Kıyametin Sınıfsallığı

sözün anlattığı siyasal gerçek üzerinde düşünmeye değerdir.

Egemenlik; tohumla, suyla, patentle, veriyle, algoritmayla, ilaçla, gıdayla, ekranla ve kumaşla da kurulur.

Evet, kumaşla da...

Üstelik bu sentetik düzen bir de çevrecilik söylemiyle pazarlanmaktadır.

Elbette geri dönüştürülmüş polyester, yeni plastik üretimini bir ölçüde azaltabilir. Ama plastik atığını ortadan kaldırmaz; yalnızca başka bir kullanım biçimine taşır. Üstelik aşırı üretim, hızlı moda ve mikroplastik sorununu da kendiliğinden çözmez.

Önce içecek şişesi olur; sonra tişört...

Dün atık olan plastik, bugün çevreci etiketlerle yeniden pazara sürülür.

Oysa o kumaş yıkandıkça mikroplastik lifler salabilir. İnsan teni soluk aldırmayan sentetiklerle kaplanır. Deri, beden ve giysi doğadan koparılırken yoksulun payına petrol türevi, plastik kökenli, ucuz ve seri üretim kumaşlar düşer. Buna da utanmadan “yeşil moda” adı verilir. İşte böyle varsıllar doğala ulaşırken yoksullar plastiğe yönlendirilir.

Varsılın giysisi keten, ipek, yün; yoksulun giysisi polyester olur.

Bir yanda temiz hava; diğer yanda egzoz ve duman. Bir yanda organik besin; diğer yanda ucuz endüstriyel kalori. Bir yanda doğal kumaş; diğer yanda plastikten dokunmuş yoksulluk. kısaca bir yanda doğal yaşam, diğer yanda naylon yaşama tutsaklık...

Dolayısıyla çevrecilik yalnızca ağaç dikmekle, naylon torba kullanımını azaltmakla ya da geri dönüşüm kutusu koymakla açıklanamaz. Çevrecilik sınıf gerçeğini görmüyorsa; sorunun nedenlerine değil yalnızca görüntüsüne dokunan yüzeysel bir uygulamaya dönüşür. Kimi an da yeşil aklamanın, göz boyamanın ve insanları kandırmanın aracına çevrilir.

Çünkü varsıllar doğayı tüketip sonra doğallığı satın alırken; yoksullar hem kirletilmiş dünyada yaşamakta hem de o kirlenmenin ucuz ürünlerini kullanmak zorunda bırakılmaktadır.

Onu ucuz işgücü, ucuz tüketici, ucuz asker ve ucuz pazar unsuru olarak değerlendirir. Ona sağlıklı besin, temiz çevre, doğal kumaş, güvenli konut, nitelikli eğitim ve sağlıklı bir gelecek çok görülür.

Ona verilen; ucuz kalori, ucuz kumaş, ucuz konut, ucuz umut ve ucuz yaşamdır. Üstelik ucuz olan ne varsa üzeri parlak sözlerle örtülür:

Sürdürülebilirlik. Geri dönüşüm. Yeşil ekonomi. Küresel güvenlik. Serbest piyasa. Demokrasi. İnsan hakları. Kalkınma.

Ne yazık ki çoğunlukla bu sözlerin arkasında başka bir gerçek vardır: Varsılların kirlettiği dünyada yoksulların kirlenmiş, bozulmuş ve insan onuruna yakışmayan bir düzende yaşamak zorunda bırakılması...

İşte bu nedenle çağımızda kıyamet bile sınıfsaldır ne yazık ki...

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }