18 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Doğan Ersoy

Doğan Ersoy

Web sitesi adresi:

Çarşamba, 06 Ağustos 2014 16:59

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 12

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 12

Bir Söyleşi Üzerine

 

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri yazı dizimin bugünkü bölümüne başlarken Ulusal Kanal’da Yılların spikeri, sunucusu Gülgûn Feyman Budak'ın ‘Püf Noktası’ programına takıldım. (05.08.2014)

Ünlü İlahiyatçı Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk ile söyleşi yapılıyordu. İkisi de kendi alanlarının duayenleri…

Yaşar Nuri Öztürk; ailece çok beğendiğimiz, saygı duyduğumuz ve önemlisi güvendiğimiz bir dünya değeri…

Konu güncel: Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve adaylar….

Programın başını kaçırmıştım. Yakaladığımdan  itibaren bu iki beğendiğim insanı tanıyamadım sanki…

Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’ni, Gen.Bşk. Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Cumhurbaşkanı Adayları’nı ve hatta Halk’ı, öylesine ağır ve saygısız bir dille eleştiriyorlar, hakarete varacak kadar aşağılıyorlardı ki sabredebildiğim kadarı ile izlemeye çalıştım, dayanamadım kapattım…

Ulusal Kanal’ın ve İP’nin; CHP’ye ve Sayın Kılıçdaroğlu’na karşı tavrı artık gelenekselleşmişti, ona göre izliyorduk.

 

Ama Sayın sunucumuzun ustaca yönlendirmesi ile Prof. Yaşar N. Öztürk’ün de ayak uydurduğu söyleşi, eleştiri sınırlarını aşar biçimde gelişiyordu

****

Açtığımda, Gülgûn Feyman soruyordu Sayın Öztürk’e;

-  Dünyanın gerçek anlamda tanıdığı bir isimsiniz.

Kitaplarınız da belli, dini söylemleriniz ve öğretileriniz biliniyor, siyasi tavrınız ve konumunuz ortada, toplumun istisnasız kabul edeceği bir isimsiniz …

Aday olarak düşünüyordum sizi… Ne dersiniz?...

-  Dağ başlarında, hücra mezralardaki temizlik işlerinde çalışan yurttaşlarımız bile beni tanır. Ama siyasetçilerin asla tahammül edemeyeceği bir adamım ben…

-  Neden peki?...

-  “Vakur”um ben. Çok bilgiliyim ve çok vakurum.

Bunlara tahammül edemezler…

Atatürk; 20. Yüzyıl gibi 21. Yüzyılın da dahisidir. Bu benim değil tarihin hükmüdür. Gelecek kuşaklar bunu görecek…

O’nun oturduğu bu makama; 76 milyonluk ve 1000 küsur yıllık tarihi olan Türkiye’nin, dünya önünde çıkardığı adamlara  bakın…

Türkiye’yi bir kalbura koyup, ‘Kalburun üstündekileri değerlendireceğiz’ diye 2-3 sene sallasanız, ilk dökülenler bunlar olur. Yani bunlara adaylık sırası gelmesi için kıyameti beklemeniz lazım.

Bunları ortaya çıkaranlar “Ölümü gösterip, sıtmaya razı olun. Ölümle sıtma arasında tercih yapacaksınız.” diyorlar.

Türkiye bu hallere mi düştü?..

Diyor ve ekliyor:

- Şimdi bunlar hakkında bir eğitimci, profesör olarak değerlendirme yapmak istemiyorum.

Yapsam kötü olur… Tapmayacağım…

Ama işte ölüm ve sıtma… İkisinin de sonu ölüm…

Yazık oldu Türkiye’ye…

Türkiye belasını bulacak.Bana bu kelimeyi (bela) kullanma diyorlar…

Niye kullanmayayım…

Allah kullanıyor, Peygamber kullanıyor, ben niye kullamayayım?..

Ayrıca, CHP, Kılıçdaroğlu ve Ekmel Bey hakkında daha neler neler…

Devam ediyorum izlemeye.

Sayın Öztürk konuşuyor:

-  Türkiye’nin haline bakın…

Dünya önünde şu milletin adaylarına bakın…

Bu, Halk mı?..

Bu, Millet mi?..

‘Türk Milleti’ diyorlar…

Millet demeyin diyorum…

Hangi Millet?..

Millet olmaktan çıkmış artık…

Benim “Üç T” deyimim var:

Toplum – Tarih – Tanrı…

Birincisi, Toplum…

O, gerekeni yapmamıştır:

İki yüzlü, nankör, laçka…

Ondan bir şey beklemiyorum…

Tarih ve Tanrı düğmeye basmıştır:

”Toplum Cezasını Çekecektir…”

*****

Değerlendirmeyi size bırakıyorum….

Ve dünkü sonla bitiriyorum:

Şimdi bize düşen görev; görüş farklılıklarımızı, tartışmalarımızı ve kırgınlıklarımızı biryana bırakmak ve;

10 Ağustos’da mutlaka sandığa gidip, oyumuzu geçerli olarak Ekmeleddin İHSANOĞLU’na vermektir…

‘Kurtuluş’ mücadelemizden başarı ile çıkmaktır.

*****

Salı, 05 Ağustos 2014 16:26

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 11

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 11

Tarihi Zafer… Görev sırası bizde…
14 Siyasi Parti bir ÇATI altında birleşti…

 

Dün bu köşede Araştırmacı yazar Adil Hacıömeroğlu’nun  18 Temmuz 2014 günlü, ‘Yılların Gazetecisi Halkı Suçlarsa...’ başlıklı yazısından özetler vermiştim.

Hatırlayacaksınız; sevgili Uğur Dündar’ın ‘Sonuç Şezlong Lobisine Bağlı’ başlıklı güzel yazısını eleştiren bir yazıydı.

Dün, Hacıömeroğlu’nun bu yazısına cevabımı ve yazısının altına koyduğum Yorum’u okudunuz.

Sanırım yorumumu beğendi ki, Pazar günkü son yazısını göndermiş: “Cami Bombalayanlar”…

Acı gerçekleri özetleyen güzel bir yazı…

Son paragrafı şöyle:

“Akşam türbanla yatıp sabah türbanla kalkan eşbaşkan (RTE) ve ekibinden bir söz işittiniz mi?

Camiler, türbeler ABD destekli IŞİD ve İsrail tarafından havaya uçurulurken neredesiniz AKP’nin cengâverleri?

Yoksa camiler, sizin için bir anlam ifade etmiyor mu?”

Yazdığım yorumda teşekkür ettim ve bugünkü köşem için hazıladığım aşağıdaki yazımı da yoruma ekledim:

*****

13 Siyasi Parti bir ÇATI altında birleşti…

Görev sırası bizde…

RTE, öyle bir 'Arka Bahçe' oluşturmuş ki; içinde, insanlık adına, rejim adına, vatan adına hatta din adına derde devadan gayri her şey var. Buna, dış ve iç kaynaklı çıkar örgütleri ve ne yazık ki devlet kurumları da dahil...

Ama; bu "Şer bahçesi ve örgütleri"ne rağmen, biz; geleceğimizi ipotek altına almaya yönelik bu tehlikeli gidişe 'DUR' diyebiliriz...

Ben; siyasi görüş ve ideolojik yaklaşım farklılıklarını; özelde ülkenin, genelde insanlığın refahı ve mutluluğu için "Doğru"ya ulaşmanın yolu ve yöntemi olarak değerlendiririm.

Önemli olan öncelikle "Doğru"ya karar vermektir.

Bugün için T.C. Anayasası'na göre “Doğru”; 'Atatürk ilkelerine bağlı Laik Demokratik Cumhuriyet'tir...

Yol ve yöntem ise 'Demokrasi'dir...

*****

Gerek sayın Adil Hacıömeroğlu’nun yazısı, gerek sayın Özgen Kara’nın yorumu, gerekse bizden yana olan genel kanıya göre; RTE'nin seçilmesi halinde geleceğimiz karanlıktır..

Geleceğimizi kurtarmanın tek yöntemini, birliktelik ve dayanışma olarak görüyorum.

Bu; demokratik bir davranış biçimidir…

Kişisel ya da partisel görüş farklılıklarımızı ve detayları bir yana bırakıp, geçici süre için de olsa tehlikeyi atlatana kadar birlikteliği başarabilmeliyiz.

Bu gerekliliği gören; iktidara olduğu kadar birbirlerine de muhalif iki partimiz CHP ve MHP, ortak tehlike karşısında özveri ile bir araya gelip, bir ÇATI altında birleşebildiler.

Önce; diğer siyasi partilerle, sivil toplum örgütleriyle, kanaat önderleriyle görüşerek, ortak adayın niteliklerini belirlediler.

Bu niteliklerde ortak görüşü belirledikten sonra (önkoşul; siyasetçi olmayacak ve her kesime eşit mesafede olacak) ortak adayı buldular: Prof. Dr. Ekmeleddin İHSANOĞLU…

Sayın İhsanoğlu; Çatı önkoşulu olan tarafsız kişiliğine ek olarak, kimya profesörlüğü yanında, İslam dini ve diğer dinler hakkındaki araştırmaları, kitapları, makaleleleri bulunan, ‘Birleşmiş Milletler’den sonra ikinci büyük dünya örgütü olan ‘İslam Kalkınma Örgütü’nün 7 yıl Başkanlığını yapmış, özellikle ‘Barış’ ve ‘Kadın Hakları’ konularındaki başarıları ile Uluslararası üne sahip, 4 yabancı dil bilen bir bilim adamıdır…

*****

Çatı adayı olarak Prof. Dr. Ekmeleddin İHSANOĞLU isminin açıklanmasından sonra, 12 Siyasi Parti’nin daha ÇATI’ya katılması ile 14 Parti’ye ulaşan bu ‘Demokratik Dayanışma Birlikteliği’; siyaset tarihine geçecek çok önemli, reform niteliğinde bir başarıdır.

Şimdi bize düşen görev; görüş farklılıklarımızı, tartışmalarımızı ve kırgınlıklarımızı biryana bırakmak ve;

10 Ağustos’da mutlaka sandığa gidip, oyumuzu geçerli olarak Ekmeleddin İHSANOĞLU’na vermektir…

‘Kurtuluş’ mücadelemizden başarı ile çıkmaktır.

*****

Pazartesi, 04 Ağustos 2014 16:51

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 10

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 10

(Zamansız Özeleştiri.)

‘İlk Kurşun’ internet gazetesinde, Araştırmacı yazar Adil Hacıömeroğlu’nun bir yazısını okudum.

Duayen yazar Yaşar Nuri Öztürk, sanırım beğendiği bu yazarın bir yazısını ‘Yurt’daki köşesine almıştı… CHP’yi, Kılıçdaroğlu’nu ve Bahçeli’yi biraz da ağır dille eleştiren bir yazıydı.

‘İlk Kurşun’daki yazısı dikkatimi çekti:

‘Yılların Gazetecisi Halkı Suçlarsa...’ başlıklı yazısında, Sayın Uğur Dündar’ı ve çoğunlukla yaptığı gibi CHP’yi de eleştirmişti... (18 Temmuz 2014)

Özetlemeye çalışacağım.

*****

Yazı şöyle başlıyor:

“Yılların gazetecisi Uğur Dündar, 16 Temmuz 2014 tarihli Sözcü Gazetesindeki köşesindeki yazısına ‘Sonuç Şezlong Lobisine Bağlı’ başlığını atmış. Türkiye’nin geleceğini büyük ölçüde belirleyecek cumhurbaşkanlığı seçimi çatı adayının yitirmesi durumunda şimdiden suçluyu bulmuş: Şezlong lobisi...

…..AKP’li siyasetçilerin lobiler icat etmesinin nedeni, gerçekleri örtbas etmek içindir. Acaba Uğur Bey de CHP yönetiminin suçunu halka atmak için mi bu şezlong lobisini ortaya çıkardı?

‘AKP’nin seçim taktiği belli. Tayyip Erdoğan’a oy vermeyecek olan seçmen kitlesini sandığa gitmekten vazgeçirmek! Tıpkı 12 Eylül 2010’daki Anayasa Referandumu’nda olduğu gibi.’ demekte Dündar. Bu nedenle de ‘şezlongçuları’ sorumlu tutmakta…

…Siyasetçi, seçmene güven ve heyecan vermelidir. Eğer bu olmuyorsa, başarısızlık durumunda halkı suçlamak ya da sorumluluğu yurttaşa yüklemek yanlıştır.

…Cumhurbaşkanlığı seçiminde büyük bir çoğunluk ya seçime gitmeyeceğini ya da boş oy kullanacağını söylemekteler.

Nedeni de çatı adayına güvenmediklerindendir.

…Konuştuğum birçok kişi, “Ekmel ya da Tayyip ne fark eder?” demekteler. Halkın beğeni ve güvenini kazanacak bir adayı çıkaramayan Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin hiç mi suçu yok?

…Başarısızlıklar karşısında halkı suçlamak, aydın kolaycılığıdır. Halkın zekâsını, düşüncesini, ülküsünü ciddiye almayan ve saygı duymayan aydın mantığıdır Erdoğanları yaratan.

…Siyasetçinin gafletinin suçu, seçmene yüklenmez. Seçmeni, sandığa götürecek olan siyasal parti yöneticileridir. Öncelikle onlara, halk inanmalı ve güvenmelidir.”

Ve yazısını şöyle sonlandırıyor, Sayın Hacıömeroğlu:

“…Eğer 10 Ağustos’ta RTE, Çankaya’ya çıkarsa bunun sorumluları; doğruyu zamanında, testi kırılmadan, haykırmayan aydınlardır.

Herkes, zamanında söylemediği sözün sorumlusudur.

Kimse, lobi icat ederek sorumluluktan kaçamaz.”

*****

Ben, Sayın Hacıömeroğlu’nun bu yazısının; zamansız bir özeleştiri olduğunu, Sayın Uğur Dündar’ın, ‘Sonuç Şezlong Lobisine Bağlı’ değerlendirmesinin de, şimdiden suçlu bulma telaşından çok, mevsim nedeniyle önemli bir oy potansiyeline sahip yazlıkçıları uyarma amacını güttüğünü düşünüyorum.

Zaman işlemektedir.

İnancım o ki; Ekmel Bey ipi birinci turda göğüsleyecektir.

Özeleştiriye gerek bile kalmayacaktır.

Sinirlerin iyice gerildiği şu kısa dönemde yapılacak özeleştirinin,  moral bozmaktan, yılgınlık yaratmaktan öte bir işlevi olmayacaktır…

Düşünmek bile istemiyorum ama sonuç olumsuz olursa, işte o zaman; ATAMIZ’ın ‘İki Eseri’ üzerinde de karabulutlar zaten toplanmaya başlayacaktır…

İşte o nedenle, yılgınlığa, karamsarlığa hakkımız yok…

Görevimiz; son ana kadar inanmak ve kazanmak…

İlla ki KAZANMAK…

*****.

Sn.Hacıömeroğlu’nun yazısının altında bir de yorum vardı:

1. Yorum: Özgen Kara - 18 Temmuz 2014 15:26

Yorumcu Özgen Kaya; genel olarak, yazarın görüşlerine katıldığını belirttikten sona yorumunu şöyle bitiriyor;

“…yaklaşımım : RTE seçilemeyip dokunulmazlığını yitirirse , onun için YARGILANMA YOLU açılabilir.

Bu da bana göre önemli bir ayrıntıdır.

Sayın A. Hacıömeroğlu'na teşekkürler !”

*****

Ben de kendi yorumumu yazdım, iki gün sonra yazarı tarafından aynen kabul görüp yayımlandı:

2. Yorum: Doğan Ersoy - 31 Temmuz 2014 01:14

“Sayın Hacıömeroğlu...

Yazdıklarınızın birçoğuna kağıt üzerinde katılmamak mümkün değil. Ancak, bir CHP'li olarak siz de bilmelisiniz ki; uygulama, her zaman ideal ile benzeşmeyebiliyor.

Bütün yönetimlerin, hele ki CHP'de, iyi niyetli olduklarını kabullenmek zorundayız, biz sosyaldemokratlar (ya da solcular) için zor olsa da, parti disiplininin gereğidir bu...

Yönetim ile örtüşmeyen görüşlerimizi, eleştirel anlamda ısrarla tartışırız.

Ama son sözün yönetimde olduğunu bilerek...

Dönüşü olamayacak bir karar verildiğinde, artık 'Ben' yok, 'Biz' vardır. Yönetime ayak uydurma görevi başlamıştır. (kerhen bile)

Aksi davranış; hele hele bencilliğimize taraftar toplayarak toplu direnişe yönlendirmek, yönetimi değil CHP'yi cezalandırmak olur ki; hiçbir gerekçe bizi suçluluktan kurtaramaz...

Önümüzdeki seçimlerin ne denli önem taşıdığını, kaybımızın neler olacağını, bizi nelerin beklediğini çok iyi bildiğinizden eminim...

Siz ve sizin gibi sesini duyurabilme olanağına sahip aydınların ve Sayın Uğur Dündar'ın “şezlongçular”ının, sorumluluk payının %5'i geçtiği söyleniyor.

Çok önemli bir yüzde…

Hala devam eden bu, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'yi cezalandırma hırsının hesabı Türk Milleti’ne ve Atatürk'e nasıl verilecektir...

Bilinmelidir ki; Kılıçdaroğlu ve Bahçeli; en azından, Demokrasimize kazandırdıkları "Anlaşabilme ve Çatı" kültürü ile tarihe geçeceklerdir.

Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu da; içinde bulunduğumuz şartlara ve Çatı Anlaşması koşulların, bence en uygun seçimdir. (Öncelikle tarafsızlık ve herkese eşit mesafe.)

Dileğim ve inancım o ki; Ekmel Bey seçilir... Böylece Demokrasi ve Atatürk İlke ve Devrimleri kazanır...

NOT: Sizin, Sayın İhsanoğlu hakkında nedense peşin hükümlü olduğunuzu, Sayın Yaşar Nuri Öztürk'e yazdığınız yazıdan okumuştum. O'nu bile etkilemişsiniz... Kutlarım...

 

Saygılar..”

Cuma, 25 Temmuz 2014 16:05

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 9

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 9

 

(Mitoloji-Aşil-Paris ve Truva Savaşı)

Dünkü yazımın sonunda Mitolojiden örnekleme yaparak;

“Bir yanda; 12 yıldır yaptıklarına rağmen hala, kağıt üzerinde %45 halk desteği ve, gerek etik, gerekse dini ahlak kurallarına aykırı olarak Yürütmenin Başı yetkileri ile zırhlanarak bir anlamda ölümsüzlüğe ulaşmış, mitolojik AŞİL…

Öbür yanda; tanındıkça gücü artan, demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden yana, bilgisi, birikimi, deneyimi ile, Aşil’i altedebilme yetisine sahip mitolojik PARİS…

Bize düşen; Paris’e destek vererek, Aşil’i; tek zayıf noktası olan topuğundan oklamasına yardımcı olmak…

Kolay gelsin…” demiş ve bu mitolojik öyküyü anlatacağımı belirtmiştim.

*****

Yunan mitolojisinin  karakterlerinden biri ve edebiyat tarihinin en önemli eserlerinden Ilyada’ya konu olan Aşil (Akhilleus), özgür ruhlu bir savaşçıdır. Öyle ki başarılarına ve başarısızlıklarına eşlik eden trajik yazgısı ile Truva Savaşı’na da damgasını vurmuştur. (Homeros)

Peleus ile Thetis’in oğlu olan Aşil, küçüklüğünde kendisini ölümsüz kılmak isteyen annesi tarafından ölüler ülkesinin ırmağı Styx’e batırılmıştır. Tüm vücudu tıpkı zırhla kaplanmış gibi, silah geçirmez hale gelirken; topuğundan tutularak ırmağın sularına sokulduğu için topuğu, yara alabileceği zayıf noktası olarak kalmıştır.

Öyle ki Aşil, Truva (Troya) Savaşı sırasında, Paris tarafından topuğundan vurularak öldürülmüştür.

*****

Truva Savaşı:

Aşil’in (Akhilleus) ölümünden sonra, Truva’yı kuşatan Akhalar’ın cesaretleri kırıldı. Zafer, çok uzak görünüyordu, ama vazgeçmeye de hiç niyetleri yoktu. Aşil’in genç oğlu Neoptolemus, bir yolunu bulup Paris'i öldürdü.

*****

Paris'in ölümünden sonra da Truvalı’lar güçlerini korudular. Savaş genellikle ovada cereyan ettiği için şehir surları, ciddi bir tehditle karşılaşmamıştı. Akhalar için, bu sonu olmayan savaşa bir son verebilmenin tek yolu; orduyu şehrin içine sokup, Truvalıları bir baskınla yok etmekti…

Akhalar’ın en akıllısı kurnaz Odysseus, bir tahta at yapma fikriyle ortaya çıktı. Bu; büyük ve içi boş bir at olacak ve içine belirli sayıda asker alabilecekti. Odysseus ve diğer bazı seçkin komutanlar atın içine gizlenirken, diğerleri denize açılıp Tenedos (Bozcaada)'nın arkasına, Truvalılar’ın onları göremeyecekleri bir şekilde gizleneceklerdi.

Eğer işleri ters giderse, Yunanistan'a geri dönecekler ve bu arada atın içindekileri ölümüne terk edeceklerdi.

Her şey Odysseus'un planladığı gibi giderse, Truva'ya geri dönüp, şehrin içine girmek için verilecek işareti bekleyeceklerdi.

Planın yürümesi için geride bir Akhalı asker bırakacaklardı. Bu askerin görevi; tahta atın şehrin içine alınmasını sağlamak için, Truvalılar’ın ikna edilmesiydi.

Herşey Odysseus'un planladığı gibi gitti.

Bir sabah, Truvalılar büyük bir şaşkınlıkla uyandılar. Her yer çok sakindi. Gürültülü Akha kampı, tamamen boştu.

Batı kapısı önünde de; daha önce hiç görülmemiş büyüklükte ve biçimde tahtadan bir at duruyordu.

Öyle görünüyordu ki, Akhalar bu işten vazgeçmişler, mağlubiyeti kabul edip Yunanistan'a geri dönmüşlerdi.

Ancak bu kocaman tahta at da neyin nesiydi? Truvalılar, bu soruları kendi kendilerine sorarken, Akhalar’ın geride bıraktıkları Sinon isimli asker ortaya çıktı.

Truvalılar Sinon'u yakalayıp kral Priamos'a götürdüler.

İyi bir aktör olan Sinon, ağlıyor, sızlıyor ve Yunanlılar’dan nefret ettiğini söylüyordu. Bunun sebebini ise şöyle açıklıyordu:

''Akhalar, Troya'ya yelken açmalarını engelleyen kuzey rüzgarını durdurmak için, kral Agamemnon'un kızı Iphiginia'yı kurban ettiler.

Geriye dönüşleri için ise, ben kurban olarak seçilmişdim.

Tam yola çıkarlarken beni kurban edeceklerdi. Her şey hazırdı.

Ama gece olunca karanlıktan yararlanarak bir bataklığa saklandım ve gemilerin uzaklaşmalarını seyrettim.''

Simon'un anlattığı bu hikayeye herkes inandı. Çünkü o rolünü çok iyi oynuyordu.

Hikayesinin asıl can alıcı kısmına şöyle devam etti.:

''Tahta at Tanrıça Athena'ya kutsal bir sunak olarak yapılmıştır. Böyle büyük yapılmasının sebebi Truvalılar’ın onu dar şehir kapılarından şehrin içine almalarını engellemek içindir.

Akhalır’ın beklentisi Truvalılar’ın bu atı yakıp yıkmalarıdır. Böylece tanrıça

Athena'nın öfkesini Truva üzerine çekmiş olacaklardır.

Truvalılar atı şehrin içine alıp onu korurlarsa tanrıçanın lutfu Truvalılar’a yönelecektir.''.

Akıllıca düzenlenmiş bu hikayeye; Truvalı rahip Laokoon ve Hektor'un kız kardeşi Kassandra dışında herkes inandı.

Rahip Laokoon, ''hediye veren Yunanlılardan sakının'' diyerek Truvalılar’ı uyardı. Ama, Truvalılar, hiç tereddüt etmeden, atı şehrin içine sürüklediler.

On yıl süren korkunç savaş bitmiş, nihayet özlenen barış gerçekleşmişti. Truvalılar, bunu eğlenceler düzenleyip şölenlerle kutladılar.

Gece yarısı herkesin, şarabın etkisiyle derin uykuda olduğu bir sırada, Odysseus ve arkadaşları At’tan çıktılar, nöbetçileri öldürdüler ve Truva kapılarını ardına kadar açtılar.

Zaten Akha ordusu, şehrin surlarına çok yaklaşmıştı.

Açık kapılardan sessizce şehrin içine sızarak her tarafta yangınlar çıkarttılar. Yangınları söndürmek için dışarıya çıkan Truvalılar ne olduğunu anlayamadan kılıçtan geçirildiler.

Truva; deniz baskınlarından korunacak kadar içeride olmasına karşın Helespontos (Çanakkale) ile Karadeniz’i bağlayan ticaret yoluna hâkim olacak kadar denize yakın bulunuyordu.

Her yıkılışında yeniden yapılmış olan bu önemli ticaret şehri kazılarında dokuz tabaka meydana çıkarıldı.

Bunlardan MÖ 15–12. yüzyıla ait olan 6. tabaka, Homeros’un anlattığı Truva'dır.  (Kaynak: İnternet siteleri)

*****

 

Mutluluklara vesile olması dileği ile Ramazan Bayramınızı kutluyor, sağlıklı günler diliyorum. D.E.

Perşembe, 24 Temmuz 2014 15:51

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 8

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 8

 

(Erdoğan mı? Ekmel Bey mi?.. H.Çetinkaya)

 

Bugün sizinle; Gazeteci-Yazar Hikmet Çetinkaya’nın, Cumhuriyet  Gazetesi’nde 09 Temmuz 2014 günü yayımlanan köşe yazısını, özel iznini alarak paylaşmak istiyorum.

Yazıda; iyi niyetli özeleştiri, dışeleştiri, ve öneri birarada…

Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet Gazetesi'nde 1966 yılında çalışmaya başladı. 1968 öğrenci olaylarının içinde bir gazeteci olarak yer aldı. 70'li yıllarda Anadolu röportajlarıyla dikkat çekti. Uzun yıllar Cumhuriyet'in İzmir temsilciliğini yapan Çetinkaya, ilk kitabını 1973'te yayınladı: "Toprak Bizim Canımız".

İkinci kitabı "Türkiye Gerçeği" (1976) Türk Dil Kurumu Röportaj Dil Ödülü aldı.

Gazeteciler Cemiyeti yarışmalarında 14 kez ödül kazandı.

Cumhuriyet Gazetesi'nde 100'e yakın dizi röportaj ve araştırması yayınlandı. Basılmış yirmiden fazla kitabı var.

Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu ve Cumhuriyet Vakfı üyesi...

Sayın Çetinkaya, halen Cumhuriyet’te köşe yazarı...

*****

İşte yazısı:

Erdoğan mı? Ekmel Bey mi?..

10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için  RTE alanlara indi...

RTE, CHP-MHP’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun üzerine fazla gitmiyor, sadece “monşer” diyor...

RTE birinci tur seçimlerinde yüzde 50’yi aşabilir mi?

Oldukça zor görülüyor...

Emre Kongar’ın dün değindiği gibi salt RTE’nin değil, İhsanoğlu ve Demirtaş’ın da ilk tur da şansı yok. 
Ulusalcılığı, laikliği, Atatürkçülüğü tekellerine almış bir grup Ekmeleddin İhsanoğlu üzerinden CHP’yi karıştırmak istiyor.

Başarılı olabilirler mi?

Bu CHP üst yönetiminin görevi...

Ekmeleddin İhsanoğlu’nu yalnız bırakırlarsa RTE’nin işine yarar.

Zaten binde üçlük partinin yayın organı üstü örtülü değil, açıktan RTE’nin havuzuna su taşıyor, “havuz medyası” gibi çalışıyor.

Sayıları 15-20 arasında milletvekili var o “minik parti”yle yoldaş olup CHP’nin altını oymaya çalışan.

Kara çalmakla ünlü geçmişleriyle sabıkalı olanların amacı, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçilmemesi falan değil CHP tabanını yanlarına çekmek.

Bunu yıllardır yaptılar, yapacaklar.

Amaçları CHP seçmeninin yüzde beşlik kesimini sandığa götürmemek.

Zaten RTE’nin istediği de bu !..  Yeme de yanında yat !..

***

TKP ve ÖDP açık açık 10 Ağustos’ta sandığa gitmeyeceklerini açıkladı...

Onların bu tavırlarını ben saygıyla karşılıyorum...

Peki, kendilerini Atatürkçü, laik, ulusalcı olarak gören, cumhurbaşkanı adayı çıkarıp Kılıçdaroğlu’na, parti üst yönetimine rezilce saldırıp adayımız budur diyerek CHP’ye “emir” veren bu zibidilere ne oluyor?

Sizin partiniz var!

Bir başka parti (CHP) adına hangi hakla cumhurbaşkanı adayı çıkarabilirsiniz?

Benim akıl erdiremediğim şey kimi CHP milletvekillerinin, minik bir partiyle işbirliği yapmaları.

Yapacakları şu olmalı kanımca...

CHP’den istifa edip “minik parti”ye geçmeleri, sayıları çoksa TBMM’de grup kurmaları...

Bir yıl sonra genel seçimler var!

Hemen geçin İP”e un serin, Hanya’yı Konya’yı görün.

Zaman bulunursa tarihin sayfalarını karıştırın, parlamenter demokrasi yerine başkanlık sistemini düşünün, bunun salt ABD’de tuttuğunu, Güney Amerika ülkelerinde neler olduğunu görün...

Sakın ha Erdoğan’la İhsanoğlu’nu aynı kefeye koymayın.

Ekmel Bey’i tanımadan, kitaplarını okumadan “yobazAtatürk düşmanı” demeyin...

Emre Kongar’ın şu cümlesini bir kıyıya yazıp saklayın, zamanı gelince anımsarsınız:

Biri demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere karşı; öbürü, demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden yana...

Emre Kongar, bir siyaset bilimcisi, değerli bir bilim insanı. 
Saptamalarının tümüne katılıyorum...

***

RTE’nin oy havuzuna oy taşıyanlar beni bile “Fethullahçı” yaptıklarına göre elbette Ekmel Bey’i de yaparlar...

Onu da yaptılar!

Bunlara en güzel yanıtı yine Emre Kongar verdi:

Biri bölücü, öteki birleştirici...

Biri mezhepçi, öbürü mezheplerin eşitliğinden yana...

Biri savaş istiyor, öbürü barışı...

Biri laiklik karşıtı, öbürü laikliği temel değer olarak alıyor...

Biri Atatürk’e karşı, öbürü Atatürk’ü temel değer olarak alıyor...”

Ve Ekmel Bey’i yerden yere vuran sözde Atatürkçüler, laikler, ulusalcılar neye karşı?

Ortalığı karıştırmaktan başka her şeye karşılar.

Şimdilerde Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı çıkıp “İP”e un seriyorlar, kimi CHP milletvekilleriyle birlikte...

Ne diyeyim; yolları açık olsun!..

CHP’li seçmene, barış, özgürlük, kardeşlik isteyen herkes...

10 Ağustos’ta mutlaka sandığa gidin ve oyunuzu kullanın...

Ben öyle yapacağım!

Çatı aday, Ekmel Bey’e oyumu vereceğim!

Başka yolu yok...”

*****

Bence de başka yolu yok…

O kadar başka yolu yok ki; bundan bir ay önce, içinde bulunduğumuz duruma göre zorunluktan; ÇATI oluşturulmasının ve yeterince tanımadığımız Ekmeleddin Bey’i desteklememizin mantıksal gereklilik görülmesine karşın, bugün mantıksalın yerini güvene ve hatta çok yönlü beğeniye dayalı gereklilik almıştır.

Bu kısa sürede görülen o ki; başta bizim yaşadığımız endişe ve kaybetme korkusu, artık yer değiştirmiş, diğer iddialı aday, ‘Başbakan’ Tayyip Erdoğan tarafına geçmiştir.

Mitolojiden örnekleme yaparsak;

Bir yanda; 12 yıldır yaptıklarına rağmen hala, kağıt üzerinde %45 halk desteği ve, gerek etik, gerekse dini ahlak kurallarına aykırı olarak Yürütmenin Başı yetkileri ile zırhlanarak bir anlamda ölümsüzlüğe ulaşmış, mitolojik AŞİL…

Öbür yanda; tanındıkça gücü artan, demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden yana, bilgisi, birikimi, deneyimi ile, Aşil’i altedebilme yetisine sahip mitolojik PARİS…

Bize düşen; Paris’e destek vererek, Aşil’i; tek zayıf noktası olan topuğundan oklamasına yardımcı olmak…

Kolay gelsin…

(Bu mitolojik öyküyü anlatacağım.)

 

*****

Çarşamba, 23 Temmuz 2014 16:40

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 7

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 7

(Köşe yoklaması)

 

 

Herkes kendine göre bir Kamu Araştırması yapıyor.

Birinin ak dediğine öbürü kara diyor.

Hangi kamuya  inanacağımızı şaşırdık…

Ben değişik görüşlerden bir Köşe Araştırması yaptım…

Tabiî ki yanlı (!) olarak…

Gazete Köşeleri’nden benim görüşümden yana olanları kaydettim. Amacım, Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu destekleyen Köşe Yazarları’nın dağılımını görmek…

Böylece, gidişatını tehlikeli gördüğüm Tayyip Erdoğan düşüncesinden kurtulmamıza destek olmak… Sunuyorum…

*****

Çiğdem Toker (Cumhuriyet) - İhsanoğlu’nun söyledikleri arasında, o günden, bugüne değer taşıyan en önemli sözünün, “Bütün mezhepler eşittir, bizim zenginliğimizdir. Bu zenginliği düşmanlığa dönüştürmemek lazım.” olduğunu anımsatmakta yarar var. Dahası İhsanoğlu, o dönem Suudi Arabistan Kıralı’nın talimatıyla İİT çatısı altında “Mezhepler Arası Diyalog Merkezi” kurulmasının planlandığını da paylaşmıştı.

Mehmet  Altan (duzceyerelhaber.com) - CHP ile MHP gibi varlık nedenleri birbirine zıt gözüken iki partinin, kendi kalelerinden çıkarak, ortak ve farklı bir alanda sosyolojik ittifak ile din faşizmine ve tek adam otoritesine teslim olmamak, çok tehlikeli uçurumlara düşmemek için mevcut kaotik ortamda nispi, demokratik bir çare arıyorlar..

Can Ataklı (Ulusal Kanal) - Açıkçası tam bir kırk katır kırk satır durumu ile karşı karşıyayız. O halde Tayyip Erdoğan’ı adeta bir padişah yetkileriyle Çankaya’da görmek istemeyenlerin yapacağı tek şey kalıyor. Ama en azından elim titreye titreye oy verinceye kadar Ekmeleddin İhsanoğlu’nu asla benimsemediğimi söyleyeceğim.

Erdal Atabek (Cumhuriyet) - Başbakan Erdoğanı seçmek, tek adama bağlı Başkanlık sistemine “evet” demektir.

E.İhsanoğlu’nu seçmek, bilim tarihini bilen, uygarlığı kavramış, olgun bir kişiliğe yetki vermektir. Kararımızı buna göre verelim…

Fevzi Çamlı (Cumhuriyet) - Tek Adam Diktatörlüğünden Kurtulma Seçeneği tartışmasız: Prof.Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu

Ertuğrul Özkök (Hürriyet) - Yani, bağırıp çağırıp, sonra bir şey yapamayan kükreyen fareye dönüşmesinden yana olanlar Erdoğan’a... Türkiye’nin komşularıyla barışık, dünyada itibarlı sakin bir güç haline gelmesini isteyenler de İhsanoğlu’na oy verirler.

Aslı Aydıntaşbaş (Milliyet) – Kendisini yakın tanıyanlar, İhsanoğlu’nun dengeli, sakin, bağırmayan üslubunun Türk siyasetinde son yıllarda hakim olan sert ve hakaretamiz tarzdan çok uzak olduğunun farkındalar.

Güneri Civaoğlu (Bugün) - Ekmeleddin İhsanoğlu elbette “Marksist/Sosyalist” değil ama... Cumhuriyet’in değerleriyle örtüşen kişiliğinin yanı sıra çağdaş sosyal demokrat zihniyet coğrafyası dışında olmayan uygar insandır.

Taha Akyol (Hürriyet) - İhsanoğlu’nun akademik kariyeri, bilim tarihidir. Özellikle de Türk bilim tarihi…

’Darülfünun’ adlı büyük boy, iki ciltlik eseri, bizde müsbet bilimlerin ve üniversitenin başlangıcına kadar en önemli kaynaktır.

Prof.Dr.Mustafa Özyurt (Cumhuriyet) - Sayın Ekmel İhsanoğlu ile yolun sonunun nereye varacağı belli olmayan bir   köprüden önce son çıkış fırsatı yakalanmış ve sayın Recep Tayyip  Erdoğan’ın önünü kesme olanağı doğmuşken, bu durumun iyi değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum..

Nuray Mert (diken.com.tr) - Tanıdığım en donanımlı ve beyefendi insanlardan biridir. Dahası, bilgisi tam da böyle zamanlarda derde deva olabilecek bir seçimdir.

Mehmet Tezkan (Milliyet) - Ekmel Bey kazanırsa Çankaya önemli bir güç odağı olur. Dış politikadan, toplumsal olaylara kadar Çankaya’nın tavrı da, ne diyeceği de önem kazanır… Özellikle dış politikaya ağırlığını koyar.

Doğu Perinçek (Aydınlık) - 11 Ağustos günü Ekmeleddin İhsanoğlu diye bir iktidar sahibi yok. Biz Tayyip Erdoğan ile Ekmeleddin İhsanoğlu'nun ikisine birden vurduğumuz zaman, vuruşumuzun yarısı boşa gidecek. Boykot çağrısı, iktidar savaşının dışında durma çağrısıdır.

İktidar hedefinin çağrısı, esas vuruşu Tayyip Erdoğan'a yönelten çağrıdır.

Şahin Alpay (Zaman) - Akademisyen ve diplomat olarak uluslar arası saygınlık kazanmış, gerçek bir centilmen olan İhsanoğlu’na oy vereceğim.

Ahmet Hakan (Hürriyet) - Osmanlı’nın bilim alanında yaptıklarına en vakıf olan isimdir. Osmanlı’yı iyi bilir. Ilımlıdır, diplomatik dile hakimdir ve her çevrede saygınlığı vardır.

Mustafa Balbay (Cumhuriyet) - Kalbimizle değil, beynimizle düşünmeliyiz. Sandığa duygularımızı, hayallerimizi, ideallerimizi atmayacağız… Bugünkü koşullarda Türkiye’yi aydınlığa çıkarmanın ilk adımı ne olabilir, sorusuna verdiğimiz yanıtı sandığa atacağız. Bu köprüyü geçmek zorundayız. 
Varsın AKP diktatörlük kursun, bana ne, diyorsan… 
Yönün köprü değil, uçurumdur!

Murat Aksoy (124.com.tr) - Başbakan Erdoğan’ın İslami yorumu, İslam-siyaset ilişkisi ile; İhsanoğlu’nun gerek konuşmalarında, gerek yazılarındaki İslami yorumu ve İslam-siyaset ilişkisine bakışı birbirinden çok farklıdır. Erdoğan, İslamı siyasallaştırmanın aracı haline getirirken; İhsanoğlu için İslam, kültürel bir form olarak göze çarpmaktadır.

Mehmet Y. Yılmaz (Hürriyet) - Ekmeleddin İhsanoğlu ile siyasi düşüncelerimiz açısından farklılıklarımız var ama entelektüel birikimine, saygın bilim adamı kimliğine ve temsil yeteneğine söyleyecek sözüm yok.

Emin Çölaşan (Sözcü) - Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye bağlı kalacak!.. Hukuku ezen, çiğneyip geçen, yargıyı esir alan, işine gelmeyince yok sayan, bu şahıs bunlara bağlı kalacak haaa!.. Ayrıca Atatürk ilkelerine, devrimlerine ve laik Cumhuriyet ilkesine de bağlı kalması öngörülüyor!..Bunları Tayyip yapacak!.. Siyasette dini kullanıp oy devşiren, Atatürk’ün adını bile ağzına alamayan biri bu yemini edip de kimi kandıracak?..

Emre Kongar (Cumhuriyet) - İhsanoğlu, barış ve uzlaşma kültürüyle yoğrulmuş bir geçmişten, bu geçmişe dayalı başarılı bir uluslararası politika kariyerinden gelmektedir... Demokratik rejimin yaşatılması, bütün yurttaşların can ve mal güvenliklerinin, özgürlüklerinin korunması için gerekli olan temel değerlere sahiptir...

Erdal Sarızeybek (Sarızeybek Haber) - Bu seçimde karşımızda duran iki seçenek var; AKP-PKK ittifakının adayı (Tayyip Erdoğan) ile Ulusal/milli ittifak adayı (Ekmeleddin İhsanoğlu) arasında… Erdoğan seçilirse eğer, Türkiye’nin ağır bir siyasi ve sosyal krize sürüklenmesi de kaçınılmazdır.

Bizim vereceğimiz bir yanlış karardan doğabilecek bedelleri çocuklarımız ödemek durumunda da kalabilir.

Uğur Dündar (Sözcü) - En ay­kı­rı so­ru­lar­da bi­le si­nir­len­mi­yor, se­si­ni hiç yük­selt­mi­yor.  De­mok­ra­si­ye, par­la­men­ter sis­te­me, kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı­na ve hu­ku­kun üs­tün­lü­ğü­ne ina­nı­yor.
Ana­ya­sa­’ya bağ­lı ka­la­ca­ğı­nı, üni­ter ya­pı­yı ko­ru­ya­ca­ğı­nı, bay­ra­ğa sonu­na ka­dar sa­hip çı­ka­ca­ğı­nı be­lir­ti­yor. Oyum E.İh­sa­noğ­lu’nun.

*****

 

Salı, 22 Temmuz 2014 16:37

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 6

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 6

“Maksat üzüm yemek değil, bağcı döğmek …”

Genellikle şiddet içeren ‘Halk Hareketleri’nin Demokratik olanı ‘Halk Oylaması’dır…

Bazan bu eylemlerde; daha çok başa kimin geleceği değil, kimin gelmeyeceği önemlidir.

Baştaki yönetici şayet başarılı idiyse, o zaten gene gelecektir.

Ama yönetici başarılı değil, hatta zarar vermeye, gittikçe kötüye gitmeye başlamışsa tekrar gelmemelidir göreve…

*****

Güzel bir halk deyimimiz (darbımesel) vardır;

“Maksat bağcı döğmek değil, üzüm yemek…”

Bakmayın siz, içindeki ‘döğmek’ sözcüğüne...

Sözün şiddetle ilgisi yoktur…

İstek; iyi niyetle ‘üzüm yemek’dir.

*****

Uygulanagelen Anayasal sistemimize göre Cumhurbaşkanı’mızı TBMM seçerdi.

Tayyip Erdoğan, bu kez Halk tarafından iki turlu olarak seçilmesini istedi.

Gerekli değişiklik usulüne göre yapıldı.

Artık Cumhurbaşkanı, ‘Halk Oylaması’ ile seçilecek.

*****

Daha önce de belirttiğim gibi;  AKP Genel Başkanı R.T.Erdoğan’ın kafasında, ‘Başkanlık Sistemi’nin bir saplantı halinde olduğunu biliyoruz.

Anayasayı değiştiremeyince ‘Fiili Başkanlık’ uygulamasını, geçiş dönemi olarak düşündü.

Ama, Meclis’den Cumhurbaşkanı seçilmek garantisi varken niye Halk Oylaması’na gitti.

Çünkü, Halkın seçeceği Cumhurbaşkanı, Başkan’lığa çok daha yakındı.

Mevcut oy dağılımına göre de kendisinin seçilmesi kesindi.

Birinci tur olmazsa, ikinci turda…

Seçileceğine o kadar güveniyordu ki; kendisinin mevcut Cumhurbaşkanı yetkileri ile yetinmeyeceğini, hükümetin de başı olacağını açıkça söylemeye,

Hatta; yapacağı köprülerden, yollardan, limanlardan bahsetmeye başladı..

Seçilirse, amacı;

“Ben bunları halkımıza açıkça söyledim. Halk beni bu yetkilerle donatarak seçti” diyebilmekti…

*****

Ama hiç beklemediği bir şey oldu.

İki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli, tehlikenin büyüklüğünü gördüler ve imkansızı gerçekleştirdiler, bir ÇATI ADAYI prensibi üzerinde anlaştılar.

Bu birlikteliğe 7 parti daha katıldı…

Beklenmeyen bir olaydı…

Üstelik; bulunan Cumhurbaşkanı adayı açıklanınca, Tayyip Erdoğan iyice şaşırdı…

Çünkü, aday; kendisinin de çok iyi tanıdığı Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu idi…

Bilgili, birikimli, deneyimli, barıştan yana, dindar ama laik, Atatürk ve ilkelerine bağlı, uluslar arası üne sahip bir diplomat, dört dili çok iyi bilen, sakin, geçmişi tertemiz ideal bir Cumhurbaşkanı Adayı…

Kendisi ile mukayese kabul edilmez üstün bir rakip…

Saldırabileceği, bağırıp, çağırabileceği bir yanı yok…

Salladığı yumruklar boşa gidiyor…

Çaresizlikten ya da alışkanlıktan, eski rakipleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’ye yükleniyor.

Bu en uzun Ramazan günlerinde oruçlu insanları otobüslerle meydanlara toplayıp, sıcakta işkence ediyor…

Yüzlerce koruma ordusu yüzünden kendisinin yapamadığını, Ekmel Bey, çoğu zaman, kendisi gibi kültürlü deneyimli eşi ile birlikte çarşı-pazar, Halk’ın arasına girip kendilerini tanıtıyorlar.

İbre, İhsanoğlu Ailesi lehine yükseldikçe yükseliyor.

Baktı olacak gibi değil, dinimiz kurallarına ve etik değerlere aykırı, yasaya uygunluğu tartışmalı bir şekilde, Yüksek Seçim Kurulu kararı ile yarışta orantısız güç kullanmaya başlıyor…

Artık; Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylar şöyle;

Vatandaş Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu…

Vatandaş Av. Selahattin Demirtaş…

vee BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan…

Sanırım Tayyip Erdoğan ‘Başbakan’lığı; Prof. Gibi, Avukat gibi kişisel bir ünvan sanıyor…

Olayın bir diğer ilginç yanı ise; Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu kazanırsa; T.C. BAŞBAKANI’nı altetmiş olacak…

Kutlarım; 7 Yüksek Yargı mensubundan oluşan Yüksek Seçim Kurulu’nu…

*****

Eeee ne oldu başta bahsettiğin “Maksat bağcı döğmek değil, üzüm yemek…” hikayesine diyeceksiniz…

Haklısınız, akıl kalmadı ki şaşkınlıktan…

Diyecektim ki;

Bizim bu darb-ı mesel’in sonunu başa, başını sona alsak;

“Maksat üzüm yemek değil, bağcı döğmek …” olsa…

Sonra Bağcı’yı çağırsak, desek ki;

“Biz sana bu güzelim, saygın bağı 12 sene önce böyle mi teslim ettik?.. Ne Bağ’lığı kalmış, ne saygınlığı…”

Ve alsak Bağ’ın anahtarını elinden…

Olmamııı?..

*****

 

Pazartesi, 21 Temmuz 2014 16:15

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 5

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 5

İki inatçı köşe yazarımız, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda karar değiştirdiklerini aynı gün açıkladılar...

Bekir Coşkun: (Sözcü - 17.07.2014)

“Mecburen Ekmel Bey’e vereceğiz…

Bizler Atatürkçüyüz…Cumhuriyetçiyiz…Çağdaşlık için didiniriz… Demokratik, laik hukuk devleti isteriz…

Yüreklerimizdeki inançlarımızı “din, iman” diye diye dilimize dolayıp, onu menfaatlerimiz için asla kullanmayız…

Yalancıyı, sahtekarı, hırsızı sevmeyiz…

Türkiye’nin düşürüldüğü derin kumpas içinde çırpınırız, ülkemizin geleceği ve çocuklarımızın medeni bir dünyada büyümeleri derdimizdir… Sinmeyiz…

Tepkimiz vardır…Söyleniriz…Kula kul olmayız…

Bu nedenle tartışırız kendi aramızda…

İnek sürüsü değiliz…

Siyasi aptallıkların sonucudur; bu kez sandığa gittiğimizde mecburiyetten oyumuzu Ekmel Bey’e versek de… Umutlarımızı geri alana kadar durmayız…

Ödünümüz yok…Yüreklerimizde aydınlığın özlemi oldukça… Aynı yerdeyiz…

*****

Ünsal Yalçınkaya: (Mavi Didim - 17.07.2014)

“…bu defa söz konusu olan vatan, Söz konusu olan Laik Cumhuriyet, Söz konusu olan torunlarımızın yarınları,

Ülkemin geleceği, Vatanımın bekası ve Laik Demokratik Hukuk devletimizin geleceği söz konusu olunca bir daha, Bir daha düşündüm, Kerhen de olsa oyumun rengini değiştirdim.

Söz konusu RTE ile gelecek olan Anadolu İslam Cumhuriyeti olunca, oyumun rengini değiştirme kararı aldım.

Sağ duyulu insanlarımızın, Aydınlarımızın, Benim gibi inat içinde olup ve  ters gelse de gidişe bir dur diyebilmek için aklı selim düşünüp, Bölünmeye, İslam Cumhuriyetine, Hatta ve hatta gidişi oraya doğru olan diktatörlüğe dur diyebilmek için, bir daha sağ duyulu düşünüp ve boykotçuların, dayatmalara karşı koyanların kararlarını gözden geçirmeleri gerektiği inancı içindeyim.”

****

Ardından, bir diğer inatçı köşe yazarı -  ressam;

Bedri Baykam açıkladı: (Cumhuriyet)

“Artık, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Desteklediğimin Belgesidir: Bir de madalyonun diğer tarafı var. Ekmeleddin Bey, RTE’nin yanında karşılaştırılamayacak kadar olumlu biri. Hiç olmazsa ailesi ve kendisi saygın, mütevazı ve eminim güvenilir, sakin, namuslu insanlar! Barışçı bir kimlik sergiliyor. Her gün ülkeyi germek isteyen bir kâbusun yanında kıyaslanamayacak kadar değerli!

Kendisiyle de barışık, hayata daha “ulvi” bir noktadan bakıyor. Bu verilerle Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” felsefesine çok daha paralel bir Cumhurbaşkanı profili çizebileceğini düşünüyorum.

Uzun lafın kısası, Ekmeleddin Bey, Çankaya’yı işgalden kurtarabilir... Lütfen RTE’yi mutlu edecek kararlar almayın.”

****

Köşe yazarı Ertuğrul Özkök’nun görüşü ise; (Hürriyet)

“12 yıldır siyasetimize hâkim olan “belagat şehveti”  kendi açısından sonuçlar aldı.

O bölücü, parçalayıcı, azarlayıcı, paylayıcı, cezalandırıcı, insani desibelin çok üzerindeki üslup, sahibine hizmet etti ama toplumumuzu ne hale getirdi?

Açık konuşalım, bu dil artık...

-Sünni’yle Alevi’yi...

-Laikle, İslamcıyı...

-Türk’le Kürt’ü...

-Egeliyle İç Anadoluluyu bir arada yaşatmaya talip olabilir mi...

****

Erdal Atabek: (Cumhuriyet)

“Cumhurbaşkanlığının yeni adayı olan şahsiyet (E.İhsanoğlu), bugüne kadar İslami siyaseti yürüten Recep Tayyip Erdoğan’ın “antitez”i gibi görünmektedir.

Öfkeye karşı sakinlik.

Saldırganlığa karşı anlayış.

Kural tanımazlığa karşı kurallara saygı.

İntikamcılığa karşı hoşgörü.

Kuşkulu yanlış işlere karşı açık doğruluk.

İnkârcılığa karşı doğruları kabul etme.”

varsayımından hareketle;

“Düşünsel bilincimiz ‘evet’ diyecektir.

Geleceğin kurtuluşu politik satrancı iyi okuyup doğru hamleleri yapmaktan geçecektir.

Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu kendi konumunu da riske ederek cesur bir karar vermiş, vezir hamlesini yapmıştır. 
Doğru bir karardır.

Biz destekleriz. Kararlılıkla desteklemeliyiz” diyor…

****

Yılların köşe yazarı Güneri Cıvaoğlu: (Bugün)

“CHP’nin MHP’yle ‘çatı adayı’ Ekmeleddin İhsanoğlu için bazı itiraz sesleri:

‘Sosyal demokrat CHP muhafazakâr mahalleden transfer yaptı, tabanın bir kesimi bunu içselleştirmez!’

Neden?

İslam’la sol bir araya gelemez mi?”

diye soruyor ve pekala da olabileceğine dair somut örnekler verdikten sonra devam ediyor;

“Ekmeleddin İhsanoğlu elbette ‘Marksist/Sosyalist’ değil. Ama...

Cumhuriyet’in değerleriyle örtüşen kişiliğinin yanı sıra çağdaş sosyal demokrat zihniyet coğrafyası dışında olmayan uygar insandır.

İKÖ (İslam Konferansı Örgütü) Genel Sekreteri olarak insani değerleri ve insan haklarını öne çıkaran uygulamalara imza atmıştır.

Örneğin...

‘İslam ülkelerinde kadın-erkek eşitliği’ ve ‘insan hakları’ komisyonları kurmuştur.”

*****

Sol’un bir başka köşe yazarı; Ataol Behramoğlu da, eleştirel yaklaşımla sonuca varıyor: (Cumhuriyet)

“Gemileri bir anda yakmaya eğilimliyiz...

Yanı sıra da ülkemizi, insanımızı iyi tanımıyoruz.

Toptancı reddedişlere ya da kabullenişlere yatkınız...

Bizim inanışlarımıza, örneklerimize, modellerimize uygun olmayarak da doğru dürüst insan olunabileceğini pek anlayamıyor, kabul edemiyoruz...

Sonuç olarak söyleyeceğim şudur:

Her türlü hesaplaşmayı, ideolojik kapışmayı sonraya bırakarak, şu anda yapılması gereken, ahlaksızlığa, hırsızlığa, savaş kışkırtıcılığına, cinayet destekçiliğine, alçaklığın ve ülke düşmanlığının görülmedik boyutlara ulaşmasına karşı, bütün namuslu insanların sağduyulu davranması, iyi düşünüp taşınması, inatlaşma yerine kenetlenmesi, birbirine omuz vermesidir...”

 

*****

Cumartesi, 19 Temmuz 2014 14:27

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 4

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 4

(Başbakan RTE’nin Adaylığı ve Adil Seçim)

YSK’nın takdirinde değil ki…

19 Ocak 2012 tarihinde kabul edilen ve Resmi Gazete’de 26 Ocak 2012 günü yayınlanarak yürürlüğe giren 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 11. Maddesi çok açık.

1. Fıkrası;

….kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer KAMU GÖREVLİLERİ… aday listesinin kesinleştiği tarih itibariyle görevden ayrılmış sayılır. Bu durum Yüksek Seçim Kurulu’nca aday gösterilenin bağlı bulunduğu bakanlığa veya KURUMA bildirilir.” diyor.

2. Fıkrada ise;

“….kamu görevlileri, adaylığı veya seçimi kaybetmeleri hâlinde, Yüksek Seçim Kurulunca Cumhurbaşkanının seçildiğinin ilân edilmesini takip eden bir ay içinde müracaat etmeleri kaydıyla eski görevlerine veya kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve dönebilirler.” deniyor.

Birinci fıkraya göre R.T.Erdoğan; aday listesinin kesinleştiği tarih itibariyle Başbakanlık görevinden ayrılmış sayılır. İkinci fıkraya göre ise; şayet seçilemezse, Başbakanlık görevine dönebilir.

Aslında bu yasa maddesinin yoruma ihtiyacı da yok…

YSK’ya sadece tebligat görevi verilmiştir.

Kanımca tebligatın yapılmaması ya da geç yapılması da, yasanın amir hükmünün uygulanmasına engel olamaz.

Yüksek Seçim Kurulu’na göre;

Başbakanlık, ‘Kamu Görevi’ değilmiş…

Peki nedir?..

Öncelikle, ‘Kamu’ nedir?..

Kavramlar sözlüğü’ne göre;

Kamu, bir ülkedeki halkın bütünüdür.

Genel Arşiv’e göre de;

Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü.

Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme…

Genel Arşiv, bir de beyit eklemiş;

“Biz kimseye kin tutmayız

Kamu âlem birdir bize.”- Yunus Emre.

*****

Yüksek Seçim Kurulu; 4 Yargıtay ve 3 Danıştay üyesi olmak üzere 7 yüksek yargı elemanından oluşur.

YSK’nın öncelikli asli görevi; Seçimlerin adaletli, eşit koşullarda, olaysız ve tarafsızlık içinde yapılmasını ve sonuçlanmasını sağlamaktır.

3 adaylı bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylardan ikisi, sadece kendi olanakları ve destekçilerinin katkısı ile yetinmek zorundayken, üçüncü adaya ise, ek olarak, fiilen Devlet’in bütün organlarının ve imkanlarının başı olan; ‘Başbakan yetki ve olanakları’ ile donatılarak seçim çalışma olanağı tanınacaktır.

Bunun adına; ‘YSK,  Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaletli, eşit koşullarda ve tarafsızlık içinde yapılmasın sağladı’ denecek öyle mi… Bu YSK’yı tarih yargılayacaktır…

Sanmıyorum ama, bu olağanüstü imkanlar farklılığı sayesinde  diyelim ki R.Tayyip Erdoğan seçildi…

Gönül rahatlığı ile oturabilecek mi o Köşk’de.

*****

Özel sohbetlerinde, temsili görevlerinde veya Halk’ın (Kamu’nun) haklarını veya çıkarlarını koruyup, kollarken (!) duyacağı ya da kullanmak zorunda kalacağı her “KAMU” sözcüğünde yüreği “cıızzz” etmeyecek mi?...

Onca işin arasında nadiren de olsa; kendisi ile başbaşa kaldığında düşünecektir mutlaka;

“Ben ki; 12 yıl HALK’ımın çıkarı, huzuru, birliği, dirliği, özgürlüğü, vb için özveriyle Başbakanlık yaptım.

Başbakanlığın da ötesinde çalıştım.

Meğer, ben bir Kamu Görevlisi bile değilmişim.

Peki ben neciydim acaba… Keşke sorsaydım YSK’ya…

Yasayı, kendim uygulayıp Başbakanlığı bıraksaydım da, Cumhurbaşakanı seçilebilir miydim acaba …

‘Mağdur’luğu Ekmel Bey’e kaptırmayacağım için belki daha da kolay olurdu…”

*****

Sosyolojik olarak toplu yaşamanın ön koşulu; ‘Özgürlük, eşitlik, hakka, insana ve doğaya saygı, adalet ve yardımlaşma’ duygularının ön plana çıkmasıdır. Bunların içinde en tartışılanları olan ‘Özgürlük’ ve ‘Adalet’ çok hassas dengeleri gerektirdiği için sınırlarının çizilmesi çoğunlukla kişilere bırakılamaz. Örneğin özgürlüğünüz, başkalarının özgürlük sınırına tecavüz edemez.

Sınırlar; ya yasalarla, ya etnik değerlerle, ya geleneklerle, ya da inançlarla belirlenir. Çoğunlukla da; gelenekler, inançlar,  etnik değerler öndedir ve zorunluk halinde yasalar devreye girer…

*****

Çok ilginç bir Cumhurbaşkanlığı seçim dönemi yaşıyoruz.

Üç aday yarışıyor…

Biri; yukarda saydığımız değerlerin birçoğundan mahrum bırakıldıkları iddiası ile özgürlük ve haklarına saygı bekleyen, uzun süredir şiddete başvuran, ayrımcılıktan yana etnik bir vatandaş kesimini temsil ediyor: Selahattin Demirtaş…

Diğeri; kendisi ve ekibi gibi dincileştirmeye çalıştığı dindar kesimi kullanarak, üstü örtülü rejim değişikliğini hedefleyen ve Halk’ın %50’sini temsil ettiğini iddia eden bir partinin adayı…

Önemli maddi olanaklara sahip olmasına rağmen, seçimi kazanabilmek için, dinimizin yüce kurallarına aykırı olduğu halde, YSK sayesinde Başbakanlık yetki ve olanaklarını kullanmayı kabullenebilen R.T. Erdoğan…

Üçüncüsü ise; seçimin, orantısız ve haksız güce sahip adayı olan Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın elinden; Rejimi, Atatürk’ü, İlke ve Devrimleri’ni ve bölünmeye götürülen Türkiye’yi kurtarabilmek için 7 siyasi partinin güçbirliği ile oluşturdukları ÇATI’nın adayı;

Barışsever, Birleştirici Kişiliği ve Bilimsel Araştırmaları ile dünyanın tanıdığı Bilim Adamı, İnançlı İnsan Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu…

Ekmel Bey; tanıtım süresinin çok kısa olmasına rağmen başarıya ulaşacağına inanıyor…

Ben de inanıyorum…

*****

Televizyonda izledim:

Gazeteciler Ekmel Bey’e sordular;

- Başbakan Tayyip Erdoğan mitinglere başladı, siz ne zaman başlayacaksınız?.. Yoksa miting yapmayacak mısınız?..

- Mübarek Ramazan ayındayız. Havalar da çok sıcak. Oruç tutan halkımız uzun süre aç kalıyor, hele susuzluk çok daha önemli… Bu sıcakta onları otobüslere doldurup alanlara toplamak, uzun süre bekletmek insafsızlık olur. Bana göre dinimize de aykırı. Onları bana getirmek yerine ben onlara gidiyorum. Onları yormadan, küçük toplantılarda, çarşıda Halk’ın arasında olmak çok daha samimi ve hoş oluyor. Çok da mutlu oluyorlar. Bayramdan sonra mitinglere başlarız.

İşte aralarındaki din anlayışı ve İnsan’a saygı farkı…

*****

Bu sakin, haklı serzenişe kızan Başbakan R.T.E.; meydanda gene, ama bu sefer yanlışlıkla, Ekmel Bey yerine Kemal Bey’e, alıştığı şekilde bağırır mı dersiniz:

“Eeeyy Kılıçdaroğluuu, mitinglerim seni korkuttu muuu?.. Sıcakta miting yapılmayacağı hangi yasada vaarr?..

*****

Önceki yazımda iki İnatçı Köşe Yazarımız’ın seçimde kullanacakları oy konusunda karar değiştirdiklerini yazmıştım:

Bugün yer kalmadı. Onlardan alıntıları yarın yazacağım.

 

Perşembe, 17 Temmuz 2014 16:42

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 3

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 3

(Önce gerekçesini, sonra kimi seçtiğini söyle)

Yazıya başlamadan önce, dün izlediğim gurur verici bir görüntüyü paylaşmak istiyorum.

İsrail’in saldırısı ile acı kayıplar veren Filistin Halkı’nın acılarını paylaşmak ve başsağlığı dilemek için, T.C. Cumhurbaşkanı Adayı olarak Filistin Büyükelçisi’ni ziyaret eden Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu; çıkışta yerli-yabancı gazetecilerin sorularını yanıtlarken bir Devlet Adamı kişiliğini, yapmacıksız, en doğal hali ile gösterdi.

Bilgi ve birikiminde gizli, güven verici bir otoriterlik vardı.

Yabancı gazetecilerin sorularını kendi dilleri ile yanıtlaması diplomasi açısından da artı yazıyordu.

Sanki Cumhurbaşkanımız olmuş gibi gururlandım.

İnşaallah…

****

Cumhuriyet Halk Partisi’ne yöneltilen suçlama Sayın Prof.Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu’un aday olarak ilanından çok, “Parti’den bir aday neden çıkartılmadı?..” sorusuydu.

Örneğin; bazı Milletvekillerinin gündeme getirdikleri Milletvekili Sayın Emine Ülker Tarhan neden desteklenmedi?..

Ben katılamıyorum bu görüşe…

Şayet dolduruşa gelip aday olsaydı Sayın Tarhan, kazanma ihtimali var mıydı?.. Yok…

O zaman; CHP’de büyük saygınlığı olan Sayın Emine Ülker Tarhan; ÇATI prensiplerine rağmen, birilerinin gururu incindi diye, ‘Konu Mankeni’ olarak mı ortaya çıkacaktı…

Bir ‘Değer’imizin harcamasını mı göze alacaktık?..

Siyaset tarihine geçecek öneme sahip ÇATI oluşturulurken ve çatı adayının olmazsa olmaz ana maddesi, “Siyasetçi olmayacak, bütün vatandaşlara eşit mesafede, uluslar arası niteliğe sahip bir bilim adamı olacak” koşulu belirlenirken , günlerce bu niteliğe sahip aday araştırılırken neredeydiniz?..

Adaylık şartları belirlenirken sesiniz çıkmayacak, günlerce bu şartlara uygun, ‘siyasetçi olmayan’ aday aranırken susacaksınız; sonra da  Sayın Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, en uygun aday olarak belirlenince, ‘niye partilimiz değil?’ diye itiraz edeceksiniz !...

İlk şaşkınlıkla bazı itirazlar seslendirilse de giderek Ekmel Bey’i  tanındıkça destek yoğunlaştı.

Bugün BBP’nin de katılımı ile destek veren parti sayısı yediye ulaştı.

Hatta daha seçime yaklaşık 20 gün kalmasına rağmen Ekmel Bey’in birinci turda seçilme söylemleri başladı…

****

İtirazlar o boyuta ulaşmış ki; bir gazteci-yazarımız;

“Atatürkçülere ‘şerefiyle yenilme’ şansını bile çok gördüler.” demiş…

Kendisinin, Atatürkçüler adına konuşma hakkına sahip olduğunu sanan bu gazeteciye sormak lazım;

Yenilgide kaybımızın neler olacağını biliyor musunuz?..

Vatan bölünecek,

Demokratik-laik düzenin yerini şeriat alacak,

Cumhuriyeti kaybedeceğiz, Cumhuriyeti…

Özgürlüğümüzü, Hukukun üstünlüğünü…

Atatürk İlkelerini kaybedeceğiz…

Bu kayıpların şereflisi olmaz…

Tam aksine; ben Atatürk ilkelerine ve üniter, laik, demokratik Cumhuriyet’e sahipsem Şerefliyim demektir.

Bu nimetler elden gittikten sonra ben Şerefliymişim!..

Nasıl bir Şeref’se o… İstemem eksik olsun…

T.Erdoğan, “76 milyonu kucaklayacağım.” diyormuş.

Tehlikenin büyüklüğünü düşünebiliyor musunuz…

Ya sayenizde gerçekleşirse… İstemem eksik olsun…

****

Cumhurbaşkanlığı seçim döneminde yaşadığımız sorunları işleyen ve çözümleri için de Ekmeleddin İhsanoğlu’nu öneren, Cumhuriyet köşe yazarı Prof.Dr. Emre Kongar’ın yazısını paylaşmak istiyorum:

“Sorun, partilerin oy artırması sorunu değildir...

Sorun, Atatürkçülerin, Alevilerin, solcuların, demokratların, milliyetçilerin keskinlik yarışı değildir...

Sorun, kişisel ya da hizipçi egoların tatmini sorunu hiç değildir!

Sorun, tek adam diktatörlüğü tehdidiyle karşı karşıya olan demokrasinin kurtarılması sorunudur...

Sorun, bütün farklılıkların birlikte var olabilmesi, yaşayabilmesi, kendini ifade edebilmesi, siyasal ve ideolojik tartışmaların, mücadelelerin, barış içinde yapılabilmesi sorunudur...

Sorun, zedelenen temel insan hak ve özgürlüklerinin yaşatılabilmesi sorunudur...

Sorun, yok edilen Hukuk Devleti’nin yeniden ihdası sorunudur...

Sorun, can ve mal güvenliğimizi sağlamakla görevli olan devletin çökertilmesinin engellenmesi sorunudur...

Sorun, halkı birbirine düşman eden, kutuplaştırma, düşmanlaştırma, nefret siyasetinin durdurulabilmesi sorunudur...

Sorun, yok edilmekte olan ifade ve medya özgürlüğüne sahip çıkılması sorunudur...

Sorun, baskı altına alınan ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bilim ve sanatın kurtarılabilmesi sorunudur...

Sorun, adam kayırmanın, iktidar eliyle zengin edilmenin, rüşvetin, yolsuzluğun önlenebilmesi sorunudur...

Özet olarak sorun, bir rejim, bir mal, can ve özgürlük sorunudur...

Yoksa, hiçbir siyasal ve ideolojik tartışmanın anlamı ve olanağı kalmayacaktır!

Sorun, bir kutuplaştırma ve düşmanlaştırma stratejisi ile yaratılmıştır...

Toplumu daha da çok kutuplaştıracak, daha da çok düşmanlaştıracak strateji ve taktiklerle çözülemez!

Sorunun çözümü ancak:

1) Demokrasiye, insan haklarına, Hukuk Devleti’ne ve onun temelinde yatan laikliğe inanan...

2) Bunları, düşmanlaştırma ve kavgayla değil, uzlaşma ve barış kültürüyle savunacak ve güçlendirecek...

Bir cumhurbaşkanı ile kolaylaşabilir.

****

CHP ve MHP’nin ortak adayı olarak ilan edilen Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tanımayabilirsiniz...

Tanıyorsanız, beğenmeyebilirsiniz...

Ama İhsanoğlu, barış ve uzlaşma kültürüyle yoğrulmuş bir geçmişten, bu geçmişe dayalı başarılı bir uluslararası politika kariyerinden gelmektedir...

Demokratik rejimin yaşatılması, bütün yurttaşların can ve mal güvenliklerinin, özgürlüklerinin korunması için gerekli olan temel değerlere sahiptir...

Üstelik, partiler arasında sağlanan mutabakat ile seçilme şansı da vardır.”

Durum analizi ve sorun-sonuç ilişkisi, ancak bu kadar anlamlı ve açık ifade edilebilir…

****

Televizyonda zevkle izlediğimiz (en azından benim) bir yarışma programı vardı. ”O SES TÜRKİYE” …

Şarkısını seslendiren yarışmacıya talip olan jüri üyeleri dönüyorlar, konuşuyorlar ve yönetici yarışmacıya soruyor;

- Önce nedenini, sonra kimi seçtiğini söyle…

Şimdi bizler de aynı uygulamayı yapacağız…

Önce nedenlerini irdeleyip üç kişiden birini seçeceğiz…

Bu kadar basit…

*****

EK: Bugün de; son anda iki sevindirici haber okudum. Biri yerel diğeri ulusal basından iki inatçı köşe yazarımız, kerhen de olsa  Ekmel Bey’i destekleme kararı almışlar…

Mavi Didim’den Ünsal Yalçınkaya ve Sözcü’den Bekir Coşkun…

Gelecek yazımda açıklayacağım.