şeriat düzeni, ortaçağ kültürünün bir kalıntısı olarak hukuk devleti idealinin karşısında yer alır.

Feodal kültür, [ağalık, tarikat yapılanması, kölelik düzeni] çağdaş uygarlık değerlerinin gerisinde kalan tarihsel bir dönemin değerlerini ifade eder.

Tek adam zihniyeti [diktatörlük], demokrasi kültürünün kök salmadığı ülkelerde gündemi işgal edebilen bir insanlık ayıbıdır… Kültürel ortak paydanın gelişmesi ile doğru orantılı olan bir seviye ve nitelik unsurudur.

Din üzerinden insanların zihinlerine ipotek koyarak siyaset yapmak, çağdaş uygarlığın yerleşik olduğu ülkelerde kökü kurutulmuş ve gündemden kaldırılmış köhne bir istismar aracıdır. Gerçek demokrasinin ve laik düşüncenin karşıtı olarak “muasır medeniyet” ortamında çürümeye yüz tutan halkı kandırma yöntemidir.

Çıkar, hırs ve kişisel ün için girişilmiş her nevi silahlı mücadele; milletin, devletin halkın geleceğini ve devletin bekasını tehdit eden en önemli bir risktir.

Uygarlıktan nasibini almış her vatandaşın zihnine kazındığı gibi, “milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.”

Bu tarifleri uzatabilirsiniz.

Ancak siyah ile beyaz ortadadır…

Bir başka deyişle, “arife tarif gerekmez…”

Bir halkı millet yapan kültürel ortak paydayı daha fazla irdelemeyi gerek görmüyoruz. Çünkü bu kültürel mirası bilincimizde oluşturarak geliştirme amacını tüm yurttaşlarımızla paylaştığımızı umuyor ve varsayıyoruz.

İşte bu ortaklıklardan geriye kalanları ise kültürel-sosyal atıklar olarak tanımlıyoruz.

Uygar dünyanın gerisinde kalmış çağlardan günümüze sarkan, son kullanma tarihleri eskimiş kültür-atıkları olarak tarihin müzesine demirbaş kaydı yaptırıyoruz.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 01 Temmuz 2017 07:40

DOĞU PERİNÇEK’İN SORULARINA YANITLAR:

DOĞU PERİNÇEK’İN SORULARINA YANITLAR:

 

Vatan Par­ti­si genel baş­ka­nı Doğu Pe­rin­çek, Ay­dın­lık Ga­ze­te­si'nde yaz­dı­ğı bir ya­zı­da öyle is­te­miş…

İsteği ye­ri­ne ge­ti­rip, sor­du­ğu so­ru­la­rın ya­nıt­la­rı­nı [yine is­te­di­ği gibi] "adam gibi" ger­çek ve özgür bir yurt­taş gibi ya­nıt­lı­yo­rum:

Soru: FETÖ bir suç ör­gü­tü mü, yoksa bir "sivil top­lum ku­ru­lu­şu" mu?

-Tabii ki si­lah­lı bir suç ör­gü­tü. Bu so­ru­nun an­la­mı nedir ki?

Soru: 2014 yı­lın­dan bu yana FETÖ'nün Or­du­dan, Po­lis­ten, Yar­gı­dan ve Top­lum­dan te­miz­len­me­si ada­le­te uygun mu ve ye­rin­de mi?

-Ye­rin­de­dir. Ama hukuk dev­le­tin­de her ye­rin­de­lik mut­la­ka ada­le­te uygun ger­çek­leş­ti­ril­me­li­dir.

Soru: PKK, bö­lü­cü terör ör­gü­tü mü, yoksa si­ya­sal ha­ya­ta öz­gür­ce ka­tıl­ma­sı ge­re­ken bir si­ya­sal parti mi?

-PKK'nın bir si­ya­si parti ol­ma­dı­ğı­nı her­kes bi­li­yor. Bu so­ru­nun da yine an­la­mı nedir?

Soru: PKK'nın 24 Tem­muz 2015'ten bu yana hen­dek­le­re gö­mül­me­si, sınır öte­sin­de takip edi­le­rek et­ki­siz hale ge­ti­ril­me­si ada­le­te uygun mu ve ye­rin­de mi?

-Si­lah­lı terör ör­gü­tü­ne si­lah­la kar­şı­lık ve­ril­me­si doğal ola­rak uy­gun­dur, ye­rin­de­dir… Ama bu si­lah­lı mü­ca­de­le­nin "ada­let kav­ra­mı" ile en küçük bir il­gi­si yok­tur.

Soru: PKK'nın iş­le­di­ği suç­la­ra ka­tı­lan­la­rın so­ruş­tu­rul­ma­la­rı ve ce­za­lan­dı­rıl­ma­la­rı ada­le­te uygun mu ve ye­rin­de mi?

-Suç iş­le­ye­nin ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı ada­le­tin bir ge­re­ği­dir… Ada­le­te karşı bir gi­ri­şim değil. Ama is­te­nen ve talep edi­len, her türlü yar­gı­la­ma­nın adil ol­ma­sı­dır. Ada­le­tin si­ya­se­tin iki du­da­ğı­nın ara­sın­dan kur­ta­rıl­ma­sı, ba­ğım­sız ol­ma­sı­dır.

Soru: As­lın­da bu so­ru­lar tek bir so­ru­ya da in­dir­ge­ne­bi­lir: FETÖ ve PKK ör­güt­le­ri­nin iş­le­dik­le­ri suç­la­ra ka­tı­lan­la­rı yar­gı­la­mak ve ce­za­lan­dır­mak ada­le­te uygun mu ve ye­rin­de mi?

Biz de özet­le­ye­rek ya­nıt­la­ya­lım:

-Yargı mut­la­ka ba­ğım­sız ol­ma­lı­dır. Si­ya­se­tin gü­dü­mün­den çı­kar­tıl­ma­lı­dır. Yargı her­ke­se karşı adil ol­ma­lı­dır; ta­raf­sız ol­ma­lı­dır. Ama terör ör­güt­le­ri­ne karşı sür­dü­rül­me­si ge­re­ken si­lah­lı mü­ca­de­le­nin yargı ile ve ada­let kav­ra­mı ile hiç­bir il­gi­si yok­tur.

Asıl teh­li­ke, her ne ne­den­le olur­sa olsun, ada­le­tin yıp­ra­tıl­ma­sı­dır; yar­gı­nın ba­ğım­lı ve gü­düm­lü hale ge­ti­ril­me­si­dir.

Sonuç ola­rak, yar­gı­nın dü­şü­rül­dü­ğü bu ka­ran­lık or­ta­mı, "yar­gı­nın altın çağı" ola­rak yo­rum­la­ma­yı an­la­ya­bil­me­miz müm­kün de­ğil­dir.

Çok daha büyük teh­li­ke ise, in­san­la­rın dü­şün­ce­le­ri­ni [ve kim­lik­le­ri­ni] bir ki­şi­ye, bir di­sip­li­ne bağlı kıl­ma­la­rı, ipo­tek et­me­le­ri­dir.

Bir ül­ke­nin va­tan­daş­la­rı kendi ki­şi­sel sor­gu­la­ma ye­te­nek ve öz­gür­lük­le­ri­ni kendi ira­de­le­ri ile terk edi­yor­lar­sa, de­mok­ra­si o ül­ke­ye o öl­çü­de uzak­tır…

De­mok­ra­si­nin iş­le­me­di­ği bir ül­ke­de de ada­let­ten söz et­me­nin im­ka­nı yok­tur…

www.​haksal.​av.​tr

farukhaksal@​gmail.​com

 

 

Cuma, 30 Haziran 2017 07:12

KİRLİLİK, ADALET, KATILIMCILIK…

Egenin inci gibi bir sahil kentindeyiz.

 

Mevsim yaz.

İnsanlar sabahın erken saatlerinde deniz kıyısına koşmuşlar, suya girip serinleyecekler.

Denizin üzerinde öbek öbek kirlilik kalıntıları…

Yoğun ve sıklıkla deniz yüzeyine yayılmış kabarcıklar, atık birikintileri…

Ama ahali istifini bozmamakta kararlı.

Cumburlop deniz…

Keyifle yüzüyor sakin halkımız, umurunda değil denizin kirliliği, kabarcıklar, atık tanecikleri, denizin vitrinine yerleşmiş koli basili.

Şu taraftan yüzelim, o öbeği kenarından dolaşalım, hünerlidir ahalimiz, beceriklidir.

“Ucundan acık!..” İşte o kadar!

İşte mesele budur…

O halk fütursuzca o denize girdikçe…

Yaşam alanını tehdit eden risklere karşı baş kaldırmadıkça, itiraz etmedikçe… O deniz kirli kalacaktır.

Umursamazlığın kaderi bu sonuçtur.

O zaman herkes bu kirli sularda çalkalanıp şap-şap yapmağa layıktır, müstahaktır; geçiniz…

Katılımcı demokrasi işte böyle bir şeydir.

Katılmıyorsanız, yoktur…

O tepkiyi vermiyorsanız, sonuçlarına razısınız demektir.

Adaletsizliklerden hiçbir şikâyetiniz yok mu?

Yaşayın dilediğiniz gibi… Keyfiniz bilir.

Ama adaleti talep edenlere karşı olan cephede yer almaya hakkınız var mı?.. Hiç değilse bunu sorgulayın.

Ahmet ile Ayşe de adalet talep ediyor.

Oysa ben Ahmet’le de sorunluyum, Ayşe ile de…

O zaman…

Ben, karşı safta olmalıyım.

Mantık mıdır bu?..

PKK ve FETÖ’nün Adalet Yürüyüşü’nden yana gözükmesi, bu etkinliğe karşı girişilmiş en büyük provokasyondur!..

Gübre dökmek, kurşun sıkmak, Rabia işaretleri ile karşı çıkmak küçük amatörce kundaklamalardır…

Adaleti katleden FETÖ’nün kendisidir… Adalet talebi bu terör örgütünün istismar etmeyi başarabileceği bir etkinlik olamamalıdır.

Yaşam hakkını yok etmeye çalışan, bir ülkenin tüm düzenini yerle bir etmek için silaha sarılmış olan PKK’nın adalet talep etmeye hakkı yoktur…

Çünkü bu ülkede gerçek anlamda adalet, bu iki terör örgütü yok edildiğinde kurulma yoluna girebilecektir.

İnsanların, “şef” öyle karar verdi, diye değil… Kendi öznel sorgulama yetenekleri ile düşünmeyi öğrenmeleri katılımcı demokrasinin birincil şartıdır.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

Perşembe, 29 Haziran 2017 11:26

ADALET TALEBİ NİÇİN KORKUTUYOR?

ADALET TALEBİ NİÇİN KORKUTUYOR?

Bugünkü koşullarda Türkiye’yi içine yuvarlandığı karanlığın içinden kurtaracak tek siyasi örgüt CHP’dir.

Yönetimini beğenirsiniz, beğenmez eleştirirsiniz; ama somut/reel/elle tutulur gerçek budur…

CHP daha [çok daha] iyi bir yere getirilebilir mi?

Bu ayrı bir sorundur.

Bu sorunu çözmek ise; partinin içinde, yanında, arkasında olmakla kaimdir.

Karşısında değil!

Türkiye’nin iktidar partisi AKP’dir.

Ama her nedense muhalefet partilerinin bir bölümü AKP’yi değil, CHP’ye muhalefet yapmaktadırlar.

Hedefte CHP vardır…

Hele hele etkinliğini [nihayet] kitlelerle buluşturmayı başaran CHP, AKP’nin önderliğinde sürdürülen “cephe”nin ortak düşmanıdır.

Adalet talebi Türkiye halkının talebidir.

Yargının bağımsızlıktan uzaklaştığı bir süreçte adalete olan talebin karşısında yer almanın anlamı ve nedeni sorgulanmalıdır.

Fethullahçı Terör Örgütü’nün bu ülkeye nasıl yerleştirildiği herkesin malumudur.

Kimlerin desteği ile, kimlerle kol/kola ve kimlerin imkanları ile bu ülkenin kılcal damarlarına kadar yerleşildiğini bilmeyen yoktur.

Devrin başbakanı hoca efendiye;

- Ne istediniz de vermedik, demiş…

Ancak, yolun sonuna doğru, kendisinden “iktidar koltuğu” istenince vermemiştir.

Bu durumda FETÖ de, o koltuğu silahla almaya kalkışmıştır.

İşin özeti budur.

15 Temmuz gerçeği –kısaca- budur.

Ama bugün…

Tüm melanet CHP’ye fatura edilmek istenmektedir.

CHP FETÖ’cüdür.

CHP, PKK yanlısıdır.

Adalet talebi FETÖ ve PKK’nın talepleridir. CHP bu talebin taşeronudur.

El insaf!

Herkes adalet talebinin sahibidir…

Katil de adalet isteyebilir.

Adil yargılama, dolandırıcının da hakkıdır…

Yargı bağımsızlığından yana olmak hiçbir zaman sulandırılmaması gereken, çirkin politik hesaplara bulaştırılmaması gereken en temel insanlık hakkıdır.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

Çarşamba, 28 Haziran 2017 14:27

ADA­LET HER­KESİN HAK­KI­DIR

ADA­LET HER­KESİN HAK­KI­DIR

Ül­ke­nin ana mu­ha­le­fet par­ti­si TBMM’nin sa­lon­la­rı­nı terk edip, mey­dan­la­ra çıktı: Tepki büyük!

Pa­ni­ğin de­re­ce­si şa­şı­la­cak gibi.

- Ada­let, ad­li­ye­de ara­nır­mış…

Peki ya orada da kal­ma­dıy­sa?..

- Ada­let Yü­rü­yü­şü’nü FETÖ al­kış­lı­yor­muş…

Oysa ger­çek­te FETÖ ya­pı­lan ada­let­siz­lik­le­ri al­kış­lı­yor. Hukuk dışı uy­gu­la­ma­la­rın, türlü çe­şit­li kum­pas­la­rın geç­miş­te –sa­de­ce- ken­di­si­ne fa­tu­ra edil­miş ol­ma­sı çe­liş­ki­si böy­le­ce or­ta­ya çık­mı­yor mu?

- HDP de Ada­let Yü­rü­yü­şü’nü des­tek­li­yor­muş…

Bir ül­ke­de ada­le­tin çi­vi­si çı­kar­sa top­lu­mun her ke­si­mi bun­dan ra­hat­sız olur. Bu du­ru­mun so­rum­lu­su ada­le­ti ara­yan­lar değil, onu bu du­ru­ma ge­ti­ren­ler­dir.

Ada­let, öz­gür­lük, de­mok­ra­si, sos­yal ada­let gibi il­ke­ler her in­sa­nın en doğal ih­ti­ya­cı, en önde gelen hak­kı­dır.

- Ada­let Yü­rü­yü­şü’ne ka­tı­lan­lar için­de neo-li­be­ral kim­lik­ler var­mış…

Bu eylem kit­le­sel bir ha­re­ket­tir. Ka­tı­lım çağ­rı­sı “ada­let talep eden” her­ke­se­dir.

Bir katil de ada­let is­te­ye­bi­lir. Ada­let her­kes için ge­rek­li­dir.

Ada­let öyle bir kav­ram­dır ki, onu talep eden­le­ri tas­nif ede­mez­si­niz; “sen ada­le­ti is­te­ye­mez­sin, ke­na­ra çekil,” di­ye­mez­si­niz…

Bir­leş­mek, ci­la­lı nu­tuk­lar ara­cı­lı­ğı ile ger­çek­leş­mez.

Somut he­def­ler or­ta­ya konur ve ancak böy­le­ce, [bu he­def­ler­le sı­nır­lı ola­rak] or­tak­lık­lar or­ta­ya çıkar.

Si­ya­sal ola­rak karşı ol­du­ğu­muz odak­lar de­mok­ra­si­den ve ada­let­ten ya­rar­la­na­cak­lar kor­ku­suy­la de­mok­ra­si­den ve ada­let­ten vaz­ge­çi­le­mez.

Vaz­ge­çi­li­yor­sa… Bu yol­dan ancak fa­şiz­me ve to­ta­li­ter sis­tem­le­re va­rı­lır.

Ada­let için baş­kal­dı­ran­la­rın ker­va­nı [Üs­kü­dar’ı değil] Bolu Dağı’nı geç­miş­ken, şöyle bir tar­ta­lım Tür­ki­ye’nin si­ya­set or­ta­mı­nı…

Ada­let Yü­rü­yü­şü’ne kim­ler karşı?

AKP karşı.

MHP karşı.

Vatan Par­ti­si karşı…

İnsan­lar, Ada­let’i kim­le­rin talep et­ti­ği­ni sor­gu­lar­ken, kim­le­rin karşı cep­he­de saf tut­tu­ğu­nu da göz­den ka­çır­ma­ma­lı­lar.

 

Bu tah­li­lin so­nu­cu, ol­duk­ça ay­dın­la­tı­cı ve o öl­çü­de de şa­şır­tı­cı­dır.

Çarşamba, 21 Haziran 2017 10:29

BATI, ADALET VE KAROKOL ARSINDAKİ İLİŞKİ

BATI, ADALET VE KAROKOL ARSINDAKİ İLİŞKİ

Atilla İlhan diyor ki;

Yekpare bir Batı yok!..  Her biri kendi kültürel sentezini yapmış tek tek ulusal devletler var. Örneğin İtalyan müziği ya da mizahı, İngiliz’inkinden fersah fersah farklı…

- Ancak, [diye sürdürüyor konuşmasını ünlü düşünür/yazar/şair/romancı ağabeyimiz] bütün bu ulusal kültürlerin 3 ortak noktası var:

1.- Hıristiyanlık.

2.- Rasyonel düşünceye bağlılık.

3.- Emperyalizm…

Ayrıca… Batı medeniyeti herkes için değildir. Sadece kendileri içindir…

Bizler [mazlum milletler] Batı’nın 2. sınıf ulusları, yani sömürgeleriyiz. Ancak bu rolü, bu mertebeyi “ilericilik” olarak savunan aydınlar var bu ülkede…”

Ön-kabullerimizi aşan önemli bir düşüncedir söylenenler…

Unutturulmaya çalışılan Mustafa Kemal Atatürk düşüncesinin özünü oluşturmaktadır.

Mustafa Kemal, emperyalizm ile kıran kırana mücadele vermiş bir komutan olarak [aynı zamanda] Batı kültürü içindeki özü, [yani rasyonel düşünceyi] benimsemiş bir düşünürdür.

Bir başka deyişle Atatürk, Batı kültürü denen sarmalın temelindeki özü kendi ülkesine taşıyan bir kültür elçisidir.

Ama hemen bunun yanında, “yurtta sulh, cihanda sulh” siyaseti ile, emperyalizmin saldırılarına karşı etkin bir dik duruş sergileyen bir devlet adamıdır.

Peki, bugün neredeyiz?

Bu düşüncelerin neresindeyiz?

Bugün siyaset eli resmileştirilen kültür, rasyonel düşüncenin karşısında yer alan mistik, tarikatlara ve hoca efendilere dayalı imam hatip kültürüdür…

Sürdürülen dış politikanın esasında ise, Batı’nın saldırgan politikalarının karakolu olma işlevi temel bir hareket noktasıdır.

Batı kültürüne en uzak noktada konuşlanan mihraklar, Batı’nın emperyalist politikalarının uygulayıcısı durumundadırlar.

Rasyonel düşüncenin karşısında yer alan kadrolar, laiklik karşıtı eylemlerin odağında konuşlanmaktadırlar.

“Yurtta Barış Dünya’da Barış” ilkesini görmezden gelen egemen güçler, emperyalist politikaların vurucu gücü ya da ikmal merkezi olarak görev üstlenmektedirler.

Türkiye’nin milli kültürü Ortaçağ’a doğru geriletilmekte, dış siyaseti ise, yabancı çıkarlarının taşeronluğunu yapmaktadır…

Demokrasi ise, bütün bu yöntem ve stratejilerin uygulanabilmesi için kullanılan mekanik bir aygıt haline getirilmiştir.

Hele adalet?..

Günümüzün adalet aygıtının bir bölümü, ne yazık ki, bu gidişe karşı duran insanları engellemeye çalışan etkin bir güç haline dönüştürülmüştür.

İşte Ankara’dan İstanbul’a doğru yürüyen insanların temel hedefi, adaleti –yeniden- adil ölçülerin içine geri döndürmektir.