23 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Cumartesi, 22 Temmuz 2017 13:54

Milli Eği­tim Ba­kan­lı­ğı­ Yet­ki­le­ri­ni Di­ya­ne­te Dev­ret­me­ye Devam ediyor.

Yazan  mavi didim
Oy ver
(1 Oy)

Eğitim Sen Didim Temsilciliği  Yürütme Kurulu adına Öğretmen Turgay Elçi, 1/07/2017 tarih ve 30130 sayılı Resmi Gazete’de  yayınlanan “Kamu Taşınmazları Üzerinde Eğitim ve Yurt Faaliyetleri İçin Üst Hakkı Tesis Edilmesine İlişkin Yönetmelik”le ilgili  olarak bir basın bildirisi yayınladı.

Milli Eğitim Bakanlığının bu yönetmeliğe dayanarak Yetkilerini Diyanete Devretmeye Devam Ettiğini iddia  ettiği açıklaması şöyle; “Yönetmeliğin amacında, vergi muafiyeti bulunan vakıflara, mülkiyeti hazineye ait olan kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların 49 yıllığına bedelsiz olarak verilmesi öngörülmüştür.

Yönetmelik, 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun ek 4’üncü maddesinin ikinci fıkrası ile geçici 21’inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelik ile Bakanlar Kurulu’nca vergi muafiyeti tanınan vakıflardan öğrencilere yönelik eğitim ve yurt temini faaliyeti  yürütenlere Gençlik ve Spor Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından müştereken belirlenen şartları sağlayanlar lehine, kuruluş amaçlarına uygun olarak kullanılmak üzere mülkiyeti Hazineye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde kırk dokuz yıl süre ile bedelsiz irtifak hakkı tesis edilebilecektir.

Kanunda Diyanet İşleri Başkanlığının adı geçmemesine rağmen Yönetmelikte eğitim ve yurt için yapılan başvurularda Milli Eğitim Bakanlığı veya Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan hazırlanacak plan ve projeler için uygun görüş alma zorunluluğu getirilmektedir. Bu şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı eğitimle ilgili kurumlarda ibadet yeri zorunluluğu vb. konular dışında teknik içerikli plan ve projelerde bile söz sahibi olarak eğitimin içine girecek ve uygun görüş vermezse hazırlanan projeler uygulanamayacaktır.

Kanunda Diyanet İşler Başkanlığı’na bir sorumluluk verilmemesine rağmen yönetmelikte Diyanet İşleri Başkanlığı’na belirleyici rol verilmesi kanuna da aykırılık oluşturmaktadır.” Denildi.

Elçi’in açıklamasında ; “ Yönetmelikle yapılan düzenlemeye göre eğitim faaliyeti yapacak ya da yurt açacak vakıfların, hiç ilgisi olmadığı halde Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan uygun görüş almak zorunda kalacak olması dikkat çekicidir. Yayımlanan bu yönetmelik ile vakıfların eğitim faaliyetleri Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kontrolüne geçmiş olacak; Milli Eğitim Bakanlığı devre dışı kalacak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın izni olmadan vakıflar eğitim faaliyetlerini sürdüremeyeceklerdir. Eğitim ve yurt faaliyetleri için Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan uygun görüş alınacak olması ne kanuni, ne de teknik açıdan açıklanabilecek bir durum değildir.

430 sayılı Kanun ile ülke genelinde eğitim faaliyeti yürüten tüm kurumlar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Yayımlanan bu yönetmelik ile vakıfların eğitim ve yurt faaliyetlerinde Milli Eğitim Bakanlığı’na ait olan yetkinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca paylaşılacak olması 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu’na da aykırıdır.” Deniliyor.

Elçi Açıklamasının son bölümünde ise ; “ Özellikle 4+4+4 yasası Nisan 2012’de resmi gazetede yayınlandığı günden bu yana Milli Eğitim Bakanlığı’nın yerini Diyanet İşleri Başkanlığı almıştır. Hac organizasyonları, umre yarışmaları, yaz okulları, sıbyan okulları, ‘Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var’ vb. projeler, konferans, sempozyum vb. tüm etkinlikler, müfredat değişikliği sürecinde Diyanet İşleri’ne bağlı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü Komisyonu’nun tüm derslere değerler eğitimi üzerinden uygunluk vermesi gibi yapılan tüm uygulamalar da MEB’in görev ve yetkilerini Diyanet İşleri Başkanlığı’na devretmekte olduğunu göstermektedir.

Yayınlanan yönetmelik, bugüne kadar gelen yaşanan tüm olumsuzlukların devamı niteliğindedir. Kamu kaynakları devlet okullarına, devlet yurtlarına ayrılmalıdır. Taşımalı eğitim sistemi okul yetersizliği üzerinden Türkiye tarihi boyunca görülmemiş bir rakama 1,5 milyona ulaşmıştır. Okul ve yurt yetersizliğinden kaynaklı 2012’den bu yana örgün eğitimden ayrılan öğrenci sayısı 1 milyon 287 249 sayısını bulmuş ve ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmen atama beklerken bu uygulama devletin sosyal devlet ilkesinden ve kamusal eğitimden, bilimsel eğitimden tamamen vazgeçildiğinin kanıtıdır.

Eğitim sisteminin özelleştirmeye ve bilimi, laik, bilimsel eğitimi reddeden ideolojik dini yapılara devredilmesi asla kabul edilemez. Bu tür uygulamalar ile yeni Ensarlar, yeni Aladağlar gibi yeni vakaların yaşanması kaçınılmazdır.

Tüm çocuklarımız ve geleceğimiz için tek çözüm; kamusal eğitime sahip çıkma sesini, sözünü, mücadelesini güçlendirmektir.” Dedi.

 

mavi didim

mavi didim

Mavi Didim Gazetesi İnternet Editörü