Bir Kavram: İliberal Demokrasi

Dahası kavram yabancı olsa da uygulaması hiç yabancımız değil.

emokrasi; çoğunluğun iktidar olma hakkı kadar, azınlıkta kalanların da insan, yurttaş ve muhalif olarak yaşama hakkıdır. İşte iliberal demokrasinin liberal demokrasiden ayrıldığı yer de tam burasıdır. Liberal demokraside hukuk, iktidarı sınırlar. Buna karşın iliberal demokraside iktidar, hukuku sınırlar.

Liberal demokraside yargı, yönetenlere gerektiğinde “Dur!” diyebilir. İliberal demokraside ise yargıçların kim olacağına, hangi davanın ne zaman görüleceğine, kimin suçlu bulunup kimin dosyasının unutulacağına siyasal iktidarın gölgesi düşer.

İliberal demokrasilerde hukuk, adalet dağıtan terazi olmaktan çıkar; muhaliflerin başının üzerinde sallandırılan siyasal bir sopaya dönüşür.

Basın vardır ama özgür değildir.

Gazeteler çıkar ama her biri aynı başlıklarla çıkar.

Televizyonlarda tartışma programları yapılır ama tartışılmayacak konular önceden bellidir.

Gazeteciler yazma eylemlerini sürdürürler ama bir süre sonra neyi yazamayacaklarını da öğrenirler.

Bu duruma “otosansür”, başka bir deyişle kişinin kendi kendisini sansürlemesi denilir.

Ne güzel kendiliğinden!

İktidarın hiçbir şey söylemesine gerek kalmadan gazeteci kendi kaleminin bekçisi, televizyoncu kendi dilinin gardiyanı olur.

Çünkü iliberal demokrasi, muhalefeti bütünüyle ortadan kaldırırsa demokrasi görüntüsünü yitireceğini bilir.

Bu nedenle muhalefetin yaşamasına izin verir; iktidara yaklaşmasını ise olabildiğince güçleştirir.

Muhalif siyasetçiler hakkında davalar açılabilir.

Muhalefetin yönettiği yerel yönetimlerin yetkileri yönetsel ya da yargısal yöntemlerle sınırlandırılabilir.

Partilerin gelirleri, toplantıları, mitingleri ve medyada görünürlükleri kısıtlanabilir.

Seçime girmelerine izin verilir ama yarışa aynı çizgiden başlamalarına izin verilmez. “eşit seçim yarışı” olarak tanımlanır.

arti ile lider, daha sonra da lider ile ülke birbirine karışır.

Sonunda lidere yöneltilen her eleştiri; devlete, millete, bayrağa ve dahası vatana saldırı olarak sunulur.

Acaba insanlar neden böyle yönetimlere yönelir?

Korkan, endişelenen, kaygılanan insan güvenlik arar.

Otoriter lider de ona özgürlük değil, güvenlik sözü verir ve “Bana yetki ver, seni koruyayım” der.

kimden koruyacağını kendisi belirler ve sonra düşmanları çoğaltır:

Dış düşmanlar ya da dış mihraklar…

İç düşmanlar ya da iç mihraklar…

Bu geniş “muhalifler” torbasına gerektiğinde gazeteciler, bilim insanları, sanatçılar, sendikacılar, sivil toplum örgütleri; hatta hak arayan kadınlar ve gençler de eklenir.

Kim sesini yükseltirse, güvenliği tehdit edenler arasına adı ve unvanı yazılabilir.

Popülizm de tam burada devreye girer.

Toplum, “gerçek halk” ve “halkın düşmanları” diye ikiye ayrılır.

Kimin gerçek halk olduğuna ise halk değil, iktidar karar verir.

leştirenlerse yabancıların uşağı…

ak arayanlar bozguncu, susmayanlar terörist…

Böylece ülkeyi yönetenlerin başarısızlıkları değil, başarısızlıkları dile getirenler sorun olarak görülür.

Orbán’ın iktidarı 2026 seçimlerinin ardından sona erdi; ancak on altı yıllık yönetimin hukukta, medyada ve devlet kurumlarında bıraktığı izlerin bir seçimle ortadan kalkıp kalkmayacağı ayrı bir tartışma konusu oldu.

Çünkü bir lider seçimle gidebilir ama kurduğu düzen, kurumların içinde varlığını sürdürebilir.

Polonya da özellikle Hukuk ve Adalet Partisi’nin iktidarı döneminde yargının bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve kamu medyasının denetimi nedeniyle bu kavramla birlikte anıldı.

Demokrasiyi bozmak kolay, onarmak zordur.

Çünkü kurumlar bir gecede ele geçirilebilir ama bağımsızlık kültürü bir gecede geri getirilemez.

Demokrasi varmış gibi görünen ama demokratik özgürlükleri taşımayan yönetimleri…

a da belki kavramı anlatmak için uzağa bakmaya gerek olmadığını düşündüler. Elbette ki onların özgür iradesi; bir şey diyemeyiz. Ama kavrama yönelik ilgi ve merak edenler buyursun okusun.


{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }