20 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Musa Dinç

Musa Dinç

Web sitesi adresi:

Musa DİNÇ /  Sağlık İletişim Uzmanı, YAZAR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

ALTINKUM YAZARLAR FESTİVALİ’NDE AKTARIM  & KANIMIN KAYNAMASI

 

 

-Didim Belediyesi Katkılarıyla Altınkum 13. Yazarlar Festivali 1-15 Ağustos 2017 - yazıyordu katalogda.  Bu organizasyona maddi ve manevi destek veren sponsorların logoları da vardı kataloğun ön yüzünde, iç ve arka kapağında reklam da vardı.  İçeriğine baktım;  Didim Belediye Başkanı Sayın Deniz Atabay’ın önsözü ve festivale katılacakların isim ve fotoğraflarını gördüm.  Katılımcılar arasında ünlülerle beraber, ünsüzler de vardı; tabi ki bakış açısına göre değişir. Kimin ünlü, kimin ünsüz olduğunu halkın karar vermesi gerekirken; ne yazık ki mevcut sistem, medya veya adamına göre( dayı meselesi gibi,)   bir yönelim söz konusuydu.

Altın kum Yazarlar Festivali 15 Ağustos’ da sona eriyordu, 16 ve 17’ sinde de konuk yazarların imza günü belirtiliyor ve 28 kişinin adları yer alıyordu. Fotoğrafları yoktu. Teveccüh gösterip, beni de dâhil etmişlerdi;  aslına bakılırsa fotoğrafı olanlar konuk gibi ağırlanmışlardı,  biz ise,  ev sahibi konumundaydık; çünkü Didim’de yaşıyorduk. Bizim için ne bir otel gideri, ne de bir yol masrafı söz konusu değildi.  Konuk yazarlardan bazılarının ismi vardı, ama kendileri yoktu; bunlardan bazıları Kuşadası Kitap Festivalindeydi veya katılmak istememişlerdi. Organizasyon pek başarılı sayılmazdı, yine de her şeye rağmen;  bu imkânı bize sağlayıp, bizleri halkla buluşturan Didim Belediyesi’ne ve emeği geçenlere yürekten teşekkür ederim.

En iyisi mi, boş ver; her şey olacağına varır! Biz yaşadığımız o güne gelelim:

 

Salı, 15 Ağustos 2017 14:36

HERKES İÇİN YAŞAM

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı  / YAZAR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

HERKES İÇİN YAŞAM

Her kuşun eti yenmez, her ineğin ve koyunun sütü de içilmez.

Her insan; vicdan ve merhamet sahibi de değildir.

Her hayvandan, insanoğluna zarar gelmez; ama her insanoğlundan hayvanlara ne yazık ki çok zarar gelebilir.

Herkese güvenilmez, herkesle de dost olunmaz.

Herkesle kaşık atılmaz, sidik yarışına girilmez ve herkesle kavga edilmez.

Yol deyip geçme; herkesle yola çıkılmaz, arkadaşın hası yolda belli olur.

İçki şişede durduğu gibi durmaz; herkesle içki içilmez ve sofraya oturulmaz.

Herkesle oyun oynanmaz. Herkesle alışveriş yapılmaz.

Herkesle dertleşilmez. Herkese misafir olunmaz.

Herkesle dalga geçilmez. Herkese şaka yapılmaz.

Herkese yan bakılmaz, herkese tepeden de bakılmaz. Herkes hor da görülmez.

Herkese rehberlik edilmez. Herkes örnek alınmaz.

Herkese eyvallah denilmez.  Herkesin derdi, herkese yeter

Herkesin kendine göre bir yoğurt yiyişi vardır.

Herkes kendine baksın.

Herkes mutlaka kendine yetecek bir gücü vardır; ama şöyle ya da böyle.

Herkesin huzuru yerinde mi sen ona bak.

Herkesin ağzı var, torba değil ki büzesin.

Herkesin ağzına birkaç lokma girer; helal mi, haram mı sen ona bak.

Herkes, herkesin dedikodusunu yapar; herkes, herkesi kıskanır.

Herkesin derdi var; ama büyük, ama küçük.

Herkesin bir seveni var, önemli olan sabırla beklemesini bilmektir.

Herkese caka satılmaz, herkese böbürlenmez.

Herkes yoluna!...

Herkes, ektiğini biçer.

Her halay da mendil sallanmaz.

Her salataya maydanoz olunmaz.

Her işe burun sokulmaz.

Herkes çabalar; kimi utkuyla çıkar, kimi de hüsrana uğrar.

Herkesin gizli bir gücü vardır;  keşfedene aşk olsun.

Herkes uyur, ama kimileri de kâbus görür.

Herkesin canı patlıcan değil.

*HERKES İÇİN ADALET!

*HERKES İÇİN HUZUR!

*HERKES İÇİN BARIŞ!

*HERKES İÇİN ÖZGÜRLÜK!

*HERKESE İNSANCA YAŞAM!

*HERKESE İŞ, HERKESE AŞ!
*HERKES İÇİN CENNET!

Empatik temenni ve dileğimiz bu,

Malum; herkesin sonu kara topraktır.

***

“ Neylersin ölüm herkesin başında

Uyudun uyanmadın olacak"

 

-C. S. Tarancı.

Perşembe, 10 Ağustos 2017 15:14

TARSUS ‘U SEYYAHLAR GİBİ GEZDİM

Musa DİNÇ /   Sağlık İletişim Uzmanı-YAZAR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

TARSUS ‘U SEYYAHLAR GİBİ GEZDİM

2008 yılında kamu görevim nedeniyle yerleşmiş olduğum Mersin İlinin Tarsus İlçesi’ne 2015 yılında emekli olunca ve özel bir okulda yeniden görev alınca ayrılmıştım. İki yıl aradan sonra Tarsus’a bir haftalık gezi yaptım. Eski dostlarımın, mesai arkadaşlarım ve değerli komşularımın bir kısmını görme şansını da yakalamış oldum. Tarsus’a bir özlemim vardı, onu gidermeye çalıştım. Seyyahlar gibi gezdim, dolaştım; eski günleri yâd ettim ve dostlarımla da yarenlik ettim.

Tarsus’a ilk geldiğimde nüfus 120 bin civarında idi. 2015 te ayrıldığımda 230 bin ve yıl 2017/ şimdi nüfus 330 bin.

Tarsus ve Mersin’e yaşam iksirini veren Berdan Çayı’dır. Tarsus ve Mersin’in içme suyu da buradan karşılanır. Su bolluğu vardır. Kanallar vasıtasıyla sulama yapılmaktadır. Ekilebilir verimli tarım arazileri bir hayli vardır. Sebze ve meyve yetişmesi bakımından gayet iyi ve bolluk vardır.  İlçeye yoğun nüfus artışı yaşanmaktadır;  bu da gösteriyor ki Tarsus çok göç almaktadır. İlçede aşırı derecede betonlaşma ve çok katlı bina artışını gözlemledim.  Otobanın üst kısımları imar iznine açılmış olmalı ki, çok katlı binalar göze çarpmaktadır.

İlçe merkezinin içinde yer alan Tarsus Parkı yeniden restore edilmiş, halkın hizmetine sunulmuş; yine önemli yürüyüş bulvarlarından Yarenlik Alanı dizayn edilmiş, Tarsus’ta yaşamış ünlülerin büstleri buradan kaldırılıp Tarsus Parkı’na nakledilmiş olduklarını gördüm. Yarenlik Alanı’nda yer alan kafelerin kaldırılmasını olumlu buldum, Burası biraz genişletilmiş, halkın kullanımına açılması çok iyi olmuş.

***

Tarsus; yıllar boyunca farklı inançlara hizmet eden tarih ve ilim merkezi olarak, dünyanın ilgi odağı olmuştur. Aziz Paul, Daniyal Peygamber, Hz. Muhammed'in müezzini Bilal-ı Habeşi, Harun Reşid'in oğlu Halife Ma'mun ve Antik Çağın ünlü filozofu Aristo, tabiplerin atası Lokman Hekim, Mısır Kraliçesi Kleopatra ve Romalı Komutan Antonius Tarsus'ta yaşamıştır.

Tarsus İklim yönünden; yaz aylarında çok sıcak ve aşırı nemli, kış ayları ise; ılık ve yağışlıdır. Yaz aylarında terlemekten dolayı, bir günde üç kez iç çamaşır değiştirdiğimi biliyorum.

Tarsus'a özgü yemekler kuşgözü, el kıyması, humus, telatur (teletür), eya dolması, şırdan, tutmaç çorbası, lepe, övelemeç, yüzük çorbası; tatlılar tarsus baklavası (cevizli), cezerye, bandırma ve lokumdur.

Ne zaman Tarsus’tan il dışına çıksam muhakkak 2-3 kilo cezerye ile dönerim.

Tarihi yerleri, mekânları çok sevdiğim için defalarca gezmeme rağmen yeniden gezdim. Kleopatra Kapısı, Onur (Özgürlük) Yazıtı, Roma Yolu, Hipodrum, Gözlü Kule Höyüğü, Bilal-i Habeş Mescidi:  Kubad Paşa Medresesi, Altından Geçme (Roma Hamamı)  Şahmeran Hamamı (Eski Hamam)   Yeni Hamam  Kırk Kaşık Bedesteni (Beyaz Çarşı)  Gülek Boğazı ve Kalesi, Ulu Cami, Makam-ı Şerif Cami: Cami (Kilise Camisi) Eshab-ı Kehf Mağarası, Aziz Paul Kilisesi, Tarihi Tarsus Evleri

***

Tarsus’a yolunuz düşerse şayet;

Kleopatra Kapısından geçmeden,

Roma Dönemi'nde yapılan Antik Yoldan yürümeden,

Eshab-ı Kehf Mağarasını, Ulu Camiyi ve Makam-ı Şerif Camisini, Eski Camiyi, Bilal-i Habeş Mescidini, Kubad Paşa Medresesini, yeni Hamamı görmeden,

Aziz Paul Kilisesini ve Aziz Paul Kuyusunu ziyaret etmeden,

Tarsus Müzesini ziyaret etmeden,

Birbirinden değerli arkeolojik eserlerin sergilendiği zengin Tarsus Müzesini ziyaret etmeden,

Barajın çağlayan sularının görüntüsünü ve sesini hissetmeden,

Şelalenin yanında oturup damak zevkinize hitap eden yöresel yemeklerin tadına bakmadan,

dönmeyin.

Salı, 01 Ağustos 2017 12:06

ASIL TEHLİKE

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

ASIL TEHLİKE

Tüm sapıklar, psikopatlar, meczuplar, şizotipal kişilik bozukluğu vakalar; bizim vatandaşlar arasından mı çıkacak hep (?)

Açıkçası hem üzülüyorum, hem de utanç duyuyorum!...

Gazeteci Yazar Abdi İpekçi’nin katili ve Papa suikastçısı Mehmet Ali Ağca, sonrası malum, bu adam kendisini Mesih ilan etti. Refah Partisi Milletvekillerinden Hasan Mezarcı kafayı sıyırdı, önce Ulu Önder Mustafa Kemal’e dil uzattı, başarılı olamayınca bunun da şanzımanı yalama oldu, kendisini bu da Mesih ilan etti.

Ya Akit Gazetesi Yazarlarından Hüseyin Üzmez ’in, vefatından önce yemiş olduğu haltlara ne demeli (!?)

Adana Müftüsü ’nün Kur’an kursu öğreticisi ile çıplak uygunsuz yakalanması ve sonrasında söyledikleri ironik manzara:

“ Hatım indiriyorduk!”

Gülelim mi, ağlayalım mı?

Vakfın çirkin, bademleme icraatları!...

İstesek, örnek uzadıkça uzar; hele son günlerde 5. Vitesle yol alan laiklik karşıtı hareketler; korkmadan, çekinmeden Atatürk’e saldırmayı marifet sayanlar çok acı veriyor.

Son günlerde ülkemizi tedirgin eden, maddi ve manevi zararlara yol açan deprem sarsıntıları, sel, hortum ve tsunami felaketleri pek kaygılandırmıyor beni.

Asıl felaket; yobazlığın, laiklik karşıtlığının ve Atatürk düşmanlarının çoğalması ve ivme kazanmasıdır.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e dil uzatan şeref yoksunlarından biri de şizotipal kişilik bozukluğu sergileyen Hasan Mezarcı idi.

1992-1994 yılları arasında Artvin / Ardanuç Sağlık Meslek Lisesinde Müdür Yardımcısı ve Meslek Dersleri Öğretmenliğimi sürdürüyor, bir yandan da 08 FM Radyosunda haftada bir saatlik " Mizah Köşesi programı yapıyordum; ayrıca Artvin Çoruh Gazetesinde de haftada bir makalem yayımlanıyordu. Program yaptığım radyoda Hasar Mezarcı denen; meczup, yobaz hastayı eleştirmiş, yerden yere vurmuştum. O hafta programım dinleme rekoru kırmış; çok tebrik ve kutlama mesajı almıştık.

Bu sapık, yobaz, Atatürk düşmanları cesareti nereden buluyorlar?  Asıl soru bu (!?)

*Elinde” İŞİMİ İSTİYORUM “ diye pankart taşıyan emekçilerin kolunu kıran polis, Şanlıurfa’da Atatürk heykeline saldıran yobaza rica ediyor.

( *Sosyal Medya’dan alıntı)

 

İnanamıyorum. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün hem yurdunda yaşayacaksın, hem cebinde onun üzerinde resmi olan parayı kullanacaksın, hem de TC kimliğini kullanacaksın; bir de utanmadan, arlanmadan ona hakaret edeceksin ve yetkililer, kibarca ikna etmeye çalışacaklar seni.
Gerçekten inanmıyorum, inanamıyorum; inanmak istemiyorum!

Cuma, 28 Temmuz 2017 13:34

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - V

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - V

*GÖZLEM
*"Her kim bir makama veya mevkie geldiği zaman, sanki hiç gitmeyecekmiş veya ömrünün sonuna kadar o koltukta oturacakmış veya ne oldum delisi gibi davranmışlardır." Oysaki bir idrak etseler; kimler geldi, kimler gitti!

* Siyasete bulaşan / özellikle egemenden yana olan bazı sanatçılar; halkın nazarında sanatçılık vasfını yitirmişlerdir.

*Gerçek sanatçı olmak; sadece halkın sevgisini kazanmakla olmaz, egemenin değil, mazlum halkın yanında, hak ve hukukun yanında yer aldığı zaman; o sevgi pekişmiş olur, eğer o yoksa sanatçılığı havada kalır ve belli bir süre sonra da, balon gibi söner.

*Bugüne kadar sağ iktidarlar çok iyi çalıştı, kime çalıştı?

Tabi ki seçmenlerine ve ideolojilerine. O halde çalışmayan veya çalışsa da; ağır aksak, tutarlı politika üretmeyen sözde sol iktidarlardır. Ne yazık ki, gerçekler acıdır.

*Dünyanın zevk ve sefasına düşenleri, yozlaşmaya hizmet edenleri, duyarsız ve gamsız olanları da tarih affetmeyecektir.

*Kul hakkı, rüşvet, hırsızlık, yalan, tefecilik, para hırsı, açlık, sefalet, hak gaspı, uyuşturucu tacirliği, mafya, küçük çocuklara cinsel saldırı; adamına göre makam- mevki olan bir sistemde; tüm okullar imam hatip olsa, tüm dersler din dersi olsa ne yazar (!?)

*Biri var ki, birilerine ait sembollerle selam vererek; kaş yapayım derken, göz çıkardığının farkında değildir. Biri var ki; bukalemunu sollamış, halen kendisini solcu sanıyor. Yine biri var ki; muhalefet de olduğunu unutmuş, kendisini hükumet sözcüsü zannediyor.

*Huzur varsa, bayram da vardır.

*Huzur arayanlar, huzura hasret kalanlar, aslında keramet  /sihir çubuğu sizin elinizdedir.

*Türkiye'de duyarlı olan tüm vatandaşların psikolojisi bozulmuştur: “ Uykusuzluk, çabuk sinirlenme, alınganlık, parlama, öfkelenme, iştahsızlık veya çok yeme, kızma vb.gibi.”

*İki kişilik bir aile / restoranda bir öğün için; iki porsiyon yemek, yanına ayran, su, bir porsiyon baklava ve iki dondurma yediği zaman en azından 80 TL öder. Bir kitabın fiyatı 10, 15, 20 tl arasında değişir. Mideye gelince millet bonkör, kitap satın almaya, (beyin gelişimine) gelince, millet cimri davranır.

***

**YANDAŞ / TARAF

*Yandaş medya, yandaş şirket, yandaş taşeron her taraf yandaş; çığ gibi büyüyor. Küçük bir ilçede bir bakmışsın 100 tane Bim marketi, 60 adet 101, 30 tane Şok market. Hastane temizlik firmalarına bakıyorsun yandaş, yemek şirketleri yandaş; düşünün o kadar iş yerinde çalışanlar hepsi sisteme kendini borçlu hissediyor. Çark küçük esnafın aleyhine dönüyor. Küçük esnaf can çekişiyor, yaşam alanı tamamen yok edilmiş durumda.

*Aydın / yurtsever memur, işçi; özlük haklarından olmuş. Hangisini sayayım; zincirleme sorunlar peş peşe!...

*Egemen sınıf kendilerine gelince bol kepçe, mazluma ise zırnık koklatmıyorlar.

* Vatandaşlar eskiden edindikleri birikimleriyle yaşantılarını idame etmeye çalışıyorlar.
*Cuma günü geldiğinde; " Hayırlı cumalar ve Kandil kutlamalarına” üzülüyorum. Vatandaşlar bu mesajlarla teselli mi oluyor? Vatandaşın derdi bir hayli çok, biraz da bunlarla ilgilenilse hiç fena olmazdı.

*Vatandaş inim inim inliyor; yağlı börekler, zevkten dört köşe olanlar, kalın ense, büyük işkembeliler, uyuşturucu tacirleri, mafya ve  yobaz şebekeleri  ise halinden çok memnun.

*Dramatik Sistem; yozlaşma ve vatandaşını kaz gibi yolmayla meşgul. Ağır vergiler, pahalı akaryakıt, hayat pahalılığı ve enflasyon…

*Şimdiye kadar tarihsel süreç de (gelmiş / geçmiş), tutarsızlık da, bugün dediğini yarın inkâr eden, seviyesizlik de Rekorlar Kitabına girebilecek siyaset adamları arenada boy gösteriyor.

*Oh ne ala (!) Kayyum, kurumsal hale getirildi.

* “Ne haldesin kardeş?” “OHAL’deyim!”

*Öyle muhalif gibi görünen partiler var ki; memleketin istikbali için hiç bir icraatları yoktur. Sadece kafaları stigmaya / damgalamaya çalışır. Nemalanması, politikası ırkçılık üzerinedir.

*"Her cepheden saldırı altındayız; sağlık, güvenlik, psikolojik!"

*" Can ve mal güvenliği deriz ya; ne acı ki, ülkemizin güvenliği de tehdit altındadır! Kimse tehlikenin farkında değildir. "

*Devletin temeli: " * Hukuk * Laiklik *Sosyal Devlet ve Çağdaş Milli Eğitim’dir. "

*FKB  (Fizik, Kimya, Biyoloji) /  Fizik; Ekolojik çevremiz bozulmuş, Kimya dersen, kimyamız da bozulmuş; FK bozulur da Biyoloji sağlam kalır mı, haliyle organik ürünlere hasret kaldık.

*Doğal Afetler; mega kentleri esir almış durumda. Belediyelerin bu konuda özeleştiri vermeleri gerekmez mi(?)

*Son belediye zabıta vakıalarına istinaden; "Yoksulluğu bitiremediklerini anlayınca, yoksulları bitirmeye başladılar."

***

 

Pazartesi, 24 Temmuz 2017 13:50

DİDİM / TEMİZ DENİZ

Musa DİNÇ / Sağlık iletişim Uzmanı – Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

DİDİM  / TEMİZ DENİZ

Cuma, 21 Temmuz 2017 13:55

ŞİİR DÜNYASINA / MERHABA

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, YAZAR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

ŞİİR DÜNYASINA /  MERHABA

* ÇOBAN MATI

Yayım yılı: 2011,    Türü: Şiir

Yazarı: Gökhan CENGİZHAN

Çocukluğa özlem, belirsizlik tünelinde arayış ve yalnızlık denkleminde aşk, sevgi.

Mayın tarlası gibi bir yürek, imgelem denizinde gelgitler… Yazgıya haykırış, korunaklı sur girdabında dizginlenemeyen aşk ateşi.

“ Geldin çağrısız” hamlesiyle çoban matına hazırlanan Şair’ in dizeleri duygu yüklüdür.

“ Pupa yelken aşkımız” dizesiyle, adanmış aşk parolasıyla ufka yolculuk ve bedeli her an ödenmeye hazır fedakârlık ruhunu görmüş oluyoruz.

Yüreğin atışlarında ritmik ayar arayan Şair; uzun yolculuklar, denenmiş arkadaşlıklar simgesel küre koduyla topaç;  sırdaş ve yoldaş oğul, iyi ve kötüye özeleştiri deryasında, hayata dair içselleştirilmiş fırtınalar ve gem vurulamayan aşk!

İyi niyetle yüzleşmeler!… Acımasız yaşam çarkında çocukluğunu doyasıya yaşayamayan boynu bükük zavallı çocuklar!…

Gençlik döneminde acınası yaşanmışlıklar, savaş enkazı, doğa tahribatı; yok olan tarih ve hafızalardan silinmeyen Lazkiye!

Gündelik doğal ev yaşamından kesitler, hatıralar, yıkılan çürük dostluklar…

Çiğdemle aktarım ve tasarım bulan son şiir.

***

“Çoban matı “ şiir kitabını oğlu Ali Güney’e ithaf eden Gazeteci  / Şair ve Türkiye Edebiyatçılar Derneği Başkanı Sayın Gökhan Cengizhan 1959 Adana Doğumludur. Hacettepe Üniversitesi’nde felsefe, ODTÜ Ekonomi ve Sosyoloji okudu. 1984 yılında “Omuzunda Bir Puhu Kuşu “ şiir kitabı yayımlandı. 30 yıldan bu yana kültür, sanat edebiyat dergilerinde şiirleri ve eleştiri yazıları yayımlanıyor. Şiirleri 8 dile çevrildi.

Az kelimeyle çok söz söyleyerek şiirin hakkını fazlasıyla veren Türkiye Edebiyatçılar Derneği Başkanı Sayın Gökhan Cengizhan, Ocak  / 2012’de Çoban Matı şiir kitabını bana imzalamıştı, kitaplığımı karıştırırken elime geçti, ‘okumadan elimden bırakmayacağım,’ diyerek, keyifle okudum ve analizini yaptım.

“Samimiyetle söylüyorum abartı yok. Şiirlerinin tadına doyamadım.”

***

Çoban Matı / şiir kitabından bir şiirle yazımızı noktalayalım.

OMZUMDA BİR PUHU KUŞU

dipten dibe akıntı çamuru sürüyor

üstte dalgalar gibi coşkulu çocuklar

avuçlarımız çakıl dolu saydırıyoruz durgun sulara

iki üç daha fazla

gün yüzü görmeyen kör köstebekler gibi

gene o bakir topraklardayız

Toz kondurulamayan büyü kutsuyor toyluğumu

Omzumda bir puhu kuşu güya ben yenilmişim ağlıyor

Yıkıl iyi niyet burcum!

Salı, 18 Temmuz 2017 10:30

SUDA BOĞULMALAR / İLK YARDIM

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Sağlık Eğitimcisi / Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

SUDA BOĞULMALAR  / İLK YARDIM

Cumartesi, 15 Temmuz 2017 10:12

AH TAMARA

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı YAZAR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


KİTAPLARA BAKIŞ / PENCEREMDEN

AH TAMARA

· Yazarı: Taylan Özgür KÖŞKER /  Öğretmen,

· Baskı yılı: 2017, Türü:  Öykü

Eğitimciliği ve yazarlığıyla meslektaşım olan Sayın Taylan Özgür Köşker’le ortak yönlerimiz bir hayli çok. Denizi seyretmeyi, öykü yazmayı, roman, şiir ve masal okumayı çok seven Değerli Köşker kardeşimle biçimsel anlamda kesişiyoruz.

İnsan yaşam döngüsü ve evren perspektifinde insan kendisine benzeyeni gördüğünde kanıksama ve aktarım haliyle devreye girer.  Eser beğenisi veya sempatik yaklaşım tabi ki yeterli olmaz; desteklemek, yüreklendirip cesaretlendirmek, imkân dâhilinde elden tutmak da gerekir; ön görüm, bana bunu söyletiyor.

Sayın Taylan Özgür Köşker, PTT Kargosuyla kendisine ait “ Ah Tamara” adlı kısa öyküler demetinden oluşan kitabını, nezaket gösterip gönderdi.  25- 30 yıldır okumayı bekleyen kitap sayısıyla, neredeyse beş bini bulan kitaplığımın ilk okunacaklar bölümüne koydum ve ilk öncelik şansı bu kitaba verip, keyifle okudum.

“Ah Tamara “ kitabında toplam altı öykü var. Kitabın adını taşıyan “ Ah Tamara” öyküsü bir yolcunun anlatımından yola çıkarak ve yazarlık hünerini de kurgu ile bütünleştirip,  estetik bir yaklaşımla sunulmuş. Van’da ben de öğrencilik yaptığım için,  efsaneleşmiş öykü, tanıdık geldi bana.

Altın öyküsünde; hayvan sevgisini simgeleştiriyor,  insan dostu / evcil hayvanlara, insancıl yaklaşılmasını tema ediyor.

Kırlangıç öyküsü; duygu yüklüydü. Doğa ve ekolojik denge özlemine vurgu yapan yazarın dili sıcak ve içten.  Öykü; çocukluk günlerime götürdü beni. Diyarbakır Cumhuriyet İlkokulu 4.ncü sınıf öğrencisi iken, duvar gazetesine öncülük etmiştim. Adını da ‘Kırlangıç ‘koymuştuk. Yaz aylarında Diyarbakır’ın kavurucu, bunaltıcı sıcaklarında geceleri damda ahşap bir tahtın üzerinde yatardım. Güneş ışığı tepeme vurduğunda uyanırdım. Bir sabah tahtın altında yaralı bir kırlangıç gördüm. Bizim bölgede kırlangıçlara kutsal kodlama gözüyle bakılır. “Hachacog “ olarak adlandırılıyor bizim memlekette.  Hacı, ya da hacılar gibi hicret edenler gibi bir şey.  Kırlangıcın bakım ve tedavisini üç gün üstlendim. Kendisini toparladığına iyice emin olduktan sonra, dama çıktım ve onu gökyüzü boşluğuna bıraktım. Havalandı, tepemde üç sorti yaptıktan sonra gözden kayboldu. Belli ki o üç sorti, üç selam mahiyetindeydi. “ Güle güle sevgili hachacog !”

Öykünün ‘dede ve ninenin köy yaşantısı ‘ bölümünde de “Arkadaşım Ninem, Adaşım Dedem “ çocuk klasiği / kitabımdaki anılarımı çağrıştırdı. Burada da; ‘ sevgi ve sahiplenmek ‘dürtüsüne yanıt verebilecek güzel bir öykü örneğini görmüş oluyoruz.

Çarşamba, 12 Temmuz 2017 15:03

ADALET

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

ADALET

Gerçek adalet anlayışı; Hipokrat’ın andının gereklerini yerine getirmekten hiçbir farkı yoktur. Dil, din, ırk, cins ayırımı gözetmez; herkese eşit mesafededir ve haklının yanındadır.

Adalete bakış açısı; bir öğretmenin kuyumcu titizliğiyle öğrenciye sınavda hak ettiği notu vermektir.

Adalet nalıncı keseri gibi egemenin her şeyi kendisine, yani işine geldiği gibi yontması değildir.

Adalet, hakkı savunmaktır, haklının safında yer almaktır.

Adalet şefkattir, merhamettir, kimsesizlerin dayanağıdır.

Adaletten yoksun bir devlet düşünemiyorum, Adaletin bittiği yerde zulüm, baskı ve keyfilik vardır.

Adaletsiz bir yaşamı tasavvur edemiyorum. Adalet; yaşam için su ve oksijen kadar elzemdir.

Devletin temeli adalettir, toplumsal yaşamın sigortası adalettir.

Adalet olmayan yerde kaos olur; kargaşaya, anarşizme ve terörizme davetiye çıkarır.

Adaletten yoksun topluluklar / unsurlar feodaliteye, ilkel yaşama dönüş yaparlar.

Gerçek adalet; haklının, haksız karşısında savunulması ve korunmasıdır.

Güçsüzün, güçlü karşısında tek korunağı sağlıklı işleyen adalettir.

***

Şimdi gelelim Ana Muhalefet partisi CHP’nin Adalet Yürüyüşüne, gayet başarılı buldum. Demokratik tepkinin bir tezahürüydü.

İstanbul /   Maltepe'deki mitingde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun söylemleri de iyiydi; ama on maddelik manifesto niteliğindeki maddeleri yetersiz ve cılız buldum.

Kitlelerin buluşmasında ortak amaç: Adalet arayışıydı.  Bu insanları sokağa çıkarmak için doksan bin camiden sela okunmadı, bedava ulaşım da yoktu, mitinge gelsinler, diye rüşvet de dağıtılmadı.
Tehditle, korkuyla, zorlamayla gelen de yoktu. Fotomontaj yok... Bedava döner ayran yok, sucuk ekmek de yoktu.

Tek istedikleri adalet!  Herkes için adalet!

Adaletin olmadığı yerde sistem de sağlıklı çalışmaz.

Uzun maraton CHP için tarihi bir milat, ama yine de önemli olan yansımaları; bekleyip, göreceğiz.

* 10.07.2017 Fox Tv 19.00 / Ana Haber Bülteni’nden bir haber:

“Taşeron işçi, ayak başparmağı konteynere sıkıştı ve parmağı koptu, ambulansla önce özel bir hastaneye, oradan da bir kamu hastanesine gönderildi ve ne yazık ki zamanında gereken müdahaleyi bırakın, pansumanı bile yapılmadı.”

Bundan çıkan sonuç: Kamyon edebiyatında olduğu gibi:

“Canımız Allah’a mı emanet!...”

Siyasi otoriteler, STK ‘lar, kamu kurumlarında etkili ve yetkili bürokratlar, devletin kilit noktalarında çalışan idareciler, memurlar sağduyulu davranmak zorundadırlar. Şiddet, nefret ve ötekileştirme dilini kullanmaktan uzak durmaları gerek. Heterojen bir yapıyı homojen yapıya dönüştürmek tabiata aykırıdır. Kültür çatışmasından çok, kültür alışverişinde bulunmak, ondan yararlanmak daha yararlı olmaz mı?

Demokrasiye özlem vardır, o halde demokrasinin gereklerini de yerine getirmek gerekmez mi? Bakıyorum ve gözlemliyorum. Ülkemiz gerçekleri görmezden geliniyor ve aykırı tutumlar sergileniyor. Kürt ve alevi kelimelerine karşı sürekli birileri tarafından fobi olarak algı oluşturuluyor. Haliyle damgalanma /  stigma ile karşı karşıya kalıyor ve toplum kutuplaşıyor. Kürt ve alevi fobisi pompalandığı sürece, zor demokrasi gelir.

Şunu asla göz ardı etmeyelim.  Demokrasi ve Adalet kavramları iki bileşendir.

Yaşasın Adalet!... Yaşasın Demokrasi!...