DİRENME HAKKI

2016 yılında yazdığım yazıyı okurlarımla paylaşmak istiyorum. İhlaller hakkı güncelleştirir. Genellikle ihlal ekonomik kopuşlarla başlayıp, siyasi tavır alışlara evirilir. Tepedeki %10’luk kesim, tabandaki %50’lik kesimden 23 kat fazla kazanıyor ise; kopuşların maddi temelleri ortaya çıkmış demektir. Tepedeki kesim servetin %68’ine ve tabandaki %50’lilik kesim servetin %4’ünü alıyor ise, söylenecek bir şey kalmamıştır!
“ İktidar toplumda güçlü olan dar bir grubun tepe noktasını temsil etmektedir. Tepe noktasında yer alanlar özel konumlar hariç toplumun bütününü temsil etmez. Bu nedenle birlik ve beraberlikten söz etmek güçleşir. Varlıktaki beraberliklerle yoksunluktaki beraberlik eşdeğer değildir. Bu durum sorunların kaynağıdır. Ortaya çıkan sorunlar hukukun üstünlüğü temelinde ve demokratik yol ve yöntemlerle çözülmez ise; vatandaşları bir arada tutmak güçleşir. Bu sorunları çözecek olan iktidarlardır.  
         “Yakın Çağ siyasal düşünürlerinden Benjamin Constant’a göre, “Kendi sınırlarını aşan iktidar gayrı meşrudur. İktidarların sınırı ise, kişinin özel ve bağımsız alanının sınırıdır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği, vicdan, düşünce ve inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü ve mülkiyet hakkı iktidarın sınırını oluşturur. Hiçbir iktidar meşruiyetini kaybetmeden bu kutsal hakları ihlal edemez. . Kişi özgürlüğü ve güvenliği, vicdan, düşünce ve inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü ve mülkiyet hakkı iktidarın sınırını oluşturur. Hiçbir iktidar meşruiyetini kaybetmeden bu kutsal hakları ihlal edemez. (Göze, 1986, 250)
Üstteki alıntı önemli noktalara vurgu yapmaktadır: İktidar kendi sınırlarını aştığı an gayrimeşru konuma düşer ki, bu da yaşamla ilgili haklarını savunan insanların direnme hakkını işaret eder.
İktidarların sınırı,  kişinin özel ve bağımsız alanının sınırıdır.
 İktidarların sınır,  kişinin özel ve bağımsız alanının sınırıdır.
3. Kişi özgürlüğü ve güvenliği, vicdan, düşünce ve inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü ve mülkiyet hakkı iktidarın sınırını oluşturur.  
4-Hiçbir iktidar meşruiyetini kaybetmeden bu kutsal hakları ihlal edemez!
“Devletin varlık nedeni de bu doğal hakları güvenceye almaktır. Doğal haklar düşüncesi, aynı zamanda bu hakların devlete karşı da güvencede olmasını öngörmektedir. Çünkü toplumda iktidarı kullanan ve kontrol eden devlet, bu büyük gücü nedeniyle hak ve özgürlükler için bir tehlike oluşturmaktadır. Ancak devletin meşruluk temeli, liberal görüşe ve sosyal sözleşmeye göre, hak ve özgürlükleri güvence altına almaktır. Yani devlet, bir kişinin ya da bir grubun başka bir kişinin özgürlüklerini çiğnemesini engelleyecek; buna ek olarak üstün gücünü, bireyin hak ve özgürlüklerini kısıtlamada kullanmayacaktır.” (Şaylan, 2003, 79; Gülsoy, 2000, 283-287)(tbb dergisi barobirlik.org.tr)
Zulmün olduğu yerde isyan yok ise, orada insan da yoktur(!)
Her toplumda yönetenler ile yönetilenler arasında yazılı ve yazılı olmayan anlaşmalar vardır. Özellikle anayasalar bir toplumsal sözleşmedir. Bu konuda yaşamsal hakları güvenceye alan yasal güvenceler  mevcuttur. Yönetime ilişkin toplum sözleşmesinde yönetenler yetkilerini aştıklarında açık ve örtük sözleşmeler bozulur. Böyle bir durumda yükümlülükler ortadan kalkar ve direnme bir hak olarak gündeme gelir.
Direnme hakkı: “İktidarın, halkı kanun dışı yönetmeye sapması halinde, halkın da buna kanun dışı direnme hakkıdır.(TBB Dergisi.barobirlik.org.tr)
1961 Anayasası başlangıç bölümünde direnme hakkından söz eder. Anayasa ve hukuk dışı davranışların olması hali meşruluğun kaybolduğuna işaret eder.
Yaşama ilişkin temel hakların güvencesi yasalar, kurumlar ve yönetenlerdir. Özellikle yönetenlerin bu güvenceleri yok sayması, temel hakların güvencesi olan direnme hakkını gündeme getirir.
“Denizdeki dalgaları, esen rüzgarları durduramazlar, evden eve, sokaktan sokağa, şehirden şehre enterkonnekte direnişi engelleyemezler. Yaşama hakkı gasp edildiğinde hayatta kalmak için direnmek meşrudur.”( Melih Pekdemir-BİRGÜN)”