“Almancılar geliyor.” diye seviniyor esnaf, otelci, tüccar...
Ve aklımıza düşüyor sorular, sorular, sorular...
Kış boyunca üç yüz bin nüfusa bile yeterli hizmet veremeyen Didimli yerel yöneticiler; yaz aylarında nüfusu katlanan Didim’in çözülemeyen sorunlarına acaba nasıl çözüm bulacaklar?
Bir kent yalnızca nüfusuyla mı bir milyon olur?
Yoksa suyuyla, kanalizasyonuyla, arıtma tesisiyle, hastanesiyle, ulaşımıyla, temizliğiyle, güvenliğiyle, yönetim gücüyle de bir milyonluk kent olmak zorunda değil midir?
Didim yaz aylarında bir milyon oluyor belki... Ama bir milyonluk kent olamıyor.
Seçim dönemlerinde hangi partiden olursa olsun, tüm siyasetçiler Didim’de yaşayanlardan oy isterken; seçimlerin ardından seçilmişler, halka hizmet bağlamında var olan sorunları çözmek için ne yapıyorlar?
Halkın yakınmalarının yıllardır aynı başlıklar altında sürüp gitmesi; temel sorunların geçici boyalarla örtüldüğünü, kalıcı biçimde çözülemediğini gösteriyor. Ama boya akıyor, foya ortaya çıkıyor.
Kamera gördüklerinde influencer gibi gülümseyen yerel yöneticiler; halkın yakınmalarını kim dinler, kim önemser diye düşünmüyorlar belli ki...
Nasılsa köprülerden geçilmiş, oylar alınmış, koltuklara oturulmuş. Dolayısıyla seçilmişin, seçenlerle işi yeni seçim dönemine kadar bitmiştir. Seçim öncesinde verilen sözleri kim tutar?
Seçim öncesinde bol keseden dağıtılan sözler; seçim sonrasında suya yazılan yazılar gibi yok hükmündedir.
Halk yeni seçimlere kadar tüm seçilmişlere öfke kusar, yeni bir seçim dönemi geldiğindeyse yeni sözleri, eski sözlerin unutulmuş gölgesinde yeniden dinler, yeniden umutlanır, yeniden sandıklara koşar ama yeniden aldanır ya da aldatılır. İşte bu işleyiş bir kısır döngüdür; yerel siyasette sürer gider.
Ne yazık ki Didim; var olan koşullarıyla ne tarih, ne turizm ne de ikinci bahar kenti olma özelliğiyle uluslararası alanda tanıtılan kent kimliğini koruyamıyor. Çünkü çeşmelerinden akan su içilemiyor. Yaz aylarında denizlere koşanların yıkanabileceği su bile çoğunlukla bulunamıyor.
Henüz fosseptik çukurlarıyla yaşamlarını sürdüren, kentin kanalizasyon sistemine bağlanmamış yapılar var. O çukurlar dolduğunda, temizlenmediğinde, taşma tehlikesi oluşturduğunda; o yapılarda yaşayanların yaşamı da, çevredeki halkın sağlığı da tehdit altında kalıyor. Üstelik bu yalnızca birkaç yapının sorunu değildir.
Didim'de yaşayanlar olarak çok iyi bildiğimiz ve sürekli yakındığımız bu sorunlar nedeniyle kış aylarında üç yüz bin kişiye bile yetersiz altyapısıyla Didim; Bodrum, Çeşme, Marmaris gibi diğer turizm kentlerinin arasına adını nasıl yazdırabilir?
Son günlerde Almancılar geliyor diye esnaf, otelci, tüccar seviniyor. Oysa düşünmüyorlar ki Türk lirasının Euro karşısındaki değer kaybı nedeniyle Didim’in yurtdışında yaşayan yurttaşlar açısından ekonomik olarak çekici konuma gelmesi; tek başına bir turizm başarısı değildir.
Eğer bir kentin çekim gücü; nitelikli hizmetleriyle, temiz çevresiyle, tarihiyle, kültürüyle, sağlık altyapısıyla değil de yalnızca ucuzluğuyla açıklanıyorsa, ortada sürdürülebilir bir turizm politikası yoktur. Ortada yalnızca dövizin sağladığı geçici bir hareketlilik vardır.
Onlar geldiklerinde sokaklar kalabalıklaşır, esnafın yüzü güler, kasalar biraz daha hızlı çalışır.
Onların ardından ise Didim yeniden sessizliğe bürünür.
Çünkü Didim, geleni kentte tutacak yaşam kalitesini oluşturamıyor.
Emekli kenti olma savıyla yapılaşmaya açılan, betonlaşmayla yıpratılan kent; yerli ya da yabancı emekli yerleşiklerini de yavaş yavaş yitiriyor. Çünkü yaşamdan keyif almak, denizin ve güneşin tadını çıkarmak için Didim’e yerleşenler; altyapı sorunlarının yanı sıra sağlık hizmetlerindeki yetersizlik nedeniyle kentten kaçmayı düşünüyorlar.
Üstelik Didim'deki sorunları, yetersizlikleri; tüm siyasal partilerin yöneticileri, yerel temsilcileri, milletvekilleri, belediye yöneticileri bu sorunları biliyorlar. Biliyorlar ama Didim’e donanımlı ve nitelikli bir hastane kazandırılması için gereken ortak iradeyi gösteremiyorlar. Didim'de yaşayanlar sağlık sorunu yaşadığında, Aydın'a, İzmir'e gitmek zorunda kalıyor.
Oysa genç, yaşlı ayrımı yapılmaksızın her insan, her an sağlık sorunuyla karşılaşabilir.
Yaşam kimseye ayrıcalık tanımaz; yaz aylarında Didim’in nüfusu artacak diye coşan esnafın da, otelcinin de, tüccarın da, siyasetçinin de başı sağlık sorunuyla derde girebilir.
Hastalık, insanları oy verdikleri partiye göre ayırmaz.
Kalp krizi, ambulans gelmeden önce parti rozetine bakmaz.
Kazalar, acil servis yetersizliğini görmezden gelmez.
İşte bu nedenle Didim’in sağlık sorunu partiler üstüdür.
Ancak sağlık yalnızca hastane demek de değildir. İçilebilir su sağlıktır. Arıtılmış kanalizasyon sistemi sağlıktır. Temiz deniz demektir. Çöp toplama hizmeti de sağlıktır. Plansız yapılaşmanın önlenmesi sağlıktır. İnsan onuruna yaraşır bir kentte yaşamak sağlıktır.
Didim’de sürdürülebilir turizm koşulları oluşturulmak isteniyorsa; tüm siyasal parti yöneticileri, meslek odaları, esnaf örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve kent halkı bir araya gelmelidir. Didim için oldukça donanımlı bir hastane, içilebilir nitelikte su, yeterli su depolama ve dağıtım sistemi, kanalizasyon altyapısı ve nüfus artışını karşılayabilecek kapasitede biyolojik ve ileri arıtma tesisi istenmelidir. Atık suyun yeterince arıtılmadan denize bırakılmasına izin vermeyen, denetlenebilir ve şeffaf bir altyapı sistemi kurulmalıdır.
Elbette ki bu istekler yalnızca ilçe belediyesine yöneltilecek ve yerine getirilmesi onlardan beklenecek istekler değildir.
Çünkü Didim’in sorunları tek bir kurumun görev alanıyla sınırlı değildir.
İlçe belediyesi imar, temizlik, yerel denetim ve kent düzeni konusunda sorumludur.
Büyükşehir belediyesi su, kanalizasyon ve ulaşım hizmetleri bakımından sorumludur.
Merkezi yönetim ve Sağlık Bakanlığı, hastane ve uzman sağlık hizmetleri bakımından sorumludur.
İlgili bakanlıklar çevre, turizm, altyapı ve yatırım planlaması bakımından sorumludur.
Hiç kimse “Bu bizim görevimiz değil.” diyerek sorumluluğunu bir başka kuruma devredemez.
Çünkü bir kentte sorunlar kurum kurum yaşanmaz.
Musluktan su akmadığında halk, bunun hangi kurumun sorumluluğunda olduğunu düşünmez.
Hastane yetersiz kaldığında hasta, yetki paylaşımını araştırmaz.
Kanalizasyon taştığında koku, belediyeler arasındaki görev ayrımını tanımaz.
Deniz kirlendiğinde balıklar, bürokratik sorumluluk çizelgesini bilmez.
Bu nedenle Didim’de örgütlenmiş olan tüm siyasal partiler bir araya gelmeli, birlikte hareket etmeli, Didim için seslerini yükseltmelidir.
Nasıl ki ülke savunması, ülkenin kalkınması, ülkenin gelişmesi ve çevre sorunlarının önlenmesi partiler üstü konularsa; halk sağlığı da, içilebilir su da, arıtmalı kanalizasyon altyapısı da, insan onuruna yaraşır kentlerde yaşama hakkı da partiler üstü konulardır. Yerel yönetimler, yerel demokrasi ve yerel hizmet konusunda deneyimsiz ya da yetersiz yöneticilerin kişisel becerilerine terk edilemeyecek kadar önemli konulardır.
Kent yönetmek; kurdele kesmek, kamera karşısında gülümsemek, sosyal medyada fotoğraf paylaşmak değildir.
Kent yönetmek; nüfusu öngörmek, kaynakları planlamak, altyapıyı hazırlamak, halkı dinlemek ve seçim öncesinde yemin billah and içilen sözlerin hesabını vermektir.
Didim’deki sorunlar çözülmedikçe; kente gelenler her geçen gün kentten biraz daha uzaklaşacaktır. Yerleşenler kaçmayı düşünecek, turistler yeniden gelmek istemeyecek, emekliler başka kentlere yönelecek, gençler geleceklerini başka yerlerde arayacaktır.
Çünkü kentler yalnızca gelen insanlarla büyümez. Sundukları yaşamla kent olurlar.
Didim yaz aylarında bir milyon olabilir. Ama suyuyla, kanalizasyonuyla, arıtma tesisiyle, hastanesiyle, ulaşımıyla ve yönetim anlayışıyla bir milyonluk kent olamadığı sürece; gelenlerin kalabalığıyla değil, giderek uzaklaşanların olumsuz izlenimleriyle tanınacaktır.