22 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Rastgele Galeriler

Reklam

Tarihe Göre Haberler

« Kasım 2017 »
Pzt Sal Çrş Prş Cu Cts Pz
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30      
Musa Dinç

Musa Dinç

Web sitesi adresi:

Salı, 21 Kasım 2017 08:07

Mizah Öykü / KİTAP FUARI

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Mizah Öykü / KİTAP FUARI

Yazar olmak bambaşka bir duygu canım. Yazarlar dünyasına girmek de öyle pek kolay değil; üstün gayret ve çaba ister. Türkiye Edebiyatçılar Derneği’ne üye yaptılar ilk yapıtımla,  sonra ikinci yapıtım çıkınca TYS üyesi oldum, sonra BESAM; derken eser sayısı altıyı bulunca, PEN’ e de üye oldum.

Yazarlar Kervan’ına katılmak, benim için onurdur. Tabi ki yazarlığın hakkını da vermek gerekir. Herkes bir şeyler yazıyor, önemli olan yazarken, toplumun sıkıntılarına, aksayan yönlerine ve çaresizliklerine de parmak basmak; dokundurmak ve silkelemek de gerek.

Eh yazar olduk. Sanat ve edebiyat çevreleri bizi yazar olarak görüyorlarsa tabi. Görülüyor ki kabul görmüşüz, yoksa kitaplarımdan ilki dördüncü baskısı bitmiş, beşinci baskıya doğru yol alıyor.

1993-2017 yılları arasında edebiyat dünyasına on beş yapıt kazandırdım. Yüz kitabın üzerinde editörlük yaparak, şair ve yazarlara da katkı sundum; kimi zaman da destek oldum.

Yazarız dedik; o halde, imza günlerine, söyleşilere, sempozyumlara, kitap fuarlarına gitmek de şart oldu bize.

Bekliyorum ki, bir yerden davet gelsin de; ben de gidip, hevesimi gidereyim, coşan sular gibi çağlayan olayım.

On yedi yıl önce; İzmir Tüyap Kitap Fuarı’nda, Türkiye Edebiyatçılar Derneği’nin üyelerine açmış olduğu stant ta,  bana da yer verilmişti, ilk defa Kitap Fuarı’yla tanışacaktım.

Tüyap Kitap Fuarı’na ilgi çok büyüktü. Türkiye’nin beynelmilel yazarları, şairleri boy gösteriyordu.

Kitap Fuarı’na giderken 657’lik bir memur giyim kuşamıyla hareket ettim. Öğretmenliğim, memur kimliğim baskın çıkmıştı: Kolalı gömlek, kravat, ütülü takım elbise, sinekkaydı tıraş; İzmir Tüyap Kitap Fuarı’na öylece gittim,  yanımda ilk çıkan “Şöhretli Eşek Arıları” kitabımdan elli adet götürdüm.  Tüyap Kitap Fuarı’na ilgi bir hayli fazlaydı. Standa doğru giderken neler gördüm neler!...

Yazarlar ve şairler dünyası öyle görüldüğü gibi değildi, çok farklı bir dünya gözlemledim, ya da bana öyle gelmişti.

Askılı pantolonlular,  pipolular,  purolular, top sakallılar, keçisakallılar,  saçını usturayla kazıtan karikatüristler, kot pantolonlular ve kot gömlekliler… Doğrusu çok şaşırmıştım. Kendime bakıyordum; giyim ve kuşamımla, sanki resmigeçitten geçecekmiş gibi bir görüntü sergiliyordum.

Oysa şair ve yazar dostlarım, bedenlerine özgürlük tanımışlardı; istedikleri gibi giyinmişlerdi. Ceket yerine mont tercih edenleri, kravat yerine flar takanlara da rastladım. Saç, sakala gelince, diledikleri gibiydi; işin doğrusu Kitap Fuarı’nda bana ayrılan stantta, yolunu gayri gayriihtiyari şaşıranlar, ya da tesadüfen gelenler olabiliyordu. Şöyle, ya da böyle olsa da, yirmi beş kitabımı okuyuculara imzalama becerisini göstermiştim. Bu yirmi beş kitap, ancak yol paramı karşılayabiliyordu.

Sayın M. İzgü,  K.Konduk,  F.Şensoy,  Mert Ali ile selamlaştık. Onların işi tıkırındaydı. Benim ise canım sıkkındı.  Niçin ilgi azdı bana? Sebebini bulmalıydım mutlaka!

Bir kaç istisna dışında, gözlemlerim ve analizlerim sonucu meseleyi çakmıştım, sıra diğer kitap fuarlarının başına diyerek; gelecek yılı iple çekiyordum artık.

Dikili Festivali’ne sanat etkinlikleri çerçevesinde bana ayrılan stantta, çok iyi hazırlıklıydım;  iki ay önceden uzattığım sakalımla berbere gittim.

“Öyle sakallarım olsun ki, çok dikkat çeksin!  Şöyle sihirbazların sakalına benzesin,”  dedim.

Aynen dediğim gibi, hatta dediğimden daha güzelini yaptı berber. Arkasından mağazanın birinde gözüme kestirdiğim askılı pantolonu almaya gittim. Fiyatını sordum; biraz kazık,  pardon pahalı geldi bana.

“Pantolonun kiraya verilmesini” rica ettim, Tezgâhtardan.  Önce yanaşmadı, ama biraz dil döküp, kitaplarımdan birini hediye verince, bal gibi razı oldu.

Askılı pantolonu, mağazanın soyunma bölümünde giydim;  üstüne de bir gazeteci yeleği geçirdim.  Pasajdan bir pipo aldım.  Pipoma hoş koku kokulu Kaptan Bleak tütününden yerleştirip, ateşledim.

Festival alanına doğru yol aldım.  Çarşıdan yürürken cadde üzerindeki mağazaların vitrininde kendimi seyrettim. Alıcı gözüyle kendime baktığımda, tanıyamadım o kılıkla kendimi.

“ Bu adam, ben miyim acaba?”  diye üç, dört defa çok yakından, kendime baktım.

Bir ara kendime bir çimdik attım. Yooo yanılmamıştım!  Tıpa tıp bu şahsiyet benim.  Benden başkası olamazdı!

Festival Alanı’na geldim. Dikili Belediyesi’nin bize yönelik hazırlamış olduğu standa daha ulaşmadan, gazeteciler beni fark etmiş olacaklar ki, etrafımı sardılar.

Fotoğraf makinelerinin flaşları, gözümde patlıyordu ha bire.

Yazarlar, şairler tanıyamadı beni.

“Siz kimsiniz?”

“Hollanda’dan geliyorum, orada yaşıyorum,”  diye lafı geçiştirdim.

Standın önünde okuyucular kuyruk oluşturdu. Tamı tamına iki yüz elli kitabımı imzaladım, imza atmaktan parmaklarım uyuşmuştu.

Kitapların, dergilerin ve gazetelerin az okunduğu;  popa, topa ve copa önem veren; mafya ve çetenin ayyuka çıktığı bir toplumda, bir yazar olarak kitaplarımın alınıp, okunması için; daha çok yöntem geliştirmem gerekir.

Yirmi yıl sonra; Tüyap Kitap Fuarı’nda kitaplarını imzalayan yazar ve şairlerin salt çoğunluğu ya top sakallı, ya keçisakallı, ya da tam sakallıydılar.

Son olarak şunu söyleyebilirim: Marifet veya keramet sakalda değil; eserin niteliği, kalitesi ve yazarın / şairin okur nezdindeki saygınlığı ve ustalığıdır.

 

Perşembe, 16 Kasım 2017 08:05

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - XI

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - XI

* Var olan sistemde ne sağlıklı sanat yapılır, ne de icra edilir, sağlıklı yapıtlar da gün yüzüne çıkamaz; sadece karanlık tablolar, arşivlerde yığın hale gelir. Ne yazık ki tablo, melankoliktir.

***

*Ovacık Belediyesi'nin Komünist Belediyesi; hizmet konusundaki güzel çalışmalarını, icraatlarını sağır sultan bile duydu. Göreceğiz, bakacağız; mademki güzel şeyler oluyor. O halde bu değişimden tüm Dersim ili ve ilçelerinin nasibini alması gerekmez mi? Değişimde, belki Dersim pilot bölge olur.

***

*Alerji olduğum tipler: İşid gibi sakallı olanlar, 'sakal var, bıyık yok' hele bunlar kıcık tipte zirve yaparlar.
Zübük gibi bıyık bırakanlar ( Şarlo hariç)
Faşo bıyığı uzatanlar
Badem bıyık / ılıman dâhilinde.

***

Formun Üstü

*Vay be! İktidara hizmet eden televizyonların dışındaki tüm televizyonları kapat, gazeteleri kapat, milletin evini yık, milletvekillerinin bazılarını kodese sok, bazılarınınkilerini de düşür. Belediyelere el at, akademisyenlerin, öğretmenlerin,  memurların ekmeğini elinden al, demokrasi şenliğinizi sevsinler.

***

*Delilo, halay, zeybek, çiftetelli, misket, ata barı, horon; hepsini severim. Emin olun ki düğünlerin çoğunda halay olmazsa, o düğünün bir ayağı eksik olur. Yaşasın ortak kültür.

***

*Bir delinin değil, bir memurun not defterinden : “  Rahmetli Turgut Özal zamanında orta direğe terfi etmiştik, o da gitti elimizden!”

***

*Milletvekillerinin bu maaşıyla ve kıyak emekliliği ile hiçbir partiye eyvallahım yoktur. Hak, hukuk, adalet, insanlık nerede ise; ben oradayım.

***

*Emeklinin hali de, asgari ücretli gibi; araba senin neyine? Demeye getiriyorlar.

***

*Irkçılığın her türlüsü ayrıştırmayı ve nefreti körükler. Yaşasın İnsanlık, Yaşasın evrensellik.

***

*Güzel olan her şeyi alkışladım ve övdüm; savaş dilini alkışlayacak halim yok.
" YURTTA SULH,  CİHANDA SULH."  M. Kemal Atatürk

***

*Bir ülkenin çarkı; vergilerle, trafik cezalarıyla ve haksız kazançla dönüyorsa, hayra alamet değil!

***

*Egemen sınıf, tüm fedakârlığı yoksul halktan bekliyor; yoksul halktan alıyor, yoksul halkı eziyor.

***

*Rahmetli Turgut Özal Dönemi'nde elektriksiz köy kalmamıştı. Bu hayat pahalılığıyla, tekrar gaz lambasına döneceğiz galiba!

***

*1950-1960’ lı yıllara döneceğiz galiba; eskiden arabası olanlara, çok zengin gözüyle bakılıyordu.

***

*Savaş yokken, bu kadar vergi reva görülüyorsa; savaş çıksa hepten kıtlık olur.

***

*Yoksul halk: Gariban maraba yığını, Dolgun maaşlı milletvekili: Egemen, Ağa / soylu sınıf.

***

*Vatandaşa serçe, milletvekiline kuzu; hangi vicdan sahibi benimser (!?) Empati yoksunu burjuvazi egemenler, rahat mısınız (?)

Asgari ücret: 1.404.00₺
Vekil maaşı: 21.000.00₺

Bu çarpık tabloyu benimseyen hiç bir milletvekiline saygı duymuyorum.

***

Nasıl olsa muhalefetin elinden sadece yürümek geliyor. Zamlar için de yürüyün

***

*Yıllarca " kemer sıkma politikası, orta direk " edebiyatıyla nerelere geldik. O günleri bile mumla arar olduk.

***

*Başbakan Bülent Ecevit Dönemi'nde Esnaf, kasa fırlatıyordu. Memura toplu iğne ucu zam, beri yanda %40'a varan diğer zamlar. Siyaset dilini bir kenara bırakıyorum, bu zulüm Allah'a reva mı?

***

*Bir şeyler bozuk gidiyorsa, hayatın her alanında hissederiz.

***

*Doğal Afetler/ sel baskını, deprem, heyelan, çığ düşmesi, tsunami, vb. gibi felaketler; insanlığın acıda birleştiği durumlardır. Acının dili, dini, rengi, milliyeti olmaz. Acı, acıdır.

 

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

MİLLİ HAKEMLERİMİZDEN

SAYIN VAHAP BEYAZ İLE SÖYLEŞİ

Milli Hakemlerimizden Sayın Vahap Beyaz, Didim’de ikamet eder. Bir vesileyle tanıştık, kaynaştık ve dost olduk.

Güzel dizayn edilmiş evlerinin bahçesinde oturup, birlikte ailece çay içtik. Dostluk muhabbetimiz sırasında Sayın Vahap Beyaz ile sanki yıllar önce tanışmışız gibi bir his uyandı bende; sonra ortak arkadaşlarımızın çıkması, yıllar önce Diyarbakır’da hakem olarak maçları yönetmesi; ben de bir ara, Diyarbakır Beden Terbiyesinde geçici görevle Sağlık Memurluğu hizmetlerinde bulunduğumu ve maçlarda ilk yardım görevi üstlendiğimden söz ettim.

Çocukluk ve gençlik dönemimde, fanatik bir futbol sevdasıydım. Sevdiğim takımın maçlarını izlemek için deplasmana bile giderdim. Maçlarda; özellikle orta hakemin kararları, maçın kaderini belirleyebilmektedir.

Bir döneme damga vuran ünlü hakemi bulmuşken; hakemlik mesleğinin inceliklerini ve ayrıntılarını; enine - boyuna sormamızda yarar vardır.

Perşembe, 09 Kasım 2017 09:30

AZRAİLEM / ÖYKÜ

 

Musa DİNÇ/ Sağlık İletişim uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

AZRAİLEM  /  ÖYKÜ

 

Diyarbakır / Eğil, Ergani ve Dicle ilçesini içine alan (Terkân )mıntıkasında dindar bir adamın dört tane oğlu varmış. Büyükten küçüğe sırasıyla: ‘Azrail, Cebrail, Mikail ve İsrafil adlarını koymuş.

Gel zaman, git zaman çocukları büyümüş; İş, güç ve meziyet sahibi olmuş. Azrail balıkçılığı meslek edinmişti. Bize Azrail gerekli olduğu için, diğerlerinin ne iş yaptığı, pek o kadar önemli değil.

Azrail, her sabah erkenden kalkıp, oltasını ve ağını da alıp, Dicle Nehri kıyısına gider, sazan balığı yakalarmış. Balıkları hasır sepetine doldurur, taze taze getirip, Diyarbakır/ Balıkçılarbaşı Semti’ndeki tezgâhında istif ederek, satarmış her akşamüstü.

Eh, günlerden bir gün Azrail, Dicle Nehri’nde balık ağını serpip, kısmetini bekliyormuş.

Dicle Nehri kıyısında karpuz yetiştiriciliği yapan Osman Emmi de nehrin karşı yakasına geçmek istiyormuş o sırada; ama gözü bir türlü kesmiyormuş.

Azrail, yaşlı adamı gözlemlemiş ve acımış haline. Ona yardım etmeye karar vermiş:

“Emmi bekle beni, yardım edecağım saha,” deyip, Osman Emminin yanına gelmiş ve onu sırtladığı gibi Dicle Nehri’ni geçmeye çalışmış. Nehrin coşkulu ve akıntılı yerinde Osman Emmi kendi kendine: “Yahu, bu bahan yardım edi; acep kimdir, kimlerdendir? Diye içinden geçirmiş: “Oğlım, berhudar olasan; ama sen kimsen, kimlerdensen, ey hêr sahıbi?”

Musa DİNÇ/ Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

EĞİTİMCİ YAZAR ZEKİ SARIHAN İLE GÖRÜŞME

Yazar Hakkında

Öğretmen ve yazar Zeki Sarıhan, 1944’te Ordu iline bağlı Fatsa ilçesinin Beyceli köyünde doğdu. 6 yıllık Akpınar İlk öğretmen Okulu’nu, Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Kamu Yönetimi Lisansüstü Programını bitirdi. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptı. Ülkenin karışık ortamından ötürü 7 yılı okul ışında geçmiş, bu arada yayıncılık gibi işler yapmıştır. Yurdun pek çok yerinde ve Almanya’da konferanslar vermiş, radyo ve televizyon programlarında Kurtuluş Savaşı’nı anlatmıştır.

Beyceli Kalkındırma Derneği, Fatsa Köycülük Derneği, Gazi Eğitim Enstitüsü Öğrenci Derneği, Ankara Yüksek Okullar Talebe Birliği, Kore Dostluk Derneği, Eğitim Hakkını Savunma Komitesi, Ulusal Eğitim Derneği’nde başkanlık, 1980’de arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Öğretmen Dünyası dergisinde uzun yıllar yöneticilik yapmıştır.

Kurtuluş Savaşı tarihi, eğitim, anı, deneme gibi türlerde yayımlanmış 37 kitabı bulunan Sarıhan’ın çalışmalarından Kurtuluş Savaşı Günlüğü 1990’da Afet İnan Tarih Araştırmaları Ödülü’ne, Kurtuluş Savaşı Kadınları 2006 Yunus Nadi Sosyal Bilimler Ödülü’ne, Milli Mücadelede Maarif Ordusu 2014’te Nafi Atuf Kansu Eğitim Araştırmaları Ödülü’ne değer bulunmuştur.

1993’te emekli olmuştur. Evli ve iki evlat babasıdır. Ankara’da oturmaktadır.

Öğretmen Dünyası Dergisi’nin bir dönem Diyarbakır Temsilciliğini üstlenmiştim. Sayın Zeki Sarıhan ile yollarımız o zaman kesişmişti. Dile kolay 25 yıla yakındır dostluğumuz aynı tazelikte sürüyor. Yazılarını severek ve beğenerek okuyorum. Özü, sözü birdir. Mevlana’nın sözü sanki onun için söylenmiştir: “Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol.”

Onun dünya görüşünü beğeniyor ve takdir ediyorum. O aynı zamanda çok iyi bir araştırmacıdır. Yazdığı her yazının mutlaka hakkını verir ve taşları yerine oturtur. Çok değerli ve saygı duyduğum bir eğitimci ve yazın emekçisidir. Üretkendir, kalemi güçlüdür, yazı dili arıdır. Hep yararlı olma ilkesi gözeten, evrensel değerleri her şeyin üstünde tutan Sayın Zeki Sarıhan’la Röportaj yapmak, benim gibi bir dostu için, bir ayrıcalıktır.

Musa DİNÇ: Eğitimcisiniz, ama aynı zamanda objektif siyasi analizlerde yapıyorsunuz; eleştiri kültüründen yoksun bir toplumda, stresi göğüslemek zor olmuyor mu?

Zeki SARIHAN: Şu sıralar yayımladığım ‘Biraz da ezber bozalım’ yazılarımdan söz ediyor olmalısınız. Ezber bozmak kolay iş değil. Kırk yıllık dost bildiğim bazı arkadaşlardan bir kısmı bu ezberleri dolayısıyla bana karşı hücuma geçtiler. Olsun. Hamama giren terler! Gerçek eninde sonunda kendini kabul ettirir.

Çarşamba, 01 Kasım 2017 08:38

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - X

Musa DİNÇ /  Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - X

* Bezelyeli baklava / Bir gün canımız Gaziantep baklavası yemek istedi. Bol fıstıklı baklavayı satın alıp, eve getirdim; yiyorum; ama tadı bana tuhaf geliyordu. Meğerse içindeki fıstık değil, bezelye imiş. Vay sahtekarlar vay!...

*

* Dünyanın Süper Devletleri ve Japonya; yeni icatlar, keşifler, otomasyon amaçlı robotlar üretirken, ülkemizdeki gıda hilebazları ise; sahte bal, sahte pul biber, sahte yoğurt, sahte sucuk ve en son icat ettikleri sahte döner ile sahtekârlıkta özendirme ödülüne layık görüldü.

*

* Yaz-Kış / saati uygulamasıyla sözde elektrik tasarrufuna gidiliyormuş, günün aydınlığından yararlanıyormuş. Hep miş, muş; yani masal anlatıyorlar. Elektrik tasarruf edilmiyor, aksine daha fazla elektrik tüketiliyor; ama asıl sebebini buldum galiba: " İnsanlar uykulu, uyurgezer işe gitsin – gelsin, okula da öyle gitsin, gelirken de çok yorgun ve uykusuz gelsin;, sersem bir kafa, ayakta uyusun, dumura uğrasın. Uykusuzluk ve yorgunluktan haliyle kafa da çalışamaz, beyin durduğunda, düşünce eylemi de olmaz. Egemenler öyle istiyor,  işlerine çomak sokulmasını istemiyorlar galiba. Yorgun, argın, uykusuz, sersem bir kafa; sağlıklı düşünemez zaten!

*

* Bizim oralarda bir söz vardır: " Daha bu nina, tırninası vardır!..."

*

* Cumhuriyet güzeldir, tadından geçilmez; ama' Demokratik Cumhuriyet;' tekçi zihniyetin egemen olduğu bir Cumhuriyet, sadece bir kesime, egemen sınıfa hizmet eder. "

*

* Yeni bir parti kuruldu, parti genel başkanının mazisi yeni değil, eski. Amblemine bakıyorsunuz, basit: " Biz iyiyiz, " diyorlar. Bırakın da halk size: "İyisiniz," desin.

*

* Haberleri dinledim. Haber konuları: “Gözaltılar, canlı bombalar, tutuklamalar, şehit haberleri, cinsel taciz, linç ve operasyonlar... Normal bir yaşam yok şiddetten başka. Oysa gelişmiş, çağdaş, gerçek demokrasiyi özümsemiş bir ülke olsa; daha nasıl iyi yaşanılır, sağlıklı bir toplum nasıl inşa edilir, ömür nasıl uzatılır, yeni kaynaklar ve istihdam nasıl sağlanır?” Gibi konular gündemde olurdu.

*

* Demokrat, demokrat değildi; sol, sol değildi; sosyal demokrat, sosyal demokrat değildi; ak, ak değildi; doğru, doğru değildi; adalet, adaletli değildi; iyi, iyi olabilecek mi? ama şunu biliyorum; sağ her zaman sağdı; milliyetçi her zaman milliyetçi idi; dinci de her zaman dinci oldu.

*

* Helva, helvadır; ha kakaolu, ha vanilyalı...

*

* Vay be! Gözlerimiz yaşardı (!) iktidarın iki bakanı daha, Ana Muhalefet Partisi’nin Eski Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’ı hastanede ziyaret etmişler. İyileşmesi için dua da bulunmuşlar.

*

* Elin adamı bilim, teknoloji peşinde koşarken, bizim Türkiye'de de; kimileri tekbirle zikir çeker, kimileri de düğünlerde ha bire:  “ Ho, ho, ho!” deyip halay çeker.

*

* Politikacı =   En çok kıvıran.

*

* Liyakat yoksa çürüme vardır.

*

* Yeni Terimler Sözlüğü / Faşizm: Bu dünyanın cehennemi, Faşist: Bu dünyanın zebanisi

*

* Memlekette yaşam= İsot

*

* Çivi tutmaz.

*

* Bundan sonra, pekâlâ; bundan öncesi ne olacak (?)

*

* Millet konuşmazsa, içine atsa; herkes kanser olur.

*

* Korsan kitaplarının varlığı, dağıtımı, alenen satış noktaları; beni kitap yazmaktan ve yazarlıktan soğutuyor

* Susan değil, konuşan bir Türkiye istiyorum.

***

.

 

 

Pazartesi, 23 Ekim 2017 11:18

YEŞİLLİK / ÖYKÜ

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

YEŞİLLİK /  ÖYKÜ

Bir hafta sonuydu, canımız lahmacun istemişti. Uğradım şatafatlı bir restorana.

“ On lahmacun isterim; üçü acılı, yedisi normal. Bak Usta, bol yeşillik olsun; yeşilliksiz yiyemeyiz lahmacunu.”

Yeşillik dememle, Usta’nın kaşları çattı, sinirleri gerildi, meğerse Usta’nın yarasını deşmiştim. Usta dayanamadı dile geldi:

“ Ah kardeşim, ah! Yeşillik iflahımızı kesti, yedi bitirdi bizleri! Bol kıymalı diyeydin de, yeşillik demeyeydin!”

“Nedendir Usta?”

“Bak kardeşim, yeşilliğe verdiğim parayı biriktirseydim, yılda bir daire satın alırdım; çok fena alıştırmışlar bu halkı yeşilliğe! Bir kasa domatesin fiyatı ne kadardır, biliyor musun? Havucu, turpu, karalâhanayı, yeşil soğanı, marulu, maydanozu… İçim yanıyor arkadaş! Yeşillikle de yetinmiyorlar, bir de üstüne üstlük limon istiyorlar; acımıyorlar! Sık babam sık!

“Yahu Usta, yeşillik olmadan, lahmacun da yenilmiyor be!”

“Batıda böyle midir sanki bir domatesi söğüşlerler; bir güzel hesaba yüklerler!”

“Sahi Usta, müşteriden yana çok mu dertlisin?”

“Müşteri velinimetimizdir; ama gel gör ki; vicdan, merhamet ne gezer. Acımazlar bizlere, buldular beleş peçeteyi, sil babam sil! Sosyete lahmacun istediğinde işimize gelmediği için yok deriz; çünkü iki de bir zırt - pırt peçeteyle ellerini silerler. Şişman ve yaşlı müşterilerimize limon yetiştiremez olduk! Vay efendim, tansiyon düşürüyormuş; birader tansiyon düşürme mercisi biz miyiz sanki (!?)  Limon mu dayanır, verdik limon suyu, bu sefer de üzerine su ilave edip, içine de birkaç kesme şeker; limonata niyetine içtiler. Gel de sızlanma!”

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

ÜNAL ŞÖHRET DİRLİK / FETHİYE’NİN KÜLTÜR ELÇİSİ

Fethiye'nin Kültür Elçisi ve aynı zamanda kültür, sanat, edebiyat abidesi Sayın Ünal Şöhret DİRLİK, emekli bir eğitimcidir, yazardır, şairdir, gazetecidir, kitap ve kitapsever dostudur; şair ve yazarları destekleyen, yazma konusunda cesaretlendiren kadirşinas ve saygın bir dosttur.

Uzun yıllardır tanışırız; birbirimize karşı sevgi, saygı ve güzel dostluk duyguları besleriz.

Sayın Ünal Şöhret DİRLİK çok yönlü bir biyografiye sahiptir. Onu Mavi Didim Gazetesi okurlarıyla buluşturmak ve tanıştırmaktan büyük mutluluk ve haz alırım.

Musa DİNÇ: “Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? “

Ünal Şöhret DİRLİK: Nüfus ’ta 1938 doğumluyum. Fethiye’ye 23 km. uzaklıktaki İncirköy’de doğmuşum. 2007 yılında Fethiye Belediye Meclisi; Kültür Merkezi’ne yapılan kütüphaneye, oy birliği ile adımı verdi. Tören Çiftlik beldesinde İkamet eden Büyük Amcamın en büyük oğlu Eğitimci-Avukat Numan Dirlik de geldi. Kitaplık için yazdığı ve beni de tanıtan yazısında; şöyle yazıyordu: “Ben 1936’da Denizli Lisesi’nin 3. Sınıfına geçip köye geldiğimde, Şöhret beşikte hakır hakır gülüyordu: ”Yani beni askere akıllı gitsin, diye iki yaş küçük yazdırdıkları meydana çıkıyordu.1944/1945 öğretim yılında köyümüzde ilkokul açıldı. Öğretmenlerimiz sonradan benimde sınavlarına girip kazandığım Aksu Köy Enstitüsü mezunu idiler. Bize yararlı olmak için ellerinden geleni yaparlardı.

Musa DİNÇ: “Edebiyat aşkı ne zaman başladı?”

Ünal Şöhret DİRLİK: Bizim bitişiğimizdeki evde akrabamız bifr ninecik otururdu. Eskiden kalabalık bir aile imişler. Onların bir odasını bayan öğretmenlere kiraya verirlerdi. Anam rahmetli güzel masal anlatırdı. Bir de Halamın kızı Esma Abla İstanbul’da üç sene kadar kalmış, güzel okuyan biriydi. Anam öğretmenlere ve Esma Abla’ya roman okutmaya başladı. Komşumuz Hasan Çelik, Mersin taraflarında gardiyanlık yapmış, kitapları olan biriydi. Okuyacak kitap kalmadığında beni gönderip kitap seçtirirlerdi. Eşi Fatma Abla çok değerli bir komşumuzdu. Kahverengi boyalı bavulu açar seçtirirdi. Bazen şehre giden bayan öğretmenler de kitap getirirdi. Akşamları evde kitap dinlerken okuma merakım arttı. Bir de Aksu Köy Enstitüsü’nü kazanıp gidince ve oradaki büyük kitaplığa dadanınca, Okuma Salonu’ndaki dergileri okumaya başlayınca, yazma merakım da arttı. Önde okulun duvar gazetesinde, sonra Antalya’da yayınlanan Şelale Gazetesi2nde (1952)İlkyazı ve şiirlerim yayımlanmaya başladı. Okuma odasına gelen dergilerden Türk Folklor Araştırmaları, Göller Bölgesi öğretmenlerin yayın organı Demet, Gayret, Köy Postası, Köyün Sesi gibi dergilerde daha çok köy ve folklor yazılarıma yer vermeye başladılar. İstanbul’da öğrencilere yönelik Damla Dergisi’nin bu konuda yararlı olduğunu her zaman söyleyebilirim. Ama Köy Enstitüsünün kitapları rüyalarıma girer hâlâ. 80 yaşında yeni yayınlanan kitapların peşinde isem, çok beğendiğim bir kitabı ciltlemeye çalışıyorsam; Aksu’daki İş Bilgisi öğretmenim Rahmetli Musa Okay’ın sayesindedir. Onun cebinde mutlaka bir kitap olurdu.

Cuma, 13 Ekim 2017 08:20

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - IX

Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

YÜREĞİMDEN DAMITILANLAR - IX

*Siyasilerden sürekli ayrıştırma, ötekileştirme ve şiddet dilinden başka bir şey duymuyoruz. Halka hizmet namına bir şey var mı?

*Vatandaşlar olarak; hizmet adına, icraat bekliyoruz.

*İşsizliğe çare mi bulundu mu?

*Liyakate göre, işe alınmalar oldu mu?

*Enflasyon düştü mü?

*Terör bitti mi?

*Vatandaş mutlu ve huzurlu mu?

*Milli Eğitim Sistemindeki karmaşa, sağlam bir zemine oturtuldu mu?

*Sağlık kuruluşlarından herkes yararlanabiliyor mu?

*Adalet mekanizması sağlam işliyor mu?

*Demokratik zeminde, herkes hakkını arayabiliyor mu?

*Yeşil kart sahibi vatandaş sayısında düşme sağlandı mı?

*Halkın refahı açısından / bir taş üstüne bir taş konulmasını istiyoruz. Örneğin; eti neden dışardan ithal ediyoruz? Hayvan üretimi ve beslenmesi konusunda Anadolu köylüsü desteklense daha iyi olmaz mı?

*Gıda konusunda da milli duruş sergilenmesinden yanayım.

*Devlet İstatistik Enstitüsü verileri elde mevcut. İhtiyaç oranında mezun verilir. Yazık değil mi, diplomalı üniversiteli mezun işsizlere!

*Üzüm, üzüme baka baka kararır. İktidar ve Muhalefet. Birisinde metal yorgunluk varsa diğerinde de muhalefet boşluğu vardır. Ülke yönetiminde; işsizlik, enflasyon, eğitim sağlık, sosyal ve hukuk alanında mevcut iktidar başarılı olamamıştır. İktidar, hizmet konusunda ne kadar başarısızsa, Muhalefet de, muhalefet olma açısından başarısızdır.  GSMH kişi başına düşen yıllık gelir ortada. Veriler, istatistikler ve göstergeler yalan söylemez. ***

*Sağlam ve tutarlı bir dış politika esastır.

*ABD, vize koydu diye; dolarlar yakılıyor. Yakılan dolarların üzerinde One dolar yazılıyor. Yani sahte dolar veya düğünlerde serpiştirilen 1 (bir) dolarlardır. Dolar yakmak, marifet değildir.

*Ülke olarak Amerika'ya göbekten bağlıyız. Tüm savunma sanayi ABD'den karşılanmaktadır. Gerçekler göz ardı edilemez.

*ABD'nin vize vermediği ülkeler : " Suriye, Irak, İran, Libya, Somali, Sudan, Yemen ve Türkiye." Bu ülkeler ligindeyiz.

*Yağmur ve dolu öncesi, çiseleme olur. *Buruna gelen kötü kokular, hissedildi.

*Vize / gözden çıkarma belirtileri mi acaba (?)

***

*Lüks cep telefonu, lüks jeep, lüks auidi, lüks mercedes, lüks villa, lüks köşk, lüks saray ve gösterişle memleket kalkınamaz.

*Sosyal Medya yalancısıyız. İran'dan 2000 tane hemşire ithal edilecekmiş. Bizim vatandaşlarımız işsizlikten canına kıyıp, intihar edecek! Allah'a reva mı bu?

*Zulüm karşısında; savunmasız insanın hakkını, hukukunu kim koruyacak? "

*Rahmetli Turgut Özal zamanında orta direğe terfi etmiştik, o da gitti elimizden.

*Delilo, halay, zeybek, çiftetelli, misket, atabarı, horon; hepsini severim. Emin olun ki düğünlerin çoğunda halay olmazsa, o düğünün bir ayağı eksik olur.

***

*MTV   % 40’lık zam; emeklinin hali de asgari ücretli gibi, araba senin neyine? Demeye mi getiriliyor?

*Savaş yokken bu kadar vergi reva görülüyorsa, savaş çıksa hepten kıtlık olur

*Çarpım tablosundan, çarpık kentleşmeye; çarpık kadrolaşmaya, çarpık siyasallaşmaya ve cin çarpmışa doğru bir evrim süreci yaşıyoruz.

*Keramet sahipleri evliyalardır. Mucizeler ise peygamberlere hastır. 1404 TL asgari ücretle geçinenler hangi gruba girer (?)

***

*Çocukları çok seviyorum; onları sevindirmek için, onların sevebileceği tarzda kitaplar yazmak zorunda hissediyorum. Bugün "Dünya Kız Çocukları Günü'ymüş." Kızım yok, ama tüm küçük kız çocukları, evladım mış gibi sevdim ve seviyorum. 12.10.2017

 

 

Sayfa 1 / 7