e onlar "Dünya Kupası’ndan ilk elenenler şampiyonu" olmalarına karşın havaalanlarında karşılanır, televizyon programlarında saatlerce tartışılırlar.
Oysa voleybolcu kızlarımız kazanır, hep kazanır ama bir süre alkışlanır, sonra gündemden sessizce indirilir.
Toplumların buharını almak…
Sorgulama, seyret. İtiraz etme, takım tut. Yurttaş olma, taraftar ol. Çünkü taraftarın öfkesi yönlendirilebilir; yurttaşın sorusu ise tehlikelidir.
Ölüm kalım maçı... Sahada savaşacağız. Rakibi ezeceğiz. Tarih yazacağız.
Bu sporlar tarihsel olarak daha çok okul, salon ve kulüp kültürü içinde gelişmiştir. Futbol kadar geniş bir mahalle, kahvehane, bahis ve taraftarlık ağı oluşturamamıştır.
aşrolde kadınlar bulunmaktadır. Başarılıdır. Kendi ayakları üzerinde durmaktadır. Dünyaya meydan okumaktadır.
açları, giysileri, yaşam biçimleri ya da kişisel tercihleri konuşulduğunda bir anda “ötekiler” yaftasıyla dışlanırlar. Bir başka anlatımla başarıları alkışlanır ama özgüvenli bireysellikleri taşlanır. Madalyaları sevilir ama özgürlük değerlerine sövülür.
Çünkü kadın sporcuların başarısı yalnızca sportif değildir. Bu durum; kadınların güçsüz, korunmaya gereksinim duyan ve erkeğin arkasında durması gereken varlıklar olduğu anlayışını da yerle bir eder.
Tribünleri erkekler doldurur. Yorumcular erkektir. Yöneticiler erkektir. Bağıran, çağıran, küfreden, öfkelenip daha sonra rahatlayan yine erkektir. Bu nedenle futbol yalnızca bir spor dalı değil; erkek egemen kültürün haftalık kutsal ayinidir.
Bu çarkın dönmesi için başarı bile gerekli değildir. Futbolda yenilgi de satılır, kriz de satılır, kavga da satılır. Başarısızlık bile günlerce televizyon programlarında konuşularak kazanca dönüştürülür.
başarının yokluğu bile başarıymış gibi sunulur.
Ayak-topçularımız ise gündem…
Siyasal iktidar futbolu kullanıyor, sermaye futbolu satıyor, erkek egemen kültür ise başarısız erkeği bile başarılı kadından daha görünür ve daha değerli buluyor.
Ve kadınlar "erkek egemen toplumu" eleştirdiğindeyse, erkeklerin canı nedense çok ama çok sıkılıyor.