Hizmetkârlık, Kamu Yararı ve Demokratik Meşruiyet…

1. Giriş

Toplumsal yaşamda hiçbir iş ve eylem, halkın onayı alınmadan yaşama geçirilmemelidir. Acil durumlar dışında, partilerin programları ve halkın iradesi temel alınmalıdır. Bu yaklaşım, demokratik meşruiyetin ve kamu yararının sigortasıdır. Parti programı, toplumsal meşruiyetin temelidir. Bir ihtiyaçtan doğan, konuşulan, tartışılan ve çözüm yönteminde uzlaşılan şeyler parti programına girer. Laik ve demokratik bir parti programı, kitleler için yaşam kılavuzudur veya öyle olması gerektiği unutulmamalıdır.

2. Hizmetkâr Kavramı

Tanım: Ücret karşılığı hizmet üreten sanatçı değilse, hizmetkârdır.

Nitelik: Beklenen hizmeti beklentilerin üzerinde gerçekleştiren, milletin değil işinin efendisidir. İşinin efendisi olanlar, onur ve saygınlıkla ödüllendirilir.

Kurumsal Çerçeve: Yasal tanımı ve kurumsal kuralları olan görevlerde hizmet üretenler memur olarak tanımlanır.

Onurlu Hizmet: Seçilen ve atanan hizmet üreticileri, milletin onurlu hizmetkârlarıdır. Bu hizmetlerin karşılığı, halkın ödediği vergilerle karşılanır. Ücret olgusu, adil paylaşımın göstergesi olmalıdır.

3. Hizmetkârın Sorumlulukları

Hizmetkâr, istediğini değil, istenenleri yapmakla yükümlüdür.

Normal koşullarda hizmetin sürekliliği, inisiyatif kullanımını gerektirebilir.

Kamu yararı doğrultusunda ve temel haklara uygun inisiyatif, hizmetkâra saygınlık kazandırır. Bu saygınlık, toplumsal güvenin temelidir. Güven ise, millet olmanın olmazsa olmazlarındandır.

Bu saygınlık, kişiye amir olma şansı tanır.

4. Halk İradesi ve Kamu Yararı

Hiçbir hizmetkâr halka rağmen iş ve eylem yapamaz.

Planlanmış ve halkın rızası alınmış işler, belirlenen biçimde gerçekleştirilir. Görevlendirilenlerde aranan ehliyet, hizmet üretecek olanlarda da aranmalıdır. Erk kullanımında kayırmacılık, bu noktada ortaya çıkabilir.

Halkın parası harcanırken halkın onayı alınmalıdır.

Hiçbir yetkili “Ben böyle istiyorum!” diyemez. Dediği an, demokrasinin katledildiği algılanmalıdır.

5. Sonuç

Hizmetkârlık, bireysel iradenin değil, halkın ortak iradesinin temsilidir. Demokratik toplumlarda hizmetkârın görevi, halkın güvenini ve kamu yararını korumaktır. Kuruluş ilkelerini yaşama geçirme sorumluluğuna sahip olmalıdır. Normal koşullarda tavrını doğadan ve yaşamdan yana koymalıdır.

Hizmetkârlık ve Demokratik Meşruiyet Manifestosu:

1. Halkın Onayı Esastır Hiçbir iş ve eylem, halkın rızası olmadan yaşama geçirilemez. Acil durumlar dışında, partilerin programları ve halkın iradesi temel alınmalıdır.

2. Hizmetkârın Tanımı Hizmetkâr, sanatçı değildir; işinin efendisidir. Beklenen hizmeti beklentilerin üzerinde gerçekleştiren, milletin değil, görev bilincinin temsilcisidir.

3. Kurumsal Çerçeve Yasal tanımı ve kuralları olan görevlerde hizmet üretenler memurdur. Seçilen ve atananlar ise milletin onurlu hizmetkârlarıdır.

4. Sorumluluk ve İnisiyatif Hizmetkâr, istediğini değil, istenenleri yapmakla yükümlüdür. Ancak kamu yararı doğrultusunda ve temel haklara uygun olduğu sürece inisiyatif kullanabilir. Bu, ona saygınlık ve amirlik hakkı kazandırır.

5. Halk İradesi ve Kamu Yararı Hiçbir hizmetkâr halka rağmen iş yapamaz. Halkın parası harcanırken halkın onayı alınmalıdır. Hiçbir yetkili “Ben böyle istiyorum!” diyemez.

“Hizmetkâr, gücün değil, halkın iradesinin taşıyıcısıdır.”

Yaşamsal güvencelerin onu koruması gerekenler tarafından yok sayılması, her koşulda kırılmalara ve kopmalara neden oluyor. Bu toplumsal yarılma acil önlemlerle durdurulmalıdır. Her ne kadar içinde bulunduğumuz koşullar; işsizlik, yoksulluk, pahalılık ve aşırı ayrıştırmalar birlikteliği ve güveni dinamitliyor ise de her kes kendi koşullarının gerektirdiği bir bayram kutlaması yapacaktır. Oysa bizim beklediğimiz, kimsesizlerin kimsesi olmak iddi asında olan cumhuriyetin çağdaş ve demokratik niteliklerinin yaşama geçirilmesi idi(!) Bu nitelikler yok edilirken bayramın sınırları, ayrıcalıklı azınlıklara kadar daralmıştır. Her şeye karşın, saygıdeğer okurlarımın ve tüm Didim halkının bayramını kutluyorum…

...

[İleti kısaltıldı] Tüm iletiyi görüntüle

ferhan ercan <ferhanercan09@hotmail.com>

29 May Cum 18:12 (4 gün önce)

Alıcı: ben

CEHALETİN KÖRLÜĞÜ!...

Temel savlar:

Varlıkta yokluk bir cehalet çıktısıdır!

Üretememe, yaratamama, yönetememe, algılayamama ve tam olarak görememe halidir cehalet. Cehaletin birden fazla kulvarda geliştiğini söyleyebiliriz. Olanakların yetmezliği ile oluşan cehalet ve çıkarları güvenceye almak için üretilen cehalet! Tehlikeli olan, planlanmış olan cehalettir!

Cehalet üretememe halidir ki, bunun adı çözümsüzlüktür ve muhtaçlığı kaçınılmaz kılar. Yokluk, yoksunluk ve yetmezlik çözüm üretemez.

Cehalet, olabilirliklere erişmede mevcut potansiyelin tam olarak kullanılmaması halidir. Potansiyelin üretime ve çözüme yönetilmemesi halidir cehalet! Cehalet yalnızca bilgisizlik değil, aynı zamanda üretimden, yaratımdan ve çözümden kopuşun adı.

1. Giriş

Cehalet, yalnızca bilgisizlik değil; üretememe, yaratamama, yönetememe ve algılayamama halidir.

  • Cehalet, varlıkta yokluk üretir: üretememe, yaratamama, yönetememe, algılayamama.
  • Cehalet genellikle iki biçimde gelişir:
  • Olanakların yetmezliğinden doğan cehalet
  • Çıkarları güvenceye almak için üretilen cehalet Planlanmış cehalet, toplumsal körlüğün en tehlikeli biçimidir, cehalet yalnızca bilgisizlik değil; üretimden, yaratımdan ve çözümden kopuştur.İktidar güç ve olanaklarını toplum yararına olmayacak biçimde kullanabilir(!)

2. Cehalet ve Korku İlişkisi

  • Cehalet, bilinmeyenin karşısında korkuyu besler.
  • Korku, cehaletin doğal sonucu olarak ortaya çıkar: bilinmeyeni algılayamayan, çözüm üretemeyen birey ve toplum korkuya teslim olur.
  • Cehalet, bilinmeyeni algılayamayan bireyde korku üretir.
  • Korku, cehaleti yeniden üretir; böylece bir kısır döngü oluşur.
  • Psikoloji literatürü, cehaletin bilinmeyeni algılayamayan bireyde korku ürettiğini gösterir.
  • Korku, cehaleti yeniden üretir; böylece bir döngü oluşur.
  • Kurt Riezler’in The Social Psychology of Fear makalesi, korkunun bilgi ve cehalet arasındaki gerilimden doğduğunu, toplumsal bağlamda ise “kolektif güvensizlik” olarak işlediğini vurgular.
  • Psikoloji literatürü, cehaletin bilinmeyeni algılayamayan bireyde korku ürettiğini gösterir.
  • Korku, cehaleti yeniden üretir; böylece bir döngü oluşur.
  • Terror Management Theory (TMT), ölüm bilincinin bireylerde korku yarattığını ve bu korkunun kültürel sistemler aracılığıyla yönetildiğini açıklar (Greenberg, Pyszczynski & Solomon, 1986).
  • Bu teoriye göre bilgi ve cesaret, korkunun en güçlü karşıtlarıdır: çünkü ölüm bilincini anlamlandırır ve bireyi özgürleştirir. Yaşamı algılayan ve kavrayan, ölümün gerekliliğini de kavrar. Olması gerekene karşı çıkmanın gereksizliğini içselleştirir.

3. Toplumsal Boyut

  • Planlanmış cehalet, iktidarların en güçlü aracıdır.
  • Korku, cehaletle birleştiğinde toplumsal denetim mekanizmasına dönüşür.
  • “Bilgiye erişemeyen” değil, “bilgiye erişmesi engellenen” toplumlar korku ile yönetilir.
  • Bilgiye erişimin engellenmesi korkuyu besler.
  • Mehmet Akif’in eleştirilerinde cehalet ve tembellik, dini zihniyetin yozlaşmasıyla birleşerek toplumsal atalete yol açar.
  • Korku, cehaletle birleştiğinde toplumsal denetim mekanizmasına dönüşür. Bu mekanizma “rıza” üretme aracına dönüştürülür.
  • Bu durum, bireylerin bilinçli olarak “bilgi kaçınması”na yönelmesiyle birleşir. Christopher Kam’ın çalışması, “iradi cehalet” ile “rasyonel bilgi kaçınması” arasındaki farkı ortaya koyar.
  • Toplum, bilgiye erişemediğinde değil, erişmesi engellendiğinde korku ile yönetilir.

4. Felsefi Boyut

  • Korku, bu kullanılmayan potansiyelin boşluğunu dolduran duygudur.
  • Bilgi, cesaretin; cehalet ise korkunun kaynağıdır.
  • Cehalet, potansiyelin kullanılmaması halidir; korku bu boşluğu doldurur.
  • Korku, en çok cesaretten ve bilgiden korkar: çünkü bilgi, körlüğü dağıtır; cesaret, korkunun zincirini kırar.
  • Cehalet, potansiyelin kullanılmaması halidir; korku bu boşluğu doldurur.
  • Oxford Academic’te yayımlanan bir çalışma, insanların kendi cehaletlerinin sınırlarını kavramakta zorlandığını ve bu sınırın korkuyu beslediğini gösterir.
  • Planlanmış cehalet, iktidarların en güçlü aracıdır: bilgiye erişimin engellenmesi korkuyu besler.
  • Bilgi sosyolojisi (Karl Mannheim), iktidarların bilgi üretimini ve dağıtımını kontrol ederek toplumsal bilinç üzerinde hegemonya kurduğunu vurgular.
  • Bu bağlamda korku, cehaletle birleştiğinde toplumsal denetim mekanizmasına dönüşür.
  • Cehalet, potansiyelin kullanılmaması halidir; korku bu boşluğu doldurur.
  • Bilgi cesaretin, cehalet ise korkunun kaynağıdır.
  • Sartre ve Camus, korkunun özgürlükle ilişkisini tartışır: bilgi ve cesaret, varoluşsal korkuyu aşmanın tek yoludur.
  • Foucault, cehalet ve korkunun iktidar tarafından “biyopolitik” bir araç olarak kullanıldığını gösterir.

5. Çözüm ve Öneriler

  • Eğitim, özgür düşünce ve eleştirel akıl, cehalet-korku döngüsünü kırmanın tek yoludur.
  • Cehaletin körlüğü ancak kolektif bilinçle aşılabilir.
  • Korku, bilgiyle dönüştürülebilir: “Korkunun panzehiri bilgidir.”
  • Kolektif bilinç, planlanmış cehalete karşı en güçlü panzehirdir.
  • Korku, bilgiyle dönüştürülebilir: “Korkunun panzehiri bilgidir.”

Aforistik Kapanış

“Cehalet körlüğün, korku esaretin adıdır; bilgi ise gözümüzü açan, cesaretimizi büyüten ışıktır.”

Korku, cehaletin en güçlü besin kaynağıdır; fakat en çok cesaretten ve bilgiden korkar. Akademik literatür, cehalet ve korkunun bireyleri ve toplumları nasıl körleştirdiğini, iktidarların ise planlı cehaleti bir yönetim aracı olarak kullandığını ortaya koymaktadır. En çok cesaretten ve bilgiden korkan bu duygu, planlanmış cehaletle birleştiğinde iktidarların en güçlü aracı haline gelir.

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }