Alışıla gelmiş bir söz kalıbıyla çoğumuz “ eğitim şart “ der dururuz…
Öyle ya eğitim nedir… Kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen bir olgu mudur?
Ya da tesviyeden-bir kalıptan- çıkmış insanlar mı yetiştirmektir?
Geleneksel anlamda kuzu gibi olan, büyüklerinin sözünü dinleyen, itaat eden, büyüklerim iyi bilir diyen, sesini çıkarmayan, haksızlığa uğrasa da sabreden, sorgulamayan, geleneksel ve dinsel tabuların esiri olan nesiller mi yetiştirmektir Eğitim…
Dinsel eğitim mi, geleneksel eğitim mi, çağdaş- modern eğitim mi, yoksa tüm bunları içine karma bir eğitim modeli midir?
Örnekler verecek olursak; Afganistan’ın, Japonya’nın, Almanya’nın, Türkiye’nin eğitimi sizce hangi modellerle eşleşiyor?
Eğitim, genellikle öğretim kavramıyla birlikte kullanılarak eğitim- öğretim bileşkesine dönüştürülüyor…Eğitim ve öğretimin çok farklı tanımları olsa da ben şu kısa tanımlamayı daha net bir tanım olarak görüyorum.
Eğitim: Görgülendirme
Öğretim: Bilgilendirme
Tanımlardan da anlaşılacağı gibi bu iki tanım birbirini tamamlıyor ve adına “Eğitim- öğretim” deniliyor… Pratik de Eğitim tek başına kullanıldığı zaman öğretimi de içine alıyor.
***
“Eğitimdir ki bir Milleti ya özgür bağımsız şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.” Atatürk
Eğitim, beşikten mezara kadar uzanan uzun bir süreçtir… Son bilimsel gelişmeler eğitimin ana karnında- rahminde- başladığını da ortaya koyuyor... İnsanoğlunun gelişen, değişen Dünyamızdaki yeniliklere, gelişmelere uyum sağlayabilmeleri için yaşamının her döneminde bir eğitime ihtiyaçları vardır.
Eğitim, Bir ülkenin en önemli işidir. Eğitimimizin temel bir felsefesi olmalıdır ve bu anlayış Partiler üstü ve çağdaş olmalıdır. Ülkemizde gelmiş geçmiş siyasi iktidarlar kendi ideolojilerini, dinsel, mezhepsel ve yaşam anlayışlarını bir program dâhilinde topluma eğitim olarak dayatmaktadırlar... Okullar, özgür düşünceli bireyler mi yoksa köleleştirilmiş bireyler mi yetiştiriyor asıl sorun burada…
Mevcut iktidar, okullardan felsefe dersini nerdeyse kaldırdı. Felsefe öğretmenleri atanmıyor. Felsefe, öğrencilere sorgulamayı, şüphe etmeyi öğretir. Felsefe, düşünmenin önündeki dogmaları, yasakları, dinsel düşünceleri yok sayarak düşünür ve sorgular… İslam ülkelerindeki felsefe düşmanlığının temeli insan aklına güvenmeyen Gazzaliye dayanır… Bu yüzden bu ülkelerde felsefe, dolayısıyla özgür düşünce gelişmemiştir.
***
Okullaşma oranımıza baktığımızda AKP iktidarı İmam- Hatip okullarına daha çok önem veriyor ve öğrencilerin bu okullara yönelmesi için her türlü desteği ve teşviki veriyor. Tüm bunlara rağmen bu okulların kontenjanı dolmuyor. AKP, müfredat programlarındaki değişikliklerle tüm okulları İmam- Hatiplere benzetmeye de çalışıyor. İmam- Hatip mezunlarının istihdamlarını kolaylaştırıcı çalışmalar yapması da bu okullara yönelik ilgiyi artırmaya dayanıyor… Bir ölçüde Osmanlı’yı batıran Medrese eğitimi ülkemizde de tekrar özendiriliyor. Medrese eğitiminin Afganistan’ı ne hale getirdiğini hep beraber görüyoruz. ( Taliban medrese öğrencisi demektir.)
Tüm bunların ışığında eğitim düzeyimizi Dünya ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman sınıfta kaldığımız da açıkça görülüyor… Örneğin Türkiye 38 OECD üyesi ülke arasında 35. sırada yer alıyoruz.
Dünya Ülkeleri eğitimde başarı sıralamasında Singapur, Finlandiya, Hollanda, İsviçre, Belçika, Danimarka, Norveç, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkeler ilk onda yer alırken Türkiye’nin adı ilk yüzde bile yok. PISA 2017 değerlendirmesinde de 72 ülke arasında ancak 50. sıradayız…
Ülkemizdeki eğitim her yönüyle sorunlu… Ezbercilikte iyiyiz ama yaratıcılıkta yoğuz… Her Bakan değişiminde de eğitim yazboz tahtasına çevriliyor…
***
Cumhuriyetin kuruluş döneminin eğitim ruhu; hep birlikte ülkeyi kalkındırmaya, okuryazar olmayan bırakmamaya dayanan bir ruhtu. Öğretmenlere birebir mektup yazan Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, öğretmenleri merdivenlerde karşılayan valiler, kaymakamlar bu eğitim ülküsüne büyük katkı sağlıyorlardı. Aydınlığa ancak bu yolla çıkılabilirdi. Köy Enstitüleri nüfusumuzun yüzde sekseninin yaşadığı köylere bir ışık olarak vurmuştu. Ne yazık ki bu süreç; din bezirgânları, ağalar, patronlar, şeyhler tarafından desteklenen siyasi anlayışlar tarafından yok edildi ve bu ışık toplarının kapılarına kilit vuruldu. Bugünkü geri kalmışlığımızın temel noktası da budur.
***
Mevcut iktidar kendi siyasal ve dünya anlayışını eğitime dayatmaya çalışırken ve sadece sayılar verilerle uğraşırken, kaliteli eğitim anlayışından da git gide uzaklaşıyor. Çağdaş anlamda bir eğitim kalitesine ulaşamadığımız zaten yukarıda belirttiğim gibi sayısal verilerle de ortadadır.
Kadrolu, sözleşmeli, ücretli öğretmen ayrımıyla ve nitelikli okul, niteliksiz okul ayrımıyla eğitimde nereye varabiliriz. Okullarda 18 milyon öğrenciden 15 milyonunun takdir ve teşekkürle ödüllendirildiği sistem sadece öğrenci velilerini kandırmakla kalmıyor, öğrencilerin ruhsal yapısını da bozuyor… Üniversitelerde kontenjanlar boş kalıyor. Öğrenciler bir amaçsızlığa- hedefsizliğe- sürüklenmiş gibidir… Eğitimdeki bu güvensizlik, amaçsızlık, eğitimdeki yozlaşmanın da bir göstergesidir.
Eğitimin tam anlamıyla paralı olduğu, zenginlerin çocuklarını en iyi okullarda okutabildiği bu sistem tam anlamıyla çökmüştür…
Kısacası eğitimimiz hastadır. Bu hastalığı iyi edecek reçeteyi bu iktidar, siyasi ve dünya anlayışı nedeniyle yazamaz…
Okullar açılırken okullarımızda alarm zilleri de çalmaya devam ediyor…