22 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Konuk Yazar

Konuk Yazar

Web sitesi adresi:

Salı, 04 Nisan 2017 13:40

ZAMAN TECRÜBEYE YETMİYOR

ZAMAN TECRÜBEYE YETMİYOR

Bir ik­ti­dar ki par­le­men­ter­ler ço­ğun­lu­ğu­na sahip, is­te­di­ği ya­sa­yı, ka­ra­rı al­ma­sı için bir engel yok. Şi­ka­yet et­tik­le­ri ko­mis­yon­lar­da mec­lis­te gö­rüş­me­ler ve yap­tık­la­rı kavga. Mu­ha­le­fe­tin hiç bir de­di­ği­ni yap­ma­yan, öne­ri­le­ri eli­nin tersi ile iten bir an­la­yış zih­ni­ye­ti­ne sahip. Ne zaman FETO hoca efen­di­le­ri­nin Tür­ki­ye’yi çö­kert­me gi­ri­şi­mi or­ta­ya çı­kın­ca. Mu­ha­le­fe­tin tü­mü­nün bir­lik­te de­mok­ra­si­ye sahip çıktı. Oh be dendi, Boy boy bay­rak­lar, Ata­türk pos­ter­le­ri asldı, Ye­ni­ka­pı ruhu dendi. Gu­ru­bu olan bir parti dış­lan­dı. 12 mad­de­lik uz­laş­ma is­tek­le­ri­ni sı­ra­la­dı­lar. Bir­lik be­ra­ber­lik nu­tuk­la­rı atıl­dı. Şe­hit­le­rin top­ra­ğı ku­ru­ma­dan, ga­zi­le­rin ya­ra­la­rı sa­rıl­ma­dan, içe­ri­den ve dı­şa­rı­da gelen şehit ce­na­ze­le­ri, ocak­la­ra ateş dü­şü­rür­ken. Bir par­ti­nin li­de­ri baş­kan­lıl fiili durum dedi.

Ne­re­den çıktı baş­kan­lık de­yin­ce, tit­re­yip tit­re­yip kük­rü­yor­du, ver Bilal’i Al baş­kan­lı­ğı, Ne­de­ni­ni açık­la­ya­mı­yor­sun sayın lider. Par­le­mon­yo­dan tüm iti­raz­la­ra rağ­man 18 madde geçti.

Ülke re­fe­ran­du­ma gi­di­yor, oy­la­ma ya­pı­la­cak Evet mi? Hayır mı?

Evet­çi­ler 18 med­de­yi açık­la­ya­mı­yor, Dev­le­tin tüm im­kan­la­rı­nı kul­la­nı­yor. Daire amir­le­rin­den tutun, Mülki amir­le­ri­ne kadar te­le­viz­yon­la­ra yan­sı­yor.

18 mad­de­yi halka an­la­ta­mı­yor­lar, ne ya­pı­yor­lar, Ha­yır­cı­la­ra yalan if­ti­ra.

Ha­yır­cı­la­ra Tö­rö­rist fe­to­cu. Orada durup sa­ğı­nı­za so­lu­nu­za ba­ka­cak­sı­nız. Hemde yanı ba­şı­nız­da­ki­le­re, her yerde FE­TO­cu var. Mec­lis­de yok demek, bu mil­le­ti aptal ye­ri­ne koy­mak­tır.

Ha­yır­da bir­le­şen­le­re Hain demek.

Had­di­ni­zi aşı­yor­su­nuz de­mek­tir.

Baş­ba­ka­nın de­di­ği­ni bak “CHP var ya, aynı hamam, aynı tas. İçin­de­ki tel­lal­lar­da aynı.”

Sayın Baş­ba­kan Hacı Bek­ta­şi’nin de­di­ği gibi. Eline, Be­li­ne, Di­li­ne sahip ol. Di­li­ne sahip ol, İyi sözde kötü sözde sa­hi­bi­nin­dir.

18 mad­de­nin, 11. mad­de­si. Mec­li­si ye­ni­le­me, hangi hal­ler­de oluru açık­la­ya­mı­yor­lar.

Ana­ya­sa pu­ro­fu KUZU, yasa yap­mak ayrı, ay­kı­rı olan­lar­da iddia ma­ka­mı ile sa­vun­ma ara­sın­da geçen tar­tış­ma so­nu­cu, doğru yan­lış or­ta­ya çıkar ve iş­ti­hat ka­ra­rı ile de dü­zel­ti­lir.

Der­nek­ler­de yö­ne­ti­ci olan­la­rın kar­şı­laş­tık­la­rı ör­nek­ler var­dır. Müm Fesih fesih.

Müm Fesih karar ola­maz. Du­ru­ma gelen yö­ne­tim yasal ola­rak düş­müş olur yani seçim ye­ni­le­nir.

Fesih. Yö­ne­tim ge­rek­çe gös­te­re­rek, ken­di­ni fes ede­rek genel kurul çağ­rı­sı yapar. Görev sü­re­si biter. Parti tü­zük­le­ri Yasal çer­çe­ve­si­ni ya­sa­lar­la be­lir­ler.

Mec­lis iç tü­zü­ğün­de açık açık yazar.

Si­ya­si ya­şa­mım da çok de­ğer­li hu­kuk­çu­lar­la bir­lik­te oldum. Yö­ne­ti­ci­li­ği­mi yap­tı­lar. Ver­dik­le­ri öğüt, Bir ola­yın as­lı­nı öğ­ren­me­den, iti­raz etme.

Bil­mi­yor­san bi­le­ne sor, önce ken­di­ni tanı.

Sayın Cum­hur­baş­ka­nı da­nış­man­la­rı ta­ra­fın­dan ya­nıl­tı­lı­yor.

 

Örnek mi?

Lozan bizim ta­pu­muz diyor. 10 gün sonra, ne Lozan’ı böyle bir şey yok diyor.

Gezi olay­la­rı­nı ha­tır­la­ya­lım. Po­li­sin hedef ola­rak Cana kıy­dı­ğı in­san­la­rı Fe­to­cu­la­rın yap­tı­ğı­nı, ey­lem­le­rin için­de fe­to­cu­la­rın ol­du­ğu­nu. Rapor edip söy­le­di­ler mi?

Hen­dek­ler açı­lır­ken, bom­ba­lar pat­lar­ken is­tih­ba­rat ve­ril­me­di.

15 tem­muz­da ha­be­ri eniş­tem verdi. Bu ne an­la­ma ge­li­yor. İstih­ba­rat ka­nal­la­rı ka­pan­mış.

Yan­lız bı­ra­kıl­mış­tır. Tek adam olun­ca neler olur, dü­şün­mek bile is­te­mem.

Şimdi de ya­nıl­tıl­mak­tır. Tüm bun­la­ra rağ­men hayır di­yen­ler. Nasıl hain olur. Hain mi arı­yor­sun. Kuzey Irak’a bak. EVET diyen Bar­za­ni.

Bay­rak çekti Musul’a.

Evet diyen Kadir Mı­sır­lı, “Keşke bi­zi­Yu­na­nis­tan işgal et­sey­di” diyor.

Bir sö­züm­de Os­man­lı sev­da­lı­sı, Cum­hu­ri­ye düş­man­la­rı­na var.

 

Pa­di­şah 3. Selim. öyle bir hale gel­miş ki, şu söz­le­ri söy­le­miş.

Yı­kı­lıp­tır bu cihan sanma ki dü­ze­le verdi, çark edeni kamu müb­de­ze­le ev­ve­bı sa­adet­te gezen ha­za­le işi­miz kaldı, ce­na­bı lem­ye­ze­le.

Bu söz­le­ri neden söy­le­miş pa­di­şah.

Hayır çı­ka­cak ül­ke­de. siz­ler­de bu ey­yam­cı­lar­dan kur­tu­la­cak.

 

Ha­yır­lı gün­ler.

Cuma, 24 Mart 2017 17:00

YÖNETMEK

YÖNETMEK

MEHMET PEKDEMİR

Ülkeyi yönetmek, şirket yönetmek, başarılı olmak 1. hedeftir. Kurumlar kuralları ilkeleri ile ayakta dururlar.

Zaaf kabul edilemez. Bu düşünceyi örneklerşek, futboldan gösterebiliriz. Milli takımın kadrosu açıklandığında şaşkınlık yaşandı. Bazı isimler kadroya alınmadı. Başta Arda ve diğerleri, medyada söylenmedik söz kalmadı, neler söylenmedi ki. Milli Takım Direktöründen çıt yok. Federasyondan sanki yok, bir çift laf yok.

Bunlar neyin yöneticisi?

Sonra ne oluyor?

Futbolcunun bir aracı oluyor, kim?

Emre Belezoğlu.

Sonradan kadro dışı kalan futbolcular tekrar kadroya alınıyorlar.

Ne olup bittiğini o günlerde kimseye ne için kadro dışına çıkarıldığını açıklamamışlardı, daha doğrusu açıklayamamışlardı. Sanki Milli takımı değil. Babalarının takımı gibi davranmışlardı.

Benim aklıma şu geldi.

Emre Belezoğlu, sahalarda yaptığı RABİA işaretini yöneticilere yapmış olabilir mi?

Yöneticiler zaafiyete uğramış, karizma çizildiğinden, bu yöneticileri bundan sonra ağzıyla kuş tutsa ne yazar.

Milyonlarca taraftarı olan kulüplerimizden Beşiktaş’ı Demirören ve yönetimi borç batağına düşürmüştü. Fikret Orman ve yönetimi feda slogonu ile yola çıkmış, Beşiktaş’ı bu günlere getirmiştir.

Demirören ve  Fikret Orman arasındaki farkı herkes gördü.

Trabzonspor Muharrem Usta yönetiminin anlayışıyla farkı ortaya koydu. Keza Başakşehir’de.

Fenerbahçe’ye gelince, doğru yönetiliyor diyemeyiz.

Transfer hovardası Fenerbahçe şampiyon olmuş, Takımın hocası ertesi sene yok.

Takımın hocası maç sonrası futbolcusunu medyanın kucağına atar. Her maç da ayrı bir 11'le sahaya çıkarsa. Kulüb başkanı ve yöneticileri zaafiyet gösterirse, durum ortada.

Galatasaray’a bir bak, mazide neler neler yaşamış, iç çekişmeler yüzünden girdapdan bir türlü çıkamıyor.

Bir örnek de kendimizden, Didim Belediyespor’dan verelim.

Öncelikle, Didim Belediyespor’un kulup binası veya yazışma adresini bilen var mı?

Kulüp üç senede, 3 kere genel kurul yapıyor, her seferinde yönetim değişiyor, başkan hep aynı.  Didim Belediyespor kurumlaşmak ve tesisleşmek gibi hiç bir girişimi yok. Kalıcı gelir arttırıcı bir çalışmasını ben bu güne kadar hiç görmedim. Gördüğüm kadarı ile seçilen yönetimin de böyle bir çabasını da gören yok. Belediye ne verirse, sponsorlardan ne gelirse, reklamlardan ne gelirse günü kurtarmaya çalışıyorlar. Taşıma suyla ile değirmen dönmeyeceğini ilk anlayan, Didim Belediyespor’un başkanı Bedri Altıntaş oldu ve istifa etti.

Takımın kötü günlerinde istifa edip, takımı başsız bırakmak, düşme tehlikesindeki takımın bozuk olan moralini, ikiye katlama ne kadar doğru bir hareket tartışılır.

Didim Belediyespor’un  ligdeki durumuna bakıldığında, durum çok üzücü, ihşallah son iki maçını galip gelmesi, ligde kalabilmesini dilerim.

Bu düşünceden yola çıkarak, Türkiye’de Futbolun nasıl yönetildiğini değerlendirdiğimizde bu bakış açısı ile sorgulamamız gerekmektedir.

Neden EVET, Neden HAYIR. Birey olarak kendimize sormalıyız. Bir kulüp taraftarı, bir siyası parti ve yanlısı gibi değil yaşamımızı etkileyen olaylar ve nedenler. Barışın yolu uzlaşmak, ayrışmanın yolu nefrettir. Dileğim aklın üstün gelmesidir.

TÜRKİYEM SENİ, İNSANINI SEVMEK İBADETİN AŞKLARIN EN GÜZELİ. CEHALET DE KÖY KUYUDUR.

Daha  önce sorduğum soruyu tekrar soruyorum…

1. Milli Eğitim Müfredatın içini neden boşaltır?

2. P.K.K neden öğretmen katleder,okul yakar ? Bir defaya mahsus kendinize sorun neden,niye,niçin…

Felsefenin temel ilkesi sorgulamaktır ve mantık o zaman sen neye yararsın be adam körü körüne biat senin hiç mi düşüncen yok. Yok benim yerime düşünenler var. Ve Kafamı karıştırma. Yani sen görmüyorsun, duymuyorsun, hissetmiyorsun…

-Burada neyin devreye girmesi gerekir. Akıl, felsefe sorgulamak ve mantık. Fakat felsefe foslar neme lazım okudukları kitaplarda kalır bunlar sokakta yoktur geyik muhabbeti. O zaman siz ne işe yararsınız. Dar alanda kısa paslarla oyalanan bir kıvrak çalımcı. Kaleye gol atamayan kendi için yaşayan topluma da, katkıları da olmayan kıvraklar.

-Konsolosun katili amacına ulaşamadı. Rusya'nın mantıklı Türkiye'nin itidalli davranışları aklın devreye girmesi silah geri tepti emperyalistlerin oyunu bozuldu.

Benim dikkatimi çeken bu cinayeti işleyen çocuğun bu hale nasıl geldiğidir. Öğrenim yıllarını ailesi ile birlikte geçiriyor. Ne zamana kadar polis okuluna girene kadar. Ailenin kontrolünden devletin kontrolüne giriyor.

Aile mutlu çocuğun yurt sever ülkemin canına, namusuna, bayrağına kast edenlerle can siper mücadele ediyor diye. Sonra ne ile karşılaşıyorlar evlatları bir cani katil dünyaları yıkılıyor ve cenazeyi teslim almayacağız. Alsanız da almaşınızda evladınız aynalı beşikte büyüttüğün polis eyledin bunun suçlusu siz değilsiniz.

Bir öğretmen düşünün acitasyonçekiyor ki, sınıf tekbir sesleri ile inliyor.

Bu konuda bir tek sorgulamaların olmayışı neden, niçin, niye içimi acıtanda budur. Çocuklar bizim çocuklarımız. Ana okulunda liselerde neler oluyor. Kontrolünüzü eksik etmeyin. Hiçbir ailenin bu dramla karşılaşmamasını dilerim…

Rus konsolosun katlini 94 doğumlu bir çocuğun planlamış olması mümkün değil.

Emperyalist güçlerin az gelişmiş ülkeleri sömürme planlarının bir parçasıdır , başlatırlar ve nasıl biteceğine yine onlar karar verir. Kaybettikleri hiç olmadı derseniz oldu. Çanakkla'de oldu, sonrası teslim olan bir imparatorluk Osmanlı küllerinden doğan bir devlet Türkiye Cumhuriyeti ama emperyalistler daima gençtir. Yeni planlar yeni aktörler bulur içine öyle bir sızar ki içinde düşman yaratır ırkı dini mezhebi bir silah gibi kullanır.

- Yıllardır P.K.K terörü ile kana canına kast ederken emperyalistler iliklerimize kadar sömürdüler doymadılar.

- 15 Temmuzda öyle bir yapı ile karşılaştık ki devlete hem sızmışlar, hem de yerleştirilmişler.

Örgütün adına (Fetö) yani Fetullah Gülen işte yanılgıda burada devletler arası yapılanma yaşamın her alanında var.

Bu organizasyonu yapacak ne aklı ne de zekası var.O halde adını koyalım Nato-CİA mosat ve Vatikan. Bu yapılanmaların içlerinden ayrılan birimlerin projesidir.

Şu unutulmasın devletlerin dostluğu olmaz çıkarlar üzerine kurulmuş ittifaklar olur. Devlet kurumları hafızasını kaybederse devlet yönetenler hayallerini kendi halkının refah ve mutluluğu doğrultusunda yapmalıdır. Sınır ötesi hayaller emperyalizmdir.

NATO ile 2.li ilişkilerin gözden geçirilmesi düşünülmelidir.

Diğer kıtalarda olan emperyalist sömürüleri katliamları sıralayarak konuyu dağıtmak istemedim.

Emperyalistlerin girip çıktığı ülkelerde can,mal,ırz,namus ayaklar altında kalır. Ölenler için ne sela ne de çan sesi duyulur. Suriye topraklarında bu yok. Ama Türkiyemizde sela sesleri şehitlerimiz ALLAH hepsinin mekanını cennet eylesin . YAKINLARINA SABIR GAZİLERİMİZE ŞİFA VERSİN. Bu çok önemlidir.

 

Cumhuriyetin faziletini anlamayan özgürlüğün ne anlama geldiğini içselleştiremeyen ticariler var.(Mısırlı)denen sapık keşke Yunanistan bizi istifa etseydi diyebiliyor. Ey küstah özgür olmayan kişi Cuma bayram namazı kılması caiz değildir. Çünkü esirsin. NOKTA.

Devletin Memuru Olan Alevi de, Pir de Olamaz

İktidardaki asimilasyoncu, tek tipçi, inkârcı zihniyet ve Diyanet, bu Muharremde  de devletin ve diyanetin paralı memuru haline getirdiği 96 Alevi Dedesini çeşitli Avrupa ülkelerine gönderiyor.

Fethullah Gülen'in yakın dostu İzzettin Doğan’ın CEM Vakfı, Almanya Hamm ve Çevresi Alevi Kültür Birliği Derneği ve Baba Mansur Derneğinin Diyanet ve hükümetle yaptıkları işbirliği sonucu geçtiğimiz yıllarda da yüze yakın “yüzsüz” sözde Alevi dedesi Almanya, Fransa, Avusturya, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsviçre, Bulgaristan, Kosova, Yunanistan, Romanya ve İngiltere’ye gönderilmişti.

Geçtiğimiz yıllarda özellikle yurtdışındaki Alevilerin örgütlülüklerini ve birliğini bölmek ve bozmak, Alevileri asimile etmek ve devletin Alevisini yaratmak üzere birer devlet memuru olarak görevlendirilen bu paragöz rant düşkünleri, Avrupa'daki Aleviler ve Alevi örgütlerince Cem evlerimize alınmadılar ve hak ettikleri yanıtı aldılar. Bu devlet memurlarının Alevi toplumunda bir kez daha aynı yanıtı alacaklarından kimsenin  kuşkusu olmasın..

Hükümet yıllardan beridir Alevi toplumunu ve birliğini bozmak için başta İzzettin Doğan2ın CEM Vakfı, Fermani Altun’un Dünya Ehlibeyt Vakfı ve bizzat Fethullah Gülen ve AKP tarafından kur(dur)ulan çakma Alevi dernek ve federasyonları aracılığıyla Alevi asimilasyonunu sistematik ve planlı bir şekilde sürdürmek istiyor. Söz konusu kurum ve başındaki kişilerle bir takım rant, makam ve çıkarlar doğrultusunda bir anlaşma yapıldığı, bu anlaşmaya göre de Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı bir daire başkanlığı oluşturulacağı, bu daire başkanlığın emrinde de her vilayetten dede, zakir ve bir hizmetlinin olacağı bir kadro organizasyonu gerçekleştirileceği biliniyor.

Diğer yandan tarihin her döneminde ve her toplumda inancına, tarihine, toplumuna, yola ve öğretiye ihanet eden bir takım ilkesiz, ihanetçi ve rantçılar hep olagelmiştir. Bu yol düşkünlerini, birkaç kuruşun esiri olup topluma kötülük yapan hainleri, zayıf kişilikleri gördüğümüz her yerde hak ettikleri deşifre etmek ve her platformda toplumun zarar görmemesi için teşhir etmek zorundayız.

Alevi “Dede, Ana, Rayber / Rayver, Mürşit ve Pirleri” binlerce yıl tüm zorluklara, baskılara, katliamlara karşın, Alevilik “Yol” ve “Öğretisini” bugünlere taşırlarken, hiçbir zaman yönetenlerin, egemenlerin hizmetlisi, memuru olmamış ve herhangi bir maaş, mevkii ve makam peşinde de koşmamışlardır. Pirlerimiz yola hizmetleri karşılığında, taliplerinin gönüllerinden kopan “hakullah” ve “çıralığ” dışında da herhangi bir bedel almamış, ya da talep de etmemişlerdir.

Zaten gerçek Alevi pirleri, anaları, rayber ve mürşitleri inanç gereği, yol, öğreti gereği yönetenlerin, sistemin emrinde olmazlar. Yönetenlerden maaş almaz, memur ya da emir kulu hiç olmazlar. Pirlerimiz Alevi öğretisi gereği “el ele, el Hak’ka” dediğimiz hizmeti verirken herhangi bir karşılık beklemezler, salt “kul hakkı” olarak talip, pirine gücü oranında ve gönlünden koptuğu kadar bir meblağ verir. Kaldı ki, Pirler bu meblağı da genellikle toplumda yine ihtiyacı olana verirler.

Eğer Pirlerimize hizmetleri karşılığında yaşamlarını sürdürmek için bir bedel ödenecekse, bu bedel bugüne kadar olduğu gibi Alevi kurumları, Alevi örgütlülüğü ve Alevi toplumu tarafından karşılanmalıdır. Hükümet, Diyanet İşleri ve herkes iyi bilmelidir ki, Alevi Pirleri, tarih boyu inanç, yol ve öğretiyle ilgili hizmetlerini herhangi bir kişisel çıkar, makam, mevkii, rant ve para karşılığında yapmamışlardır. Devlet ile işbirliği yapıp, Aleviliğin asimilasyonuna hizmet edenlere de çağrıda bulunuyor ve Alevi Pirlerinin devletin maaşlı memuru olmamalarını bir kez daha anımsatmak istiyorum.

Biz Aleviler ve Alevi toplumu bu asimilasyoncu, inkârcı, yok sayan saldırıları ancak, “yol”a, “öğreti”ye daha sıkı sarılıp zalimlere, tiranlara, egemenlere tarih boyunca Alevice duruş sergileyen Pirler, Rayberler, Dedeler, Analar ve Mürşitler gibi güçlü bir bilinç ve dirençle karşı çıkarak savuşturabilir ve geleceğe daha umutla bakabiliriz.

Alevice duruş sergileyip zalimlere boyun eğmeyen tüm canlara aşk olsun!

Salı, 16 Ağustos 2016 08:36

GÖZÜNÜ SEVDİĞİM ÜLKEM

GÖZÜNÜ SEVDİĞİM ÜLKEM

Türkler Her şeyi Bilir

Otele arada bir İngiltere"de yaşayan Pakistanlılar gelir. İlk işleri namaz kılmak için resepsiyona gidip Kıble"yi sormak olur. İşte o an,Türkiye"de bir çok Kıble olduğunu anlamış oluruz. Her personelin kendine göre Kıblesi vardır. Batı"da olanıda vardır,Doğu"da,Kuzey"de,Güney"de olanı da. Pakistanlının şaşkın bakışları altında kendi aralarında tartışmaya başlarlar. Herkes kendi Kıble"sinin neden gösterdiği yönde olduğunu kanıtlamaya çalışır. Bayram namazı için camiye gitmişte,imam o yönde namaz kıldırmış. Her zaman Kıble güneyde olurmuş,zaten haritaya baktığımızda Suudi Arabistanın güneyde olduğunu görürmüşüz... Tartışma uzar,pakistanlı dinler,bir o tarafa bakar,bir bu tarafa bakar,kimin gerçeği söylediğini anlayamaz ve sonunda namaz kılmaktan vazgeçip gider. Bu Türkiye"de anlaşılan namaz kılmak caiz değil diye düşünür.

İngiliz sabah kahvaltısına iner,her gece sabaha karşı biri şarkı söylüyor,uyuyamıyorum,der. Personel düzeltir,o şarkı değil ezan. İngiliz sorar,peki ne diyor. İşte o an personel yazmaya başlar. Biri,namaza gel diyor,der. Diğeri sabah olduğunu ve namaz vakti geldiğini hatılatıyor,der. Diğeri,sabah namazının farz olduğunu söylüyor,der. İngiliz itiraz eder,ama o kadar kısa değil,beş dakika kadar sürüyor,der. Personelin destan yazması bu itiraz üzerine başlar. Biri çıkar, günde beş vakit namaz kılınması gerektiğini,bunların en önemlisinin sabah namazı olduğunu anlatıyor,der. Diğeri hayır der,müslümanlıkta namazın ne kadar önemli olduğunu bunun için sabahları camiye gidilmesini söylüyor,der.  İngiliz iyice şaşırır,kafası karışır. İşte o an ben müdahale etmek zorunda kalırım. Ne dediğini bilmiyoruz,derim. İngiliz sorar;neden. Çünkü ezan Arapça,Türkler Arapça bilmez de ondan, derim.

 

Hava Savunma Sistemi

Devletler kendi topraklarını düşman uçaklarının saldırılarına karşı korumak için güçleri yettiği ölçüde hava savunma sistemleri kurarlar. Güçlü devletlerinin 300 km. 400 km gibi uzun menzille füzeleri vardır. Daha zayıf devletler ise daha kısa menzilli füzeler,ödünç patriot sistemleri,en azından uçaksavar bataryaları kullanır.

Geçen gün hükümet açıkladı,önemli havaalanlarına hava savunma sistemleri yerleştirilecekmiş. Cumhurbaşkanlığı sarayına ise uçak savar batarlayaları konmuş ve gururla bunların fotoğrafları yayınlanmış. Saray Ankara"da,hangi düşman uçağının menzili Ankara"ya gelip,dönecek kadar uzun. Veya Eseboğa havaalanını bombalayacak kadar yakıt depolayabiliyor. Veya en azından bizim bilmediğimiz böyle bir tehdit algısımı var.

Yoksa bu hava savunma sistemeleri,uçaksavar bataryaları düşman uçakları yerine kendi uçaklarımız için mi?

Türkiye,kendi savaş uçaklarından korunmak için hava savunma sistemeleri kuran herhalde dünyadaki tek ülkedir.

Hey,gözünü sevdiğimin Türkiye"si sen nelere kadirsin.

 

 

Ferda Aykan

Cumartesi, 13 Ağustos 2016 13:40

İSTİKRAR

İSTİKRAR

Türkiye"de Turizmci Olmak

Rabbim ve turistler turizmciyi affetsin.

1 Kasım seçimlerinde turizmci istikrar için oy kullandı. Biz birbirimizi biliyoruz. Otelciler,turizm esnafı,tedarikçiler,turizm emekçileri,turizmden ekmek yiyen halkımızın önemli bir kısmı gizli gizli istikrar vadeden AKP"ye oy verdi. Turizm istikrar ister. Turist bombaların patladığı,insanların öldüğü,sokaklarında kavgaların yaşandığı,askerin ve polisin birbirinde girdiği bir ülkeye gelmek istemez. Bir iki haftalık tatilini tedirginlik içinde,güvenlik endişesi içinde geçirmek istemez. Turistin alternatifi çoktur. Burası olmaz,başka bir yer,Türkiye olmazsa başka bir ülke...

Hiç tereddüt etmeden yönünü değiştirir. Turist getiren acantalarda risk almaktan hoşlanmazlar. Türkiye"ye mecburiyetleri yoktur. En ufak bir tehlike, bir risk gördüklerinde uçaklarının burnunu başka bir yöne döndürüverirler.

Halkımız istikrar umuduyla gitti 1.kasım seçimlerinde AKP"ye oy verdi. Ama ne oldu,

24 gün sonra,24 kasımda Rus uçağını düşürdük. 4 milyon Rus turist gitti. Milyarlarca dolar kaybettik. Antalya,Alanya boş kaldı.

Kış aylarına doğru Güneydoğuda savaş çıktı. Şehirler tanklarla bombalanıp,yakılıp yıkıldı. Devletin açıklamalarına göre sekiz bin insan öldü. Yüzlerce şehit geldi. Sloganlarla Cenaze namazları kılındı. Şehirlerde bomba yüklü araçlar patladı. Tüm bu olup bitenleri Türkiye"ye turist gönderen ülkelerin halkları televizyon ekranlarından naklen yayın olarak seyretti.

Bahar geldiğinde,Beyoğlun"da İŞİD Alman turistleri bombaladı. Onlarcası öldü.

Bir  ay sonra yine İŞİD havalanını bastı. Bombalarla,kurşunlarla insanları öldürdü. Televizyonlar yine naklen yayın olarak patlamayı verdi. Yabancı ülke halkları bir kez daha dehşete düştü.

Tam ortalık yatışmaya yüz tutmuşken,sezonun ortasında 15 temmuzda Darbe oldu. Çatışma çıktı. 250 ye yakın insan öldü,binlercesi yaralandı. Onbinlerce tutuklama oldu. Az destek verdin,geç kınadın diye,Batı"yı tehdit etmeye başladık.

Turizmci İstikrar diyerek,AKP"ye oy vermişti. Al Sana İstikrar,demeyeceğim ama en azından hiç olmazsa biraz düşün diyeceğim. İstikrar diyerek iktidara gelen bir parti,9 ayda ülkenin altını üstüne getirirse,bundan sonraki aylarda kimbilir neler yapar. 1 Kasım seçimlerin seneyi devriyesine 2,5 ay kaldı. Bu kalan son aylarda neler olacağını,yılı nasıl tamamlayacağımızı bilen var mı?  Ortalığın yatışacağını,istikrarın sağlanacağını garanti eden var mı?

Turizmciler kendi aralarında konuşuyorlar. İnşallah seneye kadar yeni bir şey olmazsa,2017 sezonu iyi geçebilir,diye temennide bulunuyorlar.  Hiç kimse yarınından emin değil,önümüzdeki günlerde ne gibi süprizlerle karşılacağını bilmiyor. Bu günlerde en geçerli espri,bir tek uzaylılar tarafından işgal edilmemizin kaldığı,mavrası.

Gel de bu ülkede turizmci ol. Bir sene sonrası için yatırım yap,işyerlerinde tadilat yap ve  yaşantın ile planlar yap. Bir ay sonrasını bile göremeyen,dokuz ayda dokuz bela yaşamış bir insana bunu nasıl anlatabilirsin. Bunu ondan nasıl isteyebilirsin.

Rabbim,istikrar sözlerine kanıp, 7.haziran seçimlerindeki koalisyon Sibob"unu ortadan kaldırarak,tek başına iktidarı AKP"ye veren turizmcileri affetsin.

Turistlerde ,böyle bir güzel ülkenin önünü arkasını göremeyen turizmcilerini affetsin.

Ve son olarak rabbim ve halkım,istikrar diyerek,9 ayda başımıza 9 bela açanları affetmesin.

 

Ferda Aykan

Perşembe, 23 Haziran 2016 09:55

AKBÜK - AKBÜK

AKBÜK - AKBÜK

Can dostum, yol arkadaşım Ünsal Yalçınkaya bir yazısında benden söz etmiş. “Fethiye” başlıklı yazıma atfen Akbük’ü anlatmamı istemiş. Yıllar önce Akbük’ü yazmıştım. Bu ikinci yazım olacak.

Doğa, Akbük’e cömert davranmış. Verilebileceklerin en güzelini, en sevimlisini, en bolunu vermiş. Önüne alabildiğine engin denizi koymuş. Gir vücudunla yüz, çık gözünle yüz. İster birbirinden seçme koylarda kulaç at, ister merkezde açılabildiğin kadar açıl. Kah gökyüzünün maviliğine, kah denizin maviliğine bak. Gözün doysun, yüzün gülsün, için açılsın

Ormanın en gürünü, yeşilin en tatlısını Akbük’te görürsün. Bakarsın “hayran” kalırsın. Havayı içine çekersin, mest olursun. Islık çalan ağacın melodisini duyarsın. Serinlik tenini okşar. Huzur gelip kalbine oturur. Yüreğin sevgiye boğulur. Mutluluktan uçarsın. İçmeden sarhoş olmak neymiş yaşarsın. Gündüzü bol güneşlidir; pişirir insanı. İnersin sahile, rüzgar vurur yüzüne. Güneş’e selam çakarsın. Akşam olur yıldız yağar üstüne. Ay’a el sallarsın. Öte kıyılardakilere selam yollarsın.

“Denizden pazara” misali taze balığın merkezidir Akbük. Başka yerde gider mi, bilmem ama Akbük’te rakısız gitmez balık. Dibini görürüsün şişenin; ne dilin dolanır, ne sözün.

Akbük; doğallığın, şirinliğin, sadeliğin adı. Akbük aşktır, sevdadır. Cennet’ten bir köşedir. Akbük, anlatılmaz yaşanır.

Akbük’ün değerini bilmek lazım. Akbük’ü korumak, kollamak gerekiyor. Doğa talancılarına, rant yolcularına “aman” vermemek lazım. Aydın Büyük Şehir Belediyesi’ne sesleniyorum. Aydın Valiliğine sesleniyorum. Akbük, Didim olmasın. Akbük, Bodrumlaşmasın. Akbük, Kuşadası’na benzetilmesin. Akbük, beton yığınına dönüştürülmesin. Akbük, yalancı turizmcilere teslim edilmesin. Doğallığı aynen korunsun. Altyapı mutlaka gerçekleştirilsin. Plansız, programsız büyümenin önüne geçilsin. Denizimiz kirlenmesin, ormanımız talan edilmesin. Cadde ve sokaklarımızı temiz kalsın.

Doğa sevdalılarına, memleket sevdalılarına sesleniyorum. Akbük, cennettir, cennetimize sahip çıkalım.

Celal Durgun

Misafir Yazar

MART’IN SON HAFTASI KÜTÜPHANELER HAFTASI OLARAK KUTLANIR

“Her yıl Mart ayının son haftası kütüphaneler haftası olarak kutlanır. Kütüphane haftasında Kütüphaneler çeşitli kültürel etkinlikler yapar bu etkinlikleri 7 den 70’şe tüm toplumla paylaşır. Didim Belediye Kütüphanesi de bu yönde aralıksız hizmet verip etkinliklerini sürdürmektedir. Kütüphaneler; toplumsal yaşamın ilişkilerin ve ihtiyaçların sonucu olarak ortaya çıkmış ve işlevlerini içinde bulundukları tarihsel ve toplumsal koşulların ortaya çıkardığı bilimsel kurumlardır.

Tarihte ilk kütüphane M.Ö. 2 600 yıllarında Sümerlere ait tapınaklarda keşfedilen çivi yazısıyla oluşturulan eski formlardaki tabletlerin bulunduğu arşivler oluşturmaktadır. Mısır ve Mezepotamya’da çivi ve Mısır hiyerofik yazıları, pigtografik yazının gelişmesiyle, yazılı belgelerin gittikçe artmasına neden olmuştur. Zamanla artan kültürel ve ekonomik ilişkiler sonucunda sayıları fazlalaşan içeriği devletler -arası antlaşmalar, kanun ve buyrultular, yönetmelikler, yabancılara ilişkin kayıtlar, rahipler ve hukuka ilişkin listeler olan bu yazılı belgeleri bulunduran arşivler ilk kütüphane’lere örnek gösterilmiştir.

Türklerde Kütüphaneler; Orta Asya Uygurlar döneminde kuruldu Karahoca ve Tufan kazılarında 30 000 adet yazma ortaya çıkarıldı.

Ortaçağ Kütüphaneleri;  Yunan ve Romalılar zamanında kurulan kütüphaneler;

İslami alanda kütüphaneler; 8. yy itibaren ilk olarak Çinliler ve Arapların Kağıt yapımını öğrenmeye başlamalarıyla ortaya çıkmışlardır.

Günümüzde Kütüphaneler işlevleriyle ilgili çeşitlendirilmişlerdir.

REFERANS KÜTÜPHANELERİ; Kütüphane materyallerini kütüphane içinde kullanmak yani dışarıya çıkarmamak, bunlara örnek üniversiteleri ve özel kütüphaneler

ÖZEL KÜTÜPHANELER; Mesleki ticari, ekonomik, kültürel endüstriyel, bilimsel, ve teknolojik amaçlı kamu ve özel sektör kuruluşlarına hizmet eder.

HALK KÜTÜPHANELERİ; Yerel bazda kamu yönetimi veya onun adına bir başka kurum tarafından, kurulup finans edilen, ayırım gözetmeksizin isteyen herkese açık olan kütüphanelerdir.

GEZİCİ KÜTÜPHANELER; Şehir merkezinden uzak yerlerde yaşayan vatandaşlarımıza gezici kütüphaneler hizmet götürmektedir.

ÇOCUK KÜTÜPHANELERİ; Okuma alışkanlığını ve bilincini kazandırma, bilgiye erişim ve yaşam boyu öğrenme gibi unsurların ilk tohumlarını atma bilginin değeri, önemi ve işlevi gibi kullanıma yönelik bilinç oluşturmak için en alt gruptan başlayarak 16 yaş ve altındakilere hizmet sunun bilgi merkezleridir.

Ülkemizde çocuk kütüphanesi kurma fikri 1920-1930’lu yıllarda düşünülmüştür. İlk çocuk kütüphanesi 1925 yılında hizmet vermeye başlamıştır.

Kütüphanemiz  1996 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden bu yana halkımıza hizmet vermektedir.

Kütüphanemizde 12 730 demirbaş kaydı yapılmış toplamda 25 000 üzeri eser mevcuttur.

9 980 kayıtlı üyemiz vardır.

Kütüphanemizde düzenleme çalışmaları yazar adlarına ve alfabetik sıraya göre yapılmaktadır. Kayıtlarımız bittiğinde vatandaşlarımız internet üzerinden görebilirler.

Ayrıca araştırma kaynaklarımız kendi içinde gruplandırılmıştır.

BELEDİYE BAŞKANIMIZ AHMET DENİZ ATABAY

KÜLTÜR MÜDÜRÜMÜZ NAŞİT OSKAY VE BİZ KÜTÜPHANE ÇALIŞANLARI OLARAK HALKIMIZIN KÜTÜPHANELER HAFTASINI KUTLAR BOL KİTAPLI GÜNLER DİLERİZ...

 

 

 

 

Cuma, 04 Mart 2016 16:54

ZAMAN TECRUBEYE YETMİYOR

ZAMAN TECRUBEYE YETMİYOR

Z aman var tecrüben yok. Tecrübe kazanırsın zaman bitmiş oluyor.

Hafızanızı güncellemek olayları değerlendirmek sorgulamak ve yol haritanızı tespit etmez isek, kırılmalar kaçınılmaz oluyor.

Kurumlar kurallarla yönetilir üst biriminden alt birimine kadar.

Yöneten kural dışına çıkarsa ne olur. Alt birimlere kadar uzanır.

Devletler yasalar anayasa ile sınırlarını belirler.

Özal anayasa birkere delinse ne olur demişti. Ne oldu bugün ki hal birkere delinmeyi görsün arkası çorap söküğü gibi gelir.

Partiler yasalarla, kendi yaptıkları tüzüklerle yönetilir. Anti demokratik parti yasaları değiştirilemiyor. Düşüncelerde parlamento da temsil edilmiyor. Bu durumda demokrasiden söz etmek doğrumu cici demokrasi.

Peki parti kendi yaptığı tüzüğe uyuyor mu? Sorun bu.

İlçemizde 3 Mart da yapılan Danışma Toplantısı Hesaplaşma Toplantısına dönüştü. Sebep sevgisizlik seçilmişlere muhalif olmak olabilir. Ama dar alanda kısa paslarla siyaset yaparken dinlemeye seyre gelenlere zevk vermeyip kahır vermek olmamalı idi.

Görünen şu ki;  dün Kamacıya uygulanan kumpas bugün Atabaya uygulanıyor. Aktörler hemen hemen aynı.

Yönetim biçimleri beğenmeye bilinir. Eleştiriler seviyeli olmalıdır. Bir imar sorunu doğrudur yanlıştır Mahkemelik olmuş firmanın izlediği yol yanlış belediye başkanının hedef alınması. Bilinmelidir ki Didim’i ve C.H.P yi temsil etmektir. Belediye kapısına mezhebini öne çıkarmak yanlışına düşmüş, yetmedi yurt gazetesine manşet. Yetmedi beyaz TV. de Cemal Kılıçdaroğlu  söylemleri yetkisi ne. Burada sorun şu partinin İl başkanı Büyükşehir Belediye Başkanı  ve millet vekillerinin sessiz kalmaları,Celal efendi de konuşur, ağustos böcekleri de vızıldar

Millet vekilleri bireysel politika izlerken büyükşehir belediye başkanı mesaj gönderiyor yarın nazilli koçarlı garaj temeli atılacak. Halkımız davetlidir. Partinin ilçe yönetimi belediye başkanı neden mesajda adları geçmez yok sayılır. İl başkanı konulara müdahil olmalıdır. Seyirci kalmak ne halleri varsa görsün düşüncesinde olmamalı yıpranan parti oluyor.

Önce uzlaşı sevgi ön koşul olmalı saygı sahiplenme partiye olmalı. Şahıslar bugün vardır. Yarın yüzyüze bakabilmeliyiz.

Kendimize ağır gelen lafları başkalarına söylememeliyiz.

Dışardan nasıl görünüyor ne söylediğin  değil sokaktaki halk ne anlıyor önemli olan bu.

Sağduyu düşüncesi ve temennisi ile..

 

 

Perşembe, 21 Ocak 2016 16:59

DİYANET….

DİYANET….

Diyanetin konu olduğu günlerdir, toplumu meşgul etti  fakat,  ne hazindir ki Beyazıt Show kadar  irdelenmedi sorgulanmadı nedenini düşünmek  sorgulanması  gerekirdi.

Oysa mutaassıp kapalı toplumların en büyük yarasıdır. En çok rastlanan,  olayların failleri de Aile yakınlarındandır.

Kadın dernekleri  federasyonu  başkanı bayan Canan Güllü’nün yapmış oldukları araştırmalar, bunu açıkça göstermektedir.

Bu tosun mezhepli sapkınlar Hukuk dili ile ensest tanımlaması yapılır. Diyanetin öz kızı diye yayımladığı ve bunu örtbas etmek için kıvır kıvır kıvırdığına şahit olduk.

Bu sapkınlık ve sapıkların Lut peygambere dayandığı olsa gerek, (Kuran) Şuara suresi ayet 160-167 Halk arasında da  Lut tohumu diye söylenir .

Bu sapkınlar Vatikan papazlar arasında da görülmekte.

Neyi yasaklıyorlardı i ki genç,  erkekle kızın el ele sokakta gezmesine verilen fetvaya bakın; konan yasağa.

Bu tosun mezhepliler kapalı kapılar arkasında her herzeyi yerler, sonra töbe estağfurullah derler. İşte bu tipler hem insanlık düşmanı hem din düşmanı sapıklar.

Bakın resmi izinli kerhane sahibesi (rahmetli )bayan Manukyan’dan  daha iffetsiz . Neden biliyor musunuz? Çünkü bayan  Manukyan bu ülkede vergi rekortmeni oldu.

Halktan toplanan vergilerle, maaş alıp yersiniz bu zihniyet sahipleri zıkkım yiyin.

Bu zihniyet sahipleri ebceti tersinden okuyan anlayan ayetlerle dalga geçen – Bakara Makara diyen küstah din düşmanları

Bu zihniyet sahipleri, her türlü bo.. yerler haramın her türünü kendilerinden olanlara mubah gören madrabazlar. Yüzsüz iffetsiz mundar yaratıklar.

 

İnsanla hayvan arasındaki fark düşünmek sorgulamaktır. Neler oluyor? Bu gidiş nereye? Öz kızın öz diyen tosunlarla aramızdaki fark ne? Bunu düşünme söyleme gücünü kimlerden alıyorlar, bu dinsizler Sabırda nereye kadar….