19 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Ünsal Yalçınkaya

Ünsal Yalçınkaya

Ünsal Yalçınkaya Hakkında

Web sitesi adresi:

Cumartesi, 21 Haziran 2014 17:33

ÇATI ÇATLATILDI MI?

ÇATI ÇATLATILDI MI?

Ülkemiz Demokrasisinin varlığı için kurulması istenen çatı  Çatladı mı? Yoksa çatlatıldı mı? Diye sormak gerekiyor.

Bence AKP iktidarının varlığı ile yıkılmaya çalışılan Laik Cumhuriyet Çatısı için  kurtarılması istenen LAİK CUMHURİYET çatı Demokrasisi öncelikle Yeni Anayasa yapımı kurulan Milli Anayasa FORMU ile örgütlenmeye çalışılmış,bu çatı hayata geçirilmiş,

Bu çatı altında Demokratlar,Cumhuriyet'çiler, Kemalistler, Ulusalcılar ve hatta bu çatı altında Milliyetçi,Muhafazakarlar yer almış,

Bir başka anlamda Radikal İslamcılar dışında kalan tüm Halk kesimlerinin yer aldığı Laik Cumhuriyet ÇATISI kurulmuş iken bu çatıyı karşılarına almış olan bir kesim var ki bu kesim Biat Kültürünü yerleştirmeye çalışan guruptur.

Kendilerinin  ne kadar Demokrat olduğu tartılması gerekir.

Bunu nereden mi beliyorum,

Bilmiyordum ama sayın Genel Başkanın söylemlerinden çıkartıyorum.

Ne diyor sayın genel, "Başkan Adayımıza karşı çıkanları ve yeni aday çıkartmaya çalışanları izin vermem ve gereğini yaparım" söylemi ne anlama gelirse oradan biliyorum.

Buradan, gösterilen çatı adayını tartışmıyorum,

Bu aday adayının  kimliği, siyasi kişiliği ve bunca yıldır içinde yer aldığı Dünya görüşü tartışmıyorum,

Bu ÇATI diye adlandırılan adayı belirleme yönteminin ne kadar demokratiktir siz okuyucularımı bırakıyorum.

Yani Tayip Erdoğan'a karşı aday göstermek,adayın kimliğinin sorgulanmaması düşünülemez,

Hele hele bu belirlenen adayın bir TV programında "u anda dünyanın en büyük liderinin Tayip Erdoğan"dır demesi yanında  ne kadar bu aday CHP ve MHP'nin adayı olmasıdır.

Bence bu aday TÜRK halkını temsil eden Muhalefet Partileri MHP ve CHP'nin adayıdır,

Bu aday Küresel güçlerinin adayıdır.

O zaman MHP ve CHP çatı adayı falan değil,Küresel güçlerin Küresel Sermayenin adayını ilahi seçtireceğiz çırpınışları boşuna ve nafiledir.

O zaman CHP ve MHP tabanına seslenmek istiyorum ki Partilerinin üst yöneticileri tabanlarına  biat ettirme anlayışına karşı dik durmaları gerektiğidir.

Gösterilen Çatı adayı gösterme yöntemi bu olmamalıydı,

Partilerin tüm yönetim kadrolarının en genişletilmiş biçimi ile gündeme alınmalı ve tartışılmalıydı ki buradan çıkan kararları tartışmamaları doğru bir davranış  olurdu.

Bu çatı belirleme yöntemi olsa olsa MHP ve CHP ortak iradesi ile değil de Küresel güçlerle bu iki partinin  uzlaşı adayıdır.

Kime karşı  AKP'nin adayına karşı,

Kazanmak için midir?

Niçin olsun,

Küresel sermaye ve güçler AKP iktidarından memnunlar ki başka bir adaylın çıkartılmaması konusunda önlem için bu çatıyı oluşturdular ve sonuçta böyle yapıldı.

Nereden mi biliyoruz,

Geçmiş dönemde Cumhurbaşkanı seçimini hatırlarsanız Baykal'ın uzlaşı iradesine ve sonuçta neredeyse Başbakan Tayip Erdoğan'ının kabul göstermesine ramak kala MHP kendi adayını meclise sokacağını açıklaması sonucu değiştirmiş ve yaşanan seçim gerçekleşmişti.

Yine aynı güçlerin Başbakanın Cumhurbaşkanı seçilmesine engel çıkartacaklara karşı  böyle çatı projesini yaratılmıştır.

Bu çatı çatırdamaya başladı,

Bu çatı su tutmaz artık,

Bu çatı fırtınaya karşı direnemez,

Tabi ki ülkemizdeki siyasi biat kültürü ne kadar etkisizleştirilir ise, bundan böyle çatı ancak Kemalist Çatı olur.

Cuma, 20 Haziran 2014 17:08

ÇATI KURULMADAN ÇÖKTÜ…

ÇATI KURULMADAN ÇÖKTÜ…

 

Çatı da çatı,

Buyur al sana çatı,

Daha kurulmadı bile ama çöktü.

Demek ki sağlam temellere oturmayan, kiriş bağları zayıf bir çatı daha kurulmadan çatırdamaya başladı,

Altında bakalım kimler kalacak.

Sayın Kılıçdaroğlu'nun ağzından defalarca duyduk, Cumhur-başkanlığına bir bayan aday gösterilecek,

Ne oldu Bayanlar pes mi etti ki,

Yada bayan aday adayı mı bulunamadı?

Yoksa sayın Bahçeliyi mi ikna  edemediniz ,

Öyle ya sayın Bahçeli Muhafazakar ve Milliyetçi aday istiyordu,

ATATÜRKÇÜ olması,Laik olması ,Tüm halkı kucaklaması önemli değildi, yeterki Muhafazakar ve Milliyetçi olsun…

ATATÜRK milliyetçisi olmasında ne olursa olsun dercesine.

Bayanlardan Milliyetçi olurdu da Muhafazakar mı olunamazdı?

Yoksa Pensilvanya valisi mi sizi, ikinizi silerim diyerek tehdit mi etti,

Yoksa Obama Hüseyin Muhafazakarlığı su götürmez ancak milliyetçiliğini bir kenara bıraktırdığı bir adayı mı dikte ettirdi iki sayın genelbaşkana,

Ya güldürüyorsunuz insanı,

Ne diyor bakın sayın genel başkanın birisi,

Araştırın bakın iyi tanıyın, Bizim adayımız KÖŞK' e en layık insan diyebiliyor.

Gülmeden geçemiyorum,

Bu kadar küçülmeyin yahu,

Hiçte yakışmıyor bunu söyleyen sayın genel başkana,

Böyle bir adayla milletin karşısına çıkacağınıza İmralı'ya  öneri götürseydiniz de belki ülkeyi bölünmeden kurtarırdınız.

Ne pensilvanya kızardı,

Ne de Barak Hüseyin,

Hatta pek memnun bile olurlardı,

Böylece sayın Başbakanı da daha bir memnun ederdiniz.

O da çok yoruldu, Yok çözüm süreci,

Yok barış süreci,

Yok Analar ağlamasın,

Yok…yok…

Türkiye rahat ederdi,

Siyasiler rahat ederdi,KÜRT anaları ağlamazdı,

Varsın TÜRK anaları ağlasın, önemli değil zaten, onlar alıştı artık.

Süreç…

Süreç…

Göreceğiz ve Millet olarak hep birlikte yaşayıp göreceğiz…

Salı, 17 Haziran 2014 16:17

BEKLENEN BU MUYDU ?..

BEKLENEN BU MUYDU ?..

"Demokrasiye, özgürlüklere, insan haklarına, kadın erkek eşitliğine, laikliğe, Cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkan birikimli yaşam tarzıyla bizi içeride ve dışarıda temsil edecek bir aday arıyoruz" diyen

Sayın Kılıçdaroğlu'nun  bu tanımına uygun mudur açıklanan adayın nitelikleri.

Cumhuriyet Halk Partisi telkinlerle yönetilmeye çalışılıyor sanırım.

Açıklanan adaya bakalım,

Sayın EKMELEDDİN İHSANOĞLU

Yukarıda aranan nitelikleri açıklanan  aday adayına uyuyor mu?

İçlerine sindirebiliyorlar mı?

Ben yaptım oldu mantığı,

RABITACI bir Cumhurbaşkanı adayı,

Yani RADİKAL İslamcıları sevindiren bir aday,

Benim içime sinmiyor,

Bilmem sizlerin de içine siniyor mu?

Bu ülkede  yukarıda nitelikleri  sayıklanan adaylığa uyuyor mu hiç,

Hani Cumhuriyet'in  temel ilkelerine sahip çıkacaktı?

Bu aday bence Pensilvanya  valisinin ataması ABD onayı ile belinlenmiş,

Tıpkı 12 Eylül cuntacılarını  Rabıta ile işbirliğine tavsiye edenler gibi.

Bence böyle  niteliklere sahip  bir adayın açıklanması RTE'nin Çankaya yolunun açılışını işaret etmekte.

12 yıl boyunca RTE  iktidarına payanda olanlar şimdi de Çankaya  tırmanışına destek olmak için kolları sıvamışlar.

"Hayırlara vesile  olur inşallah"…. Şimdi de CHP'li arkadaşlara bana kızacaklar ve hep muhalefet zaten o diyecekler,

Evet doğruları söylemek, savunmak ve Ülkenin bölünmez bütünlüğü savunmak muhalefetlik ise, Evet Muhalefetim,

Bence bu aday ile CHP tabanının tam desteğini almak,

MHP tabanının tam desteğini almak,

Diğer tüm STK' ların ve Küçük partilerin de desteğini almak mümkün mü?

Yani  Tüm ülke halkını kucaklayan bir aday olmadığını herkes hem fikirdir sanırım,

Tanıdıkça seveceksiniz demek ne anlama geliyor biliyor musunuz,

Ben  yaparım ve sizde uygulayacaksınız demektir.

Tıpkı Milletvekillerini ben atarım siz seçersiniz,

Tıpkı belediye başkan adaylarını ben atarım, siz seçersiniz gibi.

Sayın Kılıçdaroğlu' nun unuttuğu bir şey var,

Bu Y-CHP' yi  yönetecek birinin seçimi değil

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçimi,

Pazartesi, 16 Haziran 2014 15:34

AKBÜKLÜ HAK ETMİYOR…

AKBÜKLÜ  HAK ETMİYOR…

 

Ne AKBÜK, ne de AKBÜK' lü böyle yaşamayı hak etmiyor.

Niçin mi?

Çünkü, Bölgemizin en güzel koylarından birine, doğanının en cömert'ine sahip olması nedeni  ile.

Bilinçli olarak burada yaşamayı karar vermiş, aydın bir halk böyle yaşamaya hak etmiyor.

Böyle yönetilmeye hiç hak etmiyor…

Meydanlar boş,

Köpekler meydanlarda.

Bu Sivriler niye meydanlarda,

Boş buldukları için midir?

İnsanlar evlerinin Balkonlarında rahat ve huzur içinde  oturamıyor,

Neden?

Kulağının dibinde vızzzzzzzzzzz,

Kaşının üstünde vızzzzzzzzzzzzz,

İnsanların elinde elektrik yüklü raketler,

Çatur,çutur yanma sesleri,

Sonuçta yatacak uyuyacaksın,

Ne mümkün,

Yatak odalarının içi  vız,vız sivriler.

Diyeceksiniz ki niye pencereleriniz sinek telli değil,

Olsa ne yazar,

Kapınız hiç açılmayacak mı?

Pencereniz hiç açılmayacak mı?

O arada göz açıp kapanıncaya kadar içeriye dolmuşlar,

Hatta sırtına yapışmış içeriye senden önce dalıveriyorlar,

Sahile iniyor, bir çay bahçesine oturuyorsunuz,

Yine sivri  saldırısı,

Bir komşuya gezmeye gidiyorsunuz,yine sivri saldırısı.

Bu yaz günü, bu sıcaklarda açık hava ve SİVRİ SİNEK saldırısı,

Çözüm mü?

Belediye  çözümü bulacak ve biz halkı rahat yaşatacak…

Sivri muhabbeti bu!...

Ne yapalım yani diyenlere,

Biz bu ülkede Elektrik'i kaçak kullanmayanlardanız,

Suyumuzu  bilinçli kullanmaya özen gösterenlerdeniz,

Vergilerimizi daha elimize maaşları geçmeden kesilenlerdeniz,

Bu ülkenin birinci sınıf namuslu,dürüst  vatandaşlarıyız,

Ama, üçüncü sınıf bir yaşamla baş başa kalanlardanız.

Bunu mu hak etmemiz gerekir,

Bunca yıl çalış çabala,

Yeme içme kıs Babam, kıs,

Üç kuruş biriktir bir EMEKLİ yaşam konutu yap ve ömrünü tüketmek için gelip yerleştiğin yerde vatandaş olarak görevini yap ve bizi insanca yönetsinler diye oy ver ve seç,

Sonra da Layık olmadığın, hak etmediğin bir yaşama terk edil,

Hem de üç kuruşluk bir sivrisinek sürüsüne.

Ey Yerel yönetim,

Ey bizi yönetmeye talip olup ta başımıza seçerek oturduklarımız,

Bu AKBÜK  halkına REVA  mıdır?

Böyle yaşamak AKBÜK halkının  fıtratında mı var ki,

Domuzlarla, Sivrilerle iç içe yaşamaya devam edelim…

Gelen,gideni aratmayacak yöneticilerin yönetiminde yaşamak istiyoruz artık.

Cumartesi, 14 Haziran 2014 15:52

KAN KAYBEDİLİYOR…

KAN KAYBEDİLİYOR…

 

Bir taraftan iktidara yürümek isteniyor,

 

Diğer taraftan İKTİDAR ENGELLERİ çıkartılıyor.

Arkadaşlar, yapılan küçük  bir  hatanın bedelini çok ağır ödetiyorlar,

Bu emperyalistler, bu küresel destekli güçler af etmiyor,

Bakınız 1992 de yapılan  bir bürokratın hatasını  ki bu hatayı yapanın cezasını PARTİ olarak yine kendisi verdirtmiş ve yargıya teslim etmişti,

İstanbul’daki  İski  olayı hala yenmeden içilmeden servis edilebilinmekte,

Siyaset bu kadar çirkin ve pislik.

Ha bunu niye mi yazdım,

Bunca mücadele veriyorsunuz,  veriyoruz ama birileri  küçücük bir hata yapıyor sonuçta cezasını halk çekiyor.

Bakınız AKBÜK “beldemizde” mahallemizde 2009 da CHP örgüt olarak 1800 civarında oya sahip iken Ankara’nın yaptığı bir hata neredeyse seçimi kaybettirmişti ki AKP’ nin seçim oyunlarına benzer bir oyunla “İki oy “ farkla seçim kazanılmıştı,

Yine 2014 de yapılan Didim hatası daha da tehlikeliydi ve yapıldı,18000 civarındaki CHP oyları neredeyse seçimi kaybettirircesine yine az bir oy farkla zar zor kazanıldı,

Ki Genel Merkez yaptığı hatayı düzeltme adına Didim’e  Genel Merkez olarak,Genel Başkan dahil tüm MYK’ sını taşıyarak,

Şimdi de sırf birilerinin önünü kesmek adına,

Birilerinin koltuğunu sağlamlaştırmak adına partiyi  toparlamak yerine parçalamaya devam edilmekte,

Geçen gün de yazmıştım,

2009 yaralarını sarıp tekrar toparlanmaya çalışıldığı ortam  istenirken yeni bir hata, 2014 darbesi ve sonuçta bu gün yaşanan Didim de CHP’yi  parçalama çalışmaları.

Beyler Belediye iktidarını belki öyle yada böyle Didim’de kazandınız,

Ülkenin gerçeği ortada iken,

Parçalanma an ve an  sofraya  sunulmuş iken yapılan parçalanma eylemi doğru bir davranış değildir.

Bakınız bu gün “Cuma Günü”  AKBÜK’ te saat 11.00 de cami  bölgesinde sular kesikti ve sular ta ki saat 14-15 civarlarında geldi.

Cuma Namazına gelenlerin tepkisi büyüktü,

Sebep ne olursa olsun Cuma namazını kullanarak CHP’li belediye yönetimini kötüleyenler, karalamaya çalışanlara tanık oldum,

Suç ve hata kimin olursa olsun böyle bir tepkiyi bu Yönetime “CHP yönetimine” mal ettirerek  kötü puanlatmaya kimsenin hakkının olmaması gerekir.

Yönetimce bu olay  bilinmiyorsa da bilinsin istedim ve buradan bilgilendirme ihtiyacı duydum.

Yollarımızın haline diyecek yok,

Sık, sık su arızaları,

Sık, sık Elektrik kesintileri,

Plajların işgal edilmesi,

Temizlik  sorunları,

Sezon açıldı Belediyeye ait yeşil ve park alanların hala otlardan temizlenmemesi,

Sokak hayvanları sorunu,

Özellikle de SİVRİ SİNEK  sorunu kötü mü kötü, puan kaybettiriyor.

İktidara yürümek bu olmasa gerek,

Aslında duyuyoruz, sayın Belediye Başkanı haftanın iki günü AKBÜK’ e geliyormuş ve sahilde görülüyormuş,

Sayın başkan AKBÜK  sadece liman çevresi demek değil,

Şöyle AKBÜK’ ün iç sokaklarına, caddelerine ve hatta Çevre yollarına bir dolaşırsanız kendinizi, eksikliklerinizi görmenizi sağlayacaktır.

Her iktidarın çevresinde birileri bulunur ve bu iktidarları kilitlerler.

Benim de buradan önerim, hiç kimsenin telkinine kapılmadan,dinlemeden  ve kimseye  haber de vermeden kendiniz gezer ve dolaşırsanız,halkın arasına katılırsanız kazanan hem siz, hem de partiniz olacaktır.

Bakınız söylenenleri aktarayım,

Geçen dönemde aynı şeyleri söylettiler,

Şimdi de aynı,

“Gelen gideni aratırmış” derler,

AKBÜK’ de aynen böyle konuşuluyor,

 

Haberiniz ola!..

Perşembe, 12 Haziran 2014 14:55

SORUNLARI YAZMAYA FIRSAT YOK…

SORUNLARI YAZMAYA FIRSAT YOK…

 

İstiyorum ki yerel sorunlarımızı yerel gündeme taşıyayım ve çözüm sürecine belki katkım olur diyorum  ki,

Ne mümkün .

Ülkede her gün yeni kumpaslar,

Bitmek tükenmek bilmeyen kumpaslar.

Varlığı kumpaslara bağlı olandan da bunlar beklenirdi.

Güneydoğu  ve Doğu Anadolu bölgemizde  kanatılan bir yara var,

Bu yara yıllardır emperyalist  cephe tarafından ısıtılıp,ısıtılıp Türkiye Cumhuriyeti Devletinin önüne sunulmakta,

Millet olmuş  Anadolu Coğrafyasındaki etnik kökenlerin birbirleri ile sorunları yokken, var edilip  emperyalist çıkarlarını hizmet ettirmeye çalışmaları yeni bir olgu değil,

Ülkeyi yöneten siyasi otoritenin ta ki 2002 ye kadar azar,azar verdikleri tavizlerle sorun çıban olmadan idare edilmiş,gerektiği yerde neşter vurularak yara tamamen tedavi edilmemiş de olsa kangren önlenmişti,

Ne yazık ki 2002  krizini  ortaya atarak  kumpas üstüne kumpaslarını uygulayan emperyalistler RECETE' lerini yazmışlar ve DR. ların önüne koymuşlar,

Sonuçta gelinen nokta buraya kadar olmuş.

Ne acıdır ki hasta olanlar ne tedaviyi kabul etmiş,ne de neşter yarasını…

Ülke neredeyse 12 yıldır akıl tutulması yaşatılarak dünyada örneği görülmemiş bir siyasal çalkantının esiri olmuştur.

Niçin olmasın ki,

İktidarı ile Muhalefeti bir Kumpas ürünü, Her biri birer ABD ve AB projesi,

Birbirlerine payandalı.

Vur birini,al öbürünü,

Farkı yok, çünkü hepsi birer  emperyalist proje.

İktidar kumpasları  öğrenmiş olmalı ki, 2007 yılından bu yana kumpas  sistemini iyi çalıştırmakta,

Mağduriyet edebiyatının üzerine iyi yatmakta, kullanmakta,

Milleti de yedirtmekte.

Güneydoğu ve Doğu Anadolu sorunu  ve çözüm süreci de bu kumpaslardan biri.

Bir Allahın kulundan daha duymadım,

Ne iktidarından,

Ne de muhalefetinden,

Ne de Kürt halkı için mücadele ettiklerini söyleyenlerden,

Sorun Emperyalist, sorun Feodalizm diye.

Sorunun temelinde emperyalist  bir  oyunun varlığı,

Feodalizme ve emperyalizme karşı mücadele  olsa hiçbir halkın,  kökeni ne olursa olsun hiçbir halkın birbiriyle sorunu olmaz, varmış gösterilmesi de  suni olurdu.

Tıpkı din temelindeki Alevi-Sünni  sorununda olduğu gibi,

Aynı dinin iki gurubu gibi. Varsa yoksa KÜRT sorunu,

Varsa yoksa Alevi-Sünni sorunu…

Ya tanrı aşkına KÜRT' lerin sorunu varda TÜRK' lerin  sorunu yok mu?

Diğer etnik kökenli yurttaşlarımızın sorunu yok mu?

Sorun TEK,

Emperyalizm  sorunu,

Sömürülme sorunu,

İşte son günlerde yaşananlardan birisi de Lice'deki  kavga,

Suni  olarak  yaratılmış bir sorun, olan vatandaşlarımızın canlarına oluyor,

Lice için yeri göğü inletenlere soruyorum,30 Marttan bu yana Güneydoğuda çıkan tüm olaylara,yaratılan suni kavgalara gıkları çıkmayanlar, ne oldu şimdi bir bayrak üzerinden fırtına koparıyorsunuz.

PKK bayrağı direğinden indirip atmış,

Taksimde de kendini TC' nin polisi diyenler Can siper hane bayrağını elinden bırakmayan direnişçileri tazyikli suyla yere yıkarak bayrağı yerde süründürenlere niye sesiniz çıkmıyordu.

Emperyalizme karşı bayrağını eline alıp sokaklara direnişe çıkanlara niye sahiplenmediniz de şimdi bir bardak suda fırtına kopartmaya çalışıyorsunuz.

Elbette Lice'de bayrağımızı sahip çıkacağız, Taksimde de, Güven parkta da, Ulustada…

Emperyalizm kan dökmekten bıkmaz,

Suriye'de dersini alanlar,

Suriye'de yedikleri tokat'ın sertliğini görenler şimdi de Feodalizmin emrindeki Musul -Kerkük bölgesinde aldı soluğu.

Doğu ve Güneydoğuda Feodalizm,

Kuzey IRAK' ta feodalizm,

Emperyalizm buralarda barınır ve yaşar, beslendiği kol budur.

Lice olayları da bir kumpas ürünü,

Orduyu,

Türk halkını kışkırtmak,

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde mağdurları oynamak,

Yine mağduriyet,yine mağduriyet,

TÜRK milletinin hassas  duygularından birisi Din duygusu olduğun gibi ikincisi de milliyeti yani Bayrağıdır da,

Bayrakla oynanan oyuna karşı hassasiyeti ortaya koyanlara elbet hak vermemek mümkün değil, Ama DİKKAT, DİKKAT…

Oyunu bozmak varken, oyuna gelmeyelim,

Artık yeter Kumpaslardan kurtulmanın tek yolu,

Dikkat  ve uyanık olmaktan geçer…

 

Salı, 10 Haziran 2014 07:33

DAHA NE BEKLENİYOR…

DAHA NE  BEKLENİYOR…

 

Doğa olayları  bilim insanlarının öngördüğü biçimde gerçekleşmeye başladı.

2007 yılında B.M. dünya iklimi ve ekolojik sistem verileri  doğrultusunda öngörülen  bilgileri  o dönemde AKÇED başkanı iken, birkaç kere  yine bu köşemden yazmıştım.

Bıyık altından gülenlerin  varlığını  farkındaydım,

Başladı mı öngörüler,

2014 yılını milat olarak yazmışlardı bilim insanları.

Yıl bu sene 2014,

Ne dersiniz, gerçekle yüzleşmeye başladık mı acaba.

Ülkemizin birçok bölgesinde yaşananlar, başta ANRKARA, İSTANBUL gibi metropoller,

Plansız ve rant kurbanı  şehirlerimiz.

Yarınlar çok şeylere gebe.

AKBÜK yerelinde de bu konuyu dile getirmiş, doğa bir gün gelir intikamını alır demiştim,

Hatta dere içine Geçici Paket arıtma kurmaya kalkanları ikna edip vaz geçirmiştim,

Haklı mıymışım…

Dere yatakları doldurularak betonlaşmaya  bırakıldı,

Daha yeni  bu sene AKBÜK' ün en büyük derelerinden biri olan yeşil mandalina sitesinin bulunduğu yerdeki dere dolgu yapılmıştır.

Yine şehir merkezinde sayılan  ve daha önceki imar planında   Şehirler arası  otogar ve hal pazarı olarak ayrılıp sonra ranta kurban edilen yer büyük bloklarla doldurulmuş,hele hele dağdan gelen sel sularının denize tahliyesini sağlayan DERE doldurularak  apartman daireleri ile ranta kurban edilmiştir.

Daha buna benzer ne RANT ve İMARA aykırılıklar var AKBÜK'te…

Doğa bir gün buraların intikamını almayacak mı?

Elbette,

Rant sahipleri bize ne derler belki ama, oralarda kaybedilecek  canlar için bana ne diyebilecek miyiz?

Çözüm ne?

Aydın Büyük Şehir Belediyesi olarak  AKBÜK' ün imarını ele alırken bunları göz ardı etmeyin diye yazıyorum tekrar.

Yaşamımızda kalan üç günümüzü de sağlıklı bir şekilde geçirmek için geldiğimiz AKBÜK' ümüzde Yeşil ve Mavi'nin  katledilişini görmek, Bir hiç "(RANT)" uğruna  doğanının tahrip edilişini görmek kahrediyor aklı başındaki insanları,

Sağılığımızdan bir şeylerin kaydığının farkında olarak sayın yetkilileri uyarmak, dilimiz döndüğünce anlatmak,

Kalemimizi ellerimizin tuttuğu sürece yazmak görevimiz olduğunu  söyleyerek uyarılarımızın dikkate alınacağı inancı içindeyim.

 

Cumartesi, 07 Haziran 2014 14:50

SIĞINACAK LİMAN…

SIĞINACAK LİMAN…

 

Bütün kaptanı deryalar Has dal' da, Kaptan mı kaldı ki gemileri sığınacak liman aramasın.

Bunların aslında sığınacağı limanları bile yok

Ama,

Ne yaparsın suni limanlar yapılarak sığınmaya çalışıyorlar.

Geceleri evinde bile koruma eşliğinde yatanlar olursa  küçücük bir köyde,  gerisini varın siz düşünün.

Koskocaman Cumhurbaşkanının Bodrum gezisinde karşılaş-tıklarını düşünürseniz gerçek bir daha su yüzüne çıkacaktır.

Nedir bu korkunun gerçek yüzü,

Halkı ile karşılaşmamak için yol güzergahını  değiştirecek kadar.

Buna korku mu demek gerek, yoksa bakacak yüzleri, görecek gözleri mi yok demek daha doğrudur bilemiyorum.

Başbakanı binlerce koruma,

Hatta koskocaman bir koruma ordusu,

Kimden kimi koruyorsunuz,

Cumhurbaşkanını yüzlerce  koruma ve koruma ordusu.

Niçin,

Halktan bu kadar mı korkuyorsunuz.

Sizi o koltuklara oturtan bu halk değil mi?

Koltuğunu veren halk sizi de koruyamaz mı?

Korkunuz nereye kadar?

Bakınız,daha üç ay öncesine kadar korumalarla yaşayan biri bu gün yapayalnız,

Kimse de korumuyor,

Peki o korku niyeydi diye sormazlar mı adama,

Elbette,

Bizde buradan bunu dile getirerek sayın Başbakan, sayın Cumhurbaşkanı nedir bu korkunuz ki koruma ordularıyla yaşıyorsunuz,

Önünüze çıkan halkın isteklerini dinlemekten kaçmak,

Sorunlarını dile getiren insanlardan kaçmak,

Birde üstüne üstlük bir şey sormak isteyenlere korumalarınızın  saldırıları ve işkenceler,

Neyin korkusudur bu?

Yetmiyor birde senaryolar,

Yok suikast,

Yok saldırı,

Nereye kadar sürecek bu mağdurları yaşamak,

Mağduriyet  senaryoları,

Bir gün elbet bitecek,sonsuza dek sürdüren çıkmamış bu yaşlı küre üzerinde,

Elbet bitecek,

Ya  o zaman  neyin mağduriyetini oynayacaksınız,

Kimden ve neden korkacaksınız,

Unutmayın ki bu halk dünyanın en demokrat ve hümanist insanlarından oluşmaktadır.

Af etmesini,

Hoş görülü olmasını bilen bir halktır.

Bu halk,

Yunus Emrelerin,

Mevlana'ların,

Ahmet Yesevi'lerin,

Pir Sultan Abdal'ların felsefeleri ile yoğrulmuştur.

Milli Marşı bile KORKMA diye başlar.

Sözün kısası  korkunun ecele pek de faydası olmaz…

Cuma, 06 Haziran 2014 17:23

5 HAZİRAN !..

5 HAZİRAN !..

 

Dünyamızda, yaşlanmış dünyamızda 5 Haziran'ının Dünya çevre günü olduğunu biliyor muydunuz?

Dünyamız insanlarının 5 Haziranı Çevre günü olarak  kutladığı bu günlerde  vahşi Kapitalizm'in dünyamızı ne hale getirdiğini gördükçe bırakınız bir çevreci olmayı aklı başında bir insan olarak tüylerim diken, diken ediyor.

Çevrecilik sadece doğadaki orman ve ağaç dokusunu korumak değildir,

Çevrecilik  tüm doğa dokusunu korumak, iyi kullanmak ve bu doğada yaşayan tüm canlıları ile birlikte yaşam ve onları  korumak ve kollamakla olur.

Kutuplardaki buzulların  erimesinden, yok olmasından  tutunda,

Nükleer felaketleri yaşatılmasına kadar,

Dünyamız üzerindeki  sularımızda yaşayan  canlılardan tutunda karadaki  tüm canlı varlıklarına kadar,

Ülkemiz genelindeki HES' lerden,

Akar sularımız ve nehirlerimizin  talan edilmesine kadar,

Yer altı ve yer üstü zenginliklerimizden tutunda çölleşen topraklarımıza kadar.

Yakın çevremizde olan burnumuzun dibinde bir BAFA gölümüz var, S.O.S vermekte,

Devletin çevre ve orman bakanlığından tık ses yok,

Bir  avuç etkisiz ve yetkisiz EKODOST gurubunun verdiği cılız bir mücadeleyi canlandırıp dünyaya ayağa kaldırmayı düşünenlerden birisi olarak ne yapılabilinirin peşindeyiz.

Yani dünya çevre gününde  burnumuzun dibindeki S.O.S veren   bir doğa harikası Bafa gölü ve Menderes nehrinin   yarını ne olacak,

Bölgemiz Çevreciler bırakalım artık göstermelik çevrecilik yapmaya,

Örgütlü,örgütsüz çevre gönüllüleri olarak etkin mücadele edelim ki yarın çok geç kalınmış olunmasın.

Bence bölgemizdeki  yani SÖKE- DİDİM-MİLAS üçgeninde AYDIN ve MUĞLA illerinin duyarlı çevrecilerine bir önerim olacaktır.

İletişim içinde mutlaka ve mutlaka örgütlenelim ve ses getirelim ki gerçek Çevreciliği yaşayalım ve yaşatalım.

 

Perşembe, 05 Haziran 2014 15:47

BUNUN ADI, AYAĞINA SIKMAKTIR…

BUNUN ADI, AYAĞINA SIKMAKTIR…

 

Didim'de niçin sular durulmuyor,

Bir bilene sorduk,

Duyduk ki,

Didim  çok verimli, rantiye ve şantiyesi  çok bereketli bir sahil kenti,

Herkeslerin ağız sularını akıttırıyor,

Kim istemez ki diyenleri duyar gibiyim.

Evet,evet,

1980 miladından sonra ülke rantçıların, alın teri dökmeden geçinenlerin türediği yıllarca da iktidarlarını  bunun üzerine, siyasetlerini geliştirdikleri bir gerçek.

Bundan CHP de nasibini almış vaziyette,

Hele, hele Baykal operasyonundan  sonra yenilenen  partide,

Adı bile Y-CHP yapılarak,

Politikalarını milenyumda gelişen ve yenilenen Liboşların cirit attığı Türkiye coğrafyasında.

Bu Coğrafyanın bir parçası da Didim,

2009 yerel seçimlerinde param parça yapılan Akbük beldesini görmezlikten gelen ilçe örgütü,

Hatta alkış tutarak ellerini ovuşturanlar bu gün kendi başlarına gelivermenin aczi içindeler.

Nedir bu  yaşananlar,

Böyle mi iktidara yürüyeceğiz,

2014 yanlışlığının bedelini Didim neredeyse ödemeye ramak kalmışken,

Şimdi de Örgütün parçalanmasına çanak tutuluyor,hem de Genel merkezin gözünün içine baka, baka,

Tüzük hak getire,

Hem de tüzüğe rağmen bunu yapan kayyumla atanmış yönetim.

O günün koşulları içinde  kayyum ataması ile göreve getirilenlere bakılırsa hırslarını alamamışlar,

Kim kendilerine muhalefet ediyor,kim onlara karşı çıkacak,

Vur boynuna misali,

Y-CHP tüzüğü acaba buna izin veriyor mu?

Tüzük maddesi işletilmiş olunsaydı bu işlemleri yapma şansları yoktu,

Ya şimdi,

Gladyo oluşturulmuşcasına  giyotinin altına alınmış Onurlu duruş sergileyenler, haksızlığa karşı koyanlar.

Önümüzde Ülkenin var olması-yok olması kavgasının verileceği bir Cumhurbaşkanı  seçimleri ve Genel seçimler ufukta gözükürken,

Ya siz ne yapıyorsunuz,

Koltuk sevdası mıdır?

Rant kavgası, Çıkar mücadelesi içinde bencillikten başka bir şeyin  düşünülmediği,

Partinin geleceği,

Ve hatta ülkenin geleceği düşünülmeden  bu kavgaya el konulmayacak mıdır?

Bakınız Didim bölgesinde 20 bine yakın CHP oylarının 30 Mart seçimlerinde geldiği noktaya, 8000 - 9000'lere  düşmesinin sebebi oy veren taban değildir

Sorumlusu,

Genel merkez,

Beykoz konaklarında alınan kararların sonucudur Didimli partilinin çektikleri,

Didim'li seçmenin kararından daha önem arz etmiş ki 9 şubat süreci yaşatıldı,

Ha bunu Didimli rantiyeci ve şantiyeci anlayışta çanak tuttu,

Hani nereden geldikleri  meçhul, partinin neresin olduğu belirsizlerin parasal güçleri ile parti yönetimlerine hükmetmeleri sonucu varılan sonucun sorumluları bunlardır, Hala iş başında, hala suyun başını tutmuş vaziyetteler.

Sağ duyu sahibi Didim' li partili dostlarım bu gidişe bir dur diyecekleri  inancı içindeyim,

Daha 2009 parti içi yara  düzeltilmesi beklenirken, şimdi de 2014 yarası açılmaya çalışılmakta,

Partinin akli selim  söz sahibi yöneticileri, bu gidişe dur deme zamanı daha gelmedi mi,

Parçalana, parçalana nereye kadar,

Ülke parçalandıktan sonra ne rantiye,ne şantiye nede o tatlı koltuklar kalacaktır,unutulmamalıdır…

Böyle iktidara yürünmez.

CHP kimliğine kavuşmadan, Tabanının sesine  kulak vermeden iktidar olunmaz, CHP iktidarı yoksa da Türkiye Cumhuriyetinin  geleceği tehlikeden kurtulamaz.

Cumhuriyet Halk Partisi  bu devletin,Türkiye Cumhuriyetinin emniyet

sibopu dur.

Bu gün ülkeyi  emperyalist işgalden kurtarmak istiyorsak, öncelikle CHP' yi kendi özüne döndürmek,onu Emperyalist projelerin etkisinden kurtarıp işgalden kurtarmakla mümkün olacağını unutmamak gerek.

Bütün bu oyunlar,yaşananlar bu işgal projesinin bir sonucudur.

Bu işgali artık taban, yani kuvva'cılar görüp el koymalıdır,

Bu Bizans oyunlarını ancak yine partinin tabanı bozacaktır.

El koyma zamanıdır, bu oyunları bozun ve görev başı yapın…