22 Kasım 2017

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Delicious

Çarşamba, 05 Temmuz 2017 11:33

ORTAKLIKLARIMIZIN PAYDASI

Yazan Faruk Haksal

ORTAKLIKLARIMIZIN PAYDASI

Bir halkı millet yapan en önemli faktörlerden birisi “kültürel ortak payda”dır…

Milli eğitim politikası bu paydanın mimarıdır, yaratıcısı, üreticisidir.

Bir vatan parçasını birlikte savunma refleksi ise, millet olmanın ikinci önemli unsurudur.

Bu unsurun sloganı da, tam bağımsızlıktır.

Çağdaş uygarlık, hukuk devleti, gerçek demokrasi ve sosyal devlet ilkeleri ise, millet olmaya giden yoldaki yapı taşlarıdır.

Şeriat düzeni, ortaçağ kültürünün bir kalıntısı olarak hukuk devleti idealinin karşısında yer alır.

Feodal kültür, [ağalık, tarikat yapılanması, kölelik düzeni] çağdaş uygarlık değerlerinin gerisinde kalan tarihsel bir dönemin değerlerini ifade eder.

Tek adam zihniyeti [diktatörlük], demokrasi kültürünün kök salmadığı ülkelerde gündemi işgal edebilen bir insanlık ayıbıdır… Kültürel ortak paydanın gelişmesi ile doğru orantılı olan bir seviye ve nitelik unsurudur.

Din üzerinden insanların zihinlerine ipotek koyarak siyaset yapmak, çağdaş uygarlığın yerleşik olduğu ülkelerde kökü kurutulmuş ve gündemden kaldırılmış köhne bir istismar aracıdır. Gerçek demokrasinin ve laik düşüncenin karşıtı olarak “muasır medeniyet” ortamında çürümeye yüz tutan halkı kandırma yöntemidir.

Çıkar, hırs ve kişisel ün için girişilmiş her nevi silahlı mücadele; milletin, devletin halkın geleceğini ve devletin bekasını tehdit eden en önemli bir risktir.

Uygarlıktan nasibini almış her vatandaşın zihnine kazındığı gibi, “milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.”

Bu tarifleri uzatabilirsiniz.

Ancak siyah ile beyaz ortadadır…

Bir başka deyişle, “arife tarif gerekmez…”

Bir halkı millet yapan kültürel ortak paydayı daha fazla irdelemeyi gerek görmüyoruz. Çünkü bu kültürel mirası bilincimizde oluşturarak geliştirme amacını tüm yurttaşlarımızla paylaştığımızı umuyor ve varsayıyoruz.

İşte bu ortaklıklardan geriye kalanları ise kültürel-sosyal atıklar olarak tanımlıyoruz.

Uygar dünyanın gerisinde kalmış çağlardan günümüze sarkan, son kullanma tarihleri eskimiş kültür-atıkları olarak tarihin müzesine demirbaş kaydı yaptırıyoruz.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

 

 

 

Cumartesi, 01 Temmuz 2017 07:40

DOĞU PERİNÇEK’İN SORULARINA YANITLAR:

Yazan Faruk Haksal

DOĞU PERİNÇEK’İN SORULARINA YANITLAR:

 

Vatan Par­ti­si genel baş­ka­nı Doğu Pe­rin­çek, Ay­dın­lık Ga­ze­te­si'nde yaz­dı­ğı bir ya­zı­da öyle is­te­miş…

İsteği ye­ri­ne ge­ti­rip, sor­du­ğu so­ru­la­rın ya­nıt­la­rı­nı [yine is­te­di­ği gibi] "adam gibi" ger­çek ve özgür bir yurt­taş gibi ya­nıt­lı­yo­rum:

Soru: FETÖ bir suç ör­gü­tü mü, yoksa bir "sivil top­lum ku­ru­lu­şu" mu?

-Tabii ki si­lah­lı bir suç ör­gü­tü. Bu so­ru­nun an­la­mı nedir ki?

Soru: 2014 yı­lın­dan bu yana FETÖ'nün Or­du­dan, Po­lis­ten, Yar­gı­dan ve Top­lum­dan te­miz­len­me­si ada­le­te uygun mu ve ye­rin­de mi?

-Ye­rin­de­dir. Ama hukuk dev­le­tin­de her ye­rin­de­lik mut­la­ka ada­le­te uygun ger­çek­leş­ti­ril­me­li­dir.

Soru: PKK, bö­lü­cü terör ör­gü­tü mü, yoksa si­ya­sal ha­ya­ta öz­gür­ce ka­tıl­ma­sı ge­re­ken bir si­ya­sal parti mi?

-PKK'nın bir si­ya­si parti ol­ma­dı­ğı­nı her­kes bi­li­yor. Bu so­ru­nun da yine an­la­mı nedir?

Soru: PKK'nın 24 Tem­muz 2015'ten bu yana hen­dek­le­re gö­mül­me­si, sınır öte­sin­de takip edi­le­rek et­ki­siz hale ge­ti­ril­me­si ada­le­te uygun mu ve ye­rin­de mi?

-Si­lah­lı terör ör­gü­tü­ne si­lah­la kar­şı­lık ve­ril­me­si doğal ola­rak uy­gun­dur, ye­rin­de­dir… Ama bu si­lah­lı mü­ca­de­le­nin "ada­let kav­ra­mı" ile en küçük bir il­gi­si yok­tur.

Soru: PKK'nın iş­le­di­ği suç­la­ra ka­tı­lan­la­rın so­ruş­tu­rul­ma­la­rı ve ce­za­lan­dı­rıl­ma­la­rı ada­le­te uygun mu ve ye­rin­de mi?

-Suç iş­le­ye­nin ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı ada­le­tin bir ge­re­ği­dir… Ada­le­te karşı bir gi­ri­şim değil. Ama is­te­nen ve talep edi­len, her türlü yar­gı­la­ma­nın adil ol­ma­sı­dır. Ada­le­tin si­ya­se­tin iki du­da­ğı­nın ara­sın­dan kur­ta­rıl­ma­sı, ba­ğım­sız ol­ma­sı­dır.

Soru: As­lın­da bu so­ru­lar tek bir so­ru­ya da in­dir­ge­ne­bi­lir: FETÖ ve PKK ör­güt­le­ri­nin iş­le­dik­le­ri suç­la­ra ka­tı­lan­la­rı yar­gı­la­mak ve ce­za­lan­dır­mak ada­le­te uygun mu ve ye­rin­de mi?

Biz de özet­le­ye­rek ya­nıt­la­ya­lım:

-Yargı mut­la­ka ba­ğım­sız ol­ma­lı­dır. Si­ya­se­tin gü­dü­mün­den çı­kar­tıl­ma­lı­dır. Yargı her­ke­se karşı adil ol­ma­lı­dır; ta­raf­sız ol­ma­lı­dır. Ama terör ör­güt­le­ri­ne karşı sür­dü­rül­me­si ge­re­ken si­lah­lı mü­ca­de­le­nin yargı ile ve ada­let kav­ra­mı ile hiç­bir il­gi­si yok­tur.

Asıl teh­li­ke, her ne ne­den­le olur­sa olsun, ada­le­tin yıp­ra­tıl­ma­sı­dır; yar­gı­nın ba­ğım­lı ve gü­düm­lü hale ge­ti­ril­me­si­dir.

Sonuç ola­rak, yar­gı­nın dü­şü­rül­dü­ğü bu ka­ran­lık or­ta­mı, "yar­gı­nın altın çağı" ola­rak yo­rum­la­ma­yı an­la­ya­bil­me­miz müm­kün de­ğil­dir.

Çok daha büyük teh­li­ke ise, in­san­la­rın dü­şün­ce­le­ri­ni [ve kim­lik­le­ri­ni] bir ki­şi­ye, bir di­sip­li­ne bağlı kıl­ma­la­rı, ipo­tek et­me­le­ri­dir.

Bir ül­ke­nin va­tan­daş­la­rı kendi ki­şi­sel sor­gu­la­ma ye­te­nek ve öz­gür­lük­le­ri­ni kendi ira­de­le­ri ile terk edi­yor­lar­sa, de­mok­ra­si o ül­ke­ye o öl­çü­de uzak­tır…

De­mok­ra­si­nin iş­le­me­di­ği bir ül­ke­de de ada­let­ten söz et­me­nin im­ka­nı yok­tur…

www.​haksal.​av.​tr

farukhaksal@​gmail.​com

 

 

Cuma, 30 Haziran 2017 07:12

KİRLİLİK, ADALET, KATILIMCILIK…

Yazan Faruk Haksal

Egenin inci gibi bir sahil kentindeyiz.

 

Mevsim yaz.

İnsanlar sabahın erken saatlerinde deniz kıyısına koşmuşlar, suya girip serinleyecekler.

Denizin üzerinde öbek öbek kirlilik kalıntıları…

Yoğun ve sıklıkla deniz yüzeyine yayılmış kabarcıklar, atık birikintileri…

Ama ahali istifini bozmamakta kararlı.

Cumburlop deniz…

Keyifle yüzüyor sakin halkımız, umurunda değil denizin kirliliği, kabarcıklar, atık tanecikleri, denizin vitrinine yerleşmiş koli basili.

Şu taraftan yüzelim, o öbeği kenarından dolaşalım, hünerlidir ahalimiz, beceriklidir.

“Ucundan acık!..” İşte o kadar!

İşte mesele budur…

O halk fütursuzca o denize girdikçe…

Yaşam alanını tehdit eden risklere karşı baş kaldırmadıkça, itiraz etmedikçe… O deniz kirli kalacaktır.

Umursamazlığın kaderi bu sonuçtur.

O zaman herkes bu kirli sularda çalkalanıp şap-şap yapmağa layıktır, müstahaktır; geçiniz…

Katılımcı demokrasi işte böyle bir şeydir.

Katılmıyorsanız, yoktur…

O tepkiyi vermiyorsanız, sonuçlarına razısınız demektir.

Adaletsizliklerden hiçbir şikâyetiniz yok mu?

Yaşayın dilediğiniz gibi… Keyfiniz bilir.

Ama adaleti talep edenlere karşı olan cephede yer almaya hakkınız var mı?.. Hiç değilse bunu sorgulayın.

Ahmet ile Ayşe de adalet talep ediyor.

Oysa ben Ahmet’le de sorunluyum, Ayşe ile de…

O zaman…

Ben, karşı safta olmalıyım.

Mantık mıdır bu?..

PKK ve FETÖ’nün Adalet Yürüyüşü’nden yana gözükmesi, bu etkinliğe karşı girişilmiş en büyük provokasyondur!..

Gübre dökmek, kurşun sıkmak, Rabia işaretleri ile karşı çıkmak küçük amatörce kundaklamalardır…

Adaleti katleden FETÖ’nün kendisidir… Adalet talebi bu terör örgütünün istismar etmeyi başarabileceği bir etkinlik olamamalıdır.

Yaşam hakkını yok etmeye çalışan, bir ülkenin tüm düzenini yerle bir etmek için silaha sarılmış olan PKK’nın adalet talep etmeye hakkı yoktur…

Çünkü bu ülkede gerçek anlamda adalet, bu iki terör örgütü yok edildiğinde kurulma yoluna girebilecektir.

İnsanların, “şef” öyle karar verdi, diye değil… Kendi öznel sorgulama yetenekleri ile düşünmeyi öğrenmeleri katılımcı demokrasinin birincil şartıdır.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

Perşembe, 29 Haziran 2017 11:26

ADALET TALEBİ NİÇİN KORKUTUYOR?

Yazan Faruk Haksal

ADALET TALEBİ NİÇİN KORKUTUYOR?

Bugünkü koşullarda Türkiye’yi içine yuvarlandığı karanlığın içinden kurtaracak tek siyasi örgüt CHP’dir.

Yönetimini beğenirsiniz, beğenmez eleştirirsiniz; ama somut/reel/elle tutulur gerçek budur…

CHP daha [çok daha] iyi bir yere getirilebilir mi?

Bu ayrı bir sorundur.

Bu sorunu çözmek ise; partinin içinde, yanında, arkasında olmakla kaimdir.

Karşısında değil!

Türkiye’nin iktidar partisi AKP’dir.

Ama her nedense muhalefet partilerinin bir bölümü AKP’yi değil, CHP’ye muhalefet yapmaktadırlar.

Hedefte CHP vardır…

Hele hele etkinliğini [nihayet] kitlelerle buluşturmayı başaran CHP, AKP’nin önderliğinde sürdürülen “cephe”nin ortak düşmanıdır.

Adalet talebi Türkiye halkının talebidir.

Yargının bağımsızlıktan uzaklaştığı bir süreçte adalete olan talebin karşısında yer almanın anlamı ve nedeni sorgulanmalıdır.

Fethullahçı Terör Örgütü’nün bu ülkeye nasıl yerleştirildiği herkesin malumudur.

Kimlerin desteği ile, kimlerle kol/kola ve kimlerin imkanları ile bu ülkenin kılcal damarlarına kadar yerleşildiğini bilmeyen yoktur.

Devrin başbakanı hoca efendiye;

- Ne istediniz de vermedik, demiş…

Ancak, yolun sonuna doğru, kendisinden “iktidar koltuğu” istenince vermemiştir.

Bu durumda FETÖ de, o koltuğu silahla almaya kalkışmıştır.

İşin özeti budur.

15 Temmuz gerçeği –kısaca- budur.

Ama bugün…

Tüm melanet CHP’ye fatura edilmek istenmektedir.

CHP FETÖ’cüdür.

CHP, PKK yanlısıdır.

Adalet talebi FETÖ ve PKK’nın talepleridir. CHP bu talebin taşeronudur.

El insaf!

Herkes adalet talebinin sahibidir…

Katil de adalet isteyebilir.

Adil yargılama, dolandırıcının da hakkıdır…

Yargı bağımsızlığından yana olmak hiçbir zaman sulandırılmaması gereken, çirkin politik hesaplara bulaştırılmaması gereken en temel insanlık hakkıdır.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

Çarşamba, 28 Haziran 2017 14:27

ADA­LET HER­KESİN HAK­KI­DIR

Yazan Faruk Haksal

ADA­LET HER­KESİN HAK­KI­DIR

Ül­ke­nin ana mu­ha­le­fet par­ti­si TBMM’nin sa­lon­la­rı­nı terk edip, mey­dan­la­ra çıktı: Tepki büyük!

Pa­ni­ğin de­re­ce­si şa­şı­la­cak gibi.

- Ada­let, ad­li­ye­de ara­nır­mış…

Peki ya orada da kal­ma­dıy­sa?..

- Ada­let Yü­rü­yü­şü’nü FETÖ al­kış­lı­yor­muş…

Oysa ger­çek­te FETÖ ya­pı­lan ada­let­siz­lik­le­ri al­kış­lı­yor. Hukuk dışı uy­gu­la­ma­la­rın, türlü çe­şit­li kum­pas­la­rın geç­miş­te –sa­de­ce- ken­di­si­ne fa­tu­ra edil­miş ol­ma­sı çe­liş­ki­si böy­le­ce or­ta­ya çık­mı­yor mu?

- HDP de Ada­let Yü­rü­yü­şü’nü des­tek­li­yor­muş…

Bir ül­ke­de ada­le­tin çi­vi­si çı­kar­sa top­lu­mun her ke­si­mi bun­dan ra­hat­sız olur. Bu du­ru­mun so­rum­lu­su ada­le­ti ara­yan­lar değil, onu bu du­ru­ma ge­ti­ren­ler­dir.

Ada­let, öz­gür­lük, de­mok­ra­si, sos­yal ada­let gibi il­ke­ler her in­sa­nın en doğal ih­ti­ya­cı, en önde gelen hak­kı­dır.

- Ada­let Yü­rü­yü­şü’ne ka­tı­lan­lar için­de neo-li­be­ral kim­lik­ler var­mış…

Bu eylem kit­le­sel bir ha­re­ket­tir. Ka­tı­lım çağ­rı­sı “ada­let talep eden” her­ke­se­dir.

Bir katil de ada­let is­te­ye­bi­lir. Ada­let her­kes için ge­rek­li­dir.

Ada­let öyle bir kav­ram­dır ki, onu talep eden­le­ri tas­nif ede­mez­si­niz; “sen ada­le­ti is­te­ye­mez­sin, ke­na­ra çekil,” di­ye­mez­si­niz…

Bir­leş­mek, ci­la­lı nu­tuk­lar ara­cı­lı­ğı ile ger­çek­leş­mez.

Somut he­def­ler or­ta­ya konur ve ancak böy­le­ce, [bu he­def­ler­le sı­nır­lı ola­rak] or­tak­lık­lar or­ta­ya çıkar.

Si­ya­sal ola­rak karşı ol­du­ğu­muz odak­lar de­mok­ra­si­den ve ada­let­ten ya­rar­la­na­cak­lar kor­ku­suy­la de­mok­ra­si­den ve ada­let­ten vaz­ge­çi­le­mez.

Vaz­ge­çi­li­yor­sa… Bu yol­dan ancak fa­şiz­me ve to­ta­li­ter sis­tem­le­re va­rı­lır.

Ada­let için baş­kal­dı­ran­la­rın ker­va­nı [Üs­kü­dar’ı değil] Bolu Dağı’nı geç­miş­ken, şöyle bir tar­ta­lım Tür­ki­ye’nin si­ya­set or­ta­mı­nı…

Ada­let Yü­rü­yü­şü’ne kim­ler karşı?

AKP karşı.

MHP karşı.

Vatan Par­ti­si karşı…

İnsan­lar, Ada­let’i kim­le­rin talep et­ti­ği­ni sor­gu­lar­ken, kim­le­rin karşı cep­he­de saf tut­tu­ğu­nu da göz­den ka­çır­ma­ma­lı­lar.

 

Bu tah­li­lin so­nu­cu, ol­duk­ça ay­dın­la­tı­cı ve o öl­çü­de de şa­şır­tı­cı­dır.

Çarşamba, 21 Haziran 2017 10:29

BATI, ADALET VE KAROKOL ARSINDAKİ İLİŞKİ

Yazan Faruk Haksal

BATI, ADALET VE KAROKOL ARSINDAKİ İLİŞKİ

Atilla İlhan diyor ki;

Yekpare bir Batı yok!..  Her biri kendi kültürel sentezini yapmış tek tek ulusal devletler var. Örneğin İtalyan müziği ya da mizahı, İngiliz’inkinden fersah fersah farklı…

- Ancak, [diye sürdürüyor konuşmasını ünlü düşünür/yazar/şair/romancı ağabeyimiz] bütün bu ulusal kültürlerin 3 ortak noktası var:

1.- Hıristiyanlık.

2.- Rasyonel düşünceye bağlılık.

3.- Emperyalizm…

Ayrıca… Batı medeniyeti herkes için değildir. Sadece kendileri içindir…

Bizler [mazlum milletler] Batı’nın 2. sınıf ulusları, yani sömürgeleriyiz. Ancak bu rolü, bu mertebeyi “ilericilik” olarak savunan aydınlar var bu ülkede…”

Ön-kabullerimizi aşan önemli bir düşüncedir söylenenler…

Unutturulmaya çalışılan Mustafa Kemal Atatürk düşüncesinin özünü oluşturmaktadır.

Mustafa Kemal, emperyalizm ile kıran kırana mücadele vermiş bir komutan olarak [aynı zamanda] Batı kültürü içindeki özü, [yani rasyonel düşünceyi] benimsemiş bir düşünürdür.

Bir başka deyişle Atatürk, Batı kültürü denen sarmalın temelindeki özü kendi ülkesine taşıyan bir kültür elçisidir.

Ama hemen bunun yanında, “yurtta sulh, cihanda sulh” siyaseti ile, emperyalizmin saldırılarına karşı etkin bir dik duruş sergileyen bir devlet adamıdır.

Peki, bugün neredeyiz?

Bu düşüncelerin neresindeyiz?

Bugün siyaset eli resmileştirilen kültür, rasyonel düşüncenin karşısında yer alan mistik, tarikatlara ve hoca efendilere dayalı imam hatip kültürüdür…

Sürdürülen dış politikanın esasında ise, Batı’nın saldırgan politikalarının karakolu olma işlevi temel bir hareket noktasıdır.

Batı kültürüne en uzak noktada konuşlanan mihraklar, Batı’nın emperyalist politikalarının uygulayıcısı durumundadırlar.

Rasyonel düşüncenin karşısında yer alan kadrolar, laiklik karşıtı eylemlerin odağında konuşlanmaktadırlar.

“Yurtta Barış Dünya’da Barış” ilkesini görmezden gelen egemen güçler, emperyalist politikaların vurucu gücü ya da ikmal merkezi olarak görev üstlenmektedirler.

Türkiye’nin milli kültürü Ortaçağ’a doğru geriletilmekte, dış siyaseti ise, yabancı çıkarlarının taşeronluğunu yapmaktadır…

Demokrasi ise, bütün bu yöntem ve stratejilerin uygulanabilmesi için kullanılan mekanik bir aygıt haline getirilmiştir.

Hele adalet?..

Günümüzün adalet aygıtının bir bölümü, ne yazık ki, bu gidişe karşı duran insanları engellemeye çalışan etkin bir güç haline dönüştürülmüştür.

İşte Ankara’dan İstanbul’a doğru yürüyen insanların temel hedefi, adaleti –yeniden- adil ölçülerin içine geri döndürmektir.

 

 

 

Salı, 20 Haziran 2017 10:47

EYLEM-DÜŞÜNCE-BAŞARI-VE ADALET…

Yazan Faruk Haksal

EYLEM-DÜŞÜNCE-BAŞARI-VE ADALET…

Hiç kimse oturduğu yerden ettiği iki-çift sözle bir mücadeleyi kazanamaz.

CHP, Salı muhalefetini tüm haftaya yaydığı için kutlanmalıdır.

CHP, salon muhalefetini sahaya yaydığı için desteklenmelidir.

Ülkenin tüm “sath-ı mahalli” adalet talebi ile birleştiriliyorsa CHP gerçekten “ana” muhalefet mertebesine yerleşmiş, uygarlığın ve halkın önderi mertebesine gerçekten ulaşmış demektir.

Büyüklerimiz öyle demişler:

- Hareket bereket getirir.

Bir siyasi parti, ilkelerini ve hedeflerini söylemden eyleme dönüştürdüğünde halkın gönlüne ve bilincine yerleşir.

Ve hareket, türlü-çeşitli yaratıcılıklara gebedir.

İşte ilk örneği…

Adalet Yürüyüşü, “iki dakikalık düşünme eylemi” başlattı.

Herkes durup, [hiç değilse] iki dakika boyunca düşünecek.

İlk adım, adaleti düşünmek…

Motorun marşına işte böyle basılıyor.

Sonraki düşünceler, düşünen kafanın gücüne, derinliğine ve sorgulama yeteneğine göre şekillenecek, gelişecek.

Hareketin ilk bereketi işte bu yaratıcı etkinliktir.

Çünkü hareket ne kadar bereketse, düşünce yeteneğinin geliştirilmesi de o ölçüde bereketin niteliğini belirleyecektir.

Ama mesele karşıdan bakıldığı kadar kolay da değildir.

Düşünmek gerçekten zor bir iştir.

Bir konuyu, onu yaratan ortamdan [bir süre için] soyutlayıp, koşullarını irdelemek, kökenlerini, etkenlerini ve o konuyu yaratan her ne varsa hepsini ve her şeyi [önyargılarımızı bir kenara bırakarak] iki dakikalığına da olsa düşünmek, önemli bir zihin fonksiyonudur.

Çağrışımların yeline kapılmadan mutlak bir konsantrasyon içinde sorgulama işlevini yerine getirmek güç iştir, zor eylemdir…

Zihni o konsantrasyonun içine yerleştirmek, uyanık ve zinde tutmak ve en önemlisi sorgulamaya niyetlendiğimiz konuyu peşin hükümlerimizin ve yerleşik ön-yargılarımızın dışına çıkartmak büyük bir düşünce disiplini ister.

Ve o disiplin de, düşüne düşüne gerçekleşir; varılan sonuçları eylem içinde sınamakla gelişir.

Yani… Yine başladığımız yere geri döndük:

- Başarı, yaşamın içinde gerçekleştirilecektir.

Ataletten kurtulup eyleme yelken açmak birinci koşul; eylemi, artan ve gelişen düşünce eforu ile desteklemek ikinci koşuldur…

Bu iki koşulun ikisinin birlikte varoluşu; Türkiye’yi ve Türk insanını başarıya, kurtuluşa, demokrasiye, özgürlüğe ve hukuk devletine taşıyacak en önemli iki faktördür.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

Salı, 20 Haziran 2017 08:43

ADALET VE ESPİRİ

Yazan Faruk Haksal

ADALET VE ESPİRİ

Espri, Fransızca bir kelime.

Sözlük anlamının merkezinde “fikir-düşünce” var.

Demek ki, bir söylemin içeriğinde espri olabilmesi için, o söylemin merkezinde “fikir ve düşünce” olması hem gerek ve hem de şart…

2019’a kadar uzatmaları oynayan başbakanımız espritüel bir kişi.

Ama yaptığı espriler, espri tarifine uyuyor mu, şüpheli.

Örneğin, Kılıçtaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü’ne karşı ürettiği espri[!]:

- Kılıçtaroğlu niye zahmet ediyor?. İstanbul’a hızlı trenle gitsin…

Söyleminiz espri düzeyine ulaşamadı mı, işte böyle komik olur.

Komiklik böylece sürdürülmeye devam edilirse, durum acıklı bir güldürüye dönüşür.

Başbakanın Adalet Yürüyüşü eylemini sürüklemek istediği yer, işte bu acıklı güldürü düzeyidir.

Ama “hızlı tren tarifeli seferlerinde seçkin yolcuları ile Ankara-İstanbul arasında mekik dokumaya devam ederken, “kervan yürümektedir!..”

Bu kervanın hedefi ne İstanbul’dur, ne Maltepe cezaevi ve ne de bir başka kent ya da semt…

Hedef adalet mevziinde birikmek, birleşmek ve saf tutmaktır.

Başbakanın treninin taşıyamayacağı kadar büyük bir güçtür bu birliktelik…

Eylemin özü buradadır; bu noktadadır.

“Adalet, mahkemede aranır; sokakta değil” sözünün içeriği de tam-takır bir boşluktur.

Mahkemede aranan bireysel-kişisel haklardır…

Adaletin kendisini arıyorsanız, toplum olarak bu arayışın içinde olmak zorundasınız.

Bu zorunluluk ise sizi; halkla birleşmeye, adalet-eşitlik ve özgürlük için hep birlikte saf tutmaya götürür.

Siz [sadece] kendi partinizin milletvekillerinden oluşan grup toplantısına bile [ancak] ağır silahlarla donatılmış polislerin eşliğinde katılan bir cumhurbaşkanı olarak, ilerlemiş yaşına rağmen Ankara’dan İstanbul’a Adalet için yürüyen bir genel başkanı anlayamazsınız…

O insana eşlik eden halkın coşkusu üzerinden espri yapamazsınız.

Yapmaya kalkışırsanız, acıklı bir ortamın göbeğine tökezlenip, kalırsınız…

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

 

 

 

DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜK VE ADALET BEDAVA DEĞİLDİR

CHP Ankara’dan İstanbul’a yürüyor.

Bizce yürüyüş İstanbul’dan, İzmir’den, Konya’dan, Sivas’tan yola çıkıp Ankara’da birleşmeye yönelik olmalıydı.

Hani hep yazıyoruz ya; Samsun-Amasya-Erzurum-Sivas… Ve doğru Ankara! [gibi]… İşte öyle.

Yerelden merkeze doğru yürüseydi adalet.

Ama önemli olan, adalet talebinin sahaya inmesidir.

Seçkinlerin söyleminden kendisini kurtarıp halkın eylem planı haline gelmesidir.

İşte gelinen bu noktada ortaya konan etkinlik doğru teşhis edilmelidir.

Yürüyüşün adı: Adalet’tir!

Adalet talebidir…

Bir milletvekilinin uğradığı haksızlığa karşı oluşturulan kolektif tepki değil.

Bıçağın adalete dayandığı konusundaki farkındalığın halkla birleştirilmesidir.

İşte bu yüzden meselenin merkezinde “milletvekilliği dokunulmazlığı” yoktur.

Adalete olan güvenin yeniden tesis edilebilmesi mücadelesinin ilk adımı vardır.

Bir ülkede adalet gerçekten tesis edildiğinde o ülkenin milletvekillerinin dokunulmazlık zırhına sarmalanmasının de hiçbir anlamı kalmaz.

Milletvekilliği dokunulmazlığının gerçek nedeni, halkın [hiç değilse] vekilleri vasıtasıyla gerçekleri ortaya koyma özgürlüğünün korunmasıdır.

Gerçekleri ifade etme özgürlüğünün baskıcı iktidarlar tarafından yok edilmesinin önüne geçilmesi tedbiridir.

Bir ülkede düşünce özgürlüğü baskı altındaysa ve hele-hele bu baskı, hukuk araç kılınarak gerçekleştirilme riski taşıyorsa, ana muhalefet partisinin adalet talebini kitlelerle buluşturulması eylemi anlamlıdır; gereklidir; zorunludur.

CHP’nin TBMM muhalefetini toplumsal muhalefetle birleştirmesi ise, stratejik önemi tartışılmazdır.

Çünkü bir ülkenin sorunları salı-kürsülerinde atılan nutuklarla çözülemez.

Demokrasi tarihine baktığımız zaman bu gerçeğin tüm ayrıntılarını görüp anlayabiliriz.

Özgürlük, demokrasi ve adalet, çağdaş uygarlığın en üst değerleridir.

Ama bu değerlerin bedelleri de o ölçüde yüksektir.

Bir ülkenin halkı ancak bu bedelleri ödeyerek adaletli bir toplumda yaşamaya hak kazanır.

Ve ancak o zaman gerçek demokrasi içinde özgür bir birey olmaya layık olur.

 

www.haksal.av.tr

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

Perşembe, 15 Haziran 2017 14:11

Sözüne değil, Özüne bakın.

Yazan Ergun Korkmaz
Önümüzdeki dönem Ticaret Odası için yapılacak seçimlerde, H. Erbaş’a destek veren Ticaret Odası üyelerinin dikkatine.
2012 yılında, Didim AK Parti ilçe Başkanı olur olmaz H. Erbaş’ın ilk işi bakın ne olmuş.
(Bu bilgiler 2012 yılında Didim basınında çıkan haberlerden alıntıdır.)
Didim Kaymakamlığı tarafından, 2012 yılında Didim Cemevi'ne yıkım ve tahliye yazısı gelince, Didim’de  siyaset gerilmiş.
Didim CHP İlçe Yönetimi. Cemevi'ne yıkım ve tahliye yazısının, H. Erbaş’ın İlçe Başkanlığını kullanarak, Kaymakamlık makamına siyasi baskı yapması sonucunda gönderildiği iddiası, Didim kamuoyu hem fikirdi.
Didim CHP İlçe Yönetimi ve Cemevi yöneticileri “Cemevi'ne yıkım ve tahliye yazısı gönderme cesareti AKP zihniyetinden kaynaklanıyor.” demiş.
Didim CHP İlçe Yönetimi “ERBAŞ AKP'DEN İSTİFA ETMELİ” başlığı ile basına yaptığı açıklama da : “ERBAŞ'ın yeniden AKP İlçe Başkanı olur olmaz ilk çomak soktuğu konu Didim Cemevi oldu. Acaba buradan ne kadar oy tahvil edebilirim bakış açısı apaçık ortada olan durumun, samimiyetsizliği, ciddiyetsizliği, dayanksızlığı, Alevi yurttaşlarımız gibi bizi de ERBAŞ'ın üretmeye çalıştığı siyaseti gülerek izlememize sebep oldu. Bu konu hakkında ERBAŞ'ı muhatap alıp, yanıt vermeye bile gerek duymamıştım ama artık bir şeyler söylemek kaçınılmaz hale geldi.
Her şeyden önce, Hilmi ERBAŞ, bilboartlara yazdığı gibi Alevi yurttaşlarımızın hassasiyetlerini ve sorunlarını dert edinen bir siyasetçiyse, yanlış partide siyaset yapıyor.
Bu iddiasında samimi ve ciddiyse, bir an önce AKP'den istifa etmesi gerekir. Çünkü AKP Genel Başkanı daha çok yakın bir zamanda, Karacaahmet Cemevi'ne ucube dedi bir canlı yayında. Daha önce de cemevlerine cümbüşevi dediği gibi. Buna Alevi açılımı diye kocaman bir hiç ürettiklerini de ekleyelim. Ve de, Aydın İl Genel Meclisi'ne iki kez CHP'li Meclis Üyeleri'nin önergeleriyle gelen Cemevleri'ne yardım taleplerine hayır oyu veren AKP'li İl Genel Meclis Üyelerini ve olur vermeyene Valilik Makamı'nı da hatırlatırım kendisine. Alevilerin temel talepleri olan Diyanet'in konumu, Cemevlerinin yasal ibadethane statüsü ve zorunlu din eğitimi konularında AKP'nin tavrı ortadayken, Hilmi ERBAŞ'ın söyleminin ne kadar sahte olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor.  ERBAŞ Didim Cemevi ile ilgili her platformda konuşmaya çok hevesli ama hiç bunlara değinmiyor. Bu konulardaki görüşlerini de duysak… AKP sadece Didim Cemevi'nin değil, tüm yurttaki Cemevlerinin sorununu, sorunun ana kaynağı olan ibadethane statüsü olarak kabul edilmesini yasallaştırarak kökten çözebilir. Ama bunu yapmaz… ERBAŞ'ın Didim'de temsilcisi olduğu AKP zihniyeti Aleviler için; asimile etmekten, kendi Alevi tanımını dayatmaktan başka bir siyaset üretmiyor çünkü.” diye devam ediyor.
Bazı kişilerin kişisel menfaatlerinin ön plan da tutarak, siyasi görüşlerini unutmamalarını. H. Erbaş’ın geçmişinde neler yaptığını hatırlamalarını ve kiminle flört ettiklerini dikkate almalarını dilerim.
Bu kısa açıklamadan sonra, konumuza geri dönelim.
Açıklamanın bir bölümünde de, CHP İlçe Yönetimi, H. Erbaş’ın geçmişinden bazı hatırlatmalar yapmış.
“TARHAN, Hilmi ERBAŞ’ı şikayet etti!”
“AK PARTİ’DE  KARA  LEKE”
“İşte “Rüşveti’in KDV’li Belgesi”
“Didim’de AK Parti DİBE VURDU”
“SUSURLUK” gibi
“DOLANDIRICILIK SKANDALI” ve Didim Ticaret Odasında, H. Erbaş ve akrabaları hakkındaki iddiaları dile getirmiş ve “ERBAŞ AKP'DEN İSTİFA ETMELİ” demiş.
Neden?
Basın da çıkan haberler hakkında söylenenler ve iddiaları ne kadar gerçek olduğu konusunda herkes hem fikirdi.
H. Erbaş, yukarıda yazılan bu haberlerin hiç birine yalan diye bir şikayet yada dava açamadı. Çünkü sonucun ne çıkacağını iyi biliyordu.
Didim CHP İlçe Başkanlığının yaptığı açıklamaya cevaben. H. Erbaş, Didim AK Parti İlçe Başkanı olarak düzenlediği ilk basın toplantısın da, merak edilen sorular hakkında açıklamalarda bulunmuş.
“Ticaret Odası Başkanlığı ve geçmiş dönem ilçe başkanlığı görevi dönemlerinde ‘Yolsuzluk’ yaptığına ilişkin iddiaların olduğuna dair soruya “Bu konu ile ilgili söylentilerin tümü mesnetsiz iddialardan ibarettir ve iddia olmanın ötesine geçememektedir. 19 yıldır Didim’deyim, çeşitli görevlerde bulundum. Ne şahsımla ne de Ticaret Odası Başkanlığı dönemime ait. İddialara ilişkin dava veya Yargıya intikal etmiş somut bir girişim yok.” demiş.
Didim Ticaret Odasında, H. Erbaş ve akrabalarının iddia edilen olayları inceleyen. TOBB’u gönderdiği müffettişin incelemeleri bitmediğinden ve  raporun sonucu belli olmadığından ve diğer resmi makamlar hazırlık aşamasında olduğundan. O tarihte net bir cevabı olmadığından dolayı. “İddialara ilişkin dava veya Yargıya intikal etmiş somut bir girişim yok.”  cevabını vermek, H. Erbaş için 2012 yılında kolaydı.
2016 yılında Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesinin “2008-2012 yılları arasında usulsüz bağış alma eylemleri nedeniyle üzerlerine atılı GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK suçundan. 7 ay 15 gün hapis cezası” ile sonuçlanmış bu olaya H. Erbaş bu gün ne diyor?
Duyanınız var mı?
Yoktur.
Çünkü sorma ve hatırlatma cesareti olanınız olduğunu sanmıyorum.
Geçmişinde DP, DYP’den sonra AK Parti'de de kapı önüne koyulan H. Erbaş için. “SOL” görüşlü olduğunu iddia eden densizler var. Hatta çok daha ileri gidip ‘Didim’de sol’u toparlayabilecek tek adam” diyebilecek kadar seviyesizleşen dallamalar var.
Ben, sağ tarafa s.çtıktan sonra, sol tarafa sıvamanın yersiz ve gereksiz olduğunu düşünüyorum.
Zamanında siyasi getirisi büyük olan, Etek öpme turları kapsamında, Amerika vizesi almak ve Amerikan konsolosluğu önünde hatıra fotoğrafı çektirip face’de paylaşmak modaydı. Bu günler de, kendini solcu olduğunu iddia eden bazı Zübükler. Siyaset uğruna Ankara’ya gider, Anıtkabir de resim çektirip, Face’de  paylaşırsa. Sakın ha şaşırmayın.
Benden söylemesi...