23 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Musa Dinç

Musa Dinç

Web sitesi adresi:

Perşembe, 20 Nisan 2017 20:18

REFERANDUM ÖNCESİ, SONRASI; YANSIMALARI

MUSA DİNÇ  /   Eğitimci Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

REFERANDUM ÖNCESİ, SONRASI; YANSIMALARI

HAYIR MI / SEVAP MI?


Geceden 'hayır' heyecanı basmıştı. Oldum olası yasakları sevmemişim, bende fobi olmuş hep; çiğnemezsem rahat edemem.

O kadar içki müptelası değilim, bir dost olursa tek tük bir iki dubleye hayır demem; ama yalnızken de şarap içerim.

Yarın uyulması gereken kurallar anons ediliyordu. "İçki yasak " diye. Ta bir hafta önceden şarap tedarikini yapmıştım. Kırmızı şaraptan bardağıma boşalttım; yanına fındık, leblebi, ceviz, badem; bir tabak da soyulmuş, dilimlenmiş meyve çeşnisi eh  iki bardakla yetindim.

Yılmaz Güney filmlerini aratmayan İrfan Atasoy'un 'Hamal ile 'Rezil' filmlerini izledik eşimle; sonra uyku moduna girdik girmesine, yine de uyku tutmadı; bir an önce sabah olsun da gideyim 'hayır işleyeyim ‘diye.

Oh gün aydınlandı, kahvaltı yapmadan hazırlanıp giyindik, ver elini oy kullanacağımız Cumhuriyet İlkokuluna.

Oy kullanacağımız okulun adı çok güzeldi. Zamanında mezun olduğum okulun adı da Cumhuriyetti. Cumhuriyete sahip çıkmamız farz olmuştu adeta.

Yolda dört aile ile karşılaştık, yüzleri ışıl ışıldı. Belli ki bunlar da vicdanen rahatlamıştı. Gayri ihtiyari dayanamadım bir aile ile diyaloğa girdim.

“Allah hayrınızı kabul etsin!” dedim.

Belli ki benden pozitif ışık almışlardı: " Hayrımızı yaptık," dediler.

“Biz de hayır işlemeye gidiyoruz," dedim.

Dört aile ile gayri ihtiyari iletişim kurduk, üç aile hayırlı (in)çıktı, bir aile hayırsız (Out) çıktı. Anket gibi düşünürsek % 75 hayır, %25 evet çıkacak. Didim 'de durum bu.

Çok şükür, oyumuzu 'hayırla taçlandırdık.' Tatmin olmuşçasına büyük haz aldım.

Biraz yürüyüşle 100 kalori verdik, sonra evin yolunu tuttuk, yol kenarında kır çiçekleri ve güzel papatyalar gördük, bir deste topladım. Bu arada bir taksi yanı başımızda durdu. İçine baktım. Orta yaşlarında bir Cumhuriyet Kadını. Kolay kolay yanılmam. Hayırlı bir yüz ifadesiyle:

"Affedersiniz Cumhuriyet İlkokulu nerede?" diye adres sordu.

Tebessüm ettim, mizah niyetine:" Eğer hayır işlersen okulun yerini söylerim, " dedim.

Kadın bir kahkaha atarak, şoför koltuğundan az daha dışarıya savrulacaktı:

"Beyefendi hayır işlemek için sabırsızlanıyorum," demesin mi!

Beraber gülüştük, okulu tarif ettim:

“Haydi hayırlısı olsun,” diyerek, kır çiçeği ve papatyalar demetini hanımefendiye sundum."

Referandum öncesi Didim ile ilgili sonuç tahminim tuttu.

****

*Seçim günü saat 18.00 den sonra Fox Tv'de referandum sonuçlarına odaklandık. İsmail Küçükkaya ve Fatih Portakal ikilisi sunuyor, 4 tane de cesaret yoksunu, yandaş analizci koymuşlar, yine iktidarın papağan-lığını yapan sözde Kamu kurumu olan Anadolu Ajansının maniple sonuçlarıyla halkı kandırmaya çalışıyorlar. Sözde yandaş olmayan kanal. Fatih Portakal'da kalkmış milleti teselli ediyor, yok eskiden bu kadardı şimdi bak bu kadar olmuş. Yuh size!

“Göz olanı, akıl olacağı görür.”

Musa DİNÇ

Suriyeli, Suriye’yi batırdı; şimdi bu Suriyeliler oy kullandı, vergilerimizle maaş alıyorlar, her biri iki kadınla evli; çoluk- çocuk dersen kuluçka makinası gibi, 10 yıl sonra memlekete de sahip çıkacaklar. Ah!... Ah!.... Görmeyen gözler kör olsun!...

****

Referandum bitti, ama yankıları devam ediyor ve hep de devam edecektir. Aslında abartılacak bir şey yok. Daltonların cirit attığı bir alanda dürüstlük beklemek saflığın ötesinde bir şeydir.

****

Bir toplu iğne ucu kadar demokrasi inancımız kalmıştı, şaibeli referandumla o da bitti. Bu arada '‘Demokratik Siyaset' de öldü.

****

*Filmin adı:" Kanun benim" vizyonda.

*Milletvekilinin vatandaştan hiç bir farkı yoksa gereksizdir.

*Sözü para etmeyen milletvekillini / milletvekilimi ben ne yapayım.

*Kerhanede, o.s. kuralları, kumarhanede de racon kuralları geçerlidir.

*Aydın Kürtler ve Aleviler ülkenin sigortasıdır.

Formun Üstü

***Üzgün

Kızgın

****

*Kumarhanede; kumarhane zarıyla zar atılmaz, kâğıdıyla oynanmaz!

*Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven’in eşi I.Melih Gökçek'ın danışmanıymış.

*Üstat Aziz Nesin'in soyadları ile ilgi güzel tespitleri vardı, birden aklıma geldi de. Soyadıyla öz deşmeyen bir yığın insan var.

*Bir hesap yapılırken doğruluğu için sağlaması yapılırdı.

****

*Düşünüyorum da Bir reis_i cumhurun muhtarlarla ne işi olabilir; muhtarla işi olan kaymakamdır.

*Devletin nezdinde Bayburtlu itibarlı olursa, Ovacıklı da havasını alırsa, işte buna bölücülük deriz.

*Vatandaşın biri demiş ki; “Mühürsüz Milli Piyango biletime büyük ikramiye çıkarsa geçerli mi YSK?”

*Kanun ne demek; "güçsüzün, güçlü karşısında hakkını ve hukukunu korumaktır."
Kanun, egemenden yana ise orası devlet değil; olsa olsa ağalık, derebeyi veya eşkıya düzeni hâkim olur.

*Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncü de yakayı ele verir.

*Bu şaibeli seçimle devlet; devlet olma vasfını yitirmiş olup parti devletine transfer olmuştur.

*Üreten değil, tüketen bir toplum olduk ve millet işini gücünü bırakmış haksızlıklarla ve zulümlerle boğuşuyor.

*"Mutsuz ülkenin mutsuz vatandaşı olduk."

*Üniversite Sınavına 1 Dakika Kala Öğrencileri Sınava Almayan Kuralcı Devlet; 2,5 Milyon Mühürsüz Pusulayı Kabul Ediyor.

***

*Biz normal bir vatandaşız, elimizden geleni yaptık oyumuzu verdik, oyumuza sahip çıktık. Bu memleketin hiç mi sahibi yok (?) Savcısı, Hâkimi, Generali, Paşası... STK lar... ve diğerleri...
(Şaibeli referandum sonucunu hazmedemiyoruz.)

***

*Kürtler bölücüdür diye damgalayan her kimse terbiyesizdir ve şeref yoksunudur. Bu ülkeyi en çok seven ve sahiplenen de aydın ve bilinçli Kürtlerdir.

*Bir insan oturduğu koltuğu hak etmiyorsa, ondan her şey beklenir.

*"Güvensizlik" duygusu oluşmuşsa çürüme başlamıştır.

Hiç bir partiye üye değilim, tüm çabalarım Atatürk'ün işaret ettiği gibi laik, hukuk, sosyal, çağdaş ve demokratik bir Türkiye içindi.
"Yurtta Barış, Cihanda Barış."
"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir."
Mustafa Kemal Atatürk.
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi tüm okulların sınıflarında asılı, süs niyetine mi asılı?

***

*"Şıracının şahidi Bozacı "
Kürtçe versiyonu: "Şadê rovî, terîya rovî "

*Kumar makinaları ayarlanır, istediğin kadar çarkı çevir, rulet hacı yatmaz dan yana.

*Rahmetli Tayfun Talipoğlu anlatmıştı bir televizyon programında:
"Bu dişi deve Şamlınındır." Meselenin özü bundan ibarettir.

***

Cuma, 14 Nisan 2017 11:13

CÜCE ŞEYHMUS

Musa DİNÇ  /  Eğitimci Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

CÜCE ŞEYHMUS

“ Mardin kapı şen olur

Dibi değirmen olur

Buralarda yar seven

Mutlaka verem olur.

Celâl Güzelses

Keçi Burcu’na çıktınız mı hiç? Keçi Burcu deyip, geçmeyelim hemen. Buradan kuş bakışı baktığınızda, yeşilin bütün tonlarını bağrında barındıran, zerzevatın kaynağı Hevsel Bahçelerini, haram suyla çalışan değirmenleri; bulanık ve küskün akan Dicle Nehri ve ta uzaklardan göz kırpan tarihi On Gözlü Köprüyü görürsünüz.

Diyarbakır’ın güneyi boyunca Dicle Nehri akar. Çevresi verimli topraktan beslenmenin verdiği rehavetle gelişmiş kavak, söğüt, çınar ve yaşlı dut ağaçlarıyla doludur. Bahar gelince ağaçlar güneşten utanıyormuşçasına yeşil giysilerine bürünür. Gazi Köşkü yaz sıcağının yardımıyla yersizlerin, yurtsuzların, sarhoşların evi olur. Tabiat anaları onlara, çimenlerinden bir yatak hazırlar, onlar da bu misafirperver kucakta cömertçe vakit öldürürler.

Cüce Şeyhmus da Sur dibi, Gazi Köşk’ü, Ben-u-Sen üçgeninde barınan yersiz, yurtsuzlardan biriydi. On bir yaşlarında ya vardı ya yoktu. Ufak tefek, cılız bir çocuktu. Onun yaşındakiler hayatın “H” sini bilmezlerdi. Şeyhmus’unsa bilginceydi.

Küçük yaşta babasını kaybetmişti. Anasıysa, dayanamamış hayatın yıkıcı, yıpratıcı şartlarına, kocaya gitmişti. Üvey evlat olmak, Şeymus’a hayatın “ H” sini öğretmeye yetmişti, artmıştı da. Dövmeler, azarlar, küfürler biteviyeliği içinde Şeyhmus büyüdü, serpildi. Herkesçe tatlı gün damgası vurulan çocukluk günleri, onun için azap oldu.

Nihayet, Şeyhmus dayanamadı ve kaçtı.

Taşı toprağı altın edebiyatıyla, mıknatıs gibi çekiciliğiyle düşlediği İstanbul’daydı artık; ama o İstanbul’da bir zerrecikti. Kendine göre bir iş bulamadı. Sokak çocuklarıyla yatıp kalktı. Şeyhmus, kos koca on milyonluk bir şehirde tanımadığı insanlar arasında yapayalnız buluverdi kendini. İşte bundan sonradır ki, zaman Şeyhmus’a hayatın gerçek alfabesini öğretmeye başladı.

Şeyhmus, Sur dibinde esrar çekenler, şeş- beş atanlar, bally çekenler, tiner koklayanlar, şarap içenlerle tanıştı.

Kırıklara yarenlik etti. Kavgalar, didişmeler, çöplükten topladığı hurdalar v.s…

Şeyhmus’u eli, yüzü kir içinde bir sokak çocuğu olarak görmek mümkündür artık.

Düşlediği gibi çıkmamıştı İstanbul; gizliden bir nakliye kamyonunun kasasına binerek, gelmişti Diyarbakır’a.

Eline geçen parayla bally alan Şeyhmus, boş bulduğu arazilerde ballyi körpe akciğerlerine çekerek hûlyalara, özlem çektiği hayallere dalardı.

Bu böyle sürüp gidemezdi. Şeyhmus’un akciğerleri iflas etmişti.

Bir gün Diyarbakır Devlet Hastanesi Dâhiliye Servisi’nde uygulamadaydım. Sedyede cansız bedeniyle yatan bir çocuğun, acilden getirildiğini gördüm. Bu çocuk Şeyhmus’du. Şeyhmus yaşamıyordu artık. Üç gün morgda kalan Şeyhmus’a sahiplenen de yoktu.

“ Solmasın filizler!

Unutmayalım, daha nice

Şeyhmuslar var!”

 

Musa DİNÇ / Eğitimci Yazar Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

TÜRKİYE EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ GENEL SEKRETERİ

ŞAİR KEVSER ATAY İLE SÖYLEŞİ

Gazeteci Şair Sayın Kevser ATAY’ın “ SESİN PATLAR TENİMDE” adlı şiir yapıtını okudum, çok hoşuma gitti. Kitap hakkındaki düşüncelerim:

“Dizeleri dantel gibi örülmüş; Çocukluk ruhuyla özdeşleşmiş, Evliya Çelebi gibi geniş bir coğrafya da gezinmiş, kaypak insanlar; ONU DÜZENE / SİSTEME ÖFKELİ VE İSYANKÂR YAPMIŞ. Annesine sürekli içini dökmüş; yalnız bırakılmış, ama mağrur, temiz, kirlenmemiş duru ve özünü korumuş bir çocuk yüreği.

Acılar; yüreğini kanatmış, tarihin kara bir lekesi olan barbarlığın ve vahşetin acı izlerine göndermeler yapmış. Büyümek istemeyen, hep çocuk yanıyla kalmak isteyen şair; yalnızlık, Anadolu, efsane aşklar, salt çocukluğa özlem, gizemli bir sevda, aşk, onur ve erkek egemenliğine diklenmek gibi sisteme aykırı gelen söylemler…

Katıksız bir sevgiyle donanımlı, varsıl- yoksul, evrende olan- bitene duyarlı doğayla bütünleşmiş bir tema görürüsünüz şiirlerinde. Kendi yüreğine yaslanan şair; özlemli şiirleri yanı sıra, ertelenmiş yarınlara olan sevgisini, güneş gibi tarafsız ve her zeminde çocuk yanını hiç elden bırakmıyor.”

Sayın Kevser ATAY’la söyleşi yapmaya karar verdim, sağ olsun o da, teklifimi geri çevirmedi.

Musa Dinç: Sayın ATAY, sizin şiir kitabınızı keyifle okumuş ve hayranlığını gizlemeyen bir yazar dostunuzum. Türkiye Edebiyatçılar Derneği Genel Sekreterliği ve şairliğiniz dışında başka yönleriniz vardır. Öncelikle sizi tanımak isteriz, bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Kevser Atay: Elbette. Benim kısacık fakat çok uzun bir hikâyem var ve bu özet, kısacık cümlede uzun anlam: Bir "Dünyalıyım!" Herkes kadarlığımdan, dahi ayrıksılığımdan hiç şüphe duymadım bu bakımdan hayatım süresince. Yaşayan bir kişiyim ben. Hayat ve Yaşamı ayıran bir kişi anlayacağınız. Hayatı, dışarıda akıtıyor, yaşamı içimde damıtıyorum. Şiirim de bundan ibaret ve şair olan da şiirim bu sebepten.

Diğer yönlerime gelince, salt "İnsan" olmaktan öte bir şey değilim; anneyim, meslek olarak tekstil ile ilgileniyor Modelist-Stilist olarak da hayatımı devam ettiriyorum. Bir dönem gazetecilik ve oyunculuk da yaptım. En belirgin özelliğim ise örgüt anlayışım, hiyerarşiye verdiğim önem. Yazar örgütlerine küçük birer "CUMHURİYET" olarak bakıyorum ve gelişip büyümeleri sanat adına tek temennim. Çürümeye karşı bir direniş benim için çünkü. Bu kişiliğim ile de bir bütün elbette ve 2015 yılı Mayıs ayında, Edebiyatçılar Derneği 18.inci Olağan Genel kurulunda, Dernek Genel Sekreterliğine seçilmemde sebep ve amaç bu idi.

Bildiğiniz üzere de iki eser sahibiyim; "Sesin Patlar Tenimde" & "Çıngı" adlarında iki adet şiir kitabım var. İlkini 2013 yılı, ikincisini ise 2017 yılında çıkarttım. Yaşam demiştim ya, işte o içeride durandır! Ben bu duruşu yazı dili ile hayata akıtıyorum ve tutunduğum, bana iyi gelen, ilgilenmenin ötesine geçtiğim bir yazın sanatı ile varlık sürdürüyorum; bu benim için çok şey demek, hatta neredeyse her şey. Çoğu kişi bilmez fakat ses eğitimli bir şiir yorumcusuyum aynı zamanda, 2017 Mayıs ayında bir stüdyo çalışması sonucu, 2017 Temmuz ayında tamamlanmış bir şiir albümü ile yoluma devam edeceğim. (Okurlarım için sevindirici bir haberdi bu.)

İnsanlığım ise evrenselliğim ile sınırsız, bakış açım da bu dünya düzeneğinde, kurgusunda, insana yöneliktir. Dair olan hiçbir şeyi hariç tutmuyorum insandan. Şiirlerimde en fazla buna vurgu yapmışımdır. Bütün bunların haricinde huzurlu, sağlıklı bir hayatı sürdürüyorum ve en büyük hobim de bu; gereği gibi yaşamak hayatı, hakkını vererek, alarak.

Musa DİNÇ  / Eğitimci Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

DİDİM / ALTINKUM VE

ŞAİR YAZAR DERYA YILMAZ İLE RÖPORTAJ

 

Didim / Altınkum Sahili yürüyüş parkurunda yürümekten büyük haz alırım.

Deniz, Plaj kumsal alan, martılar, oltayla balık yakalayanlar, yol boyunca oturma gruplarında eşiyle, dostuyla, arkadaşıyla, sevgilisiyle, çocuğuyla, torunuyla, yeğeniyle oturup, bir yanda sohbet/ yarenlik,  bir yanda denizin mavi turkuaz rengine odaklanıp, seyre dalmak, hayranlığın doruğa ulaştığı andır.

Deniz pırıl pırıl, küçük balıklar kümesi devinimlerini özgürce sürdürüyorlar; bir değil beş değil belki yirmi beş köpek civarında cirit atan köpek görebilirsiniz. Hayvan sever olarak bazıları sevimli, sempatik karşılayabiliriz, ama bazıları da ne yazık ki hoyratça çevreyi kirletiyorlar, kumsal köpek pisliğiyle dolu.  Esnaf yılmadan yaz sezonuna hazırlanıyor.

Eğitimci Yazar kimliğimizden kaynaklı ve kitap dostu olarak nerede bir kitap sergisi, standı veya reyonu görsem mutlaka yaklaşır bakar ve göz gezdiririm. Eğer korsan bir kitap standı olduğunu sezersem içimden kızarım, ama teğet geçerim.  Gezmelerimi sürdürürken Barış Kafeterya karşısında karınca gibi harıl harıl kitap reyonunu düzenleyen genç bir bayan dikkatimi çekti. Yanaştım:

KİTAP SEVGİSİ VE DİDİM KİTAPSEVERLER KULÜBÜ ETKİNLİĞİ

Mavi Didim Gazetesi Emekçi muhabirlerinden Dostum Erdem Bey’in önerisi ve söylemiyle Didim Kitap Severler Kulübünden haberdar oldum. 31.03.2017 Cuma günü kitap okuma etkinliği adı altında bir etkinlik düzenleyeceklerini haberdar etti. Tanışmak ve katkı sunmak için Didim Kitapseverler Kulübünün adresini aldım.

Aynı gün adresi zorlanmadan buldum. Kulüp kurucusu, mekân sahibi Başkan Sayın Ada Karakaşoğlu ile tanıştım. Sıcak ve içten karşılandım. Kitap sevgisiyle donanımlı ve Eğitimci Yazar olduğumu, söyleyip tanıştık. Çay, kahve derken, kitap sohbetimiz ivme kazandı; bir saat içerisinde kulübün diğer üyelerinin katılımıyla yuvarlak masa açık oturum halini aldık.

Kulüp üyelerinden Tevfik Özkorkmaz Bey, emekli hoş sohbet biri.  Uzun yıllar Romanya’da kalmış, ‘Romanya’yı merak ettiğimi’ söyledim. Romanya hakkındaki izlenimlerini özetlemeye çalıştı. Biraz oradan buradan derken, herkesin gündeminde yer edinen referandum tahminlerinden dem vurduk; sonra emekli öğretmen Sadiye Hanımla eğitim- öğretim üzerine bir – iki çift laf ettik, daha sonra kitapevi işletmecisi Ayhan Gül ile tanıştık. Onunla da; ‘ortak yönlerimiz olduğunu, zamanında babam adına kitap evi ve yayınevi işlettiğimi,’ söyledim. Bir diğer değerli üye olan Sayın Ayhan Kızgıngül Bey de hem kitapsever hem de fotoğrafçılık Kulübü üyesi, onunla da tanıştık. Bendeki İlk izlenimi; ‘çok aktif olduğu ve yararlı çalışmalar yapacağından’ adım gibi eminim.’ Atom karınca misali; “Onun hızına yetişene aşk olsun, “ derim.

Tanıştığım üye arkadaşların hemen hepsine kitap armağan ettim, sağ olsunlar onlar da birer kitabımı satın alıp katkı sundular. Kitap kulübüne de kitap armağan etmeyi ihmal etmedim.

Saat 14.00 civarında Didim Kitapseverler Kulübü Başkanı ve üyeleriyle birlikte kararlaştırılan okula doğru yola koyulduk.

Kitap Severler Kulübü organizasyonu ve öncülüğünde Mahir Özgür Damar İlkokulu’na gittik. Okul idaresi olumlu karşıladı. İdarenin belirlemiş olduğu sınıfta bir ders saatini geçmeyecek şekilde öğrencilere kitap okuma etkinliğini aktif bir şekilde düzenlendik.

Ben de Konuk Yazar statüsüyle katıldım. Sağ olsun Kulüp Başkanı Ada Hanım bana da söz hakkı verdi.  Öğrencilere bir öykü ile bir fıkra sundum. Çocuklar can kulağı ile dinledi. Kitap sevgisi ve okumanın önemi üzerine de Emekli Öğretmen Sayın Sadiye Aydoğmuş da kısa bir konuşma yaptı, daha sonra öğrenciler yirmi dakikalık serbest kitap okuma seansı gerçekleştirdi. Kulüp üyeleri öğrencilerin aralarına dağılarak onlara eşlik etti. Güzel bir tablo oldu.

Bu tür etkinlikler gerçekten çok yararlı oluyor, özellikle bu yaştaki çocukların kitap okuma alışkanlığı konusunda katkısı çok büyük.

Okul idaresine, öğretmen arkadaşlara ve Didim Kitap Severler Kulübü'ne yürekten teşekkürler.

Etkinlik sonrası; “Didim Kitap Severler Kulübü Başkanı Sayın Ada Karakaşoğlu’na ileride sizinle bir röportaj yapmayı düşünüyorum,” dedim. Fikrime sıcak baktı.  “Kulübün vizyonu, çalışmalarını / aktivitelerini, amaçlarını ve ne gibi hedefler belirlediklerini merak ediyoruz,”   dedim.

Bu soruların yanıtlarını ileriki haftalarda röportajımızda hep beraber öğrenmiş olacağız.

Kitap ile ilgili filozofların sözlerinden bir seçmece yaptım.

Perşembe, 30 Mart 2017 10:29

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - II

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - II

 

*BIRAKIN LALEYİ MALEYİ AİLE PARÇALANIYOR

Vatandaş olarak, ülke olarak; zulmün en büyüğünü yaşıyoruz. İki sene içinde seçim üstüne seçim;  bu yetmiyormuş gibi şimdi de referandum!

Baba, oğul, kardeş, amca, dayı, kuzen, hala, teyze, yenge, hem şehri, kirve herkes kamplaştı, kutuplaştı, zıtlaştı; nedir yahu zorunuz?

Türkiye toplumunun en mukaddes kurumu  ‘Aile ‘ parçalandı. Kim takar laleyi! Allah sonumuzu HAYIR etsin.

***
* TESPİT

*"Düşünüyorum da Diyarbakır'ın havası, suyu, toprağı edebiyatta çok ünlüler yetiştirmiş.
Ziya Gökalp, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Arif ve diğerleri…
Görüyorum ki bunların arasına Musa Dinç’ de katılmış. Bu bana kıvanç veriyor.
Kanaatime göre bir dalda yoğunlaşsan iyi olur.

Örneğin mizahi hikâye. Esenlikler dilerim."

Bu güzel yorum / düşüncelerinden dolayı Sayın Mustafa SÜRÜCÜ / Emekli Eğitimci, Okul Müdürü, Yazar ve biz öğrencilerinin nazarında Süper zekâya sahip /Van Sağlık Kolejinden Kıymetli Hocama teşekkür ederim.

Hocamın, saptaması isabetli. Kulvarım:  Mizah.

Dile kolay yayımlanmış 15 kitabım var.

***

*HABER ANALİZİ

*"Haberleri dinlerken bir limonu ikiye bölün, arada bir limon yiyin, yüksek tansiyona iyi gelir.

*İçmeden de sarhoş olunabilir; "Türkiye' deki medya haberlerini dinlemek."

*Vatandaşın en büyük kozu: " OYUDUR." İyi değerlendirsinler.

*Bir partinin çıkarları ile bir ülkenin milli değerleri / menfaatleri eşit değildir. Denklemi iyi kurmak lazım.

*Objektif yazarlar; iyi tiyatro seyircileri ve eleştirmenlerdir.

*Sırf bir bakan koltuğu kapalım diye muhalif bir parti kurup, sonra tasfiye edelim düşüncesinde olan insanlar olabilir.

*Sosyolojik boyutunu göz ardı etmeyelim; bu son tablo, yabancılarla evli olan vatandaşlarımızı çok zor duruma sokacak. Boşanmalar olabilir.

*Bir çürümüşlük varsa; ne yazık ki koku zamanla her tarafa yayılabiliyor.

*Dış politikadaki bu gidiş ileride ülkemizi kapalı havza haline getirebilir.

*DANGER / TEHLİKE / RİZİKO

*Kimse tehlikenin farkında değil üç milyon Suriyeli on yılda onlardan doğan çocukları da hesaba katarsanız, vay memleketin haline! Kenan Evren zamanında Afgan getirdiler, şimdi de bunlar zamanında gelse; düşünmek bile istemiyorum. Tren raydan çıkmış bir kere!...

*"Bu düzende veya sistemde her taraf bubi tuzağı, yaşayabilene aşk olsun!"

*Binaeleyn eğer Suriyeli oy kullanacaksa / Oy avcılığı veya oy devşirme için daha kaç milyon mülteci açığı var (?)

 

*Avrupa'ya giremedik, Orta doğu tamamıyla bize girdi.

***

*Boşuna dememişler; dağdaki gelip, bağdakini kovacak. Askerliğini yapan biz, ecdadından vatanı miras alan biz, vergisini veren biz; çileyi çeken hep biz mi olacağız? / STOP.

*BU DEVRAN BÖYLE GİTMEZ! / STOP!!!
Habere bak; vatandaş ev kirasını vermedi stop. Ev sahibi, kiracıyı evden attı stop. Kiracı yedi çocuğuyla büyük gardıroba sığındı stop. Tarım Bakanı olaya el koydu stop.  Bakan, vatandaşı Belediye'ye işe soktu stop. Sonrası mihnet ve diyet borcu stop.

***

*Üç milyon Suriyeli yetmedi, sıra üç milyon Afganlıya mı geldi (!?)

*Akşam 19.00 haberlerini dinleyip de sinirlenmeyen varsa şaşarım.

*Sözlük dili olsa; Kayyum: Laf ebeliği, eveleme gevelemeye gerek yok. Kendi adamını oraya oturtmak.

***

*BAYRAK YAKILAMAZ

Hiç bir ulusun bayrağı yakılamaz, yerde sürüklenemez, saygısızlık yapılamaz.
Bu bizlere yapılan en büyük kötülüktür.

Resmi organların derhal müdahale etmesi gerekir, kayıtsız kalındığı taktirde çok büyük olaylara gebe olur.

Düşünmek bile istemiyorum. Yurt dışında çalışan soydaşlarımız sınır dışı edilirse ülke ekonomisi daha büyük darbe yemez mi?

Düşmanlığı daha fazla körüklemez mi?

Ateşin üzerine tinerle gitmeye benzer.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, savaş şartlarında bile düşman bayrağına saygı göstermiştir.
Empati yoksunu cahiller, biri bayrağımızı yaksa hoş mu (!?)

***
*Mevcut düzenin çok önemli bir komplikasyonu da alerjidir. Kıl olmamak elde değil. Semt Pazarından mika kaşıyan el çubuğu aldım, sırtı kaşımaya iyi gelir.

Üstünde de şu veciz söz yazılı   " Edep bir taç imiş nuru Hüda'dan giy ol tacı emin ol her beladan."   (sözün kime ait olduğu yazılmamış.)

Musa DİNÇ /   Eğitimci Yazar Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Pazartesi, 27 Mart 2017 11:18

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - I

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR -1

 

*Başarılı olan insanlara kıskançlık ve hasetlik besleyen zavallılara acıyorum.

*Tayfun Talipoğlu gibi yurtsever vatan evlatları, siyasi görüşlerinden dolayı kamu hizmetinden uzak tutulsalar dahi, halkın yüreğinde her zaman yer edinmişlerdir.

*Farkında mısınız, güzel yürekliler bir bir veda ediyor!...

*Düşüncelere pranga vurulmuşsa, orada “Korku İmparatorluğu” hakîmdir.

***

*Nerelisin?

Hangi takımı destekliyorsun?

Sevdiğin renk?

Plakan nedir?

Burcun nedir?

Daha daha vs…

Emin olun ki bu tür soruların hemen hemen hepsinin altında STİGMA yatar. Bir anlamda Damgalanma / Ötekileştirme ya da ayrışma.


*Eften püften bahanelerle özlük hakkı gasp edilemez. O hakkı sen vermedin ki!"

*Nüfus baz alınırsa; Milletvekili sayısı 300 ‘ü geçmemesi lazım, gerisi müsrif ve haramdır.

*Beş çocuk öneren var; yahu bir çocuklu, iki çocukluyu bırak; vatandaş kendisine bakamıyor.

*Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak; turist gelmiyor, döviz yok derdindeyken; eyvah şimdi soydaş tası tarağı toplayıp gelse (kovulsa) , işte o zaman ayvayı yedik!

*Gemiyi batırma noktasına getirmişler, Milletin haberi yok; o yetmiyormuş gibi oraya buraya çamur atıyorlar, barışık komşu kalmadı, komşu ötesine sıçrama var.

*Yandaş kanallar; haber değeri olan olayları, egemen sınıfın bakış açısıyla sunuyorlar.

*İnsanların yurt dışı / ekmek kapısını da ne yazık ki zora soktular.

*Bilmece bildirmece çark edip döndürmece... Bin bir hakaret görüp içine sindirmece . Nedir?

*Yurt dışında yaşayan soydaşlarımız Ferdi Tayfur'un " Huzurum kalmadı" şarkısını dinliyorlar.

*Yıllar önce bir zamanlar Ankara Gençlik Parkında Ankara Ekin Oyuncuları Bir tiyatro oyunu sahnelemişlerdi;

" Başımızda Pakbulut, Sen Bu Seçimi Unut!"
Ben de diyorum ki: " Bu gidi
şle AB'ye Girmeyi Unut! "

* Dünya'da eşi benzeri olmayan tarihi şaheserin ve çevresindeki tarihi evlerin son hali yürekleri sızlatıyor. Ne zaman Diyarbakır'a gitsem On Gözlü Köprü, Keçi Burcu, Dicle Nehri, Gazi Köşkü'nü ziyaret ederim ve bilhassa Dört Ayaklı Minarenin altından geçmeden gelmezdim. "Taşları kara, bahtı kara Karaamid'im bu halini keşke görmeseydim."

*Ülkemizin temel harcı; İmam Hatip Liseleri yerine " Yeniden KÖY ENSTİTÜLERİ."

*Bu siyaset adamlarını gördükçe; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e olan sevgim kat be kat daha da büyüyor. Diyarbakır Ortaokulu Öğrencisi iken 10 Kasım Programını Türkçe Öğretmenimiz Sayın Salih Aykal organize etmişti. Atatürk'ün sesini teypten hoparlöre verilmişti. Emin olun ki o kadar duygulanmıştım ki, gözlerim ıslanmış, boğazım düğümlenmişti. Sevgisi ta o zamanlardan kalma.

 

 

Cuma, 24 Mart 2017 10:28

SAVAŞ HALİ

SAVAŞ HALİ

 

Savaşın en büyük komplikasyonu stres ve kaygıdır. Savaş durumunda belirsizlik olur, kaos yaşanır. Eğitim sekteye uğrar. Ekonomik kaynaklı beslenme koşulları güçleşir. Rutin koruyucu sağlık hizmetleri rafa kaldırılır. Gençlerde gelecek kaygısıyla birlikte savaş sendromu baş gösterir.

Olağan yaşam koşulları, olağanüstü bir hal alır. Tedirginlik, sıkıntı, endişe, korku, düzensiz uyku gibi belirtiler günlük yaşamın bir parçası olur. Psikolojik boyutlu olumsuz / trajedik bir ortamda sanatın, kültürün, edebiyatın filizlenmesi beklenemez.

Gençler sağlıklı düşünemez. Savaş beraberinde gözyaşı, yaralılar, harabe kentler, sakatlar ordusuyla birlikte; sağlıklı yaşam ertelendiği için salgın hastalıkların baş gösterdiği bir tablo ortaya çıkar.

Savaş durumunda kıtlık, yoksulluk, seferberlik, göç, tefecilik, karaborsacılık, pahalılık ortamı baskın çıkar.

0–5 yaş arasındaki bebek ve çocukların yaşama şansı çok düşük. Direncin/ bağışıklık sisteminin zayıf olmasıyla ölüm oranı artar. Gençlerde savaş korkusu bunalıma iter. Boş kovanlar, mermiler çocukların oyuncağı olur. Kalem tutan eller savaş aygıtıyla oynarsa, id dünyasında şiddet oluşur.

Özgür bir beyinden yoksun olan bir genç, sağlıklı düşünemez, kendini ifade etmez. Savaş körpecik beyinleri allak bullak eder. Sürekli teyakkuz durumunda olan bir ordu, kentlerde yükselen siren sesleri; günlerce güneş yüzü görmeyip loş ve karanlık dehliz, sığınaklarda beklemenin insan organizması üzerinde yarattığı tahribatın telafisi olmaz.

Savaş durumu normal olmayan bir durumdur. Normal koşularda standart eğitim ve öğretimden,  sağlıklı yaşamdan söz edilebilir. Sosyal ve kültürel ağırlıklı festivaller, etkinlikler, spor müsabakaları hemen her şey doğal şeylerinde devam edebilir; ama savaş halinde kültür, edebiyat, sanat geri plâna atılır.

Korku ve kaygıdan özgür bir düşünce ortaya çıkamaz. Can korkusunu yüreğinde hisseden bir gençlik, kendini gerçekleştirmekten gizil gücünü ortaya çıkarıp, sergilemekten yoksun olur.

Savaşlar normal yaşam koşullarını ortadan kaldırır. Sanatçılar ve edebiyatçılar savaşa ne kadar karşı çıkarlarsa o kadar haklıdırlar.

Savaş durumunda sanatçı, sanatın gereğini yerine getiremez; hatta sanat eseri de zarar görür.

Savaş; özetle: Yıkımdır.

Çocuklar ve gençler üzerinde unutulmayacak denli izler bırakır.

 

 

Çarşamba, 22 Mart 2017 23:51

YOLDA BULDUĞUM BOŞ CÜZDAN

YOLDA BULDUĞUM BOŞ CÜZDAN

Didim/ Altınkum sahili yürüyüş yolunda yürürken lunaparka yakın yolun sol kaldırımında eşimin gözüne siyah bir deri cüzdan ilişti. Saat 17:00 civarı, ortalık tenhaydı. Yerden alalım, almayalım diye bir ikilem yaşadım; sonra düşündüm bu cüzdan vicdansız birinin eline düşerse diye...
Empati kurdum ve yerden ald
ım. İlk iş cüzdanın içinde belki şahsa ait bir bilgi olur da o bilgi vasıtasıyla cüzdan sahibine ulaşırım düşüncesi oldu. Cüzdanın içine baktık, içinde para yoktu; ama bankamatik kartları, SSK kartı, TC Nüfus Hüviyet cüzdanı mevcut; ayrıca vesikalık fotoğraf, belli ki yeni çekilmiş ve kullanıma hazır 6 adet, ödenecek faturalar, zart-zurt kağıtlar...
Evet ne yapalım ne edelim
şimdi iyilikten maraz doğar, al başına belayı! Şimdi ne yapacağız cüzdanı?
Gazeteci Dostum Ergün Beyi aradım:
" Üstad, yerde bir cüzdan bulduk, ne yapalım; sanki üzerimde bomba ta
şıyorum, o derece kaygılıyım." dedim.
" Sıkıntı yok, sahilde polis ve zabıta noktaları var biti
şik. Oraya götür teslim et, " dedi Ergun Bey.
'
İyi de cüzdanda para yok, yan kesiciler cüzdanı birisinden aşırmış sa ve paraları çıkarıp, oraya atmışsa, ' diye sıkılmaya başladım.
E
şimle beraber tekrar geri döndük, kestane satan Osman bey Muşlu dur, hep orada el arabası üzerinde kestane pişirip satar.
Kestaneci Osman'la merhabala
ştık:
" Ya Osman bey,
şu elimdeki cüzdanı yerde bulduk, ne yapalım?"
" Hocam polis noktası 200 metre a
şağıda soldadır."
"Eyvallah dostum" deyip ayr
ıldık yanından.
Polis noktasına geldik. saat 17:30 civarı, mesai bitti
ği için polis noktası ve zabıta noktasının kapıları kilitli, perdeler çekik. Oradan eli boş geri döndük.
Cep telefonuma kampanya gere
ği 4 gün önce 4GB internet yüklendiği için Facebook'da Hasan Şahin profilini aramaya koyuldum. 60- 70 Hasan Şahin ismi çıktı karşıma, vazgeçtim Google' de aradım, oradan da bir şey çıkmadı.
E
şime döndüm: " Ya hanım kim sana dedi bu cüzdanı bana göster, şimdi işin yok uğraş, dur!"
"Ne bana k
ızıyorsun, iyilik yaptın, ya kötü birilerinin eline düşse."
"O da do
ğru ya!"
D
üşündüm, taşındım en sonunda İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne teslim etmeye karar verdim. Arabayı çalıştırdığım gibi soluğu İlçe Emniyet Müdürlüğünde aldım.
Tabi bu aralar Kemal Sunal'
ın filmleri de hani hafızamı kurcalıyor değil. Cüzdanı tekrar bulduğum yere bıraksam o bile aklıma geldi, sonra cüzdanı elimize almışız mikrop gibi parmak izleri aklıma geldi, vaz geçtim.
Emniyete geldik; kap
ıdan içeri girdik, danışmada 25 yıllık üniformalı bir bekçi oturuyor, önce polis zannettik, sonradan bekçi olduğunu anladım. İyi karşıladı bizi.
"Merhaba efendim, Emekli ö
ğretmenim, sahilde eşimle yürürken bu cüzdanı yerde bulduk, sahil polis noktası kapalı olduğu için buraya getirdim.
"
İyi etmişsiniz, bu zamanda sizin gibiler zor bulunur. " dedi, ve tutanak hazırladı; kimlik bilgilerimi, adresimi telefonumu aldı. Cüzdanı teslim ettik, tutanağı imzalayıp, arabamızla evin yolunu tuttuk.
Buldu
ğumuz Cüzdan Hasan Şahin adında İstanbul'da oturan ama Erzincan nüfusuna kayıtlı bir vatandaşa aitti.
Empati baskın çıktı, vatanda
şlık görevimizi yaptık; ama şu söz de aklımdan geçmedi değil:
"Paran
çoksa KEFİL ol, zamanın çoksa ŞAHİT ol."

****


Bir gün sonra sabah saat 10:30 da rehberimde kayıtlı olmayan bir cep telefonu numarasından arandım. Genelde tanımadı
ğım numaralara da temkinli yaklaşıyorum dolandırıcılar yüzünden.
Telefonu açtım Genç bir ses: "Merhaba Musa D
İNÇ Bey'le mi görüşüyorum."
" Evet , ben Musa D
İNÇ, sizi tanıyamadım, siz kimsiniz?"
" Ben Hasan
Şahin, hani cüzdanını kaybeden."
" Tamam,
şimdi oldu. Çok şükür yaşıyorsun!"
" A
ğbi bir başıma gelenleri bilsen?"
" N'oldu, merak ettim
şimdi?
" D
ün akşam üzeri hem denizi seyrediyorum, bir yandan da kulaklık kulağımda cep telefonumdan müzik dinliyorum. Arada bir de kitap okuyordum. Cüzdanım pantolonumun arka cebindeydi, bir ara cüzdanı arka cepten çıkarıp kaldırımın kenarına koymuşum müziğin, denizin, kitabın etkisinden hiç farkında olmadan unutmuşum ve oradan ayrılmışım. Gece bile farkına varmamışım. Sabah oldu, Nazilli'ye, oradan da İstanbul'a gideceğim; zaten cüzdanımda para kalmamış, bankamatikten para çekmem gerek, cüzdanıma yöneldim. Cepte cüzdan yok! Eyvah şaşkına döndüm! Koşa koşa soluğu Altınkum'da aldım, oturduğum yere geldim, cüzdan yok. Aman Allahım ne yapayım edeyim! Derken, İlçe Emniyet Amirliği'ne geldim ve buradan cüzdanımı teslim aldım. Allah sizlerden yüz bin kere razı olsun. Sizlere çok çok teşekkür ediyorum." dedi.
"Hasan Karde
şim zamanın varsa, buluşalım, birlikte çay içelim."
"A
ğbi Otogara gidiyorum, Nazilli'ye gitmem gerek, Akşam 18:00 de İstanbul'a yolcuyum."
Pekâlâ, hay
ırlı yolculuklar Hasan kardeşim; ben bir vatandaş olarak, olması gerekeni yaptım, rahat ol.
" A
ğbi İstanbul dönüşünde sizi arayacağım. Sizinle tanışmak istiyorum, " dedi.
" Memnun olurum, " dedim.

İyilik yaptığımız bir olayı, kazasız - belasız savdığımız için azıcık da olsa bir sevinç yaşadık.

 

 

Salı, 21 Mart 2017 12:38

ZAVALLI KEDİ

ZAVALLI KEDİ

Musa DİNÇ Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Hiç kimse tuhaf karşılamasın ve hor görmesin beni. En çok sevdiğim hayvan kedidir. Kedi deyip de geçmeyelim lütfen.

Çocukluğumda bize en yakın arkadaşlardan biri de kedidir. Kediler hakkındaki karalama kampanyalarını hiçbir zaman dikkate almadım. Televizyonda çocukların bazen biz büyüklerin zevkle izlediği “ Şirinler” dizisi yok mu; işte dizideki büyücünün o kara kedisi Azman’ı bütün kedilerle özdeşleştirmek, kedi camiasına ve biz kedi severlere haksızlık olur sanırım.

Dahası sevmeyi, sevilmeyi kediden öğrenmedik mi? “

“ Sadık köpek, nankör kedi!” hipotezine de şiddetle karşıyımdır. Bu hipotezin teoriye dönüşüp dönüşmediği uzun uzun tartışılabilir.

Kedilerin dili yok. Nasıl kendilerini ifade edebilsinler, nasıl savunmalarını yapabilsinler ki? Kedi dostu olarak; kedilere gösterilen acımasız eleştirileri, sıcak ve içten bulmadım. Her yaşta kedi sevilebilir.

Kedilere özenle bakılırsa hastalık falan filân fobileriniz de olmaz.

“Kedi hastalık taşırmış(!)” gibi düşüncelere de kulak asmayın. Yahu köpek, inek, dana hastalanmaz mı? Biz insanoğlu hastalık koleksiyonu yaparcasına nasibimizi almaz mıyız? Kediler can taşıdığına göre, doğal olarak onlar da hasta düşebilir. Bunun çaresi veterinere götürüp aşılatmak. Gerekli önlem alındıktan sonra korku ve kaygılarımızın yersiz olduğunu anlarız.

Bazıları halen: “Kedi nankördür!” diye diretirler. Hadi canım sende! İnsanoğlu nankör değil midir?

Baksanıza şu politikacılara, seçimden önce mangalda kül bırakmazlar, seçim biter, vur abalıya misali halkı doğduğuna bin pişman ettirirler;

“Ez babam ez!...”

“ Zam babam zam!...”

Bütün kabahati suskun, dilsiz kedilerde ararız.

Yahu arkadaş, o kadar parti amblemi gördük; Allah aşkına hiç kediyi gördük mü arenada?  “At, kurt, arı, güvercin, böcek, koç, kelebek vs.”

Kediye sitem etmeye hakkımız bile yok!

Her neyse; kedilere karşı çok acımasız davranırız. Tekmeleriz futbol topu niyetine, döveriz sütü döktü diye sokağa atarız. Çöpleri dağıttı, mikrop saçtı, diye zabıta emriyle çöpçüler; kedileri toplama kamplarına götürürler. İnsan hakları ihlalleri var da, kedi hakları ihlalleri yok mudur acaba?

Ayrıca günümüzde bazı zübüklerin karşılaştıkları olaylar karşısında ; “ Kedi gibi yine dört ayaküstüne düştü, “ derler. Gel de üzülme! O zavallı mahlûkun zübüklerle ne ilgisi var?

Yolda yürürsünüz, gece veya gündüz olabilir. Kuzguni bir kedi gördüğümüzde: “ Aman Allahım bu da nesi? “ Reflekslerimize hâkim olmadan batıl inançlarımızın yüreği kabarıverir hemen. Omuzlarımız üzerinden üç defa;

“ Tuu!... tu!... tu!...” diye tükürürüz. “

“ Ne aksi şey, zamanı mıydı?” Bu gün işim ters gidecek! diye üzülürüz..

İşte burada yanılıyoruz. İnsanoğlu her zaman olumlu düşünebilmelidir. Olumsuzluk kendine güveni azaltır. Olumlu düşünmek, başarı yolunda ilk adımı atmak demektir…

O halde; kediler hakkında ön yargılı davranmak bizlere yakışır mı?

Kedilerin hiç mi yararı yok?

Kedi, farelerden, lağım sıçanlarından korur bizleri. Uzun kış gecelerinde, bize arkadaşlık eder. Yalnızlığımızı paylaşır. Hele duygu dolu bir tonla; “ Pisi pisi “ deyip, elinizin ayasıyla kedinin başını dostça okşadığınızda, kedi romantikleşir, öyle güzel mışıl mışıl tatlı bir mırıldamayla uyur. İnsanı sıkmayan, kulağa hoş gelen bir horlama duyarsınız.

Oldum olası, insanoğlunun uyurken horlamasına karşı nefret ettim. Oysa kedilerin horlaması sempatiktir, ninni gibi gelir bizlere.

Kedilerle oynadınız mı hiç? Çocukken oynamışsınızdır muhakkak; ama oyunbozanlık yapmışsınız, kedinin canını incitmişseniz; onun sizi tırmalaması içten bile değil. Kediler haksızlığa boyun eğmek zorunda mı? Yok, efendim ben her şeyi istediğim gibi yaparım, ederim. Yok, öyle arkadaş! Kedi öyle her şeye prim vermek zorunda değildir.

Hem severim, hem döverim!” mantığı yok artık. Kedileri adam gibi sevdin mi, niçin tırmalayıp, dişlesin.

Bir kedim bile yok!” şarkı sözlerine kızıyorum. Kedi bu kadar ucuz mu yahu?

Bir sürü hayvanı baş tacı ettik, ama sonuç: “ Ayvayı yedik!”.

* Kaynak: Dinç, M / Haftalık Mizah Gırgır Dergisi

31 Ağustos-7 Eylül 2001 / 36. Sayısında yayımlandı.

· Dinç, M    / Garip Hallerimiz-  Deneme İstanbul Arı Sanat Yayınevi   2003

***