Didim’in gündemi; Ülkemizin gündeminden Didim’in gündemine doğru sıçrayan “mezhep” tartışmalarıyla meşgul durumda…

Mezhep sözcüğü, Arapça’dan Türkçe'mize geçmiştir.

TDK'ye göre şu anlamlara gelmektedir:

1-Bir dinin görüş, yorum ve anlayış ayrılıkları sebebiyle ortaya çıkan kollarından her biri

2- Anlayış, görüş

3- Öğreti

***

Bir din hakkında yapılan yorum ve anlayış farklılıklarından mezhepler oluşmuş. Bununla yetinilmemiş bu mezheplerden de tarikatlar, cemaatler oluşmuş… Dinsel yorumlar ve anlayışlar, şeyhler dervişler, müridler yoluyla toplumlara dayatılmaya başlanmış… Tüm bunlar siyasetin içine de girerek, devletin yönetilmesinde bir güç ve söz sahibi olma durumuna getirmiştir…

***

Devletlerin resmi bir dini ve mezhebi olmamalı… Devletler, dinler ve mezhepler konusunda tarafsız olarak, bu yapıların birbirlerine baskılarını, şiddetini, asimile etmesini önleyici düzenlemeler yapmalıdır… Bunun için de laik bir düzen kurmalıdır… Laiklik aynı zamanda inançların da bir sigortasıdır… Ne yazık ki ülkemizde laiklik gitgide sulandırılıyor ve felsefesinden de uzaklaştırılıyor…

***

İnsanoğlu’nun tarihi din ve mezhep savaşlarıyla dolu… Bu yönde çok katliamlar yaşanmış… Ne yazık ki; günümüzde de bu çatışmalar, baskılar, katliamlar devam etmektedir… İnsanoğlu günümüze kadar çok sayıda din değiştirerek gelmiştir. Bu sayının kırkbine yaklaştığını da araştırmalar ortaya koyuyor… Dünyamız bu anlamda bir dinler mezarlığı gibidir…

Türklerin dinler tarihine baktığımız zaman da çok sayıda din değiştirdiklerini ve değiştirmeye devam ettiklerini de görüyoruz…

***

Avrupa Ülkelerinin nerdeyse tamamının katıldığı 1618–1648 yılları arasındaki “30 YIL SAVAŞLARI” acımasız bir Mezhep savaşıydı…

Müslüman coğrafyası da tarihi süreçler içinde çok sayıda mezhep savaşlarına sahne oldu…

1514 Çaldıran Savaşı; Osmanlı ve Safevi Türk ordularını karşı karşıya getiren bir mezhep savaşıydı…

Tüm bunlar, tarih sayfalarında kaldı diyemiyoruz ne yazık ki; ülkemizde git gide güçlenen dini cemaatler kendi mezheplerini topluma dayatma yönünde örgütlenmeye ve güçlenmeye devam ediyorlar…15 Temmuz FETÖ darbe girişimi bunun bir örneğiydi… Bu tür girişimler ve anlayışlar yürütülen siyasi anlayışlar yüzünden çok daha güçleniyor gibi…

***

“Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur.”

Kurtuluş Savaşımız sonrasında Laik Türkiye Cumhuriyeti olarak tarih sahnesinde yer alışımızın eylemsel ve düşünsel kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ün yukarıdaki bu sözü çağdaş, modern Cumhuriyetimizin temel felsefesini oluşturuyordu.

Atatürk sonrası, Dini ve dinsel dokuları kendi siyasi ve maddi çıkarları doğrultusunda kullanan siyasetçiler, hızla ülkemizi mezhepsel, tarikatsal cemaatlere teslim ederek; ülkemizi çağdaşlıktan uzaklaştırdılar…

Tek mezhep dayatmasıyla, bir mezhebi resmi mezhep haline getirerek merkeze alan; dinsel eğitimi de buna göre yapan, bu amaçtaki tarikatlarla, cemaatlerle hep işbirliği halinde olan bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız… Tüm bunların başında da ülkemizin tüm vatandaşlarının ödediği vergilerden oluşan Devlet Bütçesinden aldığı devasa payla Diyanet İşleri Başkanlığı yer alıyor… Bu kurumun son dönem açıklamaları ve bir mezhebi merkeze alan ve siyasi iktidarın emrinde olan yapısı çok rahatsız edici bulunuyor… Tüm bunlar, Kurumu tartışılır ve gereksiz hale de getiriyor…

***

Şimdi gelelim, Didim Gündemini işgal eden konuya…

CHP Didim İlçe Başkanı Nurettin Koçak ile AK Parti Didim İlçe Başkanı Maşallah Subaşı bir nişan töreninde karşılaşırlar.

Tokalaşmak için elini uzatan Nurettin Koçak’ın elini “Sen alevisin” diyerek Maşallah Subaşı’nın sıkmadığı iddia ediliyor.

Bu iddiayı bir gazete de haber yapıyor…

AK Parti İlçe Başkanı Maşallah Subaşı iddiayı jet hızıyla yalanlıyor.

Subaşı, CHP İlçe başkanı Nurettin Koçak ‘ın geçmişte kendisi için söylediği “mahalle yanarken o saçını tarıyor.” sözleri için kırgın olduğunu ve bu yüzden tokalaşmadığını, Koçak’a “sen alevisin” demediğini ve bu konuda davacı olduğunu da belirtiyor.

***

Doğrusu çok can sıkıcı bir durum…

Toplumların inançlarıyla siyaset yapmak, inançları siyasetlerine malzeme yapmak etik değildir.

Partilerin mezhepleri öne almaları ve onları kullanmaları ne kadar yanlışsa, mezheplerin de partileri öne alarak partilerle içli dışlı olmaları o kadar yanlıştır. Herkesin mezhebi kendinedir. Devlet, bir mezhebin yanında yer alamaz ve taraf tutamaz.

Ben yaşanan bu olayda; kim haklı kim haksız tartışmasına girmek istemiyorum. Nurettin Koçak’ın ve Maşallah Subaşı’nın ortak bir basın toplantısı yaparak; Didim Kamuoyunu bu konuda bilgilendirmelerini çok önemli ve gerekli görüyorum…