Belirli kesimler, Atatürk’e saldırdıkça, Atatürk, gözümüzde ve yüreğimizde daha çok büyüyor…
Ne demiş; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüz:
“Ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat medeniyet tarikatıdır."(30.8.1925)
Atamızın bu sözünü Genç bir Kaymakamımız 96 yıl sonra, Cumhuriyetimizin 98. yılı kutlamalarında yaptığı konuşmada dile getiriyor… Ne yazık ki; o kaymakamımız görevden alınıyor…
Ülkemizde; Çağdaşlığın yolunu açan Atatürk Devrimlerini içine sindiremeyen bazı siyasi bezirgânlarca; Atatürk’ e karşı olmak, karşı durmak, hatta küçümsemek moda oldu.
Rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi: Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalışanlar bunu yapıyor…
1920’nin şartları sanki günümüzde varmış gibi düşünüyorlar
Birinci Dünya Savaşı, sonrasında iyice bitmiş, tükenmiş bir Osmanlı Devleti.
Yurdumuz her taraftan işgal edilmiş. Asker yok, silah yok. Herkes bezgin ve teslim olmaya hazır.
O günün bazı sözde aydınları bile mandacılığı savunmaya başlıyorlar.
İşgal güçlerinin yanında yer alanlar var. İçimizde de oldukça fazla bozguncu, çapulcu, asker kaçakları, eşkıyalar ve bölücüler var.
Okuma yazma oranı erkeklerde yüzde on bile değil. Kadınlarımızda bu oran ancak binde üç…
Neticede; Atatürk ve silah arkadaşları sayesinde bir mucize gerçekleştiriliyor. Bu mucizenin adı “Kurtuluş Savaşımızın zaferle sonuçlanmasıdır”.
Cumhuriyet kurulduğunda, bakanlıklara, meclise okuryazar memur bulunamıyordu. Ankara garında, İstanbul’dan gelecek trenler bekleniyordu. Okuryazar birini bulur da memur yapar mıyız diye. .
Atatürk döneminde yapılan devrimlerle çağ yakalanmış, hata ileri bir duruma gelinmişti. Bazı yasalarımızla, kadın haklarımızla öne bile geçmiştik.
Çağdaş bir Türkiye, Osmanlının külleri üzerine kurulmuştu.
Osmanlının bıraktığı ne bir sanayi kuruluşu, ne de doğru dürüst işleyen sağlık, eğitim, tarım kuruluşları vardı.
Osmanlı batarken borç batağıyla batmıştı. Genç Cumhuriyet daha sonra tüm bu borçları ödemiştir.
Dilimiz, yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılarak kendi özüne dönmüştür. Osmanlı döneminde kullandığımız dilin yüzde otuzu ancak Türkçe idi. Şimdi bu oran yüzde seksenlerde.
Dönemin çok zor şartlarına rağmen çok partili siyasi yaşamı bizzat Atatürk kendisi istemiştir.
O günlerde düşünülmeyen, düşünülmesi bile çok zor olan çağdaş yasalarla, çağdaşlığa ilk adımları attırmıştır Atatürk.
Atatürkçülük bir tabu değildir. Yerinde duran bir olguda değildir. Bir durakta değildir.
Yönü hep ileriye medeniyete, çağdaşlığa, akılcılığa açık bir kapıdır.
Atatürk’e saldırmak insafsızlıktır. Nankörlüktür. Bugün camilerimizde insanlarımız gönül rahatlığıyla ibadetlerini yapıyorlarsa bunu öncelikle Atatürk’e borçludurlar.
Ben bugün bu yazılarla, güzel Türkçemizle bu yazıyı yazıyorsam, Atatürk sayesindedir.
Cumhuriyetimizin temel harcı laikliktir. Laiklik de bu ülkenin sigortasıdır.
Atatürk laiklik ilkesini benimserken, bu ilkenin; ülkemizin birliğine, barışına, çağdaşlığına büyük katkı sağlayacağını çok iyi biliyordu.
Her şeyini bu ulusa adayan, Atamızı bir kez daha saygı ve minnet duygularıyla anıyorum.
Atatürk karşıtlarına da; Atatürk konusunda biraz bilgi sahibi olun diyorum. Atatürk’ü kulaktan dolma bilgilerle, tarikatların bilimsellikten uzak söylemlerinden değil, önyargısız olarak bilimsel eserlerden; en önemlisi de O’nu Söylev’inden öğrenin…
Ve bu vesile ile de bir şiirimi sizlerle paylaşıyorum…
GELME ZAMANI
Haydi, gel artık…
Ger kanatlarını ülkemize
Çat kaşlarını, gericinin yüzüne
Geriye dönük yüzümüzü çevir ileriye
Çağdaş uluslarla tekrar yarıştır bizi
Bir uyku mahmurluğundayız şimdi
Ölü toprağı serpilmiş üzerimize
Kollarımız kanatlarımız zincirlenmiş sanki
Haydi, gel artık...
Sana dün karşı olanlar, yine meydanlarda
Yok etmeye kalkıyorlar izlerini
Yok etmeye çalışıyorlar ulusallığımızı, çağdaşlığımızı…
Bakman yeter
Kaşlarını çatman yeter
Haydi, gel artık
Çok ihtiyacımız var sana
Kanatlandır var olan ruhumuzu
Şahlandır gözlerimizdeki feri
Haydi, gel artık
Çok ihtiyacımız var sana