18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Ferda KILIÇ

Ferda KILIÇ

Web sitesi adresi:

Perşembe, 23 Ekim 2014 15:51

O MUM ANCAK YÂTSI NAMAZINA KADAR YANAR...

O MUM ANCAK YÂTSI NAMAZINA KADAR YANAR...

Akbük'ün eski belediye Başkanı Erçin Sandalcı ile yapılmış olan bir röportajda kadim başkan yeni yeni iftiralarla gündeme tutunmaya çalışıyor.

İftiraların hedefinde Akbük'ün çevrecileri; yani AKÇED vardır.

Bizler eski defterlerin karıştırılmasını uygun görmeyen kişileriz. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Gelecek önümüzdedir. Kavgaya, husumete, düşmanlıkları sürdürmeye gerek yoktur; ama... Gerçekler o kadar çarpıtılmaktadır ki, mecburen kısaca yanıt vermek zorunda kalıyoruz.

Söz konusu röportajda Erçin Sandalcı bizlerle ilgili beş konuya değinmiştir. Şöyle ki;

BİR: Su katılım payları ile ilgili açılan davalarda AKÇED'in bir tek kuruş çıkarı olmamıştır. Ne avukatlık ücreti ve ne de başka bir nedenle dava açan kişilerden bir tek kuruş alınmamıştır. Bu iddianın sahibi olan kişi, iddiasını ispat ile yükümlüdür. Aksi durumda maalesef "müfteri" durumuna düşer. Bu duruma da halk arasında, "kendi kazdığı kuyuya düştü," denir.

İKİ: AKÇED hiç bir zaman kanalizasyon inşaatının karşısında olmamıştır ve olamaz... Ancak, her şeyin hukuka uygun olması gerekir. Erçin Sandalcı, beş yıllık hizmet süresinin en son yılında bu işe girişmiştir. Eleştirilen nokta, dört yıl oturulup, alacak zaman aşımına uğratıldıktan sonra harekete geçilmiş olmasıdır. Bu son yıl ise, gelecek dönemin kişisel seçim yatırımlarının öne çıktığı dönemdir.

ÜÇ: Yitirilen 15 milyonluk hibenin yitirilme nedeni [eğer gerçekten yitirilme varsa] bu gecikmedir... Bilindiği üzere İller Bankası hibesi ancak, ihale başına verilmektedir. Erçin Sandalcı 4 yıl oturup, son yıl harekete geçtiği için kısmi bir ihale yapılma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla hibe de sadece 18 kilometrelik bu kısmi ihale için alınabilmiştir. Eğer eski Akbük belediye başkanı hizmet süresinin başında bu işe girişmiş olsaydı, hibenin tümünü Akbük'e kazandırabilirdi. Halktan ve biz çevrecilerden de alkış alırdı; bir büyük övgü ve teşekkür alırdı...

DÖRT: Akbük Belediyesi'nin talep ettiği su katılım payı parası, eski başkan döneminde yapılarak, bitirilen içme suyu alt yapısı ile ilgili olan bir alacaktır. Dolayısıyla bugün, Aydın Büyükşehir Belediyesi Akbük'ün kanalizasyon inşaatı için yeniden katılım payı toplayacaktır. Erçin Sandalcı başkanlığındaki Akbük Belediyesi'ne su katılım paylarını ödeyen yurttaşlar, bu durumda yeniden bir ödeme talebi ile karşılaştığında Sayın Erçin Sandalcı'nın kulakları çın çın ötmeyecek midir?..

BEŞ: Söz konusu röportajda AKÇED'in Akbük'ün gelişmesinin en büyük engeli olduğu söyleniyor... El insaf!  Akbük'ün gelişmesi çarpık yapılaşma ile mi olacaktır? Denizin ve doğanın kirletilmesi ile mi olacaktır? Ormanların imara açılması, rant faktörünün çalışmaların merkezine oturtulması ile mi olacaktır?.. Akbük'ün gerçek çevrecilerinin karşı çıktığı "gelişme" biçimi budur. AKÇED'i yönetenlerin bir siyasi geleceği ya da talebi yoktur ve hiç bir zaman da olmamıştır. Kişisel çıkar düşüncesi AKÇED'in kapısından içeriye hiç bir zaman sokulmamıştır. Bizlerin Erçin Sandalcı gibi, "tehlikeye atacağımız bir siyasi geleceğimiz" de yoktur. Biz Akbük halkının kamusal çıkarları için varız. Çevre bilinci ve halk sağlığı için mücadele ediyoruz. Ve en önemlisi Akbük'ün gelişmesini bu değerlerin korunmasında ve hayata geçirilmesinde görüyoruz...

İşte eski başkanımıza dokunan bizlerin bu yöndeki görüş ve etkinlikleridir.

Uzlaşamadığı dünya görüşü, insan profili, etik ve sosyal değerler bunlardır.

Bu konuda son olarak söyleyeceğimiz şudur:

Lafla peynir gemisi yürümez. Gerçekler ortadadır. Herkes artık, AKÇED'i de Erçin Sandalcı'yı da iyice tanımıştır.

Bugünkü CHP Belediye yönetimi olması gereken bir çevre politikası uygulamaktadır.

Demokratik kitle örgütleri ile olması gereken ilişkiler içinde çalışmaktadır.

Kendi partisinin belediye yönetiminin dibini oymak için daha şimdiden çalışmalar başlatan kişi ise, bizzat Erçin Sandalcı'dır.

Ama gelinen noktada söylenecek tek söz vardır:

- Geçmiş ola...

Ferda Kılıç

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Çarşamba, 22 Ekim 2014 18:33

DENİZ PATLICANLARI ve AKÇED

DENİZ PATLICANLARI ve AKÇED

 

Deniz patlıcanları denizi temizleyen doğal bir süpürgedir.

Bir deniz patlıcanı, bir yılda 150 ton kumu temizlemektedir.

Ancak, her nedense ve nasılsa Tarım Bakanlığı bu mucizevî deniz hayvanlarının avlanmasına izin vermiş, hatta ruhsata bağlamıştır.

Akbük Kültür ve Çevre Derneği iki yıla varan bir mücadele sonucunda bu iznin kaldırılmasını sağlamıştır.

Bu büyük bir iştir.

Nitelikli bir çalışmadır.

Gerçek bir kamu hizmetidir.

Madem denizin kirletilmesine yeteri ölçüde engel olamıyoruz; o halde, onu temizleyen doğal dengeyi koruyalım...

Evet, işte bu büyük ve anlamlı iş başarılmıştır.

Üstelik başarılan işin kapsamı Didim ve Akbük kıyıları ile ilgili değildir.

Bakanlığın bu yöndeki kararı tüm ülkeyi kapsamaktadır: Tüm denizlerimiz için geçerlidir.

Akbük Kültür ve Çevre Derneği [AKÇED] bu önemli işi, çevre ve kültür gönüllüsü insanları ile başarmıştır.

Yoğun bir emek ile, olağanüstü dar bir bütçe ile ve bünyesinden [bugünlerde herkesin çok daha iyi görüp anladığı nedenlerle] uzaklaşan ve hatta karşı duran "bazı" insanlara rağmen başarılmıştır bu kocaman iş...

Toplumsal çalışmaların içeriğinde bir yol ayrımı vardır.

Bu ayrım oldukça keskindir ama, üstü özenle örtülüdür.

Örtünün renkli görüntüsü, kişisel çıkar amacını örtme işlevi ile sarmaş dolaştır.

Kısacası kişi, toplumsal çalışmalara ya kendi çıkarı için omuz veriyordur; ya da gerçekten toplumun çıkarı için; kamu yararı için...

İşte AKÇED'e gönül, emek ve düşünceleri ile katkı verenler bu yol ayrımında, büyük bir özveri ile, kamu yararını seçmişlerdir. Kişisel olarak zarar görebileceklerini bile bile, bu riski göze ala ala ve gerçekten de zaman zaman büyük zararlar görerek sürdürülmüştür bu meşakkatli mücadele...

Zaman zaman yalnız kalınmıştır; ama, "hak bellenen yolda yalnız yürünmesi," becerilebilmiştir...

Yol ayrımına gelince karşı kıyıya geçenlere rağmen yürünmüştür bu yolda...

Israrla yürünmüştür, ödünsüz yürünmüştür. Ahlaki bir sağlamlık ve dürüstlükle yürünmüştür.

İşte dik duruş budur!

İlkeli olmak budur.

Peki ama... Toplumsal çalışmalara verilen emeğin hiç mi karşılığı yoktur?..

Vardır.

Hem de büyük bir karşılık; anlamlı, zengin, lezzetli, sevinç yüklü ve zaman zaman göz yaşartıcı bir karşılık...

İşte kazanılan bu son zafer, deniz patlıcanlarının getireceği ekolojik dengenin denizlerimize yeniden kazandırılması böyle bir karşılıktır.

AKÇED'lilere bu büyük başarı için teşekkür eden bilinçli insanlarımızın desteği, bu nitelikte bir karşılıktır.

Anlamlı, zengin, lezzetli, sevinç yüklü ve göz yaşartıcı bir karşılık!..

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çarşamba, 10 Eylül 2014 12:30

KRAL ÇIPLAK!

KRAL ÇIPLAK!

 

 

Dün, Akbük Kültür ve Çevre Derneği’nin sürdürdüğü mücadeleyi kendi kişisel çıkarları için tehlikeli bulanların bugün aynı mücadelenin söylemleri doğrultusunda siyaset yapmaları nasıl bir şeydir; bana anlatabilir misiniz?

Dün AKÇED, “arıtma tesisi düzgün çalışmıyor,” diyordu.

“Kapasitesi Akbük’e dar geliyor,” diyordu.

Bugün aynı şeyleri dile getirenler, Amerika’yı yeniden keşfederken, o gün AKÇED’den neden uzaklaştıklarını sorguluyorlar mı?

AKÇED geçmiş dönemde, çok bilinen deyimi ile;

- Kral çıplak! Demiştir…

Suçu budur.

AKÇED yönetimini şer odakları payesine yükselten temel neden, kralın çıplak olduğunu apaçık ortaya koymalarıdır.

Kral çıplaksa, çıplaktır.

Akbük paket arıtma tesisi çevreye pislik yayıyorsa, Akbük paket arıtma tesisi çevre pislik yayıyordur: Hepsi bu kadar!

Ne bir eksik, ne bir fazla…

Tıpkı bugünün CHP Didim Belediyesi’nin “yeni muhalifleri”nin söyledikleri gibi…

Eski bir şarkı vardır, bilirsiniz; bir bahar akşamı, diyerek başlayan ve sonra da soran:

- Daha önceleri nerelerdeydiniz?..

Gerçekten nerelerdeydiniz?

Akbük arıtma tesisi şimdi mi çevreye pislik saçıyor?

Şimdi mi sivrisinekler ortalıkta cirit atıyor?

Ya o pis koku?.. Ey gönüllü arkadaşlarımız, aklınız ve hele hele gönlünüz kaldırıyor mu bu ölçüdeki bir çelişkiyi?

Bu mücadeleyi amansız bir biçimde dik durarak sürdüren bir merkez değil midir AKÇED?

Değil ise, gelin bu konuyu tartışalım.

Bu karşıtlık, bu ayrılık, bu [toplumcu görüntülü] bireyciliğin ucu nereye dayanıyor?

Gelin uygar kişiler olarak, uygar bir düzlemde sorgulayalım; oturup konuşalım, tartışalım…

Gerçeğin tohumlarını Akbük’ün verimli topraklarına ekelim; yeşerecek fidanları sulayıp, çapalayalım…

Aydınlığı ilk önce vicdanlarımızda, dürüstlüğümüzde, ilişkilerimizde kuralım… “Türkiye’nin Birleştirici Gücü” sloganın içini dolduralım…

Arıtma tesisi belki bir süre daha doğru dürüst çalışmayacak…

Çünkü nesnel şartlar bunu gerektiriyor.

Ama onu doğru dürüst çalıştırmak için kollarını sıvamış olan insanların önüne tuzaklar kurmayalım…

Tam aksine ve tam tersine bu yöndeki çalışmalara omuz verelim; destek olalım.

Her şey siyaset için değildir.

Bizce bu sözün tersi doğrudur:

- Siyaset insan içindir. Toplum içindir. Kamusal yarar içindir…

Gelin o çizgide saf tutalım.

Mevziimizi alalım.

Herkes kendinde olanı versin.

Güçler, emekler, düşünceler birleşsin… Sıra niyete gelsin!

Siyaseti bir meslek olarak görüp uygulayan zihniyeti çevremizden uzaklaştıralım.

Ve onlara uygun bir dile fısıldayalım:

- Gölge etmeyin, başka ihsan istemez…

 

 

 

 

 

Çarşamba, 13 Ağustos 2014 15:09

HANGİSİ DOĞRU?..

HANGİSİ DOĞRU?..

 

İşte deniz kirliliği ile mücadelede kazanılan mevziler.

İşte deniz patlıcanlarına karşı başlatılan yasal mücadele.

İşte tavla şampiyonası.

İşte halk eğitim işbirliği içinde fotoğrafçılık kursu.

İşte Sayın Deniz Atabay ile kurulan, karşılıklı güven, saygı ve birlikte çalışma kültüründen kaynaklanan “olması gereken” demokratik ilişki.

İşte ormanların yok edilmesi sonucunu doğuracak bir yönetmelik aleyhine Türkiye Barolar Birliği’nin Danıştay’da açtığı iptal davasına müdahil olma girişimi.

İşte şiir geceleri.

İşte her hafta Çarşamba akşamları Akbük’ün çevre tabanlı sorunlarının tartışıldığı halk toplantıları.

İşte Bafa Gölü eylemi başta olmak üzere, diğer çevre dernekleri ile sürdürülen dayanışma ve güçbirliği etkinlikleri.

İşte “Didim Çevre Platformu” bünyesindeki varlığımız ve üstlenmiş bulunduğumuz etkin rol…

Ve işte arkadaşlar…

İşte Akbük Kültür ve Çevre Derneği [AKÇED]’in bu yaz içinde kotardığı işler ve harcadığı emeğin kısa/hesap bilançosu

Bazıları bu çalışmaları eleştiriyor:

- AKÇED eskiden daha fazla çalışıyordu. Bu yıl çalışmalarda düşüş var, diyorlar.

Doğrudur.

Geçtiğimiz yıllarda AKÇED yerel yönetime rağmen çalışıyordu.

Bu yıl yerel yönetim ile omuz omuza çalışıyor.

Eskiden Belediye AKÇED’i hasım olarak görüyordu.

Şimdi, Deniz Atabay yönetimindeki Belediye AKÇED’i sürdürülen çalışmalara yardımcı olarak görüyor.

Şimdi bu önemli noktada bu bir soru:

- Hangisi doğru?.. Hangi çalışma tarzı Akbük’e yararlı?..

Sorunun yanıtı bellidir.

Ama geçmiş, geçmişte kalmıştır. Geçmişi eşelemenin kamusal bir yararı yoktur.

Gelecek önümüzdedir.

Mesele o geleceği daha yaşanır, daha temiz, çevre değerlerine daha saygılı bir hale nasıl getirebiliriz?.. Daha gelişmiş bir Akbük’ü, Didim’i, Akyeniköy’ü nasıl inşa edebiliriz?

İnsan ilişkilerini daha dostça, güvenilir ve sağlam temellere nasıl oturtabiliriz?

Sorun buradadır.

Ve iyi niyet, bu sorunun çözümüne vereceğimiz emek ve yaklaşımımızla ölçülecektir.

Çünkü iyi niyet –asla- soyut bir kavram değildir.

İnadına ve illaki, somut bir vakıa ve gerçekliktir.

Perşembe, 12 Haziran 2014 14:55

AZİZ NESİN ERKEN ÖLDÜ…

AZİZ NESİN ERKEN ÖLDÜ…

 

Bir yetkili kuyuya bir taş atar, bin vatandaş uğraşır çıkaralım diye…

Ata sözü böyle miydi?.. Tam hatırlamıyorum. Ama ulaşılan mevziden geriye baktığımızda, pek önemli değil…

Önemli olan, taşın hala kuyunun dibinde debelenip durmakta olmasıdır.

Sözünü ettiğimiz taş, feshedilen Akbük Belediyesi'nin vatandaşa gönderdiği "Su Katılım Payı İhbarnameleri"dir.

Yaklaşık birbuçuk yıldır dilimizde tüy bitti: - Bu talep yasal değildir!..

Dinleyen yok; ciddiye alan yok…

Taş kuyunun dibinde, çalkalanıp durur: Çıkaran yok… Çıkarmaya teşebbüs eden yok.

Derken… Mahkeme kararını verdi:

- Katılım payı talebi yasal değildir! Çünkü alacak zamanaşımına uğramıştır.

Umursayan yok…

İhbarnameler gönderilmeye devam etti.

Akbük Belediyesi'nin talep ettiği ortalama tutar taşınmaz başına 800 TL civarında.

Vatandaşın mahkemeye yaptığı itirazın gideri yaklaşık 100 TL.

Belediyenin davaya cevabı vs'ye ödediği para, yine yaklaşık 3 x 8 TL PTT gideri = 21 TL

İşin içine avukat girmişse, [kaybeden taraf için] mahkemenin belirlediği avukatlık ücreti 750 TL…

Yani sonuç olarak mahkeme kararında belirtilen Akbük Belediyesi'nin ödemesi gereken tutar [eğer işin içine avukat karışmışsa] toplam olarak 870 TL…

Alacak talebinin 800 TL olduğu bir ortamda bu hesabın sonucu yürekler acısıdır.

Ancak bütün bu gelişmelere rağmen Akbük Belediyesi yine durmamıştır.

Bu kez de Aydın Vergi Mahkemesi'nin kararı, itiraz yolu ile temyiz edilmiştir: Buyurun bir masraf daha… İşin kırtasiye tarafı, Akbük Belediyesi'nin kendi avukatına ödediği para da işin cabası…

Sonuç:

- Temyiz itiraz da reddedildi!

Şimdilerde ise, kuyuya atılan taşın son perdesi oynanıyor.

Bu kez de Aydın Büyükşehir Belediyesi, temyiz edilen ve temyiz itirazı reddedilen kararın "karar düzeltme" aşamasında olduğunu ileri sürerek, taşın kuyu içindeki devinimine omuz vermiyor…

Peki, bu koşullarda vatandaş ne yapacak?

Hakkını koruyabilmek için zorunlu olarak yargı sürecinin kendisine tanıdığı hakları kullanacak…

Ve taş bir süre daha kuyunun dindeki karanlığın içinde çalkalanacak.

Bu işin sonu ne mi olur?

O taş, o dipsiz kuyunun içinden mutlaka çıkartılacaktır.

Çünkü yasa açıktır. Mahkeme kararları açıktır. Ve bu ülkede hala hukuk vardır.

Mesele hukuku doğru değerlendirmek, bilinçle işletebilmek ve hak arama mücadelesinde yılgınlığa kapılmamaktır.

Bu uzun süreç içinde vardığımız bir sonuç da şudur:

- Aziz Nesin usta erken öldü!

Hepimizin başı sağ olsun…

 

Sayfa 2 / 2