19 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Reklam
Şu anda 265 konuk çevrimiçi

PAMUKKALE

Bembeyaz travertenleriyle meşhur Pamukkale, Didim'den günübirlik turlarla gezilecek mesafededir.

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası kapsamına alınmış olan Hierapolis antik kentini de bünyesinde barındıran Pamukkale, Denizli ilinin ilçelerinden biridir.

M.Ö. 190 yılında II. Eumenes tarafından kurulan Hierapolis, dünyanın hiçbir yerinde olmayan manzarası ve gladyatör dövüşlerinin de yapıldığı 9.500 kişilik amfitiyatrosuyla öne çıkar. Antik Çağ'da dahi hamamları ve kaplıcalarıyla hizmet veren Hierapolis, kısa sürede Ege'nin sosyal yaşamı en zengin yerleşkelerinden biri haline gelmiştir. Süreç içinde kente girmek isteyenlerin önce bu hamamlara girip yıkanmaları adeti yerleşmiştir.

M.Ö. II. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine giren Hierapolis kenti, altın dönemlerini de bu bayrak altında yaşamış ve Roma mimarisiyle yapılan yeni binalarla zenginleşmiştir. Yaklaşık olarak 100.000 kişinin yaşadığı varsayılan  antik Hierapolis kenti, M.S. 395'te Doğu Roma'nın, yani Bizans'ın denetimine geçmiş, 1210 yılında ise Anadolu Selçukluları tarafından fethedilmiştir.

Adını Amazon Kraliçesi Hiera'dan alan kent, Denizli kent merkezine 20 kilometre uzaklıktadır. Antik Bergama Kralı II. Eumenes tarafından M.Ö. 197 yılında kurulan, adını da Amazonlar Kraliçesi Hiera’dan alan Hierapolis, aynı zamanda “kutsal kent” olarak anılıyor. Hz. İsa’nın havarilerinden St. Philip’in burada öldürülmesi ve onun adına anıt mezar yaptırılması, Hierapolis’in inanç turizmi açısından da öne çıkmasını sağlıyor.

Pamukkale denince ilk akla gelen gezi yerleri arasında yer alan Apollon Tapınağı, St. Philip Martyriumu, Antik Tiyatro, Roma Kapısı, Kuzey Bizans Kapısı, Agora, bugün müze olarak kullanılan Roma Hamamı, su kanalları, Direkli Kilisesi ve nekropoller, Hiearapolis’teki başlıca tarihi yapılardır. Bu yapıların bir bölümü 1957'de aldıkları izinle bu havalide kazı yapan İtalyan kazıbilimciler tarafından ortaya çıkartılmıştır. Ayrıca Pamukkale’nin batısında yer alan Eskihisar Köyü yakınlarındaki Laodikya, Buldan İlçesi’ne bağlı Yenicekent yakınlarındaki Tripolis, Honaz İlçesi yakınlarındaki Colossea, Lycus Vadisi olarak anılan bölgedeki diğer antik kentler de bu coğrafyada geziye çıkmayı düşünenler için adeta bir mutluluk bahçesidir.



TERMAL KAYNAKLAR


Pamukkale’nin binlerce yıldır yerleşim merkezi olmasını sağlayan şifalı termal su, beyaz travertenlerin de hayat kaynağını teşkil eder. Uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum hidrokarbonat içeren suyun, havadaki oksijenle teması sonucu karbondioksit ve karbonmonoksitin uçtuğunu, kalsiyum karbonatın da çökelerek, Pamukkale’ye adını veren travertenleri oluşturduğunu belirtmektedir.

Yöreyi ziyaret edenlerin pek çoğu, beyaz traverteriyle ünlü Pamukkale’nin hemen yakınındaki Karahayıt ve Gölemezli’deki termal kaplıcaların romatizma, kalp, damar sertliği, tansiyon ve deri rahatsızlıklarına iyi geldiğine inanarak buralara taşınmaktadır. Ayrıca bu kaplıcaların suları ılık içildiğinde spazmlı mideleri rahatlattığı, idrar yolu iltihaplarında etkili olduğu, banyoyla birlikte deri altına yapılan gaz şırıngalarıyla da damar iltihaplarına karşı oldukça olumlu sonuçlar alındığı bilinmektedir.

Bu bölgedeki otellerin çoğu, termal tedavi konusunda eğitim almış uzman personelleriyle 'sağlık turizmi'ne yönelik faaliyetlerini sürdürmektedir. Yine bu tesis ve pansiyonlarda, kaplıca tedavisi için gelenlere yine bu kapsamda hizmet sunulmaktadır. Pamukkale’deki termal havuz ise, Yaz-Kış ısısı değişmeyen 35 derecelik suyu ile, bölgeye gelen turistlerin keyifle zaman geçirdiği yerler arasında bulunmaktadır.



ODUNCU GÜZELİ EFSANESİ


Pamukkale’ye hayat veren termal suyun mitolojik çağlardan günümüze uzanan öyküsünde anlatılanlar, beyaz cennetin yaslandığı Çökelez Dağı’nın eteklerinde yaşayan bir oduncu ile onun kızının hikayesine dayanmaktadır.

Rivayete göre, bu kızın her yeri çıban ve sivilceliymiş. Bu nedenle de aynaya bile bakamaz, durgun sularda kendini seyredemez, utandığından dolayı da kimselere görünmek istemezmiş. Ona rastlayanlar da bu çirkinlikleri görmemek için hemen yolunu değiştirirlermiş. Oğlan anaları ise, “Aman çirkin kız, Tanrılar oğlumu senden esirgesin,” diyerek dua ederlermiş. Altın kalpli kız ise çirkinliğine, bu nedenle insanların ona reva gördüğü haksızlıklara ses çıkaramaz, herşeyi içine atarmış.

Oduncu kızının moral bozukluğuyla kendisini civardaki sulara bıraktığı bir gün Denizli Beyi’nin oğlu, Çökelez Dağı’nda keklik avlarken su birikintisinin içinde sırma saçlı, güzel yüzlü bir kız olduğunu fark eder ve sulara atlayarak onu boğulmaktan kurtarır. Bir süre sonra kendine gelen oduncunun kızı, “Ben ölmedim mi,” diye ağlamaya başlar. Bey oğlu neden ölmek istediği sorulduğunda; ona çok çirkin olduğunu, bu nedenle herkesin kendisiyle alay ettiğini anlatır.

Ancak Bey oğlu, “Sen mi çirkinsin, oduncu güzeli? Eğil suda kendine bir bak, senden güzeli var mı,” deyince, kız korkarak sudaki siluetine bakar.

Bir de ne görsün...

Sivilceli, her tarafı yaralardan geçilmeyen kız gitmiş, onun yerine dünya güzeli biri gelmiştir. Meğer, Çökelez’in taşlarını Pamukkale yapan sırlı sular, oduncunun kızını da eşi bulunmaz bir güzele çevirmiştir...