KIŞ YANGINLARI…

Acımız sadece büyük değil, çok büyük! Ulusumuzun başı sağ olsun. Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifa ve yakınlarına sabır diliyorum.
Algılayanlar için acı mesafe tanımaz ki; yüreğimizin bir yarısı, acıyı yaşayanlarladır!
Büyük bir alanda çok büyük bir yıkım oldu. Gerçekte yıkılan yaşam algısıdır, bilimsellikten uzak olan zihniyettir. Öldüren deprem veya bina değil; bilimsellikten uzak çözümler (çözümsüzlükler) ve ihmallerdir.


DUYUN BİZİ.
Gözyaşı kattılar acılarımıza,
Baharı sönmüş canların çığlıklarıyla.
Yoklukları bıraktılar çaresizlere;
Yanan canların ateşi tenimizde!
Ve canımız çok yanıyor, bilinsin istedim!


Doğa olayları doğanın ve dolayısıyla yaşamın kaçınılmazlarıdır. İnsanlar açısından önemli olan; olası hallere karşı önceden gerekli önlemleri alabilmektir. Önlem bilgi ve öngörü ile olur. Sorunlara bilimsel olarak yaklaşmayanların gerçekçi ve tutarlı çözümleri olamaz. Bunun en tipik örneklerinden biri Japonya’dır. Sürekli deprem olur ama fazlaca bir can kaybı olmaz. Aynı şeyi Güney Amerika’da görüyoruz. Kıta’nın omurgasını oluşturan Ant Dağlarında 8 şiddetinde deprem 14 dakika sürüyor ve can kaybı sıfır (0).
Televizyonun karşısında acı ile, hüzünle ve kahrolarak bize sunulan görüntüleri izliyoruz. Muhabirler depremden kurtulmuş olanlara mikrofon uzatıyorlar; her konuşma hançer gibi saplanıyor yüreğimize. Elbistanlı bir kadının yardım çağrılarını duyunca gözlerim yaşardı (Halk Tv) Prof. Dr. Ahmet Övgün Ercan Hocanın gözyaşlarını sildiğini gördüm, duygudaşlığım yeniden tetiklendi.
Afetler önce yoksulları vurur. Zenginler genellikle afet bölgelerinin uzağındadır. O nedenle afetlerden zarar görme olasılıkları düşüktür. Orta sınıfın afet riski zenginlerden çok, yoksullardan azdır. Ülkemizdeki koşulların gereği olarak, orta sınıf sürekli olarak kan kaybetmektedir. “Orta sınıf depremi” diye bir kavram duydum. Benim birader (Prof. Dr. Fuat Ercan), bu saptamayı Van depremi sonrası yapılan bir sunumda kullanmış. Yerinde bir saptama gibi geliyor bana. Zenginin evini deprem bile yıkamaz; yoksulların zaten evi yok. En yaygın konut sahipliği zenginlerden sonra orta kesimdedir. Bu nedenle yıkılan evlerin büyük çoğunluğu orta kesimin.
Sosyal medyadan okudum: Deprem sonrası kurtulanlar bir ateşin çevresinde oturmaktadırlar. Onlardan birinin iç sesi şöyle yansıtılıyor; “Ev sahibim kirayı artırmak istiyordu. Ben istediği miktarı ödeyemeyeceğimi söyleyince, beni evden çıkartmak istedi. İkimizin de oturduğu ev yıkıldı, şimdi aynı ateşte ısınıyoruz(!)
Kayıplarımızın acısı düğümlendi yüreğimizde!
Deprem, kış, soğuk, önlem sizlik ve yetmezlikler...
Millet olmanın ve insan olmanın tam zamanı şimdi.
Duygudaşlıkla acıyı paylaşıp, yaraları sarmanın zamanı!

Bu koşullarda birlik-beraberlik ve dayanışma, insan olmanın ve bir ulusun bireyi olmanın gereğidir.