İÇ CEPHE (III)

Anlatılmak istenen şeyden, anlatan ve dinleyen aynı şeyi anladığı zaman anlaşma zemini kurulmuş olur. Sözcüklere yüklenen anlam aynı olduğunda anlaşma açısından bir sorun yaşanmaz.

Aynı sözcüğe beklenen değil de farklı anlamlar yüklendiğinde, anlaşma mümkün olmayacağı gibi; uzlaşmazlık denen bir sorun ortaya çıkacaktır. Bu gibi hallerin adı sorun çözmek değil, sorun yaratmaktır. Sorunların ve çözümsüzlüklerin var olduğu yapılarda birlik ve beraberlikten söz edilemez. Bu birlik, beraberlik ve güvenin olduğu varsayılan ortamın adı, iç cephedir.

Toplum, farklılıklar temelinde oluşan kümelerden meydana gelir. Farklılıklar, üst birleştirenler çevresinde halkalanır. En tepede devlet ve onu oluşturan, millet olmanın gerekleri vardır. İdealler, inançlar, beklentiler, istemler…Bu doğrultuda, birlikte yaşama iradesinin katılımcıları yer alır. Bu irade milleti ve millet de devleti yapılandırır. Devlet birliktelikler toplamı ve güvencesidir. Bu güvenceler, iç cepheyi oluşturur.

Toplumda yaygın olan yaşama biçimi, inanç ritüelleri ve iş bölümüne dayalı farklı meslek grupları vardır. Bu söylemi ete-kemiğe büründürmek istersek; emekçiler, çalışanlar, emekliler, sermaye yandaşları ve özellikle onların güvenliğini sağlayan oluşumlar olduğunu görürüz. Farklı bir pencereden baktığımızda; Kürtler (Apo sorunu Kürt sorununa indirgenmemelidir), Aleviler, Sünniler, sermaye örgütleri, emek örgütleri ve siyasi partilerin olduğu görülür. İç cephe bu sayılan kesimlerin bir araya gelmesiyle oluşur.

İç cephe dendiği zaman, milli iradeyi benimseyen tüm toplum kesimlerini kapsar. Ülkesini, ulusunu ve bağımsızlığını savunarak; istenir bir geleceği kurma istem ve beklentisi içinde olanların birlikteliği iç cephenin temelini oluşturur. Ortak çıkarlar çevresinde ve birliktelik temelinde oluşturulan özgür iradi katılımlı yapı, ülke çıkarı doğrultusunda ve amaç ortaklığıyla bir araya gelir.

Toplumun her kesimi yürürlükte olan toplumsal sözleşmeye uyar. Bu sözleşme anayasadır. Hiçbir grup, kesim veya kişi anayasanın ve yürürlükteki yasaların üstünde değildir ve olamaz!

Kurumlar devletin omurgasıdır. Kurumların içi boşaltılırsa, devlet boş çuval gibi çöker(!) Bu nedenle kurumlar devletin olmazsa olmazıdır. Bunların ardından uygulamalar gündeme gelir. Güvenlik, eğitim, sağlık bu kapsamdadır. Beslenme, barınma ve korunma, varlık sürdürümünün temelinde yer alır. Bu uygulamalar çağdaşlığın, demokratikliğin ve laikliğin uygulanmasına ilişkin ilke ve yöntemleri belirler. Fırsat eşitliği ve adil paylaşım toplumun temel harcıdır. Birliktelik ve güven bu ortamda; yasal ve kurumsal güvencelerle vücut bulur. Eşitlik talebi yasalar önünde eşitliği ifade eder. Paylaşımda eşitlik talebi yalnız ve ancak tamamen eşitler arasında geçerli olabilir. Normal koşullarda paylaşımı eşit yapmak; mevcut eşitsizliklerin korunması anlamına gelir. Bu nedenle eşit paylaşım değil, eşitleyici paylaşım talep etmek gerekir…

Paylaşım biçimi her koşulda iç cepheyi bozar. Bu konu ile ilgili söylemler sorunlu olunca, birlikteliğin sorunlu olması kaçınılmazdır. Biz derken muhalefeti denkleme dahil etmemek; olması gereken iç cepheye değil, sadece yandaşlara yönelik bir söylem olur. Bir toplumda biz ve ötekiler söylemi var ise, birlik ve beraberlikten söz etmek güçleşir!