18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Konuk Yazar

Konuk Yazar

Web sitesi adresi:

Perşembe, 14 Mayıs 2015 16:46

Musallada İmam Soracak Ey Cemaat!...

Musallada İmam Soracak Ey Cemaat!...

Biri öldüğü zaman musalla taşına konduğunda hoca cemaate sorar. “Ey cemaat bu muhteremi nasıl bilirdiniz?” Üç kere tekrar eder ve helallik alır. Bu hak ve helallik alma konusu oldukça titiz bir konudur. Merhaba ettiğim birkaç imam dostum böyle diyor. Onlar bilir bu işi. Dini yönden her şey çok güzel de, sosyal açıdan bakıldığında bu helallik alma işi pek öyle üç seferde kabul edileceğine pek inanmıyorum. Şimdi siz olsanız ne dersiniz bu işe. Kalkacaksınız birileri size soracak. “Eyy vatandaş; size uygulanan yaşam biçiminde, yaşadığınız günleri nasıl bilirdiniz? Haklarınızı helal ettiniz mi?” Dinen yalan günah sayılıyor. Peki yalancıktan da olsa iyi bilirdik demek de bu sefer Allah’ı kandırarak şirk işlemektir. Birileri şimdi hakkımda konuşmaya başlamıştır bile.

Bizim yazdıklarımız üç kere hakkın fazlasıyla yazıldı. Hep anlatmaya çalıştık. Eşitlik denilince sözde olmaz. Eşitlik insanların görmek istediği en önemli bir konudur. Siz eşit davranmazsanız vatandaştan nasıl helallik beklersiniz? Benim anlamam güç. Peki şimdi size sorayım.

 

 

İnsan haklarına karşı saygılıyız. Bu bizim hem ahlaki hem de ananevi geleneklerimizle tam uyuşan bir olgudur. Biz, millet olarak haksızlığa kesinlikle karşıyız. Uygulayanlar olsa bile gece uykuları kesin kaçıyordur. Ben artık ülkemi karıştırdım. Caddede yürürken acaba Suriye’de miyim diye tereddüt etmekteyim. Marketlerde, asgari ücretiyle yaşam savaşı veren çoğunluk, çocuğunun istediği bir şeyi alamazken, yanında sepetini ağzına kadar dolduran yabancı mültecilerin aralarındaki sınıf eşitsizliği doğru değildir. Her seferinde tekrar ettiğim bir konu var. Mülteci olarak gelenler bizim korumamız gereken kişilerdir. Buna kimsenin itirazı yok. Koruma işi de devletin görevidir. Açarsın mülteci kampını, orada tıka basa doyurur, istediği her şeyi verirsin. Halkın içine sosyal eşitsizlik nifaklarını sokmazsın. Şehirde gezerken kendi insanımızdan çok Suriyeli var. Ben şahsen korkar oldum. Bayanlar ne yapsın. Bu ülkenin insanında sosyal eşitsizlik hüküm sürerken, yabancıların aramızda keyif çatarak babalarının yeri gibi kahkaha atmaları halkı rahatsız ediyor. Biri %3 zam ile yaşam cambazlığı yaparken, birileri bizim paramızla keyfin eşiğinde. İki konu var burada. Birincisi bu bir eşitsizliktir. Karşılığı birilerinin hakkını alıp başkasına vermektir. İkincisi ise daha önemli olan, Allah ismi ile insanlara karşı boyun borcu olduğunu vurgulayıp şirk yapmaktır. 

Çarşamba, 13 Mayıs 2015 10:23

Et Neden Pahalı, Kara Kız’a Sormalı

Et Neden Pahalı, Kara Kız’a Sormalı

 

Hey gidi bizim eski inekler. Sizleri ne kadar özlesek azdır. Yıllarca senin etinden sütünden faydalandık durduk. Son yıllarda nedense aramıza kara kedi girdi. Bir türlü barışamıyoruz. Bu konuda fikrin nedir bilemem ama, birileri seni bana kötülüyor. Hatta Agop gibi hep kendine yontuyor. Kendine gelince biricik ineğim, bize gelince nankör inek. Kendisi senin etini yerken afiyet olsun, bize sıra geldiğinde beddua. Bunun adı milli ineğimiz olan Kara kız’a, kınalıya, yosmalıya, kiraz’a yapılan saygısızlıktır.

 

Halk olarak eski günleri hatırlar gibi oluyoruz. Seneler önce imkanlar dahilinde yediğimiz kırmızı et, ne olduysa altın gibi fırladı ve sofralardan uzaklaştı. Yiyenler var mı hala diye sorarsanız, var elbette. Seçim zamanında ben halkın adamıyım diye ortaya çıkıp, ondan sonra da anında çark edip kendine çalışan siyasetçiler bol miktarda yiyorlar. Hem de umursamadan ve utanmadan porsiyonu 4 liradan. Haklılar aslında. Bir tek bizde var inekler. Başka yerde ineklere genelde domuz dediklerinden bizim tarzımıza uymuyor. Bu halk neden ucuz et yiyemiyoruz diye sorduğunda, onun sorusuna nedenini söylemek gerekirdi. Fakat, nedenini söylemek yerine, inek ile domuz farkı karıştırıldığında, ağa ile maraba hikayesine dönüyor ki, bu da yazıklar olsun demeye geliyor. Yanılıyor muyum bilmiyorum.

 

Neden kırmızı et dudak uçuklatıyor bakalım mı? Madde bir; Kurban Bayramlarında herkes et yemesin diye ortaya çıkan Pazar politikası. Büyüklerim bana hep derdi de inanmazdım. İki bayram arasında düğün olmaz. İki bayram arasında hep ete zam olmuştur. Alan memnun satan memnun. Madde 2; ümmetçiliğe yatkın bir toplum olduğumuzdan, kurban bayramından çok önceleri bile, üreticinin hayvanını kurbana saklamasının eseridir. Ülkedeki hayvan üretiminin en yüksek rekoltesini ise Güney Doğu ve Doğu illeri çekmektedir. Bunu da söylemekte yarar var. Bayramda daha zengin olacaklar yani. Madde 3; Devlet politikaları sonucunda, et üreticiden tüketiciye gelene kadar yaşadığı yol. Madde 4;Tarım bölgesi olan ülkemizin, ne hikmetse tarımına limon sıkılarak yok olması sonucunda hayvan yemlerinin üretimindeki azlık ve dışa bağımlılık. Yem fabrikaları gelişsin düşüncesiyle yapılan siyasi atraksiyonlar. Madde 5; en önemlisi ise, AB uyum yasaları gereğince, hayvan geliştiriciliğinde Avrupa’ya uyum paketimiz sonucunda dışa bağımlı kalmamız. Madde 6; köyleri terk ederek, kentsel dönüşüme ayak uydurduğumuzdan, üretici zor durumda kalıyor. Yeni entegrelerin açılması paraya bağlı. Köylü nereden para bulup çiftlikler kuracak. Bu nedenle de et el yakıyor beyler.

 

 

PAYLAŞ

Salı, 12 Mayıs 2015 09:54

Seçimi Umutla Bekliyorum

Seçimi Umutla Bekliyorum

Gerçekten bu seçimde beklentim çok. Moralim düzgün. Başım dik. Seçim zamanını beklemekteyim. Önceki yıllara, özellikle son on yıla bakılırsa ben tamamen gergin, seçim çalışmalarından kopuk ve umutsuluğumun hakim olduğu günler yaşıyordum. Şimdi ise şu seçim günü gelsin diye can atıyorum. Hani bir şarkıda vardı hatırlarsınız "yeni bir iş, yeni bir aşk, yeni bir gelecek lazım". Ben umutla yaşamaya başladım. Sizi bilemem.

Umudumun yeşermesine neden olan en önemli olay, gelecek için verilen teminatlar. Bu teminatlar öyle eften püften değil. Halkın huzurunda, noterden tastikli, ileride yapılması kesin gözüyle bakılan sözler. Olmayacak, yalan diyenlere sözüm var aslında. Hayır beyler doğru bu sözler. Yalansa şayet ne değişir ki bir kere denemekte yarar var. Şu anda pazara giderseniz köylünün tezgahında bekleyen her ürün kendine ait olmadığını göreceksiniz. Nasıl mı? Çok basit çık pazara gör. Köylünün yetiştirerek pazarda sunduğu malın kaçı kendi üretimine ait? Bir çoğu toptancıdan alınarak tezgahına ek konulan ürünlerden ibaret. Fiyat farkı da zaten buradan yansıyor. Pazarda enteresan fiyat politikasını görmeniz mümkün. Dolaştıkça bir çok ürünün aynı fiyatta olduğunu göreceksiniz. Birinde kilosu beş liraysa, diğerinde de hatta hepsinde aynı fiyat. Bu ne demek biliyor musunuz? Oraya giren bir toptancı, vermiş malını herkese, sattırıyor. Siz sanın bakalım, üreticiden alıyoruz diye. Alakası yok. Sana yansıyana kadar uçuk fiyatlarda torbanıza giriyor. Hem de % 500 gibi uçuk fiyatlarda. Seçim zamanını nasıl beklemem. Benim umudum bu sene bu nedenle yüksek. Düzelmesi için de düşünerek, görerek ve yaşantını tartarak oy kullanmalısın. Tabiki sonunda sen kazanmak istiyorsan. Ben ıstığımı çalmaya çoktan başladım.

Istık deyince aklıma geldi. Sizinle de paylaşayım. Çünkü vay be neler varmış deyip peşinden hayret uyandıracak ıslığı ben çalmıştım. Yurdumuzun insanının en güzel özelliğinden birisi de misafir perver kişiliğidir. Biz fakiri, fukarayı, ezilmişi iyi bilir ve desteğimizi vermekten de çekinmeyiz. Nereye kadar derseniz, kendi haklarımızın istenilen düzeye gelmesine kadar diye söylerim. Bu, şu demektir. Ben memleketimde parasızlıktan ay sonunu zor getiriyorsam ve savaş nedenleriyle ülkeye yabancılar gelerek, benim payıma ortak oluyorsa ben buna insan hakları demem. Bunun adı insan yaşamına vurulan darbe ve sömürüdür. Eğer bu gelen yabancılar, kendilerine ayrılan kamplarda kalıyorsa, onlara verilecek her yardımda gönülden katılırım. Ama benimle aynı ortamda yaşatılıyor ve benden daha fazla sosyal yaşam sağlanıyorsa, bunda adaletsizlik vardır. Suriyeli mülteci benim ülkemde iş arayacak ve haftalık 300 lirayı kabul etmeyecek az bulacak, benim halkım asgari ücretle 950 liraya tabi olacak, üstelik de verilen vaadlerle 1.500 liraya itiraz edilecek, bunu verecek parayı bulmamassınız denilecek, o halde burada bir yanlışlık olduğunu ben görüyorum. Ya sizler?

 

Pazartesi, 11 Mayıs 2015 08:07

Para Ortada Gerisine Ben Karışmam

Para Ortada Gerisine Ben Karışmam

Tam bir haftadır yemeden içmeden kesildim dostlar. Yazımı bile zor karaladım. Artık beğenirsiniz beğenmesiniz o sizin bileceğiniz konu. Hayat ne kadar zor bilir misiniz? Geçim zor. Yaşam zor. Ekmek pahalı. Eve alınan malzemeler cep yakıyor. Pazar almış başını gidiyor. Sebze meyve bizlere küsmüş. Etler artık sofraya yabancı. İneklerimiz dil öğrenirse kendilerini dış ülkelere atarak iş arayacak konuma gelmişler. Cep delik cepken delik. Şunun şurasında ay dediğin nedir ki, hemen geliyor. 15 bin lira ile gel de geçin bu ülkede. Sen zeytin, peynir kaç para bilir misin? Nereden bileceksin. Neyse boş ver. Sen bu aldığın ile nasıl geçineceksin merak içindeyim. Benim vekilim olarak seni böyle görünce, üzüntümden yemeden içmeden kesildim.

 

İsim verip de tam seçim günü reklam etmeye gerek yok. Reklam bedava değil sonuçta. O da parayla. Bir vekilimiz ne demiş? “Yok kardeşim bu ülkede geçim zor. Aldığımız 15 bin lira yetmiyor. Maaşlara zam olması gerekir.” Bence çok haklı. Asgari ücretler 1.500 lira olsun. Sizin maaşlar zaten otomatik olarak artacaktır. Ne de olsa her şey elinizde. Sıkılmanıza da gerek yok. Bunca lafı ettim diye. Ben adınıza kızarıp bozardım.

 

Başında fötr şapkası, çok zengin biri markete girmiş ve tezgahtara sırasıyla bir teker eski kaşar, bir teneke beyaz peynir, on kangal sucuk, iki kilo pastırma, on kilo bal sipariş ettikten sonra parasını uzatmış. O sırada arkasında bekleyen işçi merak ederek sormuş. “Bey amca çok merak ettim. Bunca malzemeyi ne yapacaksınız?” “Damadıma alıyorum. Kızımın bütün işlerini yapar da ondan. Elini bir şeye sürdürmez. Evi çekip çevirir, temizler.” Bey amca sen bana şunlardan 100’er gram al. Ben senin bütün sülalenin evini temizlerim” demiş.

 

950 lira asgari ücret ile adeta cambazlık yapan dostlarıma soruyorum. Bu işi nasıl yaptığınızı bana anlatırsanız, öğrenmek için birkaç kuruş ödeyebilirim. Kurs ücreti olarak kabul edin. Şimdi sizin asgari ücertiniz için son sözü CHP lideri söyledi zaten. Bu parayı kazanmak senin elinde. Bana bir söz düşmez. Aklını kullan parayı kap. Kısa bir hesap yapalım istersen.  Bir ekmek 1 lira. Yüz gram zeytin 1.5 lira. Yüz gram peynir 1.5 lira. Etti sana 4 lira. Evde var üç kişi. Etti 12 lira. Ayda yapar 360 lira. 300 ev kirası etti mi sanan 660. Pazarı bakkalı okulu derken, ben anlamış değilim. Bunu söyleyen vekile bakarsak, sanırım o uzayda yaşıyor. Uzaya çıkmamışsa şayet milleti aptal yerine koyduğu belli. Her şey ortada aleni. Ne diyeyim. Allah akıllandırsın.

 

 

 

Cuma, 08 Mayıs 2015 16:48

Yedi Düvelin Hakkı Nerede?

Yedi Düvelin Hakkı Nerede?

Asıl konunun hikayesine gelmeden ön-ce, yaklaşan seçim dolayısıyla partilerin çalış-maları da hızlanmış durumda. Her lider elinden geldiğince oyunu garantilemek için vaatlerinde samimi görünüyor. Hatta seçim gününe kadar İktidar ile muhalefeti iyice kızıştı-racağa benziyor. Önceki yazılarımda bahsettiğim gibi, seçmenin tek derdi var. O da herkesin bildiği gibi sadece geçim derdi. Ülkenin diğer yönleri onun ikinci hatta daha sonraki düşünceleri. Geçim derdi halkı adeta gerdi diyebiliriz. Buna halk dilince önce can sonra canan da deniliyor.

 

Hep beraber verilen sözler ile karşı defansif tavırları birlikte izliyoruz. Bu söyleşilerin en önemlisi ise; muhalefet partisi lideri Kılıç-daroğlu'ndan geldiğini söylemekte yarar var. Aynen böyle demişti. "Ben emekliye iki maaş tutarında bayramlarda ikramiye vereceğim". Hayır dedi Başbakan. Ülkemizin bütçesi böyle bir ekonomiye cevap veremez. Karşılığı yok demişti. Bunu herkes hatırlayacaktır. İktidar da anında bu çalışmaya karşılık seyyanen 100 lira verdi. Devlete çıkan pay ne kadardır ben bile-mem ama, sadece devede kulak olduğu gerçeği ortadadır. Bunu neden diyor diyeceksiniz şimdi. Bunca zamanda harcanan onca paralara rağmen hala batmamış bir bütçeye, bu para ne kadar zarar verir ki, diye düşünmekte yarar görüyorum. Ayrıca merak etmemek elde değil. Henüz üç beş gün önce yurt dışında yaptığı bir konuşmasında Sayın Başbakan aynen şunları söyledi. "Biz İMF'nin borcunu ödedik. Artık borç verir olduk. İMF'ye 5 bin dolar yardım ettik. Bu para bizde vardı da, emekliye ve işçiye vaad edilen bedeli Kılıç-daroğlu neden bulamıyor? Sormak gerekir.

 

Karşımıza çıkan habere göre hangi paracıkların nerelere harcandığı ortaya çık-mış. Belki bu çıkan para, yapılan harca-maların kaçta kaçı, bu bizi aşsa da, yine de insan olarak içimizin cız ettiğini görüyorum. İşte başında bahsettiğim "asıl konunun hikayesi" burada başlıyor. Ankara'nın göbe-ğinde bir kule yapma kararı çıkıyor. İlgili bele-diye meclisi karar alıyor. Gerekli açılışlar, törenler derken kazma vuruluyor ve inşaat başlıyor. Buna kimse karşı olamaz. Bu bir hizmettir. Eğer hizmet kişilere zarar verme-den uygulanacaksa. Aradan 12 yıl geçiyor ve kulenin yapılması bazı sakıncaları doğur-duğu gerekçesiyle, yıkım kararı alınıyor. Bu güne kadar harcanan para 27 milyar lira. Yıkımda harcanacak ne kadar bilmem ama, bir araya geldiğinde epeyce edeceğe ben-ziyor. Şimdi ben merak ediyorum. Bu para emeklilere vaat edilen bedel için bütçeyi zorlamadan verilse ne olurdu? Ne yazık ki heba olacak. Çöpe gidecek. Belki de birileri kara para aklayacak. Bence vicdanınıza seslenerek maun suresinin anlayacağı dilde baştan okunması gerekiyor. Buna gerek duyuyorum.

Perşembe, 07 Mayıs 2015 09:50

Şu Meşhur Torba Yasalarımız

Şu Meşhur Torba Yasalarımız

Torba yasası çıktı çıkalı sana faydası ne oldu? Bunu ben değil kendin aynanın karşısında kendine sorman lazım. "Ey benim sevgili bedenim, Ulan sen bu zamana kadar bir şeye maydanoz olamadın. Çalıştın didindin. Eziyet çektin. Kakıldın. Elindeki bir çok file ve torbayı ya boş eve taşıdın veya pazarın geç vakitlerinde çürüklerini ayıklayıp çocuğunu doyurdun. Şimdi sorma zamanı bende. Bu torba neyin nesi? Bizim o bahsettiğim torbalara benziyor mu? İçine ne konuluyor bu torbaların? Yoksa, içimi boşaltılıyor bu torbaların."

Memleketin torbaları, kasaları, ardiye ve antrepoları derken, torbanın asıl anlamını bilen kaç kişi var acaba diye düşünmekte yarar var. Bilenin az olduğu gibi, anlayanın daha az, anlatanın ise sayılı olduğu dönemdeyiz. Aynen , muhalefetin henüz tabanına anlatamadığı BOP projesinin getiri ve götürülerinin ne anlama geldiğini. Bu sayede memleketin neler kaybedip, neleri torbaladığını, hani derler ya"ocağına incir ağacı dikildi" atasözündeki, o incir ağaçlarının faydalarını bir türlü öğretemedik. Öğretmediler, öğretemediler, öğrenmemekte direndik.

Torbanda ne var diye sorulan soruya bakalım ne diye cevap vereceksin. "Benim torbamda pazardan aldığım sebze ve meyveler vardı. Fakat içi henüz dolmadı." Torbalardan ne çıktı bilin bakalım. Af çıktı af. Kime çıktı dilim döndüğünce anlatayım. Gerçi siz bunu da anlamazsınız. İdari para cezaları silinecek. Fakat yarısı. Gerisi ne olacak. Sen boşver gerisini. Vatandaşa ne faydası var onu söyle. Vergi borcu, SGK borcu, sağlık borcu. Vatandaşın neyine. Ha önemli bir konu var ki, bu her kişiyi ilgilendiriyor. İnsanlar yaşam savaşında sosyal tek eğlenceyi İnternet olarak görmektedir. Gerçektende internet kullanıcıları bir hayli artmıştır ve gün geçtikçe artacaktır. Hadi bakalım bundan sonra bu yasayla dediğin olacak mı? Sen yine anlamazsın ki anlatalım. Torbada görülenlerin dışında görülmeyen bir çok konu var. Vergilerden muafiyet, sağlıktan muafiyet. Senin işverenin, hele özel bir kurumsa. Bu kurum kendi çıkarlarını adına ödemesi gereken yönlerden çıkarıp başka alana kullanıyorsa. Bu yasa sana mı çıktı diye düşünmelisin. Ben düşünüyorum. Birazda sen düşün.

 

Çarşamba, 06 Mayıs 2015 08:47

Seçim Vaatleri Umut Veriyor

Seçim Vaatleri Umut Veriyor

 

Bu seçimden çok umutluyum. Geleceğin teminatı olan Demokrasinin tam kurallarını işleten ve halka yapacaklarını vaat eden bir seçim öncesi yaşanıyor. Önceleri kavga gürültüden başka bir şey konuşulmuyorken, şimdi kısacası günümüzde iyi siyasetçilerin ortaya çıkması ve koydukları tavır sayesinde temiz siyaset, özlenen siyaset nihayet karşımıza çıktı. Ben bu seçimden bu yüzden çok umutluyum.

Seçmene anlayacağı dilden ulaşılmaya çalışan Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu'nu kutluyorum. Beni gerçekten çok umutlandırıyor. Gençlik yıllarımdan beri bu denli umut ışığını görememişken, şimdi aradan geçen 1980 karanlığı ve sonrasındaki yaşananları unutturacak ışığı yakalamak beni umutlandırıyor.

Bu güne kadar hiçe sayılan yaşamıyla "vurun abalıya" tavırlarıyla çanına ot tıkılmaya çalışılan insanımıza, nefes alacak düzeyde vaatlerin yansıması ışığın ta kendisi. Bu ışığı görenler bence sandıkta gereğini uygulayıp, daha sonra sevinçlerini ertesi sabah yansıtacakları umudundayım. Asla siyaset yapmıyorum. Hatta siyasetin geçmiş yıllardaki o monoton sürecini unutturan, düzeyli siyaseti görmek ve ardından gece televizyonu kapatıp yatağına güler yüzle giden insanları görmek umudu körüklüyor. Bence siz de bu umudu yaşayın. İyi gelecek diye düşünüyorum.

Emekli, her bayram yaklaşınca içini derin bir düşünce kaplardı. Gurunu da kimseye belli etmeden, çocuklarına, eşine, torununa iyi bir bayram geçirebilmenin ezikliğini yaşarken, şimdi en azından bayramda almayı taahhüt edilen ikramiyenin içini ısıttığını görmek umutlandırıyor. Ben de bir emekli olarak, bu ışığı görüyorum. Bence siz de görün. Mutlu olacaksınız. Birileri lüks araçlarla caddelerde fink atarken, koyduğu mazotun bedeli aklına hiç gelmezken, garibanların mazot koyacak, hatta koklayacak parasını bulamazken, zemzem kadar değerli bu yakıtın 1.500 lira vaadi beni umutlandırıyor. Bence siz de umutlanın. Bir umut bin umudu doğurur. Haydi umutlu günlere.

EROL YILDIZ

 

 

 

 

Salı, 05 Mayıs 2015 08:21

Bakalım Halk Ne Diyecek?

Bakalım Halk Ne Diyecek?

EROL YILDIZ

Büyüklerimiz hayat tekerrürden ibaret derlerdi de inanmazdım. Acaba doğru mu? Bence doğruluğunu kanıtlar gibi. Tam bir yıl öncesine geriye götürmek isterim sizleri.2014 yılı  Haziran ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeyiz. Aynen bu gün olduğu gibi, partiler hızını arttırmış. Ortaya koydukları bir çok vaad ile halka seçim öncesi çalışmalarını sürdürüyor. Mitingler, toplantılar, salon konuşmaları gırla gişttiği dönemdi. AKP o günlerde yapacaklarını, seçmenine bir bir anlatırken, muhalefet partileri kendi yapacaklarının anlatımından ziyade, AKP'nin seçim çalışmalarına odaklanmıştı. Bunların tamamı yaşandı ve herkez biliyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, özellikle CHP, seçmenlerine ulaşırken, tek çatı altında gösterdiği ortak aday ile seçime girerken, konuştuğu tek kelime, AKP'nin söylemlerini yermekti. İşi onun yaptıklarına karşı konuşmakla geçti. Günümüzde suç olduğunu bildiğim polis ile bağlantılı atasözlerine eş değer kelimeyi hep söylediler durdular. Seçim otobüslerinde, seçim çalışmalarında hep bir şarkıya takılarak, halkı bezdirmekten başka birşeye iz bırakamadılar. Bunu ben o zamanlar hem yazılarımda hem de sözlü olarak kendilerine hatırlattım. Benimle küsenlerden tutun, halen konuşmayan işgüzar hanımefendiler bile vardı. Seçim sona erdi ve AKP büyük bir farkla seçimi kazandı. Gelelim şimdi günümüze.

Seçim bildirgelerine baktığımda, Cumhuriyet Halk Partisinin samimi söylemlerine sıcak bakmamak mümkün değil. Ben oldukça fazla iyimserim. Benim gibi düşünmeyenler çok çıkacaktır elbette. AKP'nin kendi yöneticileri demiyorlarmıydı hep. "Bu ülke yeni Türkiye olarak daha demokratik haklara sahip olacak. Herkez istediğini rahatça söyleyebilecek" diye. Ben de bu demokratik haklarımı sizlerin o beyanına dayanarak söylemeye çalışıyorum. Seçimlere yaklaşık 30 küsür gün kala CHP'nin seçmenine verdiği sözlerin karşılığında, AKP'den sadece bunları yapamazlar sesleri yükseliyor. CHP, ben asgari ücreti 1.500 lira yapacağım diyor. AKP, hayır yapamazlar, kaynak bulmaları mümkün değil diyor. CHP kalkıyor, mazotu 1.500 lira yapacağım diyor, AKP ise hayır yapamassın, mazot KDV'si ile bunun üzerinde diyor. Kısacası ne söylediyse bir türlü olmuyor. Halka şunu demesi gerekirdi. "Ey milletim. Biz sizleri 13 yıldır yönetiyoruz. Sizlere verilen asgari ücretin biz iki katını vereceğiz deseydi, şu an seçimleri yapmaya bile gerek kalmazdı. Fakat görülen o ki, CHP'nin seçim çalışmalarına, geçen sene olduğu gibi muhalefet eden, karşılığında kendi çalışmalarını öne çıkarmayan bir AKP ortada. Hayat tekerrürden ibaret mi diye düşünmenin yanlışı nerede?

 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 04 Mayıs 2015 16:19

Sanki Lale Devrini Yaşıyoruz

Sanki Lale Devrini Yaşıyoruz

Şu batılılaşma merakımız bakın neleri götürmüş. Aslında batılılaşma çok güzel de, biz işin çıkarcılık yönüyle ilgilendiğimizden olsa gerek, bize faydadan çok zarar getirdi. Kısacası batılılaşmaya yönelmek için ilk başta eğitim gerekir. Bizler eğitimi çöpe atmışız, hala öğrencilerin okuma zorunluluğunu paraya dökmüşüz ondan sonra ver elini biz Avrupalıyız. Daha dur bakalım. Avrupalı olmak öyle kolay değil. İlk defa eğitimli bir toplum olmamız gereklidir. Daha sonra görgülü, şiddet bilmeyen, eşit haklarda yönetilen, ulus güvencesini sağlamış, eşit hak ve hürriyetlere sahip olmuş toplumlar seviyesine gelmemiz gerekir. Bunların hiç biri henüz tam yok.

Hani siyasetçilerimiz hep söylerler ya, biz geleneğimize bağlıyız, geleneklerimiz bizim işimiz, biz geçmişimizin verdiği doğrultuda bu ülkeyi geliştireceğiz diye. Osmanlı bir kıtadan diğerine kadar imparatorluğunu geliştirerek yıllarca hükmünü sürdürdüğü tarih kitaplarında var. Bunun dışında ise, karşımıza bir de lale devri çıkıyor. 1718 ile 1730 yılları arasında yaşanan bu 12 yıl, Osmanlının zengin tabakasının sevk ve safa sürdüğü, halkın ise vergilerini vererek, geçim derdinden anasının ağladığının yaşandığı yıllardır. Osmanlı döneminde bu yıllarda yaşanan zevk ve sefa artmış, tanesi yüksek fiyatlardan lale soğanları satın alınarak saray ve çevresindeki zenginler bu meraklarını bol miktarda altın dökerek yurda getirmişlerdir. 1718 yılından önceki yıllarda batıda ve doğuda yaşanan savaşlar nedeniyle yorgun düşülen imparatorluk şartları, lale soğanlarının ülkeye getirilmesiyle barış sever bir devlet görünümüyle tüm dünyaya kendini tanıtmış, halk ise bu güzellikler karşısında morali yüksek düzeye gelerek, aç kalsa bile zevkini hiç bırakmamıştır. Bakın lale devrinde neler yapıldı kısaca onlardan söz etmek istiyorum. İstanbul yeni baştan onarılmaya ve şekillenmeye başlandı. Yeni saraylar yapılmaya başlandı. Ordu yeniden düzenlendi. Dönemin padişahı ve ileri gelenlerinin yaptıkları harcamalar ve eğlenceye olan düşkünlükleri israfı arttırdı. Bütçe açık vermeye başladı ve halk yeni vergilerle tanıştı. Sıkıntılarla karşılaşan halkın şikayetleri arttı. Patrona Halil isyanı bu sebeplerin getirisidir. İsyanın ardından sadrazam öldürüldü. Padişah ise tahttan indirildi.

Gelelim günümüze. Gezdiğim tüm şehirlerde artık lale devri yaşanıyor. Bizler laleyi bu yaşımıza kadar resimlerde tanırdık. Şimdi ise birileri tarafından üretilen bu laleler, tüm iktidar belediyelerince oralardan satın alınarak dikiliyor. Neredeyse lale ile ilgili festivaller yapılacak. Halkın büyük bölümü asgari ücretle geçimini cambazlıkla sağlarken, lalelere olan düşkünlüğümüz beni endişelendiriyor. Halk işsizlikten yakınırken, çevremiz lale bahçeleriyle bezenmiş. Sanki rüya görür gibiyim. Ah bir uyansam belki eskiye dönüp bu uykudan kendimi soyutlayacağım.

 

 

 

 

 

 

 

 

Cuma, 01 Mayıs 2015 12:04

CHP’NİN OYLARI GİTTİKÇE ARTIYOR

CHP’NİN OYLARI GİTTİKÇE ARTIYOR

 

Ne zaman çarşıda gezmeye kalksam, Mustafa amcayı kesin görürüm. O mütevazı tavrıyla herkesle şakalaşır ve onlara öğütler verir. Bu sefer ki öğüdü bir harikaydı. Herkes ona dayı diye hitap eder. Mustafa dayı gel, Mustafa dayı git.

"Yahu Erol Bey oğlum, nasılsın? Seni göremez olduk be ya. Sence bu seçim nasıl olacak? Elinden kaçmak mümkün değil. Hemen yanına oturdum. Boşta gezen meydanında. Hani bir zamanlar bahsetmiştim ya sizlere. Altta imarethane, üstte meydan, sağda Cami, karşıda beleş tuvalet. Akşama kadar otur, ne gazete ne bir kitap sadece lak lak yapmakla geçen bir ömür. "Sağol amcacığım. Benim görüşüme göre. Bu seferki seçim bayağı hareketli geçecek. Verilen vaadler ve bu yılki seçimlerde halka yaklaşım çok güzel derecede. Bu sebeple dengelerin her an değişebileceğini gözlüyorum. Mesela Kılıçdaroğlu mazot'u 1.500 lira yapacakmış. Emekliye iki maaş ikramiye verecekmiş. Vermessem beni aşağıya indirin diyor. Hayırlısı ne ise o olsun diyorum.

"Hayır senin düşüncen ne oğlum? Bana akıl vereceğine kendi fikrini söyle de bilelim." Ben gazeteciyim Mustafa amca. Böyle kamuoyu önünde konuşmak yazmak bizlere yakışmaz. Ama sadece sohbette kalmak kaydıyla anlatayım. Bunları şimdi neden koyduğumu anlatmakta yarar görüyorum. Kesinlikle Mustafa amca ile sohbetimiz saf ve temiz nitelikteydi. Kesinlikle buraya yazıma taşımamak niyetindeydim. Akşam telefonum çaldı ve yazılarınızda neden taraflısınız diye soru soruldu. Buna karşılık sinirlerim oldukça gerildiği için Mustafa amcayı anlatmanın yarar getireceğini anladım.

“Biz yıllarca bu yaşımıza kadar hep ezilen taraf olduk. Şimdiye kadar ben CHP'ye oy atmış insan değilim. Kendimi bildim bileli oyumu Demokrat Parti ve daha sonra Adalet Partisine attım. Onlar kapanınca da oyumu Doğru yola ve Özal'a attım. Son genel seçimde ise baktım büyüyor verdim AKP'ye. Şimdi yıllarca ben vergi ödemişim. Tarlalarımın çoğunu ekemiyorum. Tohum dersen kendi tohumumuz yok oldu. Mazota verdiğim parayla elde ettiğim mahsulü tarlada satamıyorum. Ben şimdi mazot 1500 lira olacak diyen birine vermeyeyim de çöpe mi atayım. Oyum CHP'ye haydi hayırlısı."