DEĞİŞEN DEĞERLER VE SONUÇLARI

Bir şeyin önemini, anlamını veya karşılığını belirlemeye yarayan ölçüye "değer" denilmektedir. Günümüzde değer kavramı çok değişti. İnsan davranışları ve yaşam kalıpları zamanla değişebilir. Bu değişimin tedricen olması gerekir. Ancak son 10-15 yılda her şey çok hızlı değişti. Değişimin lokomotifi olan teknoloji ve bu teknolojinin insan davranışlarına yansıması hazırlıksız sonuçlar yarattı. Eskiden bir direnç olurdu ve bu da teknolojik gelişmeleri zamana yayardı. Örneğin TV’nin ülkemizde yaygınlaşma süresinde dini, ahlaki ve diğer gerekçelerle zamana yayılmıştı. Böylece batının yaşam tarzı ile yerel değerlerin ayrışma ve ortak noktaları daha sağlıklı yönetildi.

Oysa günümüzde teknolojik gelişmenin yeni versiyonlarını bekleyen azımsanmayacak bir kitle var. Teknolojinin nimetlerinden yararlanma konusunda herkes hemfikir. Sadece kulvarlar farklı olabiliyor. Bir bakıma teknolojiye teslim olma süreci herkesi rehin almış durumda. Teknolojinin davranış evreninde oluşturduğu " faydanın " insan ilişkilerine sirayet etmesi kısa sürede farklı sonuçlar doğurabiliyor. Bu da toplumun değer yargılarını farklılaştırıyor. Her yaş kendine uygun bir dijital ortam buluyor. Avrupa ortalamasının üstünde bir zaman geçiriyoruz bu mecralarda. Ülkemizde genç ve orta yaşlılar dijital platformlarda daha çok zaman geçirirken 50 yaş üstündekiler televizyondaki dizi ve gündüz kuşağı programlarını izliyor.

Sonuçta toplumun değer yargıları izlenen programların etkisiyle hızlı değişime uğruyor. Bu değişimin ana arterlerinde insan ilişkilerinin farklılaşma izleri yer alıyor. Tutum ve davranışlar; izlenen programlar ve dijital dünyanın absürt kulvarlarında yeniden tanımlanıyor. "Eskidendi o" ifadesi her şeyi yutan bir elemana dönüşüyor. Böylece değişim ve dönüşümün önündeki engeller kalkıyor.

Son zamanlarda gündemde olan aile yapısı, evlenme, boşanma ve nüfus artış hızındaki gerileme gibi olaylar bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Gelinen noktada asimetrik ilişkiler dizisinden ibaret bir tablo ile yüzleşiyoruz. Sebep ve sonuçları irdelemeden çeşitli hükümler vererek ve anlık çözümler üretme kolaycılığına kaçıyoruz. Çözüm üretmekten çok çözümsüzlükleri tartışıyoruz. Oysa konuyu tüm paydaşları ile konuşarak, tartışarak ve yenidünya düzenini de dikkat alarak durumu ele almalıyız. Suçlayıcı ve örseleyici bakış açısıyla konuyu çözemeyiz.

Özellikle ekonomik ve sosyal özgürlüğün sorunları tek başına çözüm üretemediği konusunda hemfikir olmamız gerekiyor. Yalnızlığı özgürlük, sorumsuzluğu rahatlık, mutluluğu kısa vadeli düşünmekten vazgeçmeliyiz. Birlikte yaşamanın, paylaşmanın, empatinin ve ilişki ağlarımızdaki insanların birbirine saygı gösterdiği bir toplum inşa etmeliyiz. Geçmişe saplanmadan ama geleceği de yapay yaşam değerleri üzerinden kurgulamadan bunu yapmalıyız. İstatistikler gerçekten hiç de iç acıcı değil. Nüfus düşüş hızından tutunda boşanma artışları, evliliklerdeki azalış, psikolojik sorunlar, kırılgan bireyler, şiddet artışı, siber akran zorbalığı ve yalnız yaşayan nüfusun yüzde 20' lere dayanması pek hayra alamet değil.

Aile kavramı da artık eskisi gibi bir anlam içermiyor. Evde birlikte yaşayan belli yaş üzerindeki çocukların ev içerisindeki iletişimleri kısıtlı. Çocuklar zamanın çoğunu kendi odalarında, anne- babalar da farklı dijital platformlarda oyalanıyor. İlişkiler sığ ve aile kavramı artık aynı haneyi paylaşan ama farklı kompartımanlarda oturanlar durumuna gelmiş. Çocukların olup bitenden haberi olmadığı gibi ebeveynlerinde çocukların sorunlarından pek haberi yok. Böylece birbirinden izole olmuş, aile gibi görünen ama aynı apart dairede yaşayan insanlar gibi bir manzara var karşımızda. Bireysel özgürlükleri arttıralım derken birçok değeri yok etmiyor muyuz? Bu konuda söyleyeceğiniz her söz yaşam alanını daraltmaya yönelik varsayılacağından çok kişi susmayı tercih ediyor. Ama gelecek bu kadar masum ve suskun görünmüyor.

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }