19 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Ünsal Yalçınkaya

Ünsal Yalçınkaya

Ünsal Yalçınkaya Hakkında

Web sitesi adresi:

Salı, 13 Haziran 2017 09:42

SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ…

SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ…

Sözün bittiği yer neresidir diyenlere, işte tam burasıdır demek gerekli,

Bu Millet kime inanacak,

Kime güvenecek,

Sözün bittiği yer  denir ya,

Tüm umutların bittiği yere vardık artık,

Nasıl çıkacağız bu girdabın içinden bilen var mı?

İnsanlarımız kime inanacaklarını, kime güveneceklerini bilmemekteler,

Bundan dolayıdır ki hem aynı teraneler.

Referandum öncesinde Devletin en üst düzeydeki  kişilerden aldıkları söz,

“EVET verin, Terör bitsin”

Bitti mi,

Aldınız evetleri, terörü bitirdiniz mi?

16 Nisan’dan bu yana kaç canımız gitti, kaç Ocağa ateş düştü,

Kaç tane ana yüreğine Ateş düştü,

Onu yaşayanlar bilir,

Acıyı çekenler bilir

Aybük’e öğretmenime kıyan o hain elleri hani kıracaktınız,

Daha henüz çiçeği burnunda öğretmen,

Daha nice çiçekleri açacaktı okulunda

Kardelenlerin kökleri kurutulmaya devam ediliyor

Ya Allah’ımın aşkına Sizleri bu millet ne görevi verdi de bu acıları yaşatmaya devam ediyorsunuz,

Ne yapıyorsunuz sizler,

Bu millet sizleri bundan dolayı mıdır güvenip o çok sevdiğiniz koltuklarınızda kalmanız için destek veriyor,

Ülkeyi ne kadar zarar veriyorsunuz,

Bu milleti ne acılar yaşatıyorsunuz,

Ne zamana kadar devam edecek,

Top yekun bu milleti Cephelerde  kan gölünde boğdurtmak mıdır derdiniz,

Yavrularımızı KATO dağlarında,Dar geçitlerde şehit verirken tek tesellimiz vardı, Vatan savunması,

Bayrağımızın semalarımızda özgürce dalgalanması,

Bu vatan toprağının bir tek çakıl taşı için canını seve,seve vermeye hazırız

İyi de

Ne işimiz var bizim Suriye çöllerinde,

Katar Çöllerinde,

Sizin yanlış politikalarınız yüzünden verdiğimiz  canlarımız yetmedi mi daha,

Bakın siz güney doğunun ve doğuyu  FEODALİZM’ den kurtarmadığınız sürece

Bu kanlı terör bitmez,

Küresel ENERJİ kavgaları içinde akıllı siyasi politikalarınızı belirlemediğiniz sürece ŞAMAR  oğlanlıktan bu ülke kurtulamaz,

Dışarıda  ülke şamar oğlan,

İçerde vatandaş şamar oğlan,

Milenyuma kadar  güdülen   bağımlı  ve taraflı siyasetin gelindiği son nokta, nasıl ve  ne zaman kurtulacağız,

Bu ülke gerek iç politikada, gerekse dış politikada terk ettiği KEMALİZM’i kavuşmadığı sürece daha da acılar yaşamaya devam edecektir,

O halde DELVETİN KURULUŞUNDA belirlenen Ülke siyasetinin omurgası  olan

KEMALİZM  ile yönetilmeye başlanırsa  bıçakla kesilir gibi  iç sorunlarımız kangren olmaktan kurtulur, dış siyasetimizde  Bağımsızlıkla  buluşur.

O halde aklı selim olmak,

Akıl ve bilim kılavuzumuzu kavuşmaya tam gaz gitmeliyiz…

 

Cumartesi, 10 Haziran 2017 22:49

ZEYTİNİMİ DOKUNMA -3-

ZEYTİNİMİ DOKUNMA -3-

Evet, bazı şeyler vardır,insan hayatında vaz geçilmezdir,

Evlat gibi,

Eş gibi,

Anne , Baba gibi,

Akraba gibi,

Can dost gibi.

Doğanın insanlığımıza bahşettiği,vaz geçilmezlerimizden biri olan Zeytin de bunlardan biridir,

İnsan sağlığı yerinde olduğu sürece vardır, var olmayı,yaşamını devam ettirmeyi düşünür hep,

İşte bu sağlığımızın varlık sebeplerinden birisi de hani ZEYİN Mİ? TESİS Mİ diye mukayese ettiğimiz ZEYTİN  ve ürünleridir.

Zeytin ürünlerinden,

Zeytin yağı İnsan sağlığının olmazsa olmazlarındandır,

Beslenmemizde Zeytin yağı kadar önemli Zeytin meyvesinin kendisidir,

Sabah kahvaltılarımızın vaz geçilmezlerindendir tıpkı yağı gibi,

O halde Zeytin geleceğimizdir,

Geleceğimiz çocuklarımızın da vaz geçilmezleridir,

Biz ülkemizdekilerin kıymetini bilmez yok edersek mahkum oluruz üreten ülkelere,.

Bu ürün Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü tüm ülkelerde varlığını sürdürmekte,

Üretimi arttırılmaya devam edilmekte,

Ne akla hizmet ise bizde yok edilmekte,

Bu ne demektir biliyor musunuz?

Doğmuş ve doğacak Çocuklarımızın geleceklerinin karartılması demektir,

Torunlarımızın sağlıklarının karartılması demektir,

O halde zeytinimizi dokunurken bir daha, bir daha düşünmek zorundayız,

Zeytinlerimizi dokunanlara karşı da en sert tarafından hukuki yaptırımları uygulamalıyız ki Zeytinimizi dokunmaya cesaret edemesinler,

Rant’ın o kadar gözü dönmüş,

Kararmış ki gece karlığını bile fırsat bilerek Zeytin ağaçlarımızı o karlıktan istifade ederek yok ediyorlar,

Sonrası mı,

Zeytin yok edildi,

Hemen üç kuruş rant’a imar,

Ya maden ocağı,

Ya taş ocağı,

Ya da Beton yığını Siteler.

Araştırma,soruşturma,yaptırım var mı,

Yok,

Neden mi,

Balık Baştan kokar,

Bu ülkeyi yönettiklerini sanan iktidar ve muhalefet sahipleri aynı zihniyetteler,

Hepsi Rant’tan beslenmekteler,

Çözüm mü yaratırlar,

Çözümü çözümsüzlükte aramayalım beyler,

Çözüm  MİLLETİN  ta kendisidir,

Geleceğini sahip çıkmayan Milletler,böyle yönetilmeye mahkumdurlar,

ZEYTİNİ SAHİP ÇIKMAK,

Geleceğimizi de sahip çıkmaktır,

Haydi öyleyse hep birlikte ve beraberce geleceğimizi sahip çıkalım…

 

Cumartesi, 10 Haziran 2017 09:35

ZEYTİNİMİ DOKUNMA -2-

ZEYTİNİMİ DOKUNMA -2-

Zeytin doğanın insanlığa hatta tüm canlılara bir armağanıdır,

Tüm canlılara dedim, Çünkü bazı canlıların barınmaları için, bazı canlıların beslenmeleri için,ve hatta yaprakları toprakla karışarak gübre olması bile bir nimettir.

Şimdi buradan sormak hakkımız olmalı bizlerin, bu yok etme politikalarının hesabını.

Bakın  MACARİSTAN’ ın  başkenti  Budapeşte de bir otelin bahçesinde gördüm,

Adamlar  Saksıda  Zeytin yetiştirmeye çalışmışlar,

Otelin koca bahçesi saksılarda Zeytinlerle doluydu.

Elin adamı saksıda bile yetiştirmeye çalıştıkları zeytini için neleri yapıyor,

Ya bizimkiler,

Yetişmiş Zeytinlikleri

Hatta TARİH kokan yüz yıllık zeytinleri rant uğruna yok etmeyi hatta bu konuda YASAM  gücü ile yok etmeye çalışıyorlar,

Hangi akıl,

Hangi ÜST akıl.

Tesis kuracak arazi mi kalmadı,

Bayırlar,Makilikler,

Kıraç araziler ne güne duruyor,

Yok biz oraları istemeyiz dercesine,var mı yok mu RANT.

Şimdi sorarım size,

Didim’de Tesis kuracak yer kalmamış gibi gidin siz MAVİŞEHİR’ in  hemen kıyı kenarına Tesis kurun, Yada Doğu bölgesinde Devlet demiryolu tesislerinin bulunduğu bölgeye, yada Akademi bölgesineHalbuki üst taraflarda dümdüz kıraç makilik araziler var iken.

Akıl almaz bir şey bu,

Bu ne tesis,ne de kalkınma,

Bunun adı düpedüz RANT’ dır RANT. . (Misal olarak verdim)

Bir zamanlar bizim ilk okul çağlarımızda  Okullarda SÜT TOZU’ undan yapılma,SÜT’ ler, yoğurtlar, VİTA yağı yedirdiler,

Zeytin yağımıza ne oldu da bizleri VİTA yağına alıştırdılar,

İnsan sağlığına TIP insanları zeytin yağı,zeytin ve zeytin ürünleri tavsiye ederlerken ne oldu da bizlere süt tozu, VİTA  gibi sömürü aracı alışkanlıkları yapan besinler yedirdiler.

O gündür bu gündür Emperyalistler bizim HAYVANCILIĞIMIZLA, ZEYTİNCİLİĞİMİZLE uğraşır dururlar,

Başardılar mı,

Eh, başardılar.

Amaç bellidir,

Devletimizi üretimden düşürmek ve milleti bağımlı kılarak boğazımızı sıkmaktır.

Amaç,üst akıl SÖMÜRÜ diyor,

Bizi yönettiklerini sandıklarımız, birer emperyalist hizmetkarlardırlar,

Bakınız buradan iddia ediyorum, beğenmediğiniz Yunanistan’da böyle bir kanun çıkartmaya kalksınlar Yunan halkı ayaklanır,

Tüm siyasi partiler,Sivil toplum örgütleri ayağa kalkar,

Meydanlar DAR gelir dar…

Hani bir söz vardır “ Bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu” diye,

Sen devlet eliyle vatandaşına zeytin fidanı  dağıtacaksın bedava, zeytinlik kursun diye,

Öte taraftan kanun çıkartacaksın zeytinleri yok edeceksin Zeytin mi? Tesis mi? diye.

Aklımızla alay ediliyor.

Yıllardır bu ülkede Zeytin ve zeytinyağı politikalarını inceleyin,

Vatandaşı zaten beş para getirmiyor dedirttiler

İki yıl öncesine kadar bir lt.zeytin yağı 3-5 tl idi,

Bir kg. tane zeytin 1,5-2 tl idi

Bu fiyat politikası yıllar yılı böyle sürdürüldü,

Üretici perişan edildi,

Para etmiyor diye  dertlenir duruma getirildi üretici,

Özellikle sahil bandındaki zeytinlikler  Betonlaşma adına  yok edildiler,

EGE ve Akdeniz sahilleri,

Akbük,  Kazıklı, Davutlar, Kuşadası, gözümüzün önünde

Sonuç, adım,adım bu günlere getirildi.

Uyu Milletim uyu,

Yıllar sana çok acı olarak bunları hatırlatacak ama geriye dönüşü olmayan bir yolda olduğunu hatırlatanlar, bizler çok geç kalmış olacağız…

Bence Zeytinlikleri yok edip tesis kurmak belki çok kolay olacak ama,

Yok edilen o zeytinlikleri tekrar eski haline getirmek ömür yetmeyecek,

Gelecek nesillerimizin vay geleceklerine,

Yazık etmiyor muyuz geleceğimizi?

Geleceğimizi kendi ellerimizle yok etmiyor muyuz?

 

Geleceğimizi sahip çıkmak için ZEYTLERİMİZİ SAHİP ÇIKALIM…

Perşembe, 08 Haziran 2017 09:09

ZEYTİNİMİ DOKUNMA !.. -1-

ZEYTİNİMİ DOKUNMA !.. -1-

Zeytinimi dokunma,

Evet beyler zeytinimizi dokunmayın,

Hayatında  hiç zeytin dikmeyenlerin,

Zeytini dalından toplamayanların,

İftihar sofralarında oruç açmak için Zeytine muhtaç olmadıkları için,

Zeytinin kıymetini ne kadar bilebilirler ki.

Onlar oruçlarını BALLI hurmaları ile açarlar,

O hurmalar ithaldir, Paralarını da zeytinleri kökten sökülen  vatandaşın vergileri ile ödenir,

Yedikleri hurmalar,

Sonrasında da vatandaşı TIRMALAR.

Bırakalım da yarenliği,

Gelelim Zeytinimize.

Zeytinin değeri bence paha biçilmezdir,

Ekonomik değeri,

Sağlımıza olan büyük faydaları,

Bütün bunların yanında da bir başka değeri vardır,

Bu da göz ardı edilmemelidir,

Nedir mi?

Dağlarda taşlarda,kayalıklarda yetişir zeytin ağacı, hem de bol yağlıdır zeytinleri,

Tıpkı Kızılçam ağacının yetiştiği bölgelerdir yetişme yerleri,

Bir çok insan der ki bu ağaçlar buralarda nasıl yetişiyor diye,

Hatta canlı bir örneğine ben rastladım,

Kazıklı bölgesinde, yol kenarında taşın üzerinde bir zeytin ağacı ve her sene mahsul verir,

Yoldan gelen geçen herkesin gözü vardır o zeytinde,

Gelen geçen daha sezon başlamadan eteklerinden zeytinlerini sıyırır sahibinin haberi bile olmadan,

Nereden mi biliyorum,

Çünkü o ağaç Babam’ ın kardeşi Amca’ma aittir de oradan bilirim,

Hep sorarlar bu zeytin bu taşın üzerinde olmasına rağmen nasıl kurumuyor, suyu nereden alıyor diye,

Ha püf noktası da orada,

Dağlarda suyu nereden bulacaksın ki zeytini, çamı sulayacaksın,

Doğanın  nimeti,

Hava’nın nemi ile sulanır zeytin ve çam ağaçları,

Yani zeytinin ve çam ağacının bulunduğu yerlerde Nem,Rutubet olmaz,

Çünkü Zeytin ve Çam havanın nemini emer,

Suyunu da oradan temin eder.

Bu nedenledir ki AKBÜK’ de eskiden havanın nemi  deniz kenarı olmasına rağmen olmazdı,

Ama, son yıllarda NEM oranı artı,

Çünkü zeytinleri ve çamları beton’a tercih ettik ve neredeyse % 50 oranında çam ve zeytin ağacını yok ettik,

Ne uğuruna,

Rant uğruna, Yazlık yapma adına.

Buradan  duyuruyorum ilgilere, Akbük’ün çıkışında Kazıklıya doğru iki büyük zeytinliğin arasındaki Zeytinliğe ne olmuş bir görün,

Sanki orada zeytinlik yokmuş gibi,

Beton yığını  olmuş,

O zeytinliğe imar izni veren ilçe tarım  yetkilileri hiç mi vicdanınız sızlamadı,

Belki sayın başbakan zeytini bile tanımaz,

Onun içindir ki çıkar TV’lere milletin gözünün içine baka,baka Zeytin mi, Tesis mi diye demeç verir,

Ama benim sözüm buraların imara açılması iznini veren koca,koca hem de Yükseği de etiketlerinde taşıdıkları Ziraat Mühendislerimize, sizlerde mi rantiyecilerin kurbanısınız,

Zeytin, DOĞA’ mızın insanlığa, canlılara verdiği en büyük armağanlardan biridir,

Bir zeytin ağacı meyve verme yaşı 10-15 arasıdır,

İmara açılan zeytinliklerimizdeki ağaçların yaşları nereden bakarsanız bakın en az 150-200 yıllıktır,

Akbükteki  ağaçlardan bahsediyorum,

Onlar birer tarihtir,

Buranın yerlileri olan Yunanlıları, Rumları yaşamış birer tarihtir onlar,

Ama şimdi yoklar,

Ne uğruna,

RANT uğruna…

 

Çarşamba, 07 Haziran 2017 15:39

ÜLKEMİN KADERİ -2

ÜLKEMİN KADERİ -2

Bu yazılarımın ilham kaynağı olan bir resim,

Sosyal medyadaki resim,

Üst taraf da  Recep Tayip Erdoğan resmi

Üzerinde “bundan kurtulmanın tek yolu”

Altında D.Bahçeli ve K.Kılıçdaroğlu’nun  resimleri,

“Bunlardan kurtulmakla  mümkündür” yazısı.

Doğru mu,gerçekten bana göre doğru,

Üçü bir araya nasıl denk getirildi mi diye soracaksınız öyle değil mi?

Neredeyse 50-60 yıllık bir proje olan “Yeşil Kuşak  Projesi”nin ürünü,

BOP uygulaması için hesaplanmış,uygulamaya konulan bir proje.

Eskiden de belli olmasına rağmen gerçek yüzünü 2016 Aralık ayından beri gösteren  BAHÇELİ yaptıkları,söyledikleri ve uygulamaları yeterli değil mi?

Ne diyordu,

Her şeye rağmen bir oyum var onu da “evet” vereceğim.

Ya yaptıkları,

Ya MHP tabanından yükselen ATATÜRK Milliyetçilerini sindirmek adına yaptıkları,

Türkiye Cumhuriyetine  yaptığı Kötülük,

Hepsi projeydi ve uyguladı,

Ya Kemal Bey’e ne dersiniz,,

Unuttuklarımı  sormayın,sizler biliyorsunuz  zaten,

“Tıpış, tıpış ı  ”  ABD Ankara büyükelçiliğine gizlice gidip yapılan gizli görüşmeden sonra CHP Yönetiminde, M.Vekili yapılanlara ve hatta en yetkili organ olan  kendisinin yetkilerini kullanan Genel Başkan yardımcılıklarına getirilmeleri,

7 Hazirandan  sonraki istikşafi görüşmeler, 33 gün Türkiye’nin kayıp günleri, ne adına,

Tabanını kaybeden AKP nin toparlanma ve kan kaybını önleme çalışmalarına katkıdan öteye başka bir şey değildi.

Ve 16 Nisan referandumu,

Bütün bunlar SOROS  yelpazesindeki Y-CHP’ nin ürünü

Sayın Kılıçdaroğlu CHP Seçmenine güven vermiyor,

Türk Milletine de güven vermiyor,

Bu nedenle seçimlerde  %25’i hiçbir zaman  geçemez,

Kemalist CHP’nin bu ülkede  %35 üzerinde oyu vardır,

Birde güven verilirse bu oy % 40’ ları geçer,

Geçmemesi için hiçbir sebep yok,

Tek sebep  Güven verilmemesi,CHP’de proje yönetimlerin olmasıdır.

Son referandumu baz alırsak, vatandaşlar olarak  görevimizi yapmış sayarım,

Gerek MHP tabanı, gerekse CHP tabanı ve anti emperyalist Sadet Partisi tabanı.

Vatan Partisinin Kemalistleri tam anlamıyla görev yapmıştır.

Yapılmayan ne?

Her türlü hileye karşı y-CHP yönetimi  Milletin iradesini sahip çıkamamasıdır,

Lafla peynir gemisi yürümez, ağaları otur oturduğun yerinde mi dediler ne dedilerse,

Laf ürettiler ama gereğini yapmadılar,

Efendim neymiş iç savaş kışkırtıcılığı olurmuş,

Adam  yapacağını yapacak, söyleyeceğini söyleyerek,

Tıpkı  “gezideki MHP’nin  ülkücüleri  eylemin dışında tuttuğu gibi

“atı alan Üsküdar’ı aştı” sözünü yemek için  Ankara’nın göbeğindeki YSK ‘ya 135 Vekilinle birlikte  gidip baskı kurmayı bile göze alamadın,

Acaba neden?

Ben, CHP tabanının  KEMALİST  çizgisinden asla hiç şüphe duymadım. Bu Kemalist tabanından artık tek beklentimin kaldığını söylemek istiyorum,

CHP’ yi y-CHP projesinden kurtarmaları,

Altı ok’ un  anlamının hayata geçmesini sağlayacak Kemalist bir yönetimi iş başına getirmek için kolları sıvaması gerektiğini  bekliyorum,

Bu olağan kurultay hem CHP için,hem de  Laik Türkiye Cumhuriyetinin son şansı,

Kemalist bir CHP yönetimi, Hem CHP’yi, hem de Türkiye’yi bu çıkmazdan ,kıskaçtan  kurtaracak ve hatta ORTA DOĞU BATAKLIĞINI  da kurutacaktır.

Olağan Kurultay için parti içinde yine görevliler,Rantiyeciler,şantiyeciler iş başında,

Önce Delege seçimleri,

İlçe yönetim seçimleri,il seçimleri ve kurultay delegeliği hesaplarının yapıldığı şu günlerde

Artık KEMALİST  CHP’lilerin,

Siyaseti  bir RANT kapısı görmeyen CHP’lilerin,

Dur artık yeter diyebilenlerin  ellerini taşın altına koyması gerektiğini bekliyorum.

Bu işi bir daha ki sefere bırakırsanız zaman yetmeyecek,

Çünkü 2019 dan sonrası için yıl 2023 ‘e ramak kalmış olacak,

Belki de başka seçim görmeyeceğiz…

İnançlı, bilinçli KEMALİST GENÇLİĞE,  CHP’li  kardeşime  göreve çağırıyorum…

 

Salı, 06 Haziran 2017 12:36

ÜLKEMİN KADERİ -1-

ÜLKEMİN KADERİ -1-

Çok gerileri gitmeye gerek yok,

Ülkemin kaderi 11 Kasım 1938’ de  hemen değiştirilmeye başlanmıştır,

Kaynak mı? Okuduğumuz yerli yabancı kitaplar.

Bizim yazımızın konusu  Milenyumdan bu tarafa,

Son  olarak kurulan  1999 Sol cephe hükümeti ile  hiç umulmadık DSP’nin gündeme pat diye düşürülmesi

Sonuçta APO yakalanıp Rahmetli Ecevit başkanlığındaki hükümete ŞARTLI teslim edilmesi ile başlar,

Ya sonrası Emperyalizm için kapı aralanmış,

Çünkü TÜRK Milletinin isteği yerine getirilmiş, TERÖRİST başı teslim edilmiş,gerisi teferruattır denme noktasıdır artık,

Geliyorum diyen Ekonomik kriz,

Ve sonuçta ter taraflı Ülkenin kaderini belirleyen OEVLET BAHÇELİ’den malumun ilanı olan  açıklama,

1 Kasım  Erken seçim kararı,

Tesadüf müdür?

Apar topar kurdurulan AKP,

Sonuç tek başı iktidarı,

DSP dışarıda,baraj altı.

Sonuçta adım, adım Yeşil kuşak,,ORTA DOĞU’nun dizaynı BOP  PROJESİ uygulamaları,

Malum herkesin bildiği TÜRK siyasetindeki yeni  ruh,

Baraj altından kurtulup Meclise giren Baykal’a düşen görev Tayip beyin önünü açılması,

Niye mi DEMOKRATLIK meselesi,

Yani Demokrasi meselesi.

Sonra ne mi oldu?

Bilindiği gibi ÜLKEYİ  pazarlamakla görevlendirildiğini meydanlarda hiç saklamadan açık, açık söyleyen bir lider,

Alıcısına Ülkeyi parsel, parsel satmakla görevliler,

Hatırlayalım,

Alıcısını bulduğumda “Babalar gibi satarım “ diyen bir bakanın içinde bulunduğu iktidar.

Ya  sonrası  FETO ortaklığında yürütülen Paralel Devlet yönetimi,

Yine PROJELERİ hayata geçirmeye devam,

Bahçeli yetersiz kalmış olmalı ki CHP tam anlamıyla ele geçirilmeli projesi,

Kumpas projelerinin yürürlüğe konulması,

Öncelikle  emperyalizme sert muhalefet eden TÜRK aydınları,

Kemalist Ordunun paşaları ve subayları ve sonrasında da Onları AVUKATLIĞINI üstlendiğini söyleyen CHP lideri sayın  Baykal’a  KASET  kumpası projesi,

Devrede SOROS,

TESEV kurucu üyesi  sayın Kemal KILIÇDAROĞLU.

İlk iş  azıcık Kemalist ruh’tan kalıntı bulunan CHP’ye  yerle yeksan edilmesi ,

Yeni CHP adıyla  yeni bir ruhu verilmesi,

Kemalist ruhlu, Altı oku ile  yaşam savaşı veren   CHP,, bu durumdan kurtulma adına  Y-CHP olması,

Toplumun beklentisi % 35-40 oyla,yeni kadrolarla  y-CHP iktidarı,

Gerçekte  yeni bir kan, yeni bir ruh diye bekleyenlerin hüsranla  karşılaşması,

Gelinen bu günkü  nokta,

Ülkeyi  Demokrasiyi yerleştireceğini ilan edenlerdin kendilerinin DEMOKRAT  bile olamadıklarını görenlere güven veremeyen Y-CHP yönetimi ve lider kadroları.

Daha ne bekliyorlar,

2023 deki 100. yaşında Laik Cumhuriyet’in miladını mı bekliyorlar.

İşte 16 Nisan’ı kabullenmesi herhalde bunun işareti olmalı.

Ey CHP’li kardeşim hala daha neyi bekliyorsunuz,

 

Fatiha okumayı mı?

Perşembe, 25 Mayıs 2017 09:00

GERÇEKTE SAPLA SAMAN KARIŞTI …

GERÇEKTE  SAPLA SAMAN KARIŞTI …

16 Nisan Referandumu ile  ülkenin yönetimi bir anda değişti,

Yani anlayacağınız  eski yönetim yerine  yeni yönetim anlayışı değişti,

Yani sayın Bahçeli’nin ifadesi ile Anayasayı uymayanları ANAYASAYI uydurdular…

Yeni yönetim anlayışı nasıl olacak,nasıl yürüyecek bilen de yok,

Tam anlamıyla karakucak  güreşe benziyor,

Ne kural tanınır,ne de sistem karakucak güreşlerde,

Şu anda da Ülke yönetiminde aynı şekilde eski Anayasa yürürlükte,yenisi ise sadece bazı maddelere eklemeler yapıldı ve yönetim biçiminde değişiklik yapıldı ama  nasıl yürütülecek,

Sapla samanın karıştığı noktadayız.

Sayın Cumhurbaşkanı, aynı zamanda AKP genel Başkanı,

Cumhurbaşkanı makamına koruyan Anayasa maddeleri yürürlükte,

Siyaset arenada siyaset rüzgarı nasıl esecek,

Bu ülkede  tek bir siyasi parti yok ki,

Siyasi mücadelede rekabetin ötesinde siyasi söylemlere cevap haklarında bazı ağır eleştiriler yapılabilinir,

Peki bu söylemler Cumhurbaşkanının manevi şahsiyetine eleştirmek olmaz mı?

Peki o zaman nasıl ayırt edilecek,

Elbet ayırt edilemeyecek,

Öyleyse Sayın siyasiler nasıl eleştirileri yada söylemleri gerçekleştirecekler.

Bana göre verilecek tüm cevap ve eleştiriler AKP genel başkanı  Sayın Recep Tayip Erdoğan olarak mı yapılacak,

Yani sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan olarak değil.

Peki bu durumdan Cumhurbaşkanlığı makamı yara almayacak mı?

Çünkü  sayın Recep Tayip Erdoğan  Cumhurbaşkanlığı makamında hala ve aynı zamanda da AKP genel başkanı koltuğunda.

İşte bu noktada kendi ifadesi ile  ülke siyasetinde sapla saman karışmış durumda.

Bu akşam ki Bürüksel yolculuğu öncesindeki  havalimanı salonunda yaptığı açıklamalara bakılırsa Meclis Genel Kuruluna katılmayacağını ancak gurup toplantılarına katılıp  genel görüşmelere katılacağını ifade etti.

Gurup toplantılarında siyasi parti Gurup başkanları,Parti genel Başkanları karşılıklı atışmalar,söylemler ve eleştiriler yaparlar,

Hatta ağır sözler söylerler,

Ağır eleştirilerde bulunurlar,

Bu konuda üslup konusunda sayın Recep Tayip Erdoğan  bu söylemlerde kimse eline su dökemez,

Her yöne söylemlerini çekinmeden söyler

Hatta Dış politika konusunda da bunun açık örnekleri doludur yabancı liderlere bile,

Peki yanıtlar geldiğinde sayın Cumhurbaşkanı nasıl karşılayacak,

Bu durumda diğer siyasi liderler nasıl cevap verecekler,

Yani cevap veremeyecekler mi?

Verirlerse AKP genel Başkanı  diye mi sözlerini söyleyecekler,

Peki Cumhurbaşkanlığı makamı yara almayacak mı?

Bağımsız ve tarafsız yargı böyle durumlarda nasıl bir tutum sergileyecek,

Merakla bekliyor ve göreceğiz.

Hadi hayırlısı…

 

Çarşamba, 24 Mayıs 2017 08:26

NE KADAR DA ÖZLEMİŞİK !..

NE KADAR DA ÖZLEMİŞİK !..

Mutlu olmayı,milletçe ne kadar özlemişik,

Belki yıllardır kutlama yapmıyorduk Halk olarak,

Benim hatırladığım kadarı ile  90’lı yılların sonuydu,ÇİLLER’ in başbakanlığı dönemindeydi en son kutlamamız,

AB üyeliği sürecinde tek taraflı Gümrük Birliğini  imzalanmıştık,

Hükümet  önderliğinde KZILAY  Meydanında  Havai fişek gösterisi ile kutlama yapmıştık,

Millet olarak ne kadar mutluluk duymuştuk demi.

Birde şimdi,

Fenerbahçe’nin  Avrupa Basketbol ligindeki şampiyonluğunu

Kutluyoruz, Milletçe,

Halk  olarak  sevindik en azından,

Gerçi Cumhurbaşkanı Fenerbahçeli olmasına rağmen Tarafsızlığını bozmuyor, ama yinede oyuncuları,yöneticileri kutluyor,hangi oyuncuları mı,Sırbistanlı oyuncuların başarılarını övüyor,

Tek bir TÜRK oyuncu yok övülenlerin arasında

Ha dikkatimi çeken de zaten bu,

Şampiyon Basketbol takımımızdaki oyuncular yerli malı değil,hep ithal,

Alıştık ya,

İthalat daha kolay,

Yerliyi yetiştirmek masraflı,güç,

Tercih her şeyde olduğu gibi Sporcuda da ithal…

Sayın Cumhurbaşkanı öncülük yapıp kutlama işareti vermiyor, yoksa TÜRKİYE ayağa kalkardı.

İyi ki Tarafsızlığını koruyabildi.

Belki de  şu an  Parti işlerinin yoğunluğundan fırsat yaratamamış olabilir.

Öte yandan  Kültürel olarak sanata da o kadar duyarlıyız ki,

Sormayın gitsin,

Dünya çapında ünlü Piyanistimiz FAZIL SAY,

O da  Dünya çapında bir ödül aldı,

Ne ödülü olduğunu kaç kişi biliyor sorarım,

Bilenin olacağını sanmıyorum,

Ben söyleyeyim,

Ünlü Besteci BEETHOVEN ödülü.
Bana ne diyemezsiniz,

Bu ödül dünya çapında bir ödül ve Kültürel bir ödül,

Kutlanması gerekli bir ödül ve Devletimiz ve Hükümetimizin bu ödülü sahip çıkması gerekmez mi?

Siyasi Cenahtan tık ses duymadım,duyan var mı?

Gerçi Bilimsel yarışmalarda  incelemeye değer bile bulunmayan öğrencilerimizin Çalışmaları Dünya bilim insanlarınca sahip çıkıldığını biliyoruz,buna göre de nice bilim değerlerimizi kaybediyoruz,

Hayvanat Bahçesi müdüründen TUBİTAK  Başkanı olan bir yerden ne beklenir ki!

Millet olarak çok şeyi hak ediyoruz ama

Bize mi  çok görüyorlar  böyle mutluluk verici kutlamalar yapmayı

Yoksa KÜLTÜRÜMÜZ mü yetmiyor

Ne dersiniz?...

 

Cumartesi, 20 Mayıs 2017 10:07

EKMEĞİME DOKUNMA !..

EKMEĞİME DOKUNMA !..

Yaptığın her şeyi anladık,

Belki de size göre bir anlamı vardı,

Ama:

Ekmeğimi dokunduğunda,

İşte orada dur demek  gerekir.

Hani bir hikaye vardır “ Devrin birinde  Padişah vezirine çağırır der ki,büyük bir cami yapılacaktır,vergi topla diye emir verir,

Vezir,peki sultanım,emriniz olur der,

Tellalcı başı  ahaliye seslenir,

Bundan böyle padişahımız sultanımızın emridir şu vergiyi arttırdık ,şuraya bir cami yapılacaktır,

Halktan homurdanmalar falan,ama zam  ve vergi uygulanır,kimseye fırsat verilmez,

Padişah vezire sorar, vatandaşın tepkisi nedir,

Vatandaş kabullenemedi ,homurdandılar,

Padişah, alışırlar,alışırlar der

Padişah tekrar veziri çağırır,

Vergileri artırın,biraz daha yükseltin emrini verir,

Vezir, sultanım vatandaş zaten homurdandı,

Padişah sen emrimi yerine getir der,

Tekrar vezir,tellalı halkın arasına gönderir,Padişahımız sultanımızın emridir, vergileri şu kadar da  arttırdı der,

Vatandaş yine homurdanır,

Padişah veziri sorar,vatandaşın tepkisi nedir diye,

Vezir’de Vatandaş biraz daha güçlü ses çıkardı,ortalığı velveleye verdi,homurdanma yükseldi der,

Padişah Alışırlar,alışırlar der,

Tekrar Padişah vezire yine vergileri arttırmasını emreder,

Ne yapsın vezir, emir,demiri keser misalinden Tellalcı başını yine gönderir,padişahın emrini  duyurur,

Emir ise şöyledir,

EKMEK’in fiyatı şu kadar artırıldı denir,

Bu defa vatandaştan hiç tepki çıkmaz, büyük bir sessuzluk oluşur,

Padişah sorar, vatandaş ne yaptı der,

Vezir, hiç sesleri çıkmadı,büyük bir sessuzluk içindeler der,

Padişah telaşlanır,

Vezire tekrar emir verir, derhal ekmek zamlarının geri alındığını ilan et,duyur der,

Vezir sorar, sultanım niye der,

Bu sessuzluk pek hayra alamet değil der,

Milletin, halkın ekmeğini dokunduk der”…

Bu millet,yani TÜRK halkı, her şeyi belki  kabullenir ama, ya ekmeğini dokunulmasını, asla…

Emekliye  %3 zam, Çalışana  % 5 zam,

Ama sadece ekmeğine % 25 zam…

Bu gün iki GEVREK alayım dedim

Eskiden  olduğu gibi  iki” 2” tl.verdim,elli kuruş daha istediler,niye deyince  ekmeğe %25 zam geldi demesinler mi,

Emir demiri keser misali yapacak bir şey kalmadı ve gevreği almadan döndüm.

Diğer zamları yazmaya gerek var mı?

Bu  işin sonu nereye dayanır bilmem ama,

Ekmeği dokununca pek bilinmez…

MİLLİ ŞUUR…

Bu sabah ki Gazete manşetlerinden,

Egedeki yunan adası  Midilli var ya,

Bu 19 Mayıs tatilinde Midilliye seyahat etmek isteyen 2000 TÜRK vatandaşı Gümrükte kuyruk oluşturmuş,

Gazete manşetlerine girmiş,

Bende buradan sormak istiyorum, Midilli Lozan’da o günün koşullarında kaybettiğimiz 12 adamızdan birisi,

Ya şimdiki iktidar döneminde kaybettiğimiz ama hala TÜRK Karasularımız içinde yer alan,İZMİR, AYDIN ve MUĞLA  il sınırları içindeki 156 ada,adacık ve kayalıklarımızı hala Lozan’da verdiğimizi iddia eden Hükümet yanlıları,AKP ‘liler niçin sessizliğini korur anlamış değilim,belki bir siyasi ,belki de milli bir duruştan kaynaklanabilir,

Ya TÜRK Halkı  sessizliği,

Midilliye gideceklerine Niçin Bulamaç adasına,niçin Eşek adasına gitmezler,

Ne vize var,ne de Döviz,

Bu adalarımızın Midilliden ne farkı var.

Yani komşu zor durumda,ekonomik krizini atlatsın diye destek olmak için mi gidiliyor.

Ya kendi ülkemiz ne halde görmüyor musunuz?

Yani bu Millet’e ne oldu, ne oldu Milli hassasiyetlerimize,

Ülke Kriz eşiğinde,

Üç kuruş Döviz ihtiyacı   içinde bu devlet,

Ama Döviz harcamak için 2000 vatandaşımız  Midilli kuyruğunda,

Bu ne aymazlık, bu ne şuur,

Ne oldu bu Milletin Milli şuuruna,

Dumura mı uğradık…

 

Perşembe, 18 Mayıs 2017 11:23

ZÜBEYDE HANIM

Değerli  öğretmen arkadaşım, Celal DURGUN’ unun  kaleminden çıkan bu güzel yazıyı izniyle kendi gazetem Mavi Didim gazetesindeki Köşemden Paylaşmak istedim.

Dünya görüşü ve savunduğu  fikirler için kendim kadar emin olduğum arkadaşımın,  Ateşli bir KEMALİST,YURSEVER,  ve Ulusalcı çizgisiyle savunduğu fikirlerini, şu dönemde saldırıya geçen Çakallara,salya sümüklülere  karşı bu yazısını  yayınlamak bir görev bildim ve gereği  için köşemde yayınlamaya karar verdim. İZNİNİZLE…

ZÜBEYDE HANIM

“Zavallı annem bütün millet için ülkü olan İzmir’in kutsal topraklarına bedenini vermiş bulunuyor. Arkadaşlar, ölüm, yaratılışın en doğal bir kanunudur.
Fakat böyle olmakla beraber bazen ne üzüntü verici görünüşler olur.
Burada yatan annem, eziyetin, zorlamanın bütün milleti felâket uçurumuna götüren bir keyfi idarenin kurbanı olmuştur.
Bunu açıklamak için izin verirseniz acı hayatının belli birkaç noktasını sunayım.
Abdülhamit devrinde idi. 1320 (1905) tarihinde mektepten henüz kurmay yüzbaşı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil, zindana rastladı.
Gerçekten bir gün beni aldılar ve baskı idaresinin zindanlarına koydular.
Orada aylarca kaldım.
Annemin, bundan ancak hapisten çıktıktan sonra haberi olabildi. Ve derhal beni görmeye koştu. İstanbul’a geldi. Fakat orada kendisiyle ancak üç beş gün görüşebildim. Çünkü tekrar baskı idaresinin casusları, cellâtları ikametgâhımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi.
Annem ağlayarak arkamdan takip ediyordu.
Ben, sürgün yerime götürecek olan vapura bindirilirken benimle görüşmesi engellenen annem gözyaşlarıyla Sirkeci rıhtımında acılar ve kederler içinde bırakılmış bulunuyordu.
Sürgün yerinde geçirdiğim tehlikeler onun hayatının acılar ve gözyaşları içinde geçmesine sebep olmuştur.
Başka bir nokta daha: Mütareke zamanında Anadolu’ya geçtiğim zaman, annemi acılı bir halde İstanbul’da bırakmak zorunda kaldım.
Yanımda kendisinin arkadaşlık ettiği bir adamım vardı. Bunu Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim, zaman annem bu adamın yalnız olarak geldiğinden haberli olduğu dakikada, benim hakkımda halife ve padişah tarafından verilmiş olan idam kararının yerine getirildiğini zannetmiş ve bu zan, kendisini felce uğratmış.
Ondan sonra bütün mücadele seneleri onun hayatını acı, üzüntü içinde geçirtmişti.
Padişah ve hükümetinin ve bütün düşmanların daima baskı ve işkencesi altında kalmıştı.
İkametgâhı bin türlü bahanelerle ve nedenlerle basılır ve araştırılır, kendisi rahatsız edilirdi.
Annem üç buçuk senelik bütün gece ve gündüzlerini gözyaşları içinde geçirdi.
Bu gözyaşları ona gözlerini kaybettirdi.
Sonunda çok yakın zamanda onu İstanbul’dan kurtarabildim.
Ona kavuşabildim ki, o artık maddi olarak ölmüştü, yalnız manevi olarak yaşıyordu.
Annemin kaybından şüphesiz çok üzüntülüyüm.
Fakat bu üzüntümü gideren ve beni avutan bir konu vardır ki, o da anamız vatanı yok olmaya götüren idarenin artık bir daha geri gelmemek üzere yokluk mezarına götürülmüş olduğunu görmektir.
Annem, bu toprağın altında, fakat millî hâkimiyet sonsuza dek devam etsin.
Beni teselli eden en büyük kuvvet budur.
Evet, millî hâkimiyet sonsuza dek devam edecektir.
Annemin ruhuna ve bütün ataların ruhuna üzerime almış olduğum vicdan yeminimi tekrar edeyim. Annemin mezarı önünde ve Allah’ın huzurunda yemin ediyorum, bu kadar kan dökerek milletin kazandığı ve elde tuttuğu hâkimiyetin korunması ve savunması için gerekirse annemin yanına gitmekte asla kararsız davranmayacağım.
Millî hâkimiyet uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.” (Mustafa Kemal Atatürk)
*** *** ***
Zübeyde Hanım’ın altı çocuğu olmuştur.
Zübeyde Hanım, dört evladını çocuk yaşlarında kara toprağa vermiştir.
Kızı Naciye’yi 12, Fatma’yı 4 yaşında; Oğlu Ahmet’i ve Ömer’i 9 yaşında kaybetmiştir.
Sağ kalan kızı Makbule ve oğlu Mustafa’yı bağrına basarak büyütmüştür.
Oğlu Mustafa’nın gözaltına alınması, yakın takipte olması, tehdit edilmesi, defalarca gözaltına alınması, tutuklanması, askerlik görevinden istifası ve nihayet idama mahkûm edilmesi, Zübey
de Hanım’ı acılara gark etmiştir.

Ali Rıza Efendi, Zübeyde hanıma sevgiyle, saygıyla âşık bir eştir.
Eşine “Gülüzar-ı Cennet-i Zübeydem” diye hitap ettiği bilinmektedir.
İnanmayan Didim Akbük’e gitsin, Zübeyde Hanım parkına uğrasın.
Ali Rıza Bey’in sözünü okusun.
Zübeyde Hanım’ın, evlat acısını anıtlaştıran heykeltıraş Olgac Demirkol’un heykelini görsün.
Didim Belediyesi’nin düzenlediği Zübeyde Hanım Park’ında çayını içsin.
Fedakâr, cefakâr Zübeyde Anneyi ansın.
Zübeyde Hanım, 4 evladını mezara yollamış, Mustafa Kemal Atatürk gibi vatan sevdalısı oğluna reva görülen haksızlıkları yaşamış, evlat hasreti çekmiş, canı yanmış bir annedir.
Mustafa Kemal Atatürk gibi bir devrimciyi doğuran, büyüten, yetiştiren Zübeyde Anayı saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyorum.