17 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Doğan Ersoy

Doğan Ersoy

Web sitesi adresi:

Bozkır’ın Usta Kalemi:

YAŞAR KEMAL

Türk edebiyatının büyük ustası, romancı, senaryo ve öykü yazarı YAŞAR KEMAL’i yitirdik…

NOBEL’e aday gösterilen ilk Türk Yazarı olan ve eserleri yaklaşık 40 dile çevrilen Yaşar Kemal 92 yaşında aramızdan ayrıldı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir mesaj yayınladı.

Yaşar Kemal'in şiirlerinden alıntılar yaparak Kemal'in vefatını anlatan Kılıçdaroğlu şu ifadeleri kullandı:

"Öyle kayıplar vardır ki kardeşlik üzülür. 
Demokrasi yas tutar. Anavarza kayalıklarındaki kartallardan çığlıklar yükselir.

Birliğin ulu çınarı gölgesini büyütür. Söz biter.

İşte, Yaşar Kemal'in aramızdan ayrılması böyle bir şeydir. 
Sözün bittiği, acının büyüdüğü, gözpınarları dolu kardeşliğin saygı duruşuna geçtiği bir andayız.

Toprağı Türkiye olsun. Ülkemize başsağlığı diliyorum" dedi...

Cumartesi, 24 Ocak 2015 14:57

UNUTMADIK SENİ…

UNUTMADIK SENİ…

Türk Basın Tarihi’nin; daima doğrudan yana, korku bilmez, ödün vermez  gazetecisi, araştırmacı ve yazar Uğur Mumcu; 24 Ocak 1993'te Ankara Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirmişti.

Uğur Mumcu bir yazısında; aramızdan ayrılan “Aydınlanma Savaşçıları”nı tariflerken, sanki kendisini ve daha sonra aynı biçimde katledilen A.Taner Kışlalı’yı ve nicelerini de bu tarifin içine alıyordu:

“Bu insanlar, atatürk ile başlayan aydınlanma çağının öncüleriydi.

Hepsi de kendi alanlarının en yetkin insanlarıydı.

Kimi ciltler dolusu yapıtlar bıraktı geriye, kimi inanç dolu şiirler ve yazılar...

Bu kuşağı birbirine sıkı sıkı bağlayan inanç bağları türk devriminin mayasını oluşturmuştu.

Bu insanlar atatürk devrimine inanmışlardı…

Tam bağımsızlık ilkesinin ödün vermez savunucularıydı…

Laiklik inancını, bir bayrak gibi ellerinde taşımışlar, son nefeslerine kadar da bu bayrağı ellerinden düşürmemişlerdi...

Güçlü kişilikleriyle…

Ödün vermez tavırlarıyla…

Bilgi donanımları ile birer inanç, onur ve erdem anıtı gibiydiler…

Bağımsızlık inancını, günümüz kurt kapanları ile dolu çıkar dünyasında dirençle, inançla, özveri ile savunan kalpaksız ‘Kuvay-ı Milliyeci’ydiler.

Günümüz ‘Kuvay-ı Milliyecileri’;

ne kalpak takarlar başlarına,

ne boyunlarına fişeklik,

ne de bellerine tabanca...

Onlar, bir siyasal inancın mirasçılarıdır…

Onlar, aydınlanma çağının öncüleridir…

Onlar, bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı ömür boyu savaş vermiş yürekli aydınlardır...

Ödün vermediler…

Boyun eğmediler…

‘Gelen ağam, giden paşam’ demediler…”

Ve; karanlık güçlere ve rejim düşmanlarına şöyle sesleniyordu:

‘’Ben Atatürkçü’yüm, ben Cumhuriyetçi’yim, ben Laik’im…

Ben antiemperyalistim, ben özgürlükçüyüm, ben bağımsız türkiye’den yanayım, ben insan hakları savunucusuyum, ben terörün karşısındayım, ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım…

Öyleyse, vurun parçalayın!

Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır.”

Bu sözleri, kehanet gibi gerçekleşmiş ve gerçekleşmektedir…

Ve; onu daha da ölümsüzleştirmektedir.

******

.......

Birgün  sesimiz,

Hepinizin kulaklarında yankılanacak…

Ey halkım,

Unutma bizi…

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz,

Şimdi hep birlikteyiz…

Ey halkım

Unutma bizi…

Unutma  bizi…

UNUTMADIK SİZİ.......

*****

Uğur Mumcu’nun aramızdan ayrılışının 22.yıldönümü 24 Ocak 2015 günü başlayan “22.Adalet ve Demokrasi Haftası”nda; Uğur Mumcu ile birlikte adalet, demokrasi  ve laiklik düşmanlarına karşı savaşımda ödün vermeksizin ön safta yer alan ve sadece bu niteliklerinden dolayı katledilen ve katilleri bulunamayan onlarca gazeteci ve aydınımızı sevgiyle, saygıyla ve gururla anıyoruz.

Onları çirkin emelleri için aramızdan ayıranlara, nefretimizi haykırıyoruz.

Biz; onlardan aldığımız güçle, inandığımız aydınlık yolda yürümeye devam ediyoruz, edeceğiz...

*****

 

Cumartesi, 15 Kasım 2014 15:10

TÜRKİYE'NİN ÜZERİNE KASVET ÇÖKTÜ

Sevgili Dostlarım…

Hürriyet Gazetesi köşe yazarı, Gazeteci Sayın Ertuğrul Özkök’ün 11.11.2014 günlü köşesinde çok gerçekçi gördüğüm yazısından bir bölüm paylaşacağım. (yazı sonundaki ‘paylaş’ notuna dayanarak)

Yandaş bilinen birçok gazeteci bile artık gerçekleri saklayamıyor…

Yorumsuz aktarıyorum:

*****

TÜRKİYE'NİN ÜZERİNE KASVET ÇÖKTÜ

“Türkiye'nin morali bozuk... 
Kendini giderek saray duvarlarının arkasına kapatan rejimin görmek istemediği bir ruh halidir bu... 
Görse de anlamak istemediği, anlasa da umurunda olmadığı bir ruh hali... 
Kısaca arkadaş...
Türkiye'nin bir bölümünün üzerine kasvet çöktü... 
Fena, ağır ve hüzünlü bir kasvet...

Ama burası bir Akdeniz ülkesidir...

Ege'si, Karadeniz'i, Trakya'sı, Erzurum barı, harmandalısı, çayda çırası vardır.
Bu kasvetle yaşayamaz.
Geçecektir... Yaratmaya çalıştığı rejimle birlikte geçip gidecektir... 
Yakındır...

*****

Saray duvarlarının arkasından görülemeyen ötekileştirilmiş Türkiye
BUGÜN artık saray duvarlarının arkasındaki imtiyaz gettolarına sığınmaya başlayan rejimin göremediği "Öteki Türkiye"nin insanları niye mutsuz?...
Bakın anlatayım.
-ÇÜNKÜ, bu ülkenin asil vatandaşı oldukları, vergilerini verdikleri, çocuklarına iyi eğitim vermek istedikleri halde, hep ülkenin paryası muamelesi görüyorlar.
-ÇÜNKÜ, artık kendilerini bu ülkeye ait hissedemiyorlar. Kendi bölgelerine, kendileri gibi insanların arasına, kendi gettolarına çekilip, orada kulaklarına yüksek ses duvarları çekip huzuru bulmak istiyorlar.
-BİLİYORLAR Kİ, ülkenin bütün vatandaşlarının güvencesi olması gereken yargı sistemi çökmüştür.
-BİLİYORLAR Kİ, bir zamanlar gecekondulardan, mütevazı Anadolu köy evlerinden cumhurbaşkanları, başbakanlar, namuslu iş insanları, bilim insanları, sanatçılar, emekçiler çıkaran, ülkenin bütün evlatlarına modern ve geleceğe umutla bakmalarını sağlayacak eşitlikçi bir eğitimi veren Cumhuriyet eğitim sistemi çökertilmiştir.
-BİLİYORLAR Kİ, herkesin güvencesi olması gereken polis artık bir rejimin muhafız alayına dönmüştür.
-BİLİYORLAR Kİ, bu ülkede, bu bölgede güven içinde yaşamalarını sağlaması için çalışması gereken istihbarat örgütü hızla bir rejim muhaberatı haline dönüşmektedir.
-BİLİYORLAR Kİ, Ortadoğu'nun makûs talihinin bir kere daha cehenneme dönüştüğü şu dönemde, kahraman ordusu tarumar edilmiş, neferleri aşağılık komplolarla, iğrenç pusularla, Balkan Savaşı ertesindeki kadar moralsiz hale düşürülmüştür...  
-BİLİYORLAR Kİ, kapısında "İradesiyle kendini vergilendiren halk millettir" yazan Maliye, artık bir rejim polisi haline gelmiştir.
-BİLİYORLAR Kİ, rejimin arka odalarında, tarihimizde hiç görmediğimiz bir "akrabau talukat" düzeni kurulmuş, bir "biat et gülüm, al gülüm" nizamı tesis edilmiş, müesses nizamın yeni bir imtiyazlı havuz sınıfı yaratılmıştır.

***** 
Halkının bir bölümünü küstürerek öteki bölüm ile barışılabilir mi
BARIŞ süreci diyoruz ve hepimiz destekliyoruz... 
İçimize sinmeyeni bile sindirmeye çalışıyor, gördüğümüzü bile görmezden geliyoruz. Ses çıkarmıyoruz... Suspusuz... 
Yeter ki barış gelsin, yeter ki şu ölümler dursun derdindeyiz hepimiz... 
O yüzden böyle bir günde şunu bile sormuyoruz:
Arkadaş, vatandaşının yarısına öteki muamelesi yaparak, öteki mahalle deyip, o mahallenin insanını her gün bölerek, döverek, söverek...
Ülkenin bir tarafına barış getirirken, öteki tarafa psikolojik savaşların en gaddarını açarak, onları gettolara sürgün ederek...
Türkiye barışı yapılabilir mi?...

***** 
AK Parti vicdanı AKP sarayını kaldırmadı

BÖYLE durumlarda kulağım hep 
Bülent Arınç'tadır.
Ondan gelecek sesi beklerim ve mutlaka gelir. Çünkü, onun ne mazisinde ne dününde ne bugününde bir ayakkabı kutusu hadisesi yoktur. Ahlak bilançosu hep artıdadır, sıfırlanacak bir şeyi yoktur.
Müslüman vicdanlıdır ve o da iyi bir Müslüman'dır... 
O yüzden, vicdanlı AK Partilinin vicdanının sesidir... 
Ona bakarım... 
Geldi nitekim beklediğim o vicdan sesi... 
O sesten anladım ki, AK Parti'nin vicdanı, mağrur AKP'nin kendine yaptırdığı bu sarayı kaldıramadı... 
Sevmedi bu şatafatı, bu kibir anıtını... 
Yani AKP, bu sarayı AK Parti'ye anlatamadı...”

(Ertuğrul Özkök – Hürriyet - 11.11.2014)

 

 

Perşembe, 16 Ekim 2014 16:34

‘CESUR YÜREK’i ANIYORUZ…

‘CESUR YÜREK’i ANIYORUZ…

ATATÜRK İlke ve Devrimleri’ne ve Demokrasi’ye yürekten bağlı, Şiddet’siz eylem adamı, ilerici bilge insan, mimar Oktay Ekinci, 15 Ekim 2013 günü aramızdan ayrılmıştı. Nitelikleri ile ‘CESUR YÜREK’ lakabını hak eden dostumuzu, vefatının birinci yılında sevgi, saygı ve özlemle anıyorum.

Geçen yıl kaleme aldığım yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum:

*****

Çarşamba, 08 Ekim 2014 08:18

SON İSKELE ve ŞELALE!..

SON  İSKELE  ve  ŞELALE!..

Cumhuriyet köşe yazarı Sayın Dr. Erdal Atabek, zevkle okuduğum ve bilgilendiğim yazarlarımızdan biridir. Çok sayıda basılmış kitapları, makaleleri bulunan, konferansların da aranan kişilerinden olan Sayın Atabek, aynı zamanda değerli bir Tıp Doktoru’dur. Devlet’in birçok, üst düzey yöneticilik görevlerinde de yer alan Sayın Dr. Erdal Atabek’in 29 Eylül 2014 günlü köşe yazısını, yazı altında bulunan ‘Paylaş’ önerisine uyarak sizinle paylaşmak istiyorum: (sonunda da yorumumu yazacağım.)

*****

“Bu Türkiye Sizin Seçiminizdir!..

Tesettür (kapanma-gizlenme) on yaşında kız öğrencilere indi.

Burada kalmayacaktır. Erkek ve kız okulları da ayrılacaktır.

Sonra da sıra kamu taşıtlarında “kadın-erkek ayrımı”na gelecektir.

Özel araçlarda kadın-erkek beraberliği de sorgulanacaktır.

Sırası var. Zamanı var.

Bu Türkiye’yi siz seçtiniz.

Belki bu iktidara oy vermediniz ama gene de düşünürseniz, bu sonuca gelmede sizin de payınız olduğunu göreceksiniz.

Onyıllar boyunca, bu iktidar yıllarından çok önceden başlayan Kuran kursları adı altında milyonlarca çocuğun beyni yıkandı. Bu süreçte çocuklara “Kuran öğretme” adı altında laiklik karşıtı, Cumhuriyet karşıtı telkinler yapıldı.

Bu yaş çocuklarına yapılan, öğretim değil, telkindir.

Siz başınızı iki yana sallayıp geçtiniz. Aklınıza bu çocuklara yaz okulları açıp çağa uygun programla yaz aylarını değerlendirmek gelmedi. Düşünmediniz. Üşendiniz.

Size söylendiği zaman da ilgilenmediniz.

Kuran kurslarında beyni yıkanan milyonlarca çocuk büyüdü. Eğitim gördüler. Fakülte kapılarına dayandılar. Kızlar “kapanma özgürlüğü” istediler. Erkekler “mescit” istedi, cuma namazına gitmek istediler. İnançları doğrultusunda yaşama hakkı istediler.

Siz on yıllar boyunca bakıp durdunuz, şaşıp geçtiniz. “Çağa aykırı şeyler bunlar” dediniz. “Devlet izin vermez böyle şeylere” dediniz. İçinizde, “ordu böyle şeylere izin vermez” deyip rahatlayanlarınız vardı. Siz hep kendi yanınızda gördüklerinize kızdınız: “Neden bir şey yapmıyorsun? Bak oralarda neler oluyor?” diye söylenip durdunuz.

Ama siz bir şey yapmadınız. Sizin göreviniz değildi ki. Siz seçimden seçime oyunuzu verdiniz, o kadar. Bazen kızıp oyunuzu da vermediniz.

Sonuçta; bu onyıllar boyu din adı altında dogma eğitimi almış milyonlarca çocuk büyüdü, seçmen oldu. Sandıktan onların kurup desteklediği parti kazanarak çıktı, iktidar oldu.

Üniversitelere indirilmiş puanlarla girdiler, yargıç oldular, savcı oldular, kaymakam oldular, vali oldular. Sizin şaşkın bakışlarınız arasında erkek hastaya bakmayan kadın doktorlar, erkek eli sıkmayan kadın idareciler oldu. Bu arada kadın eli sıkmayan erkekler de yöneticiler arasındaki yerini aldı.

Siz, “aman benim çocuğum özgüvenli olsun, kendi kararlarını versin, kendi sorumluluğunu üstlensin, geleceğin dünyasında kendi yerini alsın” diye elinizden geleni yaparken altınızdaki zemin kaydı.

Çocuğunuzun okulunu imam-hatip okulu yapıverdiler.

“Aman bu nasıl iş, çocuğum oraya mı gidecek?” diye sızlanınca da size 80 km. uzaktaki okulu gösterdiler.

İmza toplayıp, başvurular, toplanıp şikâyet etmeler sonuç verir mi diye bekliyorsunuz.

Bakın, size “Su yolunu buluyor” denildi.

Siz, “Hangi su hangi yolu buluyor” demediniz.

“Durmak yok, yola devam” denildi.

Siz, “Hangi yola devam” diye sormadınız.

Su sizdiniz, yol da onların istediği yoldu.

Bunları söyleyenleri yıllarca bakan, başbakan yaptınız.

Sonra da cumhurbaşkanı seçtiniz.

Şimdi, ülkeniz kanlı Ortadoğu savaşına girmek üzere. Elbette sizin savaşınız değil. Elbette sizin kararınız değil. Ama artık karar verme iradesi de sizin değil. Bu irade sizde olduğu zaman gereken işlerin hiçbirini yapmadınız.

Sadece sızlandınız. Hep başkalarının bir şeyler yapmasını beklediniz. Onlar sızlanmadı, çalıştı. Hiç kimseden beklemeden kendileri gereken her şeyi yaptılar. Bıkmadan, usanmadan, yıllar boyu kendileri için gereken her şeyi yaptılar.

Onlar kazandı, siz kaybettiniz.

“Ama Amerika?” demeyin sakın. Amerika işine geleni destekler.

“Ama aydınlar?” demeyin sakın. Aydın sizdiniz ve farkına varmadınız.

“Ama ordu?” demeyin sakın. Ordunun işi değildi, sizin işinizdi.

Bugünkü Türkiye mi?

Bu Türkiye sizin seçiminizdir…

Eğer bir şey düşünüyorsanız şimdi başlayacaksınız.

Gün gün, saat saat, dakika dakika.

Ya da “akan suyun nereye gittiğini seyredeceksiniz…”

*****

Evet sevgili dostlarım…

Sayın Erdal Atabek’in belirlemeleri burada bitiyor… Sanırım Yazdıkları birer örneklemeydi…

Daha nicelerini de bulabilirdi, bulabiliriz…

Ben bu yazıyı okudukça bir Savcı karşısında sorguya çekiliyorum sandım… Savunamadım…

Çünkü suçluyduk, cezalandırılmamız gerekiyordu…

Çünkü göz göre göre, sanki bilerek (taammüden) işlemiştik bu suçu…

Ve cezamız da ağır oldu…

Şimdi soruyorum; Sayın Atabek hangi belirlemesinde haksız?..

“Bu Türkiye Sizin Seçiminizdir!..” öngirişinde de haklı değil mi?..

Sakın ola ki bana, hala; “Ama CHP !…” demeyin…

Yerel seçimlerde; sözde, ‘CHP’yi cezalandırdınız’ da ne oldu; örneğin İstanbul’da tüm İstanbul’u mahkum ettiniz, AKP kazandı. Ama, tüm Türkiye’yi etkiledi…

Didim’de %60’lık CHP’yi cezalandırmak için DSP adayını desteklediniz. CHP, ancak %35’e düştü ama kazandı…

Başaramadınız. AKP kılpayı kaybetti… Ya kazansaydı…

CHP’yi cezalandırmanın mutluluğunu mu yaşayacaktınız?..

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yine ‘CHP’yi cezalandırma’ uğruna asıl cezalananlar kimler oldu?..

Siz de dahil hepimiz, tüm Türk Halkı…

Artık bu ‘İçsavaşım’ı biryana bırakıp, (bir süre için kerhen de olsa) İP dahil, genel seçimlere elbirliği ile odaklanmalıyız…

*****

Sayın Erdal Atabek’in uyarısı kulaklarımızda çınlamalı:

“Ya da akan suyun nereye gittiğini seyredeceksiniz…”

Zira; artık seyir noktamız, suyun kıyısı değil…

“Akan suyun üstündeyiz, ve artık sürüklendiğimiz felaketi de biliyoruz.”

“Büyük şelalenin sesi duyulmaya başladı...”

Küreklerimizi, son iskele olan “Genel Seçimler”e doğru hep birlikte çekebilmeliyiz…

Şayet karaya çıkamazsak teknemizin düşüşü çok sert olur paramparça oluruz…

Ve; “Akan su da, karanlığa akmaya devam eder…”

 

*****

Çarşamba, 17 Eylül 2014 17:49

SÜRÜ YÖNETİMİ ELEMANI

SÜRÜ YÖNETİMİ ELEMANI

Sevgili okurlar; bugün bir mizah denemesi yapmak istedim.

16 Eylül 2014 günü, gazetemiz Mavi Didm muhabiri gazeteci Hüseyin Çalışkan, bir haber yazmış… ‘Koyun Sürüsü’ ve ‘Çobanı’ hakkında ciddi bir haber…

Okudukça gülmeye başladım…

Aklıma siyasette yaşadıklarımız geldi…

‘Koyun Sürüsü’…?!!..

‘Çoban’…?!!..

‘Sürü Yönetimi’…?!!..

‘Kayıt Tutma’…?!!..

‘Yemleme-Rasyon’…?!!..

‘Kırpma’…?!!..

‘Eğitim’…?!!..

Neyse… Önce haberi okuyun…

Bakalım siz de gülecek misiniz…

*****

“Didim’in Sertifikalı Çobanları Olacaklar”

Haber: Mavi Didim – Hüseyin Çalışkan

Türkiye Çalışma ve İş Kurumu (İŞKUR), Didim Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü, Didim Halk Eğitim Merkezi ile Didim Ziraat Odasının  ortaklaşa gerçekleştirdiği ‘Sürü Yönetim ve Elemanı’ adlı meslek edindirme programı İlçemiz Didim’de gerçekleştiriliyor.

“Sürü yönetimi Elemanı benim” projesi kapsamında Didim’de ilk kez gerçekleştirilen eğitimlere katılımın yoğun olmasından dolayı İlçe Tarım Müdürlüğünce yapılan seçmeler neticesinde 12 kursiyer katılırken 15 iş günü süren kursta katılım sağlayanlara günlük 20 TL kurs harcırah ödeniyor.

“Sürü yönetimi Elemanı benim” projesiyle ilgili bilgiler veren İncirliova İlçe Tarım Müdürlüğünden görevli Ziraat yüksek Mühendisi Belgin Sıtkı;

“Didimli 12 kursiyer kursumuzda eğitim alıyor. Bu eğitimlerde kursiyerlere Sürü yönetimi Elemanı kimdir?, merada hayvan bakımı, küçükbaş hayvan zapturap (hayvan yakalama, besleme ve bakımı, buna bağlı hastalıklar) hasta kayıt tutma, Rasyon bilgisi (yemleme) ve koyun kırpma konularında eğitim alıyorlar. Kurs bitiminde sınava girilecek ve başarılı olanlara sertifika verilecek. Amacımız Hayvancılığın nitelikli olarak geliştirilmesine katkı sağlamak.” dedi.

*****

Öncelikle şaşkınlık…

Didim’de eğitimi gerektirecek boyutta hayvancılık sektörü ve çobanlık mesleği grubu var da ben mi bilmiyorum?..

Öte yandan;

Haberin ilk parağrafı; “‘Sürü Yönetim ve Elemanı’ adlı meslek edindirme programı İlçemiz Didim’de gerçekleştiriliyor.”

*****

Ehh, tebessüm başlıyor…

Sakın ola ki bana “Öküz altında buzağı arama” demeyin…

Anımsayın, son 8-10 yılın siyaset meydanlarında kullanılan sözcükleri, eylemleri…

Koskoca Aydın’da; Sürü, Çoban, Sürü Yönetimi Eğitimi gibi sözcükler, neden, turizm kenti Didim’i anımsatıyor da burada gerçekleşiyor kurs?.

İlginç değil mi?..

Devam edelim;

Projenin adı ne?..

“Sürü yönetimi Elemanı Benim”!..

Okadarrr…

Yani; “Bu alem benden sorulur…”

Başka;

“Yönetim Mesleği”

Sürü yönetimi işi, zor bir meslektir. Önemli aşamaları vardır… Çıraklık, kalfalık, ustalık gibi…

Ustalığın belgesi de “Sertifika”dır…

Başka;

“Zapturap” altına almak… Yani yakalamak, kıpırdayamaz hale getirmek…

Çobanlıkta, “Zapturap”; Besleme ve Bakıma Alma yoluyla da yapılabiliyormuş!

Askerlikte de kullanılan “Zapturap”; erleri disiplin altına almak, düzene sokmak anlamına gelmektedir.

Başka;

“Kayıt Tutma”…

Deseniz ya artık Koyunlar da (!) fişlenecek…

Gelelim en önemlisine;

Rasyon bilgisi (yemleme)”…

Yemleme deyip geçmeyin. Hassas iştir… Modern adı Rasyon’muş… Demek ki Uluslararası önemi de var…

“Yem”i, hangisine, ne zaman, ne kadar, hangi yöntemle, ne için vereceksin gibi incelikleri vardır muhakkak. (Yıllarca basın yolu ile eğitildik, öğrenmeyen kalmadı ama kurs gerekli)

“Kırpma”yı da unutmamak lazım…

Hangisi ne kadar, nasıl kırpılacak, yöntem?

*****

Bir masum ‘Kurs’ yazısından neler çıkardık…

İşte gazeteciler böyledir… (büyüyünce ben de gazeteci olacağım.)

Pire’yi Deve; Deve’yi Pire yaparlar…

Pire’yi Deve yapmak neyse de, Deve’yi Pire yapmak daha tehlikeli…

Ne geliyorsa, tehlikenin büyüklüğünü görememekten, ya da umursamazlıktan, gizlemekten geliyor başımıza…

İşte son seçimin sonucu…

Ama CHP hata yaptı diyeceksiniz… Diyelim ki yaptı…

Peki, CHP’yi cezalandırmak isteyenler ne yaptı?..

Neyi göze aldılar cezalandırmak için?.. Geleceğimizi…

Böyle bir riski göze almaya hakları var mıydı?..

Durum meydanda…

Ceza verildiği iddia edlen CHP ortada duruyor. Öyle, ya da böyle genel kurulunda kendini yeniledi…2015’e hazırlanıyor…

Şimdi sıra sizde cezacılar…

Batırdığınız gibi Kurtarın Ülke’yi… Kurtarabilirseniz…

Rahat mısınız?.. Mutlu musunuz?...

Ben rahat değilim, mutsuzum… Sizin yüzünüzden…

 

*****

Cuma, 29 Ağustos 2014 16:25

“30 Ağustos Zaferi" ve bir anı...

"30 Ağustos Zaferi" ve bir anı...

Cumhur’un başkanı mı seçildi?..2

(Örnek Davranış…)

Dünkü yazımda; Cumhurbaşkanlığı seçim sonucu hakkındaki facebook yorumlarımızı aktarırken, Özgürses Gazetesi köşe yazarı Sayın Kaya Çetin’in çok haklı bir yorumuna da yer vermiştim:

“Faturayı boykotçuya çıkarmak ta kolaycılık olur. Ben oy kullandım ama sandığa nasıl gittiğimi bana sorun. CHP, kendi felsefesine saygılı bir aday çıkarmış olsaydı herkes şevkle çalışabilirdi.”

Sayın Çetin’in yorumunu cevaplarken çok haklı olduğunu belirttikten sonra, yorumuma şöyle devam etmiştim:

İnanıyorum ki sizin gibi kerhen oy kullanan çok kişi var.  Ancak kabul etmek gerekir; en azından; iki muhalif partimiz, CHP ve MHP (katılımlarla 14 parti) demokrasimizde bir 'İlk'i başardılar.

Geleceğimizi karartacağı gözlemlenen ortak tehlike karşısında; bir çatı adayı üzerinde anlaşabildiler.

Artık o andan itibaren, parti ismi, parti adayı yoktur, ortak adaylık koşulları belirlenmiş bir 'Çatı Adayı' vardır...

Görüşleri çok farklı bu iki partinin ortak Çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, CHP ilkeleri ile bire bir örtüşen bir aday olamazdı zaten...

Onu parti içinde (hatta sol içinde) tartışırız...

CHP’den; tabana inmemesinin hesabını da sorarız.

Ancak kızgın bireyler olarak, partiyi cezalandırmak için, hiç de günahı olmayan HALK'ın geleceği ile kumar da oynayamayız.”

*****

Nitekim iki gün sonra, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu tartışmaların da yapılabileceği ‘Olağanüstü Genel Kurul’un 05 Eylül’de yapılacağını duyurdu…

Bu kez de, Genel Kurul’un zamanı ve yeri tartışılır oldu…

Ve; seçim kampanyası sırasında, ‘Çatı Ortak Adayı  Ekmeleddin İhsanoğlu’nu ‘Kerhen’ de olsa desteklediği anlaşılan Milletvekili Muharrem İnce, yukardaki yorumumda belirttiğim görev bilinci ve zamanlama ile tartışma ve hesap sorma bayrağını açtı…

Ağır eleştirilerini sıralamaya başladı, CHP Grup Başkanvekilliği görevinden ayrıldı ve Genel Kurul’da Genel Başkan Adayı olacağını açıkladı.

*****

Bu olay da Facebook yorumlarına konu oldu…

Hemen, CHP’ye erken suçlama geldi: (14.08.2014)

M……B…. : - Doğru söyleyeni disipline verirler…”

Hiç de öyle olmadı…

Aksine Sayın Kılıçdaroğlu’dan destek gördü…

Yorumlar sürdü:

Ö… V…: -Teşekkürler Muharrem ince CHP ye değil sana. Şunu iyi biliyorum sen yapıda insanlar her partide var. Keşke bunları X. Partide toplama imkanı olsa

Ş….B….: -adammışsın muharrem ince ilk defa bir chp’liden gerçek sözler doğru kelimeler işittim ve takdir ettim.”

Ahhh ahh; keşke, seçim çalışmalarında Mv.Muharrem İnce gibi olaya geniş bakabilseydik…

İP’e un sermeyip, kerhen de olsa oyumuzu kullanabilseydik…

Çok büyük bir ihtimalle bugün Ooofff…Off… demezdik.

*****

Muharrem İnce’nin davranışı için, benim yorumum da şöyleydi:

İşte parti disiplini ve ülke çıkarı böyle düşünülür.

Muharrem İnce, erken öten horozlara güzel bir ders verdi.

Çatı adayı için genel başkanını, parti yönetimini uyardı.

Ama yetkili kurullarının kararı ile aday açıklandıktan sonra gösteriş yapmaya kalkışmadı, kerhen de olsa gerekeni yaptı. Genel başkanı ile birlikte veya tek başına çıktı meydanlara ve RTE'nin seçilmemesi için Ekmel Bey'in yanında yer aldı.

Şimdi, ilk görevini yapmış olmanın huzuru içinde, ikinci görevine başladı ve oklarını, en haklı biçimde partisine yöneltti...

Ömer Vela'nın teşekkürüne katılıyorum ve Muharrem İnce'yi, bu duyarlı olduğu kadar, farfaraya ayak uydurmayan davranışı için de kutluyorum.

Partililik anlayışından yoksun ve sosyaldemokrat mantığını kişisellikle karıştıran, üstelik önder kişilikleri ile de isim yapmış diğerleri ne yaptılar...

Yöneticilerini cezalandırma hırsı ile; rejimin ve halkın geleceğini tehlikeye atma pahasına dolaylı olarak diktatörün ekmeğine bal sürdüler.

Ve maalesef başardılar...

Kahramanlarrrr... !!!!!”

*****

Bu ‘Kahramanlarrrr’ grubu;

CHP Yönetimi’ni cezalandırma hırslarına öylesine yenik düştüler ki; yaklaşık ‘yüzde otuz’luk CHP’yi, yıllardır kendilerine rakip(!) gören ‘binde üç’lük parti ile işbirliği yaparak sergiledikleri performansın onda birini, ‘Yerel Seçimler’de gösterememişlerdi…

Örnek gösterdiğim, CHP Genel Başkan Aday Adayı, Mv. Muharrem İnce, Yerel Seçimler’de de klasını göstermişti…

Hatırlayacaksınız; bir klas da, Yerel Seçim’in İstanbul ayağında sahnedeydi:

CHP adayı Mustafa Sarıgül’ün dışında Sol’un ikinci adayı, sahnelerimizin dev tiyatro sanatçısı Sayın Levent Kırca…

Önemli bir oy alamadı ama partisinin ismini duyurdu…

Bir de, gittiği her yerde kapalı gişe oynamaya başladı…

Sayesinde, tiyatro izleyicisi önemli ölçüde arttı…

*****

Sayın Mv. Muharrem İnce’ye Genel Kurul’da başarılar diliyorum…

Seçilmese bile Partililik ve Parti Disiplini açısından örnek bir ‘Sembol’ oldu…

 

*****

Cumhur’un başkanı mı seçildi…
%51,8’in başkanı mı?..

Tarafsız (!) Cumhurbaşkanı RTE; AKP Balkonu’ndan seçimin galibi olduklarını açıkladı. ‘Taraf’ın ilk sinyalini verdi…

İP’e sarılan ‘CHP'nin iç ve dış muhalifleri; T.C. Cumhubaşkanı olarak RTE’yi seçtirerek, Atatürk’ün iki eserinden biri olan CHP‘yi cezandırdılar. İkinci eseri ‘Cumhuriyet’i de Allah’ın izni(!) ile RTE halledecek…

Sanırım, bu iç ve dış muhalifler;

“CHP’ye gereken cezayı verdik. Bunun Halk’a yansıması kolay silinmez. Biz görevimizi yaptık. Gerisini gelecek kuşaklar, torunlarımız düşünsünler.” demişlerdir…

“Birisini cezalandırmak istiyorsan, ona dokunma…

Can düşmanını bul, onu güçlendir yeter…

Etkisi daha geniş ve süreklidir…”

****

10 Ağustos seçim akşamı sonuçlar belirlenip, Tayyip Erdoğan’ın birinci turda Cumhurbaşkanı seçildiği anlaşılınca Facebook’a ilk yorum düştü:

10 Ağustos 20.30

M…...B…..- Çatının ayaklarindan ayak oyunu degil istifa bekliyoruz…”

Bu yorumu, zamanla 57 kişi beğerndi.

Karşılıklı yorumlar başladı…

Bazı karşı görüşleri de aktarmak amacı ile özetliyorum:

*****

“D. Ersoy - Sevgili M...... Bugün 9 saat öncesinden bu yana yazdıklarını, yorumları okudum...

Bu, sen değilsin be M......

İstersen dön oku ve yazdıklarını, sana ayak uyduran yorumları bir gözden geçir, değerlendir.

Sonra en başa gel ve o güzel fotoğraftaki; kızının sana sarılışını, kucağındaki oğlunu ve bu mutlu ailenin reisi olarak kendi yüzündeki haklı gururu bir gör...

Senin ailenin bu mutluluğunu yaşayan ve kendi çocuklarının geleceğini hayal eden, çalışıp, çabalayan daha nice nice ailelerin bulunduğu T.C. Halkı'nın ve çocuklarımızın geleceğini kime, hangi düşünceye teslim ettiğini/zi bir düşün/ün..

Bu büyük tehlikeyi göze almak ne için?..

Aday belirlerken sizce yanlış aday gösterdiğini düşündüğünüz CHP Yönetimi'ni ve Genel Başkanı'nı cezalandırmak için değil mi?..

Hakkın var mı, ailenin, çocuklarının ve bir Halk'ın geleceğini tehlikeye atmaya...

Biliyorsun, aynı hareketi, daha küçük ölçekte; öğrencin ve iki dönem kader birliği yaptığımız arkadaşımız Mümin Kamacı yaptı. Sen dahil hepimiz karşı çıktık.

Dinlemedi, Didim Halkı'nı riske ederek oynadı kumarı...

CHP’yi cezalandırmak için; AKP’nin kazanması pahasına DSP’den aday oldu…Kıl payı kurtardık Belediye Başkanlığı’nı...

Sakın ola ki bana "Benim bir oyum mu?.." deme...

Evet bir oy...

O, 'bir oy'lar için biz buradan otobüsler kaldırıyoruz…

O, 'bir oy'lar ve aynı değerdeki 'Boykot' yığını bize seçimi kaybettirdi, geleceğimizi ateşe attı...

Ben sana değil, senin şahsında o yığına sesleniyorum:

Şimdi siz, CHP'yi mi cezalandırdınız, o gözünün içine baktığın çocukların, ailen dahil HALK'ın geleceğini mi?...”

*****

Bir başka dostumuz yoruma katılıyor:

K...C…. - Analitik düşünelim, suçlu aramak zaman kaybından başka işe yaramaz. Faturayı boykotçuya çıkarmak ta kolaycılık olur. Ben oy kullandım ama sandığa nasıl gittiğimi bana sorun. CHP, kendi felsefesine saygılı bir aday çıkarmış olsaydı herkes şevkle çalışabilirdi.

D. Ersoy- K… Bey, yorumunuza katılıyorum.

Kelime dağarcığımızda 'Kerhen' diye bir deyim var biliyorsunuz... İşte sizin yaptığınız da bu... İnanıyorum ki sizin gibi kerhen oy kullanan çok kişi var.

En azından; iki muhalif partimiz, CHP ve MHP (katılımlarla 14 parti) demokrasimizde bir 'İlk'i başardılar.

Geleceğimizi karartacağı gözlemlenen ortak tehlike karşısında; belirgin görüş farklılıklarına rağmen, bir çatı adayı üzerinde anlaşabildiler.

Bu bir milattır. Tarih böyle yazacaktır...

Artık o andan itibaren, parti ismi, parti adayı yok, ortak adaylık koşulları belirlenmiş bir 'Çatı Adayı' vardır...

Kime karşı;

Türkiye'yi nereye götüreceğini açıkça ve korkusuzca açıklayan bir Cumhurbaşkanı adayı tehlikesine karşı...

Görüşleri çok farklı bu iki partinin ortak Çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, CHP ilkeleri ile bire bir örtüşen bir aday olamazdı zaten...

Onu parti içinde (hatta sol içinde) tartışırız...

CHP’den; tabana inmemesinin hesabını da sorarız.

Ancak kızgın bireyler olarak, partiyi cezalandırmak için, hiç de günahı olmayan HALK'ın geleceği ile kumar oynayamayız.

Örneğin İP, kendi prensiplerine (!) göre Çatı'ya katılmamıştır.

Saygı duyarım… Ama saygı duyamayacağım eylemleri; çoğu zaman olduğu gibi hadlerini aşarak, iki önemli yayın organları ile CHP'ye haksız ve insafsızca saldırmaları ve bugünkü durumun borazanlığını yapmalarıdır...”

*****

İki gün sonra; 12.8.2014 02.12 S. Talay hesabı:

Y…. A.. - Bunlara tatilci değil hain diyorum ben.

S.Talay – Y….'cığım, Ben o soruyu , seçim sonuçlarının bütün vebalini tatilcilere, boykotculara yıkıp, kendini başarılı gören chp'ye sordum…

Aklımızda mı yok, önümüze sundukları her argümanı düşünmeden , tartmadan kabul mu edeceğiz?..

L….. B…… - Bu seçimde takke düştü kel göründü!!!

CHP secim sonuclarina göre, kendisini reforma edebilirse belki Türkiye'nin geleceği açısından hayırlı olabilir...!

D.Ersoy -  O aday CHP'nin adayı değildi zaten...

Rejimi ve Atatürk İlkeleri’ni bu hali ile de olsa sürdürebilmek için RTE'yi altetmek gerekiyordu. Bunun için de tek çözüm; gerekirse partisel disiplinlerin dışına çıkarak güçbirliğine gitmek, genel kabul görmüştü...Politik görüşleri farklı iki muhalefet partisi kendilerini aşarak bir ÇATI oluşturabildiler. Sonra 12 parti daha katıldı bu birlikteliğe...

Ortak adayın ilk niteliği herhangi bir parti üyesi olmamasıydı. Bu aday; dar zamanda belirlenmiş, bütün tarafların onaylayacağı bir zorunluk adayıydı.

Gelebilecek tehlikenin büyüklüğü bunu gerekli kılıyordu. Ortak tehlike karşısında bu birlikteliğin gerçekleştirilebilmesi demokrasimiz ve uzlaşma kültürümüz açısından bir ilktir. Milattır.

Siyaset tarihi bunu böyle yazacaktır…”

 

************

Perşembe, 07 Ağustos 2014 15:33

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 13

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 13

Seçim yasağından önce son yazı

Sayın Mehmet Ali Aybar ve Sayın Behice Boran dönemlerini hatırlıyorum da; sol, aşırı sol, hatta Komünizm nedir, ne değildir ve gerçekçi politika nasıl yapılır’ın ideal örnekleriydiler.

İkisini de rahmetle, saygıyla anıyorum.

Özellikle, Behice Boran ile iyi dostluğumuz vardı.

Ankara Güvenevler’de aynı apartmanda oturuyorduk.

Ben CHP’li, O ise ‘Türkiye İşçi Parti’liydi.

1970’de Genel Başkan olmuştu.

Onun ağzından CHP aleyhine tek söz işitmemiştim.

Tartışmalarımız olmaz mıydı, tabii ki olurdu, ama saygı ve eleştiri sınırlarını aşmaz, suçlama veya karalama aklımıza bile gelmezdi…

Bir de bugüne bakın.

İşçi Partisi ve yayın organları, kendi partilerini ve ideolojilerini biryana bırakmışlar…

En yakın tehlike karşısında, 14 siyasi partinin ortak adayı konusunda bile bu birlikteliğe öncülük yapan iki partiden biri CHP’ye ve onun genel başkanına saygısızca saldırıyorlar.

Sanki CHP’yi karalamakla görevliler…

Dün Ulusal Kanal’daki bir söyleşiyi özetlemiştim...

Bu söyleşiyi; İbret-i alem için kayıttan izlemenizi öneririm.

Bugün de; 06 Ağustos 2014 tarihli Aydınlık’dan, Sayın Türker Ertürk yazısının son cümlelerini aktarıyorum:

“…Cumhuriyet gazetesi epey bir süredir yandaş gazetelerle beraber THY uçaklarına yüklenebiliyorsa ve havaalanlarındaki VIP'lere girebiliyorsa bunu dönüşmesine ve fırıldaklığına borçludur.

CHP ve Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyonlar benzerdir ve aynı amaca matuftur. İkisinin de başına konan "Y(Yeni)"ler buna işaret etmektedir. Bu kaleler tekrar ele geçirilmeli, halihazır yöneticileri cezalandırılmalı ve def edilmelidir.”

Siz işinize bakıp, eleştiride saygısızlığı bıraksanız, sadece kendinizi yeterince anlatsanız ve böylece biraz çoğalsanız daha iyi olmaz mı?...

*****

Seçim yasakları arefesindeki bu son yazımda, Saygı duyduğum insan; İP Gen. Bşk. Doğu Perinçek’in açıklamasından bir kararı aktaracağım: (Aydınlık-06 Ağustos)  

“İşçi Partisi, seçim siyasetini bu görevlerin ışığında belirlemiştir:

Tayyip Erdoğan'a ve Selahattin Demirtaş'a oy yok!

Cumhuriyet yıkıcılığına ve bölücülüğe oy yok!”

*****

Son yazıya biraz da tebessüm (Kahkaha değil);

şu günlerde ‘Sosyal Medya’da dolaşan bir fıkra:

“Tanrı dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış her  birine ikişer erdem vermiş...

İsviçreliler’e ; Düzenlilik ve  Yasalara saygı ...

İngilizler’e    ; Soğukkanlılık ve asalet ...

Japonlar’a    ; Çalışkanlık ve Sabır ...

İtalyanlar’a   ;  Neşe ve Romantizm ....

Fransızlar’a  ; Şarap ve güzel  yemekler

Türkler’e       ;  Zeka ve Dürüstlük ve Tayyip sevgisi ....

Meleklerden biri bu dağıtımdan sonra Tanrı'ya sormuş:

- Bütün uluslara ikişer erdem verdiniz ama Türkler’e neden üç tane?

- Evet ama....

demiş Tanrı ve devam etmiş;

- Sadece ikisini  kullanabilecekler…

Böylece; Bir Türk zeki ve Tayyip'ci olduğu zaman dürüst olmayacaktır...

Bir Türk dürüst ve Tayyipci olduğu zaman zeki olmayacaktır...

Bir Türk hem zeki hem de dürüst olduğu zaman Tayyip'ci olmayacaktır...”

*****

Bir süredir yazı sonlarında kullandığımız hatırlatmayı yineleyerek bitirelim…

Şimdi bize düşen görev; görüş farklılıklarımızı, tartışmalarımızı ve kırgınlıklarımızı biryana bırakmak ve;

10 Ağustos’da mutlaka sandığa gidip, oyumuzu geçerli olarak Ekmeleddin İHSANOĞLU’na vermektir…

‘Kurtuluş’ mücadelemizden başarı ile çıkmaktır.

Ben  Hepinizin, Zeki ve Dürüst Olduğunuzu Biliyorum.

Saygılar sunuyorum.

 

*****