19 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Erol YILDIZ

Erol YILDIZ

Web sitesi adresi:

Cumartesi, 05 Ağustos 2017 15:26

Medeni kanunu baban çıkarmadı

Medeni kanunu baban çıkarmadı

Cehaletin önüne geçen tek unsur okumaktır. Okuma alışkanlığını beceremeyen bir toplum, yıkılmaya mahkumdur. Okuma bilmeyen toplumlarda her türlü hurafe ön plana çıkar ve toplumdaki her ferdi etkiler. Yalanlar dolanlar gırla gider. Buna da ilk olarak dinleyenler inanır. Daha sonra söylenenlere kendileri bile inanır. Ben bu sözleri kınıyorum.

Ben kendime çağdaşlığı benimsemiş bir kişiyim. Çağdaşlık da çağdaş olmaktan, görüşleriyle insan haklarına saygıdan, adalet anlayışı her kese eşit olmaktan, vatanın bölünmez bütünlüğünden, vatana karşı sorumluluklarımızdan geçer. İşkembeyi Kübra’dan atarak, ümmetçiliğe kendisini adayarak, iki paket makarna ve bir çuval kömür için geleceğini satan kişilerin okuma yapmadıkları ve bu nedenle de cahil kaldıkları için inanmalarının gereği olarak görüyorum.

Bakın işte bu sözlerin herkese anlatılarak onların da öğrenmesini sağlamaktan geçmektedir. Yoksa böyle oturarak, kahve köşelerinde yeni hükümetler kurarak, restoranlarda iki duble rakı içerken laf kalabalığı yaparak olmuyor. Birileri bundan istifade ederek çıkardığı yeni yasalara sosyal medyadan lafı geveleyerek olmuyor. Adam gibi ortaya çıkıp ne söylemen gerektiğini anlatacaksın o zaman.

Başta şunu söyleyeceksin. Bu ülkede yapılması gereken bir yenilik varsa, eğer ki, şimdi yapılanlardan daha üstün nitelikte ve çağdaş ise, biz bunu kabul ederiz denmesi gerekir. Fakat biz çağdaşlıktan dem vurarak, yıllarca çağdaş ülkeler seviyesindeki yerimizi ararken, sen geride bıraktığımız tarih öncesi devirlerdeki gibi yaşamı insanlara kabul ettirmek istiyorsan ben bunu kabul etmem mümkün olamaz.

 

Üstelik bu okuma özürlü kişilerin sözle kandırmanın da anlamı yoktur. Her şey net ve doğru olarak aktarılmalıdır. Atatürk’ün bu Cumhuriyeti kurduktan sonra yaptığı çağdaş devrimler, işte bu sizin anlatmak istediğiniz ve sadece okumak istemeyen topluma anlatacağınız gerçek dışı konulardır. Atatürk’ün nikahı evet o dönemde müftü tarafından kıyılmıştır. Yıl 1923 ve henüz daha bebek çağında olan bir Cumhuriyet var karşımızda. Bu Cumhuriyet kısa zamanda kendisini yeni kazanımlarla geliştirerek, çağdaşlığa adımını atarken, 1926 yılında ise medeni kanunun kabulüyle birlikte, nikahların din adamlarından alınarak, belediyeler ve muhtarlara yetki verilmiştir. Bu sözlere kim inanır işte ortada. Atatürk de müftü tarafından nikahı kıyılmıştı sözü elbette doğru ama, 1926 da beğenmediğini o Atatürk, çağdaş bir karar alarak, medeni kanun ile olayı sizin dediğiniz konudan çıkarmıştır. Bunu da açıklamak basının görevidir. Bir önemli konu daha var ki, basın bildiklerini doğru ve halkın anlayacağı şekilde anlatmakla görevlidir.

Perşembe, 03 Ağustos 2017 12:24

Kimsenin umurunda değil

Kimsenin umurunda değil

Geçen hafta da ciğerlerimiz yandı. Yaz ayları gelince ormanlarımızın kül edildiğini görüyorum. Bizim insanımız gerçekten duyarsız. Ben ne zaman pikniğe gitsem, ormanlık alanda kesinlikle mangal yakma merakı devam ediyor ve görüyorum. Ege’nin incisi Didim’de ormanlarla süslü olan harika bir koyda dinlenirken, ağacın hemen dibinde ateş yakan çift, sanırım umursamaz tavırlarıyla ülkeyi ateşe atıyor görüşündeyim. Ben vatandaşlık görevimi yaparak telefonumla aradım ve gerekli birimler müdahale ederek, ateş yakmaları önlendi. Peki gittikten sonra ne oldu? Başka biri hemen kibriti çaktı ve yine başka bir noktada ateş yakıldı.

Başka bir uyarımda ise Orman işletmesi ekipleri geç de olsa gelerek ateşin sönmesini beklemeden, ikaz edilerek oradan ayrıldılar. Beyefendi de etini kızartarak mis gibi yedi. Eğer ormanda rüzgar nedeniyle bir yangın çıkmış olsaydı sorumlusu kim olurdu acaba?

Ben pek öyle kaza ile yangın çıktı sözüne inananlardan değilim. Bir insanda az da olsa akıl varsa, kaza ile denilen bu yangını çıkartmaz. Ormanın dibinde, anında alev alacak bir yerde ateş yakanın aklından zoru vardır diye düşünüyorum. Karşı tezi olan varsa buyursun. Ben de ateş yakarak, mis gibi hava ile beraber etimi kızartmayı bilirim. Fakat, bunun zarar olabileceğini düşünerek, mangal yakmıyor ve evimde kızartarak piknik alanına getiriyorum. Bu güne kadar da hiçbir kaybım olmadı.

Çıkan yangınların bana göre rantın bir geleneği olarak yansımaktadır. Ver kibriti kısa zaman sonra orası kullanılamaz hale gelince nasıl olsa bir yolunu bulup, evsafını yitirmiş konumundan yatırım yapılabilir düşüncesiyle olduğunun kanısındayım. Aslında bu konuda yaptırımlarımızın çok az olduğunu sanıyorum. Duyarlı bir çok insanımızın ormanlık alanlarda ateş yakılmasını anında yetkililere duyurmasının zorunlu olmasını istiyorum. Bu zorunlulukla beraber özel yeni geliştirilmiş timler kurularak, haber anında hemen müdahale ederek, bu kişilere ceza verebilecek hızlılıkta çalışmaların olması gerekiyor.

Geçen günlerde yazdığım bir yazımda Akbük koyunda son günlerde yaşanan yüksek nem oranlarıyla ilgili olarak aldığım kalemde, bir dostumun bana ne kadar nem arttı, bu seneye kadar nem bu denli yükselmemişti sözü üzerine, kendisine hep denize doğru değil, ormana doğru biraz bakarsanız anlarsınız dedim. Bu söz şu anlama geliyor. Ormanları yok edersek, ilk başta nem oranı artacak, peşine çöl haline dönüşeceğiz.

Her sene yaz aylarına gelmeden yeni bir makine sesi ile irkiliyorum. Bir yerde taş kırılıyor ve ormanda ağacın bir miktarı daha yok ediliyor. Bu sene de aynen böyle oldu. Nisan ayında geldiğim bu güzel yörede yine makinenin taşları kırma senfonisiyle karşılaştım. Ben işin gürültüsünden yana değilim. Orada hayat standardımız ve can damarlarımız yok ediliyor. Kanımız emiliyor. Geleceğimiz nefesimiz söndürülüyor. Ama kimsenin umurunda değil.

 

 

Çarşamba, 02 Ağustos 2017 11:39

Millet şamar oğlanına döndü

Millet şamar oğlanına döndü

Ya bunların hepsini neden milletin sırtına yıkıyorsunuz anlayamadım. Vergiler gittikçe artıyor. Millet nasıl geçinir bilinmez ama her geçen gün zora doğru bir adım daha attığını görüyorum. Zamlar her gün yenisine yerini bırakıyor. Başka konuyla uğraşılırken bir başka bilinmeyen elimizden uçup gidiyor. Besle kargayı oysun gözünü sözü cuk diye oturmuş. Yani işin aslı bu olsa gerek. Siz kalkın yıllarca vatandaşın sırtından zengin fakir demeden onca paraları kullanarak faizinden yararlanın, iş ödemeye gelince ipe un serin. Çok ayıp beyler. Size hiç yakıştıramadım.

Vatandaş gece gündüz demeden çalışacak. Evine para kazanmak için adeta cambazlık yapacak. Yıllarca zam almadan üç kuruşa talip edecek. Beylerimiz promosyonlarını hala ödemeyecekler. Harika bu iş. Neymiş efendim bu paralardan komisyon alalım. Neden peki? Siz bu paraları zapt ederek üzerinden komisyonları kazanırken, birilerinin keyfi gelsin diye ona bizim paramızı kredi olarak peşkeş çekerken bu gariban halk sizden faiz istedi mi?

Şimdi 15 Temmuz tarihinden sonraki birkaç günü hatırladım. O gün gece sabahlara kadar sokaklara dökülen halk ve kalkışmaya göğüs gerenlerle bu ülkede neler olabileceğini kanıtlayan sağ duyulu insanlar. Bizler herkes din dil gözetmeksizin bu ülke için canını veren kişileriz. Yeter ki konuda ülke menfaatleri olsun. Bu tarihlerde hep birlikte meydanlarda halkımızın isteklerinden söz edilirken, iyi yaşamaya bu halkın hakkı olduğu söylenmedi mi? Ben çok net duydum. Kaldı ki, promosyonların ödeneceğine dair sözlerin çok önceden verildiğini kulağı sağır olmayan, gözleri iyi gören, konuşmasını bilen her maymun itiraf ederek bu paraların ödeneceğinin bilgisine ulaştılar. Değil banka promosyonları, gaz için indirim bile unutuldu. Vurun abalının sırtına.

Hani bu banka promosyonları ödenecekti. Hani bankalar yıllık 300 lira olarak bu işi kabul etmişlerdi. Hani bizim halkımız bu paraları hak etmişti. Nerede bu verilen sözler. Mecliste grubu bulunan her partiye seslenmek gerekiyor. Sizler bir vızıltıyla ödemenizi hem de deve yüküyle alırken hiç vicdanlarınız sızlamadı mı? Hiç biriniz demedi mi bu vatandaşın parası ne olacak diye? Ne olacağı var mı? Vatandaşı yine aynı bankaya mahkum ettiler. Ya para ya başka yer diyerek, üç yıl daha oraya tabi olundu. Sonuç olarak vekil aslından çok önde.

Şimdi bakın ne oldu. Hükümet ile Bankaların yetkilileri pazarlıktalar. Pazarlık bu sefer farklı. Eskisi gibi değil. Bu seferki değişim, faizlerle ilgili. Sonucu ne olacak diye sormaya gerek yok aslında. Sonuç ortada. Üzerine güzel bir bardak su içmek kalıyor. Şimdi bankalar mı bu işten kaçıyor yoksa yetkililer mi onlara talimatı veremiyor anlaşılır gibi değil. Olan sadece emeklilere olduğunu görmemek enayilik olur. Ben kendime enayi dedirtmiyorum. Sizleri hiç bilemem.

 

Her gün telefonlara gelen tüketici kredileri ile ilgili mesajları artık istemiyorum. Bana böyle bir şey ile gelmeyin beyler. Neymiş efendim masrafsız şu kadar zamanda sizin ihtiyacınız olan para bizde. İstemiyorum kardeşim. Cebinde parası olana da olmayana da siz sokakta kart satarken, bu insanlar dişini tırnağına takıp emekli olduktan sonra rahat geçecek hayatlarının hayalini kurarken, sizler onların parasına göz diktiniz. Ama işinize gelen veya menfaatiniz olan bir kişi olduğunda anında hortumla akıtırsınız. Ne diyelim yazıklar olsun.

Salı, 01 Ağustos 2017 12:04

Bindik bir alamete

Bindik bir alamete

Millet aya gidiyor biz hala kavgadayız kelimesini ben kabul etmiyorum. Millet aya gitti de ne oldu. Ortada hala bir şey yok. Ben çocukken astronotlar ilk olarak ayağını bastığında, dünya büyük bir sevincin içine boğulmuştu. Ne oldu da yıllar geçmesine rağmen hala bu uzay tutkunu olanlardan bir gram ses çıkmıyor.

Mesela Amerika kalkıp insanlık alemine şunu demelidir. Biz uzaydaki diğer gezegenlere giderek hayat olduğunu kanıtladık. Dünyada ne işiniz varsa görün, her şey sizin olsun, benden bu kadar neden demiyor? Diyemiyor çünkü, orada sömüreceği hiçbir insan mefhumu yaşamıyor. İlk defa onlara demokrasi desteği verecek, sonra kalkıp içişlerine müdahale edecek, daha sonra da birbirine sokarak halkını kırdıracak ve peşine kendi ekonomisini düzeltmek için silah satacak.

Aynısının bir benzerini bize de yaptı. Daha fazlasını yapacak da, Ortadoğu’nun bel kemiği olan ülkemize henüz ses edemiyor. Son günlerde kendi ülkesindeki muhalefetten ve kendi partisinden bile ters köşe olan yeni başkan, bize de kısa zaman öncesinden beri ters köşe edebilmenin yollarını arıyor.

Bizdeki yapılanması öyle kısa döneme dayalı değil. Çevremizdeki ülkelerde yaptığı kendine göre insanlık hizmeti,  savaş halindeki ülkeler için dramatik psikopatlık çalışmalarıyla çevirdiği oyunlar sonucunda her tarafın ne hale geldiğini görmemek bence abesle iştigal. Bizim ile uğraşması tam tamına 1940’lı yıllara dayanıyor. Nasıl ki, bu ülkeyi küllerinden var ederek yeniden yaşamını sağlayan deha Atatürk yaşarken ses çıkaramazken, ölümünün ardından çok kısa zamanda başta Marshall yardımı ve peşinden gelen diğer destekleriyle o tarihlerde başlayan ele geçirme politikasıdır.

Muhalefetin sesini yükselttiği Merve Kavakçı olayında da bir Amerikan vatandaşının Türk vatandaşı olmasının haftasında, ülkeyi temsil eden göreviyle Baş konsolos oluyor. Memleketin her yerine göz dikenler, bu işi daha önceden planladıkları gibi ülkenin başına 15 Temmuz günü çorap ördürdüğü kişiyi de halen kendi korumasında sakladığı değil biz, dünya alem biliyor. Dünyanın en büyük ve disiplinli ordusuna sahip olan ülkemiz, nasıl bu hale getirilebilirdi sorusuna, işte bu tür soğuk savaş koşullarının ardından yıpratılan ve yalan dolanla içi boşaltılan bir onurlu kurumun geldiği durumdur. Bir sürü yapılan oyunlarla, atılan iftiralarla görevlerinin en iyi dönemlerinde ordudan ihraç edilenler ile değerli müttefik gibi görülen Amerika, Ortadoğu’dan önce bizlere attığı ve başardığı en önemli kazıktır.

 

Daha ileride neler olacağı hakkında bilgimizin yeterli olmadığı görüşüyle ben gelecekten fazlasıyla endişe duyuyorum. Bilmem siz duyuyor musunuz? Ülkemizin en önemli sırlarının saklandığı kozmik odaya girilerek, belgelerinin alınmasının ardından, başımıza bomba yağdıran örgütün, halen korunarak ileride tekrar bu ülkeye bela olmasından korkum henüz geçmiş değil. Daha bakalım neler göreceğiz.

Pazartesi, 31 Temmuz 2017 13:37

Ben vazgeçtim tatilden

Ben vazgeçtim tatilden

Teknolojiyi takip etmeli mi? Takip etmemeli mi? Bu soru beni fazlasıyla tedirgin ediyor. Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal misali tatil için artık çok dikkat etmem gerekiyor. İşin garip tarafı, tatil için gidilecek olan yerin belirlenerek, sağlam bir şirket bulmak için uğraştan geçiyor. Memleketimizde kimin sağlam, kimin bozuk olduğunu anlamak ise mümkünün çok gerisinde. Tatil için müracaat edeceğiniz şirket ile aile bağınız yok. Sadece ticari olarak tatile çıkma isteğinin gereği olarak uygulanan dostluk bağından başka bir şey değil. Fakat karşınıza suçlu çıkıyor, veya öyle söyleniyor. Siz de bu durumda suçluya yataklıktan içeri giriyorsunuz.

Bu işin daha mantıklı yönü bulunabilir. Tatile gitmeden önce, tatile gidilecek yerin kime ait olduğunu araştırmak gerekiyor. İkincisi ise buranın bek raundunda terör örgütüyle ne gibi bağı var anlamak gerekiyor. Ondan sonra işin parasal kısmı var. Rezervasyon için yatıracağın para hangi kişiye yatacak. Açık bir şekilde sağlam şirket mi? Yoksa bu şirket başkalarıyla iş birliği yapıp başı derde girmiş mi? Hatta bu şirket bu işi yaparken birilerine destek vererek teröre bulaştı mı? Bunları iyi araştırmak gerekiyor. Sizi bilmem ama ben bundan sonra tatile çıkmadan önce bir dilekçe yazarak işin ciddiyetini araştıracağım. Bana ne zaman iyi hal belgesi gelirse, o zaman o şirketle tatile çıkacağım.

Parayı yatıracağım şirketin banka hesaplarını kontrol etmek gerekiyor. Aylık giriş çıkışları ne durumda. Kim veya kimler adına hesap hareketleri oluşturmuş. Birileri tarafından maddi destek verilmiş mi? Bunlar gerçekten çok önemli. Siz bir tatil uğruna başınız derde girerse, ne hükmü kalır o tatilin. Ya telefon işi. Siz telefon ile bağlantıları kuracaksınız ve o kanaldan rezervasyon yapacaksınız. Telefon sağlam mı yoksa birilerinin ortak kullandığı noktadan mı hareket etmiş araştırmak lazım.

Ya bu ülkenin tüm vatandaşları artık kafayı yemek üzere. Ne zaman nereden ne çıkacağı belli değil. Bir gün karşımıza sen facebook kanalıyla insanlara yazı yollamışsın. Vay seni terörist derlerse ne yapacağım bilmiyorum. Ondan sonra en az altı ay uğraş ki, mahkeme için sıra bana gelecek. Fetö terör örgütüne benim kadar kızan ve o konuda yazı yazan çok az insan vardır. Şimdi ise, sokakta birine selam verirken acaba diye düşünerek veriyor bu insanlar. Selam vermek bile artık iyi etüt etmeyle sınırlandı. Kısacası kafayı toplu olarak yedik.

 

Sadece bunlar değil. Bakkal amca bile ileride başımıza dert açabilir. Sen o bakkaldan neden alışveriş yaptın. Gel bakalım hesabını ver. Sen şu marketten alış veriş yaparak para yatırmışsın. Gel bakalım hesabını ver. Ben emekli bir adamım, param yettiğince her türlü mağazadan alış veriş yapıyorum. Bu mağazaların geçmişini incelerseniz çoğu ya direkt ya da endirekt olarak bahsi geçenlerle yakın dost. Peki ben alışveriş yaptım diye desenize yandım. Kimin kime ne şekilde bağlı olduğu belli değil. Haydi bakalım bu stresle gel de yaşa.

Cumartesi, 29 Temmuz 2017 11:48

Filler ve çimenlerin bağlantısı

Filler ve çimenlerin bağlantısı

Hani hep derler ya; filler tepişir, çimenler ezilir. Bizde aynen böyle oluyor. Filler tepişiyor, alttaki çimenler ise ezilerek harap oluyor. Yaşamı gidiyor. Bir daha yaşam tarzını eskisi gibi sağlama şansı ne derece olur belli değil ama eskisi gibi olmayacağı muhtemel.

Şimdi sokaktaki adama deseniz ki, üniversitede ders veren hocalar dekan veya profesörden olmamalı, bunların yerine normal asistanlar diğer hocalardan daha okumuş olduklarından, bilimsel yönü ağır basmaktadır. Bu nedenle biz halkımıza sesleniyoruz ve şunu diyoruz, kesinlikle çocuklarınızın iyi bir eğitim alması için asistanların olduğu okullara kayıtlarını yaptırın. Peşine kesin olarak büyük alkış kopacaktır. “Yaşa, Varol, ülke seninle gurur duyuyor.”

Halbuki hayatında rektör ne, dekan ne, üniversitede akademik kariyer ne, akademik kariyer sıralaması ne? Hatta neden bu sıra takip ediliyor? Neden ilk başta Yardımcı doçent var da, profesör yok. Bunları bilebilmek için başta iyi bir okuyucu olmak, daha sonra dünya ve ülke siyasetini iyi takip edebilmek, hatta çağdaş ve kültürlü kişi olmaktan geçiyor. İnsanları ayırt etmek gibi bir düşüncem asla olmadı ve olamaz. Siz kalkıp birine, üniversitede Profesöre gerek yok, onları TÜBİTAK da çalıştırmak bilime daha fayda sağlar derseniz, bundan çoban veya köylü hiçbir şey anlamaz.

Bu sefer ileride kaos çıkar. Mesela biri gelir oturur işin başına ve der ki, arkadaşlar, sözlü olarak müracaat edenler yani sözlü beyan önemlidir. Bu kişilere Yardımcı doçentlik vereceğiz. Üniversiteye gerek yok. Bunu Milli Eğitim Bakanlığı yapabilir. Mesleğini söyle, içinde bulunduğun kariyerini açıkla al belgeyi, ol Yardımcı Doçent. Tarihini hatırlamam ama, eskiden iki yıllık teknik okul mezunları, mezun olduklarında tekniker olmuşken, farklı bir çalışma sonucunda ki bunu Adalet Partisi dönemi diye aklımda kalmıştır, hepsine Mühendis unvanı verilmişti. Şimdi neden olmasın. Ben kendimi garantiye almak adına hemen belediye kültür müdürümüze şifahi olarak konuyu açarak kendime yardımcı doçentlik için zemin hazırladım. Belli mi olur belki ileride belediyeler verir.

 

Muhalefetin dile getirdiği ve bir yıldır konuştuğu en önemli konuların başında eşit adalet ve operasyonlarda doğru insanların üzerine gidilmesi gerektiği hep vurgulanmıştır. Ohal kapsamında yaşanan bu temizleme çalışmaları içinde bir çok suçsuz insanın gerekçe gösterilmeden açığa alınması sonucunda yaşanan sıkıntılar, Cumhurbaşkanı tarafından da dile getirildi. Aslında yapılan mücadele bu tarzda olmalıydı. Şimdi bir örnek vereyim size. Falan belediye kalkacak ve ihaleye sadece Bank Asya’yı sokarak, otobüslerin biniş kartlarına yüklemeyi bu banka kanalıyla sağlayacak. Kısacası ona finans sağlayacak. Peki her evden en az bir kişi otobüs ulaşım kartı almak zorunda mı? Evet zorunda. Kartı nereden alacak diye düşünmeye gerek yok. İhaleyi kapan Bank Asya’dan. Bank Asya kime hizmet ediyordu? Sahibi belli. Ben kurmadım o bankayı. Vatandaşa sana hesap açıyoruz, bu hesaba göre verdiğimiz otobüs ulaşım kartı geçerlidir diyerek açılan hesaptan dolayı siz adamı Fetöcü ilan ederseniz büyük günah işlemiş olursunuz. Ne yapsın vatandaş yani buradan kart almasın mı? Siz ihale etmediniz mi? Günahı ne? Suçlusu keyif çatarak işinin başında kalsın, gariban vatandaş buradan hesap açtı diye fetöcü olsun. Yok böyle bir şey.

Perşembe, 27 Temmuz 2017 11:49

Ortadoğu Kaynıyor ağalar seyrediyor

Ortadoğu Kaynıyor ağalar seyrediyor

Ortadoğu kaynıyor ama ne için kaynadığını terör örgütleri de bilmiyor. Birilerinin boyunduruğuna girmiş resmen. Halbuki aklını çalıştırsa, teröre bulaşmayacak. Onları bu hale sokanların bu işi bilerek yaptırdıkları ortada. Amaç ortalığı karıştırıp biraz daha silah satmak. Amaç o silahı satarken, yeni enerji alanlarını kendi tarafına çevirmek. Terör örgütlerinin kazancı ne? Hiçbir şey. İnsanların sadece canını almak. Yazık değil mi? Allah akıl vermiş ama kullanan nerede? Aklını kullanmasını bilmeyenler, birilerinin oyuncağı olup, onların boyunduruğunda insanlıktan çıkıyorlar ve insanları katlediyorlar. Var mı bunun sevap ile bir yanı? Ben olduğunu hiç sanmıyorum. Hatta terör örgütlerinin yaptığı can alma ne kadar günahsa, onların sırtından para kazanıp amaçlarına ulaşanlar da onlar kadar günahkar ve suçlular.

Terör neden ve ne için ortaya çıkar diye araştırma yapmak gerekiyor. Bana sorarsanız, terör için bu dünyada çok amaç varken, onların yaptığı tamamen çıkar amaçlı olduğunu görmek mümkün. Birileri kalkıp yarayı kaşıyor ve ben size demokrasiyi getireceğim. Aslında demokrasiyi getireceğim diye kilometrelerce uzaklardan gelenlerin derdi, o bölgeleri karıştırarak, bu bölgenin kargaşasından yararlanıp o bölgenin yer altı kaynaklarına sahip olmaktan başka düşüncelerinin olmadığını bilmeleri gerekiyor. Ne yazık ki, bu akıl nerede diye sormak lazım.

Ortadoğu ve savaşların yaşandığı ülkelere bakarsanız, büyük çoğunluğun din üzerinden yaşandığını görmek oldukça basit. Çünkü din üzerinden yapılan her şey, çok daha rahat ve kusursuz oluyor. Aslında terör örgütleri Allah’ın verdiği canın kendilerinin almasının günah olduğunu biliyorlar. Ülkelerinin çöl olmaktan kurtulması için savaş eden var mı? Kesinlikle yok. Ülkesinin yer altı kaynaklarının birileri tarafından elde edilmesi için terör estiren örgüt var mı? Kesinlikle yok. Ben göremedim. Gören olduğunu hiç sanmıyorum.

Çok uluslu güçler, halklarının geleceğini garanti altına almak amacıyla, tüm gelişmemiş ülkelere ve açlık çeken ülkelere demokrasi vaadiyle yaptıkları bu müdahaleci tavırları sonucunda, bu ülkelerde ne kadar petrol ve yer altı kaynağı varsa amaçları onların üretim ve satışlarından pay almak, hatta onların işletme haklarını tamamen gasp etmek için yapılan haksız faaliyetlerdir.

Ülkelerin neredeyse tamamında, ülkeyi yönetenler, kendilerine ve yakınlarına yaşam hakkı elde edebilmek için, çok uluslu güçlerden yana tavır alarak, onlara verdikleri destek sonucunda terör can almaya başlıyor ve devam ediyor. Nereye kadar? Belli değil. Onu bitireceğiz diyenlere cevap aslında çok basit. Bitirmek için tek olması gereken, tam bağımsız olmak ve bunu uygulamaktır. Teröre verdikleri çabanın yarısı kadar ülkelerinin gelişimine vermiş olsalardı, şimdi Afrika çölden kurtulmuştu.  Dünyanın en zengin ülkelerinin biri diye sorsanız herkes Amerika der. Aslında Amerika değil, belki de en zengin ülke Suudi Arabistan’dır. Mevcut petrol yatakları ile dünyayı satın alabilecek güçtedir. Her vatandaşına parasal imkanları en yüksek seviyede sunacak güçtedir. Fakat ne olmuş? Amerika’nın sömürüsü haline gelmiş. Buralardan elde edilen her ürünün büyük kısmı Amerikan kasasına giriyor. Sonuç; oranın üst düzeyi sefalar içinde yaşıyor. Halk ise sürünüyor. Bunun dinen açıklaması var mı? Bence yok.

 

 

Çarşamba, 26 Temmuz 2017 14:18

Yüzmeyi öğrenin yeni havuzlar geliyor

Yüzmeyi öğrenin yeni havuzlar geliyor

Bu millet bu işin içinden nasıl çıkacak merak içindeyim. Artık hem çalışanın hem de emeklinin yaşamak için hali kalmadı. Yaşam savaşı verenlere resmen artık ölümü hak ettiği söylenmeye başlandı. Şifahen de olmasa artık anlaşılır yanı bu şekilde. Defalarca yazdığım bir konu var. Bu konu ne benden bıktı, ne de ben onsan bıktım. Zorunlu trafik sigortası konusu araç sahiplerini iyice gerdiğini düşünüyorum. Meclisin ileride daha fazla çalışamaz hale geldiği dönemi düşünemiyorum. Ben günümüzden söz edeyim en iyisi.

Günümüzde kabul edilen torba yasalarla her gün bir yenisi ile köşeye sıkışan yine dar gelirli oluyor. Az önce bahsettiğim ZTS zorunlu trafik sigortasında havuz sisteminde bakalım kaç kişi boğulacak göreceğiz. Fazla değil % 30 civarında bir zammın geleceği umutların kararmasına neden olacağının habercisi niteliğini taşıyor.

Zaten bu haliyle el değil bütün vücudu yakan, ödeyeni kangren eden bir bedel var ki, bunun önüne kim geçecek, nasıl bu iş adam edilecek ne bilen var, ne de bu işe çare olacak biri. Osmanlı dönemindeki gibi saray ne derse o olurdu. Hiçbir farkımızın kalmadığını ise günümüzde görmekteyiz.

Bana çok enteresan geliyor. Ülkedeki araç sayısıyla, kaza yapma oranları karşılaştırıldığında, devletin hatta sigorta şirketlerinin kasalarına felaket düzeyde bir para akışı sağlanıyor. Binlerce araç her yıl trafiğe çıkıyor, bunun karşılığında kaza yapma oranı ise araba sayısına göre devede kulak. Bununla beraber her bir araçtan alınan bedel ile ülke yeniden kurulacakken, halk açlık ve eziyetin yanında bir de bu külfeti düşünüyor. Diyecek söz yok.

İşin sonu nereye varacak merak ediyorum. Ben bu vatanın evladı olarak bunca eziyet çekerken, dışarıdan gelerek keyfi sefasında olanlar ise, benim yaşadıklarımın milyonda birini yaşamıyor. Onlar için her şey bedava denilecek kadar iyi ve neredeyse ülkemiz onlar için adeta Londra, Paris gibi iç açıcı.

Bundan sonra olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum. Babadan kalma arsası veya evi olanlar veraset vergisini bile artık ödeyemez hale gelecek ve belki de varını yoğunu terk etmek durumunda kalacaklar. Şimdi bunlar neden oluyor ona göz atmakta yarar var.

 

Bunların olabilmesindeki en önemli faktör, dış kaynaklı çok uluslu ülkelerin yaşam tarzlarıyla alakalı olmalarıdır diye düşünmekteyim. Düşünmeye de gerek duymuyorum. Üzerine basa basa söylüyorum. Amerika kendi çıkarlarını ortaya koymak adına giriştiği, devletlere demokrasi getirmek istemesinin altında yatan bu bahsi geçen konular sayesinde olan bu halka olduğunu cümle alem biliyor. Bizleri rahat bıraksalar aslında bu ülkeye yetecek hem para hem de geçim için gerekli doneler var. Ama nerede?

Salı, 25 Temmuz 2017 14:28

Nerede beleş orada yerleş

Nerede beleş orada yerleş

16 Temmuz günü evden çıkıp şöyle bir dolaşmak istedim. Ataşehir’den otobüse bindim ve hareket ettik. İki durak sonra bir bayan yolcu kaptana seslenerek, güzergahı sordu. Kaptan oradan bu aracın geçmediğini söyledi. Daha sonra bayan yolcu, araç ücretsiz mi bugün diye sordu. Kaptan ücretsiz dediğinde, neyse binelim bari, oradan da başkasına binerim diyerek, gitmek istediği yerin tam tersindeki otobüse bindi. Bizim milletimiz alışmış bir kere beleşe. Nerde beleş orda yerleş.

15 Temmuz  2016 tarihinde yaşanan kalkışma sonucunda yanan canımız ve şehitler için yapılan törenlerde, 15 ve 16 Temmuz tarihlerinde toplu taşıma bedava yapıldı. Deniz ulaşımı da olmak üzere tüm yerlere insanlar bedava olarak kart basmadan seyahat ettiler. Bir dakika daha bitmedi. Öyle otobüste seyahat bedava diye hemen binmek yok. Bindiğinde kartını basıyorsun. Ondan sonra bedava. Bu, şu anlama geliyor. Her ne kadar iş bedavaysa da, ücretsiz gözüken ekran sizi bedavadan taşıyor ama, her kart basan kişi sayısı makinede çıkıyor. Bunu belediyeye götüren kaptan veya otobüs sahibi bedelini devletten alıyor. Yani vatandaşa bugün beleş görünen bu uygulama aslında devletin kasasından çıkıyor. Benim akıllı insanım ise beleş diye neredeyse Kartal’dan binip, Avcılar’a kadar seyahat edecek. Bu fırsat kaçar mı? Bu paralar senin, benim her kişinin cebinden çıkıyor. Bizim verdiğimiz vergilerden çıkıyor. Birde işin ilginç yanı var. Bedava diyerek akın akın toplu taşıma araçlarına binenlerin hepsi anma törenine katılsa gam yemem. Bir gün önce yani 15 Temmuz günü de Kadıköy’den Eminönü’ne şehir hatları vapuruyla geçtiğimde gemiler neredeyse nefes alamayacak derecede ağzına kadar doluydu. Görevliye hayrola bu ne hal dediğimde, abi bugün bedava dedi.

Gazetelere yeni geçen bir haberde, bizim bir numaralı dostumuz olan Azerbaycan, bize verdiği petrole büyük ölçüde zam yaptığını duyurmuş. Bunun kılıfı hazır gibi görünüyor. % 3 bile zam yapsanız, İstanbul’daki değil iki gün, bir aylık bedava harcamanın kat kat karşılığını vatandaşın cebinden söküp alırsınız.

 

Gelelim işin başka ciddi konusuna. GSM şirketlerinden biri, ki ismini vererek reklam etmek istemiyorum, anlayan zaten anlamıştır, bu günler için alanlara bedava internet yerleştirdiğini, abonelerine ise bedava internet kullandırdığını duyurdu. Ne kadar güzel. Aslında bu delikanlılığı vatanını seven herkese her zaman yapması gerekirdi. Ben de bir abonesi olarak yediğim kazıkları henüz çıkaramamışken, abonelerini hep yonulacak kaz gibi görmüştü. Sadece bu değil, tüm şirketler aynı görüyor. Avrupa’nın her yerinde telefon kullanmak bedava veya çok cüzi olmasına rağmen, bizde ise insanların cebini değil neredeyse kalbini çıkaracak derecede. Keşke bu güzelliği yaparak abonelerine destek verecekse, benden tavsiye, önümüzde 30 Ağustos, 29 Ekim, 10 Kasım var. Daha sonraları için ben hatırlatırım. Aboneleri bari dostlarını arayarak bayramını kutlar ve dualarını alır bu vesile. Kaldı ki, bu ülkenin dini bütün insanlarına bayramlarında bile bu denli delikanlılık yapmadılar.

Pazartesi, 24 Temmuz 2017 13:53

Her türlü darbenin karşısındayım

Her türlü darbenin karşısındayım

Her yazımda bahsettiğim önemli bir konu var. Her türlü darbeye karşıyım. Bunu ben defalarca yazdım, anlattım ve her sefer yine tekrar ediyorum. Usanmadan bıkmadan da her sefer anlatırım. Kendini bilen, bu vatana saygısı olan, bayrağını seven sayan, en önemlisi ise Atatürkçü düşünen bir kişi asla darbeden yana tavır takınmaz. Bu mümkün değildir.

15 Temmuz günü, bir yıl önce yaşanan Fetö terör örgütünün yapmak isteyip de başaramadığı alçak darbe girişimi anıldı. Bir yıldır halen ben bu işin gerçeğini çözemedim. Genel kurmayımızın en önemli noktalarına sızmayı yıllarca başaran ve bahsi geçen bu gecede darbe girişiminde bulunan örgüt üyeleri dünyada alışılagelmemiş bir acemiliği sergilediler. Bu yaşıma kadar hiç istemesem de bir çok buna benzer girişimi yaşayan biri olarak şaşkınım. Böyle beceriksizliğin olması aslında iyi oldu. Ya becerselerdi ne olurdu diye de düşünüyorum. Aman ha aklımdan geçenleri düşünmek bile hoş olmasa gerek. Yani, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti, parlamenter rejimin dünya lideri olan bu ülke kalkıp Amerika’dan sesini çıkaran bir imamın sözleriyle bu işte başarılı olacak. Ben inanamadım. Eğer başarılı olsalardı ne olabilirdi diye de kendimi sorgulamadan edemedim.

Düşünebiliyor musunuz? Bu ülkede bazı şeyler değişecek. Amerika’daki kişi başarının ardından ülkeye gelecek. Kısa bir zaman sonra, memleketin içine edecek bir çok detayı hallederek, ülkeyi farklı bir yönetime sokacak ve başına geçecek. Bir Cumhuriyet çocuğu olarak bu konuyu rüyamda bile görmek istemem. Peki ben sormak istiyorum. Memleketimizde siyasi düşünceleri bir kenara bırakalım. Başımıza dışarıdan gelebilecek bir durumda bu ülkenin tüm insanları aynı düşünebiliyor mu? Evet düşünüyor. Bunu daha önce hep beraber yaşadık. Bunu Kıbrıs barış harekatında da yaşadık, başka durumlarda da yaşadık. Böyle buna benzer başka bir konuyla karşılaşırsak yaşar mıyız? Tabi ki yaşarız. Bu vatan sevgisinin verdiği bir önemli reaksiyondur.

 

Yaşananların bu ülkeye zarar verebilmesi için geçmiş yıllarda yapılan kumpaslar herkes tarafından biliniyor. Bunu iktidar da muhalefette, onlara oy veren her seçmen de, onların oy vererek kendisini temsil eden her vekil de bu işin kumpas ile yapılarak, devletin en mahrem yerlerine girildiğini herkes biliyor. Bu nedenledir ki, ülkemizin kendi insanının başına bomba yağdıranlarla, mağdur edilenler aynı kefede asla tutulamazlar. Bu ülke için mücadele eden ve tüm ülkelerden farklı ve disiplinli bir ordumuz varken, neden içlerine kadar girilerek bu hale getirildiğinin umarım herkes farkındadır. Sadece bu değil, bütün önemli noktalara kadar inilerek yaşatılan bu korkunç girişim sadece muhalefeti değil, iktidardakileri de tedirgin etmiş, hatta Cumhurbaşkanlığına da yapılmış olan bir tehdit olarak görülmüştür. Bunun bilinmesine rağmen hala ortada bir şeyler boşa konuşularak farklı söylemlerle insanların farklı düşünmesi sağlanıyorsa, sıkıntının başı buradadır diye düşünüyorum. Sonumuz hayrola.