23 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Konuk Yazar

Konuk Yazar

Web sitesi adresi:

Perşembe, 31 Aralık 2015 15:49

Toprak! Ellerimde bir şey arıyor gibisin.

Toprak! Ellerimde bir şey arıyor gibisin.

Toprak! Ellerimde bir şey arıyor gibisin.Söyle, başımın tacı ne istiyorsun. Tohum toprağa karışsın istediğin bu deği mi? Tohum toprağa karışınca yağmur gerekli, rüzgar güneş gerekli. Sonra işçinin nasırlı ellerine kalır ürünü toplamak.

 

Çocuklarımız bizim çocuklarımız soramıyoruz bizden ne istiyorsunuz. Irkı inancı mezhebi ne olursa olsun sormuyoruz, düşünmüyoruz. Milli eğitim müfredatın içi boşalırken neden niye demiyoruz?

Örgüt öğretmenleri katlederken okulları yakarken neler oluyor yetmiyor- ellerine silah verilirken seyrediyoruz. Oysa cahillikle savaşın en büyük silahın Eğitim olduğunu haykırmıyoruz neden?

Siyaset yapanlara köle toplum yığınlar ordusu olsun cahil kalsın gençlerimiz istenilen bu mu?

Bu düşüncenin çıkmaz bir sokak olduğu görülmüyor mu hala?

Barış tohumlarının bu ülkenin insanlarının toprağa ekeceği üçüncü birilerinin ektiği tohum verdiği akıl GDO lu hastalığa davet ediyor. Bu kadar ayrıştıkmı ki osloda üçüncü şahıslarla masaya oturuluyor.

Bu gün yıllardır süren terör demokrasimi kürt sorunumu açık açık ortaya konması gerekir. Yapılmak ve istenen nedir. Devleti temsil eden iktidar ne diyor. Kürt siyaseti ne diyor örgüt (PKK) imralı, kandil, şehir yapılanması ve Avrupa ayağı ne diyor? Ve en garibi kürt halkı ne diyor. 6. Ayrı yapı kimi nasıl tatmin edeceksiniz. Ayrıca iktidar muhalefeti yok sayması kim kiminle uzlaşıyor. Netice hayal kırıklığı.

Ve sonuç ne olduda böyle oldu. Ne bekliyordunuz? Aldatanlar aldananlar kim kimi aldattı kimler aldandı. Buz üzerine yazı yazmak , buz eridi yazı ortada yok. Barış süreci koskoca bir yalan . Tohum toprağa düşünce sınırlarını ayrık otları kol uzanıyor. Toprağını korumak için uzanan ayrık otlarını önünü kesmek gerekir.

Toprağını GDO lu tohumlardan korumalısın ki, ektiğin tohumdan verim alasın. Sınırlarımızı zorlayan bataklık var. Bizleride içine çekiyor. Bağdatta, şamda neler oluyor? Ya Diyarbakır da çevresinde çocukları susturmak için zebanı gelir denirdi. Ağalar beyler zebaniler havada denizde karada kol geziyor hem de peşlerinde ecinli tarifeleri ile Amerika Rusya emparyelistler az gelişmiş ülkelerin yer altı zenginliklrini bir vampir gibi kılcal damarlarını iliklerine kadar sömüren kan emici yaratıkları. İnsanlık bunlardan medet umuyor. Bir deyim var. Kılavuzu karga olanın burnu bo… kurtulmaz.

Denizden çıkarılan mülteci çocukların gözlerine bak, evine gidince çocuklarının, torunlarının gözünün içine bak ne hissediyorsun?

Adları ne sığınmacı Vatansız.  Ey akıl nerdesin?

Doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar. Yaşasın 10. Köy.. ağalar beyler 10 . köy yok.

"NAZIM" ozanımız ne diyor kulak verelim.

Dört nala gelip uzak Asyadan

Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde dişler kenetli ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen bu toprak

Bu cehennem bu cennet bizim

Kapansın kapıları birdaha açılmasın

Yok edin insana insanın kulluğunu

Bu davet bizim

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine

Bu hasret bizim..

 

2016 Yılı’nın Barış ve Mutluluk Getirmesi Dileğiyle...

Perşembe, 17 Aralık 2015 13:29

ANADOLU ANADOLU

ANADOLU ANADOLU

Dünyanın en çok adetleri olan bir coğrafya gelenekleri ile kültürel zenginlikleri ile kimler gelip geçmiş yüzlerce kavimler.

Milli unsurların eklenmesi ile de adı Kültür olur.

Milletler olan bir şey vardır ki; o da Medeniyettir.

Ne denir; Yunan Medeniyeti, Pers Medeniyeti, Çin Medeniyeti. Peki Anadolu ya ne denir. ANADOLU Medeniyetleri. Çünkü birçok medeniyetlerden var olmuş . Bu zenginlik başka bir coğrafyada yoktur.

Uygarlıklar tarihin lokomotifi. Milattan 12 bin yıl öncesine dayanır. Varsa da mağarada yarı vahşi yaşayan insanlar vardır.

Hz. Mevlanaya kulak verelim. Önemli olan insan doğmak değil, insan olmak diyor, devam ediyor. Sen ben diye bir şey olmamalı. İnsanı insanlıktan çıkaran dinsel, ırksal hatta meshep.

Bu tip ayrışmalar olursa birlik olmaz, ikiliğin olduğu yerde nifak kavga olur.

Hristiyanlığın Katolik Protestan ayrışması yüz yıllar sürdü. Ayrışmanın verdiği acıları insanlık hep yaşamıştır.

Yunus  ne diyor GELİN TANIŞ OLALIM – İŞİN KOLAYINI TUTALIM- SEVELİM VE SEVİLELİM- ÇÜNKİ BU DÜNYA KİMSEYE KALMAZ- Fatih Sultan Mehmet iyonyadan söz eder, hem Roma kaiseriyim hem Osmanlı sultanı. İstanbulu  feth ederek hz. Muhammedin işaretini yerine getirirken,

-Hektorun öcünü aldım der.

Bugünlerde Cumhuriyet kurucularına hakaretler ki nefret kusanlar bilmelidirler ki hem Osmanlı hem Türkiyeliyiz. Anadolunun mitolojisi sanatı mimarisi ile kültürleri ile bizim. Elbirliği ile insanlığımızı yok ediyoruz ne uğruna İŞİD . dünya  mirası olan kültürleri olan yok ediyor. PKK camilere hastanelere okullara saldırıp yakın yıkarken insanlığımızı yok ettiğimizin farkında bile değiliz .

- Bu işin aması şakası insanlık yok oluyor.

- -devletin dini olmaz inançlarını insanlar özgürce yaşamalıdır. (Laiklik) bu nedenle teminattır.

- Saygı değer okurlar yıllardır anayasa gündemi meşgul etmekte. Nezaman yazılmış kanun numarası 2709/ kabul tarihi 18.10.1982 yani Kenan Evren yasaları

- Türkiye Cumhuriyeti ile başlıyor.

- Türkiye devleti ülkesi milleti ile bölünmez bir bütündür. Irkımızı birilerinin dayatması ile mi hatırlayıp kabul edeceğiz.  Ben Türküm diğerleri kürt, laz, çerkez Arnavut, kimine ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.

- Kişiler ırkları ile öne çıkmamalı. İnsan olarak öne çıkmalı tıpkı bilim adamı Aziz Sancar gibi. Irkını öne çıkarmadan inancını da ben Türkiye vatandaşıyım bu günümü Cumhuriyete borçluyum diyor.

- Bende diyorum benim ülkemin adamı insanı gurur duyuyorum

- Mustafa Kemal Atatürk 1934 de Türk ocakların kapatıp, yerine halk evlerini kurunca Türklüğünden mi oldu. Gelişen olaylar karşısında tavır oldu.

- İşte Anadolu medeniyetleri insanlığın ne çıkması insan doğmak değil, insan olmak

- Hükmedenlere esir düşmek yakışmıyor

 

- İNSANA

M. ALİ PEKDEMİR

Salı, 08 Aralık 2015 17:12

SOLUN SOLDUĞU GÜNLER

SOLUN SOLDUĞU GÜNLER

Sol evrensel merkezinde insan emperyalizme karşı bozuk düzenin karşısında kısaca her türlü faşizmin yılmaz savaşçısıdır.

Bırakalım Türkiye’yi dünya insanlığının kardeşliğine inanır mücadelesini verirdi. Bu uğurda nice yiğitler kara toprağa düştü.

Ya şimdi ırkçılık dincilik en büyük sermaye oldu solan güllerinin üzerinden ağıtlar söyleyen sömüren ucuz çirkin görüntü verirken karanlıklarda yol bulmak çıkmaz sokaklarda debelenmekte dövünmek ağlamak çözüm olsa idi, oluk oluk kan akarmıydı?. Uzlaşı yerine benim doğrularım ilkesiz lunpen düşünce ve eylemler yerine emperyalizmle,  faşizmle ortak müdahale birlikteliğinin yolları aranmak saf tutmak varken.

Hele hele bir örgüt Marksist olduğunu iddia edip başta Amerika ve Avrupa ülkelerinin yazdığı senaryoda figüranlık  yapması düşündürücüdür. Az gelişmiş ülkeleri iliklerine kadar sömüren kan emici vampirlerin oyununa ortak olmak bu oyunda rol almak neden?

Emperyalistlerin verdiği elma şekerinin sapının ellerinde kalacağını uyguladıkları politikaları görmezler mi?

Solun solduğu günleri yaşıyoruz. Eyy akıl nerdesin? Nerdesin akıl özgürlük? Bağımsızlık kimin karakteri Hansların Conilerin mi?

Bağışıklık Kazandıran Manşetler

Hükmedenlerin iktidarını günlük eleştirmek yandaşlarında günlük methiyesi zaman içerisinde toplumda bağışıklık kazandırması kaçınılmazdır. Her gün Erdoğanla şürekasını manşetlere taşırken muhalefet yok ki demek, topluma siz haklısınız veya bu toplum adam olmaz toptancılık yapıp muhalefetin tümünü aynı torbaya koymak ürkeklik hatta korkaklıktır. Sormazlar mı sende yaptın..

Liberal parti var mı yok, sosyalist parti var mı? Dinci ve ırkçı partiler var mı var. İktidar kimlerden güç alıyor? Liberaller ekseriyetle iktidar güçlerinin yer alır. Liberal solcular da yetmez ama evet derler hükmedenlerin yanındadır. Oysa solcunun liberali olmaz olursa vırık cırıktırlar yanında.

Marksist partiler işin kolayına kaçıp, günlük gelişen olayların peşinde savrulmaktalar.

(İşçi Partisi)- proletarya partisi rota değiştirip pusulası şaştı gemi kayalara bindirdi. Bıçkın leventlerde şaşkın kala kaldılar. Gemi su alırken umutları soldu süngüleri düştü.

Televizyon ekranlarının kadrolu figüranları her gün karşımızda farklı olanlar ekranlardan uzak.

7 haziran seçimlerine doğru, siyasi partilerin tavrı  seçim bildirgeleri söylemleri ile öne çıkan CHP oldu, yapacaklarını anlattı. Ön seçimde CHP seçmenini kendi vekilini seçti. Merkez yoklamasının daha da düşmesini beklemek demokratik kanalların sonuna kadar olması sosyal demokrat kitle partisi hüviyetini kazanması da beklentilere cevap vermesi olduğu da şarttır. Bu izlenimi de verdi. CHP nin vaatlerini tüm partiler kopyalayıp vaatlerde bulundular.

Ne oldu muhalefet % 60 oy aldı.

İktidarın hamlelerini beklemeden muhalefet hamle üzerine hamle yaptı. Bahçelinin anlaşılmaz tavrı, Baykalın inanılmaz Erdoğan görüşmesi ve CHP nin hamlelerin önünü kesmesi de anlaşılır değildir.

Meclis başkanlığı seçimleri de kara mizah muhalefet elleri ile AKP ye verdi.

Kırmızı çizgisi olan MHP oysa MHP nin değil, Bahçelinin kırmızı çizgisi varmış. AKP yandaşlığı ya Halaçoğlu’nun ettiği laf CHP ile neden hareket etmediniz sorusuna verdiği cevap dinsiz partinin adayına oy verdi derler. Bakar mısınız zavallıya Allah korkusu değil; yandaş olma arzusunun belgesi.

HDP nin örgüt tarafından sabote edilirken kardeşinin cenazesinde feryat eden subayın ne oldu da tekrar terör başladı sözleri kulaklarda. Analar ağlamasın. Canlı bombalar kalleşçe kurulan bubi tuzakları.

Cumhurbaşkanının sarayda topladığı muhtar ve tarikat şeyhleri kanat önderleri ile 1 Kasım seçimlerine gidildi.

AKP ye iktidar hediye edildi. Sorumluları da ortada.

Ve CUMHURİYET HALK PARTİSİN de başlayan müzmin hastalık kurultay çağrıları imza toplama 2 ay önce 2 ay sonra doğru hamle mi ? Asla. Parti içinde muhalefet CHP hafızası olmayan  Süheyl Batum Genel sekreter olurken Emine Tarhan grup başkanı olurken, Ekmelettin İhsanoğlu’nun  Cumhurbaşkanı adayı gösterilirken sağa benzeşerek iktidar olma hayali beklemek olamamalı idi.

Dahası İstanbul gibi metropol bir kentin İl Başkanlığına atanmasında itirazı olmaz mı? Ankara ‘da yaşayan Karayalçın 36 İlçesi olan bir kent. Bu durum kimin ayıbı Kılçdaroğlu’nun mu? Asla.. Ya kimin? İstanbul’da politika yapanlarındır. Anlayın çürümüşlüğü.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Kılıçdaroğlu’nun izlediği yol Sosyal Demokrat Partinin yapması gerekenlerdi. Eksikleri olabilir. Bazı köşe yazarlarının dolduruşu ile kurultay istenmek, acelecilik neden?

Kargalar uzun ömürlü zeki çok kindar kuş cinsidir. Ağustos ayında (Gündönümü) su gözlerine kan görünür. Kargalar topu yaşarlar. Bostan tarlalarına öncü kargaların işareti ile bostana hücum eder, karpuz ve kavunu delik deşik ederler. Birde bok kargaları vardır. Büyükbaş hayvanların peşinde gezinir, pisliklerinde eşinirler, yemlenirler.

Çarpıcı bir örnek Türk İş Genel Kurulunda Kılıçdaroğlu’nun sendika başkanlarına söyledikleri gazetelere manşet olması gerekirdi. Hangi gazete de görüldü. Gündeme taşındı. Fakat halkı manupule etmek için Muhalefet yok ki. Toptan bakış manşetlerden düşürülmeyen AKP ve R.Tayyip ERDOĞAN bağışıklık kazandı. Bıkkınlık getirdi.

Eee ne yapalım eleştirmeyelim mi? Tabiki eleştiri olacak. Olmaz ise bir arıza vardır.

CUMHURİYET HALK PARTİSİ Kurultayı çok önemlidir. Hemen kurultay olmamalı, hazırlık dönemi değişimin önceliklerin itirazların kamuoyuna dekrela edilmeli önemle incelenmesini öneririm İnönü’ye. Garp Cephesi Komutanına karşı Ecevit neden aday oldu öncelikleri nelerdi?

12 Mart Muhturası verilmiş demokrasiye vurulan darbe dönemi gelişmeler  üzerine adaylığını açıklamıştır.

Ve CUMHURİYET HALK PARTİSİ nin 3. Genel Başkanı olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisinin derinlikleri vardır. Ofis odalarında kurulan bir parti değildir.

İlkeler üzerine uzlaşı umutlar da solmasın.. ZAMAN TECRÜBEYE YETMİYOR..

 

M.ALİ PEKDEMİR

Perşembe, 03 Aralık 2015 09:51

"Ben Farklıyım”

"Ben Farklıyım”

 

Ben 18 yıl önce bir Cuma günü hayata gözlerimi açtım. Her şeyden, herkesten habersiz ve farklılığımla. Nerden bilebilirdim ki farklı olduğumu bebektim sonuçta anlamamda zordu. Ama bilmeyen yokmuş çevremde farklı olduğumu ve bu hayatta bu şekilde devam edeceğimi. Ben işte kendi benliğimi o gün anladım tüm herkesten farklı olduğumu, aynanın karşısında kendime bakarken. Okumak istedim farklısın dediler, okuyamazsın burada dediler. Nereye gitsem hep aynı şeyler havada uçuşuyordu. Takii o güne, o kişiye kadar hani derlerdi ya öğretmenler öğrencileri için bir anne gibidir. İşte bir anne şefkati ile farklı olmama rağmen bana harf öğretmek isteyen tek insan öğretmenim, onun sayesinde farklıda olsam okuyabiliyorum. Tek bu muydu ki? Elbette hayır! Her an her saniye farklı olduğum yüzüme suçmuş gibi vuruluyordu. Bisiklet sürmek istedim farklısın dediler. At'a binmek istedim farklısın olmaz dediler. Yürümek istedim delice ve hızlıca hayır dediler sen farklısın. Bir gün bir yerde anladım farklı olmanın insanlar arasında türlü türlü adları ve ifade ediş şekilleri varmış. Ben farklı lafına alışmıştım. Çünkü farklı lafı diğer adlar ve ifade şekilleri kadar kalbimi kırmıyordu. Engelli, sakat, özürlü. . .

Farklı olmanın güzel yanları da vardı aslında azda olsa tabii farklı olmayanlar sayesinde o güzel yanları da insana birer mutsuzluk olarak geri dönmüyor da değil hani. Yeni çevreler tanıdım farklılığımı azda olsa unutturan elbette her güzel şeyin bir sıkıntılı yanı vardı. Bu çevrelerde farklı olmamamı istemiyorcasına duvarlar ördüler, görünmez ama sert duvarlar. Sevmek istedim farklısın sen sevemezsin dediler. Evet ben farklıyım, sizin gibi doğru düzgün ayaklarımın üstünde duramıyorum. Sizin gibi hızla koşamıyorum. Sizin gibi bisiklet sürüp at'a binemiyorum. Ama ben farklıyım sizden çünkü benimde sizde olmasa da sizin gibi kalbim var. Fakat siz bunun farkında değilsiniz. Hep sizden farklı biri olduğum için bu masum kalbi tuza dönmüş cam misali paramparça yapıyorsunuz. İşte benim farkım sadece bu siz ayaklarım yok, ellerim yok diye farklı sanıyorsunuz ya yanılıyorsunuz. Benim farkım KALBİMDİ. . .

 

 

"Muhammed Umut”

YENİ NESİL ÖDEME KAYDEDİCİ CİHAZLARI KULANMA MECBURİYETİ

15 ARALIK 1984 TARİH VE 18606 SAYILI RESMİ GAZETEDE YAYINLANARAK YAYIM

 

TARİHİ İTİBARİYLE YÜRÜRLÜGE GİREN 3100 SAYILI KATMA DEGER VERGİSİ MÜKELLEFLERİNİN ÖDEME KAYDEDİCİ, KULLANMALARI HAKKINDA KANUN GEREGİ YAZAR KASA UYGULAMASI İÇERSİNDE BULUNDUGUMUZ GÜNLERE GELİNCEYE KADAR ŞEÇİTLİ SEKTÖRLERDE BELGE DÜZENİ AÇISINDAN KADAME KADEME YÜRÜRLÜGE GİRMİŞ VE ZAMAN İÇERSİNDE PAREKENTE SATIŞ GERÇEKLEŞTİREN TÜM MÜKELLEFLER   KAPSAMA DAHİL EDİLMİŞTİR.

1.1.2016 GÜNÜNE GELİNCEYE KADAR KULLANAN MÜKELLEFLERİN BU DEFA YENİ NESİL ÖDEME KAYDEDEİCİ CİHAZ KULANMALRI YÖNÜNDE BİR KADEMELİ GEÇİŞ İLE TEKNOLOJİYE AYAK UYDURMALARI İSTENMİŞTİR.

ÖDEME KAYDEDİCİ CİHAZ KULLANMAK ZORUNDA OLAN MÜKELLEFLER İSE 1 OCAK 2016 TARİHİNDEN İTŞİBAREN YENİ NERSİL EFT POS ÖZELLİKLİ CİHAZLARI KULLANMAYA BAŞLAMIŞ OLACAKLARDIR.

ÖDEME KAYDEDİCİ CİHAZ KULLANMAK ZORUNDA OLUP HALEN BU CİHAZLARI KULLANMAKTA OLAN MÜKELLEFLER CİHAZ HAFIZALARI MÜSAİT OLDUGU MÜDEDETÇE 31 ARALIK 2015 TARİHİNE KADAR BU CİHAZLARINI KULLANMAYA DEVAM EDECEKLERDİR HAFIZALARIN DOLMASI HALİNDE BU CİHAZLAR YENİ MALİ HAFIZALAR TAKILMAYACAK VE BU CİHAZLAR YAPILACAK TESBİTTE HURDAYA AYRILARAK YENİ NESİL EFT POS CİHAZI ALARAK KULLANMAYA BAŞLAMIŞ OLACAKTIR.

1 EKİM 2013 TARİHİNDEN İTİBAREN KADEMELİ  BİR ŞEKİLDE YENİ NESİL EFT POS CİHAZI KULLANMAYA BAŞLAMIŞ OLUP TÜM YÜKÜMLÜ OLAN MÜKELLEFLERİN 1 OCAK 2016 TARİHİNDEN İTİBAREN SÖZ KONUSU CİİHAZLARI KULLANMALARI MECBURİYETİ BAŞLAMIŞTIR.

KAPASİTE İTİBARİYLE VE SEYYAR OLARAK KULLANABİLECEK TÜRDEN OLAN BU YENİ CAHAZLAR MÜKELLEFLERE BÜYÜK KOLAYLIK SAGLAYACAKLARDIR. ANCAK BU CİHAZLARIN ALINMASI KÜÇÜK ESNAFA BİR MALİ KÜLFET YÜKLEYECEKTİR

SONUŞ OLARAK YAZAR KASA KULLANAN MÜKELLEFLER 1.1.2016 TARİHİNDEN İTİBAREN YENİ NESİL EFT POS ÖZELLİKLİ CİHAZLARI KULLANMALI MECBURİYETLERİ BAŞLAYACAKTIR.  YENİ NESİL EFT POS YAZAR KASA KULLANMAYAN MÜKELLEFLERİN MUTLAK  1.1 2016 TARİHİNDEN İTİBAREN YENİ NESİL YAZAR KASA ALMALARI GEREKMEKTE AKSİ TAKDİRDE 3100 SAYILI KATMA DEGER VERGİSİ MÜKELLEFLERİNİN  ÖDEME KAYDEDİCİ CİHAZLARI KULLANMALARI HAKKINDA KANUN GEREGİ CEZAİ İŞLEMLE KARŞI KARŞI KALABİLECEKTİR. ANCAK SON ANDA MALİYE BAKANLIGI KÜÇÜK ESNAFA DÜŞÜNEREK KADEMELİ BİR GEÇİŞ DAHA YAPABİLİR.

SEDAT ÖZKAN

SERBEST  MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİR

“İnsanlığın Öldüğü Gün” “Selamun Aleykum”

 

12 Eylül yeni nesile pek bir şey ifade etmiyor olabilir. Ama çoğu kişi için insanlığın bir darbeyle öldürülmek istendiği bir kara gün olarak akıllarda yer kaplamıştı. Her sabahtan farklıydı bu sabah. Belki bazılarının içine doğmuştu, ama ne fayda önceden bilmek veya tahmin etmek. Her gün ki gibi ezan okundu minarelerden Allah-u Ekber diye. Namaz uykudan hayırlıdır sesleri yankılandı semada, kalktılar yataklarından kim bilebilirdi ki, kalkan kişilerin çoğu için bu son namazlarıydı. Huşu içinde son kez iki rekât namazlarını eda edişleriydi. Sonra sokakların sessizliğini, gecenin zifiri karanlığını, postal sesleri ve araçların farları bozdu kara bir gündü 12 Eylül. Kimi secdede, kimi yataklarında, kimi de uykusu tutmadığı için radyo başlarında maruz kaldı. Bu zulme sağcısı da, solcusu da, suçlusu da, suçsuzu da alı kondu. Mamak, Sincan ve Diyarbakır cezaevlerine gönderildiler. Sırf inançlarından dolayı, sırf Allah’a iman ettikleri için, sırf gereksiz ideolojileri reddettikleri için sonsuz zulüm gördüler. Genç, yaşlı, kadın, erkek, çoluk çocuk herkes, bu sadece büyük mekânlarda olmadı. Hakkâri’den Edirne’ye, Artvin’den Aydın’a kadar tüm insanlığın selameti için kontrolü sağlamayı bahane ederek. Nice Hüseyinlere, Ahmetlere, Mehmetlere zorla dışkı yedirdiler. Dişlerini temizlemek için türlü türlü yöntemlere başvurdular ama ne çare dişlerini teker teker kaybetmek zorundaydılar. Söylenileni yapmadıkları için demir sopalara soğuk ve pis laham sularının içinde işkence gördüler. Öyle oldular ki tüm organları artık işlevini yitirmişti. Hastaneye bile izin yoktu gitmek için. Hüseyin’de bunlardan biriydi. Üç yıl geçmişti hapse gireli bir namaz vaktinde,  namazını eda ettiği için demir sopalarla öldürülene kadar işkence ve zulüm gördü. Tek Hüseyin miydi? Eziyet gören, işkencelere maruz kalan. Tabi ki hayır! Kimseyle görüşmesin, emre itaatsizlik tekrar olmasın diye. Suçsuz yere aylarca hatta yıllarca tek bir hücrede zulüm görenlerde vardı. Koğuşlarından dışarıya çıkarıldıklarında konuşmayı unutanlarda vardı. Yaşı küçük diye, idam edilmekte zorlanıldığı için yaşı büyütülenlerde vardı. Köylerde de durum bundan farksız değildi. Zorla tüm erkekler alı kondu. Çoğunun suçu bile yoktu. Hepsi eziyet gördü. Kiminin son çıkışlarıydı evlerinden. Gün geldi insanlığın maruz kaldığı bu insanlık dışı güvenilir ortam bahanesinin baş sorumluları şimdi Allah katında Cehennemin en dibinde bu yaptıklarının bedelini en ağır şekilde ödeyecekler.

Unutulmasın ki bu yapılanlar hiçbir zaman zalimin yanına kalmaz. Elbet hesap sorulur. . .

Selam Olsun Yeşil Sarık uğruna Can Feda edenlere. . .

Selam Olsun Hüseyinlere. . .

Selam Olsun Ahmetlere. . .

Selam Olsun Mehmetlere. . .

Selam Olsun gereksiz ideolojileri reddedip Allah’a sonuna kadar “KUL” olanlara. . .

 

“M. Umut DEMİRTAŞ”

 

 

DÜN KAHRAMANLAR BUGÜN HAİN DÜN ALDANANLAR BUGÜN ALDATANLAR

7 Haziran seçimlerinden bu güne kadar yaşananlar özler önünde. 50 yıldır siyasetin içinde olan biri olarak gördüğüm sağın alternatifinin birileri için hep sağ olduğudur. Sebebi ise apoletli NATO kafalı aymazlar, emperyalist faşistlerle işbirliğinde olan yerli ırk ve mezhep faşistleridir. Bugün değişen ne var kocaman bir hiç dünden daha beter at izi it izine karışmış. Sosyalist olduğunu iddia edenlerle merkezde olanlar ne yaptılar. 2. Cumhuriyetçiler, yetmez ama evetçiler, rota değiştirenler, susturucu takmış bilim insanları hepsi dilini yutmuş durumda ve sahnede yine lanet olası ırk ve mezhep faşistleri.

Meclis Başkanlığı seçimlerinde dinsiz partinin adayına oy verdi derler. Sonra bu kirli zihniyetle yolsuzluklarla terör destekçileri ile ortaklaşa hayır derler. Söylenecek çok söz var ama değmez bu aklı eksik akademisyene. Bu zihniyetin milliyetçi cepheden zaten bir sabıkası var. O günleri yaşamış biri olarak bu günde değişen hiçbir şey yok. Bu gün ne diyorlar kırmızı çizgileri varmış. Bu zihniyet fikren de bedenen de yorgun MHP artık kendi tabanına ile cevap veremez konumda. AKP nin 258 Milletvekili Erdoğan’a tutsak özgür değil. HDP ise bir yandan Türkiye partisiyim derken diğer yandan kandil imralı ABD Avrupa arasında mekik dokuyor.

Terör hepimizin derdi fakat beceriksiz yöneticilerin çıkar peşinde koşanların derdi bambaşka toprağa düşen canlar umurlarında bile değil tek dertleri aman koltuğum gitmesin. Bırakın artık bu “kanları yerde kalmayacak, analar ağlamasın, bıçak kemiğe dayandı” gibi beylik sözleri zira artık sözün bittiği yerdesiniz. Memleket kan ağlıyor ocaklar sönüyor.

Öyle görünüyor ki koalisyon olmayacak ve ufukta bir seçim var. CHP elinden geleni yaptı mı yaptı. Peki bu kirli oyunu CHP nasıl bozar bence erken seçimi protesto ederek bozar. Kendini ve kişisel iktidarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen zat-ı muhterem ile ırk ve mezhep faşistlerini baş başa bırakarak. Çünkü bu kirli oyun devam ettiği uzlaşma kapıları kapalı olduğu sürece gelecek çok daha karanlık görünüyor. Çünkü erken seçimin merkezinde insan yok. O halde bu kirli oyunun bir parçası olmanın gereği de yok. Papağanlar şimdi başlar demokrasi demokrasi diye ne demokrasisi kardeşim hangi demokrasi hukukun olmadığı anayasanın gereklerini bile işletemeyen dışarıdan değil içeriden esir alınmış bir ülkenin erken seçim neyine. Ülkeyi ırk ve mezhep faşizmi teslim almış ve halk bu kirli oyunun iç yüzünü tüm çıplaklığı ile görmeli CHP olmaz ise neler oluyor hodri meydan. Irkçılar mezhepçiler birlikte yol aldınız bu güne kadar şimdi hükümeti de kurun ve görevinizi tamamlayın. Kırmızı çizgiymiş güldürmeyin insanı. Cuma namazından sonra kursunlar hükümeti diyor ama görünün o ki birler daha çok şehitlerimizin cenaze namazlarını göreceğiz. Sizleri de Allah’a havale edeceğiz. Sahi sizde Allah korkusu mu var yoksa Erdoğan korkusu mu? Halkımıza ispat edin. Unutmayın yanı başımızda Suriye de artık ne ezan sesi var ne de çan sesi bir ülke yok oluyor. Peki sıra kimde?

Cumartesi, 25 Temmuz 2015 13:14

IŞİD'i Vurduk Yalanı

IŞİD'i Vurduk Yalanı

Ülke içinde çok sayıda eğitim, barınma kampı olan, her yerde elini kolunu sallayarak rahatça dolaşan, askeri ve polis güçleriyle görünmekten kaçınmayan ve boy boy resim çektiren, ayrıca AKP iktidarı tarafından siyasal, sosyal, ekonomik, askeri ve lojistik olarak desteklenen IŞİD'e karşı hava operasyonları yapıldığı, jetlerin IŞID mevziilerini bombaladığı koskoca bir yalan ve kandırmacadan ibarettir .

Artık tüm dünya kamuoyu bilmektedir ki, firavunun ve yandaşlarının tek bir hedefi vardır: Irak'ın ve Suriye'nin kuzeyindeki özerk Kobane ve Rojava'yı yoketmek ve Suriye devletine karşı savaş açmak. Emperyalizmin ve siyonizmin sadık uşağı AKP hükümeti "IŞID ile mücadele etmek" bahanesiyle Suriye'nin kuzeyinde bir "tampon bölge" oluşturmak için uzun zamandır fırsat kolluyor. Oysa yaşanılanlardan biliyoruz ki, IŞID'e karşı mücadele söylemi gerçeklerle örtüşmemektedir. Çünkü hükümet kaynaklarınca konuşulan Cerablus - Azez bölgesi güvenliği (100 km uzunluğunda, 40 km derinliğinde) denilen bölge Kürtlerin yaşadığı Afrin, Kobane, Tel Abyad, Serekani, Qamişlo'yu kapsamaktadır. Bundan da açıkça görülmektedir ki, emperyalistlerin ve hükümetin asıl amacı IŞID değil, özerk bir Kürt bölgesinin oluşmasını engellemektir.

Diğer yandan, IŞID'e karşı herhangi bir harekatın yapılması için sınır ötesine Türk Silahlı Kuvvetleri savaş uçaklarının havalanmasına ve neresi olduğu belli olmayan yerlere bombalar bırakılmasına da, IŞID'i başka yerlerde, sınır ötesinde aramaya da gerek yoktur. Kolaisyon güçleri ve TC tarafından yapılmış olan ve yapılan bombalamaların amaçlarından birisi de hem Ortadoğu’da, hem de ülkede gelişen toplumsal muhalefet güçlerinin baskısını azaltmaya yöneliktir.

IŞİD, El Nüsra, ÖSO, El Kaide vb gerici, şeriatçı selefi örgütlemeler zaten emperyalistler tarafından kurulan, beslenip büyütülen dünya halklarının başına bela edilen örgütlerdir. Ve bunların önemli bir kısmı da ülkemiz içindedir. Örgütlemesine ve faaliyetlerine burada devam etmektedir. Ülkemiz sınırları içerisinde binlerce IŞID canisi bulunmaktadır. IŞID, Adıyaman'da, Urfa'da, Antep'te, Hatay'da sokaklardadır. Devlet dairelerindedir. Kamu kuruluşlarının içindedir. Birçok yerde kampları, toplanma yerleri saklanmaya gerek duyulmaksızın faaliyet sürdürmektedir. Katiller sürüsünün yaralıları bizzat Devlet Hastahanelerinde tedavi edilmekte, dünyanın değişik yerlerinden Suriye'ye geçmek isteyen IŞID militanlarının önemli bir kısmı Türkiye üzerinden Suriye topraklarına geçmektedir.

Bu durumu tespit için istihbarata da gerek yoktur. Zira çıplak gözle herkes bu durumu çok açık bir şekilde görmektedir. Bu örgütlenme ve faaliyetlere en büyük desteği de devlet ve dolayısıyla da devlet erkini elinde bulunduran AKP vermektedir.

Süreçte dikkat çekici bir başka olaylar zinciri ise yurdun değişik yerlerinde askerlere ve polislere yönelik saldırılardır. Bu saldırlar incelendiğinde kolaylıkla görülecektir ki, 80 li - 90 lı yıllarda JITEM - MİT kaynaklı saldırılarla birebir örtüşmektedir. Firavun ve çevresi Suriye'ye savaşa açma gerekçesi için bir kaç polis ve askerin öldürülmesini uygun görebilir, bundan asla kaçınmaz.

Kobane'yi yeniden yaşanılabilir bir kent yapmak, savaşın izlerini bir parça silmek, Kobane'lilere yeniden yaşam umudu katmak için Suruç'a giden 300 den fazla ve o bombalamada yitirdiğimiz Hatice Ezgi Sadet'in babasının dediği gibi "ellerinde sadece kalem ve defter olan" gençlerimizin katledilmesinin en baş sorumlusu mevcut iktidardır. Bu iktidar ülkemizi ve Ortadoğu'yu kan gölüne çevirmekten kaçınmayacak bir zihniyettedir ve bu zihniyet bu coğrafyaya ancak ölüm, kan, acı ve gözyaşı getirebilir.

Türkiye halkları ve ve Ortadoğu halkları bu emperyalist oyuna ve oyunun önemli bir piyonu olan AKP iktidarına karşı son derece uyanık olmalıdır. Dünya barışı için, Ortadoğu barışı için, Halkların eşitliği ve kardeşliği için dayanışma ve birlikte mücadele etmek her zamankinden daha fazla kaçınılmazdır.

Salı, 21 Temmuz 2015 15:28

O KADAR GÜZELLER Kİ...

O KADAR GÜZELLER Kİ...

Elbet bir bildiği var bu çocukların

kolay değil öyle genç ölmek

yeşil bir yaprak gibi yüreği

koparıp ateşe atmak

Dünden beri yaşadığım anların, gördüklerimin, duyduklarımın gerçek mi, hayal mi olduğu ayrımına varamadım bir türlü. Görüp duyduklarıma inanamadım. Toz konduramadım. Toz kondurulacak gibi değil ki.. Kıyamıyorum ki… O kadar güzeller ki…

Gerçek olması mümkün olmasın. Mümkün olmasın..

Ama  bu sabah bir kez daha resimlerini gördüm.. Kalbim durdu, nefes alamadım…

Öyle güzeller ki…

Resimlerine gülüşlerini, gülüşlerine de tüm dünyayı, dünyanın tüm güzelliklerini sığdırmışlar sanki..

Siz de bir daha bakın bu resme..

Bu resimde dayanışmanın, yoldaşlığın, arkadaşlığın tüm sıcaklığını, özgürlüğe, barışa, devrime ve bir kenti yeniden kurmaya olan inanmışlığı göreceksiniz.

Bu resimde Hatice Ezgi Saadet, Duygu Tuna, Ece Dinç, Evrim Deniz Erol, Uğur Özkan, Okan Pirinç, Alper Sapan, Süleyman Aksu, Yunus Emre Can, Ferdane Kılıç, Narten Kılıç, Koray Çapoğlu, Ayda Ezgi Salcı’yı, Kasım Deprem, Alican Vural, Mehmet Ali Barutçu, Cemil Yıldız,, Veysel Özdemir, Cebrail Günebakan, Mücahit Erol ve Nazegül Poyrazı göreceksiniz. Ve isimlerini yazamadığım birçok cevherimizi.

Bu gençler, emperyalizmin ve onun yarattığı, Ortadoğu’ya saldığı insan kılıklı katil mahlukların yerle bir ettiği bir kenti yeniden kurmaya gidiyorlardı.

Bu gençler, yıllardır savaşın gölgesinde, bombaların, napalmların, kurşunların, ölümün soğukluğu altında çocukluklarını yaşayamayan; annelerini, babalarını, kardeşlerini ve  arkadaşlarını yitirmiş çocuklar için oyuncaklar, çocuklar için oyun parkları,  okul, kütüphane, müzik atölyeleri, kültür merkezi yapmak için yola  çıkmışlardı..

Bu gençler, insanlar ve de bebekler hastalıklardan ölmesin diye  hastaneler, kreşle, klinikler yapmak için gidiyorlardı..

Bu gençler taş taş üstünde  bırakılmamış, adeta harabeye dönmüş Kobane’lilere yeni evler kurmak, yanmış yakılmış bir şehri ve hayatı yeşertmek için gidiyorlardı..

Bu gençler oraya  Kobane’nin ve  Rojava’nın  özgürlüğü için daha önce  oralara enternasyonal dayanışma için gidip silah elde toprağa düşmüş nice gencin adını yaşatacak bir Hatıra  Ormanı için gidiyorlardı..

Kimisi doktor, kimisi sosyolog, psikolog, hukukçuydular..

Haksız savaşlara karşı ölümü göze alan cesur birer barış sevdalısıydılar.

İnsan katillerine inat, onlar insan sevgisiyle doluydular..

Sevgi dolu, birbirlerine, hayata ve insanlığa sevdalı ve umut doluydular…

Arkadaşlarımız, yoldaşlarımız, kardeşlerimizdiler..

Suruç’ta yaralı kurtulan Dersim Roştiya Asme LGBTİ’den Loren Elva: “Kobane’ye yıkılan umutları yeşertmeye gidecektik. Ne istediniz bizden?  diye soruyor ve “İyi değilim, iyi olmayacağım, iyi olmayın” diyor.

Ve TC devleti,  daha önce Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Madımak, Gazi, Roboski, Reyhanlı, Gezi, Amed’de askeri, jitem’i, kontr-gerillası, özel kuvvetleri, polisiyle yaptığı katliamları, şimdi de yıllardır, siyasal, sosyal, ekonomik, askeri ve lojistik açıdan beslediğiğ, koruduğu Işid, El Nüsra, ÖSO ve El Kaide ile birlikte Suruç’ta gerçekleştirdi.

Herşey çok açık ortada ki…

31 kişinin katliam emrini vereni herkes biliyor, tanıyor artık..

Emri veren, daha önce Roboski’de savaş uçaklarına emir verendir.

Emri veren daha önce Gezi’de “polise vur emrini ben verdim” deyip 15 lik Berkin Elvan’ı öldürtendir.

Emri veren, esnafa “Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir hakemdir” deyip Ali İsmail Korkmaz’ı Eskişehir sokaklarında linç ettirerek ölümüne sebep olandır.

Emri veren, her sorumlusu olduğu katliamdan sonra timsah gözyaşları döken, sözde Vatan Millet, milli birlik edebiyattan vazgeçmeyen bin odalı saraylara sığmayan katil Yavuz Selimin torunu sahte padişahın ta kendisidir.

Emri veren, Suriye’nin, Irak’ın Hristiyan, Alevi, Süryani, Ezidi, Ermeni ve Türkmen halklarına düşmanlık besleyip bu katiller sürüsüne biat eden günümüzün Yezidi, Firavunudur.

Tarih tüm yaşananların tanığıdır. Ve tarihin elbet söyleyecek bir sözü vardır.

Katiller tarihin çöplüğündeki yerlerini alacaklar ve er geç yok olup gideceklerdir.

Ancak Suruç’ta, yurdumuzda ve  dünyanın değişik yerlerinde özgürlüğe, eşitliğe, adalete, barışa ve kardeşliğe sevdalılar tarih var oldukça  yüreklerde yaşayacaklardır..

Hele Suruç’takiler bir başka güzeller…

O kadar güzeller ki…

Bir can dostum Suruç’ta yaralanıp Malatya’ya hastaneye kaldırılan yaralı genç Caner ile telefonda  konuşturmak istedi beni.. Kıyamadım.. Geçmiş olsun diyemedim. Çünkü Caner diğer arkadaşlarını soruyormuş herkese. Ne diyecektim ki Caner’e?

Diyeceğim şu ki, Loren Elva’nın dediği gibi “iyi değilim, iyi olmayacağım, siz de  iyi olmayın” diyor ve yitirdiklerimizi ve yaşayan tüm gençlerimizi de ayrı ayrı alınlarından, yüreklerinden öpüyorum.

 

Pazartesi, 06 Temmuz 2015 17:10

YOL YAPMAK YASAK MI?

YOL YAPMAK YASAK MI?

1983 yılında İmar ve İskan Bakanlığınca onaylanmış olan Didim - Akbük çevre düzeni (1/25.000 ölçekli) planında, bugünkü parlementerler sitesininde içinde bulunduğu 1046 parsel nolu arazi tamamen “Turizmalanı olarak planlanmıştı. 1984 yılında Didim Belediye yönetimi tamamı yaklaşık 1600 dönüm olan 1046 parsel nolu arazinin bir bölümünü, o yıllarda parlementerlerin oluşturduğu kumca yazı kooperatifine oldukça iyi (!) bir fiyatla satmıştı. O günlerde Didim kamuoyuna da “Parlementerler Didim’e yerleşirse bizler için, çevremiz ve beldemiz için bulunmaz bir nimet olur söylemleri ile tepkilerin önüne geçilmeye çalışılmıştı.

Oysa aradan geçen 30 yıla yakın süredir, bunca sayım parlementerler geldi geçti ama ilçemiz için hizmet ve yatırım anlamında dişe dokunur bir gelişmenin olduğu söylenemez. Bu güne kadar faydaları görülmedi de, zararları olmasa bari diye düşünmeye başlar olduk ! Nedenine gelince, anlatayım:

Turizm yatırımcısı Kadir Karakaya’yı Didim’de hemen herkes tanır. Mevcut iki adet oteline ilaveten bir 3. Oteli, hemde 5 yıldızlı bir oteli hem Didim’e hemde Türk turizmine yararlı olması gayesi ile turizm alanından kendisine tahsis edilen araziye inşaata başlar. Gerçekten ülkemizde böylesi bir tesise başlamak, bürokrasinin katı kuralları ile uğraşmak her babayiğidin harcı değildir. İnşaat şu anda ince işlerine başlanmış ve 2016 yaz sezonuna yetiştirilmeye çalışılıyor.

Otelin yapıldığı arazi, 2001 yılında benimde görevde bulunduğum Belediye meclisince alınan kararla mera vasfından çıkarılarak turizm sektörünün yararlanması, Didim’de turizmin gelişmesi ve böylece ilçemizin gelişmesine katkı sağlamak için yapılan planlamalarla oluşan turizm yatırımı arazisidir. Bu alanda başka yatırım alanları da planlanmış ve yatırımcıları beklemektedir.

Yatırım alanları imar planları ile şekillendirilmiş, yollar yapı alanlarını bağlamış, yeşil alanlar, spor alanları vs. belirlenmiştir.

Turizm yatırımcısı Kadir Karakaya oteline giden, imar planında belirlenmiş tarafik yolunu açarak asfaltlama çalışmasına başlamış ve yol güzergahına altyapı malzemesi taşıtmış ve kısmende yola yaymıştır. Ama gelin görün ki parlamenterler sitesi yönetimi yol yapımını engellemek için kepçe ile yol inşaatının başlangıç yerini baştan başa kazdırarak faaliyeti durdurmuştur.

 

Bu olayda çok önemli noktalar vardır.

1- Yol güzergahının ölçümleri olduğuna göre, imar planına uygun bir uygulama yapıldığına göre site yönetimi kendini nasıl bu kadar yetkili görebiliyor ?

2- Kadir Karakaya, Oteline bağlantı yapmaya gelecek misafirlerini şimdiki harap yoldan mı getirsin ? Böyle bir tesise bu yol yakışır mı ?

3- Hepsinden önemlisi, Belediye yönetimi bu konuda neler yaptı, yapacak ?

4- Yoksa, yol güzergahı parlementerlerlere ait bazı yapıları mı etkiliyor ?

5- Beş yıldızlı örnek bir tesisin biran önce faaliyete geçmesi için ilgili kurumlar yardımcı olmak anlamında durumu takınmazlar mı ?

6- Yapılmakta olan yol, aynı zamanda Altınkum ve 3. koyun yoğunluğunu da

ilçemizin batısındaki koylara doğru taşıyacağından ayrı bir önem taşımaktadır.

Didim'de yaşaya bir vatandaş olarak böylesi bir olaya hukukçuların ne anlam vereceklerinide ayrıc merak ediyorum.

Yatırımcı Kadir Karakaya’yı da sabrından ve soğukkanlılığından ötürü tebrik ediyorum.

06.07.2015

Selahattin AYDIN