KAYIPLARIMIZ!

Kamuya ait olan hak, yetki ve varlıklar kişiselleştirilemez. Özellikle özelleştirmelerde buna dâhildir. Devlet dendiği zaman; özgür iradi katılımcıların, ortak yaşam iradesi ile oluşturdukları bir yapılanmadan söz etmekteyiz. Kuruluş aşamasındaki birebir katılımcılık, örtük olarak sonradan gelenlerinde temel hakkı niteliğindedir. Gözde Bedeloğlu, konuya ilişkin olarak ayrıntılı bir yaklaşım sunmaktadır:
‘Kamu’ dendiğinde her ne kadar aklımıza ilkin devlet ya da devlete ait kurum ve kuruluşlar, görev ve yetkiler gelse de; kamu, bir ülke halkının bütününü, herkesi, bizi, yani halkı tanımlar. Kamu kavramını zihnimizde devlet ile özdeşleştirdiğimizde, kamusal alanı fikir ve deneyim üretilen bir mekan/meydan/merkezden ziyade, devlete ait ve onu yönetenlerin ideolojik kontrol alanı olarak kabul etmiş oluruz. Bu da özgürlüğü kamusal alandan çıkarıp, ‘özel alana’ yani eve sıkıştırmak demek. Oysa demokrasi, milyonlarca insanın birbiriyle temas ettiği kamusal alanlarda tohumlanır, filizlenir, güçlenir ve ancak bu sayede dışardan içeri, kamusal alandan özel alana girer. Kamu biziz, kamuoyu fikrimiz, kamusal alan da düşüncelerimizin biçimlendiği yer. Devlet ise; Rize’de, yaylasını talandan korumak için iş makinaları ve jandarmanın karşısına dikilen Havva Ana’nın söylediği gibi; “Bizim sayemizde devlettir.” Dolayısıyla devlet, kamusal alanın sahibi değil, ancak düzenleyicisi olabilir. Devlet, kamusal alanı ne kadar biçimlendirmeye çalışıyorsa o kadar baskıcı, ne kadar düzenleyicilik görevini üstleniyorsa o kadar özgürlükçüdür. O halde, halkın var ettiği devleti, halk adına yönetenlerin görevi, kararlarını her şeyden önce kamu için almak, adımlarını kamu çıkarı adına atmaktır.(GÖZDE BEDELOĞLU; 13.03.2022-BİRGÜN)
Özgür iradi katılımlı yapı, kurtuluşun ardından gelen ve aynı zamanda kuruluşu gerçekleyen bir yapıdır. Bu yapıda çıkar temelli yaklaşımlar ve toplum genelinden uzaklaşmalar henüz başlamamıştır. Bu nedenle milli iradeden ve onunun kavrayıcı lığından söz etmek olasıdır. Adil paylaşım, milli iradeye saygıyı yansıtan bir duyarlıktır. Bu duyarlık, milletin harcıdır. Duyarlı milletler sorun üretmez; mevcut sorunları toplumsal katılımlarla çözer. Kuruluş süreci, sivil topluma en yakın olan çemberdir. Bu da, toplumsal mutluluğun özü ve milli iradenin ta kendisidir!
Kuruluşu izleyen süreçler, merkezden uzaklaşmayı ve yeni merkezler oluşturmayı gündeme getirir. Bu süreçler sorunsuz olarak; adil paylaşım, demokratik yaklaşım ve hukukun üstünlüğü temelinde, kurumlar eliyle asgariye indirilir.
Tanık olduğumuz darbeler, güçlü toplumsal odakların yeniden paylaşım dayatmalarıdır. Bu sınıfsal hazımsızlık, emekçileri hedef almaktadır. Yakup Kepenek bu süreçleri şöyle değerlendiriyor:
“12’lerin faşizmi bu ülkeyi çölleştirdi; çok sayıda yazar, düşünür, müzisyen, bilim insanı, araştırmacı ve uzman işlerinden kovuldu ve pek çoğu bu ülkeyi terk etti.

Toplum bir bütün olarak beynine büyük darbe aldı; iyice sersemledi. Daha özelde üniversite çöktü; ülke ekonomisi büyük bir nitelikli işgücü kaybına uğradı. Bununla da kalınmadı, eğitimin her basamağının bilimsellikten uzaklaştırılması uygulaması başladı; niteliğin kaynağına da büyük zararlar verildi.

Niteliklilerin ülkeyi terk ettiği, niteliksizlerin güçlendikçe güçlendiği, uzun alacakaranlıklarla dolu bir dönem başladı. Hemen hiçbirine açıklık kazandırılmayan, yer yer devlet-mafya bağlantılı, karanlık kitlesel ve bireysel katliamlar biri birini izledi. Bugünlere böyle gelindi.(Yakup Kepenek. BİRGÜN, 13 MART 2022)”
Son yirmi yıllık süreçte kayıplarımız azımsanacak gibi değildir. Eğitim gitti, sağlık gitti, güvenlik gitti. Fabrikalarımız, topraklarımız, limanlarımız, iletişim ve enerji kaynaklarımız gitti. Ürettiğimiz sürece, kendi kendimize yetmemizi sağlayan ürünlerin üretilmesi de engellendi(!) Bütün bunlar yetmiyormuş gibi; nitelikli beyinler ülkeyi terk etmeye başladı. İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında Almanya ve Japonya yerle bir edilmişti. Ancak, eğitimli kadrolar en kısa süre içinde ülkelerini yeniden ayağa kaldırdılar. Şimdi bu nitelikli işgücü ülkeyi terk ederken, ülkemizin geleceği de bizi terk ediyor!