22 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Doğan Ersoy

Doğan Ersoy

Web sitesi adresi:

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 2

(Boykot ve Yemin…)

 

- Ama Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tanımıyoruz.

- Peki diğer aday Recep Tayyip Erdoğan’ı  çok iyi  tanıyorsunuz değil mi?..

- Eveeet

- Bu yetmez mi, en azından kimi seçmeyeceğinize…

****

Dün yazıyı iki son an haberi ile bitirmiş, açıklamayı bugüne bırakmıştım.

İP Gen. Bşk. Sayın Doğu Perinçek özetle:

“Üç adayı da rejimin adayı olduğu için benimsemeyen bir ileri seçmen kitlesi de var. Onlar da sandığa gitmeyecekler. Bu kitle rejime karşı en uyanık kesimdir. Onları iktidar savaşına sırt çevirmekten kurtarmalı ve Tayyip Erdoğan iktidarına karşı mücadelenin içine çekmeliyiz. Seçim siyasetimiz bu devrimci seçmen kitlesini mutlaka kucaklamalıdır. Ancak bu kesim oran olarak sınırlıdır.

Bu koşullarda bizim sandığa gitmeyecekler ile sandığa gidip de Tayyip Erdoğan iktidarına karşı tavır alacak seçmeni bugünden doğru hedefte buluşturacak bir siyaset üretmemiz gerekiyor. Öyle bir çağrıda bulunmalıyız ki, 10 Ağustos sonrasında başlayacak iktidar savaşına bugünden ışık tutsun.

Ekmeleddin İhsanoğlu ile Tayyip Erdoğan ve Selahattin Demirtaş arasında rejimin adayları olmaları nedeniyle bir fark yok, burada herkes aynı görüşte.

Ama aralarında çok önemli bir fark var:

11 Ağustos günü Ekmeleddin İhsanoğlu diye bir iktidar sahibi yok. Biz Tayyip Erdoğan ile Ekmeleddin İhsanoğlu'nun ikisine birden vurduğumuz zaman, vuruşumuzun yarısı boşa gidecek. Boykot çağrısı, bugünün koşullarında önderlikten vazgeçmektir. İktidar savaşının dışında durma çağrısıdır.

İktidar hedefinin çağrısı, esas vuruşu Tayyip Erdoğan’a yönelten çağrıdır.” diyordu…

****

ADD Gen. Bşk. Sayın Tansel Çölaşan:

“Atatürk’ün koltuğuna cumhuriyet yıkıcıları, vatanı, milleti bölmek isteyenler oturmamalıdır” diyen Çölaşan, Başbakan Erdoğan’ın Anayasa değişikliği yolu ile başaramadığı ‘tek adam’ rejimini Cumhurbaşkanlığı seçimine endekslediğini savundu. Çölaşan, şunları kaydetti:

“Halkımıza, seçimi boykot etmeyi düşünenlere sesleniyoruz: Seçime fire vermeden katılmamız bu oyunu bozacaktır. Atatürkçü Düşünce Derneği, bu seçimde de cumhuriyetin yanında taraftır. Hedefi doğru koymak ve kazanmak için şarttır. Hedefi şaşırmayalım; hedef, RTE’yi Atatürk’ün koltuğuna oturtmamaktır”

*****

Değerli, sürpriz bir açıklama da Aydınlık’dan geldi

Aydınlık yazarları, “Oyumuz Ekmel'e” dediler:

Aydınlık Yazarı Hasan Bögün ve Sadık Usta'nın yanı sıra, Can Ataklı da sandığa gidilmesi gerektiğini yazdı. Yaşar Okuyan ve Mehmet Ali Güller de aynı tavrı destekliyor.

Böğün; “Boykot sadece İhsanoğlu'nu boykot eder. Erdoğan'ı ve Demirtaş'ı etmez. Sadece İhsanoğlu'nu boykot etmek ise öbür ikisine güç katar.” derken;

Aydınlık’a yakınlığıyla bilinen Kaynak Yayınları’nın Genel yayın Yönetmeni Sadık Usta ise; “Evet, bütün oylar Ekmeleddin’e! Daha iyi önerisi olan beri gelsin.” dedi. (Aydınlık – Gerçek Gündem 14 Temmuz 2014)

Bir de; görüşlerine güvendiğim kayınbiraderim Gazeteci-Yazar Ercan Deva’nın yazısından kısa bir bölüm;

“Ekmel Bey’in kimliği ile ilgili yakıştırmalar ve değerlendirmelerin bu kadar farklı olmasını gerçekten çok şaşırtıcı buluyorum. Karalama kampanyaları ile destek arayışları kıyasıya yarışıyor! İlk değerlendirmelerime göre, onun siyasal İslamcı olduğu yolundaki eleştirileri saptırılmış ya da abartılmış bulduğumu söyleyebilirim. Bana göre, öyle bir görüntü ya da yaklaşım sergilemiyor. Dinin siyasallaşmasına karşı olduğu ortada. İnsan ilişkilerindeki tavrı ise gerçekten medeni bir kişi olduğunu tartışmasız gözler önüne seriyor.”

*****

Yemin…

İhtimal vermiyorum ama diyelim ki, T.Erdoğan kazandı…

Tek görevi, CHP’yi biçimlendirmek olan %0,3’lük parti de amacına ulaştı…

Gazetesiyle, TV’siyle Ekmeleddin Bey’i sadece babası üzerinden ve isminin analizi (özellikle sonundaki ..din) ile eleştirebilenlerin başları göğe erdi…

Biz dönelim, kazanan T.Erdoğan’a…

Eee sırada YEMİN’ var…

Seçildi ama henüz Cumhurbaşkanı olamadı…

Namusu ve Şerefi üzerine yemin edecek…

Papyonunu taktı, atlas kuşaklı fırağını giydi, geldi TBMM Kürsüsüne, kürsüye göre sol taraftan ve balkondan çılgınca alkışlar…

O anın zevkini çıkardı…

Elini kaldırdığı anda alkış kesildi…

Aldı YEMİN metnini eline, sadık yoldaşları pür dikkat…

Terledi…

Birkez daha göz gezdirdi.

İçinde, yabancısı olduğu okadar çok kavram vardı ki:

‘vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü’, ‘anayasa’, ‘hukukun üstünlüğü’, ‘demokrasi’, ‘lâik Cumhuriyet’, ‘huzur’, ‘millî dayanışma’, ‘adalet’, ‘insan hakları’, ‘tarafsızlık’, ‘Büyük Türk Milleti’ gibi…

Düşündü;

“Diyelim hepsini bir şekilde okudum…

Ama şu, gözümün önünde büyüdükçe büyüyen ‘ATATÜRK’ ismini nasıl okuyacağım. Bir de sondaki ‘Namus’ ve ‘Şeref’ meselesi var…”

Okusa, karizma çizilecek…

Okumasa !..

Seçilince Başbakanlık gitti, Milletvekilliği de gitti…

Gözü karardı…

Dokunulmazlık şart…

“Mutlaka okumalıyım…”

Aslında ben de merak ediyorum.

Acaba sık sık söylediği gibi; “Beni Allahın izniyle halk seçti tek söz sahibi onlardır. Sadece Halk’ıma hesap veririm.” der mi?..

Tek yetkili Başkan (!) olarak;

”Ben yemin memin dinlemem. Halkımın oyları ile ben, Cumhur’un Başkanı’yım” deyip yoldaş alkışları ile ayrılır mı kürsüden…

Olamaz, yapamaz ama ya yaparsa…

Ne yapılır?..

 

Geçmişteki “Ben yaptım oldu”larda ne yapıldı ki?

Salı, 15 Temmuz 2014 15:28

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 1

Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 1

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, şu ya da bu nedenle tepki olarak oy kullanmamak kimin işine yarar?

AKP seçmeninin bir ‘Kul’ sadakatı ile Recep Tayyip Erdoğan’a, BDP-HDP seçmeninin de, haklı veya haksız ‘Kimlik’ iddiası ile eksiksiz  Selahattin Demirtaş’a oy verecekleri varsayılabilir.

Geri kalan CHP ve MHP öncülüğünde DSP, DYP, DP, ve BTP’nin; Cumhuriyet tarihimizde ilk kez, Ülke Bütünlüğü, Demokrasi, Laiklik, İnsan Hakları, Özgürlük ve Yargı Bağımsızlığı uygulamalarında gördükleri ‘RejimTehlikesi’ karşısında, kendi ideolojik fikirlerinden özveri pahasına bir araya gelerek oluşturdukları “ÇATI Birlikteliği”, Demokrasi tarihine geçecek nitelik taşımaktadır.

Oy kullanmamak, “Pireye kızıp yorgan yakmak” anlamı taşır. Sadece kendini kandırmaktır. Bunun anlamı bal gibi Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermektir. Hem de iki oy… Bir yandan kendi parti adayına oy vermeyerek rakibin hanesine artı yazacak, öte yandan, ilk turda katılım sayısını düşürerek, favori görünen rakibin oy yüzdesini arttıracaktır…

Birçoğumuz öylesine yılgınlık içindeydik ki, “RTE olmasın da kim seçilirse seçilsin” diyerek yola çıkıyorduk. Ancak; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından yürütülen çalışmalar sonucu belirlenen ortak aday; Uluslar arası üne sahip bilim adamı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu olunca, çaresizlik önyargısı da,  hak edeni bulunarak aşılmış oldu

Yaşayageldiğimiz olayların ve şartların dürtüsü ile, bugüne kadar uzlaşma kültürümüzde göremediğimiz bu birlikteliğin, görüşleri çok da yakın olmayan iki muhalefet partimizin (CHP-MHP) öncülüğünde 6 parti olarak gerçekleşmesi sadece siyaset tarihine değil, T.C. tarihine geçecek bir olaydır. Bu uzlaşmanın ana maddesinin ise, ” Adayın, bütün partilere eşit mesafede durması ve siyasi kimliği olmaması” şartı ile başlaması iyi niyetin ve çözüm iradesinin ana göstergesidir.

*****

Yerel gazetemiz “Mavi Didim”de köşe yazarı arkadaşımız Gündüz Murgul, ‘Ekmeleddin  Tartışmasında (08 Temmuz 2014) çok doğru bir genel tespit yapmış;

“…..Kamuoyu önce ikiye bölünüyor; AKP yanlıları ve AKP karşıtları.  Yandaşlar etkiyle, ödülle, korkutmayla, yüzyılların taşlaştırdığı kör bilinçle bölünmüyorlar, tersine yaratılan psikolojik ortam onları âdeta kenetliyor.

AKP karşıtlarında tam tersi bir bölünme süreci başlıyor; süreç, "birliği" unuttururcasına şiddetli suçlamalarla giderek bir üst aşamaya sıçrıyor.  AKP'nin "başarısıyla" birlikte kılıçlar, bir sonraki süreç başladığında çekilmek üzere, kınına sokuluyor…..”

Ancak; bu kez; tehlikenin büyüklüğünü gören iki muhalefet partisi CHP ve MHP, aralarındaki görüş farklılığını aşarak ‘Olamaz’ı gerçekleştirip AKP’ye karşı bir ‘ÇATI’ oluşturabildiler.

Anlaştıkları önkoşul tarifine uygun olarak; aktif siyasete katılmamış, uluslar arası üne ve birleştirici niteliğe sahip bir bilim adamı olan Prof.Dr.Ekmeleddin İhsanoğlu, Cumhurbaşkanı Adayı olarak belirlendi. Dört parti daha destek verdi, ama CHP içinde bir kesim gene kılıç çekti… CHP’nin müzmin rakibi (nedense!..) minik İP de, gazetesi ve televizyonu ile vazgeçemediği karalama görevine başlayınca ortalık karıştı…

Bilmem dikkatinizi çekti mi, İP televizyonu haberlerinde, altını çizerek ‘CHP ve MHP ortak adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’ diyor, diğer dört partiyi söyleyemiyor. Sayın Doğu Perinçek ise, seçimi daha ilk turda RTE’in kazanacağını, sanki biraz da memnunlukla kabullenmiş görünüyor. Aslında bu, onun savaşçı kişiliğine de ters. Sanıyorum bunu politika gereği yapıyor ve 11 Ağustos’da uygulayacakları görevi anlatıyor.

Oysa geçen her gün ÇATI’ya yeni katılım ve destek açıklamaları geliyor. (Her partiden eski Milletvekili, bakan ve bürokratlar, siyasetçiler, yazarlar, duayen gazeteciler, vb.)

Sanırım 10 Ağustos’da RTE’nin arkasında sadece kendi özel seçmeni ve İP kalacak…

Ben her şeye rağmen, CHP içinde suların durulacağına ve Ekmel Bey’in, her kesimden alacağı oyları ile ÇATI’nın başarılı olacağına ve yaşanası günlerin geleceğine inanıyorum.

Neden mi?..

Beni bu inanca iten, biraz da; Gazeteci-Yazar Can Dündar’ın şu belirlemesi oldu: (Cumhuriyet-11 Temmuz 2014)

“…hissedilen o ki yıllardır Erdoğan’ı başrole çıkaran mağduriyet koltuğu, şimdi muhalefeti yükseltiyor.

Başbakan hep “Onlar devlet, biz milletiz” diyerek oy istedi ya; şimdi roller değişiyor.

Kitleleri devletten soğutan o üstten bakan, kibirli tavır, Erdoğan’a yapıştı; rakiplerini mağdur ediyor.

Sultan”ın, danışmanlar ordusuna yazdırdığı hamasi nutuklar ve bildik azarlayan üslubuyla meydanlara çıkması, ucuz polemiklerle gündem belirlemeye çalışması, ters tepiyor.

Diğer adayların polemik tuzaklarına düşmemesi, tevazuu, samimiyeti, sükûneti, Erdoğan’ın kutuplaştırıcı diline karşılık, kucaklayıcı bir üslubu tercih etmesi, Erdoğan’ın zenginliğine karşın kısıtlı olanaklarla yarışa girmesi, dengeleri değiştiriyor.

Daha Köşk’e çıkmadan “Taraf olacağım” diyerek anayasayı çiğnemeye hazırlanan Erdoğan, “Yol yapmasın, yeter ki yolsuzluk yapmayacak biri olsun” diyen ılımlı seçmeni, karşıtlarına doğru itiyor.

Rakipleriyle bir TV programında buluşmaktan kaçınması, karizmasını çiziyor.

“Devlete karşı millet” sloganı, şimdi devlet koltuğunda oturan Erdoğan’ı, “mağdursever millet”le karşı karşıya getiriyor.

Siyasette nasıl gelirsen, öyle gidersin” derler ya…

Erdoğan da devletleşerek kendi sonunu hazırlıyor.”

Böyle olmalı … Aksini düşünmek bile istemiyorum.

*****

Bugünkü karmaşıklıkta aklıma şu da takılıyor:

AKP Genel Başkanı R.T.Erdoğan’ın kafasında, ‘Başkanlık Sistemi’nin bir saplantı halinde olduğunu biliyoruz.

Ama kendisinin Başkan olması ön koşuluyla…

Olamayacağını anlasa vazgeçecek…

Anayasayı değiştiremeyince ‘Fiili Başkanlık’ uygulamasını, geçiş dönemi olarak düşündü.

Meclis’den Cumhurbaşkanı seçilmek garantisi varken niye Halk Oylaması’na gitti. Çünkü, Halkın seçeceği Cumhurbaşkanı, Başkan’lığa çok daha yakındı. İki muhalefet partisinin zıtlaşmalarını da körükleyebilirse, mevcut oy dağılımına göre kendisinin seçilmeme olasılığı da yoktu. Birinci tur olmazsa, ikinci tur…

Seçileceğine o kadar güveniyordu ki; kendisinin mevcut Cumhurbaşkanı yetkileri ile yetinmeyeceğini, hükümetin de başı olacağını açıkça söyleyebiliyodu.

Amac; seçilrse, “Ben bunları halkımıza söyledim. Halk beni bu yetkilerle donatarak seçti” diyebilmek…

*****

Ama hiç hesaba katılmayan bir şey oldu.

İki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli, tehlikenin büyüklüğünü gördüler ve imkansızı gerçekleştirdiler, bir ÇATI ADAYI prensibi üzerinde anlaştılar.

Beklenmeyen bir olaydı…

*****

Yazıyı gazeteye gönderirken:

Doğu Perinçek (İP Gen.Bşk.): Aydınlık-15.07.2014

“Boykot çağrısı, bugünün koşullarında önderlikten vazgeçmektir. Boykot çağrısı, iktidar savaşının dışında durma çağrısıdır.

İkdidar hedefinin çağrısı, esas vuruşu Tayyip Erdoğan’a yönelten çağrıdır.”

Tansel Çölaşan (ADD Gen.Bşk.): Sözcü-15.07.2014

“Hedefi şaşırmayalım; hedef, RTE’yi Atatürk’ün koltuğuna oturtmamaktır.”

Çok güzel bir gelişme… Her iki çağrıyı yarın vereceğim…

 

Sanırım İP’liler bu kez de “Biz İP’li Atatürkçüyüz, emir kulu değil.” demezler.

(Dünden devam)

Didim Belediye Meclisi, Kent Meydanı'nın adını oybirliği ile  'CUMHURİYET MEYDANI' olarak değiştirdi. Böylece Türkiye, ilk kez Didim'de bir 'Cumhuriyet Meydanı' çukuruna sahip oldu.

Pazartesi, 03 Haziran 2013 12:58

DİDİM - MİLET - APOLLON MÜZESİ ve VAKIFLAR

Erdoğan Şahin, 'Didim Derneğ', Özgürses, Murat Mumcu arkadaşlarımız; "Altınkum Vakıflar Tesisleri satılmasın, Orası park olsun" kampanyası başlatıyorlarmış.

İçtenlikle destekliyorum. Ve ekliyorum; bence oradaki yapılar da yıkılmasın ve restore edilsin, DİDİM - MİLET - APOLLON MÜZESİ olsun diyorum.

KENT MEYDANI-TÖREN ALANI uygulaması hakkındaki açıklamanın eleştirisine, devam ediyorum.

Didim KENT MEYDANI-TÖREN ALANI uygulaması hakkında  yapılan açıklamanın eleştirisine, dün kaldığı yerden devam ediyorum.

Didim KENT MEYDANI-TÖREN ALANI uygulamasının Didim için önemini bilen ve gördükleri yanlış ve eksikleri açıklayan Didimseverler'in 10 yazısından sonra nihayet bir açıklama yapıldı.

Çok şükür…

 

Bu uygulama hakkındaki görüşlerimi 'Mavi Didim'de 26 Ocak 2013 günkü  ilk yazımda belirtmiştim. (Sonra üç yazım daha çıktı)

Dünkü yazımı;
"Belediye Meclisi Üyesi Mimar Osman Ayyıldız ile konuştum. Çukur konusuna açıklık getiremedi. 
Belediye Meclisi'nin diğer Mimar Üyesi Burhan Çolak da bir açıklama yapamadı.
En iyisi Projeyi yapan 9 Eylül Üniversitesi'nden bilgi almaktı." 
Cümlesi ile bitirmiştim.

Dün birinci bölümde 'KENT MEYDANI - TÖREN ALANI' inşaatının başlaması nedeniyle görüşlerimi anlatmıştım. Anı konuda basında çıkan yazılardan alıntılar yapmıştım. Ayrıca 2006 ve 2008 yıllarında Belediye'ye verdiğim borumda otoparklı avan projeleri sunmuş, açıklama yapmıştım. (Planların işlem tarihleri olarak bilgisayarımda 16 Şubat 2006 Perşembe 13:58:16 ve 30 Aralık 2008 Salı 14:02:18 kayıtlıdır)