23 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Konuk Yazar

Konuk Yazar

Web sitesi adresi:

Perşembe, 02 Temmuz 2015 07:49

Selamun Aleykum

Selamun Aleykum

Son zamanlarda Müslüman Ümmet zor bir durumda zalimler her geçen gün tüm Dünyada Müslümanlara türlü türlü işkenceler ve kötülükler yapıyor. Dünden bu güne onlarca masum Anne, yavrusuz kaldı. Binlerce masum Çocuk, yetim ve öksüz kaldı. Milyonlarca Baba, sabah çıktığı evine sağ salim dönemedi. Dönüp çocuklarının başını son bir kez daha okşayıp, sırtlarını sıvazlayamadı. Sabah namazına kalkanlar içlerine doğmuşçasına son kez namazları eda ettiler. Ve son kez gördü yakınları o Şehadet aşıklarını. Zalim yine iş başında masum dinlemedi, küçük dinlemedi, ihtiyar dinlemedi zulüm etti. Yaktı, yıktı, astı, canice etlerini lime lime etti.

Sırf kendilerine zarar verir korkusuyla milyonlarca Yusuf'u zindanlara mahkum etti. Binlerce kişiyi susturmak ve kendi çıkarlarına uymadığı için paramparça ettiler. Aşağılık İsrail, Hz. Yakup ve Hz. Yusuf gibi o tarihten bu güne milyonlarca kişiyi katletti. Tüm Dünyada bu kadar vahşet karşısında susmayı ve karışmamayı kendilerine bir görevmiş gibi benimseyip sustular. Yardım gönderenlere akla, mantığa uymayan oyunlar oynadılar. Müslümanı Müslümana kırdırdılar. Ezilen onlarmış gibi gösterip tüm Gayri Müslimlerin tepkilerini Müslümanlara doğru yansıttılar. Sırf Müslüman diye sırf dininin gereğini yapmasın diye onlarca ülke İsrail gibi Müslümanlara başını örtmeyi yasakladı. Bu mübarek günlerde oruç tutmalarını engellediler. Başını örtüp oruç tutanları ise katlettiler. Sırf vaat edilen toprakları elde etmek için Müslüman kanı içtiler. Özgürlük adı altında dine küfrettiler. Karşı çıkanları ise Yobaz ilan ettiler. Susmayıp Hakka doğru inançları uğruna yönelenleri bedenlerini tanınmayacak hale getirdiler.  Kadınların ve kızların namuslarını kirlettiler. Engel olmaya çalışanları ise adi bir kurşunla susturdular.

Ama unutmasınlar ki hem katil İsrail hem de onun gibi masum Müslümanların kanları üstlerine bulaşmış diğer tüm zalimler bir gün Helak olacaktır. Elbet Zalimsiz bir Dünya'ya gözünü açacak Müslüman yavrular. Elbet Filistin'de özgür olacak. Doğu Türkistan'da da Müslümanlar oruç tutup özgürce başlarını örtecekler. Elbet Suriye'de de çocuklar gülecek. Elbet Arakan 'dada, Myanmar 'dada Müslümanlar azgın Budistlerin insan dışı eziyetlerinden kurtulacak. Elbet tüm Dünyada mazlum Müslümanlar rahat ve huzurlu bir ortamda yaşamına devam edecek. Selam olsun Filistin'e

Selam olsun Doğu Türkistan'a

Selam olsun Suriye'ye

Selam olsun Arakan'a

Selam olsun Myanmar'a

Selam olsun Ezilen ve Mazlum Tüm ÜMMET-İ MUHAMMED'E

Muhammed Umut Hanzala D.

Ateşin Yobaz Elinde Sınanışı Unut/MADIMAK/lımda

22 yıl önce insanlık dışı gerici, şeriatçı, faşist güruhlarca tutuşturulan insanlık ve Madımak Oteli halen yanmaya devam ediyor. 2 Temmuz 1993’te 33 Can, 33 fidan, 33 aydın, yazar, şair ve genci yitirdi bu ülke toprakları. Madımak’tan yükselen çığlıklar ve dumanlar ülkenin dört bir yanından duyulur ve görülür oldu.. Ancak gerçekleşmeyen adalet sebebiyledir ki, sadece Madımak’tan değil, bu ülke coğrafyasının her karışından dumanlar tütmeye, çığlıklar gelmeye devam ediyor..

Osmanlının gerici, feodal ve baskıcı düzenine şiirleri, bağlaması ve devrimci, direnişçi düşünceleriyle başkaldıran Pirim Pir Sultan’ı darağacına gönderen zihniyet, aradan geçen yüzlerce yıl sonra bile, O’nun fikirlerinin yaşamaya devam ettiğini görünce tahammülsüzlüğü arttı. Ve Pir Sultan Abdal’ı şiirlerle, türkülerle, tiyatroyla anmak için Sivas’a giden sanatçı, aydın, yazara ve Alevi semahçıya da tahammül edemedi. Sivas Madımak Oteli devletin askeri, polisi, valisinin gözleri önünde ateşe verildi..

Selçuklunun Baba İshak ve Baba İlyas, Osmanlının da Abdal Musa, Şahkulu Sultan, Kalender Çelebi, Şeyh Bedreddin ve Pir Sultan gibi düzene baş kaldıran, haksızlıklara karşı halkın öncülüğüne savunan önderlerimize tahammül göstermesini zaten beklemiyoruz.

Bu gerici düzenlere karşı halkları örgütlemiş bu büyük önderler, ya binlerce Kızılbaş Alevi ile kılıçtan geçirilmiş, ya da darağacına gönderilmişlerdir. Pir Sultan Abdal da, inancın, bilincin ve direncin sembolü olarak darağacına kendisi yürümüş, inancı, düşünceleri ve toplumu için serini vermiştir. Hınzır’ın sadece bir dörtlükte bile “şah” sözcüğünü kullanmaması halinde kendisini affedeceği şeklindeki biatçı istemine “Hızır Paşa bizi berdar etmeden / Açılın kapılar Şah’a gidelim / Siyaset günleri gelip çatmadan / Açılın kapılar Şah’a gidelim” diye yanıt verir ve darağacını yürür. İşte egemenleri korkutan tam da bu inanç, bilinç ve dirençtir. İşte bizleri Malya Ovası’nda, Tokat, Antalya, Ege, Koçgiri, Dersim, Maraş, Gazi ve Madımak’ta yakmalarının, katletmelerinin, bombalamalarının altında yatan gerçek de bu Kızılbaş duruşa tahammülsüzlüktür. .

Öyle bir düşmanlık, öyle bir tahammülsüzlüktür ki, Şeyhülislamlar Kızılbaşlarla ilgili “Kızılbaşların malı da, canı da, namusu da helaldir” şeklinde fetvalar vermiş, sadece katletmekle kalmamışlar, aynı zamanda inanç ritüellerimiz, dergahlarımız, pirlerimiz, hatta Alevi ozanların türküleri, deyişleri, hatta bağlamaları bile yasaklanmıştır. Ancak egemenlerin unuttuğu çok önemli şeyler var. O da tarihin akışının hiçbir tiran, diktatör tarafından kesilemeyeceği gerçeğidir. Tüm baskılara, yasaklara, katliamlara rağmen 400 yıldan sonra bile Pir Sultan’ın deyişlerini, türkülerini, şiirlerini söylemeye ve bu büyük önderlerimizi sahiplenmeye devam ediyoruz.


Ve bu sahiplenme Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas, Çorum, Madımak ve Gazi katliamlarına rağmen, baskı, yıldırma, sindirme ve asimilasyon politikalarına rağmen devam edecektir. Bizler eşit yurttaşlık hakkını elde edinceye, Alevi inancı bir statüye kavuşturuluncaya, asimilasyon politikalarından vazgeçilinceye kadar, her gün, bir önceki günden daha bilinçli, daha dirençli ve daha güçlü olarak bu mücadeleye ve sahiplenmeye, adalet aramaya devam edeceğiz. Gerçek suçlular ve sorumlular, ki asıl suçlular dönemin Cumhurbaşkanından Başbakana, İçişleri Bakanından Sivas Valisine, Genelkurmay Başkanından Garnizon komutanına, Belediye Başkanından Emniyet Müdürüne, İtfaiye müdürüne kadar tümü ve daha sonra katliama bizzat karışmış, oteli ateşe vermiş olan katilleri kollayan, savunan, korunan, iş sahibi yapan, saklayan AKP zihniyetindekiler yakalanıp yargı önüne çıkartılıncaya, suçlular gerekli cezaları alana kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Madımak Katliamı, yüzlerce yıldan bu yana Mezopotamya ve Anadolu topraklarında asimile edilmek istenen, inkâr edilen, yok sayılan ve imha edilmek için katliamlara, soykırımlara tabi tutulmuş tüm Alevi ve Kızılbaşlarla birlikte ülkemizdeki aydın, sanatçı, yazarları da içine alan ve ülkedeki tüm demokrasi güçlerine karşı yapılmış bir katliamdır.

Katliamları unutturmak için örtbas edip suçluları koruyan, suçluların avukatlığını yapan, kimi suçluları da ödüllendirip Belediye Başkanı, Milletvekili yapan ve de Roboski’de, Gezi’de yeni katliamlar gerçekleştirmeye devam eden bu tekçi, ırkçı, gerici zihniyetler iktidardan uzaklaştırılmadıkça, gerçek suçlular yargı önüne çıkarılıp adalet sağlanmadıkça, Madımak yanmaya,  Madımak’tan çığlıklar gelmeye devam ediyor.

Madımak katliamı bir insanlık suçudur. İnsanlık suçlarında ise zamanaşımı olmaz. Bu sebeple, kendisine insanım, adaletten, eşitlikten, insan haklarından, özgürlüklerden yana ve demokratım, yurtseverim, devrimci ve sosyalistim diyen herkesi Madımak katliamının gerçek suçlu ve sorumlularının ortaya çıkartılması, yargı önüne getirilmesi için sürdürülen mücadeleye omuz vermeye davet ediyorum.

Madımak’ı unutmadık, Unutmayacağız. Unutmak İhanettir.

Perşembe, 04 Haziran 2015 16:42

ZAMAN TECRÜBEYE YETMİYOR

ZAMAN TECRÜBEYE YETMİYOR

MEHMET PEKDEMİR

Seçimlere çeğrek kala, Neden CHP?
Görüldüğü kadarı ile seçimlerde en somut çözümü ortaya koyan, Halka dokunan, geleceğe umut taşıyan proğramlarla seçmenin karşısına çıkması.
Parti içinde demokratik kuralların öne çıkma-sı, Genel başkanın ön seçimle aday olması, gelecekte 81 ilde ön seçim olacağı vurgusu. Projelerde katılımcı uzmanların emek verdiği çalışmanın bir ürünü olduğu, anlatımdaki sadelik konuşmaların çelişkisiz dinlendirmeleri, inandırıcı olgudur. Merkez Türkiye Politikası.
Yıllardır özlenen sosyal demokrat parti olarak çizgisi ülke dinamiklerini harekete geçirmesi, Merkezinde insan odaklı taleplere cevap aramış ve dahası demokratikleşme etmesi.
Özgürlüklerin tüm kurallarının uygulanırlığını taahhüt etmesi. Seçmen üzerinde heyecan yaratmıştır. Bu parti örgütlerini de hareketlendirdiği gibi üyelerine umut vermiş, ayağa kaldırmıştır.
Yalnız içe dönük mücadele, kısır çekişmeler, kılikleşme zamanı değildir. AKP faşizmi ile omuz omuza mücadele zamanıdır.
Birlikte hedefe yürüme ilke olmalıdır. Buna bir örnek Metropol bir kent İstanbul’dur…
Karayalçın'ın İstanbul İl Başkanı olması ile kılikleşmenin  ne boyutta olduğunu kimse itiraz etmedi. Başta sayın genel başkan ve Karayalçını kutlarım.
Bu güne kadar CHP'ye oy vermeyen  fakat, iktidarın uygulamalarından rahatsız olanlarında CHP'ye oy vermeleri gerekir. Lokomotif durumda olan CHP'dir. Akıl mantık olarak durum bu. Armudun sapı-var, üzümün çöpü var dersek, ne armut nede üzüm ye-nir. Atı alan Üsküdarı geçer.
Rota değiştiren partiler, gençlerin üzerine çi-zik atıp fikren iflaz eden, bedenen yorgun hamaset sahibidir. Yetmez ama evetci ırkçı sosyalistlerin, opor-tünüslerin fantazilerine halkı maniple etmelerine de fırsat verilmemeli.
Kendi kurguladıkları senaryoda, Baş aktör olma tutkuları vardır. Geçmişte olduğu gibi. Ne sol çiz-gileri bellidir. Ne de sağ çizgileri. Öyle ki gezi olay-larında bile rol hırsızlığı yapan aktörleri görmekteyiz. Oysa CHP'nin mitingini (Kadıköy) iptal etmesi her anında içinde olan milletveklileri, Parti Örgütü bay-rakları kullanmadı. Siyasi rant peşinde koşmadı.
Gezi olaylarında olanları hatırlayalım. Sayın Demirtaş, "Bu çözüm sürecine bir darbedir" dedi mi? Dedi.
R.T.E'da "Darbe girişimi" dedi mi? Dedi.
Peki HDP'nin Samsun Mitinginde Eş Başkan "Gezi Olaylarında doğdu" dedi. Hangisine inanalım, işte rol hırsızlığı bu olsa gerek.
Ama CHP Sosyal Demokrat kitle partisiyim diyor. Kurgusu Kuvai Milliyedir.
Devrimlerde duran deği, süreklik ister. CHP'de son altıaydır kendi çizgisinde siyaset geliştirmekte, Halkla bütünleşmekte, umut vermekte, iktidar olmaya en yakın partidir.
AKP'ye oy verenler, sadakatınız hakka mı? Millete mi? Devlete mi? Bunca çürümüşlüğe yolsuzluğa, yoksulluğa rağmen R.T. Erdoğan mı? karar verin.
Vicdanınızın sesini dinleyin, harama ortak ol-mayın, AKP'li kuruculardan, yazarlardan uyarılar ayrılmalar olurken, yandaşlığın sonu yanaşmalıktır diyen Akif BEKİ’dir. (R. T. Erdoğan'ın eski danışmanı)
Kaçan kaçana tüm ülkede AKP seçim Büroları bomboş, neden?
Görüşmek istemiyorlar. Rant elde edenlerin haricinde.
Sami olanlar var. Onlara sözüm yok. Onlar şunu bilmeli, AKP eski AKP değil.
Gömlek değiştirdi. Artık Saraylı oldu.  Aile boyu siyaset sahnesinde. Ama yanında korumalardan başka kimse yok. Sayın Cumhurbaşkanının yanında.
Sayın başbakan çizgi roman kahramanı Hey-men gibi gölgeler adına taşıma mitinglerde. Savaş uçaklarıyla hava atmakta, vereceği bir şey kalmadı iflas etti.
Neden Cumhuriyet Halk Partisi diyorum?
Hukukun üstünlüğü, Demokrasi, Özgürlük, Sosyal yardımlar, Gençlerimiz, kadınlarımız için yaşam biçimi özgürlüğü. İnançlara saygılı, Milli gelirin eşit dağılımı. Yurtta barış, dünyada barış. Kürt sorununun parlemento da çözümü.
MERKEZ TÜRKİYE POLİTİKASI ile yaşanacak bir Türkiye hayalimizi gerçekleştirmek için. NE EZEN, NE EZİLEN, İNSANCA HAKCA BİR DÜZEN İÇİN CUMHURİYET HALK PARTİSİ  diyorum.
Yarınlar hepimizin olsun.
Cuma, 22 Mayıs 2015 10:43

Ziyaret Sevginin Özüdür

Ziyaret Sevginin Özüdür

EROL YILDIZ

Bunca senedir yazdığım yazılarımda kimsenin esiri olmadım. Kimselerin sözleriyle de yazı karalamadım. Herkese sevgiyle yaklaştım. Sevgiyle bakanları, sevgiyle kucakladım. Biraz insanlarımızın alıştırıldığı ve geçen 13 yıl süredeki siyasetçilerin dilinden anlatmaya çalışayım. Ben, bu kubbede, hoş bir seda bırakmak azminde uğraşıyorum. Gerisi işin hikayesi. Aslında böyle bir yazı yazmak içimden gelmemişti fakat, yıllarca yapılan ve birbirimizden soğutan bu tarz yaklaşımlar sonucunda, biz iktidarı yıllarca karşımızdakiler bıraktık. Halen insanlara tepeden bakmayı maalesef unutturamadık. Ben buna üzülüyorum.

Benim insanlara olan bakış açımı okuyucularım çok iyi bilir. Olur olmaz yerden kimseye kırılmam, gücenmem. Kimse hakkında kin gütmem. Sadece işimi yaparım. Yazdığım makalelerim ve yazdığım kitaplarımla insanlara bir nebze olsun doğruyu anlatmak olmuştur. Tek amacımın Atatürk ilkeleri doğrultusunda, Cumhuriyetin iyi bir neferi olarak en iyisini yazarak, okuyucuya sunmaya çalışıyorum. Aynı zamanda da Cumhuriyet Halk Partisinin'de üyesiyim. Biraz kendimizi övdük galiba ama, sürçi lisan ettikse affola.

 

Kitaplarımı hiç bir karşılık gözetmeden, beklentim olmadan başta bulunduğum yörenin yöneticilerine imzalayarak sunmayı nezaket kuralları içinde saydığımı ifade etmek istiyorum. Bu nedenle Didim'de bulunduğum süre içinde de Sayın Belediye Başkanımıza nezaket ziyaretinde bulunmak bana yakışan olduğuna inandım. Nedense kendilerine yirmi gündür ulaşma şansım olmadı. Bundan Sayın Başkanın haberi olduğuna da inanmıyorum aslında. İkinci arayışımda aldığım randevüyü değerlendirerek, başkanın kapısında verilen saatten tam bir saat beklemek beni fazlasıyla rahatsız ettiğini söylemekte yarar görüyorum. Görüşmeyi yapmadan da oradan ayrıldım. Buna rağmen telefonla aranarak geri dönülmedi ve bu sebepten dolayı da üzüntümü ifade etmekten kaçınmadım. Tekrarlamakta yarar var. Ben şahsım adına bu güne kadar hiç bir şey istemedim ve istemem. Bir konu daha var. Gazeteci ve Gazeteci yazar ne demek olduğunu bilmeyenlere anlatmak gerekir. Çünkü Gazeteci-yazar diye adımızı sunduğumuzda, hangi haber hakkında denildi. Ben haberci değilim. Ben ve benim gibi olan kişiler gazetede köşesini yani makalesini yazar, ayrıca kitap yazmaya müsaitse araştırma yaparak kitap yazar. Sevgilerimle. 

Perşembe, 21 Mayıs 2015 16:31

Anlatmaktan Damağım kurudu

Anlatmaktan Damağım kurudu

EROL YILDIZ

Neden senin okuman istenmiyor şimdi daha iyi anlaman lazım. Okuduğunda olayların ne olduğunu kavrarsın ve karşındakinin sana söylediklerini anlarsın. Eğer ki bunun tersi olup da okumaktan vazgeçersen başta cahil kalırsın, ümmetçiliğe yol alırsın, seni herkes gütmeye çalışır. Yapılandan anlamassın. Hayatını, paranı, çalışmanı her şeyini birileri gasp eder, sırtından para kazanır, çanına ot tıkar ot gibi yaşamaya mahkum kalırsın. Anladın mı kardeşim.

Şimdi ben sana anlatmaya çalışsam da sen zaten inanmayacaksın. Sana yazdıklarım bir kulağından girecek, diğerinden çıkacak bundan adım gibi eminim. Hani gazetelerde, televizyonlarda, kitaplarda birileri çıkıp avazı çıktığınca sana söz anlatmaya çalışıyor ya, hiç anlamak istemediğin, kulağının birinden girip diğerinden çıkan sözleri bence hiç yabana atma. Örnek vermek gerekirse, taşeron sistemin kaldırılacağı sözleri senin anladığın gibi değil. Yani taşeron kalkınca, senin çalıştığın ve sırtından onca paraları sömüren patronun işi kapatacak ve sen işsiz kalacaksın gibi algılamanın yanlış olduğunu anladın mı kardeşim.

Sen sabahın erken saatlerinde gittiğin o iş yerinde, genç yaşta meslek hastalığı dediğimiz tüberkiloza yakalandığın o kapkara maden ocaklarının kahrını çekerek, yıllarını korku ile yaşadığın ve karşılığı bir simit ve bir çay olan emeğinin karşılığını alamadığını izah ediyorlar. Bundan sonra devlet senin haklarından sorumlu olarak sana daha adilane ve daha senin güvenliğinden sorumlu, seni düşünen, hayatını garantiye alan çalışma sistemini getirmek demektir. Umarım bunu anladın değil mi kardeşim.

Senin köyünün merasını, ormanını, kısacası taşını toprağını üç beş kuruşa kamulaştırarak birilerine sırf enerji politikası bahanesiyle elinden hiç edilen arazilerinin neden yok olduğunu anla artık. Topraklarının birileri aracılığıyla elinden alınarak betonlaşmaya giden yolda dur diyebilme hakkı Anayasa ile sana verildiğini anlaman gerekiyor. Bu senin esas görevin ve çocuklarına geleceğine karşı sorumluluğun olduğunu anladın mı kardeşim.

Ülkenin milli gelirinden sana düşen bedelin falan dolarlarda olmasına rağmen, sen hala 950 liraya talim ediyor ve karşılığında halen aç kalabiliyorsan, bunun sebebinin ne olduğunu anlaman için kısa zamanda okumaya başlaman gerekiyor. Senin anlayacağın dilden söylemek gerekirse; Allahın ilk emri oku olduğunu bilmen gerekir diye düşünüyorum. Kendi geleceğini garantiye almak için ilk defa şu okumaya başlayıp, doğruları görerek, geleceğini garantiye alma zamanının geldiğini artık anladın mı kardeşim.

Salı, 19 Mayıs 2015 15:52

Andersen'den Masallara Devam

Andersen'den Masallara Devam

Yeni doğduğumuzda bebekken ninnilerle avunduk. Annelerimiz bizi değişik yörelerin kendine has ninnileri ile uyutarak büyükktü. Biraz büyüdük derken, ninniler yerini Alman çocuk yazarları Jacop Grimm ve kardeşi Wilhelm Grimm'in masallarıyla avunduk durduk. Büyüdük geliştik ve sonunda masallar yerini müziğe bıraktı. Müzik ruhun gıdası dedik ama, müziği siyasi içerik yaptık. Vurulduk bestelediler, bağırdık yazdılar, notalara döktüler. Aç kaldık, susuz bırakıldık, ekmeksiz kaldık şarkı sözleriyle avuttular bizi. İran'a benzemeyelim diye miting alanlarında söyleştik, yollarda yürüdük. Ne çare ki dilimizden hiç acem kızı şarkılarını düşürmedik. Bu da avutmanın başka bir yönüydü.

Aynaya bakınca eski ile kendimizi avutmak da bizlere düştü. Aynalar artık yabancı gibi duruyor. Eski politikacılar da yok olup gitmişler. Fakat son yılların modası ise şarkıların dilinde dolaşan "Acem Kızı" sözlerinin içimize kadar yansımalarını görüyoruz. Acem Karpuzu, acem doğalgazı ve sonunda acem patatesi. İçimiz dışımız acem olacak bu gidişle. Nerede benim o muhteşem, köylümün üreterek pazarda sattığı sarı kızım, yerli patatesim.

Tatil yörelerinde alışverişe gittiğinizde karşınıza hemen çıkacak. Karpuz kan. Bir ara annem şaşkınlığa uğradı. "Ya ne güzel bak. Nisan ayındayız. Karpuz satılıyor. Sanırım Adana." Nerde o günler. Adana'ya daha var anne. Bunlar başka. İthal ürün bunlar. Şimdi desen ki bu karpuzu bizlere sunana Allah razı olsun, iktidar milletvekilleri bir duyarsa biz sizler için bu zamanda bile karpuzu ürettik yeni Türkiye diyeceklerdir. Ne yazık ki bunlar İran malı. Yani Acem bunlar anne. Bitmedi devamı var. Memleketin bunca güzel patatesi varken, verdik kolumuzu, İsrail'in organizması değişmiş tohumlarına paraları. Şimdi kolumuzu alamıyoruz GDO'lu tohumlardan. Patates ise hak getire sen bir kere ektin tarlaya zorunlu olarak o tohumu ya, şimdi bekle bakalım senin o güzelim patatesin eski yerine gelecek mi? Önceden söylenen ninniler, büyüdükçe anlatılan masallar gelişip karşına çıktı başka masallarla. Bunun adı çiftçiye köylüye atılan kazık masalı. Üretilen patatesin tohumu hibrit, üretimde kullanılan mazot el değil can yakan cinsten. Ödediğin vergiler sana kazık olarak dönüyor. Pazar desen eskisi gibi değil. Önceden ürettiğin malını sepetine koyup pazarda satardın. Şimdi  ise   "Acem"iler tarafından aracı konularak satabiliyorsun. Hatta satamıyorsun. Halkın alım gücü yok. Kalmadı. Elindeki üç beş kuruşu ay bitene kadar harcamak zorunda. Zengin zaten pazara sana gelmez. Onun zincir mağazaları var. Oradan alınca yine kendisine yol ve su olarak dönüyor. Kısacası her yer masala çıkıyor. Haydı sana başarılar.

 

 

 

Salı, 19 Mayıs 2015 15:16

KADIN

MEHMET ALİ PEKDEMİR

Kadın yüce bir varlıktır, doğurgandır. Tanrı kadına erkeği bir birine ödül olarak yaratmıştır. Üremenin olmazsa olmazıdır.

İnsanlığın gelişiminde pay sahibidir. Çocukları olur bunun sevincini yaşar. ANA BABA düşünceleri topluma iyi eğitimili yetişmesi tek düşünceleridir.

Aldığı eğitimle farklı dallarda başarılıda olur. Hatta siyasetten vekil bakan olur. Çoluk çocuğa karışmıştır tüm aile eş dost gurur duyarlar.

Gel görki öyle bir gün gelir bu kişiye sokakta hırsız var diye bağırırlar. Şimdi siz bu ana babanın yerinde olmak ister misiniz. Veya vekil bakan olmuş bir kadın bir ana bulunduğu görevden alınan ilki ile çıkmış ailesi ve sevenlerinin  onuru olmuş. Kendilerini televizyoncu, gazeteci sanan, iffeti namusu iki bacak arasında arayan 2 zibidinin iftirası ile karşı karşıya kalır.

Kim bunlar?

Bir anadan doğma insan kılığında çanak yalayıcıları, sürüngenler. Oysa iftira ettiğiniz bayan AKŞENER sizin ANANIZA o lafları etmez, ettirmez. Kaset taşıyanlarada o alemde pezevenk derler.

Siz adam sanız. Hadi bu lafları sokakta söyleyin sıradan birine...

Varmı cesaretiniz ?

Etem Sancak eski solcu imiş. Yetmez ama EVETLİ Cumhurbaşkanı için aramızda büyük bir bağlılık var. Gerekirse kendimi ve ailemi onun için feda ederim diyor gururla.

Ne diyebiliriz... EL HAK.

Ülkemizde milli burjuvazi var mı?

Var.

Yıllardır vergi rekortmeni olanlara bakın. Yandaş olmadıkları için vergi cezası, ihale iptalleri, Gezi olaylarında otellerini açtıkları için duymadıkları hakaret kalmadı.

Yandaşların hiç adı var mı?

Dahası borçları sıfırlanır, kamu bankaları emirlerindedir. Sıkı durun. Bu ülkede bayan Manukyan vergi rekortmeni oldu. Ne haber namus bekçileri.

Fıkralar güldürürken düşündürmelidir de. Sayın İlhan Kesiciden dinledim, hoşuma gitti, paylaşmak istiyorum.

Kurtla Tilki birlikte avlanırlar. Yıllardır birliktedirler, ormanda av peşinde gezinirken kurt bir ağacın gövdesine dayalı irice bir but görür, Tilkiye hadi şunu getir der.

Tilki sağına soluna bakar dikkatlice budu inceler.

- Ben orucum der. Kurt böyle boynunu büker buda yaklaşır, pençesini atar. Gümm diye bir patlama olur. Toz dumana karışır. Ortalık durulunca Kurt yara bere içindedir.

Kurt bakarki tilki afiyetle budu yiyor.

- Hani sen oruçdun der.

Tilki de ;

- Top patladı yanıtını verir.

Oysa beraber yürümüşlerdi bu yollarda, beraber ıslanmışlardı yağan yağmurda. İftar beklemez tilkiler bu yolda, avı paylaşmaz tilkiler.

 

MEHMET ALİ PEKDEMİR

Salı, 19 Mayıs 2015 09:12

Ranta Kapımız Açık Garibana Yok

Ranta Kapımız Açık Garibana Yok

Seçim öncesinde siyasetçilere, özellikle de iktidar partisi milletvekillerine aslında şunu sormak lazım. Seçimlerde irade halkındır. Bundan kimsenin şüphesi yok. Fakat bazı konular var ki, sanki akıl tutulması yaşanıyor, bir türlü aklım almıyor. Özellikle, ülkemizin kıyı şeridi tamamen yağma ve talana açık alanlar olmuş. Bunların tamamı gözle görülüyor. Şahide gerek yok. Buyurun Ege'ye birlikte gidelim. Özellikle sahildeki yapılanmaya bir bakınız. Yerleşim yerlerinden fazla değil bir kaç yüz metre açılın, karşınıza neler çıkacak bir görün bakalım. Ben gördüm ve bu görüntü benim midemi bulandırmaya yetti. Şimdi tekrar soruyorum. İrade halkın sözü sadece benim bildiğim değil, özellikle sizlerinde çok iyi bilerek telaffuz ettiği bir sözcük diye düşünüyorum.

Fazla değil kısa bir geçmişte yaşananları ve İstanbul'un en güzide sahilini talan edenler, şimdi karşılarında taş yığını olarak denizi kesen bir siluet haline dönüşmüş. Buradaki ranttan iradesi olan halk mı yararlanacak? En gözde arazilerin birilerine verilerek ranta dönüştüğü, hatta öncelikle Arap şeyhlerinin gözdesi haline getirilen bu yerler için adeta yürekler sızlıyor. Bunlarla ilgili olarak seçim öncesinde hangi verileri halka anlatmak niyetinde olduğunuzu anlamak gerekir.

Bakın sizlere daha önemlisini anlatmakta yarar var. Bununla ilgili olarak çok sayıda yazım olduğu halde maalesef hiç bir cavap alamadım. Bolu, doğasıyla harika bir şehir. Mevcut göl ve göletleri ise, hem içme suyuna cevap verecek güçte, hem de sulama amaçlı olarak kullanıldığında üretim için gerekli olacak katkıları tam sağlayacak kapasitededir. Buna rağmen bir kaç yıl öncesinde inşaası bitirilerek yapılan yeni suni göl Seben Gölü neden yapılmıştır? Ne için ihtiyaç duyulmuştur. Buna gerek varmıydı? Bence hiç ama hiç yoktu.

Bilmeyenlere anlatmak lazım bu gölü. Bu göl, herkesin bildiği tanınan o meşhur Abant gölünün tam tamına dokuz kat büyüğü. Burası yapıldıktan sonra bırakın ihtiyaca cevap verme işini, şehrin o güzelim havasını bozan tek yer oldu. Hava değişti. İklim farklılaştı. Artık o yayla havası kokan şehirde nemden geçilmiyor. Nefes darlığı çeken hastaların en önemli rahatlatıcı yeri olan bu şehir, şimdi insanları havasıyla hasta etmeye yetiyor. Hadi bana yalan deyin. Başka bir önemli konu var aslında. Çok kokan ve yerleri kirleten bir koku bu. Yazımda bahsettiğim gibi yaşatılan rant burada fazlasıyla artacak gibi görünüyor. Yakınından geçenler, etraflarına iyi bakarlarsa, son çıkarılan yasa ile yapay suların kenarlarında hiç bir engel olmadığı ve bu nedenle buranın da turizm bahanesiyle çıkarcılara peşkeşe müsait olduğunu göreceksiniz. İşte bunların vicdanları rahatlatması için anlatmanız lazım.

 

 

 

 

 

Pazartesi, 18 Mayıs 2015 17:33

19 Mayıs, Türk Milletinin Onurudur

19 Mayıs, Türk Milletinin Onurudur

19 Mayıs 1919, ulusumuz için ne ifade ediyor sorusunu iyi anlamak için önce geçmiş tarihi bilmek gerekir. Osmanlı İmparatorluğu 1.Dünya Savaşında aldığı yenilgi ve bunun getirisi olarak aldığı başarısız sonuçların ardından, düşmanlarının lehinde kararların yoğun olarak alındığı anlaşmalara imza atmak zorunda kalmıştır. Bu anlaşmalar neticesinde ülkenin dört bir yanı emperyalist güçler ve onların uzantılarıyla çevrelenerek, imparatorluk çökertilmeye, sindirilmeye ve yok edilmeye çalışılmıştır. Saltanatın başı olan Padişah Vahdettin, tahtını ve çevresini koruyabilmek amacıyla, emperyalist güçlere boyun eğmiştir. Halk ise bu savaşların ardından ortaya çıkan başıbozukluğun getirisi ile fakir düşmüş, ordunun elinden silah ve cephanesi gasp edilmiş, kendisini koruyamaz hale düşürülmüştür. Damat Ferit Paşa hükümeti, Padişahın yanlışlıklarına boyun eğen ve emperyal güçlere vatanı satan konumdadır.

Yapılan anlaşmaların dış güçler tarafından az bulunması, daha fazla isteği ortaya koyarak başta İstanbul olmak üzere, tüm ülke toprakları esaret altına alınmıştır. İstanbul ve çevresi İngilizler tarafından, Doğu ve Güneydoğu illerinin büyük bölümü yine İngilizler tarafından, doğu akdeniz Fransızlar tarafından, Antalya ve Konya yöreleri İtalyanlarca, Samsun ve Merzifon çevreleri İngilizlerce, İzmir ve Ege'nin büyük bölümü ise Yunanlılar tarafından zapt edilmiştir. Bu zaman içinde ise azınlık Hıristiyan ve diğer dini gruplar, kendilerinin istediği şekilde amaçlarıyla devleti içten çökertmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Burada yapılması gereken iki önemli konu olduğunu, Mustafa Kemal Paşa şu sözleriyle dile getirmiştir. "Bu ülke ya esir olarak yaşayacak, ya da tam bağımsızlığını kazanana kadar mücadelesini sürdürecektir." Türk milleti ikincisinde karar kılarak, milli mücadele ile dünyada eşi benzeri görülmeyen bir kazanıma imzasını atmıştır. İşte 19 Mayıs bu başarının, tam bağımsızlığın simgesi, başlangıcı ve onurudur. Atatürk, İstanbul'dan hareket ederek Samsun'a geldiği bu yol ile, esaret altında tutulan Türk Ulusunun ufkunu açmış ve ulus devlet özelliğinin tüm dünya ülkelerine anlatımında öncülük yapmıştır. Tam bağımsızlığımızın destanı olan ve gençlere emanet edilen bu başarının onursal bayramı hepinize kutlu olsun.

 

 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 16 Mayıs 2015 11:24

Ne Diyelim Bal Kaymak

Ne Diyelim Bal Kaymak

 

Kutu kutu pense, elmamı yerse, arkadaşım Sam amca arkasını dönerse. Çocukken oynadığımız oyun aklıma geldi birden. El ele tutuşarak bir halka oluşturup oynardık bu oyunu. Hatırladınız mı ey millet. Tabi orada bir hiciv var. Sam amca yoktu. Ben koydum onu. Neden mi? Ortada efendim. Şimdi ülkemizde Sam amca ne derse o oluyor ya, bende onun adını zikrederek sizlere bu oyunu hatırlatmak istedim. Çünkü bu oyun yıllarca oynanıyor. Ben ne dersem o olur diyor. Bak şimdi bir şarkı aklıma geldi. “Ben sizin babanızım ben ne dersem o olur.” Olsun bakalım biz alıştık milletçe.

 

Ben doların ne kadar olduğunu kaçırdım. En son ne oldu bilmiyorum. Bilen var mı? Şimdi dolar hanımların beli gibi yerinde durmayıp sallandıkça bizlere bir şeyler oluyor. Eh ne de olsa ihtiyaç var ve kazanacak elin adamı. O zat kazanacak ki, bizler rahat olalım. Bu da zaten madalyonun diğer yüzü.  Bizler de hazır kıta bekliyoruz zaten. Nereden kazanacak garip. Kuzey Irak’taki petrolü pazarlayarak. İki güzellik yaratacak burada. Birinci güzellik Kuzey Irak Kürt Yönetimine jest, İkinci kimsenin sesi çıkmasın diye sus payı yapılan Türkiye. Yani dünya devleri sesini çıkarırsa benim işim zorlaşır. Ama bunu Türkiye adına aracı kullanarak yaparsam istikrarı sağlıyor ve bir Kürt devleti oluşumu için iyi olur ekolü ile gerçekleşen başarı yüzdesi. Vurun abalıya. Abalıya vursun vurmasını alıştık ama, madem bu kadar ahpap çavuş ilişkileri vardı da, neden muhalefetin 1.500 lira mazot olacak sözüne kızıyorlar anlamış değilim.

 

Bu iş başladı çoktandır. Şimdi Kuzey Irak petrolleri de mutlu, aracısı da, üreticisi de. Para giriyor beyler para. Para giriyor girmesini de, vatandaşa giren yok. Girmesini isteyene ise itiraz çok. Bu işin mimarı iktidar gibi görünse de asıl işin başında başkaları var. Yıllarca zaten böyle olmadı mı? Ulusal basında da yerini alan bu para politikası pardon Sam amcanın yaptıklarına akıl erdirmek mümkün değil. Daha doğrusu Sam ancanın Dünya içindeki temsilcilerine sormak lazım. Neden bizler hala bunca adamımız varken, dünyanın en tanınmış kişisi bizi elinde oynatırken, petrol  en pahalı bizde. Tüketici yaklaşık 5 liradan alıyor. Navlun, aracı derken kazık bizlerin payı. Yarısından fazlası vergi. Biz iflah olmayız. Bu ülkede petrole ihtiyaç var mı? Var tabiki. Çünkü petrol yatakları olan bir ülke, zarar ediyorum diye özele sattı. Özel bunu adam gibi çıkarıyor ve devletten parasını çatır çatır alıyor. Yetmeyince biz ne yapıyoruz. Kuzey Irak’dan 114 dolar’a alıyoruz. Peki aynı petrolü boru hatları kanalıyla dünya devletlerine 56 dolardan pazarlıyoruz. Yani Irak çıkarıyor. Biz pazarlıyor. Irak’tan komisyon alıyoruz. Bize lazım olunca da iki katına para ödeyerek kendimize alıyoruz. Ya ne güzel iş bu. Soma’da taşeron ve ucuz işçilik. Somo’da (Irak Milli Petrol Şirketi) keyif ve para.  Sam baba ne desin bu işe. Bal kaymak.