22 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Salı, 14 Şubat 2017 08:35

BİR ZAHMET HALKI AYDINLATSANIZA…

Yazan Faruk Haksal

BİR ZAHMET HALKI AYDINLATSANIZA…

Ekranda Başbakan esiyor, Cumhurbaşkanı gürlüyor…

Bahçeli ise; hem esiyor, hem gürlüyor.

Peki niye? Bu öfke, bu hırçınlık neden?

Hayır diyenleri silahlı teröristle bir tutmanın anlamı ne, nedeni ne?

Sayın Cumhurbaşkanı siz halka, sakin sakin, esip gürlemeden, niçin “evet” denmesi gerektiğini anlatsanıza…

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin by-pass edilerek, “kararname” adı altında kanun çıkartma yetkisinin –niçin- tek kişinin iradesine bağlanması gerektiğini açıklasanıza…

TBMM milli iradenin kendisi değil miydi? Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletin değil miydi?

Milletin temsilcilerinin oluşturduğu parlamentonun neden saf dışı bırakılması gerektiğini merak ediyoruz; izah etsenize…

Bu Anayasa maddeleri yasalaştığında Türkiye’nin nasıl olup da “güçlü” olacağını anlamak istiyoruz; deyiversenize…

Yani… Şu anda Türkiye güçsüz mü? Bilmek istiyoruz sayın yetkililer, endişe ediyoruz.

Cumhurbaşkanı aynı zamanda partili, aynı zamanda tarafsız nasıl olacak sayın reis, halk merak ediyor?.. Bir anlatsanıza…

Türkiye’nin ancak, Cumhurbaşkanı partili olduğunda, hâkimleri-savcıları partili-Cumhurbaşkanı seçtiğinde ve TBMM devre dışı bırakıldığında güçlü olacağını anlamak oldukça güç, çok güç sayın “reis…” Halkın gerçekleri anlamasına yardımcı olsanıza.

Bu ülkenin yarısını terörist ilan ettiğinizde mi güçlü olacak bu ülke?

Nüfusun yüzde ellisi PKK teröristi, önemli bir bölümü Fethullahçı Terör Örgütü elamanı, sayısını MİT’in bile belirlemekte güçlük çektiği bir bölüm de IŞİD terör örgütü mensubu…

Geriye ne kaldı sayın Cumhurbaşkanı?

Sonra… Siz… Şu anda… –gerçekten- partisiz misiniz?

Yani tarafsız mısınız?

Yargı ülkemizde gerçekten bağımsız mı?

Türkiye Büyük millet Meclisi sizin iradeniz dışında bir yasa çıkartabiliyor mu?..

Hükümet siz olmadan toplanıp, kendi özgür iradesine göre bir karar alabiliyor mu?

Peki daha ne isteniyor eyyyy büyük reis?

Zaten yürürlükte olan bu garip düzene daha neler katılmak isteniyor?

Türkiye ancak bu anlaşılması güç katkılar sonrasında mı güçlü olabilecek?..

Halk bu soruların yanıtlarını merak ediyor pek sayın yetkililer…

Esip gürlemek yerine –bir zahmet- bu önemli konularda halkı, vatandaşı, yurttaşı, hepimizi aydınlatır mısınız?

Lütfen.

 

www.haksal.av.tr

@farukhaksal42

www.soruyusormak.com

 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 13 Şubat 2017 17:37

OLAMAZ… OLMAMALI!

Yazan Faruk Haksal

Sayın yetkililere küçük bir soru:

Niçin yargı mensuplarını seçme yetkisine talipsiniz?..

Bu noktada iki soru:

Bağımsız yargı için mi?

Mensuplarını seçme yetkisi bir tek kişiye ait olursa, yargı nasıl bağımsız olur?

Aslında sorular çok…

Cumhurbaşkanı “Başkan” olup, partisinin de başına geçince Türkiye, “Güçlü Türkiye” olacakmış…

Demek şu anda ülke güçsüz…

Evet, peki, tamam da ülkeyi kan gölüne kim çevirdi?

Türk Silahlı Kuvvetlerinin muharip gücü Silivri zindanlarında nasıl eritildi?

Türk parası nasıl bu kadar değer kaybetti?

Tarım neden çöktü?

Sanayi üretimi niçin durdu?

Türkiye nasıl ve neden bu kadar çok borca battı?

Terör bu seviyelere nasıl tırmandı; neden tırmandı?

Terör örgütleri ülkeyi kan gölüne hangi dönemde çevirdi?

Devletin tüm kurumları, medya, siyasi partilerin yönetim örgütleri ve en önemlisi eğitim kadroları Fethullahçı terör örgütünün işgali altına nasıl girdi? Kim izin verdi bu ablukaya, teslimiyete?..

Ve bütün bunlardan sorumlu bir siyasetçi, bugün kalkıp da, beni “Başkan” yaparsanız bütün bunlar düzelecek, ülke düzlüğe çıkacak nasıl der?..

Nasıl diyebilir?..

akın istatistikler bakın neler söylüyor:

Türkiye, Uluslararası Mahkeme'ye,insan hakları ihlalleri konusunda yapılan müracaatlarda Dünya ölçüsünde ikinci sıraya tırmandı…

Son 10 yılda özgürlük derecelendirmesinde en geriden 2. sıraya ulaştık!..

Ve bu ortamda… Bu koşullarda… Bu bilgiler ışığında ülke referanduma gidiyor.

Peki ne için?

Her halde,insan hakları ihlalleri sır-alamasında en geriden 2. sıradayken, 1. sıraya ulaşmak için…

Her halde, özgürlük derecelendirmesinde liderliğe ulaşmak için!

Bir halk kendi eli ile özgürlüğünü hibe edemez.

Bir mirasyedi hovardalığı ile demokratik haklarını, adalet duygusunu çöp sepetine atamaz.

Olamaz…

Olmamalı!

 

www.haksal.av.tr

@farukhaksal42

www.soruyusormak.com

İÇERİK, SORGULAMA, DEMOKRASİ, KÖLELİK…

İçerik…

Demokrasinin en önemli kavramı bu küçük sözcüktür.

İçeriği öğrenme hakkına sahip çıkacaksın.

Bu hakkı kullanıp, öğreneceksin.

Sonra da o içeriği sorgulayıp, kendi düşünceni, kendine özgü fikrini üretip, onu ifade edeceksin.

Yani, ister/istemez ifade özgürlüğüne de sahip çıkacaksın.

İçeriği bir kenara koyduğunuz zaman sizi köle yaparlar.

Siz onu öğrenmek istemeyip boynunuzu eğdiğinizde sizi istedikleri gibi yönetir, istedikleri yöne doğru güderler.

O zaman demokrasiye de bir ihtiyacınız kalmaz.

İster parlamenter sistem olsun, ister tek-adam sistemi… Fark etmez!

Siz, önünüze konan yemi yersiniz… Size söyleneni yapar; emredilen yöne doğru koşarsınız…

O zaman siz demokrasi ile yönetilen bir ülkenin “yurttaş”ı değil, tek-adam tarafından güdülen bir sürünün koyunu olup çıkarsınız.

Ama yine de tercih sizindir…

Böyle bir kişi olmak istiyorsanız, olursunuz.

Ama milletin çoğunluğu bu tercihi sizin gibi kullanırsa, işte o zaman ülke, 21. Yüzyıl’ın uygarlık ortamından ihraç edilir; Ortaçağ’ın karanlıklarına doğru geri-itilir…

Bir insanın içeriğini bilmediği bir şeye evet demesini anlamak mümkün değildir.

Aslında böyle bir yöneliş, düşüncede değil, kişilik yapısındaki bir sorundur. Tedavi gerektirir.

Anayasa değişiklik önerisi mi?.. Evet, ya da hayır…

Alırsınız, okursunuz… Anlamaya çalışırsınız.

Ve olsun… Tümünü tam olarak anlamasanız da, anladığınız kadarı ile [ama bilerek/öğrenmeye çalışarak] evet de dersiniz, hayır da…

Ama birileri böyle dedi diye evet ya da hayır derseniz, o birileri tarafından güdülmeye rıza göstermiş olursunuz.

O birilerine kişiliğinizi, düşüncelerinizi ve benliğinizi ipotek etmiş olursunuz.

Evet… o zaman da özgürlüğe, demokrasiye bir ihtiyacınız kalmaz.

Özgürlük, çoğulculuk, gerçek demokrasi gibi değerlere yönelik bir talebiniz olmaz.

Yaşarsınız bir ot gibi…

Otu gelir bir yaratık yer bitirir; olursunuz o yaratığın içindeki bir unsur ve sonunda bir dışkı, filan…

Kader midir bu sonuç?

Hayır değildir…

Çünkü, siz böyle istediniz…

 

 

 

Perşembe, 09 Şubat 2017 08:46

BUYURUN… YANIT VERİN

Yazan Faruk Haksal

BUYURUN… YANIT VERİN

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çıkarttığı kanunun adı: Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi’nin Kurulması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun…

Kanun numarası: 6741…

Kanunun kabul tarihi: 19 Ağustos 2016…

Ahali denizde, tatilde, keyifte.

Çiftçi toprakta hasat peşinde.

Öğrenci diskotek, ense ve piyasa derdinde boş vakitlerini değerlendiriyor…

Diğer kesim imam ve “hatip” adayları ise; kuran kursu, tarikat peşinde, “eğitim”ini pekiştiriyor…

Ama su uyuyor, siyasetçi uyumuyor!

TBMM çalışıyor…

Gidin, şöyle bir karıştırın çalışmaların ürünlerini, mevzuatı okuyun/öğrenin.

Olmadı, sosyal medyada bir deprem yaratan Prof. Dr. Yalçın Karatepe’nin videosunu izleyin…

Ve ülkenin nereden nereye geldiğine bir kez tanık olun, ibret alın.

Sonuç: TBMM bir kanun çıkartıyor…

Kimsenin haberi yok!

Muhalefetin halka bilgi aktaran bir çalışmasını da duyan yok, bilen yok…

Daha sonra bir ajans haberi: Türkiye’nin geride kalan en önemli sair ekonomik kıymetleri bir “fon”a aktarılmıştır; nokta!

Sonra?..

Sonra da bizim koyduğumuz üç nokta + ve bir ünlem!

İşte bu ortamın ortasında, doludizgin koşturan sürecin kıyısında aşağıdaki satırlara çalakalem sıraladığımız birkaç sorunun yanıtını hep birlikte düşünüp, sorgulayıp, bulmak zorundayız:

- Bir ülkenin [arta kalan] temel ekonomik kıymetlerini, sorgulanamayan, eleştirilemeyen, asla paylaşılamayan ve her türlü kamusal denetimden kendisini sıyırmış, yönetim elemanları iktidar gücü tarafından tek taraflı-tayinle oluşturulmuş üç-beş kişiye nasıl teslim edilebilir?

- Her türlü kamusal denetimin dışında tutulmuş bir anonim şirket nasıl olur da devletin kaynaklarını –sadece kendi kararları ile- yönetip yönlendirebilir?

- Kamuya hesap vermeyen ve kendisinden kamusal kurumlarca hesap sorulamayan böyle bir yapı TBMM’nde nasıl kabul görüp, yasa haline getirilebilir?

- Bu ve benzeri yetkiler dahi az görülerek, bu yetki ve gücün çok daha fazla artırılması için Anayasa nasıl ve neden değiştirilmek istenmektedir?

Bizden –şimdilik- bu kadar; buyurun yanıt verin…

Haydi!

 

www.haksal.av.tr

@farukhaksal42

www.soruyusormak.com

 

 

Çarşamba, 08 Şubat 2017 15:14

HİLE…

Yazan Faruk Haksal

HİLE…

Alelade bir oyunda hile yapan kişi, hayatın içinde de yapar.

Çünkü en kestirmesinden: Hayat da bir oyundur.

Ya da oyun, hayatın içindeki sıradan bir “olgu”dur.

Asıl olan hayatın içinde “hile”ye başvuran kişilik yapısıdır.

Şimdi önümüzde Cumhuriyet Türkiye’sinin temellerini sarsabilecek yeni bir  “oyun” var…

Oyun mudur bu referandum sandığı?

Türkiye’yi yıllardır silkeleyen büyük oyunun son perdesidir bizce.

Şimdi mesele bu oyunda hile yapılıp yapılmayacağıdır.

Ancak hile… Sadece sandıkta yapılmaz.

Sandık sonuçlarını bilgisayar programlarına işlerken yapılmaz.

Ya da şaibeli bilgisayar programlarını oyunun işlevine monte ederken yapılmaz…

Hile hazırlık aşamalarında da yapılır.

Nasıl yani?..

İşte şöyle:

Boyalı ekranların kaç kanalı var?..

Kaçı iktidarın “memur”u?

Renkli gazetelerimizin kaçı iktidarın “asker”i?..

Hükümetin başbakanı, bakanları… En önemlisi hükümetin Cumhurbaşkanı her gün, her akşam, her gece ekranları kaplarken…

Her gün, her yerde iktidar elemanlarının “evet” propagandaları medyayı işgal ederken…

Öteki taraf sesini çıkarttığında, miting yapmaya kalkıp halka sesini duyurmaya çalıştığında… Polis copu, biber gazı, göz altı neyin nesidir?..

Bu uygulamalar adil midir?

Eğer referandumun sonucunda halk iradesini ortaya koyacaksa… Ve demokrasilerde belirleyici olan bu irade ise… Bu eşitsizlik, bu baskı ve bu sindirme siyaseti bir hile değil midir?

Cumhurbaşkanı, “geçici” başbakan, bakanlar, amirine kul-köle bürokrat takımı, bu adaletsizlik zinciri içinde Devlet gücünü kullanarak eşitsizliği daha da artırıyorlarsa, bütün bu uygulamaların sorumlusu kimdir; kimlerdir?..

Yapıp edilenler yarattığı eşitsizlik sonucunda [gerçekte] birer “hile” değil midir?

Ama tarih boyu hep böyle olmuştur.

Özgürlükler, zorbalık ve adaletsizliklerle mücadele edilerek gerçekleştirilmiştir.

Demokrasi, tiranları eleyerek egemen kılınmıştır.

Nehrin kaynağına doğru yüzülememiştir…

Nedensellik, determinizm, kozalite, falan ve filan, hepsi aynı kapıya çıkar…

Ve uygarlığın, demokrasinin, özgürlüklerin önündeki engelleri süpürür, gider…

Biz söylemiyoruz; tarih böyle yazıyor…

 

www.haksal.av.tr

@farukhaksal42

 

www.soruyusormak.com

Pazartesi, 06 Şubat 2017 16:28

GERÇEK SORUMLU 50 BİN 589 KİŞİ Mİ?

Yazan Faruk Haksal

GERÇEK SORUMLU 50 BİN 589 KİŞİ Mİ?

İnternet’te “www.doktorlarsitesi.net isimli sitenin verdiği bilgiye göre, 1 Eylül 2016 tarihli resmi gazetede yayınlanan KHK ile 50 bin 589 kişi meslekten ihraç edildi.

İhraç edilenler listesinde Sağlık Bakanlığı’ndan 2 bin 81 personel; doktorlar, hemşireler ve sağlık bakanlığı memurları da bulunuyor.

Cumhurbaşkanı ve “geçici” Başbakan Mersin’de büyük bir hastanenin açılışını yaptılar; kutluyoruz. Vatana millete hayırlı olsun…

Ancak…

Hastane –sadece- duvarlardan oluşan bir yapı değildir…

Bu ülkede zaten çok önemli bir doktor açığı var.

Hemşire, sağlık memuru eksikliği ise tavan yapıyor.

Öğretmen açığı yürekler acısı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki yapılanma ise korkutucu, ürkütücü…

Diğer kamu personeli eksikliğinde de durum pek farklı değil.

Ve bu ülkede 50 bin 589 kamu görevlisi görevden atılıyor.

Sebep ne?

Fethullahçı Terör Örgütü mensubu olmak…

Atılmasınlar mı?

Atılsınlar mutlaka… Ancak!

Bu 50 bin 589 kişi Devlet’in damarlarına nasıl sızdı?

Kim sızdırdı?

Bu kişileri böyle bir kültürle kim yetiştirdi?

Emperyalizme göbekten bağlı maşalar haline nasıl geldi bu 50 bin 589 kişi?..

Kim destekledi bu ihanet oluşumunu?

Cumhuriyet, laiklik, aydınlanma düşmanı çeteyi kim besledi?..

Kimdir ve kimlerdir bu oluşumun, bu korkunç işgalin sorumlusu?

Asıl mesele bu gerçek sorumluların Türk siyasetinden “ihracı”dır…

Bu 50 bin 589 kişi halen sorgusuz/sualsiz işlerinden atılmışlardır…

Ama sözünü ettiğimiz gerçek sorumlular mutlaka sorgulu/sualli/savunmalı/adaletli bir biçimde yargılanmalı ve ülkenin başına örülen çorabın şifresi çözülmelidir.

Sözünü ettiğimiz bu gerekliler ancak hukuk devletinde gerçekleşebilir.

Zaten hukuk devletinin iğdiş edilmek istenmesinin temel nedeni de, bu şifrenin çözülmesi ihtimalinden duyulan endişe ve korkudur.

 

www.haksal.av.tr

@farukhaksal42

www.soruyusormak.com

 

 

Cuma, 03 Şubat 2017 15:59

KUYRUKLULAR…

Yazan Faruk Haksal

KUYRUKLULAR…

Yeni Anayasa önerisi yasalaşırsa…

Terör bitecek [miş]

Ekonomi düzlüğe çıkacak [mış]

İşsizliğin kökü kazınacak [mış]

Dolar düşecek, Türk parası tırmanacak [mış]

Kuvvetler ayrılığı daha da sağlamlaşacak, yargı bağımsızlığı en üst düzeye çıkacak [mış]

Hele bir referandumda evet oyları çoğunluğa ulaşsın, daha neler olacak [mış] neler…

Kuyruklu bir masaldır anlatılanlar…

Kuyruğu uzundur… Çünkü, umutları her geçen gün azalmaktadır.

Daha büyük, daha etkileyici daha uzun kuyruklara ihtiyaç duyulmaktadır.

Her şeyden önce şu yalın gerçeğin üstü hiçbir şekilde örtülemez:

- Anayasa değişiklikleri yürürlüğe taa 2019 yılında girecek!..

Evet… Bu gerçeğin üstü hiçbir kuyruklu sözle örtülemez.

- Sadece ve sadece iki madde referandum sonra yaşamımıza girecek.

Nedir bu maddeler?

- Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısını “Başkan”a bağlayan madde.

- Partili Cumhurbaşkanı garabeti…

Ötesi?..

Ötesi, 2019 yılına “hayır”lısıyla, inşallah!

Hükümet sözcülerinin söylemlerine bağlı kalırsak, demek ki:

Terör 2019’da bitecek.

Ekonomi düzlüğe 2019’da çıkacak.

İşsizliğin kökü 2019’da kazınacak.

Dolar ancak 2019’da düşecek.

Yargı bağımsızlığının gerçekleşmesi 2019 baharına kaldı…

Daha neler neler…

Demek ki daha çekilecek çilemiz var.

Bu kuyruklu vaatler, -aslında- dikkatli bakarsanız, kocaman itiraflardır.

Kuyruksuz ikrarlardır.

Demek ki, terörü ancak “Başkan” önleyebilecektir.

Ekonomiyi düzlüğe çıkartmak, işsizliğin kökünü kazımak, yargı bağımsızlığını sağlamak gibi son derece önemli dertlerimiz mevcut demokratik parlamenter düzen içinde sağlanamıyor; sağlanamayacak…

Demek ki, bütün bu dertlerden kurtulmamız için Cumhurbaşkanı’nın, milletin başkanı olmaktan vazgeçip, partisinin başkanı olması ile kurtulabileceğiz… Hay Allah!

Türkiye demokrasi tarihi bugüne kadar bu ölçüde uzun kuyruklu söylemlerle karşılaşmadı…

Önümüzdeki hedef kuyrukları kesip, yerlerine gerçekleri yerleştirmektir…

Demokrasinin, özgürlüğün, aydınlanma değerlerinin ve Cumhuriyet ilkelerinin gereği budur.

 

 

Perşembe, 02 Şubat 2017 16:36

HER ŞEYİN BİR BEDELİ VAR

Yazan Faruk Haksal

HER ŞEYİN BİR BEDELİ VAR

Cumhuriyet değerlerini özümlemiş, o değerlerin faziletini idrak etmişsiniz…

Evinizde oturup, yan gelip yatamazsınız.

Özgürlüğün tadını tatmış, yetkin bir bireyseniz…

O’nun yaşamınızdan sökülüp atılarak; otoriteye tabi, bilinçsiz bir yaratık olmanıza rıza gösteremezsiniz…

Adil bir dünya özlemi ile hukuk devleti ilkesini benimsemiş bir ülkede –bir süre de olsa- yaşamışsanız…

Adaletsizliği kabul edemezsiniz; zorbalığa boyun eğemezsiniz; fetvalarla yönetilemezsiniz…

O zaman…

Sokağa çıkacaksınız!..

Sizin gibilerle yarenlik edip, gönül eğlendirmeye –bir süre için- ara verip, sizin gibi düşünmeyenlere [düşündürülmeyenlere] ulaşacaksınız…

Anlatacaksınız.

Bir daha anlatacaksınız.

Olamadı yine/yeniden/ısrarla/sabırla/dostça/anlaşılır bir dille anlatacak, yine anlatacaksınız…

Bu yol ayrımında özgürlüğün, hukuk, adalet, çoğulculuk, demokrasi ve ulusal egemenlik gibi değerlerin seçileceğini…

Bu oy kullanmanın asla Erdoğan-Kılıçdaroğlu-Bahçeli-Perinçek için olmadığını…  Hiç birini iktidara geçirmeyeceğini; hiç birini koltuğundan indirmeyeceğini…

Yapılacak tercihin sadece ve sadece… bir rejim meselesi olduğunu…

Ve oyumuzu –sadece- yönetim şeklimizin adaletten sıyrılmadan, demokrasiden vazgeçmeden, özgürlükleri budamadan, çok sesli demokrasiyi yok etmeden… SÜRMESİ İÇİN kullanacağımızı anlatacaksınız/bir daha anlatacaksınız/ olmadı bir daha anlatacaksınız.

Sözün özü: Sırça köşkünüzde pineklemeyeceksiniz. Bir süre için rahatınıza, konforunuza ara vereceksiniz.

Olan bitenleri tribünden seyretmeyip, sahaya ineceksiniz.

Buna mecbursunuz!

Çünkü bu kavşaktan sapılacak yön sizin hayatınızı biçimlendirecek.

Sonucunda hepimizin hayatında ya güller açılacak ya da yaşamlarımızın orta yerine turp sıkılacak, kezzap dökülecek.

Önce bu kavşağın önemini, ciddiyetini ve içeriğini kavrayacağız.

Kavşağın sonrasındaki yollardan birisi çıkmaz sokaktır; geri vitesi yoktur.

Diğeri ise, uygarlığa, çağdaşlığa ve aydınlık bir dünyaya doğru yönelen –uzun ince- bir yoldur.

İşte O yöne doğru ilerlemek istiyorsak; oturamayız, yan gelip yatamayız…

Çalışacağız, uğraşacağız, didineceğiz… Ve uygarlığı, çağdaşlığı, aydınlık bir dünyayı hak ettiğimizi dosta düşmana göstereceğiz; ispat edeceğiz.

Her şeyin bir bedeli var…

Haydin!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çarşamba, 01 Şubat 2017 16:58

ANCAK… SAHİPLEN­MEK­LE OLUR

Yazan Faruk Haksal

ANCAK… SAHİPLEN­MEK­LE OLUR

Ya­sa­la­rın–her na­sıl­sa-de­mok­ra­tik il­ke­ler­le do­na­tıl­mış ol­ma­sı o ül­ke­ye de­mok­ra­si­yi ge­tir­mez.

Yani… Bu kez ter­sin­den söy­lü­yor­lar:

- Evet, ama yet­mez!..

Bir ül­ke­nin halkı de­mok­ra­si­ye sahip çı­kı­yor­sa… İşte ancak o zaman o ülke ger­çek­ten de­mok­ra­si­ye ka­vu­şur.

Ül­ke­miz­de­ki de­mok­ra­si so­ru­nu­nun te­me­lin­de bizce bu ek­sik­lik var­dır.

Tür­ki­ye’de Cum­hu­ri­yet, bir büyük in­sa­nın zih­nin­den üre­til­di ve “ilan edil­di…”

Tür­ki­ye halkı her yıl Cum­hu­ri­yet’in “ilanı”nın bay­ra­mı­nı kut­la­dı.

Nu­tuk­lar atıl­dı, saygı du­ru­şu ya­pıl­dı.

Bir buçuk gün tatil ya­pıl­dı; ge­zil­di, eğ­le­nil­di…

Ama, küçük bir ke­si­min dı­şın­da Cum­hu­ri­yet de­ğer­le­ri üze­ri­ne dü­şü­nül­me­di…

Hele hele bu de­ğer­ler teh­dit al­tın­day­ken ve birer birer di­na­mit­le­nir­ken büyük ço­ğun­luk ta­ra­fın­dan önem­se­me­di/al­dı­rıl­ma­dı.

Cum­hu­ri­yet de­ğer­le­ri somut ola­rak ne­ler­dir?

Par­la­men­ter de­mok­ra­si.

Uygar dü­şün­ce.

Ay­dın­lan­ma.

Öz­gür­lük or­ta­mı.

Hukuk dev­le­ti.

La­ik­lik.

Tam ba­ğım­sız­lık, filan…

Cum­hu­ri­yet Bay­ram­la­rın­da bu de­ğer­le­rin içe­rik­le­ri­ne hiç de­ği­nil­me­di…

Bu de­ğer­le­rin ulu­su­mu­zun temel harcı ol­du­ğu unu­tul­du/unut­tu­rul­du…

Peki, niçin böyle ya­pıl­dı?

Bu de­ğer­le­ri ke­mir­mek için!

Türk Dev­ri­mi’ni ro­ta­sın­dan çı­kar­tıp, karşı dev­rim ham­le­si­ne ta­şı­mak için…

Sis­tem­li, sa­bır­lı, is­tik­rar­lı bir gay­ret­ti bu hamle… Gi­de­rek dış-des­tek­li bir st­ra­te­ji­ye dö­nüş­tü.

Usul usul geldi; sinsi sinsi yer­leş­ti…

Dev­le­tin kı­yı­sı­na tu­tun­du ilkin… Sonra ara­lık bı­ra­kıl­mış ka­pı­dan içe­ri­ye sü­zül­dü.

Ve so­nun­da da mer­ke­zi­ne yer­leş­ti sis­te­min… O’nu dı­şa­rı­ya it­tir­di. İttir­di, it­tir­di!

İşte bugün… Dı­şa­rı­ya it­ti­ril­mek­le de ye­ti­nil­mi­yor, tümü de­ğiş­ti­ri­li­yor sis­te­min.

Eğer sahip çı­kıl­maz­sa… Gidiş bu gi­diş­tir.

Eğer uygar dü­şün­ce­ye, ay­dın­lan­ma ide­ali­ne, öz­gür­lük or­ta­mı­na, hukuk dev­le­ti­ne, la­ik­lik ve tam ba­ğım­sız­lık si­ya­se­ti­ne sahip çı­kıl­maz ise, ül­ke­nin sonu şim­di­den fa­lan­dır, fi­lan­dır…

Ve gi­de­rek, “yazık ola­cak­tır Orhan veli’nin Ni­ya­zi efen­di­si­ne…”

Çünkü bu temel esas­lar ya­sa­lar­la oluş­maz; ancak ve ancak sa­hip­len­mek­le ya­ra­tı­lır ve ya­şa­tı­la­bi­lir…

Daha nasıl an­la­ta­lım.

Pazartesi, 30 Ocak 2017 08:33

DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ…

Yazan Faruk Haksal

DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ…

Tuhaf şeyler oluyor…

TBMM’de Anayasa teklifi kabul edilir edilmez, galiba jeton düştü.

Yıllar yılı bir kenarda oturup, sadece konuşan insanlar…

Korku imparatorluğunun pasif bir unsuru olarak kıyıda köşede yaşayan kalabalıklar kıpırdanmaya başladı.

Sosyal medya [hiç olmadığı kadar] fıkır fıkır.

Her yörede bir “kuvayı milliye” yapılanması var [sanki…]

Hayal mi kuruyoruz?

Abartıların içine mi yuvarlandık?

Yoksa bir başka rüyanın içinde devinip, uyanmaktan mı korkuyoruz?.. Şimdilik belirsiz!

Belki de… Daha şimdiden belli…

İşte bu olasılığa dayanıp, katlanabilmek zor…

Gerçekten zor.

Bu ülke Cumhuriyet değerlerini bozuk para gibi harcayıp, varlığını ortaçağ kültürüne mi gömecek?

Yoksa demokrasiyi, Cumhuriyeti, özgürlüğü, yeniden mi inşa edecek?

İşte bu kavşaktayız.

Ama trafik yoğun… Daha şimdiden koşuşturuyor insanlar…

Çok zamandır görüp izleme imkânını yakalayamadığımız bir birliğe doğru yürüyoruz.

Biri yanınıza yaklaşıyor, heyecandan sözcükleri titriyor:

- Evet, diyeceğini söyleyen… ve bunun nedeni hakkında hiçbir şey bilmeyen… Bir kadınla görüştüm, diyor. Anlattım ona, diyor… Anladı, diyor.

Sesi titrek, yanakları al al, heyecan işte böyle bir şey!

Bu ölçüde temiz, içten, pürüzsüz bir şey.

Parti yok!

Demokrasi var.

Tek ses yok.

Çoğulculuk var… Böyle, diyor.

İşte bu heyecan, bu kenetlenme… Bu birliktelik kurtarabilir “bahtı kara maderini…” Bu önemli.

Bu noktadan üretilecek enerji, çalışma azmi ve özveri… Çok önemli!

Çanakkale’de de böyleydi bu…

Dumlupınar’da da, İnönü’de de, Sakarya’da da…

Belki Mustafa Kemal de böyle bir heyecanı yaşıyordu Cumhuriyet ilan edilmeden önceki gece yarısı…

Ve… Bu heyecanı, bilince çevirdiğimiz gün bizler de Samsun’a çıkmış olacağız…

Oradan Amasya, sonra Erzurum… Derken Sivas. Ve nihayet Ankara!

Şiarımız: Çok sesli demokrasi, aydınlanma, çağdaş uygarlık, özgürlük ve tam bağımsızlık!

 

Bakın ufka, iyi bakın; mutlaka göreceksiniz:

- Dağ başını duman almış… Yürüyelim arkadaşlar.

Çünkü…

Güneş ufuktan ancak böyle doğar!..

 

 

www.haksal.av.tr

@farukhaksal42

www.soruyusormak.com